Reklam
Reklam
Reklam

ABD'NİN HIRÇINLIĞI, İNSANİ CEPHENİN HAZIRLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 



Bugünkü, Amerikan merkezli küresel finans krizinin altında faizci sömürü zulmü yatmaktadır.

"Zulümden felakete; Faizden teröre ulaşılır!

Yazının başlığına bakıp da 'faiz' ile 'terör' arasında nasıl bir ilgi ve ilişki kurulabilir? 'ne alakası olabilir?' diyebilirsiniz. Elbette var, hem de çok var. Bu ilgi ve alakayı merak ettiyseniz, merakınızı gidermek için bu yazıyı sonuna kadar okumanız gerekecek.



Kur'an'daki "Fesat": düzensizlik ve kargaşadır, bozulmadır, kuralların laçkalaşmasıdır, kanunlara uymamadır, anarşi ve terör anlamındadır.

Fesat ve fitnenin, anarşi ve terörün sebepleri, kökleri ve kaynakları vardır. Bunlar zuhur ettiğinde sebeplerini iyi anlamazsanız, anladıktan sonra da onları bertaraf edip kökünü kurutamazsanız, zamanla daha fazla fesat ve fitne çıkacak, anarşi ve terör azalacağına, sürekli artacaktır.

Malum olduğu üzere bugün ekonomi ve ticarette faizli işlemler yapılmaktadır.

Faiz ise, enflasyonu doğurmaktadır...

Enflasyon işsizlik ve yoksullaşmayı...

İşsizlik açlığı...

Açlık borçlanmayı...

Borçlanma yolsuzlukları...

Yolsuzluk rüşveti ve haksız kazancı...

Rüşvet isyanı ve mafyayı...

İsyan baskıyı...

Baskı da terörü oluşturmakta ve yaygınlaşmaktadır.

Tarihte, Firavun'ların ülkesinde buna benzer bir gelişme yaşanmıştır. Yolsuzluğun artmasıyla devlet çökmeye başlamış, iktidarlar değişmiş, ama hanedanlar değişmemiş, her hanedan fesadı biraz daha artırmış, azdırmış; sonunda koskoca Mısır uygarlığı ortadan kalkmıştır.

Aynı akıbete gidilmek istenmiyorsa, faiz sorununun kökünden çözülmesi kaçınılmazdır

Önce faizi kaldırmamız şarttır.

Sonunda enflasyonu durdurmamız ama refah ve sosyal adaleti yaygınlaştırmamız lazımdır.

Faiz ortadan kalkmadan enflasyon durdurulamaz.

Ondan sonra herkese iş imkânı sağlanmalıdır. Üretim olmalıdır, çünkü üretim olmadan tüketim borçlanma ve batmadır. Üretim olunca işsizlik sona erecek, açlık ortadan kalkacaktır. Borçlar ödenecek, yolsuzluğa ve rüşvete gerek kalmayacaktır. Memurlar ve diğer bütün çalışanlar dolgun maaş alacak. Halkın geliri tam ve yeterli olacaktır. Rüşvet veren de, alan da olmayacaktır. İsyan edilecek bir durum kalmayacaktır. Bütün bunların sayesinde baskı da kalkacak, terör kökünden kurutulacaktır.

Daha ileri ve adil bir hayatın oluşması için bu bozulmuş fesatçı ve fırsatçı anlayış ortadan kalkacaktır.

Yakın tarihe bakınız: Yozlaşan ve hantallaşan Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, yerini Türkiye Cumhuriyeti almıştır. Cumhuriyet saltanattan daha ileri bir yönetim şekli olmaktadır. Ne var ki burada da istenen başarıya henüz ulaşılamamıştır, çünkü imparatorluğun tüm hastalıkları cumhuriyete de taşınmıştır. Osmanlı devletini içten çürüten ve çökerten Siyonist ve sabataist zihniyet, maalesef Atatürk'ten sonra, Cumhuriyet Türkiyesi'ni de kontrolüne almıştır.

Bu durumda; ya "Adil Düzen" gelecek ve bu pislikleri ayıklayarak muasır medeniyetin fevkinde bir cumhuriyet kurulacaktır.. Ya da bugünkü haksız ve ahlaksız gidişat cumhuriyet hükümetlerini de yozlaştıracak ve bu zalim düzen yıkılacaktır.

Ardından gelecek "Adil Düzen", ondan sonraki yeni cumhuriyetin sağlam temeller üzerinde kurulmasını sağlayacaktır. Bizim uyarılarımız; devletimiz yıkılmadan imparatorluk kalıntısı ve İttihat-Terakki uzantısı pisliklerden temizlenip kurtulmamızı amaçlamaktadır.

Tarihin akışı içinde fesadın artması da söz konusudur, helâk olma ve felaketlere uğrama da söz konusudur.

Biz "Adil Düzen"le Türkiye Cumhuriyeti'ni bu akıbetten kurtarmaya çalışmaktayız ve tüm insanlığın hayrına çalışmaktayız.

Ne var ki, kimileri inatla "Adil Düzen"e karşı çıkmakta ve mukadder akıbetlerini çabuklaştırmaktadır. Bizim yapacağımız sadece çalışmak ve uyarmaktır. İşimiz meşru yöntemlerle, gerçek ve örnek cumhuriyete hazırlanmaktır."20[1] ABD merkezli son küresel kriz, faizci sömürü sisteminden vazgeçilip Adil bir Düzenin kurulmaması halinde, dünyamızın çok korkunç kaos ve kavgalara sürükleneceğinin bir uyarısıdır.

Değerli Araştırmacı Doç. Dr. Yaşar Onay'ın yıllar önceki şu tespitleri üzerinde dikkatle durulmalıdır

Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde öne çıkan aktörlerin içine düştükleri ekonomik kriz ve bu krize bağlı olarak Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya'da yaşananlar, ayrıca öngörülür bir gelecekte İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında patlak verme olasılığı giderek artan savaş tehdidi, adeta Soğuş Savaş dönemini aratır hale gelmiştir. Yaşanacak olanların nedenlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için yaşananların kısa bir özetinin yapılması şarttır. Buna göre, 1980'li yılların sonundan başlayarak genel bir gerileme sürecine giren dünya ekonomisi, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'ni de etkilemiştir. Özellikle ABD'nin dış ticaret açığı hızla büyümektedir. Doların hızla değer kaybetmesine bağlı olarak euro'nun giderek öne çıkması, petrol üreticisi ülkelerin örgütü OPEC'in de euroya geçeceğini açıklaması kısa süre içinde ciddi krizlerin patlak vereceğinin ifadesi olarak değerlendirebilir.21[2] Öte yandan AB ülkelerinde işsizlik oranı hızla artmaktadır. Eurosat'ın yapmış olduğu araştırmaya göre, Avrupa Birliği üyesi 25 ülkede işsizlik oranı ortalaması, Kasım 2004 sonu itibariyle yüzde 8,9'dur.22[3] Ancak daha da önemlisi, AB'nin en önde gelen iki ülkesinde var olan işsizlik oranıdır. Bu oran Almanya'da yüzde 9.9, Fransa'da yüzde 9.6'dır. Kısaca bu rakamlar kendi yaşamsal çıkarları için, uluslararası sistemin önde gelen aktörleri arasında çetin bir dönemin başladığını göstermektedir. Bugün insanlığın karşı karşıya kaldığı bütün tehlikeler, derin bir ekonomik krize giren bu güç merkezlerinin dünya pazarlarını ve yatırım alanlarını yeniden paylaşmak, petrol ve doğalgaz yataklarına ulaşmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Amerika'da İkiz Kulelerin vurulmasıyla birlikte başlayan bu süreç, 2003, 2004 ve 2005 yıllarında artarak devam etmiştir. Özellikle ABD, "Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)" ile Kuzey Afrika'dan başlayan, Ortadoğu'yu ve Orta Asya'yı da kapsayan geniş bir coğrafyanın kendi egemenlik alanına girdiğini ve bu coğrafyada çok sayıda ülkenin sınırlarının değişmesi gerektiğini açık bir şekilde dile getirmektedir. Irak'ta yaşanan insanlık dramı, ABD'nin bu düşüncesinin bir ürünüdür. Büyük çoğunluğunu Müslüman ülkelerin oluşturduğu bu coğrafyanın aynı zamanda geniş bir petrol havzası olduğu da unutulmamalıdır. Ancak Mahir Kaynak'ın sürekli vurguladığı gibi petrolü denetim altına almak için her petrol kuyusunun başına bir Amerikan askeri koymak gerekli değildir. Öyleyse ABD'nin bu coğrafya da olmak istemesinin nedeni sadece enerji yataklarına el koyma ile sınırlı değildir. Amerika'nın enerji alanlarını veya enerji havzalarını denetimi altına almak istemesinin iki önemli nedeni vardır. Bunlardan ilki, çokuluslu (Siyonist) Amerikan şirketlerinin çıkarlarını korumak, diğeri ise bu enerji kaynaklarını elinde tutarak, kendisine direnme olasılığı olan diğer güç merkezlerini kontrol altına almaktır. Zira bugün ABD'nin Körfez'e bağımlılığı yüzde 10 düzeyindedir. ABD enerji ihtiyacının yüzde 90'ını ya kendi kaynaklarından ya da Körfez dışı kaynaklardan sağlamaktadır. Avrupa için ise bu oran yüzde 90'lara varmaktadır. Bir başka ifade ile Avrupa, yüzde 90'dan fazla Körfez'e bağımlıdır. Japonya'nın Körfeze bağımlılığı ise yüzde 80'ler civarındadır. Kısaca, Amerika, Körfez'in denetimini sağladığında çatışma sürecine girmiş olduğu Avrupa'yı da engellemiş olacaktır.

ABD'nin geleceği birçok nedenden dolayı bu coğrafyaya bağlıdır. ABD kendi geleceğini tehdit eden derin ekonomik sarsıntılar yaşamakta ve sarsılan konumunu yeniden tesis etmek amacıyla sonu şimdiden pek belli olmayan bir mücadeleye girmiş bulunmaktadır. Öte yandan Almanya, Fransa ve Rusya'nın da aynı coğrafyada yaşamsal çıkarları söz konusudur. ABD'nin Irak'ı işgal etmesini kendi nüfuz alanlarına müdahale olarak gören ve bu nedenle de en başından beri işgale karşı olan Almanya, Fransa ve Rusya'nın, Saddam Hüseyin döneminde Irak pazarlarını, petrol işletmelerini ellerinde tuttukları gerçeği unutulmamalıdır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde ABD'ye karşı askeri güç oluşturamadıklarından dolayı, işgale demokrasi ve insan hakları gibi nedenlerle karşı olduklarını söyleyen bu ülkeler, kendilerini askeri olarak ABD ile başa çıkacak konumda gördükleri anda tavırlarını değiştirmekte tereddüt etmeyeceklerdir.23[4] Bugün için AB, askeri alandaki güçsüzlüğünü euro ile dengelemek ve ABD'yi euro ile vurmak amacındadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Saddam Hüseyin'i ani bir kararla yok etmesinin nedeni de budur. Saddam'ın ani bir kararla petrol birim fiyatı olarak dolardan euro'ya geçtiğini açıklaması, bugün Irak'ta yaşanan dramın gerçek nedenidir. Bu ülkede yaşananlar, gelecekteki sürecin daha çetin, çelişkilerle yüklü ve çatışmalı olacağını göstermektedir. Zira bugün de İran devlet başkanı Ahmedinecad, Tahranda açacağı petrol borsasının euro üzerinden işlem yapacağını ilan etmiştir.

Basit bir denklem

Dolar + Petrol = Amerikan Egemenliği

Euro + Petrol = Avrupa Birliği Egemenliği

Euro'nun doların yerini alması, ABD'nin dış borçlarını ödeyebilmek için euro satın almak zorunda kalacağı anlamına gelir. Bunun gerçekleşmesi durumunda ABD ekonomisi kesinlikle iflas edecektir. Alt kimlik-Üst kimlik sorunlarının giderek önem kazandığı bir dünyada, alt kimliğinin de, üst kimliğinin de ne olduğu tam olarak belli olmayan ABD'yi bekleyen sonuç ne olabilir? Dünyanın göreceği en kanlı parçalanma... İşte bu nedenle, ABD ne Irak'tan çıkar, ne de bölgeden uzaklaşır. ABD artık bu coğrafyanın kalıcı bir aktörüdür. Ve Tahran üstünde kara uçakların yeniden gözükeceği bir dönem başlamak üzeredir. 28 Haziran 2004'te İstanbul'da yapılan NATO zirvesinin gündeminde iki önemli konu vardı. Bunlardan ilki, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi "GOP" diğeri ise NATO'nun yeniden düzenlenmesiydi. Ancak bu toplantıda istenen ya da beklenen gerçekleşmedi. NATO, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı kurulmuştu ve dönemin kendine has koşullarından dolayı NATO'yu oluşturan devletler, kendi aralarında var olan çelişkileri rafa kaldırmışlardı. Ve ortak düşman ortadan kalktıktan sonra, NATO içinde ABD-İngiliz ekseni ile Almanya-Fransa ekseni karşı karşıya geldiler. Bu toplantıdan çıkan en önemli sonuç, NATO içinde ABD karşıtlığının meydana çıkmasıydı. Almanya-Fransa ve Rusya ekseni ABD'nin karşısındaydı. NATO'nun İstanbul zirvesinden istediği sonucu elde edemeyen ABD, kendi örgütlediği bazı sivil toplum örgütlerinin aracılığıyla, Gürcistan'da başlayan ve Rusya'nın etkisindeki iktidarların iş başından uzaklaştırılması stratejisini daha sonra Ukrayna'da uyguladı. Gürcistan'daki iktidar değişimine "Kadife Devrim" ve Ukrayna'daki değişikliğe ise "Turuncu Devrim" adı verildi. ABD toplumsal dönüşümlerin öncüsü ve demokrasi savunucusu görünümünde bu sözde devrimlerin arkasındaydı. GOP'un merkezi Ortadoğu ve Ortadoğu'nun merkezi olarak ta Irak seçilmişti. Bu bağlamda, Irak'a demokrasi ve özgürlük götürme adına müdahale edildi ve Irak'ın maddi manevi ve tarihi değerleri yok edilerek, ülke kan gölüne çevrildi. Oysa işgalin gerçek nedeni dünya genelinde de parasal hegemonyanın sağlanma mücadelesiydi. Yani doların euro'ya karsı savaşıydı. Venezüella'nın petrol satışlarında, yarısını dolar, yarısını euro üzerinden talep etmiş olması, bir dizi petrol satıcısı ülkenin benzer bir konuma gelmiş olması, aslında ABD'nin dünya genelindeki hakimiyetini sarsma noktasında, belli çatışmaları gündeme getirdi. Irak'ın başına gelenler, bu gelişmelerin sonucuydu.

ABD'nin, Afganistan ve Irak'tan sonra günümüzdeki hedefinin İran olduğu artık bellidir. Bunda iki önemli neden bir araya gelmiştir. Bunlardan ilki, İran'ın nükleer silah sahibi olma isteği ve kararlılığı, diğeri ise Tahran'da açılacak Petrol Borsası'nın euro üzerinden işlem yapacağının açıklanmasıdır. Her iki neden de Amerika'nın çıkarlarıyla doğrudan çelişmektedir. Ancak İran'a müdahale, ABD açısından çok sayıda riski de beraberinde taşımaktadır. Müdahalenin askeri hedefleri ve nükleer tesisleri yok etme aşaması başarıya ulaşsa bile, ABD istediği sonuçlara ulaşmakta zorlanacaktır.

Soğuk Savaş döneminde oldukça abartılı bir şekilde vurgulanan Sovyet tehdidi, ABD halkını bir arada tutan en önemli yapıtaşlarından birisi olmuştu. Bu dönemin bitmesinin ardından gelen belirsizlik ve bu belirsizliliğin 11 Eylül'den sonra çok ani bir hızla kaybolmasından sonra, Sovyetler Birliği'nin yerini radikal İslamcı terör almaya başlamıştır. Böylece küresel düzeyde hareket etme meşru nedenine kavuştuğunu düşünen ABD karar alıcıları, özellikle savunma harcamalarını savunma anlayışının ötesine taşıyarak, hegemonik güç tesis etmeye yöneltmişlerdir. Savunma harcamalarının kabul edilebilir rakamların üstüne çıkması da Amerikan halkının belli bir kesiminin alıştığı refahı olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Başkan Bush'un dünyayı bizden olanlar ve olmayanlar şeklinde algılaması ve ABD yanlısı olmayan ülkeleri de şer ekseni olarak kabul ederek yok edilmeleri gerektiğini savunan anlayışı, Amerikan halkının refahının sürekliliğinin sağlanması için ayrılacak kaynakların başka alanlara aktarılmasına neden olmaktadır. Nitekim ABD hazinesi, 1980'de 1 trilyon dolar dış borca sahip iken 2005 sonunda bu rakam, 9 trilyon dolara ulaşmıştır.

Bugün ABD'de sağlık harcamaları, savunma GSMH'nın yüzde 12'sine çıkarılmış olmasına rağmen; Amerikan halkının çoğunluğuna hala doğru dürüst sağlık hizmeti verilememektedir. 39 milyondan fazla Amerikalının sağlık sigortası ve hiçbir sosyal güvencesi bulunmamaktadır. 40 milyon'dan fazla Amerikalı, her gün aşevlerinden karnını doyurmaktadır. 2004 yılında yaklaşık 750 bin kadar Amerikalı, kokain ve eroin gibi uyuşturucu bağımlısı olarak doğmuştur. Amerikan hapishanelerinde bir milyon yüz bin kişiden fazla hükümlü bulunmaktadır. Özellikle zencilere ve Hispaniklere karşı ayrımcılık üst düzeyde sürmektedir. Her yüz bin zenci Amerikalıdan üç binden fazlası hapishanede yatmaktadır. Amerika'da uyuşturucu kullananların da yaklaşık yüzde 13'ü zenci olmasına rağmen, uyuşturucu kullanmaktan hapse atılan insanların yüzde 74'ü siyah Amerikalıdır.24[5]

Los Angeles Times'da yer alan bir habere göre: "Siyah bir gencin hapse girme ihtimali, beyaz akranlarına göre altı kat daha fazla; ikisi de aynı suçu işlese ve ikisinin de sabıkası bulunmasa da... Çocuk mahkemesinde yargılanmaları gereken azınlıklara mensup suçlu gençlerin yetişkinler gibi gözaltında tutulma, yetişkinlerin mahkemelerinde yargılanma ve yetişkin gibi ceza alma ihtimali, beyaz gençlere oranla çok daha yüksektir."25[6]

Amerikan eğitim sistemi, 1990'lardan başlayarak bir çöküş içine girmiştir. İlk ve ortaöğretimde 46 milyon öğrenci ile yaklaşık 14 milyon yüksekokul ve üniversite öğrencisi bulunmaktadır. Amerika'da yüksek öğrenim dışında verilen öğretimin kalitesi giderek düşmektedir. 1960'lı yılların başlarından bu tarafa öğrenci yetenek testlerindeki başarı sürekli düşmektedir. 18 yaş altı herkese açık kamu tarafından sağlanan eğitime rağmen, lise düzeyindeki bütün öğrencilerin yüzde 20'si lise öğrenimlerini terk etmektedir. Bu oran şehir merkezlerinin fakir kesimlerindeki lise öğrencilerinde yüzde 50'dir. Amerikalı yetişkinlerin yüzde 24'ü mektup zarfı üzerine doğru dürüst adres yazamamaktadır. Ülkede yaklaşık 30 milyon insan okuma yazma bilmemektedir. 1990'larm ortasında dokuzuncu sınıf öğrencileri üzerinde on yedi ülkede uygulanan bir bilim testinde Amerikalı öğrenciler, bütün Avrupalı öğrencilerin ve Japon, Güney Koreli öğrencilerin gerisinde kalmışlar, sadece Hong Konglu ve Filipinli öğrencileri geçebilmişlerdir. Bugün durumun daha da kötüleştiği düşünülmektedir.

Yetişkin yedi Amerikalıdan biri, dünya haritası üzerinde ABD'nin yerini gösterememiştir. Yetişkinlerin yüzde 75'i de Amerikan kuvvetlerinin Körfez Savaşı için gönderildiği Basra Körfezinin haritadaki yerini bulamamıştır. Eğitimde mükemmellik milli komitesinin yayımladığı "Tehlike Karşısındaki Bir Millet" adlı raporun şu satırları, durumun önemini en iyi şekilde ortaya koymaktadır.

"Dostumuz olmayan yabancı bir devlet, bugün eğitimimizde mevcut olan vasat başarı derecesini ABD'ye zorla kabul ettirmeye kalksaydı, bu hareketi ülkemize karşı savaş açılmış olarak telakki etmemiz mümkündü."

Amerika'da seksi yaşama yaşı 11'e inmiştir. Çocuk-annelerin sayısı giderek artmaktadır. Kısaca ABD toplumunda bayağılık, endişe verici boyutlara ulaşmıştır.26[7] Öte yandan ABD'nin demografik yapısında da hızlı bir değişim ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle ABD'nin güney eyaletlerinde, yüksek doğum hızı ve kaçak göçmen sebebiyle, 2030 yılına gelindiğinde nüfusun büyük çoğunluğunun Hispaniklerden oluşacağı tahmin edilmektedir.

ABD'yi tehdit eden diğer önemli bir konu da küresel iklim değişikliğidir. ABD bu değişimden en çok etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. Sözgelimi 2025 yılma kadar, Massachusetts eyaleti sahillerinde, 12 bin ile 40 bin kilometre karelik yüksek bir alanın kaybedilmesi ihtimali söz konusudur. Bu bölgede yapılan araştırmalara göre deniz seviyesindeki yükselme, 48 santimetreyi bulacaktır. Aynı araştırmaya göre gelecek 80-90 yılda bu eyalette deniz seviyesi 1,68 ve 2,44 metre arasında yükselecektir.27[8] Benzer konulardaki araştırmalara göre, Güney Carolina'dan New York'a kadar deniz seviyesinin yükselmesi daha etkili olacaktır. Tuzlu su, nehir içlerinden su kaynaklarına bulaşacaktır. Küresel ısınma bir taraftan su ihtiyacını artırırken, diğer yandan özellikle ülkenin doğu, kuzey ve orta kesimlerinde buzullaşma baş gösterecektir. Böyle bir gelişmenin Amerika'da nelere yol açacağını düşünmek kehanet olmayacaktır. Başkan Clinton'ın küresel iklim değişikliğinin terörizmden daha tehlikeli olduğunu vurgulaması tesadüf değildir. Büyük Ortadoğu Projesi'nin arkasında yatan sebeplerden biri de bu olabilir, zira uzmanlara göre BOP bölgesi, küresel iklim değişikliğinden en az etkilenecek bölgeler arasındadır.

Amerikan halkından saklanan diğer önemli bir gerçekte Amerikalıların Kızılderililere karşı uyguladıkları soykırımdır. David F. Stannard'ın araştırmalarına göre öldürülen Amerikan yerlisi Kızılderililerin sayısı yüz milyondan fazladır.28[9]

İşte burada anlatılanlar, Amerikan karar alıcılarının öncelikle kendi halkına bile neden dürüst olmadığının yanıtları arasındadır. Kendi halkına karşı dürüst olmayan bir yönetimin, dünyanın diğer halklarına karşı dürüst olması beklenebilir mi?

Adil Düzen ekonomisinde neler olacaktır?

İnsanlık yeniden altına dayanan paraya dönecek, "altın para" çıkaracaktır.

Ülkelerin toprak karşılığı, illerin maden karşılığı, bucakların zirai ürün karşılığı parası olacaktır.

İşletme senetleri altın, sipariş senetleri buğday, mal senetleri demir ve hisse senetleri toprak paralarla alınıp satılacaktır.

Mal ambara girecek, senetler çıkacak, senetler kasaya girecek, paralar çıkacaktır...

Paralar kasaya girecek, altın piyasaya çıkacaktır...

Artık karşılıksız para basılmayacak, "kaydî para" olacaktır.

Faizler sıfırlanacak, yerine "faizsiz kredileşme sistemi" gelecektir.

Halka "sipariş kredileri" verilecek, çalışanlara "emek kredisi" verilecek, imalatçılara "üretim kredisi" verilecek, müteahhitlere "inşaat kredisi" verilecektir.

Bunların tamamı "faizsiz" olacak ve cebrî icra uygulanmayacaktır, yani ödeme günü geldiğinde kesinlikle kapıya icra dayanmayacaktır. Tüm krediler istihkak mahiyetinde olup, takdirle değil mevzuatla düzenlenecektir.

Gümrükler ve vizeler kalkacak; emek, sermaye, mal ve bilgi serbestçe tüm dünyada dolaşacaktır. Üretim ham maddenin olduğu yerde olacak, mamuller oradan dağılacak; emek, sermaye ve bilgi oraya rahatlıkla gelecektir.

Genel sigorta olacak, aidatlı sigorta kalkacaktır.

Verilen faizsiz kredi karşılığı vergi alınacak; bu şekilde alınacak vergilerle altyapı hizmetleri, genel hizmetler, kamu görevleri ve genel sosyal sigorta sağlanacaktır.

İşte bunlar "Adil Düzen"in esaslarıdır, "Adil Ekonomik Düzen" kaçınılmazdır.

-Bunlara düşman kesilen uluslar tarihe karışıp "nesyen mensiyya" olacak, yıkılıp unutulacak;

-Bunları benimseyen uluslar geleceğin hakim ulusları olacaktır.

"Adil Düzen" sadece bir partinin, bir milletin, bir topluluğun değil, bütün insanlığın düzenidir. Hakkı üstün tutan peygamberlerin düzenidir, ilk insandan beri insanlığın uygarlık projesidir.

"Adil Düzen"i kabul edenler sadece Saadet Partisi'nin programını değil, insanlığın binlerce yıllık uygarlık programının geliştirilmiş son mükemmel şeklini kabul ediyor demektir. "Adil Düzen" anayasamızda yer alan demokratik, laik, liberal ve sosyal hukuk düzenidir. Demokratik düzen demek, hukuk düzeni demektir. Laik düzen demek, farklı inançların birlikte yaşadığı barış düzeni demektir. Liberal düzen, adaletli, faizsiz ve sömürüsüz olursa fayda verecektir. Hak düzen demek, sosyal düzen demektir. Hukuk düzeni demek, ahkâm (sağlam, adil ve çağdaş hükümler)  düzeni demektir.29[10]











[1] R. Nuri Erol / Milli Gazete

[2] Eurosat verilerine göre AB ülkelerinde işsizlik oranları şöyle: İrlanda (yüzde 4,3), Lüksemburg (yüzde 4,4), Avusturya ve İngiltere (yüzde 4,5), Hollanda (yüzde 4,6), Danimarka (yüzde 5,2), Kıbrıs Rum Kesimi (yüzde 5,3), Slovenya (yüzde 5,8), Macaristan (yüzde 6,1), İsveç (yüzde 6,4), Portekiz (yüzde 6,7), Malta (yüzde 7), İtalya (yüzde 7,7), Belçika (yüzde 8), Çek Cumhuriyeti ve Estonya (yüzde 8,4), Finlandiya (yüzde 8,7), Fransa ve Litvanya (yüzde 9,6), Letonya (yüzde 9,7), Almanya (yüzde 9,9), İspanya (yüzde 10,5), Yunanistan (yüzde 10,7), Slovakya (yüzde 17,3), Polonya (yüzde 18,4). http://www.internethaber.com/mays/article_view. php?aid =272680

[3] Korkarım bu neden, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınma nedeni olacaktır. Yani Kore'de Batı çıkarları için kanını döken Türk askeri, ileri de bir gelecekte de AB çıkarları için kanım dökecektir. Ne acı bir talihsizliktir bu...

[4] Karen Mingst, Essentials of International Relations, New York, W.W. Norton&Company, 1999, s.118.

[5] Los Angeles Times, 26 Nisan 2000, Black Youth Face Bias in Justice System

[6] George E Will, Ateşe Kim Odun Atacak? Newsweek, 9 Nisan 1990

[7] G.S. Diese ve D.G. Aubrey Massachusetts için 3 Senaryo, Oceanus, Cilt 30, No:3, 1987

[8] David E. Stannard, American Holocaust, Oxford University Pres, 1992

[9] Nuraniye Ekrem, Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası (1950-2000),Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, sayfa 125, Ankara, 2003

[10] R. Nuri Erol / Milli Gazete

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Zorunlu Askerlik kaldırılacak mı? AB ilerleme raporlarının hiç öne...
Devami
  GERÇEĞİ HAYKIRMAK; HUYUMUZ BİZİM!          Aklı olan insan, Allah’ı bilir Halistir mayamız,...
Devami
  AB macerası ülkemize çok pahalıya patlamıştır ve şimdi Türkiye...
Devami
  Kırklı yıllarda, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'a atfedilen bir söz...
Devami
Kimi şeytani çevreler, Atatürk'ü sabataist (Yahudi kökenli) ve Masonluk üyesi gösterip istismar...
Devami
Üst Akıl: Genellikle sadece yöresel, ülkesel ve bölgesel değil; küresel...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1877

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR