Reklam
Reklam
Reklam

KUR'AN'I TANIMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

“Elif-Lam-Ra. İşte bunlar, (her türlü gerçeği anlatan) apaçık Kitabın ayetleridir. Kesinlikle Biz Onu, akıl erdirip anlayasınız diye, (vahye ve tebliğe muhatap olan kavmin anadili olan) Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf: 1-2) Evet Kur’an, ezel ve ebedi kuşatan Allah ilminin, yine Allah tarafından, Arapça ifadesidir.

Kur’an; insanın ve kâinatın bütün bilinmezlerini açan ve çözüm yollarını açıklayan, Rabbani ilim hazinelerinin anahtarları ve şifreleridir.

Kur’an; İlahi bilim, proje ve program merkezi diye tarif edebileceğimiz “Levh-i Mahfuz”un, insanlığa hidayet ve saadet rehberi olmak üzere, Arapçaya tercüme edilmiş şeklidir.

Kur’an; kâinat kitabının bir disketi, ve deryadan damla misali ilm-i ezelinin bir özetidir.

Kur’an; ahiret denen sonsuzluk saadeti kadar, adil ve asil bir dünya medeniyetinin… En yüksek ve gerçek bir ahlâk, maneviyat ve diyanet kadar, en güzel laikliği ve en mükemmel demokrasiyi içeren örnek devlet ve siyaset prensiplerinin… İnananların şahsi terbiye ve terakkileri kadar, değişik din ve düşünceden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerinin de formülleridir.

Kur’an; farklı köken ve kültürden, ayrı karakter ve kimlikten bütün insanların birlikte barış ve bereket içerisinde yaşama şartlarını öğreten kutsal belgedir.

Kur’an; maddi ve manevi bütün dertlerimizin çaresi, sosyal ve ekonomik hastalıkların şifalı reçetesidir. Sorunların kaynağını ve kurtuluş yollarını gösteren İlahi gerçeklerdir.

Sure başlarındaki “Huruf-u Mukattaa” denilen harfler ise, Kur’an kompüterinin kod numaraları gibidir. Gelecekte hakikat ilmine vakıf ve Nübüvvete varis olanlar ve Kur’an dilinden anlayanlar, bu şifrelerle ilim ve insanlık adına çok yüksek bilim ve buluşların yolunu açacaklar ve pek muhteşem medeniyetler kuracaklardır.

Kur’an; kullarıyla konuşan Allah’ın kelâmıdır. Kelâm ise, sözü laf olmaktan çıkaran İlahi hikmetler ve değişmez gerçekler bütünüdür. Çünkü zaman; her şeyi eskittiği ve potasında erittiği halde, Kur’an ise, zamanı eskiten, asırlara can ve şekil veren hakikattir. Gerçekliğini ve geçerliliğini asla yitirmeyen eskimez değerlerin ve değişmez doğruların hazinesidir. Kur’an’ın dışında, her yazılan, kendi yazarının ve kendi zamanının bilgi ve yargılarını taşıdığı için, bir süre sonra eskimeye, önemini ve özelliğini yitirmeye mahkûm olmuştur. Yeryüzündeki bütün beşeri düşünce ve düzenler, Kur’an’ın hüküm ve hikmetlerinden sadece bir kaçına talip ve sahip çıkabildikleri ölçüde kıymet kazanıp bir müddet de olsa ayakta kalabilmişler, ama sonunda yozlaşmaya ve yıkılmaya mecbur kalmışlardır.

Kur’an; insanı, iman ve irfan ufkuna sevk eden, Hak ile bâtılı fark edip sezdiren, helali, haramı öğreten, ahlâkta güzeli ve çirkini bildiren, ibadet ve istikamet yolunu çizen, yaratılışın hikmetini ve ebedi varoluşun hedefini gösteren, hidayet rehberidir.

Kur’an; ahlâki, hukuki, sosyal ve ekonomik konularda temel ve genel hükümler koyarak, insanlığın felahını ve refahını amaçlayan ve birlikte yaşama şartlarını ayarlayan adalet düzenidir.

Kur’an; bütün bilimlerin, teknoloji, sanat ve sanayinin temel esaslarına işaret ve irşat eden, Rabbani formüller içermektedir.

Kur’an; akılların nuru, ruhların huzuru, gönüllerin süruru ve kâinatın şuurudur.

Kur’an; geçmiş ümmetlerin ibretli hayat hikâyelerini, peygamberlerin örnek mücadelelerini, çeşitli cephelerden ve çarpıcı misallerle anlatan, bazen hayal gemisiyle tarih denizinde dolaştıran, bazen fikir füzesiyle ahiret ve cennet âlemlerine ulaştıran; rahmet mesajı ve sonsuzluk müjdesidir.

Ne var ki bütün bu gerçekleri, kuru ve kararsız akıldan ziyade, iman ve irfan sahibi gönüller sezebilmektedir. Zira, insan gönlü, Kur’an dalgalarına göre ayarlanmış, hassas bir alıcı gibidir. Akıl ve araştırma, olayları sadece bilgi sermayesi ve zaman formülü içinde değerlendirip anlamaya çalışırken, kalp ve gönül ise, zahiri araçlara gerek duymadan bilinmesi gerekeni sezme ve kavrama yeteneğine sahiptir. Böyle selim bir kalp ve temiz bir gönül aynası, İlahi ilmin elektronik beyni diyebileceğimiz Kur’an’ın, bir nevi görüntü ekranıdır. (İfade acizliğimden ötürü kullandığım bu tabirlerden dolayı Rabbimin affına sığınıyor ve bağışlanacağımı umuyorum).

Çağımızda, insan sesine göre ayarlanmış özel kasa kilitleri vardır. Yani, o kasanın sahibi konuşmadıkça, onu açmak mümkün olmamaktadır. İşte Kur’an, sahibimiz olan Allah’ın, gönül kasalarımızın kapılarını açacak mutlu ve kutlu mesajlarıdır. Bu hikmetten dolayıdır ki Kur’an okunurken, ondaki İlahi ses ahengi, önce kalbin duygusal tuşlarını harekete geçirir, daha sonra gönüller, ayetlerin verdiği şifreleri çözmeye ve manaları sezmeye başlar. Temiz yürekli ve iyi niyetli bir Müslümanın, Kur’an okunurken ve Kur’ani hakikatler anlatılırken duygulanması ve ağlaması bundandır. Kalplerimizin safiyet kazanması ve hassasiyetini koruması ise, ancak Peygamber Efendimizin örnek şahsiyetine ve sünnetine uymak ve vahiy sistemini fert ve toplum hayatımıza uygulamakla mümkündür. Efendimizin ahlâkına ve Kur’an’ın ahkâmına ters düştüğümüz ve cahili hayat tarzına rağbet ettiğimiz ölçüde, kalplerimiz hayatiyetini ve hassasiyetini yitirecek, ruhlarımız kirlenecek, akıllarımız ve anlayışlarımız ise körlenecektir. Bu kalbi ve ruhi hastalıklarımızı tedavi edecek en güzel ocak ise, yine Kur’an mektebidir.

Evet, “Tabiat ve Kur’an”, ikisi de okumamız, üzerinde kafa yormamız ve kavramamız gereken Allah’ın ayetleridir. Allah’ın (CC) ilk emri; “OKU!..” olmuştur. Okumak, anlamak ve gerektiğini yapmak için de iki kitap üzerinde dikkatimizi çekmiştir. Birisi Kitab-ı Kâinat olan bütün âlemlerdir… Diğeri Kur’an-ı Kerim’dir. Tabiat denilen kâinat kitabında, canlı-cansız, büyük-küçük her yaratılan ve varlıklar arasındaki bu ahenk ve intizam, Cenab-ı Hakkın sonsuz ve doyumsuz güzellik ve özelliklerinin görüntüleri ve gölgeleridir. Şairin dediği gibi

“Bin bir yüzle göründün, âlemi saldın gümana,

Bir yüz ile görünseydin kâfir de gelirdi imana.”

Evet, basiret ve hikmet ehli için hayatı ve hadiseleri ibretle seyretmek, kâinatın kitabını okuyup düşünmek ve yüce, yaratıcının kudret ve sanatını tefekkür ve temaşa etmek, ibadetlerin en büyüğü sayılmıştır.

      

Gaflet gözlüğünü at

Gör, kitab-ı kâinat

Yazılmış bin bir âyat

Sanma, şuursuz oldu!

        

Hücreler saf saf olmuş

Her zerre bir harf olmuş

Sanki ilmi sarf olmuş

Bir nokta, bin söz oldu!

        

Her varlık bin bir hece

Çözülür bu bilmece

Kudret dizmiş gör, nice

Böyle kusursuz oldu!

          

Cenab-ı Hakkın insanoğluna iki kitabı bulunduğunu yukarıda arz etmiştik: Tabiat ve Kur’an. Bunların ilki şekil, ses, koku ve renklerle hitap; ikincisi ise kelime ve anlamla hitaptır. Yaratan bunların ikisini de “kitap” olarak zikretmektedir. Hem kâinat, hem Kur’an, ikisi de insanın okuması ve gereken anlamı çıkarması için var edilmiştir. İkisinin de sahibi ve sani’i Allah’tır. İnsanoğlu onlar üzerinde orijinal hiçbir değişme ve ilave yapamaz.

İnsan ikinci bir kâinat, ikinci bir tabiat var edemediği gibi, ikinci bir Kur’an da vücuda getiremez. İnsan, çağlar boyu tabiatı, renkler, şekiller ve sesler halinde yorumladığı gibi, Kur’an’ı da yorumlar. Ancak bu yorumların hiçbiri ne tabiat olmuştur, ne de Kur’an... Bu öylesine değişmez bir gerçekti ki, Kur’an’ın tebliğcisi Hz. Peygamber (SAV) Efendimizin hadisleri bile Kur’an sayılmamıştır.

İnsanlık tarihinin hiçbir kitabı, eseri, belgesi ve Kur’an’ın dışında hiçbir metin, kelimesi kelimesine, harfi harfine, noktası noktasına çağlar ve asırlar boyunca böylesine okunmamış, böylesine incelenmemiş ve üzerinde kafa yorulmamıştır. Kur’an, tıpkı yaratıcı kudret gibi özünde asla tükenmeyecek yeni doğuş ve oluş hazineleri taşımaktadır. Her şeyi eskitip yiyen zaman O’nu yenilemektedir. ZAMANA YENİK DÜŞMEMEK VE SÜREKLİ TAZE, YENİ VE CANLI KALMAK OLGUSUNA “Kur’an mucizesi” DEMİŞTİR. Bu mucizeye dayanarak, Kur’an; zaman tarafından eskitilemeyeceğini, kendisinin eşsiz meziyeti olarak ileri sürer ve aksini düşünenlere açıkça meydan okumaktadır. Bu meydan okuyuşa bugüne kadar cevap veren çıkmamıştır ve çıkmayacaktır!...

“Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden (Kur’an-ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (bu iddianızda) sadıklardan (samimi ve tutarlı olanlardan)sanız; haydi Allah’tan başka hazır bulunan tüm tanıklarınızı (ve tanıdıklarınızı yardıma) çağırın ve onun surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım). (Ama bunu) Yapamazsınız, ki (elbette) yapamayacaksınız…” (Bakara: 23-24)

Sünnetullah olan tabiat kanunlarını değiştirmek ve bozmak nasıl mümkün olmuyorsa... Tabiat kanunlarına aykırı bir hareket ve gayret, nasıl ki insanın aleyhine başarısızlık ve zararla neticeleniyorsa, bunun gibi Kur’an kanunlarını ve Allah nizamını bozup değiştirmek de mutlaka ve herhalde musibet ve felaketlerle sonuçlanacaktır. Kur’an’a aykırı bütün kanun ve kurallar insanlığın aleyhine olacaktır... Bugün İslam âleminin düştüğü zillet ve perişaniyet ve bütün insanlığın içinde bulunduğu bunalım ve dalâlet, bunun apaçık ispatı ve İlahi cezasıdır.

Asla unutulmasın!.. Kur’an tabiat kadar canlıdır. Kur’an kelâmının yazıldığı sahifeler mecmuası olan “Mushaf-ı Şerif” ise sadece İslam’ın programıdır. Kur’an ise, hayattır, hakikattir, tatbikattır... Coğrafya kitapları ve tabiat manzaraları; nasıl tabiatın kendisi olamazsa, “Mushaf-ı Şerif” de Kur’an’ın resmi ve İslam’ın programı durumundadır. Mushaf’ın okunup dinlenmesinden zevk alıp Kur’ani kuralların hayat bulmasını ve uygulanmasını istemeyen, tabiat manzaralarından hoşlanıp, yaratıcısına iman ve itaat etmeyen kimselerden farksızdır. Emrine uyulmayan, hükmü uygulanmayan… Fert ve toplum hayatını düzenleyecek prensip ve programların hazırlanmasında; temel kaynak ve dayanak yerine konulmayan bir Kur’an; Kendisinden çok yönlü yararlanılmak için, üzerine baraj yapılmayan… Enerji üretiminden, zirai sulama sistemine, balık ve diğer su ürünleri yetiştirmeden ulaşım ve taşıma hizmetlerine kadar çeşitli imkânlarından mahrum kalınan… Yani boşa akıp duran ve asla bulunmayan, Hüdai bir ırmak konumundadır.

Kur’an’ı en iyi tanıtan bir hadis-i şerifle kapatalım:

Hz. Ali şöyle buyurdu: “Ben Resulüllah (SAV)’i şöyle derken işittim: ‘Dikkat ediniz ve iyi biliniz ki: ileride bir fitne zuhur edecektir’, dedi. Ben: ‘O fitneden (bizi) kurtaran nedir?’ diye sorunca; Resulüllah (SAV): ‘Allah’ın kitabıdır. Onda sizden öncekilerle sonrakiler hakkında (ibretli ve yeterli her türlü) malumat vardır. Aranızda olan (bütün) sorunlarla ilgili (temel ve genel her) hüküm Kur’an’dadır. O, hidayet ile sapkınlığın arasını ayıran Furkan’dır. Boş ve bâtıl sözü yoktur, tamamı ciddiyet ve hikmettir. Kim bir zorba yüzünden Kur’an’ın emrini bırakırsa Allah onu helak edecektir. (Kur’an’ın adalet hükümlerinin ve emirlerinin uygulanmasına engel olan zalim ve zorba hükümetler de, onlara destek veren gafiller ve hainler de belasını bulacak, cezasını çekecektir.) Kim Ondan başka bir yerde hidayet ararsa Allah onu sapıklığa terk edecektir. O, Allah’ın sapsağlam ipidir. O, hikmetli bir öğüt ve zikir, dosdoğru bir yoldur. (Hidayet ve istikamet rehberidir.) Ona uyulduğu müddetçe Hak’tan uzaklaşılmaz. Ona başka kelâm sokuşturulamaz ki, Hak ile bâtıl birbirine karıştırılabilsin. Âlimler Ona doyamaz. Kur’an okumak ve tekrar edilmekle aşınmaz. (Hikmet ve hakikat incileri, tükenmeyen bir okyanustur.) Akılları hayrete düşüren mucizevi ve İlahi özellikleri nihayet bulmaz. O öyle bir kitaptır ki, cinler Onu işittikleri zaman kendilerini alamadı ve: ‘Muhakkak biz, şaşılacak (ve akılları hayrette ve hayran bırakacak), Hakka ve hayra hidayet eden bir Kur’an işittik’ dediler. (Kur’an en hassas ve sağlam bir terazidir. En şaşmaz ve yanılmaz bir göstergedir... Bu İlahi özelliğini ve önemini asla yitirmeyen ve herkesin gerçek ayarını ve değerini ortaya döken bir manevi röntgendir.) Kim Onun dediğini söylerse, doğru söylemiş olur. (Kur’an’a aykırı her söz ve hüküm ise; yalandır ve yanlıştır. Mü’mini, münkiri ve münafık kimseleri en açık biçimde tanıtan Allah’ın kelâmıdır) Kim Onunla amel ederse şerefli karşılığını bulur. Kim Onunla hükmederse adalet göstermiş olur. Kim Ona çağırırsa, (davet eden de edilen de) doğru yola hidayet edilmiş olur.’ buyurdular.” (Tirmizi-Taç Tercümesi C.1.No:15)

 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Müspet Milliyetçilik Yararlıdır; IRKÇILIK İSE ZARARLIDIR          Yeniçağ gazetesi Yazarı Esfender Korkmaz, “Türk-İslam...
Devami
  Çocuklarımız, Allah’ın bize bir emaneti, evlerimizin şenliği, ailelerimizin nesil garantisi...
Devami
   Başörtüsü Müslüman Kadının Onurudur Cahiliye toplumlarında insanların hayatlarını yönlendiren, mutlak...
Devami
  Tıp bilgisinin kesin tespitine göre döllenmiş bir yumurta ikiye...
Devami
Zaman Gazetesinden Mustafa Ünal, Siyonist Yahudilerin ve ABD lobilerinin sevincini...
Devami
İslam; bütün insanlığın saadet ve selamet kuralları ve Müslümanların imtihan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4988

SON YORUMLAR