Reklam
Reklam
Reklam

ERBAKAN'IN SON UYARISI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Uzun bir aradan sonra, Erbakan Hoca, Balgat'taki konutunda, 30. Mart. 2007 Cuma günü basın mensuplarını kabul etti ve Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda tarihi açıklamalar ve uyarılar yaptı.

  "Çanakkale geçilmemelidir" diyerek yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin; dış güçlerin ve işbirlikçilerin planları doğrultusunda yapılması halinde 90 sene önce geçilemeyen Çanakale'nin şimdi geçileceğini; Siyonist ve emperyalist güçlerin amacına erişeceğini ve geleceğimizin tehlikeye gireceğini hatırlattı.

 

  Erbakan Hoca'nın mesajları: Hem AKP hükümetine, hem milletimize, hem de etkili ve yetkili kesimlere çok önemli bir uyarı ve görev çağrısı anlamı taşımaktaydı.

  Evet, Türkiye; Medya mahkumu ve güç odaklarının güdümlü robotu haline getirilmiş zavallı insanların demokratik duyarsızlığına bırakılamazdı.

Yeni bir kurtuluş mücadelesi

   "Türkiye'nin bulunduğu noktanın, mutlaka yeni bir kurtuluş mücadelesi gerektirdiği" görüşünü dile getiren Erbakan Hoca;, "Türkiyemiz AKP döneminde; tamamen dış güçlerin emirlerine kapılmış ve bir nevi İsrail'e yumuşak lokma olarak hazırlanmak üzere her bakımdan tahribata uğramıştır" diyerek; "Ekonominin IMF'nin emriyle yıkıldığını, 2 milyon köylünün evini terk ederek şehrin varoşlarına gelip sığındığını, esnafın kepengini açamadığını, memurun ekmek alamadığını, köylünün mahvu perişan bırakıldığını, emeklilerin büyük bir sıkıntı içinde kıvrandığını belirten Erbakan, bunlara ilaveten "korkunç bir manevi tahribatın yapıldığını" vurguladı.

  Erbakan, misyonerlik faaliyetleri ile Ülkenin inancından uzaklaştırılması için hiçbir dönemde görülmemiş bir tahribatın yaşandığını ve uyuşturucunun 11 yaşındaki çocuklara kadar yaygınlaştığını anlattı.

  Maya ve karakter meselesi!

  Dış politikayı "facia" olarak niteleyen Erbakan, şu gerçekleri sıraladı:

  "Ne olursa olsun AB'ye gireceğiz düşüncesine kapılarak; bilgisiz, tecrübesiz, vizyonsuz, şuursuz bir yönetimin sonucu olarak, bugün adeta Avrupa'ya köle olunmuştur. Her gün bizden bir şey istenmektedir. Bugün bunu vereceğiz, yarın şunu vereceğiz" durumuna düşürülmüş konumdayız.

  "Ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciası, Türkiye'mizi perişan etmiştir. Biz bu arkadaşlarımız işe başlarken kendilerine gereken nasihatı yaptık. Dedik ki, 'Siz orta yere çıktınız. Tarihin en büyük devletini idare etmek kolay bir iş zannediyorsunuz. Halbuki bunu idare etmek maya ister. Bu olmadıktan sonra tecrübesiz bir şekilde, bilgisiz bir şekilde ve vizyonsuz olarak ortaya çıkarsanız Türkiye'ye en büyük kötülüğü yaparsınız.' Ama dinlemediler." Sözleriyle, AKP'nin ülkeyi ve kendilerini nasıl bir felakete sürüklediklerini anımsattı.

  Bir kısım işbirlikçi basın, iş adamı ve politikacıların Türkiye'nin mahvolmasına katkıda bulunduklarını belirten Erbakan, milletin tarihte birçok defa bu hallere getirildiğini ama her seferinde "milli görüşe sarılarak" harikalar yarattığını söyleyerek: "Bugün yeni bir İstiklal Savaşı yapmamız bu nedenle gerekiyor" gerçeğini tekrarladı.

  "Türkiye'nin gafil ve cahillerin elinde bugüne geldiğini, ancak böyle gidemeyeceğini" özellikle vurgulayan Erbakan Hoca "Vatanını milletini seven herkesin bütün gücüyle 75 milyon insanı uyandırması ve yeni bir şahlanış ile birkaç ay içinde yapılacak seçimde milletimizi bu bilgisiz, tecrübesiz insanların elinden kurtarması mecburiyeti vardır. Bu bir istiklal savaşıdır" diyerek tarihi sorumluluklarımıza ve ülkenin talihsiz gidişatına dikkat çekmeye çalıştı.


Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Hoca'nın önerisi

  Erbakan, bir gazetecinin, "Sizin de üzerinde emeğiniz olan Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına nasıl bakarsınız" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

  "Biz 1969 yılında Meclise girdiğimiz zaman Anayasa'da hangi değişiklikleri istiyorsunuz suali bize sorulmuştu. 7 tane teklif vermiştik. Bunlardan birisi de cumhurbaşkanını milletin seçmesidir. Çünkü Cumhurbaşkanı milleti temsil eden bir kimsedir. Millet tarafından seçilmesi tarihi ananelerimize ülkemizin gerçeklerine de uygun düşmektedir."

  Bilgisiz, tecrübesiz, yeteneksiz!

  Ekonomik yıkım, manevi tahribat, dış politika faciasının Türkiye'yi perişan ettiğini anlatan Erbakan, AKP iktidarına yönelik şu eleştirilerde bulundu:

  "Biz bu arkadaşlarımız işe başlarken, kendilerine gerekli nasihatleri yaptık. Dedik ki, bak çocukça ortaya çıktınız. Tarihin en büyük devletini idareyi etmeyi kolay bir iş zannediyorsunuz. Halbuki bunu idare etmek için maya ister. Bu olmadıktan sonra, tecrübesiz ve bilgisiz bir şekilde, vizyonsuz ortaya çıkarsanız Türkiye'ye en büyük kötülüğü yaparsınız. Dinlemediler. Üzerimizde 5 yıldan beri Haim Nahum doktrini uygulanıyor. Türkiye'yi aç bırakacaksınız, işsiz bırakacaksınız, borca esir edeceksiniz. Dininden uzaklaştıracaksınız. Böylece İsrail'in yutması için yumuşak lokma haline getireceksiniz"

  Bir kısım işbirlikçi basın, işadamları ve politikacıların Türkiye'nin mahvolmasına katkıda bulunduklarını ifade eden Erbakan, "Bu faciaları dile getirmiyorlar. Milleti narkozluyorlar. Milletimiz bu duruma ilk defa düşmüyor. Tarihi boyunca hep bu hallere getirildi. Ama her seferinde Allah'ın lütfuyla Milli Görüş'e sarılmak suretiyle büyük harikalar meydana getirdi. Bugün yeni bir İstiklal Savaşını bunun için yapmamız gerekiyor. Bu gidişattan kurtulmak, İstiklal Savaşında olduğu gibi maddeten işgal edilmiş vatanımızı kurtarmak için o mücadeleyi nasıl yaptıysak bugünde IMF'siyle, Avrupa İşbirliği Komisyonuyla manen işgale uğramış olan ülkemizi işbirlikçilerin kontrolü altına girmiş olan ülkemizi bu felaketten kurtarmak için yeni bir İstiklal Savaşı yapmamız gerekiyor. İşte bu savaşı yapıyorsunuz" dedi.

  Bu seçim Çanakkaledir!

  "Çünkü, gün bugündür. Türkiye bugün buraya geldi. Ama bundan sonra böyle gidemez. Çünkü ekonomik tahribatın sonuna dayanılmıştır. Öbür taraftan, manevi tahribat inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Ve dış politika faciasında, Kıbrıs, Irak felaket halindedir. Türkiyemiz parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Vatanını milletini seven herkesin bütün gücüyle 75 milyon insanımızı uyandırması ve bir şahlanış ile birkaç ay sonra yapılacak seçimde, milletimizi bu tecrübesiz, bilgisiz insanların elinden kurtarması mecburiyeti vardır. Bu bir İstiklal Savaşıdır" diye konuştu.

  Çanakkale Zaferi kutlamalarına da işaret eden    Erbakan, şöyle dedi:

  "Çanakkale'de 15 yaşındaki gençlerimiz dahi cepheye koştu. 8 metre ilerisindeki düşman siperinden yapılan makineli tüfek atışına rağmen Allah Allah diye hücuma geçti. Vatanını korudu, kurtardı. Bugün de vatanımızı aynı şekilde korumak, kurtarmak mecburiyetindeyiz. Dış güçler, bu seçimi kazanmamalı. Bu seçimi, Milli Görüş kazanmalı. Çanakkale geçilmemeli. 92 sene önce geçilmemesi yetmiyor. Bugün de geçilmemesi lazım. Aynı savaşı bugünde vermek mecburiyetindeyiz" dedi.

  Bunun için Saadet Partisi'nin köy köy, ev ev dolaşmak suretiyle 75 milyona gerçekleri anlatması gerektiğini kaydeden Erbakan, "Milletimiz, Milli Görüş etrafında toplanacak. Tarih boyunca olduğu gibi, bu görüşte Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya kurulacaktır."

  Milli Görüş Lideri Prof  Necmettin Erbakan Kurban Bayramı'nı geçirdiği İstanbul'da (14 Ocak 2006) şunları söylemişti:

  İnsanlığın saadeti için değil de, İsrail'in ve siyonizmin selameti için çalışmak, şeytana hizmetçiliktir!

  Erbakan, İslam alemi üzerinde oynanan oyunlara dikkat çekerek "Biz 6 milyar insan saadet bulsun istiyoruz. Ama bu 6 milyar insanın hepsi böyle düşünmüyor. Bunlar ırkçı ve "Biz Beni İsrail kavmindeniz" diyor, kendilerinde üstünlük ve tekebbür görüyor. Aynı şeytan gibi. Allah, şeytana (secde et) dedi, üstünlük ve tekübbüründen dolayı etmedi. Bu dünya imtihan yeri. Allah bize meziyetler vermiş. Robot değiliz. Bu meziyetlerimizi hakkı üstün tutmak için kullanmak mecburiyetindeyiz" diye konuştu.

Bu nasıl hak ve adalet?

  Erbakan, "Biz, benî İsrail kavmi gibi, (kölem olacaksınız. Olmazsanız öleceksiniz) diyemeyiz." şeklinde konuşarak bugün yeryüzünde yaşananlara dikkat çekti. Erbakan şöyle devam etti: "Yapılanların temelinde Millî Görüş yok, işbirlikçilik var. O işbirlikçilik her şeyi mahvediyor. Türkiye'yi yok olmaya götürüyor. Her şey apaçık ortada. İşbirlikçiliğin sonu yok olmaya gider, Millî Görüş'ün sonu ise dünya ve ahiret saadetine gider. Bu gerçekleri hepimiz bilelim, herkese de bildirelim. Beni İsrail, harp, silah, şiddet ve terör ile yeryüzünü ifsad etmeye çalışıyor. Dünyanın neresinde bir terör görüyorsanız, arkasında siyonizm vardır. Ekonomik ve siyasi nizam ile dünyayı perişan ediyorlar. Huzur ve barış için değil, dünyayı ifsad için Birleşmiş Milletler'i kurmuşlar. Bir güvenlik konseyi var, 5 tane daimi üyesi var. Bunlar müsaade etmediği sürece hiçbir şey yapılamıyor. İsrail her şeyi yapıyor, sözde onu kınıyorlar ama hiçbir yaptırım yok! Bir Müslüman ülke nefes alırsa, ensesinde boza pişiriyorlar! Bu nasıl BM, bu nasıl hak ve adalet?"

  Siyonizm oyununa dikkat!

  Türkiye'de her şeyin yağma edildiğini anlatan Erbakan, özelleştirme adı altında "Millî" olan hiçbir şey bırakılmadığını söyledi ve şöyle konuştu: "Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü ortada. Şu ticaret örgütüne giden Müslüman ülkeler şöyle yalvarıyorlar: 'Kurulalı 20 yıl oldu, ne olur bir kere de bizim gibi geri kalmış ülkeleri ilgilendiren bir meseleyi gündeminize alın! Hep zenginlerin daha zengin olması için çalışıyorsunuz' Bunlar Siyonizm için kurulmuş.             Sen istediğin kadar feryad et!

  Şu düzen yüzünden Afrika'da 200 milyon insan aç, 50 milyon çocuk açlıktan ölüyor. Hala, bu insanları faizle nasıl sömüreceğinin hesabını yapıyor. Fikirleri kirleterek kafaları karıştırmaya çalışıyorlar. Think Thank müesseselerinde geliştirdikleri mevhumları medya ve sinema ile propaganda ederek kafalara yerleştirmeye çalışıyorlar. İnsanları, özellikle de Müslümanları dinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Mesela, çağdaşlık diye bir şey uydurmuşlar. Bakıyorum, kelli felli bir adam çıkmış (Bu çağda başörtüsü olur mu?) diye konuşuyor. Sen bunu kendinden söylediğini mi sanıyorsun! Bunu sana Siyonizm söyletiyor, haberin yok... Sen bir oyuncaksın.. Önce kendine gel.. Müslümanlık saadet dinidir. Saadetin temelinde ise aile vardır. Ailenin korunması için de Müslümanlık bütün tedbirleri almış. Tesettür de bunun gereklerinden birisidir. Bu sistem, insanlığın saadeti içindir."

Küreselleşme; siyonizme köleleşmektir!

  Küreselleşmenin, her şeyi İsrail'e teslim etmek anlamına geldiğine dikkat çeken Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, "parayı veren düdüğü çalar" lafına işaret ederek, "Galataport diyeceksin, İstanbul'u vereceksin. Haliçport diyeceksin, önce bir yahudiye, sonra da Bizans'a verip Bizans'ı ihya edeceksin! Nedense bu düdük hep Yahudi boynuzu oluyor. Hiç Müslüman sesi çıkmıyor" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların kafası narkozlanmış. Adam küreselleşme diye bir kelime uydurmuş, maymuncuk gibi her kapıyı açıp içeri giriyor. (Senin Millî hiçbir şeyin olmayacak, kendi menfaatini düşünmeyeceksin) diyor. Millî Görüş sözü nereden çıkıyor görüyor musunuz? Niye Millî Görüş sahibi olmayayım, niye ülkemin insanlarının haklarını korumayayım? Niye ülkemin menfaatlerini üç beş kişiye vereyim? Niye herkes hakkını almayacak? Neden senin faiz nizamınla bütün insanlık mahvolacak? Niye 50 milyon çocuk ölecek? İşte Millî Görüş demek, bunları idrak etmek demektir."

"75 milyon insanımıza bunları duyurmamız gerekiyor. Bu, bizim kardeşlik vazifemizdir. Duymadığı için adamın dünyası da ahireti de mahvoluyor. Bu gerçekleri anlatırken bakın iş nereye gelip düğümleniyor: "Bu başörtüsü, imam-hatip liseleri, açlık, işsizlik felaketleri nedir? Şu Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak için yapılanlar nelerdir? Bu misyonerlik nedir, evinde komşu çocuğuna Kur'an öğreten adama hapis cezası vermek nedir? Bunları aklı başında biri yapar mı? Şu şuursuzluğa bakın! (Efendim, biz Millî Görüş gömleğini çıkarttık...) Çıkarttınız da ne oldu? Deli gömleği giydiniz. Eskiden Millî Görüşçüydün, şimdi ne oldun?"

AKP'nin İslam dışı ne yapıyorlarsa bir bir sayarak kimlik ispat etmeye çalıştığını kaydeden Erbakan, "(Efendim, eskiden Ramazan'da genel merkezde öğle yemeği vermezdik, şimdi veriyoruz, Bak, bizim başbakanımız Ramazan'da Berlusconi ile öğle yemeği yiyor) diyorlar. Dünyada bundan büyük bedbahtlık, bundan büyük akılsızlık olur mu? (Zinayı suç olmaktan çıkarttık, hiç içki yasaklanır mı, bu devirde böyle şey olur mu) diyorlar... İşte bütün bunlar kimlik oluyor. Ne büyük bir akılsızlık... Sonra tutmuş, bizim mübarek İslam dinimizin temelini teşkil eden medeniyetimizi bırakıp gidip AB'ye girecekler, onların üstün medeniyetinden istifade edeceklermiş. Aman yarabbi, aman yarabbi!!" şeklinde konuşmuştu.

  Hak'tan taraf olmak, zulme karşı durmak!

  İnsanların saadeti için çalışmamızın önemini vurgulayan Millî Görüş Lideri Erbakan,  bütün bu olup bitenleri ve gerçekleri halka duyurmanın yolu olarak Millî Gazete'yi gösterdi ve "(Efendim biz de sağcıyız, biz de dindarız, İslami hizmet yapmaktayız, biz de şöyleyiz biz de böyleyiz) diyenlerin halleri meydanda. Şu geçtiğimiz 3 senelik nüshaları alıp önlerine koyun ve sorun: (Peki, bu yağdancılığınız ne oluyor? Bu dünya için ahiretinizi satmanız ne oluyor? Hani siz de maneviyatçıydınız?)" diye sormuştu.  

   Hoca'nın bu sözleri, iktidar: "Mecliste sayısal yerliliğim ve hukuki geçerliliğim var diye %35'lik bir oyla Cumhurbaşkanı seçmeye kalkışırsa; bu toplumun %65'ini hiçe saymaktır ve halkımızın hepsini kucaklamaktan uzaktır ve ülkemizi gerginliğe ve krizlere taşıyacaktır." İkazıydı... Ve söz dinlemeyenler sonuçlarına katlanmalıydı.

  Erbakan Hoca'nın AKP'nin ve işbirlikçi, çevrelerin AB'ye girme hatırına Türkiye'yi hangi maceralara sürüklediklerini hatırlatması da oldukça anlamlıydı.

İşte Avrupa'nın adaleti ve tiyniyeti: Lahey mahkemesi!?

  Sırpları aklayanlarda, Ermenileri kışkırtanlar da aynı Siyonist merkezlerdir.

  Hatırlayınız; sonunda beklenen oldu ve Uluslararası Adalet Divanı Bosna'da yüz binlerce masum insanı öldüren, bebeklere varıncaya kadar tecavüz eden ve Batının timsah gözyaşları arasında tam bir etnik soykırım uygulayan Sırbistan'ı "suçsuz" bularak ne kadar "adaletli" olduğunu gösterdi. Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen böylesine bir katliamı görmezden gelerek Sırbistan'ı suçsuz bulan ama katliama uğrayan Türkler olduğu halde bizi Ermeni Soykırımıyla suçlayabilen kafa yapısını iyice anlamak için isterseniz şu Adalet Divanını biraz inceleyelim.

  Hollanda'nın Lahey kentinde bulunan Adalet Divanının başında bugün İngiliz bayan hakim Leydi Rosalyn Higgins bulunmaktadır, ama asıl ismi Rosalyn Kohendir. Ve bir Siyonist Yahudi kökenlidir.

1963-1974 arasında İngiltere'nin Yeni Dünya Düzenine uyumlu politikalarını belirleyen Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde görev yapmıştır. Chatham House olarak da bilinen bu enstitü Amerika'daki CFR gibi son derece etkin bir düşünce kuruluşudur ve Birinci Dünya Savaşından tutun Irak işgaline kadar pek çok emperyalist politikanın yeşertildiği kara ağaçlarla dolu bir zakkum bahçesidir. Bu kadar taraflı bir oluşumda görev yapan Lady Higgins buradaki başarılı çalışmalarından ötürü Kraliçenin danışmanlığına yükseltilmiş ve bayanlara verilen en üst düzey Kraliyet madalyasına da hak etmiştir.

  Gördüğünüz gibi Adalet divanının başı Yeni dünya Düzeni sisteminin en tepelerinden gelmektedir. Yardımcısı ise Amerikanın Ortadoğu'da İsrail'den sonraki en iyi müttefiki Recep T. Erdoğan'nın sık sık misafiri olan Ürdün kralının baş danışmanı Hakim  Şevket Al-Khasawneh'tir. Çok adaletli divanın bu iki yöneticisinden sonra isterseniz soykırımı ört bas eden diğer bazı üyelere bakalım. Adalet Divanının Amerikalı Hakimi Thomas Buergenthal Polonya'da bir Yahudi gettosunda doğdu ve İkinci Dünya Savaşını toplama kamplarında geçirdi. Savaş sonrası Amerika'ya göç eden Buergenthal burada hukuk eğitimi aldı. Lahey Adalet Divanında göreve başlamadan önce Amerika'da son derece ilginç bir yerde görev yapıyordu. 1983-1994 arası Inter Amerikan Kalkınma Bankasında görevliydi. Bu banka Amerikan gizli derin devleti tarafından kurulmuştur ve başlıca görevi Latin Amerika ülkelerine. "sizleri kalkındıracağız" yalanıyla yüksek faizlerle borç verip onları sömürgeleştirmektir. Bir çeşit Latin Amerika IMF'si gibidir. İşte Buergenthal Yeni Dünya düzeninin bu en sağlam bankalarından birinde görev yaparken bir anda kendini Lahey Adalet Divanında buldu. Ne kadar adalet dağıttığını artık siz düşünün.

Gelelim Divanın Japon üyesi Hakim Hisashi Owada'ya.

  Kızı Masako Owada Japon kraliyet ailesinden Prens Naruhito ile evlidir. Hakim Owada Japon dış işleri bakanlığında görev yaptıktan sonra Adalet Divanına geçiş yapmıştır ve şu an başka bir görevi daha vardır.

  Kendisi Dünya bankası başkanı olan, hani şu Irak savaşını ateşleyenlerden olup tepkiler üzerine Bush tarafından görevden alınan Paul Wolfowitz adlı Siyonist Yahudinin özel danışmanıdır. Bakınız sayın hakimler ne kadarda tarafsız kimselerdir!?.

Evet gördüğünüz gibi Bosna soykırımını örtbas ederek Sırbistan'ı suçsuz bulan hakimlerin ilişkileri ne kadar ilginç yerlere uzanıp gitmektedir. Aslında Lahey Adalet divanı daha kuruluşundan itibaren falso vermektedir.

  Mesela şu an Adalet Divanının görev yaptığı Lahey'deki binaya bir bakalım. Barış Sarayı adı verilen bu Rönesans mimarisine sahip devasa bina, 1913 senesinde inşa edildi. Global dünya düzeninin ilk sembollerinden biri olması düşünülen bu binanın tüm masrafları ise Andrew Carnegie tarafından karşılandı. Andrew Carnegie Amerikan Çelik firması US Steel'in kurucusu multi milyarder ve Yeni Dünya Düzeninin ilk öncülerinden bir Siyonist Yahudidir.

 Bugün Adalet Divanının görev yaptığı Barış Sarayının bakım ve onarım masrafları hala Carnegie Vakfı tarafından karşılanmaktadır. Daha iyi anlamak için şöyle düşünün diyelim ki Anayasa Mahkemesi bir Holding tarafından verilen binada görev yapıyor ve o binanın bakımı hala aynı şirket tarafından karşılanıyor.

Evet, toparlayacak olursak Global Dünya Egemenliği peşindeki güçlerce kurulan ve görevi o güçler lehine kararlar almak olan Lahey Dünya Mahkemesi ve onun Yeni Dünya Düzeniyle göbek ve kariyer bağları bulunan hakimleri; koskoca bir Bosna soykırımını örtbas etmişler ve son yılların en suçlu devletlerinden biri olan Sırbistan'ı suçsuz bulmuşlardır. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bir soykırıma olmamıştır diyebilen Siyonist sömürü çetesi; ABD ve AB gibi şer şebekeleri nedense tek suçu katliama karşı kendini korumak olan Türkleri Ermeni soykırımı ile suçlamaktadır. İşte size çifte standardın daniskası ve bu şeytanlığın arkasındaki güçler. Bu Siyonist Yeni Dünya Düzeninde geçerli olan  tek ölçü, efendilerin çıkarını gözeten kararlar almaktır. Böyle bir düzende gerçek bir adalet beklemek, sahra çölünün ortasında elinde sörf tahtasıyla dalga beklemekten daha saçma bir davranış olacaktır."7


[1] Serdar Kuru / serdarkuru.sobukai.com


Bu yazarin diger makaleleri

  Hak dinlerin ve davaların en büyük belası fırkacılık ve...
Devami
   BELASINI VER ALLAH’IM!    Faize fetva vermişler Zinaya “muta” demişler “Fenafis-Siyon!” ermişler Helal haram, yer...
Devami
  Gerçekte ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail siyonizmine hizmet...
Devami
    23 / Ocak / 2005 Tarihli Zaman Gazetesinde, Yale...
Devami
  Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun: "PKK'ya çalışan...
Devami
  Türkiye'ye Kimler Elbise Biçiyor? Birinci "siyasi skandal": Genelkurmay Başkanı Orgeneral...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4524

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR