ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2408
mod_vvisit_counterDün4283
mod_vvisit_counterBu Hafta9997
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay15789
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18113890

IP'niz: 3.235.227.117
Bugün: 04 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12689473

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

FETULLAH MI, FİTNETULLAH MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfMükemmel 

 

Ilımlı İslam'ın tarihçesi ve Sultan Fatih'in zehirlenmesi

Fatih Sultan Mehmed'in, Yahudi dönmesi saray doktoru tarafından zehirlenip öldürülmesine sebep olan kişi, Aşık Paşazade diye bilinen kimsedir. Padişahla çok özel bir münasebet ve samimiyet kuran ve Sultan Fatih'in en mahrem sırtarını bile kendisine açacak kadar Onun güvenini kazanan bu insan, büyük bir ihtimalle Tevarihi Ali Osman (Osmanoğulları Tarihi)ni de yazan Derviş Ahmet Aşiki'dir.(1400-1490?)

 

Bu kişi; Moğol istilası sırasında İran Horasanından kaçarak Amasya civarına gelip yerleşen ve saf Alevi düşüncesini ve Şia (Ehli Beyt'e taraftarlık) gayretini istismar edip yozlaştırarak ve İran'daki Yahudi menşeli İsmailiye mezhebini karıştırarak oluşturduğu Sünnilik karşıtı Vefaiye Tarikatıyla Türkmen aşiretleri etrafında toplayıp Selçuklu Hükümdarı II. Gıyasettin Keyhüsrev'e isyan eden Baba İlyas'ın torunu, Kırşehir'deki Aşık Paşa Soyundan gelmektedir.[1]

Siyonist Yahudi Mohiz Kohen Tekin Alp'in izinden giderek İslamsız bir Türk ırkçılığı güden Sabataist Nihal Atsız'ın bu kişiyi özellikle sahiplenmesi ve kitabını yeni harflere çevirmesi de bunun bir Yahudi dönmesi olduğu kanaatini güçlendirmektedir.[2]

Bilindiği gibi Nihal Atsız, ilk eğitimini özellikle dönmelerin ve seçkinlerin gittiği Kadıköy'deki Fransız ve Alman okullarında başlamış, "İnsanların Adem'le Havva'dan yaratılmadıklarını, Kur'an'daki kıssaların eski Sümer masallarından çalındığını, İran'ı, Mısır'ı ve Anadolu'yu fetheden Müslümanların, Moğol barbarlarından daha büyük tahribatlar yaptıklarını, İslam'ın ve Allah inancının, sadece Türklüğe katkı sağlayan birer araç olarak kıymet kazandığını" söyleyecek kadar sapık ve kasıtlı bir sabataisttir.[3]

İşte asıl mahiyetini ve sinsi marifetini anlatmaya çalıştığımız ve padişahın sırdaşı olacak kadar Ona yaklaştığını hatırlattığımız bu Aşık Paşazade, Sultan fatih'in etrafa İran üzerine (Doğuya) sefer düzenleyecek diye duyurduğu ve Gebze yakınlarındaki Hünkar çayırında otağını kurduğu büyük hazırlığın, aslında İtalya (Roma) için yapıldığını öğrenince, bu durumu bir mektupla Papalığa iletmiş ve Sultan Fatihin zehirletilerek öldürülmesine sebebiyet vermiştir. Zaten, o sırada, Venedik'i barışa mecbur eden fatih; Mesih Paşa'yı Rodos'un, Gedik Ahmet Paşa'yı İtalya'nın fethine görevlendirmiş ve Kafelanya Zanta, Ayamovra adaları ele geçirilmiş ve Napoli krallığına ait Otranto'ya girilmişti. İşte bu gelişmeler üzerine ve sırdaşı Aşık Paşa'nın hıyaneti yüzünden, Vatikan'ın talimatıyla doktoru Yahudi dönmesi Yakup tarafından yemeğine arsenik katılarak zehirlenen fatih'in bu büyük projesi gerçekleşememiş ve Papalığın emriyle bütün kiliselerde üç gün bayram ilan edilmiştir.[4]

Müslüman Türkler arasında ve Anadolu'da İslam'ı yozlaştırıp laytlaştırma ve kolaylaştırıp ılımlaştırma hareketlerinin; Selçuklu'ya isyan eden ve bu Aşık Paşazadenin büyük dedesi olduğu bilinen Baba İlyas tarafından başlatıldığını söylemek yerindedir. Bunların şeytani niyet ve gayretiyle, Mohis Kohen ve Nihal Atsız'ların girişimi ve gerekçesi aynıdır: İslam'ı Türkleştirmek, Türkleri İslam'ın esaretinden ve Arap etkisinden temizlemek, İslamiyet'i Türk ırkçılığının bir yedek lastiği ve aksesuar malzemesi haline getirmek!...

Böylece Milli ve manevi temellerinden koparılan Türkleri, emperyalist ve Siyonist odakların hizmetinde, demokrat kölelere çevirmektir!...

Bu gün Fetullahçıların üstlendiği, AKP iktidarının ve Diyanet İşleri Başkanlığının sahiplendiği "Ilımlı İslam ve Dinlerarası Diyalog" safsataları da, maalesef aynı amaçları gütmektedir, yine Siyonist Yahudi ve Haçlı emperyalist tertibidir ve aynı argümanlarla yoluna devam etmektedir.

"Ilımlı İslam" İslam'ın "Gen"leriyle oynamaktır.

ABD'nin nükleer silahlardan daha tehlikeli silahının tanımlama ve projelendirme gücü olduğunun en bariz örneği "Ilımlı İslâm" projesidir. Şüphesiz yapılan ABD'nin mevcut hegamonyayı korumak adına Müslümanlarla ilgili hazırladığı ilk proje değildi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB'ye karşı "Yeşil Kuşak" projesini geliştiren, 1980'lerde El Kaide'yi tasarlayan ABD'nin sabıka dosyalarına şöyle bir göz atmak bile onun Müslümanları sömürebilmek ve kontrol altında tutabilmek için her türlü silahı ve fitneyi kullanmaktan çekinmediğini ortaya koymaya yeter.

Yakın tarihe bakılınca görülen o ki Birinci Dünya Savaşı hâlâ bitmedi. Çünkü bütün bu projelerin çerçevesi incelendiğinde olan bitenin merkez noktasında, Birinci Dünya Savaşı'nın en büyük hedeflerinden biri olan Osmanlı Devletinin mirasının paylaşılması meselesi geçen onca zamana, yapılan savaşlara, milyar çeşit fitneye rağmen tamamlanmamış olmasından anlamak mümkün.

En büyük fitne ise ‘tanımlardan' patlatılıyor. Kavramlar bizi kuşatırken tanımlar da hareket alanımızı eni konu daraltmayı denerdi. Birdenbire gündeme düşen "terörle mücadele", "ılımlı İslâm" gibi kavram bombalarının harap ettiği zihinlerimiz bir süre sonra, yabancı işgaline teslim olmak için bahane aramaya başlıyor.

İslâm'a saldıran "aydınlardan" oluşan bir "Seküler İslâm Birliği" boş durmuyor. Bu insanlar İslâm'a atılan terör iftirasını fırsat bilerek Kur' an'ı tahrif etmeye yelteniyor. Mesela hazırladıkları mealde İslâm, din Müslüman kelimelerine hiç mi hiç yer verilmemiş. ABD'nin Florida eyaletinde toplanan bu birlik, İsrail'in yaptığı terörü görmezden gelen, Danimarka'da yayınlanan karikatürleri değil onları protesto eden İslâm alemini kınayan insanlardan oluşuyor. Bu insanların nazarında "ABD'nin özlediği ve kan dökme pahasına gerçekleştirdiği proje" değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir kabul olarak demoklesin kılıcı misali kafamızda sallanıyor ve üreterek empoze ettiği kavramlarla düşünmeye başladığımız için, yani bizi hem içimizden hem de dışımızdan kuşattığı için bize de boyun eğmekten başka seçenek kalmadığı kanaatinin hakim olmasını sağlıyor.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu'nun: "İslâm'ın Genleriyle Oynamak İstiyorlar" sözleri, şeytanları deşifre ediyor!

"ABD, İngiltere ve İsrail üçlüsünün İslâm dünyası üstündeki emelleri çok açıktır. Hatta ABD'nin silahlı askeri işgal ve talan ile ekonomik kaynakları kalıcı bir biçimde sömürme planları ile yetinmeyerek bizzat İslâm'ın genleriyle oynamak istediği ve kendi çıkarlarına direnmeyen ve küfre karşı cihad etmeyen bir İslâm oluşturmak istediğini gizlememektedir. Önümüzdeki dönemde dikkatlerimizi bu dış düşman kadar, onların bu projelerine, bilerek veya bilmeyerek (her ikisi de suçtur) hizmet eden ya da edecek olan bazı Müslüman kimlikli kişi ve kuruluşlar üzerinde ve tabii her şeyden önce İslâm ülkelerinin yönetimleri üzerinde odaklaştırmalı, gelişmeleri takip etmeli ve bunlara karşı sivil alternatif çalışmalara yönelmeliyiz. (Bütün bunların ortak adının ‘Cihad' olduğunu da hiçbir zaman unutmamalı, bu kelimeyi lügatlerimizden çıkarmak, hafızalarımızdan silmek isteyenlere asla göz açtırmamalıyız.)" 

Bu arada, Sultan Fatih'in yakın çevresine ve özel sohbetine Aşık Paşa gibilerini yerleştiren şeytani merkezler, acaba bu gün insanlığı Siyonist ve emperyalist kuşatmadan kurtaracak, Türkiye merkezli yeni ve adil bir Dünya Düzeni amaçlayan ve adım adım bu hedefine yaklaşan Milli Görüş hareketini ve Onun Aziz Liderinin çevresini boş bırakacaklarını; Müslüman ve mücahit kılıklı gizli dönme hainlerle kuşatmayacaklarını söylemek doğru bir düşünce midir?

Bu sebeple asıl hazin olan ABD'nin bütün bu projeleri yapması değil. Sonuçta ABD, ABD'liğini yapıyor. Yani Pax Americana'ya ulaşmasını sağlayacak yolu inşa ederken karşısına çıkan engelleri yıkıyor. Ancak ABD'ye bu hedefine ulaşması için "malzeme" getirenlerin "Ilımlı İslâm" projesine taşeron olmaya davranan Fetullah Gülenleri, AKP'lileri ve Diyanetçileri görmek ister istemez insanın içini burkuyor."[5]

Kürşat Yılmaz'ın, devlete çöreklenmiş ve artık bir kanser uru gibi ameliyat zamanı gelmiş Fetullahçı şebekeyi ifşaatı

Halen, Tekirdağ 1. nolu F tipi ceza evinde bulunan eski ülkücü militanlardan ve mafya babalarından Yakup Kürşat Yılmaz'ın

•a)    Kendi el yazısıyla yazdığı

•b)    Ve yine kendi eliyle bizzat imzaladığı

•c)    Tam 16 sayfa tutarındaki

•d)    Kendi avukatına, kamuoyuna açıklansın diye faksladığı

•e)    Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulundan, Genel Kurmay Başkanlığına kadar pek çok yetkili makama ulaştırıldığı

•f)     İnternette açık istihbarat sitesinin noktası virgülüne aynen yayınladığı aşağıdaki, konuları ifşa eden; insaflı, izanlı ve vicdanlı itiraflarını dikkatle ve ibretle okuyun.

1- Fetullahçıların Emekli GKB. Hilmi, Özkök'ü niye ve nasıl Cumhurbaşkanı yapmaya çalıştıklarını Nokta Dergisinde yayınlanan "Emekli Generallerin günlükleriyle, Hilmi Özkök'ün "Derbecilere direnen demokrat kahraman" görüntüsüyle kamuoyuna niçin taşındığını?

2- CIA güdümlü Fetullah Gülen şebekesinin, Emniyet, Yargı, Ordu ve Bürokraside nasıl kadrolaştıklarını ve Hanefi Avcı'yla yakınlaştıklarını?

3- Fetullahçı Emekli Albayların, yine Fetullah güleni aklayan 1. nolu DGM başkanı Orhan Karadeniz'le dostluklarını?!

4- Sicili bozuk eski ülkücü mafya babalarını Emniyet ve Yargı şantajıyla hangi kirli işlerde nasıl kullandıklarını?

5- AKP içişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun ve Bucak Aşireti mensuplarının Fetullaçılık şebekesine katkılarını?

6- DYP'li eski Bakan ve ülkücü Meral Akşener ve ağabeyi eski MHP İzmit İl Başkanı Nihat Gürel'in, Abdulkadir Aksu'yla süren irtibatlarını?

7- Antalya Manavgatlı İsmail Hoca diye tanınan Fetullahçının Paşalar, Bürokratlar, Yargıçlar, Parti Başkanları ve Bakanlar katındaki ağırlığını ve saygınlığını

8- Bu Fetullahçı İsmail Hoca'nın gerektiğinde özel uçakla Kuzey Irak'a giderek (Amerikalı ve İsrailli yetkililer ve Kürt liderlerle) ziyaretler yaptığını!

9- Bu şebekenin: İstedikleri Orgenerali Genel Kurmay Başkanı yapacak veya engel olacak kadar kendilerini güçlü sandıklarını ve şımardıklarını! Neden Yaşar Büyükanıt'a karşı Hilmi Özkök'e yakın durduklarını?

10- Bazı Paşaların, Kuvvet Komutanlarının ve yüksek bürokrat ve yargıçların gizli telefon konuşmalarını kaydedip, Hilmi Özkök'e ulaştırdıklarını!

11- Partilere, gazetecilere, hükümetlere ve özellikle Fetullah Gülen aleyhinde hareket edenlere hangi yollarla ve ne tür şantajlar dayattıklarını!

12- Fetullahçı gazete ve televizyonları, bankaları ve finans kurumlarını, kendilerine bağlı şirket ve işadamlarını bu maksatlar için nasıl kullandıklarını?

13- (Büyük Birlik Partili muhbirler gibi) Ülkü Ocaklarında ve MHP saflarında ve önemli noktalarda hala resmen görevli bazı şahıslarla, Fetullahçı Şebekenin nasıl ilişki ve işbirliği kurduklarını?

14- Fetullah Gülenin ve şebekesinin tehlikelerine dikkat eden ve bunlara zarar veren kimselerin hangi şeytani komplolarla ve nasıl cezalandırıldıklarını ve bunu da çevrelerine "Hoca Efendi hazretlerine dil uzatanları, ilahi bir belaya çarpıldıkları" şeklinde psikolojik bir baskı ve reklam aracı olarak sürekli anlattıklarını ve saf insanları etki altına aldıklarını?

•15-  CIA ve MOSSAD'ın, Fetullah örgütlenmesi üzerinden Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Hükümetini nasıl kuşatıp kıskaca aldıklarını ve Siyonist hedefleri için yararlandıklarını?

•16-  Amerika'da sığıntı olarak yaşayan Fetullah Gülen'in bütün bunlardan elbette haberi bile olmadığını, olamayacağını, bu işlere aklının yatmayacağını ve onun çapını çok aştığı; ancak bilerek Amerika'ya ve Yahudi odaklara kiraladığı sahte karizmanın ve onun adına oluşturulan hıyanet mekanizmasının nasıl kullanıldığını?

•17-  Din baronlarıyla rantiye patronlarının; cemaat başlarıyla Cumhurbaşkanı adaylarının; bakanlarla mafya babalarını; bazı üst düzey emekli subaylarla sabataist masonların; şöhret, etiket ve servet aşkına nasıl kol kola girip ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine hizmet sunduklarını?

•18-  "Hizbullah'a büyük darbe" diye sunulan, suni bir gündemle kamuoyu avutulan Konya merkezli Emniyet operasyonlarının, dikkatleri başka tarafa çekip, Fetullah-CIA bağlantılı hangi gelişmeleri perdelemek için yaptırıldığını!



19- Türkiye'de "laik ve demokratik" kılıflı bu gizli Siyonist sömürü sisteminin nasıl tıkandığını, Atatürk'ten sonra Milli Bağımsızlık rayından adım adım mandacılığa kaydırılan Cumhuriyetin nasıl can çekişme noktasına taşındığını!

Birinci ağızdan, belgeleriyle ve şahitleriyle okuyun ve sonra oturup ne hale geldiğimizi ve hangi badirelere sürüklendiğimizi anlamaya çalışın!

Bu denli ayrıntılı, canlı kanıtlı ve tutarlı bir yalan uydurulamaz. En adi bir insan bile kendi dostlarını ve akrabalarını da işin içine katarak, böyle bir iftira senaryosu hazırlayamaz.

Ama her şeye rağmen "Bu da bir komplo teorisidir" diyenler çıkarsa bu ifşaat ve iftiralarda ismi geçen kahramanların inandırıcı ve detaylı açıklamalar yapmaları kendilerini aklamaları beklenir.

Ve ey yetkili ve etkili kesimler,

Ve Ey Milli duyguları ve İslami duyarlılıkları hala körlenmeyenler,

Yarın çok geç olabilir!

Kozadan Kelebeğe:3, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yy. Aralık 2002.

"Küresel Barışa doğru" s. 131'deki:

"Herkes kelime-i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah'ın Resulüdür' kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere bile rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır"[1]

"Küresel Barışa Doğru", s. 45'deki:

"Yahudi ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler, ya Hazreti Muhammed (sav) döneminde yaşayan; yada kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır."




Sözleriyle

  • a) Yahudi ve Hıristiyanlarla yakınlaşmak ve diyalog kurmak aşkına, Hz. Peygamberimize ve O'na gelen Kur'anı kerime iman ifadesi olan "Muhammedün Resulüllah" kısmını inkar edenlere merhamet ve muhabbet etmeyi önerecek kadar, Yüce Dinimizi temelinden tahribe yönelen
  • b) Kur'anda Yahudi ve Hıristiyanların gizli niyetlerini ve kirli mahiyetlerini açıklayan ayetlerin, binlerce sene önceki Yahudi ve Hıristiyanları anlattığını, iddia ederek, bu günkü Haçlı emperyalist Hıristiyanları, ABD ve AB'nin barbarlıklarını ve yine Siyonist İsrail'in vahşet ve fesatlıklarını mazur ve meşru göstermeye gayret eden Fettullah Gülen denen adam ve din istismarcısı CIA bağlantılı kadrolarından, bunlardan daha beterleri beklenir.

Fetullah'ın Fettanlığı

09.04.2007 tarihinde yayınlanan "Kaos, kadrolaşma, ordu ve okullar" başlıklı röportajında tam bir ustalık ve utanmazlıkla: sinsi pisliğini ve kirli kişiliğini, karşıtlarının üzerine yıkan ve dolaylı da olsa kendi ruh röntgenini ortaya koyan Fetullah Gülen şöyle diyordu:

"Ayrıca, eskiden tehlike daha çok dışarıdan geliyordu; Birinci Cihan Harbi'nde, Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi düşman belliydi ve düşmanlık da açıktan açığa cereyan ediyordu. Mesela, İstanbul'u işgal ettikten sonra Şam'da Selahaddin'in mezarının tekmelendiği haberini de alan İngiliz General "Ey Selahaddin, Haçlı Seferleri daha yeni bitti!" demek suretiyle şecaat arz ederken sirkatini söylüyor; Osmanlı'nın mağlubiyetini İslam'ın sonu, haçın zaferi olarak ilan ediyordu. Dolayısıyla, o günlerde bu millete kastedenler belliydi, âşikardı. Fakat, bir dönemden sonra saldırılar içeriden gelmeye başladı. Nur Müellifi'nin yaklaşımıyla, "eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder." Evet, artık, "Türk Milleti" diyen, "vatan, ülke, ülkü, bayrak" sözlerini dilinden hiç düşürmeyen ve hatta "din, iman, Kur'an" fedaisiymiş gibi arz-ı endâm eden bir sürü eli kanlı insan bozması var meydanlarda. Bunlar "milli ruh" diye diye milletin önüne kuyular kazıyorlar, "ruh kökü"nden bahsederken milletin kökünü kesiyorlar ve toplumu ruhsuzlaştırarak, kalpsizleştirerek kimseye sezdirmeden en sinsi planlarını uygulayabiliyorlar."

AKP iktidarını hayırlı ve başarılı göstermek ve bu dönemdeki bütün tahribatları gizlemek ve Siyonist sömürü hakimiyetine hizmet etmek için de şunları söylüyordu:

"Fakat, Türkiye'de ne zaman işler iyiye doğru gitmişse hemen bir provokasyonlar silsilesinin sahneye sürüldüğü de açıktır. Hiç unutmuyorum, daha altmışlı-yetmişli yıllarda dinlediğim bir ekonomi profesörü bu hususa dikkat çekiyor ve "Türkiye ne zaman az belini doğrultur, bir kısım engebeleri aşar ve bazı konularda da olsa dünya ile rekabet edecek hale gelirse, dış mihraklar hemen harekete geçirilir, içerideki bir kısım odaklar tahrik edilir; anında ülkede bir terör atmosferi oluşturulur ve her şey elden gidiyormuş gibi bir hava estirilir." diyordu."

"Bazıları yine kıyamet senaryoları yazıyor ve o çok korkunç oyunlarını sahneye sürüyorlar. Bazıları Mehdi'nin, İsa-Mesih'in gelişini dünya dengelerinin tamamen bozulmasına bağlıyor ve dünyayı kurtaracak kişi veya düzenin gelmesi için yeterince kan akmasının lüzumuna inanıyorlar. Böyleleri, karanlıktan medet umuyor, düzenin kaostan çıkacağını sanıyor ve dolayısıyla da yeryüzünün hercü mercle, fitne ve fesatla dolması gerektiğini düşünüyorlar. Aslında bu, bir hezeyandır, bir cinnettir. Bu saçmalıklara inanan kimseler ya hırs, kin ve nefret duygularıyla gözlerini kör etmişler, görmüyorlar.. ya da bunlardan her biri acilen tedavi görmesi gereken bir akıl hastası. Heyhat ki, bu akıl hastaları bugün dünyanın pek çok yerini kan gölüne çevirdikleri gibi bizim ülkemizi de kanlı bir arena haline getirmek için her yolu deniyorlar."

Demokrasi bahanesiyle devletimizin dejenerasyonuna Diyalog dalaveresiyle Yüce Dinimizin tahribatına ve küreselleşme diye halkımızı Siyonist Deccal Düzenine köle yapılmasına karşı çıkan onurlu ve şuurlu oluşum ve kurumları bakınız nasıl karalıyordu:

"Demokrasi kültüründen bîhaber bazı hazımsız ruhlar, kendileri gibi düşünmeyen insanların demokratik hak ve hürriyetlerden istifade etmelerini çekemiyorlar. Hele bir de bunlar, dine mesafeli duran kimselerse, halkın dinî vazifelerini yerine getirmesine, kendi duygu ve düşüncelerini seslendirmesine, insanların kendilerini ifade etmelerine asla tahammül gösteremiyorlar. Dolayısıyla, içlerindeki bu hazımsızlık sebebiyle sürekli müdahale duygularıyla dolup boşalıyorlar, müdahale düşünceleriyle oturup kalkıyorlar. Şayet umumi hava istedikleri gibi bir müdahaleye müsait değilse, hemen bir sürü kavga sebebi icat ediyor, ne yapıp edip kötü emelleri için zemin hazırlıyorlar. Kargaşaların, kavgaların ve anarşinin gölgesinde yeni bir fevkalâde hale zemin hazırlıyor ve o fevkalâdeliği kullanarak gönüllerine göre bir düzen tesis etme hayalleri peşinde koşuyorlar."

İslamiyeti emperyalizmin Müslümanları uyuşturma aracı haline getirip, dinimizin temelini dinamitleme girişimlerine direnen kesimlere "din düşmanı" diye saldırıyordu:

28 Şubat öncesi televizyona çıkıp, Erbakan Hocayı kastederek:

"Şimdi Türkiye'yi idare edenler, ekonomi ve anarşi konusunda ve dış politikada başarılı olsalar da, muhalefetle iyi geçinmeyi becerememişlerdir.

Dini şov malzemesine çevirip istismar etmişler ve ülkeyi gerilime sürüklemişlerdir.

Türkiye'de Kahtı Rical (yetişmiş ve yetenekli yönetici) kıtlığı çekilmektedir.

Bu hükümet derhal bırakıp gitmelidir.

Cumhuriyet ve laiklik şimdiye kadar  hiçbir dönemde bu denli tehlikeye girmediği için, onu korumakla görevli kesimler, haklı olarak sesini yükseltmektedir!..

-Şeriat Kur'an'da sadece bir yerde geçmektedir (?!)

-Şeriatın % 95'ni oluşturan iman, ibadet ve şahsi muamelat kısımlarını bugün Türkiye'de tatbikini engelleyen bir durum yoktur. Geri kalan %4-5 kadarı da hukuk kısmıdır ki bu sadece idarecileri ilgilendirir. Fertle alakalı değildir.

-Sadece Erbakan'ın Başbakanlığı döneminde tek bir İmam Hatip açılmamıştır. Bu bir nasip meselesidir. Diğer bütün başbakanların döneminde açılmıştır.

Şu anda İmam Hatip'lerde ihtiyacın çok üzerinde bir yığılma görülmektedir. Bu ihtiyaç fazlası farklı merkezlere yönelerek rejim için tehlike arz edebilir. Rejimi korumakla görevli kurumların haklı hassasiyeti de bu yüzdendir.

"Dine ve dindarlara karşı cibilli olarak tavır alan bazı kimseler, bizi de dini kimliğimizden ve belki dine faydalı olduğumuzu düşündüklerinden dolayı vurmak istiyorlar. Millet adına hayırlı faaliyetlerde bulunacak insanları gericilikle suçlayıp sindiriyor ve onların önlerini kesiyorlar. Aslında bunların çoğu, "radikal müslüman" derken de, "aşırı dinci" diyerek sadece bir kesimden söz edermiş gibi yaparken de bizzat İslam'ı hedef alıyorlar, ama İslam'a açıktan açığa saldırmak ve müslümanlığa karşı düşmanlıklarını izhar etmek istemediklerinden "şucular, bucular" demekle yetiniyorlar. İçlerindeki kin, nefret, hazımsızlık ve kıskançlık hislerini bastırmayı bazı kimseleri bitirmeye bağlıyor ve bu emellerini gerçekleştirmek için de daha güçlü bir dayanağa yaslanmaya çalışıyorlar. Daha doğrusu, bizi başa çıkamayacağımızı düşündükleri ve vurdukları zaman bir daha belimizi doğrultamayacağımıza inandıkları bir güçle karşı karşıya getirmek istiyorlar. Yalan ve iftiralarla dolu haberler neşrediyor, hakkımızda irticâ yaygaraları koparıyor ve hemen her zaman bunu büyük ölçüde kötüleme, sindirme, yok etme malzemesi olarak kullanıyorlar. Evet, bütün bunları yaparken toplumda paranoyalar oluşturmak suretiyle, "aman bunlar tehlikelidir" havasını estirerek devletin bazı kurumlarını karşımızdaymış gibi göstermeye ve bazı devlet memurlarını da üzerimize salmaya çalışıyorlar."

-Kesintisiz 8 yıllık eğitim zannedildiği gibi bir tehlike değildir. İsteyen ortaokuldan sonra da İmam-Hatip'e gidebilir. Bu girişim şer gibi görünse de ileride belki de hayırlara vesiledir.

-Millî Güvenlik Kurulu bir anayasal kurumdur ve kendi İçtihatları gereği ülke ve rejim için tehdit ve tehlike gördükleri hususlarda tedbir ve teklif getirmeleri elbette sorumlulukları gereğidir ve bu içtihatları yanlış bile olsa kendilerine sevap getirir. Bu konuda daha çok söylenecek söz vardır. Ama toplumun bazı kesimleri bunları hazmetmeye henüz hazır değildir."

Diyecek kadar:

  • Milli ve yerli siyasete savaş açan
  • Siyonist güdümlü masonik siyasete zağarlık yapan
  • İmam Hatip düşmanlığını, 8 yıllık eğitim tahribatını pervasızca savunan
  • Tarihi D-8'leri kuran, ekonomik ve sosyal dengeleri rayına oturtan ve İsrail'i korkutmaya başlayan Erbakan Hükümetine karşı tezgahlanan dış güdümlü 28 Şubat darbesini ve destekçilerini haklı görecek kadar şımaran ve şaşkınlaşan Fetullah Gülen, şimdi Emekli Oramiral İlhami Erdil'in yolsuzluk iddiasıyla yargılanması karşısında içinin yandığını söyleyerek sahtekarlık sergiliyor.
"Bu açıdan düşününce, -bir röportajda- Erdil Paşa'yı eşi ve kızıyla birlikte sanık sandalyesinde iki büklüm görünce çok üzüldüğümü söylemiş ve ortaya konan üslubu tenkit etmiştim. Hukukun gereği de ihmal edilmeden daha yumuşak bir yol, daha az rencide edici bir üslup bulunabileceğini düşünmüştüm. O mahkeme haber yapılırken su-i zanların nerelere kadar gidip dayanabileceğinin de medya organları tarafından hesaba katılmasını dilemiştim. Evet, hak ve adaletin yerini bulması çok önemlidir ve adalet karşısında herkes eşittir. Ancak bu arada, yargı önüne çıkarılanların insanî durumları da söz konusudur. Kanaatimce, birbirine karıştırılmadan bu iki hususun icapları da yerine getirilmelidir.

Rivayet edilen şu hadise bu hakikati destekler mahiyettedir: Bir gün Hazreti Ömer Efendimiz, valilerini Mescid-i Haram'da toplar, herkesin huzurunda onları hesaba çeker ve halkın şikayetlerini dinler. Halktan biri, bir valinin kendisine haksız yere yüz kırbaç vurduğunu söyler. Hazreti Ömer (radıyallahu anh) meseleyi araştırır; valiye kısas uygulanmasına ve vurduğu kırbaç sayısınca ona da vurulmasına karar verir. Bunun üzerine Amr bin Âs hazretleri, "Eğer böyle yapmaya kalkarsan, şikâyetlerin ardı arkası kesilmez. Arkadan gelenler de senin yaptığını aynıyla uygularlar; böylece idarecilik müessesesinin itibarı gider ve milletin kendi başındaki insanlara güveni kalmaz." deyince Hazreti Ömer, Amr b. Âs'ın haklılığına inanır ve meseleyi daha arızasız bir şekilde çözer.

Yine, bir savaş sonrası, alınan esirler arasında cömertliğiyle meşhur Hâtem'in kızı da vardır. Peygamber Efendimiz ona çok şefkatli davranmış ve babası hürmetine Tâî kabilesinin bütün cezalarını affettiğini söylemiştir. Sonra da, Ashab-ı Kiram efendilerimize dönüp, "Zillete düşmüş olsa da, bir kavmin azizine ikramda bulunun, hürmetkar davranın." buyurmuştur."

Bazı devlet birimlerine sızmak iddialarını ise şöyle ikrar ve itiraf ediyordu:

"Biz de bu devletin adamlarıyız. Ben öz be öz Anadolu insanıyım; kana, damara, kafatasına bağlı bir ırkçılığı asla tasvip etmedim; Turancı da değilim. Fakat, milletimi aşk derecesinde seviyorum. Bir insanın, kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmeleri için teşvik etmesine sızma denmez. Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar, hatta belli yerlere kadar da geldiler. Belki şimdiki endişelerinin altında da o sızıntılarının fark edilmiş olabileceği endişesi var."

"Evet, bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de. Unutulmamalıdır ki, kadrolaşma, sızma, çoğalma türünden iddiaları atanlar ve bunlarla vazifeperver insanları sindirmeye çalışanlar hemen her devirde bu iftiralarının arkasına saklanarak ve hedef şaşırtarak kendi felsefeleri adına belli yerlere sızmış, kadrolaşmış ve çoğalmışlardır."

Fetullah okullarının arkasında sürekli bir yabancı güç aranıyor? Aksi halde değirmenin suyunun dönmeyeceği iddia ediliyor? Sorusuna verdiği yanıt ise, ahmakları bile güldürüyor. Çünkü Anadolu'dan toplanan paralar ve yardımlar sadece Siyonist sadakanın aklanmasına yarıyor. Yoksa bunlar o mektep denen CIA merkezlerinin boyasına cilasına bile yetmiyor. Hadi yetti diye yutalım. Peki güçlü bir devletin bile başaramadığı diplomatik ve bürokratik engeller nasıl aşılıyor.. Herhalde bunlarda sümüklü Hoca'nın kerameti sayılıyor!

"O okulları açıp yaygınlaştıranlar dindar kimliğiyle tanınan insanlar olduklarından dolayı, dine, imana, milli ruha ve kendi mana köklerimize karşı içinde düşmanlık besleyen bazı kimseler hazımsız davranıyor; dindarların başarılı olmalarını çekemiyor ve o türlü iddiaları yayıyorlar. Bugüne kadar milletimiz adına ciddi hiçbir şey yapamamış olan ve yarınlar adına da hiçbir şey yapacak gibi görünmeyen, sadece "Nerede bir villa kapabilirim?" hülyalarıyla oturup kalkan kimseler kıskançlıkları sebebiyle iftiralar atıyorlar. Dahası, millet ve vatan uğruna fedakarlığın ne demek olduğunu bilmediklerinden Anadolu insanının bu okulları ne fedakarlıklarla devam ettirdiğini kavrayamıyorlar."

Bütün bu olumsuzluklar karşısında bize neler düşmektedir? Sorusuna verdiği yanıt ise, fetullah Gülen'in nifakını ve sahtekarlığını ortaya koyuyor:

"Daha baştan kabul etmek gerekir ki, saldırmak ve ısırmak bazılarının tabiatı haline gelmiş. Ne yapalım, Cenâb-ı Hak, bize insanları ısırmak için bir diş, parçalamak için de vahşî bir pençe vermemiş! Öyleyse, bu yolun çileleri karşısında sabretmemiz ve hemen hafakanlara girmememiz lazım. Zaten, bizim inancımıza göre, misliyle mukabele etmek zâlimce bir kaidedir; dövene elsiz, sövene dilsiz ve kalpsizlere karşı bile gönülsüz davranmak ise mesleğimizin en önemli esaslarındandır."[6]

Halbuki Kur'an açık ve kesin olarak "Misliyle mukabeleyi" adalet, ama affedip kendi hakkından vazgeçmeyi ise "fazilet" saymaktadır.

İşte ayetler:

  • "Eğer ( size hakaret ve haksızlık edenlere) ceza verecekseniz (size yapılan ezanın) misliyle karşılık verin (işte bu adalettir) Eğer sabredip (vazgeçerseniz) andolsun ki bu sabredenler için daha hayırlı(faziletlidir)"[7]
  • İşte bu böyle: Her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle (misliyle) karşılık verirse (bu adalet gereği onun hakkıdır)[8]
  • Biz onda: (Tevrat'ta) Onların üzerine şöyle yazdık.(Farz kıldık):

Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün yaralara ve azalara karşılık) kısas vardır. (Bu Allah'ın adalet kuralıdır) Ama kim bunu (kendi hak ve hukukunu) sadaka (ve hayırhahlık) olarak bağışlarsa bu, kendisi için (günahlarına) kefaret sayılır.

Her kim Allah'ın indirdiği ile (ve emrettiği şekilde) hüküm ve karar vermez de (bunları değiştirmeye ve dejenere etmeye yeltenirse) işte onlar zalim (kafir ve fasık) olanlardır."[9]

Bu konuda, yani "misliyle karşılık vermenin bir hak ve adalet olduğu" hususunda daha pek çok ayetler, hadisler ve müçtehit ulemanın görüş birliği vardır.

Şimdi kalkıp da:

"Bizim inancımıza göre misliyle mükabele etmek zalimce bir kaidedir" diyen Fetullah Gülen:

a)    Kur'anın tam tersini söyleyerek acaba ne olmaktadır?

b)    Allah'tan daha adaletli ve merhametli rolünü oynayarak şeytana askerlik yapmaktadır.

c)    Bu duyarsız ve dayanaksız fetvalarıyla, Müslümanların zalimlerle mücadele ruhunu ve hakkı hakim kılma şuurunu körletmeye çalışmaktadır.

d) Ve Fetullah gülen, bu açık itiraflarıyla, Kur'an'ın ve İslami kuralların emrettiği inanç ve idealden değil, başka bir inanca sahip olduğunu vurgulamakta, Allah'ın adalet olarak gösterdiği "misliyle mükabele"yi "zalimce" saymakta ve buna rağmen Müslüman ve muttaki rolü oynayarak münafıklığını kendisi ispatlamaktadır.

Halbuki, Affetmek ve hakkından vazgeçmek ise, asla dine, devlete, millet ve insaniyete karşı işlenen suçlarda değil, kişisel haklara yönelik haksızlıklar için geçerli olan bir fazilet tavsiyesi olmaktadır.

Fetullahcı Fitne Arabası Fren Tutar mı?

Sesar'ın uyardığı gibi:

Fetullah Hoca kendi cemaatine Dese ki,

  • 1) Orduyu darbeci diye suçlayarak Dış Güçlerin ve AKP'nin oyunlarına alet olmayınız!
  • 2) Evlerde "Devleti ele geçireceğiz, geçirdik!" safsatalarını tekrarlayıp durmayınız devletin her şeyi bildiğini aklınızdan çıkarmayınız!
  • 3) Devleti Atatürk'ü ve İslam'ın temel prensiplerini yozlaştırmayı bırakınız!
  • 4) Hüseyin Gülerce'ye söyleyin saçmalamasın! Türkiye'de istismar söz konusu olduğunda en son bizim cemaatin konuşabileceğini hatırlatınız!
  • 5) STV'de, Zaman'da yürütülen "bölücülük"ten vazgeçiniz. AB, ABD ve AKP borazanlığı yapmayınız!
  • 6) Biraz istihbarat edin; yoksa sonunuz iyi olmayacak, uslanınız ve uyanınız!

Cemaatin bu tür nasihatlere epey ihtiyacı var.

Hoca, Zaman'da yürütülen devlet, millet düşmanlığından AB, ABD, AKP, İsrail ve sair yalakalıklardan haberdar değil herhalde. Son dönemde Zaman okumadığı açıkça belli oluyor!

Hoca (Fethullah Gülen), Hüseyin Gülerce gibi Ordu'ya, devlet ve Türk Milleti'ne  açıkça kin kusuyor!

Hüseyin Gülerce'nin "Vicdanınıza sorun!" yazısına sahip çıkıyor ve konuştukça batıyor.

AKP'yi desteklemek, demokrasi ve AB taraftarlığı adı altında Türk Devleti'ne ve Türk Milleti'ne düşmanlık yapmak, Ordu'yu karalamak ve STV'ye, Zaman'a ve aynı çizgideki yayınlara sinsi sinsi bölücülük yaptırmak kaosa sürüklemek olmuyor da, beylerin zararlı faaliyetlerini deşifre etmek mi Türkiye'yi kaosa sürüklemek sayılıyor?

"Bizi başa çıkamayacağımızı düşündükleri bir güçle (Ordu ile) karşı karşıya getirmek istiyorlar!" cümlesi ile "Biz TSK ile başa çıkabiliriz! TSK ile başa çıkamayacağımızı düşünenler yanılıyor! Oysa biz TSK'yı yenecek güçteyiz!"  anlamına gelen bu tespiti, dolaylı bir tehdit olarak savuruyor!

"Hakkımızda irtica yaygaraları koparıyorlar.İnsaf! Sizde hiç vicdan yok mu?" diye soruyor...

Hem ABD'de yaşayıp hem ABD'nin, İsrail'in ve İngiltere'nin çizgisinde yayın yapıp, faaliyet gösterip sonra da masumum diyeceksiniz!

TSK'nın "irtica"dan kastı, "dış güdümlü sahte İslami hareketler"le "dış destekli bölücülük"tür! Şimdi kalkıp, cemaatin dış destekli, dış güdümlü, sinsi bölücülük yapan bir yanı olmadığını ispat edebilir misiniz?

Cemaat mensuplarının toplantılarının ses kayıtlarını yayınlasak; oralarda pişirilen Ordu, Türk Devleti ve Türk Milleti düşmanlığı karşısında cevap vereceksiniz?

Hüseyin Gülerce'nin, Ekrem Dumanlı'nın ve diğerlerinin TSK, devlet, millet yaklaşımlarını ortaya döksek, altında ezileceksiniz!...

Bu cemaat milyonlarca saf, temiz, inanmış, gerçek Müslüman'ı "Ordu din düşmanı!" diyerek aldatmıştır! Cemaat açıkça Ordu'ya, Türk Devleti'ne ve Türk Milleti'ne cephe almıştır.

Bu cemaat hiçbir zaman "Bizim arkamızda gavurlar var. Onlar cemaati desteklediği için bizi mürteci, yani (din-devlet düşmanı) diyorlar! Biz dış dünyadan, yani Batı'dan, yani Haçlılar ve Siyonistler'den destek aldığımız için irticacı ilan edildik. İrticacı olduğumuz doğrudur!" diyemez. Ama foyanız ortaya çıkmıştır.

Bunlar, kendi durumlarını gizlemek için Ordu'ya ve Devlet'e saldırmışlardır.

Tüm her şeyi dökmeyelim. Çünkü tabandaki % 99.9 temiz, saf, gerçek Müslüman Türk Milleti'ni seviyoruz. Onların aldatılmışlıklarını yüzlerine vurarak rencide etmek istemiyoruz. Sahte İslamcılar'ın Vatikan ve Siyonizm beslemesi sahte Müslümanlar'ın dönemi bitiyor.

Fetullah'ın üslubu, "Suçüstü yakalandık!" anlamındadır:

Biz olsak TV'de canlı yayına çıkar, önce Hüseyin Gülerce'den milletten, başlamak üzere epey kulak çeker, milletten özür dilerdik.

Oysa Ordu'ya meydan okuyan ve üste çıkmaya yeltenen bir zihniyetle karşı karşıyayız!

Bu kapsamda birkaç can alıcı soru soralım:

•1)    Nobel düdüklü Orhan Pamuk, Alev Alatlı, Cemil Meriç, İlber Ortaylı, Fethullah Hoca Cemaati'nin okullarından mı mezun oldular, bunlar ve Siyonist patronlar niye sizi savunuyor?

2) Bilim Olimpiyatları'nda yüz akı olduğu için gurur duyduğumuz çocukları istismar edip onların çabalarını, ürünlerini, Allah vergisi akıllarını, ailelerinin katkılarını el çabukluğu ile cebe indirip başarıyı toptan sahiplenmek; ahlakla, insanlıkla, İslam ahlakı ile nasıl bağdaşıyor?

3) Haraca bağladığınız ve düzenli olarak esnaftan, işadamlarından, çiftçilerden ve ev kadınlarından topladığınız onca para ve kıymetli madeni (Ki, hangi ilde kimden kaç para aldığınızı biliyoruz!) ne yaptığınızı yazsak biraz utanır mısınız? Sakın ha önümüze şişirilmiş, abartılmış yardım listeleri ile gelmeyin! Topladığınızı ve dağıttığınızı biliyoruz! Yaptığınız açıkça istismar ve sömürü değil mi? Üç noktaya hizmet verip üçyüz noktadan haraç devşirmek, insanlıkla ve İslam'la ne kadar uyuşuyor?

4) Birçok toplantının bandı var elimizde! Hepsi sizi tekzip ediyor! Sizler de gerçek durumu biliyorsunuz. Neden yürüyüşünüzü, çizginizi değiştirmiyorsunuz? Size kimler ve niçin arka veriyor?

Milli ve Manevi tahribatların, takibat altında tutulduğu ve acı akıbetinize doğru koşulduğu niçin düşünülmüyor?

5) İslam'a; ABD, CIA, MOSSAD, MI6, Vatikan ve Siyonizm açısından niye bakıyorsunuz? Kur'an-ı Kerim'i okusanız açıyı bulacaksınız! Niye Kur'an açısından bakmıyorsunuz? "Bakıyoruz!" demeyiniz; orada daha da batacağınız belli oluyor!

  6) Vatikan'a veya Siyonizm'e şirin gözükmek için yaptığınız, işte Türklük, bayrak, vatan, millet, Türkçe ve İslam üzerinden yürütülen duygu sömürüsünün ve bu temel üzerine bina edilen "Siyonist Tezgah"ın ipliğini pazara çıkaracak sorulardır bunlar!

Cevaplar ise hep aynı olacaktır çaresiz...

Ve konuştukça batmaya devam edeceklerdir, o "kendileri bile inanmadıkları yanıtlara sarılan sahte Müslümanlar"...[10]







[1] Bak: TDV. İslam Ansiklopedisi  c.4, s.368

[2] Bilgi için bak: Meydan Larousse. Sabah yy. c. 2 sh:220

[3] İslam Ansiklopedisi c.4, sh:88 Diyanet vakfı                                                                                                                                           

[4] Bak: Büyük Larousse Milliyet yy. C.15. sh:7927

[5] 09.04.2007 / Suavi Kemal / Milli Gazete

[6] 09.04.2007 / http://tr.fgulen.com

[7] Nahl: 126

[8] Hacc: 60

[9] Maide: 45

[10] Sesar / 11 Nisan 2007


Bu yazarin diger makaleleri

HİZB-UT TAHRİR Mİ, HİZB-UT TAHRİP Mİ?
  Bir acayip hilafet istismarcısı: Hizb-ut Tahrir Fatih Camii'nde yapılan eylem...
Devami
SEVENLERİNİN DİLİNDEN FETHULLAH GÜLEN
  Kucağına sığındığı ve "insanlığı sahili selamete çıkaracak geminin kaptanı"...
Devami
YENİ HÜKÜMET VE YAKLAŞAN FELAKET!
  Erdoğan-Gül Hükümeti...  Birol Ertan'ın değerlendirmesi oldukça ilginçti: "Türkiye Cumhuriyeti'nin...
Devami
GAYRİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN NUMAN AŞKI!
SP'deki genel merkez kurmaylarından il başkanlarına, artık "Adil Düzen'den ve...
Devami
YA İSLAM, YA İZMİHLAL!.
  İslam: başta Türkiye, tüm Müslüman ülkelerin ve mazlum milletlerin;...
Devami
ET KOKMAYA TUZ ÇARE; TUZ KOKARSA, BUZ ÇARE!
(Yani, eti kokup çürütmekten tuz korur. Ama tuz bozulursa, onu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5869

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR