ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1110
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14008
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3069
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011299

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13039902

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TÜRKİYE IRAK BATAĞINA ÇEKİLMEK İSTENİYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

ABD, PKK konusunda var olan koşullarda Türkiye'ye asla yardım etmeyecek.

            PKK konusunun anahtarı Barzani ve Talabani'nin elinde. Bu ikili ise PKK'yı Türkiye'ye karşı bir kart olarak kullanmaktadır.

            Anayasa gereği bu yıl sonunda çözülmesi gereken Kerkük sorunu ise çeşitli nedenlerden dolayı çözülmeyecek.

 

            Daha açık bir ifade ile referandum ertelenecek. İşte bu nedenle bu çözümsüzlüğün sıkıntısını yaşayan Mesut Barzani, Türkiye ile gerginliği amaçlamaktadır.

            Barzani, ABD'nin de onayını alarak Türkiye'yi Irak bataklığına çekerek bu ülkede var olan karmaşık durumu içinden çıkılmaz bir hale getirmek istiyordur...

            Bölgede bir Kürt devletinin hesabını yapan ABD ise böylesi bir kabartmadan yararlanmayı asla ihmal etmeyecektir. Çünkü Irak bataklığına çekilmiş bir Türkiye çözümü çok zor güvenlik, siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

            Yani karşı tarafı öyle bir kargaşanın içine sürükleyin ki, onlar bu kargaşa ile uğraşırken siz sakin sakin düşünüp kendi planlarınızı yapar uygularsınız. İşte ABD'nin bizim coğrafyamıza yönelik 50 yıllık planı budur.28

            Türkiye ve İran'a Tuzak Kuruluyor

            BAE İttihad Gazetesinde önemli bir yazı yayınlandı.

            "Türkiye'nin doğuda Orta Asya ve Kafkaslara, güneyde de Ortadoğu ve Arap Körfezi'ne yönelmesi kesinlik kazanıyor. Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik olumsuz tutumu kasıtlı olsun veya olmasın tek bir sonuç doğurur. Bu da, Türkiye-İran çatışması ihtimallerini yeniden gündeme getiriyor. Bu ihtimaller, aşağıdaki sorularla ortaya çıkıyor ve endişe yaratıyor: Arap-Türk koalisyonunu İran'la savaşa kim hazırlayacak? Bu koalisyon Sünni bir kimlik mi taşıyacak? Şii Arapların tutumu ne olacak? Arap vatanlarına vefayla İran'a vefa arasında tercih yapmak zorunda mı kalacaklar? Evet, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu haritasını yeniden çizme planı, Sünni-Şii çatışması çıkarmayı amaçlıyor. Bu bağlamda, bir Sünni koalisyonunda yer alacak Türkiye ile Şii İran karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Bu iki büyük ülke, ortak düşman İsrail'e karşı birlik olmalı ve bu tuzağı boşa çıkarmalıdır.

Zira İran, şu dört noktaya dayanarak bölgesel rolünü güçlendiriyor: Kendisini İslam'ın ve Müslümanların haklarının koruyucusu ilan ediyor. İkincisi, velayeti fakih temelinde Arap Şiilerle işbirliği yapıyor. Üçüncüsüyse, askeri gücünü geliştiriyor, nükleer kapasitesini artırıyor. Son olarak da, İran Arap dünyasının zayıflığından ve parçalanmışlığından yararlanıyor. 1999'dan bu yana Avrupa'ya yönelen Türkiye'yse, Ortadoğu'ya sırtını çevirdi. Fakat, Irak patlaması ve bu ülkenin mezhep temelinde bölünme olasılığı önceliklerini gözden geçirmesini gerektirdi. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması, Türkiye'nin güneydoğusundaki ayrılıkçı Kürt hareketini teşvik edebilir. Ayrıca Iraklı Türkmenler, Kuzey Irak'taki Kürt çoğunluğun arasındaki azınlık konumları sebebiyle, maruz kaldıkları "aldatmayı ve mahrum bırakılmayı" tamir için Türkiye'den medet beklemektedir.

            Tahran'ın, yeni Irak'ta hegemonya kurması, Türkiye ve İran arasındaki dengeleri ters yüz edebilir. İran hegemonyası ihtimali, Arap ülkelerini, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyelerini ve Irak'ın komşuları Ürdün ve Suriye'yi de endişelendirmektedir. İran'la Körfez İşbirliği Konseyi arasında iki sorun var: İran'ın Arap Körfezi'ndeki üç Birleşik Arap Emirlikleri adasını işgali ve nükleer projenin bölgenin güvenliğini tehdit etmesi.. Türkiye'nin AB üyeliğini geciktirmeyi veya tümüyle engellemeyi hedefleyen Avrupa girişimleri de, Ankara'nın Ortadoğu'ya yönelmesini tetiklemiştir. Avrupalı liderler, Ekim 2005'te Türkiye'nin tam üyeliğiyle sonuçlanacak müzakerelerin başlatılmasına onay verdikten sonra, Aralık 2006'da müzakerelerin kısmen dondurulması gibi, ters yönde bir karar vererek Avrupa'ya ümit bağlayanları şok etmiştir. Bu tutumlarını da Türkiye'nin limanlarını, AB üyesi Güney Kıbrıs'ın gemi ve uçaklarına açmamasıyla gerekçelendirdiler. Hal böyleyken Kıbrıs'ın Türk kesiminin akıbeti de  askıda kalıvermiştir..

            Avrupalılar aslında Türkiye'nin üyeliğini kabule yanaşmıyor. AB Anayasası, Fransa ve Hollanda'daki referandumlar da bu yüzden onaylanmadı. Almanya'da iktidardaki Hıristiyan Demokratlar da Türkiye'nin üyeliğine karşı. Avusturya bu konuda veto hakkını kullandı. Keza Yunanistan ve Kıbrıs da bu hakkı kullanabilir. Tüm bunlardan dolayı, üyeliğe kabulünü kolaylaştırmak için yaptığı bütün reformlara rağmen Avrupa yolu Türkiye'ye kapalı görünüyor.

            Dolayısıyla Türkiye'nin doğuda; Orta Asya ve Kafkaslara, güneyde de; Ortadoğu ve Arap Körfezi'ne yönelmesi kesinlik kazanıyor. Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik olumsuz tutumu kasıtlı olsun veya olmasın, tek bir sonuç doğuruyor. Bu da, Türkiye-İran çatışması ihtimallerini yeniden gündeme getiriyor. Bu ihtimaller, aşağıdaki sorularla ortaya çıkıyor ve endişe yaratıyor: Arap-Türk koalisyonunu İran'la savaşa kim hazırlayacak? Bu koalisyon Sünni, bir kimlik mi taşıyacak? Şii Arapların tutumu ne olacak, Arap vatanlarına vefayla, İran'a vefa arasında tercih yapmak zorunda mı bırakılacak?

            Bu çatışmalar ABD yönetiminin sözünü ettiği yeni Ortadoğu'yu mu ortaya çıkaracak? Arap dünyası, Türkiye ve İran, bu büyük felaket senaryosuna nasıl sokulacak?

Bu fitne ateşine benzin dökülmesinde etkin rol oynayan birçok nokta var. Bunların başında ABD'nin 'terörle savaş' çerçevesindeki doğrudan çıkarları geliyor. Başkan Bush yönetimindeki bazı çevrelere göre, 'terör' Sünni, şiddetse 'Şii'. Dolayısıyla, tarafların vuruşturulması ve Amerikan çıkarlarını hedef almaktan alıkoyulması için, oklarını birbirilerine çevirmelerine yol açacak bir ortamın yaratılması, ABD'ye faydalı olacaktır. Bu noktada, Sünnilerle Şiiler arasında düşmanlık yaratma projesi, askeri araçlarla (Irak ve Afganistan'ın işgali, İsrail'in Lübnan'daki savaşı) veya siyaset ve medya aracılığıyla (İslam'ı karalama kampanyaları ve Müslümanlara karşı dini ve etnik ayrımcılık) gerçekleştirilemeyen şeytani hedefi devreye sokulacaktır. İsrail'in İran'ın nükleer projesini ele alış tarzı da, Şiilerle Sünniler arasında gerginlik çıkarma konusunda etkin rol oynayacaktır. İsrail İran'ın nükleer dosyasını stratejik güvenliği için tehlikeli görüyor. İran'la Arap ülkeleri arasında anlayış, güven ve eşgüdüm yokluğu sebebiyle Araplar da proje yüzünden endişelendiği için, çatışmanın Araplarla-İran, dolayısıyla Sünnilerle Şiiler arasında çıkmasından korkuluyor.

  Arap ve İranlı kurumların mezhepleri yakınlaştırma çabaları da sekteye uğruyor. Bu başarısızlık, Irak'ta her gün yüzlerce kişinin canını alan mezhep katliamlarıyla aynı zamana denk geliyor. Bu arada, Sudan ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerindeki Sünni toplumlarının mali desteklerle Şiileştirilmesini amaçlayan çalışmalara dair haberler sızıyor. Burada, İsrail'in Pakistan'dan Fas'a kadar her etnik grubun ve mezhebin kendine ait siyasi bir oluşuma sahip olması temelinde bölge haritasını yeniden çizme amaçlı projesini hatırlatmak gerekiyor. İşe Lübnan'dan başlayan İsrail, 1950'lerden bu yana bu projenin hayata geçirilmesine çalışıyor. Projenin işaretleri Sudan'ın güneyinde, Kuzey Irak'ta, hatta Cezayir çevrelerinde ve Fas'ın güneyinde görülüyor. Bu proje, halen İsrail'in stratejik güvenliğinin temeli sayılıyor. Halihazırdaki ABD yönetiminin de bu projeyi öncekilerden daha fazla desteklediği açık. Irak'taki savaş şu ana kadar, mezhep kavgasının ve etnik fitnenin patlak vermesine yol açtı.

İsrail'in bu projesi, Arap ve İslam ülkelerini mezhep ayrımcılığı ve ırkçılık kanalıyla organları kesilmiş cesetlere çeviriyor. Farslar (Safeviler) ve Türkler (Osmanlılar), Arap toprakları üzerinde savaşırken ortada İsrail, yani ortak düşman yoktu. Üstünlük ve toprak için savaşılıyordu. Fakat şimdi İsrail'in varlığı ve onun tehlikeli projesiyle birlikte İranlılar, Türkler ve Araplardan varlıklarını ve geleceklerini savunmaları isteniyor. Ve, bu ortak düşmanın tehlikesini idrak etmezlerse kendilerini başını İsrail'in çektiği büyük fitne bataklığı içinde bulacaklar.29

  Bu şartlarda ve dış güçlerin kışkırtmasıyla Irak'a geniş çaplı bir müdahale, bizi İran'la kapıştırmayı amaçlamaktadır. Askerimizi Kuzey Irak'a kışkırtanlara, TSK'nın en önemli isimlerinden birinin şu sorusu tokat gibi bir cevaptır:

  "Böylesi iddialarda bulunanlar ve bunu siyasi bir şov malzemesi yapanlar, Kerkük'le Silopi arasının 450 km. olduğunu biliyorlar mı?"

  İşte stratejik sorular:

  1-Biz bu çok riskli operasyona ne amaçla kalkışacağız?

  2-Irak'ta ne kadar zaman kalacağız?

  3-Bu bölgenin en çetin coğrafi şartlarında, peşmergeler, PKK ve ABD askerleri gibi üç ayrı düşman karşısında ne kadar asker kaybını göze alacağız?

  4-Sınırımızdan 100 km. uzakta bulunan, 15 km. uzunluğunda, 5 km. genişliğinde olup yüzlerce mağarayı bünyesinde barındıran ve bir yüzü İran tarafında olan Kandil dağına yönelik böyle bir operasyonda İran'la karşılaşmayı ve çatışmayı hesaba katmakta mıyız?

  5-Böylesine bölgesel bir savaşa dönüşebilme istidadını taşıyan saldırı karşısında Türkiye'deki 70 milyar dolarlık sıcak paranın ürküp ülkeyi terk etmesi durumunda patlayacak ekonomik krizin faturasını ödemeye hazır mıyız?

  6-Haydi diyelim bu harekatı yaptık ve döndük, ne kazanmış olacağız ve bu kazandığımızı nasıl elimizde tutacağız?

  7-Elimizdeki Kuzey Kıbrıs'ı Rumlara vermemizi ve askerimizi oradan mutlaka çekmemizi isteyen dış güçler ve işbirlikçiler, Kuzey Irak'a girmemiz için niye sırtımızı sıvazlamaktadır?

  Bu sorularla anlatmaya çalıştığımız; "Ülke çıkarları zaruri ihtiyaçlar gerektirse bile, Kuzey Irak'a asla müdahale etmeyelim" değildir. Türkiye'yi bu ortamda Irak batağına çekmek isteyenlerin asıl amacının bizi İran'la bozuşturmak ve vuruşturmak olduğunu hatırlatmaktır.

Irak'ın işgali sırasında, Amerika'nın asıl niyetinin Irak'ı parçalamak ve Büyük İsrail Projesine uygun bir Kürdistanı kurmak ve ardından Güneydoğumuzu ülkemizden koparmak olduğu konusundaki bütün uyarılara kulaklarını tıkayan ve bunlara bir komplo teorisi olarak yaklaşan ve Türkiye'nin bütün imkanlarını Amerika'ya açan Recep Tayip Erdoğan ve avenesi bu günlerde, bağımsız bir ülke olduklarını hatırlayıp ABD'ye horozlanmaya başladı. Askerimizin başına çuval geçirilirken, Kıbrıs lokma lokma Rumlara rüşvet verilirken gıkı çıkmayan sahte kahramanların şimdilerde "Amerika'nın PKK konusunda ağır davrandığından, Kerkük'te Türkmenlerin dışlandığından" dem vurması, şakşakçı medyada alkışlandı...

Talefer'de Türkmenlere soykırım uygulanırken, Süleymaniye ve Musul'da nüfus yapısı zorla değiştirilirken sessiz ve tepkisiz kalan, başlarına çuval geçiren Amerika için, tam bir ürkeklik ve kölelik psikolojisiyle "Ne notası verecekmişiz.. Bu müzik notası mı"? diyecek kadar koflaşan Başbakan ve yandaşlarına ve Edip Başer gibi NATO'cu Paşalara, hatta Genel Kurmay Başkanımıza ve kuvvet komutanlarımıza "Kak afoni-kuru gürültü ve fosurtu yapıyorlar" şeklinde aşağılayan ABD büyükelçisi Siyonist Yahudi Wilson şeytanına kadar bütün şer şebekesi "Her an Kuzey Irak'a girebileceğimiz" konusunda anlaştı!....

Üstelik her fırsatta Irak'ın toprak bütünlüğünden dem vuran bu yetkisiz yetkililerin şimdi kalkıp "Kerkük için özel statü" istemeleri tam bir çelişkiydi ve oldukça sırıtmaktaydı.

Hatta eski MİT'çi Mahir Kaynak Kral TV'deki bir programda "Irak'ın bölünmesi ve Kürdistan'ın ilan edilmesi doğal bir gelişmedir ve bizim buna göre hazırlanmamız gerekir" diyecek kadar ayarını ve küresel çetenin amacını ortaya koyacaktı.

Ve daha da hayret ve endişe verici olanı, 12 Ocak 2007 gecesi Ekrem Kızıltaş, TV 5'teki Ortak Zemin Programına çıkartıp, Mahir MİT'çinin:

"Türkiye'nin Dünya düzenine ve Amerikan projesine katılıp figüranlık yapmaktan başka çaresi yoktur. Milli ve bağımsız bir politika izleme söylem ve girişimleri boş ve hayali bir umuttur. Ülkemiz bu borç ve boyunduruk altında yaşamaya mahkumdur. Küresel güçlerin himmet ve himayesine erebilmek için gerekirse Milli, manevi, İslami ve insani değerleri bile taviz vermek akılcı bir durumdur" anlamındaki, sinsi Siyonist propagandasını, hem de sırıtıp kafa sallamak suretiyle onaylayarak Millete izletmekten sıkılmamıştı. Bu durum öteden beri dikkat çekmeye çalıştığımız, Milli Görüş kurumlarının nasıl içten kuşatıldığını da hatırlatmaktaydı.

Türkiye hem kendisinin hem de komşu ve kardeş ülkelerin çıkarları gerektiği zaman her türlü sınır ötesi harekata hakkı vardı.

Ancak bu hakkını, 1974 Kıbrıs Barış çıkarmasında olduğu gibi kendi hür iradesiyle ve dış güçlere rağmen yapmalıydı...

  Dışişleri yeni filoyu doğruluyor!

  ABD'nin üç yıl aradan sonra İncirlik hava üssüne F-16 filosu, erken uyarı sistemli Awacs, tanker ve kargo uçakları yerleştirmesini Dışişleri Bakanlığı da doğruladı. Basının haberi üzerine Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "ABD Avrupa Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı NATO'ya tahsisli bir filo, Türkiye-ABD arasında imzalanan 29 Mart 1980 tarihli Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) çerçevesinde, geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2007 yılı planlı eğitim faaliyetleri kapsamında üç hafta süreyle, 10'uncu Tanker Üs Komutanlığı/İncirlik Meydanı'na intikal etmiştir. Söz konusu faaliyetler tamamen eğitim amaçlı olup belirli periyotlarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolünde icra edilmektedir" denilerek, böylesine bir filonun varlığını doğruladı.

  ABD, Türkiye'yi ateşin içine çekiyor

  Irak'ta düşen uçakta hayatını kaybeden işçilerin aileleri cenazeleri Adana'da toprağa verilirken, kent ABD savaş uçaklarını ağırladı. ABD'ye ait 24 uçaktan oluşan F-16 filosu ile, erken uyarı sistemine sahip Awacs kargo ve havada ikmal yapan tanker uçaklar Adana'daki İncirlik üssüne geldi. Olayın Türkiye'de hükümet, muhalefet ve MİT dahil yetkili ağızlardan yapılan "Irak'taki duruma seyirci kalamayız" açıklamalarının hemen ertesine denk gelmesi şüphe uyandırdı.

  "Proaktif politika" ilk meyvesini verdi: İncirlik, ABD emrinde

  İncirlik'teki hareketliliğin, ABD Başkanı George W. Bush'un yeni Irak stratejisini ortaya atmasının hemen ardından başlaması dikkat çekti. Bush yönetimi, Bağdat'ta konuşlandırılmak üzere, yeni asker sevkiyatı öngörüyor. Direnişin elindeki Bağdat'ı kontrol etmek isteyen ABD, İncirlik'e uçakların konuşlandığı saatlerde kente hava saldırısı düzenleyerek 50 kişiyi öldürdü.

  Bilindiği gibi 2003 yılı Mart ayında Çekiç Güç'ün görev süresinin dolmasıyla birlikte, Türkiye ile ABD arasında ikili anlaşmalara dayalı olarak İncirlik'e konuşlanan F-16 savaş uçakları buradan ayrılmıştı. Irak işgali ile birlikte bu üsten yararlanmak için taraflar arasında yürütülen görüşmelerde, uçakların görev sahası ve katılabileceği operasyonların sınırlarının belirlenmesi konusunda anlaşma sağlanamadığı için sonuç alınamamıştı.

  Türkiye'nin İncirlik'i ABD savaş uçaklarına tekrar açması, Bush'un basına sızan Irak planıyla ilişkilendiriliyor. Irak stratejisinde değişiklik işaretleri, Türkiye'de "proaktif dış politika" ve Irak işgaline müdahil olma arayışlarını yeniden gündeme getiriyor.

  Seyirci değil, işbirlikçi!

  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP Meclis grubunda yaptığı konuşmada Irak konusunda "kırmızı çizgileri" yeniden hatırlatması da benzer şekilde yorumlandı. "Bölgedeki gelişmelere sırtımızı dönemeyiz" diyen Erdoğan, Kerkük'te demografik yapının değişmesini, referandum taleplerini ve Kuzey Irak'taki PKK varlığını gerekçe göstererek, sürece "seyirci kalınmayacağını" söyledi. Türkiye'nin sessiz kalamayacağını belirten başbakanın, sözlerine "Türk askeri Lübnan'da örnek güç olarak gösteriliyor" şeklinde devam etmesi dikkat çekti.

  ABD'nin yeni dönemde bölgedeki ve Irak içindeki tüm aktörlere sopa göstereceği ve kaybetmeye başladığı inisiyatifi çok daha güçlü biçimde kendi eline almak istediği biliniyor. Bu çerçevede, ABD'nin yeni stratejsinin, tüm aktörleri birbirine karşı kışkırtarak kendine bağımlılaştırmaya dayandığı belirtiliyor.

  Türkiye'yi Irak'ta iç savaş mı bekliyor?

  Bu bağlamda, Türkiye'nin Irak'a girme tehditlerinin, ülkeyi Irak'taki iç savaşa çekme tehdidiyle karşı karşıya bırakacağından endişe ediliyor.

  2007'nin Irak için bir kader yılı olacağını söyleyen Erdoğan, etnik ve mezhep çatışmasının artacağını vurguladı. ABD'ye "başta Türkiye olmak üzere komşu ülkeleri hesaba katması" çağrısında bulunan Erdoğan'ın sözleri, Türkiye'nin ABD tarafından kışkırtılan iç savaşa bulaşarak Irak'ta var olma stratejisini ortaya seriyor.

  Bu melunu kimse durduramıyor!

  ABD Başkanı George W. Bush, Yeni Irak Planı'nı açıkladı. Buna göre Irak'ta güvenliği sağlamak (!) amacıyla 21 bin 500 ABD askeri bölgeye gidecek. Irak'taki durumun daha iyiye gitmemesi halinde 'radikal İslamcıların' büyüyeceği ve yeni taraftarlar kazanacağını söyleyen Bush, böylece bu kişi ya da grupların modern Irak hükümetini devirmeye ve petrol gelirlerini kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanmaya cesaret edeceklerini iddia etti. Irak'taki başarısızlığı güvenliği temin edecek yeteri kadar ABD ve Irak askerinin bulunmamasına bağlayan Bush, bu ülkede görev yapan askerler üzerinde çok sayıda kısıtlama bulunduğunu savunarak, "Askeri yetkililerimiz yeni planı gözden geçirdi ve başarılı olacağı konusunda bildirimde bulundu. Ayrıca Irak Başbakanı Maliki de mezhep çatışmalarına tolerans göstermeyeceğini taahhüt etti" diye konuştu. Irak'taki başarısızlığın sorumluluğunu üzerine alan ve özür dileyen Bush, ellerinde sorunun çözümü için sihirli bir formül olmadığını söyledi. Sadece Iraklıların ülkeyi kuşatan mezhep çatışmasını sona erdirebileceğini dile getirerek Irak hükümetini 'agresif' bir plan hazırlamaya çağırdı.

Bölgeye Patriot füzeleri yerleştiriliyor!

Bu planı açıklarken aynı zamanda ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarını korumaktan da söz ettiğini belirten Bush, "İstihbarat paylaşımını artıracak ve müttefiklerimizi rahatlatmak için bölgeye Patriot füzeleri yerleştireceğiz. Irak ve Türkiye sınırında yaşanan sorunların çözümü için bu ülkelerin hükümetleri ile birlikte çalışacağız. Ayrıca diğer ülkeler ile de İran'ın nükleer silah elde etmesini ve bölgeye hâkim olmasını önlemek için çalışacağız" diye konuştu. Bush, Irak'taki 'terörist faaliyetler'e destek vermekle suçladığı İran ve Suriye'ye de gözdağı verdi. Bu ülkeler konusundaki çalışmaların geliştirileceğini kaydeden Bush, İran ve Suriye'den gelen destekleri keseceklerini söyledi. Irak'ın yeniden yapılandırılması için bölgeden sorumlu bir koordinatör atanacağını belirten Bush, Irak güvenlik güçlerinin 2007 Kasım itibariyle tüm Irak'ın kontrolünü alacaklarını iddia etti.  Bush, ayrıca Dışişleri Bakanı Rice'ın bugün bölgeye gideceğini duyurdu.

Amerika halkına göre, "daha çok asker, daha çok ceset anlamına geliyor"

Öte yandan ABD'de yayın yapan yerel CNN kanalı, eyalet merkezlerine gerçekleştirdiği canlı bağlantılar ile ABD halkının plana olan tepkisini iletti. Buna göre, ABD halkı, daha fazla asker gönderilmesine karşı. Bush'a 'kızan' halk, Başkan'ın seçim açıklamalarında bunun yer almadığına işaret etti. Başkan Bush'un konuşmasının hemen ardından MSNBC'nin internet sitesinde açılan ankete katılan yaklaşık 100 bin Amerikalının yüzde 67'si planın başarısız olacağı yönünde görüş bildirdi. Anketteki, 'Hayır' şıkkının açıklamasında, "4 yıl sonra ne ABD ne de Irak daha iyi bir halde olacak. Daha çok askerin gitmesi daha çok cesedin geri gelmesi anlamına geliyor" denilmesi dikkat çekti.

Irak, daha fazla asker istemiyor

New York Times gazetesi Bağdat mahreçli haberinde ise Irak hükümetinin daha fazla asker istemediğini yazdı. Habere göre, Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin partisinden milletvekili Haydar El Abadi, "Hükümet ABD'den daha fazla ABD askerine ihtiyaç olmadığı kanısında" dedi. Diğer bir milletvekili Redha Cevat Tahi de, "Güvenliğin temini, Iraklıların elinde. ABD ancak destekleyici bir rol alabilir" şeklinde konuştu.

Irak'a Vietnam benzetmesi

Ayrıca TV'lerin yayınlarında Irak'ın Vietnam'a dönüştüğü yorumları yapıldı. Uzmanlar ve siyasetçiler bu konuda farklı görüşler bildirse de genel olarak Irak'taki durumun Bush'un aleyhine bir hal aldığı kaydedildi. Bush'u halk nezdindeki desteğinin azaldığı, Irak'a gönderilecek 21 bin 500 askerin de hiçbir şeyi değiştirmeyeceği ve bunun, durumu daha içinden çıkılmaz bir hale dönüştüreceği kaydedildi.

Bakınız Bush, yok olan prestijini yeniden kazanabilmek için, kalkıp Etiyopya'yı destekleyerek, Somali'ye bomba yağdırmaya, katliamlar yapmaya başladı.

  Demek ki, 30 İslâm ülkesinin siyasi haritasını değiştirme fikri sabitinden zerre kadar uzaklaşamadı.

  Neresinden bakılırsa bakılsın, Gül ve Erdoğan'ın, Bush'u desteklemek konusundaki politikaları kesinlikle yanlıştır. Kaldı ki, iki sene sonra ABD'de genel seçimler yapılacaktır. Büyük bir ihtimal ile Bush ve partisi bu seçimi kaybedecektir. Kaldı ki, Türkiye de seçim molasına benzer bir süreç içerisine girmiştir.

  Durum bu derece kritik bir noktada iken, hâlâ Bush'u destekliyoruz diye, çok büyük ve tehlikeli bir kulvara sapılması asla tasvip edilemez. Değişen ve gelişen dünya şartları göz önünde tutularak hükümetin ve TBMM'nin duruma el koyması, sonu belli olmayacak girişimleri önleyerek akl-ı selîmi hâkim kılması icab ediyor.

  Bir yandan halkımıza hava atmak için, Barzaniye horozlanan Tayip Erdoğan, öte taraftan kukla Kürdistan petrollerinin Türkiye üzerinden satışına sıcak bakıyor!

  ABD, Irak Hükümeti üzerinden sürdürdüğü girişimlerle Irak'ın kuzeyindeki Kukla Devlet'in petrollerinin Türkiye üzerinden satılması için bastırıyor.

  Enerji Bakanlığı destekliyor

  Genelkurmay'ın kesin olarak karşı çıktığı bildirilen bu projeye, Enerji Bakanlığı'nın sıcak baktığı bildiriliyor. AKP'li Bakan Hilmi Güler'in, ilgili bürokratlara konu üzerinde çalışma yaptırdığı belirtiliyor.

  Irak'ın kuzeyindeki petrollerin Türkiye üzerinden satışı, "Onlar bize muhtaç hale gelecek, biz de para kazanacağız" uydurma gerekçesiyle savunuluyor.

  AKP'li belediyelerin asfalt alma girişimi

  Hatta Güneydoğudaki AKP'li belediyeler, seçim yatırımı yapmak için Irak'ın kuzeyinden asfalt almak için girişimlere başlamış bulunuyor.

  DTP'li belediyelerin geçmişten bu yana Kukla devlet ile süren ilişkileri var. DTP'li Diyarbakır Büyükşehir belediye Başkanı Osman Baydemir'in de içinde yer aldığı "Kürdistan Belediyeler Birliği" girişimi bu faaliyet için biçilmiş kaftan.

  Asfalt almak, petrolün Türkiye üzerinden satışı için ilk aşama olacak. Bundan sonra petrolün satışı da normalleştirilecek.

  Kuzey Irak'taki Türkiye etiketli Siyonist şirketler

  ABD'nin Irak işgali öncesinde yalnızca iki alanda sınırlı ölçüde petrol ve doğalgaz arama faaliyeti yapılan Irak'ın kuzeyinde yabancıların yanı sıra, Türk şirketleri de petrol ve doğalgaz faaliyetini yoğunlaştırdı.

  Irak'ın kuzeyinde petrol arama ve yatırım faaliyetinde bulunan şirketler şöyle:

  Mehmet Emin Karamehmet'in Genel Enerji, Pet Oil, Addax Petroleum ortaklığı olan Taq Taq Operating Company, İngiliz Çalibre Energy, Kanadalı Heritage Oil Corp. ile Western Oil Sands, Norveçli Det Norske Oljeselskap AS (DNO).

  Türkiye'ye 35 kilometre uzaklıkta açılan ikinci kuyudan da Norveçli DNO şirketinin petrol çıkarmaya başladığı belirtiliyor. Yerel kaynakların verdiği bilgiye göre, bu petrol şirketinde perde arkasındaki büyük hissedar Barzani.

  Kamuoyu oluşturma çabası

  Böylece Irak'ın kuzeyindeki petrollerin çıkarılması için yabancı şirketlerle Kukla Devlet'in bağımsız anlaşmalar yapması, ayrıca Türk şirketlerin yaptığı yatırımlarla da petrolün Türkiye üzerinden satılmasının önü açılmak isteniyor.

  Öte yandan Türkiye'nin Kukla Devlet'in petrolleriyle ihya olacağına dair bir kamuoyu oluşturulmak isteniyor. Milliyet gazetesinin 23 Kasım tarihli sayısında yer alan bir haberde yer alan iddia şöyle:

  "Türkiye'deki yerli petrol üretimi ülke ihtiyacının yaklaşık yüzde 7'sini karşılarken tek başına Kuzey Irak'taki Taq Taq sahasının tümüyle geliştirilmesi sonrasında Türkiye'nin günlük ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılayabilecek seviyeye ulaşacağı tahmin ediliyor."

  Petrol yasası ve kukla devlet anayasası hazır

  ABD, Barzani yönetimine hazırlattığı anayasa ve yasalarla uluslararası güvenceye kavuşturmak istediği Kukla Devlet'in petrol hakimiyetini fiili olarak sağlamayı amaçlıyor. Kerkük petrollerini ele geçirme durumunda İsrail kuklası Kürdistan'ın yıllık 50-60 milyar dolar civarında gelire sahip olacağı belirtiliyor.

  MİT'in yazısında Barzani başkanlığındaki Kukla Devlet yönetiminin hazırladığı petrol yasasıyla, Kerkük petrollerini ve Kerkük-Yumurtalık boru hattını ele geçirmeye çalıştığı konusunda uyarı yapılıyordu.

Kukla Devlet yönetiminin hazırladığı anayasaya göre Kukla devlet yönetimi merkezi hükümetten bağımsız olarak yabancı ülkelerle petrol anlaşmaları yapmayı yasallaştırıyor.


[1] Birleşik Arap Emirlikleri / İttihad Gazetesi eski Lübnan milletvekili Muhammed El Sammak / 29 Aralık 2006




Bu yazarin diger makaleleri

  MELHEME-İ KÜBRA - ARMEGEDDON SAVAŞI VE ERBAKAN HOCA’NIN TEKNOLOJİ HARİKALARI          Arz-ı Mev’ud...
Devami
  Cumhurbaşkanı Seçiminin ilk oturumunda 367 şarttır! Erbakan Hoca'nın: "367'yi ciddiye alın!"...
Devami
  Konunun daha rahat anlaşılması için, bazı güncel (ve müptezel) olayları...
Devami
  Amerikada yaşayan bir uzman Güler Kömürcü'ye şunları postalıyor: ‘ABD...
Devami
A-9 kanalındaki 13 Eylül 2016 tarihindeki konuşmasında: "Abdülhamid Osmanlı'da Darwinizm'i yaymıştır....
Devami
05 ARALIK 2009 – Saat: 17: 00 / Balgat –...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4033

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR