ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3557
mod_vvisit_counterDün3423
mod_vvisit_counterBu Hafta17851
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay55976
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17693692

IP'niz: 3.236.231.61
Bugün: 14 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12551419

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Ahmet Akgül Üstadımızın Ramazan Sohbeti: AYETLER VE HİKMETLER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Ahmet Akgül Üstadımızın Ramazan Sohbeti:

AYETLER VE HİKMETLER

      

Euzübillahi-mineşşeytanir-racim

Bismillahir-Rahmanir-Rahim

Elhamdü lillahi Rabbil Alemin. Velakibetü lilmüttakin. Vesselatü vesselamü ala Rasulina ve Mehdina Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmanin.

İslam; Hayat, Huzur ve Kurtuluş Dinidir:

“… Bugün artık kâfirler, sizin dininizden (dininizi engellemekten ve daha üstün bir adalet ve ahlâk sistemi getirmekten) umut kesmişlerdir. Artık onlardan değil Benden korkup çekinin! (Zira) Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlayıverdim ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta ve kaçınılmaz bir ihtiyaçla (zaruret durumuyla) karşı karşıya kalırsa' -günaha kaymamak (ve aşırıya kaçmamak) şartı ile- (bu haram saydıklarımızdan bile yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir.” (Maide: 3)

İslam’sız insan, Kur’an’sız irfan ve imansız vicdan olgunlaşamaz… En büyük akılsızlık; başkalarına haksızlık ve ahlâksızlık yapmaktır.

Düşman gibi dine sataşanlar, şeytan gibi din istismarı yapanlar ve dünyalık hesapları için kutsalını ve davalarını satanlar; hepsi aynı ayardadır.

İslam, tüm insanlara iyilik içindir:

“Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma'rufu (Hakkı ve hayrı) emredip yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) nehyedip önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah'a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Kitap Ehli de (böyle) inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onların içlerinden de (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.” (Al-i İmran: 110)

Herkes senin aynandır. Akıllılık; kendinin güzel yönlerini de, çirkin hallerini de, başkalarında görüp anlamandır; yani yanlışlarının ve yamukluklarının farkına varmandır. Artık çirkinliğini gördüğün aynaları kıracağına, kendini düzeltip temizlemen daha akıllıcadır.

Sadece kendisini ve ailesini düşünenler ve “başkasından bana ne” diyenler, şeytanın taifesidir. Çünkü şeytan da bu benlik ve bencillik yüzünden lanete uğramıştır.

İhlas; kadere tam imanı gerektirir:

“O, (herkesin, her kavmin ve her şeyin) önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini tamamıyla ve teferruatıyla) bilir. (Allah CC, herkesin ne yapacağını bildiği için bunları yazıp tespit etmiştir; yoksa, önceden yazdığı için insanlar mecburen öyle hareket ediyor değildir.) Bütün işler Allah'a döndürülmektedir.” (Hacc: 76)

Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki, takdire iman etmiş olasın. İbadet, hizmet ve hareketlerine nefsini katma; yani riyakârlık yapma ve üstünlük taslama ki, nefeslerin kıymet kazansın!..

Herkesin kıymeti, gayreti nispetindedir:

“Şüphesiz her insana kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir.) Şüphesiz (herkesin) kendi emeği (veya çabası) görülecek (ve değerlendirilecek)tir. Sonra ona en eksiksiz (biçimde) karşılığı ödenecektir.” (Necm: 39, 40, 41)

“Her bir kimsenin işlediği amellere göre dereceleri vardır ve Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. (Bu ayetle, kişilerin ve ekiplerin; yaptıkları ve başardıkları hayırlı ve yararlı işlere, amellere, mesleklere… Bilgi, beceri, gayret ve girişimleri sonucu oluşan verimlilik ve üretim kriterlerine göre kıymetleri; etkinlik ve yetkinlik mertebeleri olacağı belirtilmektedir.)” (En’am: 132)

Herkesin kıymeti, gayreti kadardır; gayreti ise gayesi ve hedefi oranındadır. Hedefleri ve hayalleri kutsal ve kuşatıcı olanlar, büyük adamlardır. Gayesi ve gailesi (derdi) küçük olanlar da, ayarı düşük insanlardır.

Tembellik, teneşir ehli cenazelerin halidir. Herkes bilmeli ki; yürüyen karınca, yan gelip yatan karacadan daha önce hedefine erişir.

Para kazanıp hayra harç etmeyen ve ilim öğrenip amel etmeyen, en ahmak kişidir.

Sadece dünya hayatını ve şahsi menfaatlerini düşünenler, ahirete ve sonsuz cennete değer vermeyenler; hürriyet ve haysiyet içinde yaşamayı hak edecek bir bedel ödemeye girişemeyenler, haklı ve hayırlı olduğuna kanaat getirseler de, o davanın başarılı olacağından ve Allah’ın izniyle mutlu sonuçlar doğuracağından endişe edenler; bencil ve beleşçi kimselerdir ve basitlik bunların karakteridir. Ve elbette, küçük hesap ve heveslerin sahipleri, asla büyük hedeflere erişemeyeceklerdir.

Döşek gibi semirmek isteyenler, eşek gibi minnet çekerler. İman ve ümit pili bitenler, zulme direnemez, tez çökerler.

İman Hakka tarafgirliktir:

“Bunun üzerine (böylesi zalim ve hain yöneticilere) uyanlar: ‘Keşke bir kere daha (dünyaya dönme) fırsatı verilseydi de, (orada bizi aldatıp,) şimdi bırakıp kaçtıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşıp (Hakk elçilere, adil ve asil davetçilere destek çıksaydık!)’ diye (pişmanlık duyacaklardır). Böylece Allah onlara (zalim ve hain yöneticilere ve peşlerinden gidenlere,) işledikleri bütün amellerini, (ibadet ve hizmetlerini) çok derin bir hasretlik ve pişmanlık olarak gösterecek (milyonlarca insanın ezilmesine ve sömürülmesine vesile oldukları için, yaptıkları hayır ve hasenatlarına rağmen cehenneme girecekler)dir ve onlar artık ateşten çıkamayacaklardır.

Ey insanlar, yeryüzünde bulunan şeylerin helâl ve temiz olanlarından (kazanıp) yiyin ve şeytanın adımlarını (fasık ve facir adamlarını) izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara: 167-168)

“…(Bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlâki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp) karşılıklı laf dalaşı yaparak müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; ‘Eğer siz (başımızda) olmasaydınız (iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak; faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!’ deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)

(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: “Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Bozuk fikirlerimizi ve bâtıl fiillerimizi bile bile hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz...) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..” (Sebe: 31-32)

Herkesin ayarı, tarafıyla belli olur. Şeytani güçlerin safında olanların, Rahmani sıfatlı görüntülerine aldanmak saflıktır. Çünkü zalimleri destekleyen, dolayısıyla mazlumları ezen konumundadır.

AB’den, ABD’den ve işbirlikçi partilerden hayır beklemek; akrepten hayır beklemekten daha akılsızcadır. Bin kere denenmişi, bir kere daha denemeye kalkışmak, vurdumduymazlıktan da öte, ahmaklıktır. İşbirlikçiliği, “işbilir”lik sanmak ise en yaygın, ama maalesef saygın bir saflıktır.

Şahsi heves ve hesapları için; Saadet Partili olmakla, diğer sağcı veya solcu partilerden birine katılmak arasında fark yoktur. Allah ne aradığına bakar, nerede aradığına değil. Tabi bu arada makul ve makbul amaçlar için, gayrimeşru araçların kullanılmayacağını da bilmek gerekir.

Kâbe’si Amerika, Medine’si Avrupa olanların, Hacca gitmesi ile Haç’a secde etmesi farksızdır.

Hak ve hakikat gözetmeyenlere hürmet gösterilmez. Şeriat (hukuk ve adalet) gütmeyenlere ise şefaat edilmez. Tapındığın putların heykeli, ha ağaçtan, ha altından yapılsın, fark etmez…

Servet ve rütbe (etiket) için, şeref ve haysiyetini rüşvet verenler, ekmek parası için fahişelik edenlerden daha alçaktır. Makam ve menfaat için Hak davasından cayıp dönenler ve bu döneklere mazeret ve keramet düzenler, İslam’a açıkça düşmanlık güdenlerden daha zararlı ve aşağıdır.

Zalimleri büyük gören ve destek veren kimselerin izzeti nefsi ve insanlık haysiyeti kalmamıştır. Kahpeye “kahramanlık zırhı” giydirmek ve döneklere “akıllılık” sıfatı geçirmek ne işe yarayacaktır?

Araştırıp düşünmeden, okuyup öğrenmeden; sadece gelenek ve görenek inancı, şeytanın oyuncağıdır. Taklidi Müslümanlık, itikadi sapıklığın açık kapısıdır.

Biz Hak davanın ve onun şahs-ı manevisi olan ZAT’ın kapısındaki KITMİR’leriyiz. Hâşâ; bu kutsal hareketin kurmayı değil, komutanı değil, birim başkanı değil; sadece hizmetçileriyiz. Hem öyle resmi ve besili değil, hasbi bir köpeğiyiz. Tehlikeli bir süreçte O’na suikastçılar ve saldıranlar olabilir düşünce ve endişesiyle Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimizin evi etrafında ve hiç kimseden talimat almadan ve başkasına çaktırmadan gizlice nöbet tutan ve Resulüllah’ın çok özel duasına mazhar olan Sahabe-i Kiram’dan Ebi Vakkas oğlu Sa'd gibi sevdamızın ve sultanımızın gönüllü neferleriyiz.

Tevhid dininden dönmemek, zalim ve kâfir diktatöre boyun eğmemek için şehirden kaçıp bir mağaraya sığınan gençler olan (Bak: Kehf Suresi: 9-22. Ayetleri) Ashab-ı Kehf’in sadık köpeği Kıtmir bile (Kehf Suresi: 18) makbul sayılıp Kur’an-ı Kerim’de zikredilmek ve cennete girmek şerefine eriştiği halde; tarihin en büyük ve en muhteşem inkılâbı olan Yeni İslam (Barış ve Bereket) Medeniyetinin ve Mehdiyet devriminin kutlu Liderinin gönüllü Kıtmirlerinin, Rahmeti İlahiden mahrum bırakılacağını sananlara hayret etmekteyiz.

Bu dünyada; Allah için dostluk, en büyük fazilettir:

“(Sakın ha!) Mü’minler (Kur’an’a inanan ve hükmünü uygulayan) mü’minleri bırakıp da, (İslami hükümleri inkâr ve emirlerine itiraz eden) kâfirleri kesinlikle dost edinmesin ve idareci seçmesinler. Her kim böyle yaparsa, (artık onun) Allah’la hiçbir şekilde alâkası kalmış değildir. (Mevlâ’sı ile gerçek iman irtibatı kesilmiştir.) Ancak (kâfir ve zalimlerden) gelecek (kendisini ve yakın çevresini; öldürme, ağır işkence etme, sakat hale getirme, namuslarını kirletme, emeğini, ekinini ve evini yakıverme gibi) bazı korku ve baskılardan sakınmak ve (tehlikeleri atlatmak) durumu hariçtir. (‘İkrah-ı mülci’ denen bu zorlayıcı tehditler karşısında; kalben mü’min kalmak şartıyla, dil ile küfrü gerektiren ve belayı def eden sözler söylenebilir. Ama) Allah sizi (öncelikle) Kendisinden sakındırıp (uyarıverir. Zira son) varış Allah’adır. (Hesap vermek üzere O’na dönülecektir.)” (Al-i İmran: 28)

“Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmiştir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.” (Bakara: 120)

Akıllı ve hayırlı adamlar, hep kendisinden bilgili ve bereketli insanlar arar, daha da yücelmek için... Ahmak ve alçak adamlar ise, hep kendisinden aşağı kimseler içinde bulunmak arzular... Küçükler arasında büyük görünmek için.

Tur dağı, dağların en küçüğüdür, ama Hz. Musa’nın ve Tecelli-i Rahman’ın sayesinde en meşhuru ve makbulüdür.

Dostunu harcayan, postunu harcamıştır. Dostunu ucuza satan, kendisini şeytana kiralamıştır…

Seni kıskanandan, senden korkandan ve senin kahrına uğrayandan korkmak ve sakınmak lazımdır… En doğrusu, hırsını ve hıncını gizli tutmaktır…

Münafıktan ve Masondan başkan, Kurt’tan çobana benzer.

Derviş hırkası giyen riyakâr, Kâbe örtüsünü eşeğine çul yapan adam gibidir.

Paslı demiri cilalamak, boyamak değil; önce törpüleyip temizlemek gerekir. Bunun gibi, günah kirini tevbe ile temizlemeyenlerin, sarık cübbe giymesi neyi değiştirecektir?

Güneş kışın daha çok aranır ve sevilir, çünkü süreklilik bıkkınlık getirir.

Bazen arpa kadar altın, altı bin uyuşuk ahbaptan daha etkilidir. Ama bir sadık ve sağlam dava yoldaşı da bin tonluk hazineye bedeldir.

Kutlu sevgilini kendine tercih etmedikçe, aşkın sahtedir, bağlılığın gösteriştir.

Nasipsiz ve beyinsiz insanı akıllandırmaya kalkışman, sonunda seni de deli edecektir.

Nefsanî ve şeytani dürtülerine direnemeyen, hakikatte akıl baliğ değildir.

Basiretsiz insan, bakar kör gibidir. Bunlarla uğraşmaya değmeyecektir:

“(Kalbi) Ölü iken kendisini (iman ve İslam’la) dirilttiğimiz ve insanlar içinde (sapıtmadan, örnek ve rehber olarak) yürümesi için kendisine bir nur (akıl ve anlayış) verdiğimiz kimsenin durumu, (gaflet ve cehalet) karanlıklarında kalıp oradan bir çıkış (yolu) bulamayan kimsenin durumu gibi midir? İşte, kâfirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici' gösterilmiştir.” (En’am: 122)

Nuh dedi ki: ‘Ey kavmim, samimi reyinizi (vicdani kanaatinizi) söyleyin: Eğer ben, Rabbimden verilen apaçık bir delil üzerinde bulunuyorsam... Ve Rabbim bana Kendi katından (özel) bir rahmet (hikmet ve hidayet) vermiş de (bu gerçek) sizin (basireti körelmiş) gözlerinizden gizli tutulmuşsa!.. (O takdirde kime karşı çıktığınızı ve nelerden mahrum kalacağınızı bir düşünüverin.) Ve tabi siz bu (nimet ve fazileti) istemiyorsanız, biz onu size zorla mı kabul ettireceğiz?’ (Hud: 28)

Bakmak ve görmek farklı şeylerdir; ama hakikati sezmek ise daha özel bir meziyet ve hidayettir. Örneğin:

Duvarda asılı bulunan ve belirli aralıklarla çalıp bizi uyaran saati duymamak ve hatta görmemek; gaflettir.

O saatin, sadece rakamlarını, akrep ve yelkovanını görmek ve kendi kendine hareket ettiğini zannetmek; cehalettir.

O saatin perde arkasındaki onlarca dişliyi, çarkı ve mekanik yapıyı akla getirmek ve hayalen görmek de; basiret ve ferasettir.

Ama asıl, o saati kurgulayan ve kuran zatı düşünmek ve bilmek ise; marifettir.

Hadis-i Kutsi’de buyrulan;

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve bu maksatla âlemi halk ettim” hikmetinin bir anlamı da; Ey insanlar, siz Benim ilmimde saklı bir hazine idiniz. Sizi size bildirmek ve Habibim Muhammed’i (SAV) Zatıma bir ayna yapıp, Onda Kendimi görmek ve sizlere göstermek için mahlûkatı var ettim” demektir.

Kızdığımız, kıskandığımız ve kin bağladığımız kimseleri, horlamak ve hırpalamak niyetiyle; onların hata ve haksızlıklarını ayet ve hadislerle ortaya koymak ve hatalarını yüzlerine vurmak: Allah için tebliğ ve tavsiye değildir. Sadece kendi öfkemizi ve nefsi hakaretimizi, o kişilere yansıtmak için, Kur’an’ı ve Resulüllah’ı istismar etmektir.

İslam kristal bir şişe içindeki safi ve şafi ilaç gibidir. Akıllı ve insaflı doktor, o şişeden çıkardığı ilacı; hastasına ölçüyle, tatlandırılmış şekilde ve tedricen verir. Ahmak kimse ise, hastasına o ilaç şişesini olduğu gibi ve hepsini zorla yutturmak için boşuna gayret gösterir… Ve tabii hastaların çoğu bu şişeyi yutamaz; yutanların da boğazına takılıverir.

Herkesi fıtratına ve istidadına göre değerlendirmelidir:

“De ki: ‘Herkes kendi şâkilesine (fıtrat halini almış karakter ve tıynetine göre bir düşünce ve) davranış ortaya koyacak (kendi mizaç ve meşrebine göre bir iş yapacak)tır. Bu durumda, kimin haklı ve hayırlı bir yol tuttuğunu en iyi bilen Rabbiniz Teâlâ’dır.’ [Not: Bu nedenle devlet, herkesin mizacına, marifet ve meslek kazanımına uygun çalışma ve üretim yapma şartlarını oluşturmalıdır… Eğitim sistemini de, kişilerin ilgi ve yeteneklerini keşfedip geliştirecek şekilde ayarlamalıdır.]” (İsra: 84)

Tavşan besleyenin küheylan yetiştirdiğine, arpa ekenin de hurma devşirdiğine hiç rastlanmamıştır. Paslı demirden tas, ağaç kömüründen elmas yapıldığını gören de çıkmamıştır.

Senin yuların, nefsanî gururunun veya Siyonist gâvurunun elinde olduktan sonra; ha merkep olmuşsun ha deve… Ha fare olmuşsun ha fil… Ne fark eder be gafil!

Küçük heveslerle, büyük hedeflere varılamayacaktır. Amacı küçük olanların, aracının büyük olması da işe yaramayacaktır. Tuvalete beygirle, meyhaneye lüks ciple gideni kimse alkışlamayacaktır.

Davası Hakkın ve hayrın hâkimiyeti olanların, bütün sevdası ve maksadı; Allah’ın rızası ve insanlığın rahatı ve refahıdır. Nefsü hevasını ilahlaştıran ve dünyaya tapınanların, aşk şiirleri safsatadır.

Faziletli adam, “herkes su içsin ve doysun” diye; kötü tıynetli adam ise, “insanlar düşüp boğulsun” diye kuyu kazar... Ve elbette herkes niyetinin karşılığını bulur.

Kendi iktidarını, milletin ıstırabı üzerine kuranlar; sonunda öfke infilakıyla derbeder olurlar.

Büyük liderlerin, stratejik tedbir ve hedefleri, sadece kendisinde saklı bir sırdır. Çünkü Hz. Peygamber (SAV) Mekke’yi fetih niyetini ve projesini, herkesten saklamıştır.

Elinden geldiğince herkese iyilik et. Böylece iyi kimseleri minnet, kötü kimseleri mahcubiyet altına sokarsın.

Sonunda ölüm olduktan sonra, ha susuzluktan telef olmuşsun, ha suda boğulmuşsun! Akıllılık, ölüme ve sonrasına hazırlıklı olmaktır.

Doktoruna âşık olan hasta; onunla buluşmak için, sağlığına kavuşmayı değil, hastalığının devamını ister. Mevlâ’sına sadık ve âşık kişi de; O’nun takdir ettiği belayı ve O’nun yolunda sıkıntıya katlanmayı bal kaymak bilir.

Ateş böceği gece gündüz devamlı ortalıkta ve yazı yabanda bulunuyor. Ancak Güneş’in ışığından dolayı gündüzleri fark edilmiyor. Ahmaklar ise onun sadece geceleri yuvasından çıktığını sanıyor!

Yegâne kuvvet ve kudret sahibi olarak sadece Allah’ı görmemek, en büyük gaflet ve cehalettir:

“Onlar üstlerinde kanat süzerken ve açıp yumarken sıra sıra uçanlara (gökyüzündeki kuşlara ve uçaklara) bakıp görmüyorlar mı (ve hiç düşünüp ibret almıyorlar mı)? Ki onları (bütün kuşları, uçakları ve uzay araçlarını havada) Rahman’dan başkası tutmuyor (her şey O’nun koyduğu tabii kanunlarla ve insana verdiği akıl yoluyla yürüyor). Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla (ve bütün incelik ve gizlilikleriyle) görüp durandır.

(İşte bu yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan) Rahman’a karşı (ve O’na rağmen), size yardım edeceğine (inandığınız ve süper güç sandığınız) şu sizin ordunuz kimmiş? (Ey Siyonist ve emperyalist zalim güçler ve Allah’tan ziyade bunlardan çekinen ve güvenen gafiller!) Oysa gerçekte bütün kâfirler, sadece boş bir gurur ve aldanış içinde bulunmaktadırlar.” (Mülk: 19-20)

Tatlı dilden daha etkin bir silah icat edilmemiştir:

“(Elbette) İyilikle kötülük asla bir olmaz. Sen (insanları Hakka davet ederken, şahsına yapılacak) kötülükleri en güzel şekilde karşıla (ve savuşturmaya çalış). O zaman (bir de bakarsın ki) aranızda düşmanlık bulunan kimse bile, sanki sıcak ve sadık bir dost oluvermiştir.

Bu (kötülüğü iyilikle savmak olgunluğu)na ancak sabredenler yetiştirilir. Ve bu (şerefe) ancak (İslami hikmet ve siyasetten) büyük pay (sevap ve nasip) sahibi olan (ve insanları Allah'a ve adalet nizamına döndürmekten manevi haz duyan) kimseler eriştirilir.” (Fussilet: 34-35)

Dili uzun olanın, ömrü kısa olur. Dili yaralayıcı olanın, başı belalı olur. Dili tatlı olanın, kabahati tez unutulur. Dili acı olanın; kalbi sancılı, akıbeti feci olur. Dili bozulanın, dini de bozulur. Ancak haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytan olur ve imani haysiyet ve hassasiyeti kaybolur.

Yalan ve palavrayla hava atılır, ama hedefe varılmayacaktır. Yalanla; belki o anı kurtarırsın, ama bütün geleceğini karartırsın. Yılana sığınmak, yalana sığınmaktan daha kârlıdır.

Başkalarına hakaret edenin, onlardan hürmet beklemesi; insanlara nefret besleyenin, karşılığında muhabbet ve merhamet istemesi; hem boşunadır, hem de haksızlıktır.

Samimiyet ve merhametle yapılan öğüt ve uyarı; şifalı merhem yerindedir. Kötü niyet ve hakaretle yapılan nasihat ise, kuyruk altına batırılan diken gibidir. Biri yatıştırır, diğeri hırçınlaştırır.

Huysuz kişiyi kışkırtmak, kuduz köpeğe karışmaktan beterdir. Unutmayın, huzursuzluk uğursuzluk getirir.

Hiddetin ve şiddetin sonu nedamettir:

Aşırı hiddet muhabbeti, aşırı merhamet mehabeti (saygınlığı) giderir.

Cahillerin takdirinden ise, âlimlerin tekdirini ve tenkidini tercih etmelidir.

Şeytanlar ve şarlatanlar ihlâsa ermiş samimi ve sabır ehli kimselerle; başkanlar ve yönetici konumunda olanlar ise, ahlâken iflas etmiş kişilerle başa çıkamazlar.

Bir değersiz taş, mücevherden bir vazoyu kırabilir. Ama bu onu kıymetli hale getirmeyecektir.

Kuvvetsiz fikir, zekâvetli fakire benzer; fikirsiz kuvvet ise, cahil ve beyinsiz vezire benzemektedir.

Ahmak ve alçak insanlara hürmet ve rağbet etmek, onların azgınlık ve sapkınlıklarını körüklemek demektir.

Nasıl ki eşek arısı bal vermezse, döşek hırsı (tembellik) de mal getirmez. Bunun gibi Hak davadan döneklerden hayır, ödlek tiplerden kayır beklenmez.

Kendi kusurunu görmeyen ve haddini bilmeyip haksızlığa yönelen, aile huzurunu kaybedecektir:

“O (Allah) ki, sizi tek bir nefisten (Hz. Adem’den ve aynı cinsten) yaratıvermiş ve kendisiyle durulup-yatışması (sükûnet ve huzur bulması) için ondan da (bedeni ve ruhi yoldaşı olsun diye) eşini var etmiştir. (Yani erkek ve kadın eşitlikten de öte, bir tek bedenin iki bütünleyici parçaları gibidir.) Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, (birleşince) o da hafif bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim (Havva’nın gebeliği) ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a: ‘Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız’ diye dua edip yakarıvermişlerdi.” (A’raf: 189)

“Ve onlar: ‘Rabbimiz, eşlerimizden ve soyumuzdan bize, gözümüzün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ (ki; şuurlu, onurlu ve huzurlu yaşanacak bir düzene ve döneme rehberlik yapalım) diyenlerdir. (Ve bu yönde çaba gösterenlerdir.)

İşte bunlar (var ya; ibadet, istikamet ve dini hizmet üzerinde) sabretmelerine karşılık, (cennetin en gözde konaklarındaki) odalarla ödüllendirilecek ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanıp (sevindirilecek ve şereflendirileceklerdir).” (Furkan: 74-75)

Kendi nefsini gören, Rabbini görmez; derdini bilen ise dermansız ölmez. Sadece kendisini düşünen, ailesini ve çevresini küçümseyen kimseler, asla mutluluğun tadına eremez.

Kibirli insan kirli vicdan sahibidir. Mütevazı günahkâr, gururlu abidden daha nasiplidir.

Hz. Süleyman rolüyle, onun yerine konulan İfrit Süleyman bir olmaz. Her tacu taht sahibi de, Sultan sayılmaz.

            

ŞİİR

“Bütün putların anası, nefistir

Münafık; nefs zindanında hapistir

Her süslüye, hoş sözlüye aldanma

Dışı güzel ama, içi habistir!”

        

“Riyakâr Müslümanla, sahte para basan insan aynıdır. Herkes onlara imrenir ama, o pazardan bir ekmek bile satın alamaz.”

        

ŞİİR

“Seni de Allah besler, eşini de

Ondan bil, geleceği de, peşini de

Çünkü bebeğinin dişini veren

Aşını da verecek, işini de…”

        

“Kendini yenemeyen, rakibini yenemez… Nefsini aşabilen engellerin hepsini aşabilir. Siyaset (idare etme sanatı) bilmeyen, riyaset (Başkanlık) yürütemez.”

        

ŞİİR

“Her hanım bir gonca güldür, onu tatlı söz güldürür

Her erkek aşık bülbüldür, onu da kem göz öldürür

Böcekte de, çiçekte de; tecelli eden Allah’tır

Bu vahdete eren insan, tüm masivadan özgürdür.”

        

ŞİİR

“Kalbin hayra, ayak şerre giderse

Adın Ahmet, tadın zahmet olmasın

İman, akıl, vicdan; el ele verse

Bu âlemde, niye rahmet olmasın.”

        

İslam tüm bâtıl dinlere ve düzenlere üstün ve galip gelecektir. Allah’ın zafer va’adi kesindir ve pek yakında gerçekleşecektir!

“Bütün dinlerden (ve düzenlerden) üstün (ve hâkim) kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve Hakk Din ile gönderen O’dur. (Bu hükmünü gerçekleştirmek ve kullarının Hakk’tan mı bâtıldan mı taraf olduğunu imtihan edip seçmek üzere) Şahit (gözetleyici ve değerlendirici) olarak Allah (C.C) yeterlidir.” (Fetih: 28)

“(Münkirler ve münafıklar zafer gecikti diye, mü’minlerle alay ederek ve hayal peşinde gittiklerini söyleyerek: Eğer bu inanç ve iddianızda) ‘Doğru iseniz bu (söylediğiniz ve beklediğiniz) fetih (zafer ve adalet dönemi) hani, ne zaman?’ deyip durmaktadırlar!

(Onlara) De ki: ‘(İlahi adaletin gerektirdiği ve haber verdiği bu devrim ve değişim mutlaka ve pek yakında gerçekleşmiş olacak; ne var ki) O fetih ve zafer günü, (daha önce zalimlerden taraf olup) Hakkı inkâr edenlere, (bu mutlu gelişmeleri görmeleri ve çaresiz) iman etmeleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlar (kıymete alınmayacak ve kendilerine) göz açtırılmayacaktır.’

(Allah'ın va’adine ve fetih müjdesine inanmayanları bırak!) Artık Sen onlardan yüz çevir ve bekleyip gözle. Zaten onlar da (kuşku ve tedirginlik içinde) gözleyip beklemeye koyulmuşlardır. (Bir müddet daha şeytanlıkları ve şımarıklıkları ile baş başa bırak ki, oyalanıp avunsunlar; zira yakında tarihi bir inkılâpla küfür ve zulüm saltanatları yıkılacaktır!)” (Secde: 28, 29, 30)

“(Ey Nebim!) Senden; saatin (kıyametin) ne zaman gelip çatacağını (gerçekleşeceği anı) sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. (Allah kıyameti tam vaktinde tecelli ve tezahür ettirecektir.) O, göklerde ve yerde ağırlaştı (yani kıyamet hadisesi ve öncesindeki İslami hâkimiyet müjdesi çok yaklaştı): O (kıyamet) size, ancak ansızın (hiç hesap edilmeyen ve beklenmeyen bir zamanda ve ortamda) gelecek (ve dünyanızı başınıza yıkacaktır.)’ Sanki Sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi Sana sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler (ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar.)’” (A’raf: 187)

Makale Paylaşım Sayısı: 26

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR