Reklam
Reklam
Reklam

MEDENİYETLERİN MANEVİ MİMARI PEYGAMBERLERDİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

Mutlak hakikat ve hikmetin kaynağı, ilahi vahiydir. Hürriyet, hakkaniyet ve adalet temeline dayalı medeniyetler de hep peygamberlerin öğretileri ve öncülükleriyle şekillenip gelişmiştir. Bu gün kalıntılarına rastlanan ve üzerinde ilmi araştırmalar yapılan pek çok medeniyete ve onları oluşturan kavimlerin hayat felsefelerine bakıldığında bunların, Kur'anda anlatılan veya işaret olunan peygamberlerin tebliğleri ve ilahi dinin prensipleriyle benzeştiği görülecektir. Bütün bunların sadece bir tesadüf olduğunu söylemek, gerçekleri gizlemektir. Hatta Türklerin İslam'la çok kolay bütünleşmeleri, Kur'anı anlayış ve ahlakı, kendi yaşam tarzlarına ve inanç dünyalarına çok yakın ve yatkın görmeleri de; o iklime daha önce gönderilmiş peygamberlerin öğretilerinden etkilendiklerinin bir işareti sayılabilir.

 

Yazmak ve yorumlamak

  Bir insan neden yazmak ister, insanı yazmaya iten sebepler nelerdir? Bu sorunun cevabını bulmamız için tarihin derinliklerine inmemiz gerekiyor. İnsanoğlu zorunluluktan dolayı mı yazıyı icat etti, yoksa insanlığın yazıyı icadı bir keyfiyet meselesi miydi, bütün bu soruların cevaplanması gerekiyor.

İnsanoğlunu yazmaya iten sürecin gelişi güzel bir sebepten dolayı ortaya çıktığını düşünmüyorum. Fenikelilerin semitik alfabeyi icadının altında yatan en önemli sebep elbetteki bir zorunluluktu. Yaşadıkları yer itibariyle bir kıyı toplumu olan Fenikeliler, deniz ulaşımında bir hayli ileri oldukları için farklı toplumlarla daha kolay etkileşim kurabiliyorlardı. Ticarette de ilerlemiş olan Fenikeliler bölge halkları arasında, gelişmiş bir medeniyeti temsil ediyorlardı.

Sümerlerin bulduğu çivi yazısını Fenikeliler geliştirmiş ve oluşturdukları Fenike alfabesiyle, yazının daha geniş coğrafyalara yayılmasına yardımcı olmuşlardır. Hiyeroglifi geliştiren Mısırlılar da, yazı çeşidine katkı sunmuştur; fakat bugün kullandığımız Latin alfabesinin temeli Fenikelilerin icat ettiği alfabedir. Günümüze ulaşan birçok kutsal metinde Fenike alfabesiyle yazılmıştır. Fenike alfabesiyle tanışan Yunanlılar da, alfabeye sesli harfler sokarak bir ilke imza atmışlardır.

Sümer, Mısır, Fenike ve Yunan medeniyetinin etkileriyle yazılı kültür gelişim göstermiş. Öyle ki, yazı karakterleri ve yazım şekli çağımızda bir bilim dalı haline geldi. Grafoloji denen bilim dalı, kişinin el yazısından yola çıkarak o kişinin psikolojik durumu hakkında bilgi edinmemize yardımcı oluyor. Grafoloji bilimine göre kişinin el yazısı o kişinin psikolojik durumunu ortaya koyuyor. Yazma eylemini, kas ve sinir sistemine dayandıran grafoloji, aynı zamanda kişinin karakterini öğrenmemize yardımcı oluyor.

Çoğu kişi bu yöntemi sağlıklı bulmasa da grafoloji literatürde kendine bir yer edinmiş durumda. Ben de kişinin hangi ruh hali içinde yazdığını tespit etmenin çok da zor olmadığı görüşündeyim. Yazı analizi, süreklilik, hız, boyut ve basınç gibi farklı etkenlerin bir araya getirilerek yapılan değerlendirmenin sonucudur. Bu anlamıyla komplike bir iştir ve bilimsel bir yönü vardır. Daha çok hukuksal alanda kullanılan bu yöntemin ayrıştırıcı bir özelliği de var. Zamanla psikologlar tarafından da başvurulan bir yöntem haline gelen grafoloji, giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Yazının icadından bugüne çok şey değişti, değişmeyen tek şey ise insanoğlunun kendisini anlatmaya olan ihtiyacı. İnsanoğlu bu ihtiyacı ekseriyetle yazarak giderir belki. Yazım şekli, yazım türü ve araçları değişse de insanın yazıya olan ihtiyacı dünyanın sonuna kadar süreceğe benziyor. Yazmak konuşmanın da ötesinde bir ihtiyaç, bir ifade şekli.[1]

Sümer Medeniyeti:

Milattan 4 bin yıl, günümüzden 6 bin yıl önce yaşamış Sümerleri hatırlayalım. Onların ilkel ve barbar kavimler olduğu aklınıza gelmesin. 6 bin yıl önce medeniyetin olmadığını düşünmeyin. Genel bir önyargı hepimizde yok mudur? Binlerce yıl önceki zamanlardan bahsedilirken, o insanların bizlerden çok geri olduklarını düşünürüz. Gelin 6 bin yılda dünyada ne değişmiş, onlar mı ileri, biz mi ileriyiz hep beraber değerlendirelim.

Bildiğimiz gibi İslamiyet'te dua ederken ve Allahu Teala'dan bir şey isterken eller havaya doğru kaldırılır. Aynı inanca Sümer tabletlerinde ve kazılarda çıkartılan heykellerde de rastlanıyor. Lipit İştar adlı kral, kendi düzenine uyanlara dua, uymayanlara beddua ederken bir yerde şöyle söylüyor: "Kanunlarıma uyanların boynu mabette göğe doğru yükselsin". En ilginci ise Bağdat Müzesinde bulunan ve İsa'dan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olan bir heykel aynen İslamiyet'teki gibi namaz duruşunda dikilmiş, sağ el sol elin üstünde ve göbeğin üzerine konmuş vaziyettedir.

Kral Urukagina reformları adalet sistemi açısından çok önemlidir.

 Örneğin:

1- Zengin bir adam, fakir olan komşusuna "Evini bana sat, mahallemden git" diyemez. Ancak komşusunun rızası olursa satabilir.

2- Bir rahip fakir birinin bahçesine girip onun rızası olmadan herhangi bir şeyini alamaz.

3- Yetimin, dulun ve fakirin korunması tanrının emridir.

4- Eğer bir hâkim bir davada karar verdikten sonra onun üzerinde oynayıp onu değiştirirse, hemen görevden alınır ve bir daha hâkimlik yapamaz.

5- Bir erkek hanımı ağır hastalığa düştü diye başka hanımla evlenip hasta olanı boşayamaz. Ölene dek ona bakmak zorundadır. Ancak kadın kendi rızasıyla babasının evine gitmek isterse çeyizini alıp gidebilir.

6- Ölçü ve tartıda hile yapılmaz, kimse kendine ait olmayan bir malı alamaz.

Demokrasinin ilk örneklerini de Sümerlerde görüyoruz. Tabletlerden anlaşılan Sümerlerde iki meclisin görev yaptığıdır. Birisi yaşlılar meclisi, diğeri savaşçıların ve gençlerin yer aldığı yurttaşlar meclisi. Bunlar bizzat görevli olarak memleketin kaderini tayin eden ciddi konuları konuşur ve karar verirlerdi. İlk kentlerin Mezopotamya'da kurulması, kil üzerine kamış kalemle yazı yazılması, tabletlerde manzum metinlerin bile bulunması enteresandır. Bunlar bize demokrasinin ilk ortaya çıktığı yerin Atina ve Roma değil, Mezopotamya olduğunu gösteren önemli bilgilerdir.

Tabletlerde İsa'dan 2500 yıl öncesine ait okul metinleri çıkmıştır. Bu bilgilere bakıldığında, o dönemde binlerce insanın başlangıçta yalnız krallık hizmeti ve tapınaklar için eğitim gördükleri daha sonra buna botanik, zooloji, jeoloji, matematik, sözlük, dilbilgisi ve tarih eklendiği görülüyor. Okumaya önem verildiğinin kanıtı olarak; şehirlerin belirli semtlerine yazmanların isimlerinin verildiği bilinmektedir. Yine bir öğretmen tarafından kaleme alınan yazıda o dönemdeki eğitimin çok disiplinli oluğu anlaşılıyor: "Katı disiplinden dolayı öğretmenlerin bazen öğrencileri dövdüklerini, bunu öğrenen velilerin, öğretmenleri evlerine davet edip çeşitli hediyeler verdikleri, sonuçta öğretmenlerin artık eskisi gibi öğrencilere sert davranmadıklarını" yazıyor.

Aynı dönemden kalan tabletlerden öğrencilerle ilgili olanlarda, okula yeni başlayanların acemice yazıları, diploma aşamasında olanların yazıları ve öğrenci ödevleri gibi yazılar yok değil. Okulun başındaki kişiye "Okulun babası demek adettendi." Bazı tabletlerde öğrencinin bir ayda 6 gün istirahat edebildiği yazılmakta. Yine o dönemle ilgili olarak, bir babanın öğrenci olan çocuğuna verdiği öğüte bakar mısınız:

"Okula git, kendini okul yetkilisine tanıt, çantanı aç, dersini oku, tabletini hazırla. Okulda işin bitince doğruca eve gel. Yolda yaramazlık yapma. Oğlum, oku adam ol. Bak ben diğer insanlar gibi sana yük çektirmedim, seni çobanlığa göndermedim. Senin yaşıtların şu kadar arpa çekiyorlar. Sayelerinde babaları zengin oldu. Ama ben sana bunları yaptırmadım. Bari oku da insan ol." Bu sözler ne kadar tanıdık geliyor değil mi?

Kur'an'da kadınlar için kullanılması zaruri olan başörtüsü, Orta Asur kanunlarında da hassas bir meseleydi. Bir yerde şöyle deniliyor: "İster evli olsun ister dul, bir bayan sokağa çıktığında mutlaka başını örtmeli. Bu kural cariyeler için de geçerlidir." Ancak kızlar ve fuhuş yapan kadınlar başlarını örtmemeli. Şayet bir fahişe başını örterse ceza olarak hem ona 50 sopa vurulur, hem de kulakları kesilir.

Kur'an'da bahsi geçen Nuh tufanı Sümerlerde anlatılırken, Kral Ziusudra'nın (Hz. Nuh'un) korkusundan tanrıya bir öküzle koyun kestiği ve yere kapanıp, eğilip kalkarak dua ettiği yazılıdır.

Sümerlerde sözleşmesiz evlenen bir kadın boşandığında hiçbir hak talep edemezdi. Zaten eğer senet yoksa, o evlilik resmi sayılmazdı. Hammurabi'nin hazırladığı kanunlarda bir kişi birinin gözünü çıkarırsa, onun da gözü çıkarılırdı. Birinin kemiğini kırsa, onun da kemiği kırılırdı. Birinin kızını öldürse, onun da kızı öldürülürdü. Orta Asur kanunlarında ise cinayet işleyen kişi öldürülenin akrabalarına teslim edilirdi. Öldürme, para isteme ve serbest bırakma hakkı öldürülenin akrabalarındaydı. Yine Hammurabi kanunlarına göre bir erkek henüz baba evinde olan bir kızla zor kullanarak zina ederse öldürülürdü. Başkasının nişanlısıyla zina eden adam da öldürülürdü. Evli bir kadınla zina yapılmışsa, cezayı kadının kocası verirdi. İster ikisini de idam ettirir, isterse serbest bırakırdı. Ayrıca Sümerlerde hırsızlığın cezası ağırdı." [2]

Bütün bunlar, o kavimlere peygamberler gönderildiğini ve ilahi mesajların öğretildiğini göstermektedir. Bu dini öğretiler zaman içinde bozulup yozlaştırılsa da, uzun süre devam etmiştir. Zaten şeytani merkezlerin ve şer güçlerin yeni bir sistem icat ettikleri görülmemiştir. Onlar sadece mevcut hak bir düzeni dejenere ederek ve peygamberlerin getirdikleri dinleri değiştirerek-eksilterek bozuk ve batıl ideolojiler üretebilmektedir.

İnanmak ve bağlanmak insanın öz yapısında ve yaratılışında bulunan doğal ve sosyal bir gereksinimdir. Ama hakikisine ulaşamazsa sahtesine de kapılabilir. Veya ailesinden ve çevresinden görüp etkilendiği gelenek ve görenekleri de taklit ederek bu ihtiyaçlarını giderdiğini zannedebilir.

İnançsız ve ahlaksız toplumların içten içe çürüdüğü ve çöktüğü tarihi bir gerçektir.

En önemlisi ahlâk eğitimidir

Dünyanın en zeki insanı unvanına sahip Dağıstan Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naida Camukova: En önemli eğitimin ahlaki eğitim olduğunu, ahlaki eğitimin insanın hayatını şekillendirdiğini ve bunun kişiye 0 - 6 yaş arasında verildiğini belirterek "Bir insanı 70 yaşına kadar nasıl görmek istiyorsanız, onu 7 yaşına kadar onlarla beslemelisiniz." Demektedir..

Prof. Camukova, Gaziantep'teki ilköğretim okullarında görevli 400 sınıf öğretmenine yönelik düzenlenen "2. Çoklu Zeka Kuramı Hizmet İçi Eğitim Seminerleri"nin açılışına katıldı. Burada konuşan Camukova, eğitimin önemine değindi. Eğitimin savunmadan da önemli olduğunu belirten Camukova, insanların başarılarının ve hatalarının arkasında eğitimin yattığını, eğitimi de öğretmenlerin verdiğini ifade ederek, "Başarıların karşılığı olan ödül ve sevap, yapılan hataların ceza sahibi ve gücün gerçek sahibi öğretmendir." dedi.

Türk insanı iki özelliği de taşıyor

Batı insanının bilgi ve akılla, Doğu insanının ise duygularıyla hareket ettiğini dile getiren Naida Camukova, Türkiye'nin ve Türk insanın ise bu iki özelliği de taşıdığını söyledi. Türkiye'deki insanların denge bulma noktasında yaşayan insanlar olduğunu belirterek, duygu ve bilginin et ve kemik gibi olduğunu ve birbirinden ayrılmalarının sözkonusu olamayacağını vurguladı. Bilgi ve duygunun iyi ve kötü amaçlarla kullanılabildiğini, Hitler ve Arşimet'in hayatlarını örnek göstererek açıkladı.

İnsanın eğitim hayatı 3 bölümden oluşur

Bu noktada insanın hayat boyunca süren eğitimine değinerek şöyle devam etti: "Çocuğa 3 - 5 yaşları arasında sigara içmenin zararlarını görsel ve sözel olarak anlatırsak, o çocuk sigara içmez. Bu yapılan deneylerin sonucudur. 6 yaşından sonra anlatırsanız; zararlarını bildiği halde hayatı boyunca sigara kullanabilir. Bu yaştan sonrasına anlatmak ise çoğu zaman fayda vermez. İnsanın eğitim hayatı 3 bölümden oluşur. Ahlâki temel eğitim; 0-6 yaş arası. Bilim eğitimi; üniversite bitinceye kadar. Ve tecrübe eğitimi; hayat boyu sürer. En önemli eğitim, ahlak eğitimidir. Bizim her zaman kullandığımız bir atasözü var; "Bir insan 7'sinde ne ise 70'inde de odur." Evet, insan 7 yaşına kadar almış olduklarını 70 yaşına kadar sürdürür. Onun için, bir insanı 70 yaşına kadar nasıl görmek istiyorsak; 7 yaşına kadar onlarla beslememiz gerekiyor."






[1] 16.03.2007 / Gökçen Göksal / Milli Gazete


[2] 08.03.2007 / Fatih Sertyüz / Milli Gazete

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Kur'anın, şerlerinden Allah'a sığınmamız gerektiği bildirilen "İnsanların göğüslerine vesvese...
Devami
  İnsan, ruh ile cesetten oluşan bir bütün olduğundan, insanlardan oluşan...
Devami
  SN. HAYRETTİN KARAMAN’IN KARARTMALARI… EL İNSAF!..          Bir insanın siyasi kanaat ve...
Devami
    Çevremizdeki, ülkemizdeki ve bölgemizdeki olaylara ve sebep olanlara bakıyor da...
Devami
  İslam inancının en önemli temeli; Ahiret ve Din gününe iman...
Devami
Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Osman Eraydın ve İzmit’teki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5195

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR