Reklam
Reklam
Reklam

AKP'Yİ KAPATMA DAVASI VE MASONİK CEPHENİN TELAŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Aynı anayasayla, aynı kanunlarla, aynı hukuk nizamıyla ve aynı iddialarla Refah ve Fazilet Partileri kapatılınca, Recep T. Erdoğan'ın ifadesiyle "zil takıp oynayanlar"; yine aynı mantık ve metotlarla AKP kapatılmaya kalkışılınca niye hırçınlaşıyorlar? Bu nasıl demokrasi taraftarlığı, bu nasıl ahlak ve hukuk anlayışı, bu ne biçim insaf ve vicdan ayarı?!..


Demek ki; Milli Görüş'le AKP farklıydı.

Erbakan milletin Erdoğan dış güçlerin hizmetkârıydı.

Erbakan ülkesinin, devletinin, İslam ve insanlık aleminin huzur ve refahı için, masonik merkezler ve Siyonist güçlerle savaşmayı göze almıştı. AKP'liler ise, şahsi ikbal ve ihtirasları için bütün kutsallarını rüşvet verip kendilerini şeytani odaklara kiralamıştı. Üstelik Tayip Bay Başbakanlığını; bugün karşı çıktığı ve değiştirmeye çalıştığı kanun ve kurumlara borçlu bulunmaktaydı. Çünkü bunlar eliyle refah ve Fazilet kapanmasaydı kendilerine iktidar yolu açılır mıydı?

İşte layt İslamcı Fetullahçılardan katı şeriatçı fetvacılara; TÜSİAD'cı baronlardan, kiralık köşe yazarlarına kadar, Refah Partisinin kapatılmasını alkışlayıp, AKP davasına karşı çıkanların bu tavrı, aslında bir bozuk karakter yansımasıydı.

Ve tabi, AKP ile ilgili bir hukuki sorgulama için geç bile kalınmıştı. Ancak bunun gerekçeleri başörtüsü meselesinden ve laiklik endişesinden daha tutarlı ve inandırıcı şeyler olmalıydı.

Egemenliğimizin AB'ye devir hazırlığı, BOP eşbaşkanlığıyla ülke bütünlüğümüzün parçalanma tuzağı, İstanbul'un Vatikanlaştırılması gibi ciddi nedenlerle bu dava açılmalıydı.

Yani, AKP'ye mağdurları oynama fırsatı tanınmamalıydı.

Hasan Ünal'ın dikkat çektiği: Nasıl bir işbirliği? 

AKP'nin temelli kapatılması istemiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davaya içerden ve dışardan tepkiler devam ediyor. Bu dava ve sonuçlarının Türkiye ve bölgedeki siyasi gelişmeleri yakından etkileyeceğine hiç şüphe olmadığı açıktır.

Parti kapatmanın demokrasi etiği ve uygulamaları açısından eleştirilmesi gayet tabiî ki mümkündür ve yapılmalıdır. Ama burada kasdedilen eleştirinin ne gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına yönelik ve yer yer hakaret içeren açıklamalarla uzaktan yakından bir ilgisi vardır, ne de gazete ve televizyonlarda ‘liboşların' söylediklerinin demokrasi ile bir alakası olabilir.

Öte yandan Amerika ve Avrupa ülkelerinden gelen eleştiriler ise; hem çifte standart içermektedir, hem de AKP ile aralarında var olduğu açıkça gözlenen kirli bir işbirliğini ifşa edici niteliktedir. Örneğin Amerika'dan gelen açıklamalara bakalım: 22 Temmuz'da sandıktan çıkan iradeye saygı göstermek gerektiğine dair yapılan açıklamaya ne demeli?

Amerika'da şimdiki başkan Bush 2000 yılında Yüksek Mahkeme kararıyla seçilmemiş gibi... Kafa kafaya giden seçimleri Al Gore kıl payı kazanacakken Yüksek Mahkeme'nin devreye girerek başkanlığı Bush'a verdiğini bilmiyor muyuz? O zaman Yüksek Mahkeme ülkenin âli menfaatlerinden bahsetmemiş miydi? Ayrıca Refah Partisi iktidardayken temelli kapatılması istemiyle dava açıldığı zaman Amerika memnun olmanın ötesinde ne yapmıştı?

Amerikan yönetimi ve bilhassa Amerika'daki Yahudi kuruluşları Refah Partisi'nin iktidardan alaşağı edilmesi üzerine adeta zil takıp oynamışlardı. Gelelim AB'ye. AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn böyle bir uygulamanın AB açısından pek geçerli olmadığını ve tuhaf karşılandığını belirtirken, eski Almanya Başbakanı Schröder, davayı ‘onursuzluk' olarak nitelemeye kadar vardırdı işi.

O zaman sormak lazım:

Avusturya'da koalisyon büyük ortağı olacak şekilde seçimleri kazanan Heider'in başına gelenleri AB yapmamış mıydı? Bu nasıl bir çifte standarttır? Ayrıca bu nasıl bir işbirliğidir ki, Amerika ve AB bu derece bir çifte standartla AKP'yi korumak için seferber olmaktadırlar?

Bütün bunlar aslında AKP'nin 28 Şubat'ın alternatifi değil bizatihi kendisi olduğu tezini yeniden kuvvetlendiriyor. 28 Şubat'ı Amerika'daki Yahudi kuruluşları kotarmış; İstanbul sermayesi ve iç borç lobisi uygulamaya koymuş ve Ordu içerisindeki küçük bir grubu da harekete geçirmişlerdi. Amaç İsrail ve Amerika'nın Ortadoğu'daki kirli projelerine Türkiye'yi taşeron etmekti.

O zaman Refah Partisi kapatılsın diye uğraşan Yahudi lobileri şimdi AKP'nin can dostu. O zaman Refah'a hayatı dar eden İstanbul sermayesi AKP'nin kankası. Ve aynı AKP 28 Şubat'ın alternatifiymiş!..."[1] Hayır AKP 28 Şubat'ın zehirli meyvesidir ve Milli Görüş'ün alternatifidir.

İşte AKP'yi kapatma davasına tepkiler ve tilkilikler

AKP ile ilgili kapatma davası Türkiye'de olduğu gibi bütün dünyada da şaşkınlıkla karşılandı. En sert tepki AB ülkelerinden gelirken, Avrupa Parlamentosu'ndaki grupların başkanları, davaya inanmakta zorlandı. 

İddianamede savunulan gerekçeleri 'bahane' sayan Avrupalı siyasetçiler, "Dava, Türkiye'de yargının tarafsız olmadığının en açık göstergesi." görüşünü dile getirdi. Amerika da AKP'nin seçimlerde milletten büyük destek aldığını hatırlatıp, seçmenlerin tercihine saygı istedi. Davayı manşetlerine taşıyan dünya basını ise yüzde 47 oy alan bir partinin kapatılmasının beklenmediğini; ancak yargının siyasete karşı bir silah olarak kullanıldığını yazdı. Dava, Türkiye'de de hukukçusundan işadamına, siyasetçisinden sade vatandaşına kadar her kesimin büyük tepkisini çekti. Özellikle iş dünyası, küresel dalgalanmayı fırsata dönüştürmeye çalışan Türk ekonomisinin davadan büyük zarar göreceği endişelerini aktardı. Hukukçular, iddianamedeki gerekçelere itiraz ederken, partiler davanın Türk demokrasisine ve ülkenin dünyadaki imajına büyük darbe vuracağının altını çizdi: "AB ile müzakere sürecinde siyasal düşünceler antidemokratik yollarla engellenemez. Bugüne kadar parti kapatmalar çözüm olmadığı dillendirildi. Ama oldukça sırıtan ve mide bulandıran bir çelişki dikkat çekmişti. Daha önce aynı gerekçelerle Refah ve Fazilet Partisinin kapatılmasına çanak tutup alkışlayan AB ve ABD'sinden gazetecilerimize, hepsinin şimdi AKP'ye sahip çıkması tam bir sahtekarlık ve çifte standart değil miydi?

Sabataist ve mason kafalı Ahmet Altan'a göre: 'Darbeci Kemalizm devletten kazınacak'mış

Bir iki hafta içinde "korkunç" bir olayla karşılaşılacakmış..

Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan, AKP'ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurahman Yalçınkaya üzerinden AKP karşıtlarına yüklenip şunları söylüyordu:

"Bütün dünyanın (Yani Siyonist odakların ve emperyalist Batının M.Ç.)  "gülünç" diye nitelediği bu son iddianame hukukla alakalı değilse, neyle alakalıdır?

Bu başsavcı, ülkeyi altüst eden hukuk dışı bir saçmalığa tek başına mı girişti?

Ben doğrusu tek başına olmadığından kuşkulanıyorum.

Devletin içinden birilerine danışarak bu işe giriştiğini düşünüyorum.

Ama, bu insanlar tümden kör olamazlar.

AKP'nin kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimde bu partinin yerine kurulacak partinin yüzde ellilerin çok üstünde bir oyla iktidara geleceğini onlar da görüyor olmalıdır.

Onlar da bu gerçeğin farkındadır.

O zaman, tek amaçları AKP'yi kapatmak olamaz.

AKP kapandıktan sonra en aşağı beş yıllığına seçimleri erteletecek bir başka plan daha olması gerekiyor akıllarında.

Böyle bir planları olmadan AKP'yi kapatmaya kalkışmak gibi bir çılgınlığa kalkışmazlardı.

İşte asıl endişe verici soru da bu:

Seçimleri erteletmek için ne yapmayı planlıyorlar?

Ve, bu planın ordu içinde bir uzantısı var mı?

Eğer, böyle bir planları varsa, bunun anlamı açık.

Önümüzdeki bir iki hafta içinde "korkunç" bir olayla karşılaşacağız demektir.

Bu seçimleri erteletecek kadar "korkunç" bir şeydir.

Bu, çok tedirgin edici bir ihtimaldir.

Ama böylesi planın uygulanması için bu da yetmez.

Türkiye, tek başına ayakta durma gücüne sahip değildir.

Mutlaka ekonomik ve siyasal bir dış desteğe ihtiyaç duyuyor.

Avrupa ve Amerika çok net bir biçimde böyle bir plana destek vermeyeceklerini açıkladılar.

Bu hazırlıkları yapanlar bunu da daha önceden kestirmiş olmalılar.

O zaman ikinci soruyla karşılaşıyoruz.

Böyle bir girişimi başarıya ulaştırabilmek için kimin kendilerine yandaşlık yapacağını düşünüyorlar?

Bu soru da, bir zamanlar emekli generallerin televizyon televizyon dolaşıp anlattıkları o eski planı ve onların önerdiği yandaşı akla getiriyor:

Rusya...

Asker ve hukuk bürokrasisinin içinde, kendi gizli egemenliklerini sürdürebilmek için Türkiye'nin kampını değiştirmeyi göze alacak kadar kendini kaybetmiş birileri var mı?

"Asla yoktur" diyemiyorum doğrusu.

Eğer varsa...

O zaman da önümüzdeki günlerde çok ciddi bir güç çekişmesine şahit olacağız demektir.

Türkiye devletinin kadroları, Batı tarafından desteklenen demokrasi yandaşları ve Rusya'ya göz kırpan darbeciler olarak ikiye ayrıldıysa...

O zaman, karşılıklı hamleler yapılacaktır.

Darbeciler, Türkiye'yi yörüngesinden saptıracak kadar "korkunç" bir olay planlarken...

Demokrasi yanlıları da derhal Ergenekon çetesinin dışarıda kalanlarını tutuklayacaktır.

Belki ikisi birden olacak.

Önümüzdeki günlerde bir şeyler yaşanacaktır.

Ama ne olursa olsun, Türkiye bir daha geri dönülmez biçimde değişime uğrayacaktır!

Bence, Başsavcının iddianamesi, "Kemalist devletin bitimini ilan ediyor" şeklinde okunmalıdır.

Bu "darbeci" güçlerin bir türlü "uslu" durmaması, sürekli sorun yaratmaya uğraşması, darbe planları hazırlaması; Türkiye'yi Batı müttefiki olarak tutmak isteyen devlet kadrolarını da, istikrarlı bir Türkiye isteyen gelişmiş dünyayı da bence bu sefer alarma geçirmiş durumdadır.

Devletin içindeki bu darbeci Kemalist güçlerle birlikte yaşanamayacağını, buna mutlaka hukuki bir çözüm bulunması gerektiğini sanırım herkes anlamıştır.

O hukuki çözüm de kısa vadede yürürlüğe girecektir, girmesi lazımdır.

Darbeciler planlarına uygun olarak "o korkunç şeyi" yapsalar da, onu yapamadan yakalansalar da, Türkiye mutlaka demokrasi hamlelerine hız verip darbeci Kemalizmi devletten kazıyacaktır.

Bence, Başsavcı, AKP'yi kapatayım derken Kemalizm'i kapatmıştır!

Dünyayı ve Türkiye'yi (Yani Yahudi lobilerini ve masonik merkezleri M.Ç.)  yok saymanın bedelini, devletin içindeki bütün güçlerini kaybederek ödemek zorunda kalacaklardır.

Bunu göreceksiniz.

Şimdi yapılacak tek şey...

Onların aklındaki "ikinci" adımı atmalarını önlemek için derhal tedbir almaktır."[2] Sözleriyle Ahmet Altan, telaş ve şaşkınlığını açığa vuruyor. AKP'ye ve yandaşlarına akıl veriyor ve "hainler korkak olur" hadisinin psikolojisini sergiliyordu.

Gergin dönemde kritik ziyaret 

Abdullah Gül, Fethullah Gülen'e yakın isimleri köşkte ağırladı.

AKP'nin kapatılmasıyla ilgili iddianamede, "Fethullah Gülen isimli tarikat lideri"nin okullarını desteklemekle suçlanan Cumhurbaşkanı Gül, Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen Abant Platformu Yönetim Kurulu üyelerini Çankaya Köşkü'nde kabul etti. Kabule aralarında Prof. Mete Tunçay ve Prof. Eser Karakaş'ın da aralarında bulunduğu isimler katıldı.

"Fethullah Gülen isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu okullar ticari şirket olarak değerlendirilip, temas ve işbirliği yapılması Gül'ün Dışişleri Bakanlığı döneminde, bir genelgeyle büyükelçilerden istenmiştir."

Hürriyet Gazetesi'nde Sefa Kaplan'ın haberine göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahmah Yalçınkaya tarafından hazırlanan iddianamede bu sözlerle suçlanan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yaklaşık bir hafta önce randevu verdiği Abant Platformu Yönetim Kurulu üyelerini bugün Çankaya Köşkü'nde kabul etti.

Gündemleri Kürt sorunu

Çeşitli konularda ve Yahudi lobilerinin proje ve destekleri doğrultusunda yaptığı geniş katılımlı toplantılarla adını duyuran Abant Platformu, Kürt sorununda da inisiyatif yüklenmişe benziyor. 28-29 Mart'ta Diyarbakır'da, "Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Aramak" başlığı ile düzenlenecek toplantıda Kürt sorunu "sansürsüz bir biçimde" tartışılacak deniyor. Bu amaçla, Abant Platformu Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Prof. Mete Tunçay tarafından 200 kişiye davetiye gönderildi. Davetiye gönderilenler arasında AKP, MHP ve DTP'den önemli isimlerin yanı sıra, İslamcı ve liberal kesimin temsilcileri de yer alıyor.

Prof. Tunçay imzalı davetiyede, "Bilindiği gibi Kürt sorunu, maalesef bir gerilim kaynağı olarak sıcaklığını halen korumaktadır. Kanaatimizce tarihi yanlışlıklar, karşılıklı önyargılar, diyalog ve empati noksanlığı Kürt sorununun çözümündeki en büyük engelleri oluşturmaktadır" deniliyor. Toplantıya katılacaklar arasında DTP milletvekili Aysel Tuğluk, Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı Sertaç Bucak, Prof. Binnaz Toprak, Prof. Eser Karakaş, Prof. Mümtaz'er Türköne, Prof. Mehmet Altan, Şahin Alpay, Ali Bayramoğlu, Cüneyt Ülsever, Ümit Fırat, Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş gibi isimler öne çıkıyor.

Sn. Abdullah Gül'den Abantçılara manevi destek sağlandı

Abant Platformu Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Prof. Mete Tunçay görüşme öncesi yaptığı açıklamada, randevunun böyle bir günde verilmesinin kişisel olarak kendisini çok memnun ettiğini belirterek, "Bu ziyareti bir manevi destek olarak da yorumlayabilirsiniz" diyor.

Sn. Gül'ün görüşme sonrası soru kabul etmemesi de dikkat çekiyor. Fetullahçıların güdümündeki Abant platformunun "Federatif Kürdistan" konusunu ele almasının ve AB'nin PKK'yı terör listesine sokmayacağını açıklamasının ardından bu kabul daha bir anlam taşıyor.

İşte Ahmet Altan'ın "Dünya ve Türkiye" dediği, dış ve iç dengeler diye güvendiği Yahudi lobileriyle Fetullah Gülencilerin işbirliği:

Fethullah Hoca'nın cemaati Irak savaşının mimarı Cheney'den "Müslümanlığı birleştirmek" için yardım istedi mi?

Odatv'nin haberine göre, ABD Başkan Yardımcısı ve Irak savaşının mimarı olan Dick Cheney'in Mart sonu Türkiye'ye ziyareti gerçekleşti.

Cheney'in en son savaş öncesi Türkiye'ye geldiğini hatırlatan kaynaklar, özellikle İran'a yapılabilecek bir hava saldırısı konusunun gündemde olabileceğine dikkat çekmişti.

Gülen Cemaatin önemli temsilcilerinden birinin Cheney'in ofisine giderek, Başkan Yardımcısının ekibine "Müslümanlığı birleştirmemizde bize yardım edin" dediği öğrenildi.

Cemaatin binlerce Müslüman'ın ölümüne neden olan savaşın beyni sayılan Cheney'le temasa geçip yardım istemesi neyin nesiydi?

Bu ziyaretin Cheney'nin Türkiye gezisi öncesine gelmesi de dikkat çekiciydi.

İngiliz araştırma şirketi Opinion Research Business'ın verilerine göre, Irak Savaşı'nın başladığı 2003 yılının mart ayından beri ölenlerin sayısı yaklaşık 1 milyon 530 bin kişi olarak hesap edilmişti. Milyonlarca sakat ve hasta ise bundan hariçti.

Şimdi söyleyin, Ey Fetullahçılar!

"Dick Cheney'e mesaj verdiniz mi vermediniz mi?"

Görüşmeyi cemaat adına yapan kişi: Turkish Cultural Center Başkanı Recep Özkan.

Görüşülen kişi: Dick Cheney'nin "özel" danışmanı Christopher Haave...

Yer: New York...

Tarih: Birkaç hafta önce...[3]

Serdar Akinan'ın dediği gibi:

 "Parti kapatmaya bu kadar karşıydınız da Fazilet Partisi kapatıldığı gün tek biriniz o gün çıkıp, "Demokrasi" dediniz mi?

Fazilet Partisi 22 Haziran 2001'de kapatıldığında neredeydiniz?.

Açıp o günkü tarihli gazetelere baktım. Hepiniz, zevkten dört köşe, sırıtıp gülmektesiniz!

Sözlerinize baktım... Tek bir eleştiriniz yok kapatanlara... (hatta alkışlıyorsunuz.. M.Ç.)

Bazılarınızın o gün söylediklerini yazsam kişiliğinize en ağır hakareti etmiş olacağım, ben yazmaya utanıyorum...

Şimdi altınızda kırmızı plaka olunca: "Demokrasi elden gidiyor!" Öyle mi?

Bu kadar ikiyüzlü bir anlayış olabilir mi?

Fazilet Partisi'ni de bu adamlar (yani Milli Görüşten dönüp AKP'yi kuranlar) kapattırdı... Ve yanlışları ortada!

Fazilet Partisi'ne oy verenler Surinam vatandaşı mıydı?

İşine geldi mi parti kapatanları alkışla, işine gelmedi mi, "Millet iradesine saldırı" demeye başla...

Bu adamların yüzüne tokat gibi vuracak çok gerçek var ya!?..

İddia ediyorum, bu kriz bu kez o kadar rahat atlatılamayacak..

Ne Menderes, ne 12 Eylül...

Korkarım kılıç bu kez yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı sallanacak!"[4]



[1] 20.03.2008 / Milli Gazete

[2] Taraf

[3] 29.02.2008 / Akşam

[4]  17.03.2008 / Akşam

Bu yazarin diger makaleleri

  KEMALİZM KAVRAMI VE ÇELİŞKİLİ KURGULARI          Mustafa Kemal’in Dehası 1918 Mondros Mütarekesi’yle ülkemiz işgale...
Devami
  ABD ve İsrail’in, İran’ın nükleer reaktörlerine ve askeri tesislerine bir...
Devami
Bugünkü Barbar Batı ülkeleri ve onların batıl ve zalim sistemleri;...
Devami
  3. DÜNYA SAVAŞI HAZIRLIĞI VE TÜRKİYE’NİN AKP ŞANSSIZLIĞI          Kendi itiraflarıyla; “küresel üstünlüğünü...
Devami
Encümen-i Daniş (Danışma ve İstişare Kurulu) olarak gündeme getirilen oluşumun,...
Devami
  Paris Sanayi ve Teknoloji Fuarındaki gizli görüşmeler! Muhterem Süleyman Arif Emre...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3108

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR