Reklam
Reklam
Reklam

İTTİHATÇILARIN TİYNİYETİ VE TALAT PAŞA MUHABBETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Büyük Meydan Larousse Onu şöyle anlatıyor:

(1874-Edirne-1921 Berlin)

Edirne Askeri Rüştiyesinden ayrıldı. Posta dağıtıcılığına başladı. Gizli faaliyetleri nedeniyle Selanik'e sürgüne yolandı. 1906'da Osmanlı Hürriyet Cemiyetini oluşturdu, daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı. Selanik'te mason locasına katıldı.  (İdadi lise okumadığı halde) Selanik hukuk mektebinde okumaya başladı ve yine yarım bıraktı. Bu arada özel bir (Yahudi) okuluna müdürlük yaptı. İttihat ve Terakinin İstanbul şubelerini açtı. Meşrutiyetin ilanı üzerine, Edirne mebusu olarak meclise yollandı ve Meclis Başkan vekilliğine atandı. "Meşriki Azami Osmani" adıyla kurulan Türkiye mason locasının ilk üstadı azamı yapıldı. Türkiye'nin 1. dünya savaşına girmesinde ve Osmanlı devletinin paramparça edilmesinde baş rol oynadı.

 

Savaşın kaybedildiğini anlayınca, Mondros Mütarekesinin ardından bir Alman denizaltısıyla Almanya'ya kaçtı."[1]

Meydan Larousse ise Talat'ı şöyle anlatıyor:

"Edirne posta telgraf idaresine kâtipliğe başladı. Alyans İsrail mektebinde Türkçe öğretmenliği yaptı. (Demek ki İbraniceyi çok iyi bilen bir insandı. Yani, Yahudi kökenli bir sabataist olmalıydı)...

...En büyük eksikliği kültür ve eğitiminin yetersiz olması, dünya görüşünün darlığı ve tecrübe noksanlığıdır. Türkiye'yi sürüklediği savaş kaybedilince Almanya'ya kaçmıştır"[2]

Şimdi mason ve sabataist Talat Paşa hayranlarına soralım:

  • 1- Sultan Vahdettin ülkeyi terk edince hain oluyor da, asıl suçlu ve sorumlu olan Talat, yurt dışına kaçınca nasıl ve niçin kahraman yapılmaktadır?
  • 2- Lenin denen, masum milyonların katili ve Rus devriminin gizli lideri Yahudi Trockinin fedaisi bir insanın Talat'ı övmesi onun için bir şeref mi sayılmalıdır, yoksa hakkındaki şaibe ve şüpheleri mi artırmaktadır? İslam dünyasının ve Ortadoğu coğrafyasının çıbanbaşı ver baş belası İsrail'i ilk tanıyan ülkenin komünist Rusya olması, Lenin devriminin ayarını ve amacını ortaya koymaktadır.

           İşte Rus Devriminin gizli liderleri

           Troçki, Stockholm'de banker Yahudi Olef Aschberg'in kızı ile evlenmişti. Avrupa'daki multimilyoner Yahudilerle, Rusya'daki proleter mason ve Yahudiler arasında ilişki Troçki'nin faaliyetleriyle sağlandı. 1917 ylı Ekim'inde Rusya'da, Bolşevik ihtilali gerçekleşti. İhtilalin önemli şahsiyetleri şunlardı:

Mücadele Adları

Lenine

Braum

Troçki

Steckloff

Martoff

Zinovieff

Kameneff

Souchanoff

Sagerski

Bogdanoff

Uritzky

Larin

Kamkovv

Ganetzky

Dan

Meschkovvsky

Parvus

Riasanovv

Martinovv

Chernomorsky

Zolnzevv

Piatnisky

Abramovich

Zvesdin

Maklakovvsky

Lapinsky

Babrow

Axelord

Garin

Glasounow

İoffe

Gerçek Adları

Ulianow

Braum

Bronstein

Nachamkes

Zederbaum

Apfelbaum

Rosenfeld

Gimel

Krochmal

Silbersteîn

Radomislsky

Lurie

Katz

Furstenberg

Gourevitch

Goldberg

Helpfand

Goldenbach

Zibar

Chernomordik

Bleichlann

Zivin

Rein

Voinstein

Resenblum

Lovenschein

Natansohn

Orthodox

Garfeld

Schultze

İoffe

Milliyeti

Rus

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Yahudi

Lenin'in propaganda için yayınladığı gazetenin ismi TAN'dır. (Zarya)[3]

3- Hem Aydınlık'ta 19 Şubat 2006 sayısında: "Mustafa Kemal'in Enver Paşa ve amcası Halil Paşa'nın Anadolu'ya geme teşebbüslerini engellediğini biliyoruz" itirafında bulunup, hem de: "Atatürk Talat Paşa'ya, hiçbir zaman "Anadolu'ya gelme dememiştir" iddiasını ortaya atmak ne derece tutarlı bir mantıktır?

4- Talat ve taifesinin cenazelerini, niye Atatürk'ün döneminde değil d, O'nun ölümünden beş sene sonra, sabataist cuntanın ve ittihatcı kalıntıların kuklası İsmet İnönü diktatörlüğünde yurda getirilmesi, size neyi anlatmaktadır?

5- Komünizm uzmanı Yahudi yazar Françios Fejtö'nün: "Böylece komünizm, ilmi diyalektik bir kisve altında, aslında Yahudilerin eski ideolojilerini, yani dünyevi kurtuluş fikrini ihya etmekten başka bir şey değildir" sözleri bile, sizi gaflet uykusundan uyandırmayacak mıdır?[4]

6- Türkiye Yahudi Tarihi mütehassısı, meşhur ittihatçı, Türkçü, Kemalist, eski CHP Milletvekili ve Siyonist Yahudi Profesörü Avram GALANTİ'nin:

"Mustafa Kemal'e Türklerin peygamberi" lakabı verilmiştir. Bu çok özel bir tabirdir ve bunu hak etmiştir"

Çünkü Marks ve Lenin'de komünizmin peygamberleridir.

Mustafa Kemal, peygamberlik sahasında Musa'ya benzemektedir. Musa ilahi peygamber olmakla beraber, hem de sosyalist ve komünisttir. Musa Ahiretten, cennet ve cehennemden bahsetmedi. Ahdi Atik'te (Tanah'ta) asla ahiret kelimesine yer verilmemiştir. Musa'nın da Mustafa Kemal'in de bütün amaçları dünyevidir"[5]

7- Bu sapık ve saçma iddialar, yoksa sizin de mi inancınızdır?

Sabataist A.Emin Yalman'ın yetiştirmesi, İktisat Profesörü olan ve Yahudi güdümlü Dünya Devleti (küreselleşme) için çalışan ROMA KLÜBÜ'nün Türkiye temsilciliğini yapan Kemal Tosun'un -ki önsözünü yine sabataist olan A.Adnan Adıvar yazmıştır - yazdığı şu çarpıcı gerçekler, ittihatçıların Türkçülük perdesi altında hangi Siyonist amaçlara hizmet ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır:

"Meşhur Türk mütefekkiri, mason birader Ziya Gökalp'in otuz kırk sene önce söylediği:

"Her devletin istiklal ve hâkimiyetinden bir kısmını terk etmesi ve bir cihan devletinin tabiiyeti altına girmeyi kabullenmesi lazımdır. Böyle bir teşkilatın, uzak veya yakın bir yarında mutlaka vücuda geleceğine imanım vardır. İstikbale (geleceğe) ait bu büyük mefkûreye (ideale) ruhen raptı kalp edelim (kalben inanıp bu uğurda çalışalım)"[6]

Yani, Ziya Gökalp sonuç olarak bugünkü AB'ye ve ABD'nin küreselleşme projesine ta o zamandan fikren hazırlık yapmaktadır. Demek ki, ittihatçıların ve Jön Türk bozuntularının asıl hedefi; Türk Milliyetçiliği kılıfı altında İslami temelleri yıkmak ve Büyük İsrail hedefine zemin hazırlamaktır.

8- Dünyanın sayılı Yahudi tarihçilerinden Prof. Cecil ROTH, "Yahudi Kavminin Tarihi" kitabında:

"Orta Avrupa Yahudileri, başta Fransız Devrimi, 19. asır ihtilalci hareketlerini canu gönülden desteklediler.

Çünkü bu ihtilaller, Baltık'tan Akdeniz'e, Tuna'dan Pirene'lere bütün memleketlerde ve özellikle Osmanlı ülkesinde, mutlakıyet idarelerinin yıkılmasını ve meşrutiyetlerin kurulmasını netice verdiler. Meşrutiyetler ise gizli ve açık Yahudilerin tam hürriyete kavuşmalarına, siyasette, ekonomide ve sosyal faaliyetlerde daha etkili ve yetkili olmalarına yol açmıştır ki, bu oldukça önemli bir gelişmedir ve zaten Yahudiler de bu neticeleri ümit ve arzu etmişlerdir"[7] diyerek, bizdeki Tanzimat ve ittihat hareketlerinin perde arkasındaki Yahudi sabataistlerin şeytani amaçlarını açığa vurmaktadır.

Ancak ne var ki, Mustafa Kemal bütün bu şeytan şebekesinin hem gücünden yararlanmış, hem de onları saf dışı etmeyi başarmıştır. Ama maalesef bunu hayatıyla ödemiştir. Ey Talat ve ittihat hayranları, yoksa Yahudi Profesörler Yahudileri sizden az mı tanımaktadır?

9- İkide bir, "örnek bir Müslüman ve gerçek bir devrimci" diye bahsedilen meşhur ve mel'un Şeyh Bedreddin de bir dönmedir. Onun sağ kolu ise İsrail adlı bir Yahudinin oğlu iken güya din değiştirip Torlak Kemal adını almış, ama asıl adı Samuel olan bir haindir. Klasik Kabala öğretisinden esinlenerek, marksizme çok benzeyen karışık fikirler ortaya atan Şeyh Bedreddin, Torlak Kemal'i kışkırtarak Osmanlı'ya isyana kalkışmış ve yüzlerce Yahudi de bu isyana katılmıştır. Sonunda isyan bastırılmış hem Şeyh Bedreddin, hem de Torlak Kemal asılmıştır"[8]

Hep bu Yahudi dönmelerini ve hıyanet şebekelerini kendimize örnek almanız, acaba bir ruh hastalığı mıdır, yoksa kasıtlı bir Yahudi hayranlığı mıdır?

10- Hem kitaplarında, özellikle ve isim vererek "Türklerin çok bayağı ve aşağı bir kavim olduklarını, bu nedenle ya uysallaştırılmaları veya dünyadan uzaklaştırılmaları gerektiğini" isteyen Darvin Yahudisinin "İnsanların Allah tarafından yaratılmayıp, maymundan türedikleri" safsatasına inanmak, yani itikadi noktada Darwin'ci olmak, hem de Darvin'in düşman olduğu Türkleri savunmak ve Türk ulusalcılığı yapmak, sizce bir tezat değil midir? Darwin'nin fikir çırakları Marks'ın ve Lenin'in hayranı olmak ve Lenin katilinin övgü dizdiği ama Mustafa Kemal'in Türkiye'ye ve Kurtuluş Mücadelesine katılmaya bile izin vermediği Talat, Enver Cemal sabataistlerini kahramanlaştırıp, kendinize manevi rehber yapmak, ne denli akılcı ve tutarlı bir yaklaşımdır?

Hem bu masonluğun; kökü dışarıda hıyanet odakları gibi çalıştıklarını ve Atatürk'ün mason localarını kapattığını, yoksa bile bile mi baş mason Talat'a sahip çıkılmaktadır?

Mehmet Talat (Paşa)nın sinsi serüveni:

İttihadçıların çalışmalarını daha çok Selanik şehrine kaydırdıkları bir devrede Avrupa'nın ünlü masonlarıyla Selanik'deki dönmeler ittihadçılara yardımcı olmuş, bu el ve gönül birliğiyle Mason faaliyeti etrafa pek çabuk dal-budak salmıştır!.. Öyle ki şüpheli halleri dolayısıyla vazifesinden azledilen ve Anadolu'da bir mahalle sürülmesine irade sadır olan Talat Bey, dayandığı mason teşkilatından kuvvet alarak hemen Müfettiş-i Umumi Hüseyin Hilmi Paşa'ya koşmuş ve korkunç bir cür'etle şunları rahatlıkla söyleyebilmiştir:

"Azlime ve teb'idime (sürgünüme) dair bir irade sadır olduğunu haber aldım. Azlime birşey demem, hükümet bir memuru istihdam edip etmemekte muhtardır. Ancak, teb'idime (sürülmeme) teşebbüs olunduğu takdirde bu, hem benim şahsım, hem sizin için iyi bir netice vermeyecektir."

Hüseyin Hilmi Paşa, Talat Bey'i böylesine cesur kılan gizli kuvvetten elbette haberdardır. Nitekim, kendisini teskin ile, teb'idine mani olmağa çalışacağını vaad etmiş ve bilahare bu va'dini yerine getirmiştir!..

Talat Bey bu olaydan sonra serbesttir ve işsizdir. Fakat dünya umurunda değildir!... Zira o, güçlü bir teşkilata yani mason localarına sırtını dayamış ve onların himayesine mazhar olmuştur!... Nitekim, mason biraderleri, bu işsiz adamın hemen elinden tutmuş ve bir başka mason, ikinci iş olarak elinde bulundurduğu hususi bir mektepteki vazifesinden istifa ile, buraya Talat Bey'in tayinini te'min etmiştir!..[9]

Masonlarla böylesine haşrü neşr olan ve Sultan ikinci Abdülhamid Han'ın hallini müteakip, kordon ve önlüklerini takıp Selanik sokaklarında masonlarla müşterek bir geçit resmi tertipleyen ittihatçılar arasında Talat Paşa'nın birdenbire parlaması ve masonlukda otuz üçüncü dereceyi alabilmesi, 1908 Meşrutiyetinden sonradır!.. Müslüman-Türk'ün değil, Müslüman-Türk'e düşman şer kuvvetlerin zaferi sayılan İkinci Meşrutiyet hareketinden sonra Mıgırdıç Tokatıyan adlı bir masonun sağladığı imkânlarla Tokatlıyan Oteli'nin müdüriyet kısmında: 20 Ağustos 1908 günü toplanan masonlar, o gün "Osmanlı Yüksek Şurası"nı kurmuşlar ve mason Talat'ı "Umumi Büyük Müfettiş" yapıvermişlerdir! O günkü toplantıyı Prof. Dr. Hakkı Şinasi Paşa şöyle anlatıyor:

"Toplananlar vakıa çok kalabalık değildi, hatırımda kaldığına göre seksen kişi kadardık. Fakat birbirimize hayretle bakıyorduk... Kimler yoktu ki! Askerler, siviller, hatta sarıklı hocolar!.. Mesela, bu hocalar içinde daha sonra Şeyhülislamlık gibi en büyük dini mevkie yükselmiş olan, daha sonra da Ayan azalığı yapan Musa Kazım Efendi vardı. Askerler arasında Kolordu Kumandanlarından Faik Paşa, daha sonra Bahriye Nazırı ve Dördüncü Ordu Kumandanı: Cemal Paşa, siviller arasında: Talat Paşa, Maliye Nazırı: Cavid Bey, Hariciye Nazırı Ahnmed Nesimi Bey, Dr. Nazım, Dr. Bahaddin Şakir gibi en tanınmış ittihatçılar bulunuyordu. Fakat ekseriyeti. Türk ve Müslüman olmayan Osmanlı tabiiyetindeki şahsiyetlerle Osmanlı tabiiyeti altında olmayan ecnebiler teşkil ediyordu. Bunların çoğu, Bizansivo Rizortia, La Türki, Ser gibi doğrudan doğruya hariçteki Localara bağlı mahfillere mensup kimseler idiler."

Görüldüğü gibi, Tokatlıyan Oteli'ndeki bu toplantıya içerdeki ve dışarıdaki ünlü masonların cümlesi katılmış ve «Osmanlı» adı verilmekten utanılmayan o "Yüksek Şura", işte bu Müslüman - Türk düşmanlarının talimatı dahilinde kurulmuştur!.. O tarihde yurdumuzda otuz üç dereceli yirmi bir mason vardır ve bunların ekserisi İttihat ve Terakki'ye dahildir!.. Sayalım bu koca masonları: Talat Paşa, Maliye Nazırı Cavid, Midhat Şükrü (Bleda) filozof ve şair Rıza Tevfik, Meclis-i Meb'usan'dan: Emanuel Karaso, Nesim Mazelyah (ikisi de Yahudi), Ayan'dan Mehmed Galip, Sigartacı David Kohen, (Yahudi) hakim Fuad Hulüsi (Demirelli), Rahmi (İzmir Valisi), Hüseyin Cahid (Yalçın), Avukat Osman Adil, Meclis-i Meb'usan Başkatibi Asım, Jandarma Umum Kumandanı Galip Paşa, tüccar Saim Kibar, tüccar Katipzade Sabri, Avukat Osman Talöt, Doktor Miralay Mehmed Ali Baba, Fırka Kumandanı Faik Süleyman Paşa ve tüccar Mişel Noradunyan(Yahudi).

Kuruluşuna yukarıda temas ettiğimiz "Osmanlı Yüksek Şürası"nın teşekkülünden dört ay kadar sonra, Türkiye'deki bütün masonlara ve localara Fransızca bir sirküler gönderilmiş ve "Türkiye Büyük Maşrıkı"nın kurulmasıyla ilgili çalışmalar hızlandırılmıştır. Bu arada İtalya, İspanya ve Fransa localarını temsilen on dört masonun iştirakiyle Galata'da Noradokyan Hanı'nda bir ön toplantı yapılmış ve "Türkiye Büyük Maşrıkı"nın 1 Ağustos 1909 Pazar günü kurulması kararlaştırılmıştır!..

O gün Beyoğlu'nda Hocapulos Hanı'nda akdolunan toplantıya, Türkiye'de resmen kurulmuş olan "Vatan", "Muhibban-ı Hürriyet", "Şafak", "Resne",. "Vefa", "Terakki ve İttihat Hakiki Muhibleri" ve "Uhuvvet-i Osmaniyye" localarından ikişer mason iştirak etmiş ve gizli oyla yapılan seçim sonunda "Büyük Maşrık" şu şekilde teşkil edilmiştir: Ustad-ı A'zam Talat Paşa, Büyük Üstad Muavini: Galip Paşa (Jandarma Umum Kumandanı), Birinci Büyük Nazır: Dr. Miralay Mehmed Ali Baba, Birinci Büyük Nazır Muavini: Edvard dö Nari, İkinci Büyük Nazır: Eczacı Osman Fehmi (İttihatçıların geyikli kahramanı Resneli Niyazi'nin kardeşi), İkinci Büyük Nazır Muavini: Nadra Mutran, Büyük Hatip: Dr. Rıza Tevfik, Büyük Hatip Muavini: Mişel Noradunyan, Büyük Katip: Avukat Osman Talat, Büyük Katip Muavinleri: Solon Kazanova, Fevzi Menahem, Errera Darlo, Büyük Haznedar: Saim Kibar, Büyük Haznedar Muavini: Dr, İlyas Madyono, Büyük İdare Memuru: Dr. Jak Suhumi...

Görüldüğü gibi, "Büyük Maşrık"da devrin mühim masonları hep yer almış, ayrıca muavinliklerin tamamı gayri-müslim ve gayri-Türk unsurlara verilerek Türk Masonları(!) kontrol altına alınmış ve Üstad-ı A'zam seçilen Talat Paşa o gün, şu şekilde yemin etmiştir:

"Kadim ve makbul İskoç Riti'nin esas nizam ve kanunlarına riayet edeceğim. Bütün Osmanlı Masonlarının da bu riayetini temin edeceğim. Şüray-ı Alimizle, iskoç ittihadına dahil Şuray-ı alilerce tanınmış olan Mason teşkilatından başka teşkilatla münasebette bulunulmamasını temin edeceğim. Bu yeminin sadece kendim için değil, bütün Osmanlı Masonlarının sadakatle merbut olmasını bütün mevcudiyetimle çalışacağım." Yani Talat kökü dışarıda, çok gizli ve kirli bir hıyanet merkezi olan masonların başıdır ve dış güçlerin maşasıdır.

Böylece, Türkiye'de masonluk resmen tescil edilmiş ve masonların çalışmalarıyla alakalı konkordato o günkü toplantıda kabul edilip imzalanarak 1931 yılına kadar devam edegelmiştir.[10]

İttihatçılar Bekirağa Bölüğünde!..

Birinci Cihan Savaşı'nın kaderinin belli olduğu günlerde istifa eden - daha doğru tabiriyle istifaya zorlanan - Talat Paşa'dan sonra iş başına gelen Ahmed İzzed Paşa hükümetinin ilk icraatı, bir mütareke akdine teşebbüs etmek olmuş ve 30 Ekim 1918 Çarşamba günü meşhur "Mondros Mütarekesi" imzalanmıştır!.. Limni adasının Mondros limanında bulunan Agamemnon adlı İngiliz zırhlısında imzalanan bu müdhiş vesika, bir mütarekname değil, bir teslimnamedir ve o tarihe kadar imzalanan mağlubiyet vesikalarının en ağırıdır!..

Muhtelif vesilelerle kaydettiğimiz gibi, bir dünya görüşünden ve fikir çilesinden mahrum olan İttihad ve Terakki erkanı, Devlet-i Aliyye'yi böylesine ağır bir teslimname imzasını kabüle  mecbur hale getirdikten sonra, selameti firarda bulmuşlar ve Mondros Teslimnamesinin  imzasını mütekip soluğu yurt dışın da almaya başlamışlardır!..

"Osmanlı Triyomvirası" diye şöhret bulan Talat, Enver ve Cemal Paşaların bir gece yarısı firarlarından evvel ve sonra, daha bazı meşhur ittihatçılar da kaçmayı başarmışlardır!.. Bu meyanda Birinci Cihan Savaşı içindeki askeri sui-istimallerin kahramanı olarak tanınan Harbiye Levazım Dairesi Reisi Topal İsmail Hakkı Paşa, İttihatçıların meşhur iki Polis Müdürü: Azmi ve Bedri Beylerle, İttihad ve Terakki Merkez-i Umumi azalarından meşhur Dr. Nazım ve Dr. Bahaddin Şakir çeşitli yollarla yurt dışına kaçmışlardır.

Bu mühim firar olayları Ahmed İzzed Paşa kabinesinin iş başında bulunduğu günlerde cereyan etmiş ve harp mes'ullerinin böyle birbiri peşi sıra yurt dışına çıkabilmeleri Ahmed İzzed Paşa kabinesini pek fena sarsıp, İzzed Paşa'nın istifasında mühim rol oynamıştır.

Yirmi beş gün iktidarda kalabilen ve bu müddet içinde, Mondros Teslimnamesi'nin akdi ile İttihad ve Terakki erkânının firarlarına göz yuman Ahmed İzzed Paşa'nın istifasını müteakip Kabineyi Tevfik Paşa kurmuş ve bu zatın sadareti esnasında İttihatçıların tutuklanmasına başlanmıştır.

30 Ocak 1919 Perşembe günü, başta meşhur Kara Kemal (Küçük Efendi) olmak üzere, İsmail Canbolat, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ziya Gökalp tevkif edilmiş, bir kaç gün içinde bu tevkif edilenlerin sayısı doksan üçü bulmuş ve yakalananların cümlesi Bekirağa Bölüğünde toplanmıştır!..

Ve esas büyük tutuklama Tevfik Paşa'dan sonra iş başına gelen Damat Ferid adlı Balkan serserisinin ilk sadareti sırasında vuku bulmuştur. Bilindiği gibi, bu Damat Ferid diye anılan Balkan serserisi "Hürriyet ve İ'tilaf Fırkası/Partisi" mensubu olup, İngiliz taraftarlığıyla tanınmış bir kimsedir!.. Kapkara şahsiyyetine daha evvel temas ettiğimiz bu Damat Paşa, ilk sadaretinde, hem İngilizlere hoş görünmek, hem de ittihatcıların vaktiyle kendi partisi mensuplarına yaptığı zulmün intikamını almak fırsatını bulmuş ve alelacele bir Divan-ı Harb teşkil edip bu Divan-ı-ı Harb karariyle İttihatçıların yakalanmasına başlanmıştır!..

10 Mart 1919 Pazartesi günü başlayan bu büyük tevkifatta ilk olarak eski sadrazamlardan Mısırlı Said Halim Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, İttihatçıların meşhur Meclis-i Meb'usan Reisi Halil (Menteş), sabık Ayan Reisi Rifat, sabık Hariciye Nazırı Giritli Ahmed Nesimi ve yine sabık Adliye Nazırı İbrahim Beylerle eski Maarif nazırlarından Şükrü, İzzed Paşa Kabinesinin İttihatçı Dahiliye Nazırı Fethi (Okyar), İttihad ve Terakki Katib-i Umumisi meşhur mason Midhat Şükrü ile İttihatçı meb'uslardan Ağaoğlu Ahmed, Salih Cimcoz, Yunus Nadi, Hüseyin Kadri, bu arada Enver Paşa'nın amcası Halil, Harbiye Nezareti Müsteşarı Mahmud Kamil, Dr. Süleyman ve Vehib Paşalar başta olmak üzere altmış kişi tutuklanmıştır.

Harb, inkıraz, irtikap ve suiistimal suçlusu olarak yakalanan bu kimseler de, ilk tevkif olunanlar gibi Bekirağa Bölüğüne hapsolunmuş ve ileri gelen İttihatçıların toplanması Damad Ferid serserisinin sadareti boyunca devam etmiştir.

Bu arada; Ermeni tehciri sebebiyle de bazı kimseler yakalanmış ve İ'tilaf devletlerine yaranmak sevdasında olan Damat Ferid, bu bahaneyle pek çok masumu Divan-ı Harb karşısına çıkarmıştır!.. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ile Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey Ermeni tehciri suçu (!) ile haksız yere idam olunmuşlardır ki, bu iki zatın idamı Damad Ferid hükümetinin yüzkarası olarak tarihe geçmiştir!

Bekirağa Bölüğündeki mevkuf İttihatçılar, 27 Mayıs 1919 Salı günü erken saatlerde bir torpido ile İngilizler tarafından Malta'ya sevk olunmuş ve "Malta Yaranı" diye anılan bu adamlar, 1921 yılı Ekim ayı sonuna kadar orada kalmışlardır. Bu arada, Meclis-i Meb'usana verilen bir takrir gereğince kurulan komisyon, daha evvel yurt dışına çıkabilen firari İttihatçıların gayri menkül mallarının başkalarına ferağına mani olmuş, firarilerin bütün emlaki ile bankalardaki para ve hisse senetlerine el konulmuş ve firari İttihatçılar, kurulan Divan-ı Harb'deki gıyabi muhakemeleri sonunda idama mahkûm olmuşlardır.[11]

İttihatçıların Atatürk'e hazırladıcı iki su'i-kast

"Son İttihatçı" diye anılan Celal Bayar: "Atatürk İttihatçı idi" iddiasındadır amma aldanır!. Atatürk İttihatçı değildi... Bu konuda kendisine soruya bir suale: "Evet, ben İttihatçıyım, yani, birlikten beraberlikten ve tesanütten yanayım" cevabını vermiştir. Atatürk, İttihatçıları sevmezdi, onun dilinde İttihatçı komitacılar "kasap"tı. İttihatçılar da, Atatürk'ü sevmezlerdi, hem de ona defalarca suikast tertipleyecek derecede sevmezlerdi!.

Atatürk'e hazırlanan on bir suikastten biri de, Selanik'te İttihatçılarca tertiplenen bir öldürme girişimidir. Bu suikastte Mustafa Kemal'i öldürmek işi, önce İttihatçıların ünlü fedaisi Yakup Cemil'e verilmişse de Yakup Cemil bu işi kabul etmemiş, etmediği gibi, Mustafa Kemal'i de cinayetten haberdar etmiştir.

Ancak İttihatçılar bu mevzuda kararlıdırlar. Bu kat'i kararla bu kere Atatürk'ü öldürmeğe Enver Paşa'nın amcası Halil Bey'i memur ettiler!. Yakup Cemil'in ikazıyla tetikte bulunan Mustafa Kemal, Halil Paşa'nın oyununa gelmedi. Hatta bir gece sokakta karşılaştılar, Mustafa Kemal arkasını duvara dayayarak Halil Paşa'nın geçip gitmesini bekledi ve teşebbüs bu kerre de netice vermedi.

Falih Rıfkı Atay, "Çankaya"sında bu su'i-kast işinden bahisle der ki: "Halil Paşa daha sonra ordu komutanlığına kadar çıkmıştır. Cumhuriyet ilan edildiği vakit emekli idi. Kendisini bir akşam Çankaya sofrasında Atatürk'ün misafiri olarak görmüştüm. Bu hatıra tekrar tazelendi. Halil Paşa:

"Efendim, ben de sizi sevdiğim için vazifeyi üzerime almıştım. Size kıyacak olana işi bırakmak istememiştim" demişti.

Atatürk:

"Hayır, hayır, dedi. Sen beni öldüremedin, öldüremezsin de... Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünü biliriz." Cevabını vermişti.

İttihatçıların, Mustafa Kemal'e ikinci bir su'i-kast teşebbüsü de, İstanbul'da olmuştur: Harb-i Umumi'nin pek meşhur Levazım Reisi Topal İsmail Hakkı Paşa, İttihad ve Terakki başındakilerle arası açılınca, Mustafa Kemal'in Akaretler'deki evine devama başlamış ve İttihatçılardan şikayetle: "Bunlar memleketi batırıyorlar, milleti ve memleketi kurtarmak için bir askeri hükümet kurulmasından" bahsetmiş, Paşa'nın eski Levazım Dairesi Başkanı'nın ne yapmak istediğini anlamak üzere sorduğu suallere de kurulacak hükümette vazife alabilecekleri saymış ve Sadaret Makamı (Başbakanlık) için Enver Paşa'nın adını öne sürmüştür.

Mustafa Kemal Paşa, Topal İsmail Hakkının bu teşebbüsünü o günlerde milletvekili olan Fethi (Okyar) Bey'e anlatmış, ancak bunun şimdilik aralarında kalmasını tenbih etmişse de Fethi Bey, duyduklarını, İttihatçıların bir numaralı adamı Talat Paşa'ya anlatmış, Talat Paşa da meseleyi görüşmek üzere içlerinde Mustafa Kemal' in de bulunduğu bazı kimseleri o gece evine davet etmiştir.

İttihad ve Terakki'nin ünlü "Küçük Efendi"si Kara Kemal ile yine ünlü İttihatçı Dr. Nazım'ın da katıldığı toplantıda Mustafa Kemal'le Fethi Bey de bulunmuş ve ev sahibi Talat Paşa olup bitenleri Mustafa Kemal'in anlatmasını istemiş, Paşa da: "Benim burada söyleyeceklerim burada kalmalıdır. Buna dair herkes namus sözü vermelidir" demiş ve söz aldıktan sonra İsmail Hakkı Paşa ile görüştüklerini anlatmıştır. Ancak, verilen söze rağmen Talat Paşa bu sözde durmamış, Mustafa Kemal'den duyduklarını Enver Paşa'ya tamamen nakletmiştir![12]

İttihatçıların Mali dürüstlüğü!?..

Evet, Talat, Enver ve Cemal Paşalar ellerine geçen nice fırsatlara rağmen belki açıkça hırsızlık yapmamışlardır ama, göz göre göre çaldırmışlardır!.. Ve çalmakla, bile bile çaldırmak arasında hiç bir fark yoktur!.. Biz bu yazımızda, bu iddiamızın yalnız Talat ve Enver Paşalarla ilgili kısmını izaha çalışacak, Cemal Paşa'nın durumunu ayrı bir yazıda inceleyeceğiz.

Evvela Enver Paşa'yı ele alalım ve bu meşhur sergerdenin hırsızlığa nasıl göz yumduğunu, şunun bunun değil, bizzat Talat Paşa'nın itirafıyla gözler önüne serelim. Mondros Mütarekesini/Teslimnamesini müteakip bir gece yarısı kaçarak soluğu Berlin'de alan Talat Paşa, orada hatıratını yazmaya başlamış ve tamamlanamayan bu hatırat, bilahare Hüseyin Cahid Yalçın tarafından derlenerek yayınlanmıştır. Talat Paşa, bu hatıratında Harb-i Umumi su'i-istimallerinden bahisle diyor ki:

"Su'i-istimalleri müsbet şekilde meydana çıkan subaylar ibret numunesi olarak ve cezalandırılmak üzere Harbiye Nezareti'ne teslim ediliyor, fakat bütün şikâyet ve ricalar neticesiz kalıyordu. İsmail Hakkı Paşa kendi adamlarına son derece geniş salahiyetler vermişti ve bütün kudretini öyle harekete geçirmişti ki, sivil makamlar tarafından ileri sürülen iddiaların asla üzerine gidilmiyordu. Maalesef bu zihniyet, Nezaretin başka kısımlarına da sirayet ediyor, soygun ve vurgun yaygınlaşıyordu.

Kumandanlar hakkında ve bilhassa Levazım Amiri İsmail Hakkı Paşa hakkında Enver Paşa'ya sık sık şikâyetler vaki oluyordu. Enver Paşa "harb devamınca İsmail Hakkı Paşa'ya şiddetle ihtiyacı olduğunu ve İsmail Hakkı Paşa olmaksızın ordunun iaşesinin zorluğunu, bu nedenle harbe devam etmenin imkânsızlaşacağı" cevabını veriyor, şikâyette ısrar edilmesi halinde istifa etmekle tehdit ediyordu. Böyle nazik bir zamanda Enver Paşa'nın istifası bütün orduyu müşkül bir vaziyete sokmuş olacağından kimse bunu kabule cesaret edemiyordu.

Anadolu'daki nakil vasıtaları tamamıyla yetersizdi. Yegâne seri' nakil vasıtası Konya-Bağdad demiryolu idi. Bunun da lokomotif ve vagonları yetmiyordu. İyi araba ve vagon bulunmadığından hemen bütün nakliyatın deve, eşek veya kağnılarla yapılması icab ediyordu. Büyük ısrarlardan sonra Alman ordu idaresi bazı nakil vasıtaları ve vagonları teslim etti. Ancak bu vagonların bir kısmının kendi ihtiyaçlarına tahsisi şart koşulmuştu. O sırada bu şartı reddetmeye de imkân yoktu.

Almanya'nın verdiği nakil vasıtalarına rağmen demiryolları ordunun ihtiyacı olan cephane ve gıda maddelerinin nakline yetmiyor ve tüccarlara da hiç bir vagon tahsis edilemiyordu. Cephane ve gıda maddeleri naklinden tasarruf edilen vagonların sayısı, haftada iki, üçü geçmiyordu. Bunlar da tabii olarak ne Adana'daki pamukların ve ne de Ankara'daki yünlerin taşınmasına yetmiyordu. Aynı zamanda iltimas ve imtiyazlar da başladı. Vagonlar satın alınıyor ve satılıyordu. İki vagon için müsaade almış kimselerin binlerce liralık menfaat temin ettikleri söyleniyordu. Mesela, para aldığını ve gizliden gizliye ticaret yaptığını öğrendiğim için vazifesine nihayet verdiğim (.......) valisi (......) Bey, Enver Paşa'ya müracaat ederek acınacak halini anlatmış ve kendisine yardım edilmesini istemişti. Vali, Meşrutiyetten evvel Enver Paşa ile dosttu. Eski dostluk icabı olarak, maalesef kendisine bir veya iki vagon için izin verildi. Derhal kendisinin bu vagonlar sayesinde beş bin lira menfaat temin ettiği şayi' oldu." Ki bu günün beş trilyonudur.

Harb-i Umumi su'i-istimallerini hatıratında bu şekilde itiraf eden Paşa, devamla diyor ki: "Bu su'i-istimaller karşısında İttihad ve Terakki daima temiz kalmıştır. Yapılan bütün hücumlar haksız ve sebebsizdir"!..

Peki, sormak gerek: Bu nemenem bir müdafaadır ki, bu satırların hemen üst tarafında, vagon su'i-istimallerini olanca iğrençliğiyle itiraf eden Talat Paşa, Enver Paşa'nın eski bir dostu olan valiye, bir yardım olmak üzere iki vagon için izin verildiğini ve o valinin bu vagonlar sayesinde beş bin lira (dikkat buyurunuz. bu beş bin lira, elli küsur yıl evvelinin beş bin lirasıdır ve o devirde bu miktar para muazzam bir servettir) menfaat temin ettiğini kaydederken; hemen bir kaç satır sonra İttihad ve Terakki'nin temizliğinden nasıl bahsedebilir?!..

Sonra kimdir bu Levazım Amiri İsmail Hakkı Paşa?.. Hangi meziyetlere sahiptir ki, o olmaksızın ordunun iaşe edilemeyeceği iddia ediliyor ve Enver Paşa, bu İsmail Hakkı adındaki Levazım Amiri'ni neden himaye ediyor?.. Talat Paşa: "İsmail Hakkı Paşa'nın azli imkânsızdı" derken; koskoca Devlet-i Aliyye'nin Padişahını - Sultan Reşad'ı - ellerinde oyuncak yaptıklarını, Balkan komitacılarından öğrendikleri usüllerle sokak ortasında, hatta Babıali içinde adam öldürüp, istemedikleri şahısları kolayca ortadan kaldırdıklarını düşünelim.[13]

 



[1] Bak: Büyük Larousse - 21. cilt - Milliyet yy.

[2] Bak. Meydan Larousse - C.19 - Sabah yy.

[3] Kaynak:Grand Encyclopedie Française -Rus İhtilali ve Yahudiler G. Netchelodon s.16

[4] Bak: "DİEU ETSON JUİF" Ed Grasset Paris.1960 P:94

[5] 11. 11. 2005 / Akşam Gazetesi. Ve yine Bak: Küçük Türk Tetabbuları. İstanbul Kağıt ve Matbaacılık AŞ. 1341-1925 C.1 Sh:119

[6] Bak: Dünya Devleti. İst. Milli Mecmua Basımevi 1952. Sh:226-232

[7] Bak: P.399-Yahudilik ve Dönmeler. Yesevizade. Sh:464

[8] Çetin Yatkın / Türkiye'nin Devlet Yaşamında Yahudiler -. Sh:26

[9] Mustafa Müftüoğlu / Yalan Söyleyen Tarih Utansın - C.6 Sh:94

[10] Mustafa Müftüoğlu / Yalan Söyleyen Tarih Utansın - C.1 Sh:121-123-124

[11] Mustafa Müftüoğlu / Yalan Söyleyen Tarih Utansın - C.3 Sh:262

[12] Mustafa Müftüoğlu / Yalan Söyleyen Tarih Utansın - C.8 Sh:74

[13] Mustafa Müftüoğlu / Yalan Söyleyen Tarih Utansın - C.2 Sh:154-156


Bu yazarin diger makaleleri

  Mustafa Kemal’in Milli Mücadeledeki en büyük başarısı, bizzat kumanda ettiği...
Devami
  CÜBBELİ AHMET'İN İTİRAFLARI VE YANDAŞ KESİMİN DARBE KUŞKULARI            Yeni darbe kuşkuları ve...
Devami
  Dergimiz için hazırlanan "MİT Müsteşarının niyeti ve Ülkenin Vaziyeti"...
Devami
  Dostlara Hatırlatma! MİLLİ ÇÖZÜM; EN HAYIRLI VE EN KÂRLI FİKRİ HİZMET SAHASIDIR         ...
Devami
 3. Dünya savaşı için iştahı kabaran ABD, İran ile nükleer...
Devami
O süreçte Erbakan’sız yeni oluşum heveslilerine, şimdi ise partiyi Erbakan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5515

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR