ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün638
mod_vvisit_counterDün4780
mod_vvisit_counterBu Hafta19712
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay57837
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17695553

IP'niz: 18.204.227.34
Bugün: 15 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12552296

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

SİYONİZMİN İSLAMCI MÜRİTLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Siyonistlerden Anti-Siyonist Hahama Saldırı

Siyonizm'in dünyaya felaket getireceğine inanan ve bunun için geçtiğimiz Aralık ayında İran'ın başkenti Tahran'da düzenlenen dünya Siyonizm konferansına katılan Yahudiler, Siyonistlerin hedefi haline geldi. İran'daki programa katılan Ortadoks Britanyalı Yahudi Hahamı Ahron Cohen'e Britanya Yahudi topluluğunun bazı üyeleri tarafından bir saldırı gerçekleştirildi. Sırf Siyonizme karşı olduğu için saldırılan Cohen'in olaydan yara almadan kurtulduğu kaydedildi.

 

Muslim News'ten edindiğimiz bilgilere göre Yahudi soykırımını tanımayan ve Siyonizme karşı olan Haham Cohen, evinde saldırıya uğradı. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştiği belirtilen olayda Hamam Cohen'in evinin önünde gece saat 11'de toplanan kalabalık bir grup fanatik Yahudi, önce Cohen'in arabasının tekerleklerini yaktılar. Ardından da, yumurta, taş ve bilardo toplarıyla evinin penceresini kırdılar. İngiltere'nin Manchester kentinde gerçekleşen olaydan sonra bir açıklama yapan Haham Ahron Cohen, kendi grubunun "soykırımı inkar etmediğini, ancak siyonizme (Yani İsrail'in dünya hakimiyetine ve Arz-ı Mev'ud hayaline) karşı olduklarını belirterek, İran'daki konferansa katılma sebebinin: insanlara Yahudilikle Siyonizmin aynı olmadığını anlatmak" olduğunu söyledi.

Haham Cohen, evine yapılan saldırıda şans eseri kimsenin yaralanmadığını, ancak böyle bir saldırıdan sonra kimsenin yakalanmamasına bir anlam veremediğini söyledi. Böylece İngiliz yönetiminin Siyonist Yahudilerin etkisi altında bulunduğuna dikkat çekti. Cohen, kendisinin İran'a gitmesinin birçok Yahudi tarafından desteklendiğini, ancak İsrail'e yakın duran Siyonist Yahudiler'den eleştiri aldığını, Britanya Yahudi Komitesi'nin kendisini dinlemeksizin suçlamalar yönelttiğini de kaydederek, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın bile kendilerine "Bütün Yahudilerin Siyonist İsrail ile bir tutulamayacağını" söylediğini belirtti.

İran'ın, geçtiğimiz aralık ayı başlarında Tahran'da düzenlediği "Holocaust Çalışması: Küresel Perspektif" başlıklı konferansa dünyadan yüzlerce Yahudi ve Haham katılmıştı. Konferansta konuşan hahamlar "Yahudi soykırımının olmadığını ve siyonizmin dünyayı tehdit ettiğini" açıklamıştı. Dünyada ses getiren konferans sonrasında, İsrail yanlısı Siyonist Yahudiler konferansa katılan anti- Siyonist Yahudiler hakkında linç girişimleri başlatmıştı.


Ama Fetullah Gülen ve Recep Tayibin AKP'si Siyonistlerin hizmetkârı:

Gülen'in onursal başkanı olduğu ABD'deki "Rumi Forumu" adlı kuruluş Erdoğan'a, İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero ile birlikte "Medeniyetlerarası Diyalog Ödülü" verdi. ABD Temsilciler Meclisi'ne ait bir salonda düzenlenen törende Başbakan'ın ödülünü, danışmanı, AKP İstanbul Milletvekili Egemen Bağış aldı. Ödülü veren kişi de Katolik Kilisesi'nin önde gelen isimlerinden, geçen yıl Washington Kardinalliğinden yaş haddinden dolayı emekli olan Theodore Edgar McCarrick'ti. Bağış'ın yaptığı kısa konuşmada Erdoğan'dan "patronum" (my boss) ve "Türk milletinin lideri" (leader of the Turkish nation) olarak söz etmesi dikkat çekti.

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ABD'li Siyonist Yahudilerin beslediği Gülen cemaatinin Başbakan'a böyle bir ödül vermesi, Erdoğan'ın da en yakın danışmanlarından Bağış'ı ödülü almakla görevlendirmesinin anlamı açık: Siyonist Yahudiler Recep Beyi destekliyor!

Şimdi de Mevlana istismarı

Siyonist sermayenin ve Yahudi lobilerinin sayesinde 1999'da Washington'da kurulan "Rumi Forumu", esas olarak Gülen cemaatinin ABD'deki "dinlerarası diyalog" faaliyetlerini yürütüyor. Adını AB'de popüler olan Mevlana Celaleddin Rumi'den alan kuruluş sık sık sema gösterileri düzenliyor. Bu, Gülen cemaatinin köklerinin bulunduğu Nurcu ekol için alışılmamış bir durum. Ama Mevlana aracılığıyla Amerikan kamuoyuna daha kolay ulaşabildikleri için böyle davranılıyor. Rumi Forumu'nun bu yıl ilk kez dağıttığı "Barış ve Diyalog ödülleri"ni alan diğer kişilerse şöyle sıralanıyor:

Georgetown Üniversitesi Başkanı John DeGiola, İslam araştırmacısı Prof. John Esposito, İran asıllı düşünür Prof. Seyyid Hüseyin Nasr, haham Dr. Marc Gopin, ABD Barış Enstitüsü Bşk. yard. David Smock, Presbiteryan Kilisesi'nden Dr. Clark Lobenstine.[1]

Meksika Senatosu, işgalci ABD'yi Irak halkına "soykırım" ve "katliam" yapmakla suçladı.

"Mazlumun ahı, indirir şahı" demişler. Fetullah Gülen taifesi ve Tayyibin AKP'si zalim ve kafir Amerika'ya uşaklık yaparken Meksika senatosu onurlu bir karar aldı.


Irak'ta savaşmayı reddeden bir askerin yargılanmasını kınayan önergeyi oybirliğiyle kabul eden Meksika Senatosu, işgalci ABD'nin "soykırım" ve "katliam" yaptığını açıkladı.

Meksika Senatosu, Irak'ta savaşmayı reddeden Meksikalı kökenli bir Amerikalı askerin yargılanmasını kınayan önergeyi oybirliğiyle kabul ederken, işgalci ABD'yi Irak halkına "soykırım" ve "katliam" yapmakla suçladı. Meksika Senatosu'nda kabul edilen önergede, "vicdani retçi olduğunu ve ABD'nin Irak halkına uyguladığı soykırıma katılmayı kabul etmediğini açıkladıktan sonra işgalci Amerikan ordusundan firar etmekle suçlanan Çavuş Agustin Aguayo'nun askeri mahkemede yargılanması kararının en sert biçimde kınandığı" vurguladı.

Önergede, "vicdani retçi olarak mahkum edilen ve Başkan George W. Bush'un seçkinlik yanlısı yandaşlarının kurbanı olan Aguayo'nun, ABD'nin Irak halkına karşı savaşında sivil ve masumların katledilmesine katılmayı reddettiği için 7 yıl hapis cezasına çarptırılabileceği" vurguladı.

Meksikalı senatörler önergede, ayrıca Devlet Başkanı Felipe Calderon'dan Aguayo'nun serbest kalmasını sağlamak için harekete geçmesini talep ettiler. 35 yaşındaki sıhhiye çavuşu Aguayo 2004 yılında Irak'ta bir göreve katıldıktan sonra silahını doldurmayı reddetmiş, ardından birliğiyle birlikte Almanya'daki üssüne dönmüş ve Irak'a ikinci kez gitmeyi reddetmiş ve hakkında mahkeme açmıştı.

ABD eski Dışişleri Bakanı: ABD tarihinin en kötü felaketi Irak savaşıdır!...

ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Irak savaşının, tarihe, Amerikan dış politikasındaki en kötü felaket olarak geçeceğini söylüyor. Albright, eski Başkan Jimmy Carter adına kurulan Carter Merkezinde yaptığı konuşmada, ABD Başkanı George Bush'un, insan haklarını geliştirme üzerine kurulu dış politika anlayışı güden Carter döneminde kurulan erdemli itibarı boşa harcadığını belirtiyor.

"Bence Irak, tarihe, Amerikan dış politikasının en büyük felaketi olarak girecek, çünkü bu dönemde Amerikan gücünün faziletini ve itibarımızı kaybettik" diyen Albright, "bir sonraki başkanın görevinin, yok olan Amerikan kudretini yerine koymak olacağını" hatırlatıp, Amerika'nın mutlaka Bush'tan kurtulması gerektiğine dikkat çekiyor. Jimmy Carter da "Irak savaşının tüm dünyada ABD'den korkulmasına ve nefret edilmesine yol açtığını" vurguluyor!.


Haiti, Küba ve Venezuela işbirliği anlaşması imzaladı

Bu arada, Güney Amerika'daki Emperyalist ABD karşıtı onurlu cephe giderek gelişip güçleniyor.

Küba lideri Fidel Castro'nun Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ile aynı gün tam 4 kez telefon görüşmesi yaptığı bildiriliyor. Bu arada 3 ülke, Haiti'nin başkenti Port-Au-Prince'te üçlü işbirliği anlaşması imzalıyor. Petrol ürünleri, sağlık, enerji alanlarındaki anlaşmaya Venezuela adına Devlet Başkanı Hugo Chavez, Haiti adına Preval ve Küba adına da Devlet Başkanı Yardımcısı Esteban Juan Lazo Hernandez imza koyması, Siyonistleri ürkütüyor!.

İran ile Suriye savunma protokolü tamamlandı

Ve yine İran ile Suriye arasında savunma protokolü imzalandığı açıklanıyor. Resmi haber ajansı İRNA'nın bildirdiğine göre, çeşitli temaslar için Suriye'nin başkenti Şam'da bulunan İran Savunma Bakanı Mustafa Muhammed Neccar, temaslarının ardından Suriye Savunma Bakanı Hasan Türkmeni ile "savunma işbirliği protokolü" hazırlıyor. İmzalanan protokolün, İran ile Suriye arasındaki savunma işbirliğinin geliştirilmesi, bölge güvenliğinin yerel unsurlar tarafından sağlanması ve karşılıklı çıkarların korunması için görüşmelerin devamını kapsadığı belirtiliyor. İran Savunma Bakanı Neccar, protokolün imzalanmasından sonra yaptığı açıklamada, "ikili savunma işbirliğinin geliştirilmesi için askeri silahların yapım ve eğitim teknolojisini Suriye'ye aktarmaya hazır olduklarını"  belirtiyor.. 

İstanbul'da Mossad ve CIA operasyonları hızlandı

Güney Amerika ülkeleri, Suriye ve İran ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı birleşip direnirken, AKP hükümetinin ve işbirlikçi hainlerin sayesinde, Türkiye'nin bütün imkânları bu zalimlerin hizmetine sunuluyor.

ABD ve İsrail istihbaratının Türkiye'de ne kadar etkin olduğu, ne kadar rahat çalıştığı, yer yer istihbarat operasyonları yaptığı, CIA uçakları tartışmasında da gördüğümüz gibi bazı insanları paketleyip kaçırdığı zaten biliniyordu.

İstanbul, Soğuk Savaş döneminin en hararetli casusluk olaylarını hatırlatan bir istihbarat operasyonuna yine ev sahipliği yapıyor. Sekiz yıl boyunca, 2005 yılına kadar İran Savunma Bakan Yardımcısı olan, Devrim Muhafızları'nın güçlü generallerinden biri İstanbul'un ortasında kaçırılıyor! Şimdi hem İran hem de Türkiye, 7 Şubat'ta İstanbul'a gelen sonra bir daha kendisinden haber alınamayan 63 yaşındaki Ali Rıza Askeri'ye ne olduğunu araştırıyor.

Ama cevabı netleşemeyen iki soru var: General Askeri, ABD ya da İsrail istihbarat birimleri tarafından mı kaçırıldı, yoksa kendisi mi izini kaybettirdi? İran, Askeri'nin ABD tarafından kaçırıldığını söyleyerek Türkiye'den bir şeyler yapmasını istiyor. Türkiye, bu kadar önemli bir kişinin İstanbul'un göbeğinden kaçırılmasından duyduğu rahatsızlıkla olayı çözmeye çalışıyor. Böylesine önemli bir kişinin İstanbul'da kaçırılması, Türk istihbaratı ve güvenlik birimleri için çok ciddi bir zaaf teşkil ediyor...

Olay; ABD-İran ilişkilerinin gerilip, iki ülkenin Irak içinde ciddi bir çatışma sürecine yaklaştığı, ABD'nin Irak'taki İran unsurlarına karşı operasyonlar başlattığı, ABD kontrolündeki PJAK'ın İran içlerindeki saldırılarının yoğunlaştığı, İran'ın sınır ötesi operasyon yapabileceğini açıkladığı, Türkiye-İran-Suriye arasında PKK'ya karşı birlikte hareketin vurgulandığı, en önemlisi de; ABD ve İsrail'in İran nükleer tesislerini vuracağına ilişkin iddiaların yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekiyor!

"Ortada iki olağan şüpheli var: ABD ve İsrail. İki ülkenin İran'la yaşadığı çatışma da bütün boyutlarıyla ortada. Peki ya Türkiye, bu olayın neresinde bulunuyor? AKP iktidarı ve masonik güç odakları, CIA ve Mossad'a imkan ve kolaylık mı sağlıyor? Daha da tehlikelisi iktidar bütün bu olup bitenlerden habersiz mi tutuluyor?

ABD-İsrail ile İran arasında Irak merkezli olarak başlatılan gerilim Türkiye'ye mi sıçrıyor? Türkiye hem nükleer teknoloji trafiğinde hem de istihbarat operasyonlarında bir istasyon mu oluyor?" diye soranlar haklı çıkıyor.

Irak konferansı ABD için yapıldı.

ABD, martta yapılan "Irak'a komşu ülkeler toplantısında" güvenlik sorunlarından başka bir şey konuşulmasına izin vermedi.

Bush yönetimi Irak'a komşu ülkeler toplantısıyla neyi hedeflemişti? Dışarıdan bakıldığında, Irak hakkında bir uluslararası konferans girişimi samimi ve iyi niyetliydi. ABD de diğer ülkeler ve kuruluşlar gibi daveti kabul etmişti. Fakat bu konferansa kim onay verdi?

Washington bu konferanstan Irak krizi için siyasi çözüm mü istiyordu yoksa sadece güvenlik çözümleri mi?

Son soru da şu: Acaba ABD, uluslararası konferansın başka bir şeyin kılıfı olmasını mı istemişti? Yani Bush yönetimi Irak'tan çekilme yönünde nihai bir kanaate vardı ve uluslararası eğilimlere Washington'ın onurunu koruyacak biçimde olumlu yaklaşıyormuş gibi görünerek, dünyaya ve kendi kamuoyuna çekilme kararını sunma ihtiyacı mı hissetmişti?


Savaşın tanımı ve Amerika'nın çıkmazı!

ABD, Irak'ta vahim bir şekilde başarısızlığa mahkum edildi. Ezici teknolojik avantajlara sahip İsrail, Lübnan'da Hizbullah'a yenildi. Jeostratejik cephe hatlarının olmadığı bir ortamda, Kosova, Afganistan ve Irak'taki gibi, silah ve sayı üstünlüğü zafer anlamına gelmemişti.

Kuzey İsrail'e 33 gün boyunca, Britanya'ya bütün 2. Dünya Savaşı süresince atılandan daha fazla roket ve füze isabet etti. Bu yüzden de İsrailliler şimdi yeni bir fenomeni hesaba katmak zorunda: Bir ulus-devletin ateş gücüne sahip asimetrik bir varlık, yani Hizbullah korkusu ve nerden aldığı bilinmeyen acaip silahlar!... Velhasıl Amerika'nın Irak'taki kara güçlerinin sayısını artırıp artırmamaya dair yürüyen hararetli tartışmanın hiçbir manası yok. Ne Sovyetlerin 1980'lerde Afganistan'da yaşadığı acı tecrübenin, ne de NATO'nun bugünkü hezimetinin, modern savaşlarda en önemli meselenin asker sayısı olduğuna yönelik iddiayı haklı çıkaran bir tarafı kalmadı. Prusyalı askeri taktisyen Carl von Clausewitz'in: "kesin zaferlerin savaşların 'ağırlık merkezi'nden geçtiğine dair geleneksel doktrini" hala geçerli. 'ağırlık merkezi' yoksa hiçbir işe yaramaz...

Güney Lübnan'ın acımasızca bombalanmasından altı ay sonra Hizbullah en az önceki kadar güçlü. Afganistan'daysa devrilmesinden altı yıl sonra Taliban'ın geri dönüşü ihtimali belirdi.

İşte bu savaş silsilesi sırasında işgalcinin acizliği ortaya çıkıyor; asker ve mevzi sayısının sürekli artırılması, direnişçiler için hedef sayısının artması anlamına geliyor sadece. Yani direnişçi savaş alanındaki değişimlere işgalciden çok daha çabuk ayak uyduruyor. Britanyalıların da kabul ettiği üzere, Irak'taki direnişçilerin düşmanın teknolojik üstünlüğünü dengelemesi için sadece üç yıl yetti. Oysa Kuzey İrlanda'daki İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu bunu 30 yılda başaramamıştı.[2] Bu durum, bazıları görmek ve dile getirmek istemese de aslında İslami düşüncenin ve Milli direnişin zaferini ve manevi dinamizmini göstermektedir.


Amerika kazandı mı?

Eğer, ABD Irak işgali ile bu ülkeyi darmadağın edip, Irak'ta, dolayısıyla bölgede mezhepsel ve etnik savaş ile düşmanlıkları kışkırtmayı amaçladıysa o zaman kazandı demektir. Çünkü ABD bunu başardı ve bölgenin siyasal, ekonomik, toplumsal ve ideolojik yapısına büyük zararlar verdi.

Yok eğer ABD söylediği gibi Irak ve bölgeye demokrasi, özgürlük ve esenlik getirmek için bu ülkeyi işgal ettiyse o zaman tam anlamıyla hezimete uğradı... Bölgedeki müttefiklerinin giderek kendisinden soğumaya başladığını gören ve Irak'ta yeni bir Vietnam sendromuna sürüklendiğini fark eden ABD ise, işte bu noktada belki de ilk kez İsrail'in, Neo-Con'ların ve Yahudi lobilerinin etkisinden kurtularak (ya da kurtulmaya çalışarak ) bölgemize yönelik farklı düşünmeye başladı.

Avrupa'nın İran ve Suriye'ye yönelik yeni tavırları da ABD'ye yardımcı olmaktadır. Solana iki yıl aradan sonra ilk kez Şam'a gitti. AB; Irak, Filistin ve Lübnan sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak üzere yeni inisiyatifler başlatıyor.

Ama ne yazık ki Türkiye tam da bu zamanda kendi iç ve kısır tartışmalarıyla boğuşuyor. Türkiye dikkatli, her şeye ilgili ve çok daha aktif olmak gerekiyor. Çünkü Irak'ta ve bölgede her şey, ama her şey öncelikle Türkiye'yi ilgilendiriyor.[3]

Bush'un asıl amacı hala anlaşılamadı!.

Son Irak planı çerçevesinde eleştirilere rağmen Irak'a ek asker gönderen Bush'un aslında başka pek çok alternatifi vardı. Fakat ABD'nin öncelikli hedefi Irak'a barış getirmek değil, bölge petrolüne hâkim olmak" şeklinde planlanmıştı.

Bush'un yeni stratejiyi ilan ettiği tarihten beri Irak'ta ölüm ve yıkım sürüyor: Onlarca Amerikan helikopteri düşürüldü, ABD'nin kayıpları önceki oranlarda kalırken terör ve direniş eylemleri arttı... Bombalama eylemlerinin, Şiilerle Sünnileri karşılıklı kızıştırıp kapıştırmak için ABD tarafından yapıldığı ortak bir kanaat halini aldı.

Belki de sınırlar açılsa, Irak'ta Amerikalılar, onların varlığından kazançlı çıkanlar dışında kimse kalmaz...

Fakat Bush, alternatiflerden söz etmeye dahi karşı. Çünkü başarılı olduğunda ısrarlı. Bu da aslında bir alternatif! Zira Bush ta başlangıçta 'zaferden' konuşmuş, Mayıs 2003'te görevin tamamlandığını ilan etmişti. Başarı zaferin alternatifi değilse bile, geçmişte sonuçsuz kalan birçok stratejinin alternatifidir. Zira 2004'te parlamento kurulması ve iktidarın Iraklılara teslim edilmesi bir plandı; 2005'teki seçimler bir başkası, geçen yaz Bağdat'ın terörist ve direnişçilerden 'temizlenmesi'yse bir üçüncü plandı.

Amerikan askerlerinin sayısının artırılmasını içeren son stratejiden önceki tüm ABD planları başarısız oldu. Bush ard arda gelen başarısızlığı itiraf etmedi ve etmeyecek. Çünkü hedef, hepimizin bildiği ve Amerikalı yetkililerin de ifade ettiği gibi bölgenin petrolü.[4] Ve İsrail'in çıkarlarıydı...

PKK'yı kim kime karşı kullanıyor?

Irak Kürtlerinin adımları komşu ülkelerde tedirginlik yaratıyor. En sadık ve belki de tek destekçileri ABD'den de çatlak sesler geliyor...

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ'un Bağdat toplantısıyla aynı günde Diyarbakır'a sürpriz bir ziyaret yapıp "Askeri ihtiyaçlar gerektirdiği zaman, Türkiye, Irak kuzeyinde uygun göreceği tedbirleri her zaman alabilir" demesi herhalde rastlantı değildi. Ancak emekli Org. Edip Başer'in Türkiye'nin önceliğini, PKK değil de, bağımsız bir Kürdistan kurulmasını engellemek olarak tarif etmesi kafaları karıştırmış durumda.

Şöyle ki PKK'yı hep Irak Kürtlerinin Türkiye'ye karşı bir kozu olarak görür, örneğin bir gün "verin Kerkük'ü alın PKK'yı" diyeceklerini düşünürdük. Fakat eğer Başer, devletin temel yaklaşımını seslendiriyorsa tam tersi bir durum söz konusu olabilir. Böylelikle Ankara'nın PKK'yı Irak Kürtlerine karşı bir koz, Kuzey Irak'a müdahale bahanesi olarak kullandığı ve/veya kullanabileceği şeklindeki spekülasyonlara kapı aralanmış olur.[5]

BM'nin eski silah denetçilerinden Hans Blix:

Blair'in, saldırabilmek için gerçekleri tahrif ettiğini açıklıyor!

BM'nin eski silah denetçilerinden Hans Blix, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve kadrosunu, 2003 yılından önce Irak savaşını haklı kılmak için gerçekleri tahrif etmeye çalışmakla suçladı.  İngiltere'de yayın yapan SKY televizyonuna açıklamalarda bulunan Blix, hükümetin savaş öncesinde hazırladığı savaşın gerekçelerini anlatan dosyada, sırf savaşın halkın gözünde haklı görülebilmesi için bütün soru işaretlerinin ünlemlerle değiştirildiğini söyledi.

Blair'in "kötü niyetle" hareket edip etmediği sorusu üzerine Blix, "Sanırım gerçekleri tahrif etmeye çalıştılar. Bunun için de soru işaretlerini ünlemlerle değiştirdiler. Bence hem Bush hem Blair büyük güven kaybına uğradılar" dedi. Savaşın yasa dışı olduğunu belirten Blix, BM Güvenlik Konseyinin çoğunluğu savaşa karşıyken, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın işgal güçlerinin BM Güvenlik Konseyinin onayıyla hareket ettiğini söyleyebilmesini eleştirdi.

Blix; ABD'nin başarılı olamayacağını söylüyor!

Irak'ın yakın geleceğinden umutlu olduğunu kaydeden Hans Blix, ülkede çok sayıda zeki ve iyi eğitimli kişinin bulunduğunu, bunların eline güç verilmesi ve kaderlerinin kendi ellerinde olduğuna inandırılması gerektiğini ifade etti. "Bu insanlar başarabilecek mi bilmiyorum, ama ABD'nin başarılı olmayacağını biliyorum" diyen Blix, "Bence işgalin ardından Irak'ta yaşanan her şey bir trajediydi. Bence burada yaşanan tek olumlu şey Saddam'ın ortadan yok olmasıydı" ifadesini kullandı. "Bu savaşın diplomasi yoluyla engellenmesi mümkün müydü?" sorusu üzerine Blix, "Silah denetimlerini birkaç ay daha sürdürmemizi sağlasalardı, ki Avrupa bunu istiyordu, bütün İngiliz, Amerikan ve diğer istihbarat örgütlerinin kuşkulandıkları yerler denetlenmiş olacaktı" cevabını verdi.

Blix, "Bu süre tanınmış olsaydı, kuşkulanılan yerlerde silah olmadığı cevabını verecektik, zira silah yoktu. Şimdi zaten istihbaratçılar da kaynaklarının son derece zayıf olduğunu kabul ediyor" diye konuştu.


Pentagon, Irak'tan çekilme stratejisi hazırlıyor

Amerikalı askeri uzmanlar, Irak için mevcut planın başarısızlığı halinde uygulanacak yeni bir çekilme stratejisi hazırlıyor. Los Angeles Times gazetesinin, adının açıklanmasını istemeyen bir Pentagon yetkilisine dayanarak verdiği haberde, yeni plana, ABD Başkanı George Bush yönetiminin istikrarı sağlamak adı altında Irak'a takviye 26 bin asker gönderme planının başarısız olması ya da demokratların liderliğindeki Amerikan Kongresinin askerlerin gönderilmesini engellemesi halinde başvurulacağı belirtildi.

Planın, Amerikan askerlerinin kademeli olarak çekilmesi ve ağırlığın Irak güçlerinin eğitimine verilmesini öngördüğü kaydedildi. Yeni stratejinin temelini, ABD'nin 1981-1992 yılları arasında El Salvador'da uygulanan plandan aldığı kaydedildi. ABD özel birliği Yeşil Bereliler, El Salvador ordusunu gerillalara karşı eğitmişti. Asker sayısının artırılmasından danışmanlık rolüne dönüşün, Irak'taki Amerikan birliklerinin aşamalı olarak çekilmesini tavsiye eden Irak Çalışma Grubunun görüşlerine de paralel olduğu ifade edildi. 

İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşu Chatham House:

"İran'a saldırının bedeli ağır olur" diye uyarıyor!

İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşu Chatham House, İran'ın nükleer programına yönelik askeri operasyon başlatılması durumunda İsrail'in ödeyeceği bedelin yüksek olabileceğini belirtti. Chatham House araştırmacılarından Yossi Mekelberg tarafından hazırlanan raporda, muhtemel bir İsrail hava saldırısının İran'ın nükleer tesislerini yok etmede başarılı olabileceğini ancak bu stratejinin "aşırı derecede riskli" olduğu savunuldu. Mekelberg raporunda, İran'ın Tel Aviv ve Hayfa gibi İsrail şehirlerine kapsamlı balistik füze saldırısıyla karşılık verebileceğini ve saldırılarda "büyük can kaybı" yaşanabileceğini bildirdi.  İran'a yönelik bir askeri operasyonun İsrail'in uzun dönemli çıkarlarına zarar vereceğini belirten Mekelberg, "Saldırının İsrail'in genel güvenliği açısından olumsuz etkileri olur. Bunun siyasi ve ekonomik sonuçları büyük ve kapsamlı olur" dedi. İsrail tarafından ısrarla yalanlanmasına karşın Tel Aviv'in İran'a yönelik stratejik saldırı planları yaptığını söyleyen Mekelberg, bununla birlikte İsrailli liderlerin Tahran ile Batı arasındaki nükleer uyuşmazlığın diplomatik çözümünden yana olduklarını bildirdi. İsrail halkının, İran'ın nükleer silaha sahip olmak üzere olduğunu düşünmesi durumunda kendini harekete geçmeye mecbur hissedeceğini belirten Mekelberg, özellikle İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın "İsrail'in haritadan silinmesi gerektiği" açıklamasının bunda etkili olacağını anlattı.


Churchill: "Yaşananlardan Yahudilerin sorumlu olduğunu yazıyor!

Eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in, 1937 yılında kaleme aldığı makalede, çektikleri acılardan Yahudilerin kendilerinin kısmen sorumlu olabileceğini yazdığı ortaya çıktı. Cambridge üniversitesi arşivine göre, Churchill daha başbakan koltuğuna oturmadan kaleme aldığı, ancak yayınlatmadığı makalede, "Yahudiler acısını çektikleri düşmanlığın kısmen de olsa sorumlusu kendileridir" ifadesini kullanıyor. Churchill, bu düşmanlığı "Yahudinin farklı oluşuna" bağlıyor.  Yani Churchill: Aşırı dünya hırsı, fesatçılığı ve fırsatçılığı yüzünden Yahudilerin, yaşadıkları ülke halklarını kışkırttıklarına dikkat çekiyor. Tarih doktoru Richard Toye tarafından ortaya çıkarılan "Yahudiler zulümle nasıl başa çıkabilir" başlıklı makaleye göre, eski başbakan "Yahudi düşmanlığını sırf canilerin acımasızlığına bağlamanın kolaycılık olacağını" belirtiyor ve bunun ille de bütün gerçeklerle örtüşmeyeceğini yazıyor. Churchill bunları yazdıktan üç yıl sonra başbakan olmuştu. Her halde hizaya sokulmuştu. 










[1] Vatan

[2] 13.3.2007 / Şlomo Ben-Ami / Daily Star / Radikal

[3] (13.3.2007 / Hüsnü Mahalli / Akşam)

[4] 12.3.2007 / Cihad El Hazin / Hayat / Radikal

[5] (12.3.2007 / Ruşen Çakır / Vatan)


Bu yazarin diger makaleleri

KALEM SURESİ VE HAK DAVA SÖMÜRÜCÜLERİ
  Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla   1- Nun. Kaleme ve satır satır...
Devami
KARANLIK ÇOK KOYULAŞMIŞTI VE ARTIK SABAH YAKINDI
Prof. Gürhan Çağlayan’ın Vicdan Ayarı ve Vatani Duyarlılığı! “Cumhuriyet Tarihinde Üretim...
Devami
HİCRETTEN DEVLETE MEDENİYET AŞAMASI
  O gün, ”Darü'n - Nedve” (Mekke müşriklerinin danışma yeri ve...
Devami
LAİKLİK "LADİN"LİĞİ DAYATMAK DEĞİLDİR
  Cumhuriyet ve demokrasi gibi kavramların, adı aynı ama tadı...
Devami
Yalan ve Palavra Üzerine Kurulan: AKP SALTANATININ “SOSYAL TUFANI” YAKINDIR!
  Dünyamızdaki tabii hayatın hoyratça tahribatı, hızla artan ahlaki yozlaşmalar ve...
Devami
TÜRKİYE KUŞATILMIŞTIR VE TARİHİ HESAPLAŞMA KAÇINILMAZDIR
Türkiye’nin, “PKK ile barışma” perdesi altında bir “ayrışma” sürecine doğru...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4302

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR