Reklam
Reklam
Reklam

AKP’NİN AHLAK VE MANEVİYAT TAHRİBATI VE DAĞILMA TELAŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

. Evet AKP döneminde çok güzel duble yollar yapılmıştı, ama lütfen iz’an ve insafla düşünün; bunlar, her yıl milyarlarca dolar verip satın aldığımız yabancı otomobil firmalarının mı yoksa halkımızın mı daha çok işine yarardı? Sn. Erdoğan defalarca gündeme taşımasına rağmen, sıradan ülkeler kadar dahi olamamış, hala bir yerli otomobil bile yapamamıştı.

. Ve yine sizlerin aklına ve vicdanına sesleniyorum: Hiçbir ihtiyaç yokken İstanbul’a yapılacak yeni Hava Limanı parasıyla, dünyanın en ileri yolcu uçak fabrikası kurulabilirdi. Şimdi uçağından yedek parçasına, elektronik donanımından bakım masraflarına yabancı firmalara her yıl milyarlarca dolar ödeyeceğimiz ve Siyonist sömürü sermayesinin açık pazarı haline gelebileceğimiz bu yatırımlar halkımızın mı yoksa yabancı gâvurların mı daha çok işine yarardı?

Erbakan Hoca’nın Koalisyon Hükümetlerinde Karayolları Genel Müdürü yaptığı Rahmetli Orhan Batı şöyle bir anısını anlatmıştı: Bir ara bizim yol yapım tecrübelerimizden yararlanmak üzere Avusturya’dan bir teknik ekip resmi ziyaret için Ankara’ya yollanmıştı. Görüşme esnasında kendilerine: “Yeni karayolları yapımı için Marshall fonundan Türkiye’ye olduğu gibi size de aynı yardım aktarılmıştı. Neden yol yapımında geri kaldınız?” sorusunu yöneltince verdikleri yanıt çarpıcıydı: “Biz o yardım parasının birazını acilen gerekli yolların yapımına harcadık, geri kalanını ise asıl yol yapımında kullanılacak iş makinalarını üreten fabrikalara yatırdık!”

Bizde ise Menderes ve Demirel Hükümetleri, o yardım paralarının önemli kısmını, dışarıdan iş makinası alımına yatırmış, onların yedek parçalarına harcamış ve bir miktar yol yaptıktan sonra Türkiye maalesef iş makinaları hurdalığına (maşatlığına-mezarlığına) çevrilmiş durumdaydı. Ve işte Erbakan yerli makina yapan fabrikalara, Milli Harp Sanayi ve teknoloji yatırımlarına öncelik verdiği için hedef yapılmış ve partileri kapatılmış, nihayet AKP’nin önü açılmıştı. Bugün barış süreci palavraları kulakları okşamaktaydı, ama Doğu ve Güneydoğumuzun bir kısmı fiilen PKK hâkimiyeti altına alınmıştı! Öyle ki Cizre’de Hakkâri’de polisler geceleri sokağa çıkamaz, gündüzleri de panzerden ayrılamaz konumuna taşınmıştı.

“Dindar Kahramanlık” kılıfı altında derin ve çirkin bir “din istismarcılığı ve ahlak tahribatı” yapılan AKP döneminde, yüze vuran yaralar pansuman edilip pudra sürülürken, asıl içerideki kanser urları bütün vücudu sarmakta ve Milli bünyemizi sarsmaktadır. Örneğin Dinsizliğin ve densizliğin daniskası olan “Evrim safsatası” ders kitaplarında hala resmen bilim diye okutulmakta, böylece imanın ve genç dimağların temeline dinamit koyulmaktadır.

Ve yine Ankara’nın göbeğinde 1968 yılında kurulan MTA Tabiat Tarihi Müzesi’ndeki evrim safsatası müzesi 12 yıllık AKP iktidarına rağmen hala yerinde durmaktadır!

Enerji Bakanlığı’na bağlı MTA Tabiat Tarihi Müzesi’nde “Evrim skandalı” yaşanmaktadır. İlkokul çocukları dahil, yılda yüz bin öğrenci ve vatandaşın ziyaret ettiği müzede rehberler, genç nesillere “Evren, doğa ve insanın Yaratılış ile değil de, tesadüfler sonucu meydana geldiğini ve insanın maymundan evrildiğini” Primat Vitrinini örnek göstererek anlatıp durmaktadır!

MTA Genel Müdürlüğü içinde yer alan 3 katlı Tabiat Müzesi’nde yeryüzünde yaşam ve insanlığın tarihi Darwin’in Evrim Teorisi’ne göre ziyaretçilere görseller üzerinden anlatmaya ve düzmece teoriler bilimsel gerçek gibi yutturulmaya çalışılmaktadır. İlk olarak canlı topluluğu tek hücreli şeklinde başlıyor. Buradan çok hücreliler oluşuyor. Çok hücrelilerden omurgasızlar, sonra omurgalılar, onlardan ise memeliler, memelilerden sonra ise evrimin daha üst halkası kabul ettikleri primatlar oluşuyor. Müzedeki sunumlara göre primatlar; şempanze, goril, orangutan, eski dünya ve yenidünya maymunları ile insanın da dahil olduğu bir sınıf olarak takdim ediliyor. Oysa modern araştırmalara göre kâinatta bulunan üç çeşit canlı olan bitkilerin hücre yapısı tek boğum, hayvanların iki boğum, insanların ise üç boğumdan oluştuğu ortaya çıkmış durumdadır. Bu üçüncü boğum ise insanı; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ve adaleti zulümden ayıran dört önemli özelliğiyle insanı maymun ve bitkilerden tamamıyla ayırmaktadır.[1]

Türkiye özellikle 13 yıllık AKP döneminde, eğitim ve öğretim düzeyinde, maalesef dünya genelinde en son sıralara gerilediği halde, bu sorunları aşacak ve bizi umutla ve donanımla geleceğe taşıyacak bilimsel ve gerçekçi adımları atmak yerine, sadece halkın temelsiz his ve heyecanlarını okşayacak ve oy avcılığı yapacak kararların gündeme taşınıp tartışılması da, bu hükümetin en iyi başardığı bir politikaydı. Geleceğimizi karartmak pahasına güncelimizi kurtarma palavraları bakalım daha ne kadar ayıplarını kapatacaktı?!

AKP'li Milletvekili Ali Gültekin Kılınç: “Türkiye, şeriat devleti tehlikesiyle karşı karşıya” diyecek kadar zırvalamıştı

“Allah’ın izniyle şeriat devletine izin vermeyeceğiz!” kahramanlığı!

12 yıllık AKP iktidarında yapılan İslami dejenerasyon son sürat giderken muhafazakâr kimliğini ön plana çıkaran partinin Aydın milletvekilinden gelen açıklama kafaları karıştırmıştı. Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarının sistemi ele geçirip bir şeriat devleti kurma hedefi olduğunu söyleyen AKP Aydın milletvekili Ali Gültekin Kılınç, buna izin vermeyeceklerini haykırmıştı! AKP Aydın Milletvekili Ali Gültekin Kılınç, Türkiye’nin bir şeriat devleti tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu yumurtlamıştı. Aydın’da haftalık yayın yapan Manşet gazetesinde çıkan habere göre AKP’li Milletvekili Ali Gültekin Kılınç, AKP’li Kuyucak ilçe teşkilatını ziyaretinde ilginç açıklamalar yapmıştı.

Manşet’te yer alan habere göre Kılınç: “Biz hadiseyi gördükçe, sistemin içine girdikçe ülkenin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu daha iyi görmeye başladık. Sadece cumhurbaşkanımızın ve başbakanımızın yargılanmak istenmesi değil, Türkiye’deki tüm sistemin ele geçirilip Türkiye’de bir şeriat devleti kurma gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Türkiye’de rejim değişecek, her şey değişecek. Ancak biz buna izin vermeyeceğiz” diyerek AKP’nin niçin iktidara taşındığını ortaya koymuşlardı.

Yaklaşık 10 sene önce, bir TV programında kart Mason ve Erbakan karşıtı Talat Halman’ın yaptığı açıklamalar bu AKP’nin karakterini yansıtmaktaydı.

“İslam kelimesinin başına terör kelimesi ekleniyorsa dönüp aynaya bakmamız ve suçu kendimizde aramamız lazımdır!” diyen Diyanet’ten sorumlu AKP’Lİ Devlet Bakanı ve İlahiyat Profesörü Mehmet Aydın, o makama ağlamak için değil çözüm üretmek için geldiğini unutmuş olacak ki Aralık 2005’te İskele Sancak (Kanal 7) programında birlikte canlı yayın konuğu olduğu eski Kültür Bakanı Talat Halman’ın: “Cihadın anlamında değişiklik yapılmalı, sevgi, barış, kardeşlik kavramları üzerinde yoğunlaşmalıyız. `Dinler Arası Diyalog’un insanlığa huzur getireceğini anlatmalıyız. Kitabımız bu kavramları çok güzel kullanıyor. Ancak; kitabımız Hıristiyan ve Musevilere biraz sert davranıyor. İslami hükümlerde yumuşatma yapmalıyız!” şeklindeki sözlerine AKP’li Bakan Mehmet Aydın en ufak bir tepkide bulunmamıştı.

Fazilet Partisi kongresi öncesinde Recai Kutan’a karşı aday olan Abdullah Gül, delegelere dağıttığı kitapçıkta: “Bir Batı medeniyeti var bir de bizim medeniyetimiz, şunu kabul etmemiz lazım ki maalesef, bizim medeniyetimiz Batı medeniyeti karşısında kaybetmiş ve yenilmiştir!” ifadeleriyle AKP’nin kafa yapısını ve iman ayarını açıkça ortaya koymuşlardı.

Milli Görüş’le yolunu ayırınca “Dini esaslara dayalı siyaseti tasvip etmiyoruz” diyen, 20 yıl faizsiz ekonomiyi nasıl tesis ederiz diye mücadele ederken Milli Görüş gömleğini çıkarınca “Siz başka galakside mi yaşıyorsunuz, faiz günümüzün gerçeği” diyen, 20 yıl “Ne sağ ne sol, İslam tek yol” diye bağırırken, gömleği çıkarırken 2003’te hem de Cidde’de “Kamplaşmaya çağrışım yaptığı için İslam Ortak Pazarı’na karşıyım” diyen Recep T. Erdoğanların… “Egemenliğin devri suç değil, ayıp değil, günah değil” söyleminde bulunanların gerçek niyetini ve mahiyetini hala anlamayanlar ise, ya akıl fukarasıydı veya Haktan sıyrılmıştı.

ABD’de idam “caydırıcılık”, bizde “barbarlık” sayılmaktaydı!

ABD’nin Missouri eyaletinde eski komşusunu çekiçle öldüren bir kişi idam edilmişti. St. Louis'de 1998 yılında daha önceki komşusu olan 63 yaşındaki Joan Crotts'a cinsel saldırıda bulunduktan sonra kadını merdiven boşluğuna iten ve başına çekiçle vurarak öldüren 48 yaşındaki Paul Goodwin'in cezası zehirli iğneyle infaz edilmişti. Kur’an’ın “Sizin için kısasta (haksız yere cana kıyanların idamla cezalandırılmasında) hayat (huzur ve emniyet) vardır” buyurmasına rağmen dindar kahraman(!) Erdoğan iktidarı Haçlı AB’nin talimatıyla idam cezasını kaldırmıştı. Kumar, fuhuş ve faiz, bunların döneminde alabildiğine yaygınlaşmıştı ve AKP iktidarı bizzat Allah ve Peygamberle savaşmaktaydı. (Bakara: 279)

Dış Güçlerin amacı Erbakan’dan kurtulmaktı!

Erbakan’ın Refah-Yol iktidarını yıkarak, O’nun; içeride faizci rantiyecilerin sömürü hortumlarını kesen Havuz Sistemi’ni, dışarıda ise D-8’ler (İslam Birliği ve insanlığın dirliği) projelerini akim bırakmak üzere, ABD derin mahfillerince (Yahudi Lobilerince) tezgâhlanan ve yerli işbirlikçileri (siyaset, sömürü sermayesi, medya destekçileri, kiralık işçi ve işveren temsilcileri, bazı cemaat ve tarikat figürleri ve asker içindeki yandaş isimler) eliyle sahneye konulan 28 Şubat Post Modern Darbesi’nin gayrı meşru meyvesi olarak parlatılıp iktidara taşınan AKP döneminde, Cumhuriyet tarihimizin en derin siyasi, ekonomik, ahlaki-ailevi, Milli ve manevi tahribatları yapılmıştır. AKP, Süleyman Demirel AP’sinin ve Turgut Özal ANAP’ının post modern bir kurgulanmasıdır, ama sürekli “Erbakan’ın ve Milli Görüşün devamı” olarak tanıtılarak toplum yanıltılmıştır. IŞİD denen vahşet ve cinayet şebekesini kendileri kurdurup Irak ve Suriye’deki çıkarlarını bunlar eliyle korudukları, ama bütün rezalet ve melanetlerinin suçunu İslam’a yıktıkları gibi, AKP’yi de aynı Siyonist-emperyalist odaklar planlayıp pohpohlayıp iktidara taşıyarak, kendi hesapları uğruna büyük tahribatlar yaptırmışlar, ama bunların suçunu ve sorumluluğunu da Erbakan’ın ve Milli Görüş davasının sırtına yıkmaya çalışmışlardır.

Tekrar vurgulayalım ki, AKP, Milli Görüş’ün değil, Demirel AP’sinin ve Özal ANAP’ının, İslamcılık sosu arttırılmış ve Milli görüş jelatini sarılmış post modern bir devamıdır. Solcu CHP eliyle toplum bünyesinde, bayıltmadan ve bağırtarak zararlı ameliyatlar yaptıran ve küçük parçalar kopartan şeytani merkezler, Sağcı Demirel, Özal ve şimdi kahraman İslamcı(!) Erdoğan hükümetleriyle, ama halkı narkozlayıp bayıltarak daha büyük parçalar kopartmakta, daha tehlikeli ameliyatlar yapmakta, ama uyutulan toplum bunların farkına varmamakta, üstelik rahat ve refaha kavuştuğunu sanıp, bu organ mafyası kafalılara dualar ve övgüler yağdırmaktadır. “İktidarda başarısız kılmak ve umut olmaktan çıkarmak” üzere, kendilerinin dolaylı desteği ile iktidara gelmesine göz yumulan, ama Milli icraatları ve talihli-tarihi atılımlarıyla dış güçleri ürkütmeye başlayan ve başa çıkamayacaklarını anlayınca 28 Şubat darbesine mecbur kalan odaklar, Erbakan’a 11 ay dayanamadıkları halde, Erdoğan’ın ve AKP İktidarının kuru sıkı ve can sıkıcı kabadayılıklarına 13 yıl niye katlandıklarının(!?) yanıtı, bunların perde arkasına ayna tutmaktadır. Yoğun medya ve manipülasyonlarıyla anlama ve algılama ayarları bozulan; hoca efendileri, şeyhleri, ağabeyleri ve sözde kanaat önderleri vasıtasıyla beyinlerine ipotek koyulan halkımızın, bıçak kemiği de geçip iliğe dayanınca sinir uçlarının yeniden canlanıp uyanacağı, Milli diriliş ve haysiyetli direniş gayretlerine sahip çıkacağı günler de giderek yaklaşmaktadır.

AKP’nin Ahlaki ve Manevi Tahribatları:

AKP’nin 13 yıllık iktidarındaki en derin ve sinsi tahribatı; Milli duyarlılıkları ve manevi duyguları köreltme sahasındadır. Hiçbir dönemde yapılmadık kadar ahlaki ve ailevi dejenerasyon yaşanmaktadır. Zina yapanlara verilen cezanın kaldırılmasından sonra, AB’nin baskısıyla eşcinselliğin meşrulaştırılması ve yaygınlaştırılması yolunda adımlar atılmıştır. Porno filmlerini alabildiğine yaygınlaştıran ve hiçbir ciddi-caydırıcı önlem almayan AKP iktidarı, dindarlık pozları altında gençlerimizin seks manyağı yapılmasına zemin hazırlamıştır. Öyle ki bir yılda her beş çiftten birisi boşanmaktadır.

Milletin haklarını savunmayı bir kenara bırakan Meclis çatısı altındaki sözde muhalefet partilerinin de desteği ile cinsel sapkınlık semineri için Milletvekillerini Tiran’a gönderme kararı alınmıştır.

Milletin haklarını savunmak, milli ve manevi değerleri korumak için halkın seçip meclise gönderdiği milletvekilleri eşcinsel grupların “haklarını” savunmak için Arnavutluk’un başkenti Tiran’a yollanmıştır. LGBTİ, yani “cinsel sapkınlıklar” seminerine TBMM’yi temsilen AKP’den milletvekili Nursuna Memecan, CHP’den İstanbul milletvekili Binnaz Toprak katılmışlardır. MHP’den Eskişehir milletvekili Ruhsar Demirel katılacakken son anda vazgeçilmesi bile haysiyetli bir davranıştır. Daha önce medyada ismi geçen AKP Adıyaman milletvekili Mehmet Metiner ise deşifre olunca geri adım atmıştır.

Milli Gazetemizin Türkiye gündemine taşıyarak TBMM ve partileri uyardığı “AB’nin Ahlaksız Daveti”nin Meclis’te onaylanmasından sonra bu skandal davete katılım, tekrar Genel Kurul gündemine sunularak maalesef yanlışlık ve ahlaksızlık onaylanmıştır. TBMM’yi temsilen AKP ve CHP’li vekiller, eşcinsel grupların sözde haklarını savunmak için Arnavutluk’un başkenti Tiran’a yollanmıştır. Skandal katılım, AKP ve MHP’yi karıştırmıştır. “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTI (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel, interseksüel) Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” adlı seminere hangi partinin ve milletvekillerinin katılacağı, TBMM Genel Kurulu’nda okunup tartışılmıştır. Bu ahlaksızlık seminerine, daha önce söz konusu gruplarla ilgili Meclis’te çalışma yapılmasını isteyen CHP ve HDP’li vekillerin katılması beklenirken, AKP ve MHP’nin de isim bildirmesi şaşkınlıkla karşılanmış, MHP daha sonra geri adım atmıştır.

D-8’in ve İslam Kardeşliğinin Müslüman ülkeler arasında canlandırılması ve Yeni Bir Dünya kurmanın öncülüğünü yaparak bölgemizdeki zulümlerin durdurulması önemsenmezken, AB’nin sapkın talepleri sanki ilahi bir emirmiş gibi AKP tarafından ciddiye alınmaktadır. Türkiye’nin Batılılaşma macerası ve yarım asırlık Avrupa Birliği’ne üyelik sevdası, Müslüman Türk toplum yapısını dinamitleyecek noktaya varmıştır. Tamamı Hıristiyan ülkelerin tabii Birlikteliği olarak Avrupa Birliği (AB), Selçuklu ve Osmanlı tarihinden dolayı İslam dünyasına öncü ve liderlik potansiyeli taşıyan tek Müslüman ülkesi Türkiye’yi yarım asırdır kapısında oyalarken, diğer yandan da ülkede ahlaksızlığın yaygınlaşması için İktidara ve Meclis’e baskılarını yoğunlaştırmıştır. AB’nin ahlaksızlığı yayma ve savunma çalışmalarına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve partilerin alet olması ise şaşkınlıktan öte, bir intihardır.

AKP Avrupa Teşkilatı'nda 'muta nikâhı' istifası

AKP'nin Avrupa Teşkilatı olarak bilinen UETD'nin Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı Arzu Kılıçoğlu, 'AKP’li evli bir erkeğin partili bir kadınla eşinden habersiz ve muta nikâhı ile evlendirilmesi' nedeniyle istifa ettiğini açıklamıştır.[2] Sözcü gazetesinden Ali Gülen'in haberine göre Arzu Kılıçoğlu istifası ile ilgili, “Muta nikâhı olayı maalesef doğruyu yansıtmaktadır. Partililerin bu nikâhtan haberleri vardı ve onaylamaktadır. Partinin, ‘fuhuş yuvası’ ve ‘açık genelev’ diye suçlanmasına neden olanlarla aynı yerde kalamazdım ve Büyük Usta’ya (Recep T. Erdoğan’a) zarar gelmemesi için istifa etmek zorundaydım” yorumları tam bir AKP kafasını yansıtmaktadır. Yani AKP teşkilatlarında Muta kılıflı zinanın yaygınlaşması; İslam’a, toplum yapısında ve aile kurumuna zarar verdiği için değil, Sn. Recep Bey’i sıkıntıya düşüreceği için yanlış bulunmaktadır!?

Olayın AKP parti genel merkezinde de tartışıldığı ve Avrupa teşkilatı olarak kurulan Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) lağvedilip yerini VUSLAT isimli derneğin alacağı da yazılıp konuşulmaktadır. AKP Avrupa teşkilatını çalkalayan bu kriz evli bir adamla karısının haberi olmadan yaşamaya başlayan ve onunla partililer önünde nikâh kıyan AKP’li bir kadının (partiden onay aldığı) iddialarının ortaya atılmasıyla başlamıştı.

Arzu Kılıçoğlu Hanımın ibretlik açıklaması!

“UETD Genel Merkezi’nin bilgisi dahilinde evlilik dışı ilişki meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Bir UETD yetkilisi bayan ile başkasıyla evli bir adam ikinci bir dini nikâh töreni yapılmış, bunlar UETD’nin bilgisi dahilinde yaşanmıştır. UETD’nin kadınlara sarkıntılık eden dernek olduğu yönündeki iddialar ayyuka çıkmıştır. Olaylar basına yansıyınca UETD genel merkezinden yalan açıklamalar yapılmıştır. İçinde bulunduğum değerli bir kurum hakkında, yönetimde bulunan insanların yapmış olduğu hatalardan dolayı, ‘fuhuş yuvası’, ‘açık genelev’, ‘evli erkeklerin dul kadınlarla eğlenme mekânı’ diye bahsedilmesi beni derinden sarsmıştır. Kendimi koruma amaçlı böyle bir kararın daha uygun olacağı kanısına vardım. Özellikle BÜYÜK USTA’ya asla zarar gelmesini istemediğimden istifa edip ayrıldım. İtibarsızlaştırmanın asıl sebebi, zaten bu yanlışlara sebebiyet ve fırsat verenler olduğu açıktır.”

AKP’nin bir takım tahribatlarını gündeme taşıyan Haydar Baş’çılar, bunların Yeni Mesaj-Meltem yazarları ve yorumcuları, Şia’nın Türkiye temsilcisi gibi çalıştıklarından dolayı, her nedense bu Muta nikâhı konusunu hiç ağızlarına almamaktadır. Çünkü Ehli Sünnetin 4 mezhebine göre zina ve haram sayılan; para karşılığı geçici birliktelik olan Muta nikâhı Şia tarafından da meşru ve mubah sayılmaktadır.

“İslam’ı dört karılı merhametsizlerin dini olarak göstermek haksızlıktır” başlığında:

“İslam’a karşı olanlar onun güzel yüzünü gizlemek ve insanımızı, özellikle gençlerimizi ondan uzaklaştırmak için “şeriat adına” bazı çarpıtılmış kuralları ve uygulamaları sıralamakta ve (kafa karıştırıcı) sorular sormaktadır… Üstünlük etnik ve kültürel aidiyette değil, takvada aranmalıdır. Takva ise Hz. Peygamber’in örnekliğinde gerçekleşen sorumluluk duygusudur ve bunun meyvesi olan güzel ahlaktır… İzzet, onur ve üstünlük Allah’a, elçisine ve O’nun mümin kullarına aittir. İnsanı zillete düşüren, geçici mağlubiyetler değil, ümitsizlik ve aşağılık duygularıdır... Kamuya açık alanlarda günahları, yasakları ve ayıpları çiğneyenler engellenir. Özel mekânlarında, gizleyerek bir şeyler yapanlar araştırılmaz, soruşturulmaz, bu manada özel hayatın dokunulmazlığı vardır…”[3] diyen AKP Fetvacısı ve Yeni Şafak yazarı İlahiyat Hocası Hayrettin Karaman’lar bütün bu yanlışlık ve hayasızlıklar karşısında niye dut yemiş bülbül misali susup durmaktadır.

Faizin haram olduğuna iman ettiğini söyleyen Müslümanlar hala gaflet uykusundaydı. AKP’li Bakan faiz geliriyle geçindiğini açıklamıştı!

Eski bakanlarla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştıran TBMM Soruşturma Komisyonu’na ifade veren Muammer Güler, ekonomik durumunun sorulması üzerine, “Kira gelirlerim var, ayrıca banka faizi olarak, mevduatımın normal geliri var. Ticari işletmem yok” diyerek faizle geçindiğini resmi beyan olarak sunması komisyonda şaşkınlıkla karşılanmıştı!

Soruşturma Komisyonu’na “beni Yüce Divan’a sevk etmeyin!” diye rica eden Muammer Güler’in: “faizle geçiniyorum” itirafı!

Eski bakanlarla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştıran TBMM Soruşturma Komisyonu’na ifade veren eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, kendisinin Yüce Divan’a gönderilmemesi talebini aktarmıştı. Güler, “Kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gözetilerek, Yüce Divan’a sevkime karar verilmemesini takdir ve tasviplerinize saygılarımla arz ederim” diye yalvarmıştı. Oğlu Barış Güler’e ait 26 tarla ve 4 daire tespit edilen Güler, çocuklarının mal varlığına ilişkin soruları cevaplarken zorlanmıştı. Komisyon Başkanı Hakkı Köylü ise, ilgili kuruluşlardan istedikleri bilgilerin gelmemesinden yakınmıştı.

Sarraf’tan Muammer Güler’in akrabasına 100 bin TL maaş bağlanmıştı!

Rıza Sarraf’la amcasının torunu olan Rüçhan Bayar üzerinden tanıştıklarını belirten Güler, Bayar’ın 2012 yılından itibaren Sarraf’ın yanında çalıştığını, aylık kazancının da 50-200 bin dolar arasında değiştiğini anlattı. Güler, oğlu Barış’ın akrabaları Rüçhan Bayar’a 2007 yılında 2 milyon 50 bin dolar borç verdiğini ve aralarında ödeme planı olduğunu hatırlatmıştı. Bu parayı alabilmek için görüşmeler yaparken, yanında çalıştığı Sarraf’la diyalog oluştuğunu aktarmıştı.

15.5 milyon vatandaş bankaların tuzağına kapılmıştı!

Yanlış ve adaletsiz ekonomi politikaları vatandaşı borç batağına sürüklerken, bu işten en çok “faiz lobisi” diye suçlanan ancak “ekonominin tek kazananı” olan bankalar kazançlı çıkmaktaydı. 2014 yılı Temmuz-Eylül dönemi itibarıyla, tüketici ve konut kredisi kullanan toplam kişi sayısı 15 milyon 561 bin 105 kişiye, kredi miktarı ise 252 milyar liraya ulaşmıştı. Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Temmuz - Eylül 2014 dönemi tüketici ve konut kredileri raporunu yayımlamıştı. Rapora göre, Temmuz - Eylül 2014 döneminde 2 milyon 932 bin 507 kişiye, 41,9 milyar TL tutarında tüketici kredisi ve konut kredisi kullandırılmıştı. Kredi kullanan kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8, bir önceki üç aylık döneme göre ise yüzde 11 artmıştı. Temmuz - Eylül 2014 dönemi sonu itibariyle tüketici kredileri ve konut kredileri bakiyesi 252 milyar lira, kredi kullanan toplam kişi sayısı ise 15 milyon 561 bin 105 olmuş, toplam kişi sayısı Temmuz-Eylül 2013’e göre yüzde 10, bir önceki üç aylık döneme göre ise yüzde 4 artmıştı. Yani faizci AKP, Allah ve Peygamberle savaşmaktaydı.

Devletin resmi rakamlarına göre 3 milyon 64 bin kişi işsiz durumdaydı

Oysa köylerdeki ve kentlerdeki “gizli işsizler”le birlikte bu rakamın 7 milyonu geçtiği konuşulmaktaydı. Eylül ayında işsizlik oranı, Ağustos’a göre 0,4 puan artarak yüzde 10,5’e yükselirken; Ağustos’ta 2 milyon 944 bin olan işsiz sayısı, Eylül ayında 3 milyon 64 bin kişiye çıkmıştı. Yüzde 10,5’lik işsizlik oranı Şubat 2011’den bu yana en yüksek işsizlik oranı olurken; gençler arasındaki işsizlik ise yüzde 20’yi aşmıştı. Bazılarına sadece rakam olarak görünse de, resmiyette 3 milyonu hakikatte 7 milyonu (ki bu 20 milyonluk bir kitleyi temsil eder) aşkın “insan” evine ekmek götüremiyor olmanın perişanlığını yaşamaktaydı. Geçimini sağlamak ve ailesinin rızkını temin etmek için bir işe ihtiyaç duyanların sayısı yüzde 10’ları aşarken, çalışanların birçoğu da geçim darlığı içinde kıvranmaktaydı. Çalışma Bakanı’na göre 2002’de 2,8 milyon kişi asgari ücretliyken, 2014’te 5 milyon kişi sefalet ücretinden farksız olan asgari ücretle çalışmaktaydı. Daha bir talihli görünen memurlar, “kuruş” zamlarla enflasyona ezdirilirken; geçim savaşı veren milyonlar işsizlere göre “talihli” sayılmaktaydı. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 225 TL ve yoksulluk sınırı ise 3 bin 990 TL iken, çalışanların çoğu da sadece “işi var” sayılmaktaydı.

İnsanlık da birlikte batmıştı!

Aydın’ın Didim ilçesinde yaşayan Öncel çifti, 5 gün arayla ölüp dünyadan ayrılmıştı. Evden kötü kokuların yayılmasının ardından komşuların olayı polise bildirmesiyle durum ortaya çıkarılmıştı. Edinilen bilgiye göre; Faik Öncel (70) felçli eşi Nurcan Öncel (72) uzun yıllardır Didim Çamlık Mahallesi 529. Sokak Menekşe apartmanında oturmaktaydı. Faik Öncel yaklaşık 22 yıldır felçli yaşayan eşine kendi evinde bakmaktaydı. Bir hafta önce Faik Öncel evinin banyosunda ölüp kalmıştı. Fakat felçli olan eşi durumdan kimseyi haberdar edemeyince bir hafta boyunca ilaçlarını alamayıp açlık ve susuzluktan evde hayatını kaybedip bu dünyadan ayrılmıştı. Bu bir insanlık dramıydı, AKP’nin ayıbıydı. Ermenek’te oğlu kömür ocağında can veren ihtiyar babanın yırtık lastikleri aslında AKP Türkiyesinin gerçek fotoğrafıydı.

Bu arada Sn. Erdoğan; Paralel’i MOSSAD ve CIA’nın yönettiğini söyleyip kendilerini aklamaya çalışmıştı

Fetullah Gülen’in eski sağ kolu kilit tanık Latif Erdoğan’ın; savcıya Paralel Yapı’yı anlatırken “Fetullah Gülen’i bir üst akıl harekete geçirdi” iddiası hayretle karşılanmıştı. Gülen grubu, 1990’lı yıllarda milli duruşunu bırakarak CIA ve MOSSAD gibi gizli servislerin kontrolüne alınmıştı. Böylece ABD ve İsrail’in, Türk ve İslam coğrafyasında kendi amaçları için kullandığı etkili bir oluşum olup çıkmıştı. Paralel Yapı olarak adlandırılan bu yeni oluşum, terör örgütü niteliği taşımaktaydı. Bu yapının içinde yabancı gizli servisler bulunmaktaydı. Ülkemiz, uluslararası güçlerin himayesinde olan bir güçle karşı karşıyaydı. ABD ve İsrail’den oluşan üst akıl, dershaneler konusunu fırsat bilerek Gülen’in hükümete karşı harekete geçmesini sağlamıştı. Devlet içinde yatay büyüyen bu grup, dikey büyümeye geçerek devletle çatışmaya başlamıştı.[4]

AKP’nin Haçlılara hizmet, İslam’a hıyanet çabaları!

Sn. Erdoğan’ın “Kutsiyetpenah - sığınılacak kutsal varlık” diye çağırıp ağırladığı Papa’nın ziyaretinden geriye; “Kiliseler arasındaki bin yıllık husumetin” rafa kaldırılması… İslam’a karşı verilen birlik fotoğrafları… Patrikhaneye Ekümenik destek sağlanması… Ve en önemlisi yerli medya eliyle pazarlanan tevazu ve alçak gönüllü pozlarla yapılan piar çalışması kalmıştı. AKP’nin payına ise Hıristiyan birliğinin teşekkülüne yardım ve yataklık şerefi(!) kalmıştı.

AKP medyası misyoneri oynamıştı!

Papa Francesco’nun Türkiye ziyareti yerli ve yabancı yüzlerce medya mensubu tarafından ilgiyle takibe alınmıştı. Papa’nın ziyareti yerli medyanın basiretsizliğini ve ferasetsizliğini bir kez daha ortaya çıkarmıştı. Tek hak din olan İslam’ı ifsad projesi olan dinler arası diyalog safsatasını ve İstanbul’daki Hıristiyan zirvesini görmezden gelen yerli medya, yine paparazzilik oynamıştı. Papa’nın ziyaretleri boyunca halıya ayağının takılıp sürçmesini, makam aracı olarak Albea istemesini, Türkiye için dua etmesini gündeminin birinci sırasına koyan medya, Papa’nın misyonerlik faaliyetine katkı sunmuşlardı. Papa’yı bir iyilik elçisi, mütevazılık abidesi olarak gündeme taşıyan AKP medyası, adeta misyonerlikte Vatikan ile yarışmıştı. Adı sürekli olarak rüşvetle, yolsuzlukla, dolandırıcılıkla, çocuk tacizleriyle anılan Vatikan’ın imaj yüzü olan Papa Francesco’yu amacına uygun bir şekilde metheden yerli medya Hıristiyanların yıllardır yapamadığı bir misyonerlik başarısı sağlamıştı. İşte medyanın söylediğinin aksine Vatikan’ın gerçek yüzüne birkaç örnek; Vatikan’da geçtiğimiz yıl patlak veren kara para aklama skandalı Papalık mali işler yetkililerinden üst düzey bir din adamının 50 milyon lirayı bulan vurgunuyla ortaya çıkmıştı. Rüşvet yoluyla 20 milyon Euro (yaklaşık 50 milyon TL) tutarındaki kara parayı İsviçre’den İtalya’ya sokmaya çalışmakla suçlanan din adamı, kendisine yardım eden iki kişiyle birlikte tutuklanmıştı.

AKP’de dağılma telaşı başlamıştı! AKP’de grup darmadağın kongrelerle sancılıydı!

AKP’de Tayyip Erdoğan’ın partiden ayrılmasıyla başlayan rahatsızlık giderek artmaktaydı. Davutoğlu ile motivasyon kaybının yaşandığını anlatan partililer sorunun çözümü için de adım atılmadığından yakınmışlardı. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı Tayyip Erdoğan’dan devralması sonrasında partide gün yüzüne çıkan motivasyon kaybı, hem kongrelere hem de Meclis grubuna yansımıştı. AKP’nin Afyonkarahisar’daki kampında su yüzüne çıkan olumsuzluk havası, partinin bütün kademelerine yayılmıştı. Genel merkezin listelere doğrudan müdahale etmesi parti tabanında rahatsızlık yaratırken, “eski ekip-yeni ekip” tartışmasını bu rahatsızlığı isyan boyutuna taşımıştı.

Acaba, Davutoğlu’nun “Herkes anayasal konuma uygun davranmalıdır” sözleri Cumhurbaşkanı’na dolaylı bir gönderme gibi mi okunmalıydı? Ve yine aynı demecinde “Kim yaparsa yapsın, bütün yolsuzluklar araştırılıp soruşturulması ve hiç kimsenin çaldığı-çırptığı yanına kâr kalmamalıdır” anlamındaki sözleri de her nedense Erdoğancılar kendi üzerlerine almışlardı!?

Bir iktidarın gidici olduğunun ilk işareti bürokrasiden anlaşılırdı. Eğer bürokratlar kurumlardan bilgi, belge sızdırmaya başlamışsa iktidarın sonu yaklaşmıştı. AKP 12 yılda bürokrasiyi tamamen avucuna almış, bütün müsteşarları, genel müdürleri, yardımcıları, daire başkanlarını kendisine uyarlamıştı. Buna rağmen piyasada yolsuzluk ve usulsüzlük dosyaları çoğalmıştı. “Kritik dosyaları ortada bırakmayın” talimatına rağmen gizli ve kirli belgeler ortalığa saçılmaya başlanmıştı. AKP iktidara geleli beri hükümetin değirmenine su taşıyanlarda bir değişim yaşanmaktaydı. “Tarafsız” görüntüsü altında AKP’den yana taraf tutan sendikalar, demokratik kitle örgütleri, toplumda sözüne itibar edildiği düşünülen kanaat önderleri(!) hükümete karşı seslerini yükseltmeye başlamıştı. Evet, AKP’nin dağılma kokusunu alanlar, yeni konumlarını hazırlamaktaydı” diyenler haklıydı.

“Başta Suriye olmak üzere, Mısır, Irak, İran politikalarındaki yanlışlıklar ülkemizin dışarıdaki itibarını önemli ölçüde zedelemiştir. Her gün bir AB yetkilisi Türkiye’nin demokrasiden, özgürlüklerden ve AB normlarından uzaklaştığını ifade etmektedir. Yanlış dış politikalar Türkiye’yi dünyada yalnızlaştırmıştır. Bu siyasi yapı Türkiye’yi taşıyamadığı gibi, Türkiye de bu siyasi yapıyı artık taşıyamaz hale gelmiştir. Halkımızı demokrasi ve kutsallarımızla aldatan ve tamamen iflas eden bu siyasi yapıdan ülkemiz bir an önce kurtulmalıdır. Bu siyaset anlayışının ve zihniyetinin ülkemizde daha fazla tahribat meydana getirmeden iktidardan ve siyasi hayatımızdan uzaklaştırılması şart olmuştur. Bu da ancak ve ancak yepyeni bir siyasi oluşumla mümkün olacaktır. Bunu sadece yeni bir siyasi parti kurmak şeklinde düşünmek ve tasarlamak yanlış olur. Bu yeni siyasi oluşum, bir siyaset seferberliği anlayışıyla bizzat halkımız tarafından yapılmalıdır. Siyaset; çıkar, rant, menfaat, makam ve şöhret için yapılan bir meslek olmaktan kurtarılmalıdır. Daha doğrusu siyaset bir meslek olmaktan kurtarılmalıdır. Çünkü siyaset meslek değildir. Her meslekten başarılı olmuş ve iyi yetişmiş insanların, ülkenin ve insanlığın sorunlarına çözüm üretme sanatıdır siyaset. Siyasetin çıkar için yapılması insanı canavarlaştırmaktadır” diyen Demokraside Birlik Vakfı Başkanı Mehmet Bozdemir yeni bir oluşum için düğmeye basmıştı.

Eski AKP milletvekili, İçişleri Bakanı ve AKP Genel Sekreteri İdris Naim Şahin’den, Kayseri E. Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’ye… E. Adalet Bakanı ANAP’lı M. Oltan Sungurlu’dan Tarihçi Yusuf Halaçoğlu’na… E. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’ten Vali Dursun Ali Şahin’e… E. Çevre Bakanı ve DP Genel Başkan Yardımcısı Rıza Akçalı’dan, E. (AKP’li) Ankara Milletvekili Haluk Özdalga’ya… TBMM Başkan Vekili Nuri Pakdil’den Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Saim Yeprem’e ve değerli dostumuz Göz Doktoru Selçuk Bulut’a pek çok eski AKP’li ismi bünyesinde buluşturan bu “Yeni Oluşum” girişimi, iyice yıpranan ve yıkılmaya yüz tutan AKP’nin yerine, yine Batı’nın ve Masonik odakların güdümünde yeni bir partileşme hazırlığı olmasındı?!...

Seçime kadar bunlar mı olacaktı?

. Abdullah Gül ve AKP’den kopacak 20 isim yeni kurulup birleşecek olan partilerin başına geçecek ki bu projeye Saadet’in dahil edilmesi düşünülmektedir.

. Seçime yakın bir zaman diliminde Türkiye’nin kredi notu düşürülecektir.

. Önümüzdeki haftalardan itibaren önemli merkezlerde art arda kitlesel terör katliamlarına girişilecektir.

. AKP tabanında seçimden sonra Numan Başbakan rüzgârları estirilecektir.

. Anayasa Mahkemesinin önünü açacağı baraj tartışmalarına hız verilecektir.

. Abdullah Öcalan’ın İmralı adasında villa hapsine alınması kesinleşecektir.

. Fetullah Gülen’in merkezinde olduğu örgüt davası açılacak ve yargı ile Emniyet’ten çok sayıda isim açığa alınacaktır.

. F tipi yapıya karşı vergi incelemeleri gibi türlü finans operasyonları yapılacaktır.

. F tipi örgüt ardındaki küresel irade ile beraber Tayyip’e karşı taarruza geçip İsviçre hesapları dahil pek çok özel konuda servisler yapacaktır.

. CHP adaylarını büyük ekseriyetle merkezden belirleyecek ve bu durum partiyi seçim öncesinde kaosa sokup yüzde 10 tehdidi ile yüz yüze bırakacaktır.

. PKK seçim öncesinde verilen tavizleri yeterli bulmayıp hükümeti açıktan tehdit edip yeni tavizler koparacaktır.

Diyen eski ülkücü sağcı ve komünist düşmanı sonra mason ve münafık iktidarların ve işadamlarının yalakası, şimdi ise yeni ulusalcı militanı Sabahattin Önkibar, acaba bu bilgilere nasıl ulaşmıştı?

Sonuç:

AKP’nin dağılması kaçınılmazdı ve ilahi adalet gereği, Milli Görüş’e yaptıkları hıyanet benzeri bir girişimle mutlaka karşılaşılacaktı. Ancak bu parçalanmadan parsa kapmayı uman istismarcı fırsatçılar da yanılmaktaydı. Evet, artık AKP dağılacaktı, sömürü saltanatı yıkılacaktı; ama yerine milli ve haysiyetli bir süreç başlayacaktı.

Karakteri malum Bülent Arınç’ın, sözde çözüm süreci ve izleme komitesiyle ilgili Sn. Cumhurbaşkanına “Hükümetin işine karışma!” çıkışından sonra; yıllardır AKP’nin Ankara Belediye Başkanı olan Melih Gökçek’i “Hileli ve akçeli işlere bulaşmak ve haksız kazanç sağlamak”la suçlaması ve karşılıklı sataşıp içlerini kusmaları, parti içinde Erdoğancılarla gizli Fetullahçıların ve Abdullah Gül takımının liste savaşlarını yansıtmaktaydı… Ve bu yama, artık dikiş tutmazdı!..

 


[1] Ahmet Yavuz, Milli Gazete, 24 Kasım 2014

[2] 01.12.2014, Radikal

[3] 28.11.2014, Yeni Şafak

[4] 27 Kasım 2014, Sabah

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 1120

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR