ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün707
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9996
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66550
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007287

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038329

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

MASONLAR, MÜNAFIK VE KİRALIKTIR ATATÜRK İSE İNANÇLI VE BAĞIMSIZ BİR İNSANDIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

"Bir Gaza Ettik ki, Hoşnut Eyledik Peygamberi" Diyen Atatürk Samimi Bir Mümindir

Peygamber efendimizin 1437. doğum yılı dolayısıyla Araştırmacı-Tarihçi Cezmi Yurtsever tarafından hazırlanan "Savaş Hatırası" isimli fotoğraf sergisi, Adana Sabancı Merkez Camii avlusunda ilgiyle gezilmektedir. Sergide, Atatürk'ün Adana'da çektirdiği ve üzerinde peygambere saygısını anlatan "bir gaza ettik ki hoşnut eyledik peygamberi" sözünü yazdırdığı fotoğraf ile Çukurova tarihinden önemli olayların fotoğraf ve belgelerine yer verilmektedir. Sergide, Atatürk'ün Ulu Cami'de Cuma namazı kıldığında çektirdiği fotoğraf ile Kozan cephesinde Fransızlara karşı savaşan Kuva-yı Milliye mücahitlerine gönderdiği, "Evvela 5 vakit namaz" ile başlayan emir belgesi de oldukça dikkat çekmektedir.

Cezmi Yurtsever, Adana tarihi ile ilgili yaptığı araştırmalar neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün 1. Dünya Savaş'ının sona erdiği günlerde, Kasım 1918 başlarında Suriye'den Adana'ya geldiğini ve 10 gün kadar kaldığını öğrendiğini söylemektedir.

Münafık: dine ve İslamiyet'e inanmayan; ama inanmış görünerek ve Müslüman geçinerek, mümin toplumlardan yararlanmaya çalışan; böylece hem din tahribatını hem de dünyalık makam ve menfaatini daha rahat sağlayan, riyakâr ve sahtekâr tiplerdir.

Bunlar, açık kâfirlerden ve dinsizlerden çok daha tehlikelidir. Bu nedenle Kur'an'a göre münafıklar, cehennemin en derin tabakasına layık görülmüşlerdir.

Günümüzde münafıkların en açık örneğini ise, masonlar teşkil etmektedir. Masonluk; bir nevi, münafıkların sistemleşmiş ve örgütleşmiş şeklidir. Bu masonlar, bulundukları ülkeye göre; Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman görünseler de, aslında ne Tevrat'a, ne İncil'e ne de Kur'an'a inanmış ve bağlanmış kimseler değildir.

Yahudi Masonlar; Firavunlar dönemine dayanan Kabalist şeytani öğretilerin, Hıristiyan masonlar ise; yine aynı melun merkezlerin uydurduğu "hümanizm, realizm" gibi yaldızlı ve yalan fikirlerin peşlerine düşmüşlerdir.

Sağcısı, solcusu, diyalogcusu... Masonluk mutfağından ve AB tabağından beslenenlerin hep bir ağızdan, Mehmetçiğin PKK'ya yönelik Kuzey Irak operasyonunu başarısız göstermeye; her şeyi ABD'ye mal etmeye ve askerimizi küçük düşürmeye yönelik kampanyalarını; sadece bir rastlantı olarak değerlendirmek, ahmaklıktan da öte bir eblehliktir.

Masonlar: siyonizmin yani bazı sapkın Yahudilerin dünyaya hâkimiyet projesinin, farklı ülkelerdeki karakolları gibidir. İçinde yaşadıkları halkı ürkütmemek ve daha kolay yönlendirmek için, Hıristiyan, Müslüman veya Brahman görünmeleri... Ve yine milliyetçi, ilerici, devrimci gibi kılıflara bürünmeleri... Dini önderleri ve tarihi şahsiyetleri sahiplenip istismar etmeleri, hep münafıklıklarının ve masonluklarının gereğidir. Bir yerde ılımlı İslamcı, ötede koyu ulusalcı, beride ırkçı ve kafatasçı gibi roller üstlenmeleri; ama gerçekten milli ve yerli programlarla, maddi ve manevi kalkınma ve emperyalizmin kıskacından kurtulma hareketlerine ve liderlerine karşı, hep birden hücuma geçmeleri, bunların sinsi mahiyetini ve kirli niyetlerini ele vermektedir.

Tamer Ayan İsimli Bir Baş Mason "Atatürk ve Masonluk" Adlı Bir Kitap Yazarak30[1] Localarını Kapatan Atatürk'ü Bile Mason Göstermek İçin Bin Türlü Hilekârlık Sergilemiştir.

"Masonluk iyi bir şey olmasa, hiç bu kadar büyük insanlar mason olur muydu?31[2] diye sormuş ve "önemli olan Atatürk'ün masonik kimliği değil, onun masonluğa yatkın ilkeleri ve düşünceleridir"32[3] yakıştırmalarıyla kendi iddialarını ispata yeltenmiştir.

"Eski mason yöneticileri, Atatürk'ün mason olduğu ortaya çıktığı takdirde, bu sıfatın Atatürk'e zarar vereceğini düşünmüş ve uygun görmemişlerdir" sözleriyle33[4] bu baş mason, gizli ve kirli bir şeytan şebekesi olduklarını da dolaylı biçimde ifşa etmiş ve kendilerini ele vermiştir. Öyle ya; eğer sinsi ve Siyonist bir teşkilat değilseniz, niye Atatürk'e zarar vereceğiniz düşünülmektedir?

Masonluğun köklerinin eski Mısır kültürüne ve Firavunlar dönemine dayandığını yani Siyonist-Kabalist öğretilerden kaynaklandığını itiraf ederek "Masonluk, beşerin Kul zihniyetinden sıyrılarak, insan kimliğini aramaya başlamasıdır"34[5] sözleriyle de, Allah'a kulluk yerine, firavun gibi kendi nefislerini ilahlaştırma yolunu, seçtiklerini belirtmektedir.

"Bazı insanlar, insanlık için iyi, önemli ve değerli işler yapmışlardır; hiç unutulmayacak eserler bırakmışlardır; tarihin akışını değiştirmişlerdir; adları ölümsüzleşmiştir. Ama Mason olmamışlardır veya olamamışlardır.

Çünkü Mason olmak bir imtiyazdır.

Evrenim Ulu Mimarı, ancak, dilediğini nuruna kavuşturur; Mason olmasını sağlar.

Mason olanla olmayan; yani tekrisli ile tekrissiz arasında, Nur farkı vardır. Biri Nur almış, diğeri almamıştır.

Bu fark neye yarar?

Hakikat'i bilip anlamaya yarar!

Tekrissizin, ulaştığı hedefin hakikat veya batıl olup olmadığını anlaması tesadüfîdir, zordur; hatta mümkün değildir. Çünkü çoğunlukla aklı ve duyu organlarıyla tanıyamadığını, tuhaf, acayip veya tesadüf olarak geçiştiriverir. Halbuki bu kayıtsızlığı nedeniyle, elinden sabun köpüğü gibi kayıp gidiveren hakikat olan evrenin sırrıdır."35[6]

İfadeleri, ustalıkla gizledikleri ve yaldızlı sözlerle süsledikleri bu sapık fikirlerini deşifre etmektedir.

Atatürk gibi yüksek akıllı ve inançlı birisinin, masonluğa bağlanması mümkün değildir.

"Masonluk dinlere karşı değildir: ama ibadet pratiklerine karışmaz ve dinler gibi bağlılarına öbür dünya için kurtuluş ve bağışlanma ümidi vermez.

Aslında, evrensel olan Masonluk değildir: masonik ilkelerdir. Evrensel olan, ulusal bağımsız masonik kurumların ortak amaç ve ülkü birliğidir. Bu hedef, tüm insanların mutluluğuna, iyiliğine ve barış içinde kardeşçe yaşamalarına yönelik Sevgi Birliği olarak açıklanır.

Masonlar bu evrensel birlik ülküsünü, Ülkü Mabedi veya İnsanlık Mabedi yapımı simgesiyle açıklamaya çalışır. Bu sembolik ifade tabii ki Mason olmayanlar tarafından yeterince açık değildir. Özetlenirse, Masonluğun duygusal kökeni Kudüs'te Hz. Süleyman tarafından ilk defa Tek Tanrı adına yapılan Mabed'in inşasında görev alan taş ve duvarcı ustaları örgütünün yöntem ve geleneklerine dayanır. Ama, gerek o Mabet, gerekse onu izleyen diğerleri insan yapısıdır, yani fizikseldir. Hepsi de zamanla yıkılıp gitmiştir. Öyleyse, asıl amaç insanın kendi içindeki yıkılmaz manevi Mabed'ini, yani gönlünü kurması ve imar etmesidir."36[7]

Sözleriyle, ahirete inanmadıklarını ve dünyaya tapındıklarını söyleyen yazar, ılımlı İslamcıların ve Fetullahçıların  diyalog safsatasının da Masonlarca uydurulup uygulandığını şu sözleriyle bildirmektedir:

"Bu nedenle Masonlar, anti Atatürkçü ve anti laik güçlere karşı, savaşımlarında güç birliği, hatta kader birliği yaptıkları müttefiklerinin arasında saf tutan anti masonik grupları da mutlaka aydınlatmakla yükümlüdür. Bunun için Masonlar, Hz. Muhammed'in kendisine taş atan hemşerilerine:

"-Ah, bilebilseler!.." diyebildiğini hatırlamak; çevreleri için, ışık olup aydınlatmak zorundadır. Hatta, karanlıklar ışığı istemeseler bile, aydınlatmak zorundadır. Bu aydınlatmanın kapsamına bizatihi Masonluk/Masonlar da dahildir.

Kaldı ki demokrasi, tolerans, daha doğrusu en azından karşılıklı tahammül rejimidir."37[8] diyerek şeytani amaçları için İslam Dinini ve Hz. Muhammed'i nasıl istismar ettiklerini göstermektedir.

Bu baş mason: "Londra Büyük Locası'nın 1717'deki kuruluşunu takiben vazedilen 1723 Anayasasında: Katolik-Hıristiyan inancından Protestan bir zihniyete doğru olan açılma, 1738 Anayasasında "Nuh Yasası" gibi evrensel sayılacak boyutta dinsel ilkelerin kabul edilmesiyle birlikte, Yahudilik ve İslâmiyet gibi diğer semavi dinleri de kapsayacak kadar genişlemiş ve gitgide bir "Yüce Varlık"a inanç ilkesiyle tüm evrensel dinleri kucaklamıştır. Ama dünyada, bu ilkeye aykırı düşen bazı mason kurumların, günümüzde bile, hala var olması, "masonların avadanlıklarını son nefesine kadar ellerinden düşürmeyecekleri" şeklinde ritüelik uyarısını nasılda haklı kılmakta ve Masonluğun başta kendi içinde olmak üzere daha yapacak çok işi olduğunu göstermektedir. İşte bu nedenle Masonların Hakikat Arayışı sloganı süreklidir."38[9] Sözleri de kendileri deşifre etmekte ve gizli çıbanlarını deşmektedir.

Oysa Atatürk inançlı, Allah'a ve peygambere bağlı birisidir. Masonların ise Alemlerin yüce yaratıcısı olan Allah yerine, "evrenin ulu mimarı" diye şeytana tapıldıkları sezilmektedir.

Zaten bunu bilen yazar:

"Yerli ve yabancı kaynaklardan açıklanmakta olan, Atatürk'ün mason olduğuna ilişkin bilgiler, veriler ve iddialar, Türk Masonluğunca yeterli resmi kayıt niteliğinde gösterilmemektedir"39[10] demek mecburiyetini hissetmiştir.

Sadece Atatürk'ün bazı söylem ve eylemlerinin masonik üsluba benzediğini40[11] ve "batı uygarlığı=masonluk, masonluk=Atatürkçülük" şeklindeki uyduruk bir formülün Atatürk'ün masonluğuna yettiğini söyleyerek gülünç duruma düşmektedir.

Ancak Tamer Ayan denen bu baş mason, tam bir şeytanlık ve sahtekârlık sergileyerek, masonluğa karşı çıkanların aslında Atatürk'e ve Cumhuriyete saldırdıklarını söyleyecek kadar ileri gitmektedir:

İşte: "Kaldı ki, Atatürk karşıtlığının, hatta düşmanlığının temelinde Masonluğun değil, laikliğin ve cumhuriyetin yattığı asla unutulmamalıdır. Bu ilkelerin tersi olan şeriat, hilafet ve saltanatın kaldırılarak Türkiye'nin modern dünyaya ve çağdaş uygarlığa laiklik ve demokrasi ilkeleriyle uyum sağlamasından rahatsız olan radikal cephelerin hedefidir Atatürk!..

Bu nedenle, saldırı hedefinin zahiri kabuğudur Masonluk; asıl hedef cumhuriyet ve laiklikten ibaret olan özüdür.

Saldırının temel hedefi bu iki ilkedir. Bunun ötesinde Masonluk sadece bir bahanedir."41[12]

Sözleri masonların Atatürkçülüğü nasıl istismar ve suistimal ettiklerinin bir belgesidir.

Oysa Atatürk'ün laikliğe ilişkin görüşleri nettir:

"Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir; tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâm'ın hakikatine uygunsa, o şey, dinidir. Dinimiz son dindir ve çok yetkin bir dindir; akla, mantığa ve gerçeğe uygun olmasaydı, bununla tabiat kanunları arasında çelişkiler olması gerekirdi. Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla hiçbir ilişkisinin olmadığını bildirmiştir. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfirlik sayıyorlar, asıl kâfirlik onların bu yanlış düşünceleridir. Milleti mahveden, esir eden, yıkan kötülükler, hep din kılığındaki inançsızlık ve münafıklıktan gelir. Camiler birbirimizin yüzüne bakmadan yatıp kalkmak için değil, Allah'a itaat ve ibadet ile birlikte, din ve dünya için neler yapmak gerektiğini düşünmek ve danışmak (sosyal ve ekonomik sorunlarımızı ve çözüm yollarını tartışıp araştırmak) için yapılmış yerlerdir. Türkiye Cumhuriyeti'nde, her reşit dinini seçmekte hür olduğu gibi, bir dinin gereklerini yerine getirmek ve ibadette de serbesttir; yani ibadet hürriyeti herkese verilmiştir. Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz."42[13]

"Zaten Atatürk'ü ve İnkılâbı'nı bir dogma ve tabu haline getirmek, Atatürk'ün dinamizmine ve akılcılık kuralına aykırıdır.

Bu nedenle, Atatürk ve yaptıkları, her insan ve olay gibi, bilimsel eleştiri gözüyle mutlaka incelenmelidir, üzerinde düşünülmelidir, tartışılmalıdır ve yeni değer yargılarına göre tekrar tekrar tartışılmalıdır. Çünkü, Atatürk ve özellikle Atatürkçülük tartışmayla yıpranmaz ve aşınmaz. Tersine, üzerine zoraki yapıştırılan sözüm ona koruyucu kaplama -ama aslında pas- silineceğinden, cevherin içindeki değerli metal bütün görkemiyle parıldamaya ve ışıldamaya başlar. Bunun için Atatürk'ü incelemekten ve tartışmaktan kaçınılmamalı ve bilakis ivmesi gitgide artan bir bilinçle üzerinde çalışılmalıdır. Aynı, küp taşı elde etmek için ham taşı yontmak ve cilalamak işlemini sürekli olarak özenle sürdürmek gibi...

Atatürk, yasayla korunmaya muhtaç değildir; çünkü, topluma zorla benimsetilen bir diktatör değildir. Zaten, değer yargılarının hızla değiştiği Bilgi Çağında bir kişinin veya düşüncenin yasa gücüyle korunabilmesi, uzun vadede, pratik ve akılcı olarak da mümkün olamaz.. Hiçbir kimse, hiçbir düşünceyi kabule zorlanamaz. Eğer zorlanırsa bu zulümdür. Masonluk nereden gelirse gelsin zulme ve baskıya karşıdır. Düşünce ve ifade hürriyetinin savunucusudur. Hür iradenin ve vicdani kanaatlerin doğruyu bulacağına inanır. Vicdani inançlar masonik anlamda dogma değildir. Masonluk, akla ve bilime karşı olan dogmaların yanında doktriner oluşumlara izin vermez. Çözümleri yorum sanatıyla, arar. Her Mason, akılsal ve zihinsel yetenekleri oranında, olayları ve olguları yorumlamak hakkına sahiptir; hatta zorundadır. Çünkü, hakikati bilmek ve söylemek hiç kimsenin tekelinde değildir. Yasakçılık sökmez. Herkesin doğrusu, düşünmekte haklı olduğu gerçektir; ama gerçektir veya gerçeklerdir. Ancak, gerçeklerden hareketle hakikate ulaşılabilir."43[14] Diyorlar ama, inancından dolayı başlarını örten kızlarımıza yönelik baskı ve haksızlıkları desteklemekten de geri durmayarak yine münafıklık karakterlerinin gereğine göre hareket edilmektedir.

Masonlar, kadınları 1. sınıf insan saymıyor!

Münafıklık ve zındıklık örgütü olan masonların diğer bir tutarsızlık ve sahtekârlık örneği de sürekli kadın erkek eşitliğini ve cinsel özgürlükleri savunurken, aslında kadını insan saymadıklarından, Loca kapılarını onlara yasak etmeleridir. Çünkü masonluk sadece erkeklere bağlı bir şeref(sizlik)tir.!. İşte baş mason Tamer Ayan'ın kendi ifadeleri:

"Tarihin sayfalarında geriye doğru gidildiğinde, bu sayfalarda yer alacak kadar değerli ve önemli pek çok tarihi kişiliği olan erkeğin Mason oldukları görülmektedir. Demek ki Masonlukta bu insanları kendisine çeken bir şey vardır: ya da bu kişiler fıtratlarında mevcut değerlerini mutlaka masonik öğretilerle de mayalamışlar ve pekiştirmişlerdir. Bu anlamda, Masonluk tarihsel süreçte başarıldık ve değerlilikle adeta bir ölçü sayılacak kadar bütünleşmiş; adeta, Mason olmakla, yetkin adam olmak özdeşleşmiştir.

Fakat, doğal olarak, toplumda Mason olmayan pek çok değerli kişi mutlaka vardır. Hatta, Mason olmayan yetkin insanların sayıları Mason olanlardan çok daha fazladır. Dünyadaki bütün iyi erkekler mutlaka Mason olmak zorunda tabii ki, değillerdir. Mason olmayabilirler; hatta, Masonluğa karşı da olabilirler?

Ama Masonluk, bir bakıma, toplumdaki başarılı erketelerin önde gelen ortak kriterlerinden biri ve adeta ortak kimliği olarak: "Acaba, falan da Mason mu?" dedirtmiştir. Bu, yaygın kabul ötesi; bir gerçektir...44[15]

Yazara göre, Masonluğun çeşitli tanımlamaları arasında en yalını, yukarıda belirtilen "ülkü birliğini benimseyen erkeklerin yaşam tarzı" şeklinde olanıdır. Evet, Masonluk, gerçekten, akıllı ve iyi erkekleri, kişisel ve toplumsal erdemlerle donatarak daha erdemli ve daha iyi ahlaklı yapmayı hedef alan erkeklere özgü, özgün bir yaşam tarzıdır. Masonluk sadece erkeklere açık bir kurumdur.

Masonluk, bu yüce ülküyü benimseyen, yaşam tarzı olarak seçen, nitelikli erkeklere, ırk ve din ayırımı olmaksızın, "Gök kubbenin altındaki tüm insanlar Kardeştir" ilkesiyle kapılarını açmıştır."45[16]

Bu çalışmanın sonucu olarak: Öncelikle ilk Mason yasası editörü James Anderson'un 1723 yılında önemle belirttiği, masonluğun erkekler için bir imtiyaz olduğu savına içtenlikle katılıyorum" diyerek, erkeklerin ayrıcalıklı olduğuna inandıklarını gizlemeye bile gerek görmemiştir.

"Ayrıca, Atatürk ve ilkelerinin bilincinde birer Atatürkçü olmanın, her Türk yurttaşı ve özellikle Masonlar için çok önemli bir imtiyaz olduğu savına içtenlikle katılıyorum. Bu nedenle, mason olan Türk erkeklerinin çifte imtiyaz sahibi birer seçkin oldukları görüşündeyim. Masonluk ve Atatürkçülük de, aynı Batı uygarlığı kaynağından beslenir. Yöntem ve bakış farklılıkları, ana kaynağı ve temsilci ilkeleri değiştirmez. Seçkinlik ve yetkinliğin sembolü olan çifte imtiyazın ayrılmaz bir bütün olduğu kanısındayım."46[17]

İşte baş mason bu sözleriyle yine çelişkiye düşmektedir. Çünkü Atatürkçülükle masonluğu aynı göstermekte, ama masonluk şerefini (!) sadece erkeklere reva görmektedir. Oysa Atatürk her konuda kadına değer veren ve kadın-erkek eşitliğini getiren kişidir.

Mustafa Kemal en güçlü oldukları bir sırada mason localarını kapatmıştır

O tarihte, mecliste ve hükümette birçok Mason vardı. Ancak Mahmut Esad Bozkurt, Recep Peker, Şükrü Saraçoğlu, Saffet Arıkan, Fevzi Çakmak gibi Masonluğun şiddetli muhalifleri, meclisteki ve bürokrasideki Masonlara gereken cevabı veriyorlardı.

1934 yılı Kasım ayında ünlü Karpiç Salonları'nda muhteşem bir Mason balosu tertip edildi. Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, Hasan Saka, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, BMM Reisi Kazım Özalp Masonik merasim elbiseleri ile bu baloya katıldılar. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen bu tören Masonların gövde gösterisine dönüşmüştü, Atatürk ise bu gelişmeden büyük rahatsızlık duymuştu.   

1935 yılında, Cumhuriyet Halk Fırkası kongresinde kabul edilen 69. maddeye göre, uluslar arası amaçlarla ve kökü dışarıda olan cemiyetleri kurmak yasaklanmıştı. Bu madde ile komünist Sabiha ve Zekeriya Sertel'lere ait plan Son Posta gazetesi başta olmak üzere bazı gazeteler kapatılmış, Mason localarının da kapatılacağına dair haberler yayılmaya başlamıştı. Atatürk'ün kararlı olduğu haberleri Mason localarında paniğe yol açmıştı. Dönemin Hakim Büyük Amiri İsmail Hurşit, tüm Mason localarındaki gizli evrakların Üstat Masonların evlerinde saklanması emrini verdi. Artık Mason localarının kapanması an meselesiydi.

Kapatılacağını anlayan masonlar, kendi kendilerini feshetme kararı alarak, Atatürk'ü oylamaya çalışıyordu.

Anadolu Ajansı 10 Ekim 1935 tarihinde gazetelerin merkezlerine şu önemli haberi geçiyordu:

"Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekâmülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halkevlerine teberru etmeyi muvafık görülmüşlerdir."

Bu habere kimse bir anlam veremiyordu. Çünkü Türkiye Masonluğu tarihinin en rahat dönemini yaşıyordu. TBMM Başkanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Ankara Valisi, İstanbul Valisi üst düzey aktif Masondu. Devlet yönetiminin köşe başları Masonlar tarafından tutulmuştu..

Türkiye Masonluğu ne olmuştu da, 27 yıl aradan sonra kendini yok etme kararı almıştı? Dört gün sonra gerçek ortaya çıkmıştı. Aslında Masonlar kendilerini feshetmemiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından locaları kapatılmıştı. 14 Ekim 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesinin "Türkiye'de Mason Locaları Bir Emirle Kapatıldı" başlıklı haberinde olayın perde arkası şu şekilde aktarılıyordu:

İçişleri Bakanlığından verilen bir emir üzerine Türkiye Mason localarının faaliyetlerine nihayet verilmiştir. Yüksek makamın emri ile Türkiye Masonluğunun İstanbul, Ankara, İzmir, Edirne, Muğla, Gaziantep ve Adana'da bulunan müteaddit locaları kapanmış, bunların emlaki hükümete intikal etmişti."

Cumhuriyet gazetesinin haberinde sözü edilen yüksek makam dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildi. İşin ilginç yanı, Atatürk'ün Mason localarını kapatma emrini, Müslümanlara yaptığı zulümlerle tanınan Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya bizzat vermiş olmasıydı. Mason içişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk'ü bu tarihi kararından vazgeçirmeye çalışsa da başarılı olamamıştı."47[18]

Ömer Ayan adlı münafık mason bu hezimeti saklamak ve Atatürk'ü karalamak üzere, olayı şu şekilde çarpıtmaya çalışıyordu:

"Türk masonluğu sözlü ima veya tavsiye üzerine değil, kendi rızası ile faaliyetini durdurmayı kabul etmiş ve mallarını da hibe şeklinde teberru etmiştir. Masonluk feshedilmemiş veya resmen kapatılmamış; malları müsadere edilmemiştir. Bu olay, zorunlu bir uykuya yatıştır.

Türk Masonluğunun, çok olumsuz iç koşullar ve siyasal baskılar nedeniyle, ileride yeniden canlanmak için bir süre uykuya yatmaktan başka çaresi yoktur. Bu aynen, hastalığına şimdilik deva bulunamayan bazı insanların ileride dirilip tedavi olmak için vücutlarını dondurtmalarına benzemektedir. Ama Eshab-ı Kehf (Mağara Dostları) gibi, donan sadece vücuttur; yani kurumdur; masonik ruh canlı olarak eşref saat gelinceye kadar uyumuş, uyku sırasında sağlığına kavuşmuş ve güçlenmiştir.

Bu zorunlu uyku Atatürk'ün iradesiyle Masonluğun kurtuluşu için olmuştur. Yoksa, saltanat, hilâfet ve çeşitli önemli kurumları yasayla ortadan kaldıracak ve Türkiye'nin tüm kaderini değiştiren Atatürk İnkılabını ihtilâl biçiminde yapacak kadar çok kudretli ve kararlı bir liderin, Masonluğu yasayla kapatmaya, üstelik koşulların çok uygun olduğu bir ortamda gücü mü yetmezdi? İttihat ve Terakki'nin Cumhuriyet rejimi için tehlikeli sayılan lider kadrosu nasıl ayıklanmışsa öyle yapılabilirdi...

Mason Locaları, Atatürk döneminde, faaliyetlerini zorunlu olarak kendiliklerinden tatil etmek durumunda kalmıştır. Fakat, Masonluk, Atatürk'ün emriyle veya yasayla veya kararla kapatılmamıştır.

Atatürk, Masonluğun dünyanın ve ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan ve ülkede hızla tırmanan anti masonik akımdan zarar görmemesi için, ya kendisinin düşündüğü ya da onayladığı bir planın uygulanmasına izin vererek, Türk Masonluğunun bu badireyi asgari zararla atlatmasını sağlamıştır."48[19]

Atatürk, Türkiye Büyük Locası'nın kendisini uykuya yatırması ile Türk Masonluğunun varlığının bitmediğinin mutlaka bilincindedir. Çünkü, Türkiye Büyük Locası ve bağlı Locaların yanında, Türkiye Yüksek Şûrası'na bağlı atölyeler 1935 olayı ile faaliyetlerini durdurarak uykuya yatmışlardır. Ancak, "Türkiye Yüksek Şurası" bu karardan etkilenmeyerek uykuya yatmamış; fakat halin icabı olarak, bir süre pasif kalmıştır. Atatürk, mutlaka bunu da bilmektedir. Ama göz yummuştur. Nitekim, Türkiye Yüksek Şûrası, 1938'de Dernekler Yasası'nda yapılan değişiklikten yararlanarak, 1939 yılında üç yeni Loca kurmuş ve yasasının verdiği yetki ile Türkiye'de Masonluğu yeniden canlandırmaya başlamıştır."49[20]

Ve tabi sormak gerekiyordu:

Bu mel'un masonlar uykudan uyanmak için, niye Atatürk'ün ölümünü bekliyordu?

 









[1] (Bak: Yurt yy. 1. Baskı. 2008 Ankara)

[2] (sh.19)

[3] (sh.101)

[4] (sh. 10)

[5] (sh.13)

[6] (sh. 103)

[7] (sh.15)

[8] (sh.77)

[9] (sh.16)

[10] (sh.28)

[11] (sh.28)

[12] (sh.39)

[13] (sh.70)

[14] (sh.79)

[15] (sh.17)

[16] (sh.16)

[17] (sh.516)

[18] (Türkiye'de Masonluğun Gizli Tarihi İsa Tatlıcan sh. 216-217)

[19] (sh.512-513)

[20] (Sh.515)


Bu yazarin diger makaleleri

Amerikan Siyonizmi ve Batlı Emperyalizmi; "bir ülkeye demokrasi, özgürlük ve...
Devami
  Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "İfrat (herhangi bir konuda aşırılık) ta; tefrit...
Devami
  “ILIMLI İHVAN” TEORİSİ; ERDOĞAN VE MURSİ BENZERLİĞİ!        Artık, “Milli Görüş düşüncesini” tehlike olmaktan tamamen...
Devami
BOP çerçevesinde 27 İslam ülkesi (harita üzerinde resmen olmasa da)...
Devami
ABD'li işçiler ve işsizler: Savaşa, Borsa'ya para varsa, bize de...
Devami
Yerel seçimler öncesi dile getirilen bir tahmin-yoruma göre Türkiye’de bütün...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3425

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR