Reklam
Reklam
Reklam

Hz. Peygamber'imizi (Hâşâ) Anarşist Gösteren: AB'NİN HİLMİ ÖZKÖK VE TAYYİP ERDOĞAN HAYRANLIĞI!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Raporda, Mart 2003'ten itibaren Erdoğan ve Özkök'ün tutumları değerlendiriliyor. Özellikle Özkök'ün TSK'yı günlük politikanın dışında tutma çabası vurgulanırken şu ifadeler kayda geçiriliyor: "Genelkurmay Başkanı Silahlı Kuvvetler'in günlük, politika dışında kalması gerektiğine inanmaktadır ve Silahlı Kuvvetler'i doğrudan ilgilendiren konularda ise askerî ve sivil liderler arasındaki görüş ayrılıklarının ikna ve iki tarafı da memnun eden bir yol bulunması yoluyla giderilmesini-her zaman demokratik yollardan seçilmiş politikacıların son sözü söylemesi gerektiği inancıyla-tercih etmektedir. Buna karşılık Başbakan da askerlerin hassasiyetlerinin kesinlikle farkında olduğunu göstermektedir ve başkanı olduğu hükümet, çoğu zaman askerlerin muhalefetine yol açacak düzenlemeler yapmamaya özen göstermektedir." Hükümetle askerler arasındaki bu uzlaşmanın Mayıs 2004'te yaşanan imam hatip liseleri tartışmalarında sınavdan geçtiğini ileri süren rapor, bu ilişkinin ileride daha büyük sınavlar geçireceğini belirtiyor.

 

AB'den Özkök ve Erdoğan'a bu övgü niye?

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün yürüttükleri çalışmalar Avrupa Birliği'nden övgü alıyor.

AB fonlarıyla Türkiye'deki asker-sivil ilişkisini inceleyen Avrupa Güvenlik Araştırmaları Merkezi, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün Türk Silahlı Kuvvetleri'ni politik tartışmaların uzağında tuttuğunu, görüş ayrılığı olan konularda uzlaşmayı tercih ederek son sözü siyasetçilere bıraktığını vurguluyor. Bu tutumun Türkiye'nin AB yönelimini olumlu etkilediğini tespit eden merkez, Erdoğan için de şu yorumu yaptı: "Başbakan askerlerin hassasiyetlerinin farkında ve askerlerin muhalefetine yol açacak düzenlemeleri yapmamaya özen gösteriyor." Merkezin hazırladığı raporda, Erdoğan'la Özkök'ün din-siyaset ilişkisine bakış açılarının aynı olduğu vurgulanırken "Erdoğan siyasal İslam'la arasına mesafe koydu." tespitine yer veriliyor.

Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerindeki dönüşüme de değinen rapor, Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilmesinde ve iki kurum arasındaki ilişkilerin gelişmesinde en önemli rolü Genelkurmay Başkanı Özkök'ün üstlendiğine vurgu yapıyor. Raporda, "AK Parti'nin dinî eğilimli bir parti olarak algılanmasına rağmen, TSK'nin yüksek kademesi ile iktidardaki AK Parti arasında sağlanmış görünen çatışma yerine uzlaşma da (modus vivendi) daha az önemli değildir. Bu ilişki süregelen buluşma adına ve -AB ve AB'ye üye ülkelerin açık bir şekilde büyük önem atfettikleri görülen-Avrupa'daki uygulamaya belki de bir süre sonra tam uyum sağlanabilmesi bakımlarından iyiye işarettir." Övgüleri diziliyor.

Raporda, Mart 2003'ten itibaren Erdoğan ve Özkök'ün tutumları değerlendiriliyor. Özellikle Özkök'ün TSK'yı günlük politikanın dışında tutma çabası vurgulanırken şu ifadeler kayda geçiriliyor: "Genelkurmay Başkanı Silahlı Kuvvetler'in günlük, politika dışında kalması gerektiğine inanmaktadır ve Silahlı Kuvvetler'i doğrudan ilgilendiren konularda ise askerî ve sivil liderler arasındaki görüş ayrılıklarının ikna ve iki tarafı da memnun eden bir yol bulunması yoluyla giderilmesini -her zaman demokratik yollardan seçilmiş politikacıların son sözü söylemesi gerektiği inancıyla- tercih etmektedir. Buna karşılık Başbakan da askerlerin hassasiyetlerinin kesinlikle farkında olduğunu göstermektedir ve başkanı olduğu hükümet, çoğu zaman askerlerin muhalefetine yol açacak düzenlemeler yapmamaya özen göstermektedir." Hükümetle askerler arasındaki bu uzlaşmanın Mayıs 2004'te yaşanan imam hatip liseleri tartışmalarında sınavdan geçtiğini ileri süren rapor, bu ilişkinin ileride daha büyük sınavlar geçireceğini belirtiyor.

Avrupa Güvenlik Araştırmaları Merkezi bünyesinde hazırlanan rapora Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) de destek verdi. Raporu hazırlayan çalışma grubunda ASAM üyeleri emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu ve emekli Orgeneral Edip Başer de vardı. Ancak bu iki general çalışmaların devam ettiği sırada raporun bazı bölümlerine itiraz ederek gruptan ayrıldı. Raporu hazırlayan çalışma grubunda, Prof. Ali İhsan Bağış, Prof. Ahmet Evin, Prof. Metin Heper, Prof. Haluk Kabaalioğlu, Prof. Ali Karaosmanoğlu, Prof. Nilüfer Narlı, Dr. Mustafa Şahin gibi Türk akademisyenler de bulunuyor.

Türkleri süpürgeci yapan CFR ve AKP!

Biz 26 Ağustos 2001 tarihinden itibaren, AKP''nin CFR desteğiyle kurulduğunu belgesiyle birlikte defalarca gündeme getirdiğimiz ve Tayyip Erdoğan, bu bilgi ve belgeyi hiçbir zaman tekzip edemediği halde, bu parti başta Yüksek Seçim Kurulu ve Yargıtay olmak üzere devletin her kademesi tarafından meşru kabul edildi.

Yayınladığımız CFR belgesinde, AKP''ye dayatılan "yerel yönetimlere otonomi vermek" şartının gerekleri de yasal olarak bir bir yerine getirildi ama gerek devletin kurumları gerekse diğer siyasi partiler, bu bilgi ve belge yokmuş gibi davrandı! Gözlerini kapattılar! Çünkü karşılarındaki güç AKP''den önce ABD idi ve ödleri kopuyordu!

Şimdi ise İngilizlerin ünlü yayın organı The Times gazetesi, Türkiye''de yaratılan garip bir seçim atmosferinin ardından iktidar koltuğuna oturtulan AKP''nin, ABD tarafından hazırlandığını gündeme getirdi. Gazete, "Ortadoğu''yu ılımlılaştırmak isteyen Bush, sadece Türkiye''de başarılı oldu" dedi!

İngiltere''de yayınlanan The Times gazetesi, Bush yönetiminin, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu''yu ılımlılaştırmak için teşvik ettiği demokratik seçimlerin, tam tersine radikal İslamcılara iktidar yolunu açtığı yorumunu yaparak "Ortadoğu''daki tek başarılı örnek Türkiye''deki AKP" diye yazdı.

"The Times" özetle şu görüşlere yer verdi:

"11 Eylül 2001 saldırılarından sonra terörizme karşı savaş çerçevesinde bölgenin ezilen halklarına daha fazla söz hakkı tanınması amacıyla harekete geçen ABD''nin bu çabaları Nil''den Dicle''ye kadar marjinalleşmiş siyasi grupları ön plana çıkardı. İlk test alanı Türkiye oldu. Bu en laik Müslüman ülkede İslamcı kökenden gelen AKP, 2002 seçimini kazanarak tek başına iktidara geldi. Halen gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçiminin favorisi olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, testin en büyük başarısı olarak görülüyor."

Bu fotoğraf, Türkiye''nin iktidar partisinin CFR ve ABD tarafından desteklenerek Türkiye''yi yönetir duruma geldiğini bütün açıklığı ile gösteriyor! Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, CFR ve ABD''ye sözler verilerek kurulan bir partinin Türkiye''yi yönetmesine nasıl seyirci kalıyor?

CFR konusunu bir defa daha hatırlatalım!?[1]

ABD'nin bölgedeki tek başarısı AKP imiş!!!

Filistin'de Hamas'ın büyük bir çoğunlukla seçimleri kazanmasının ardından İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Times'da çıkan bir haber analiz aynen böyle söylemekteydi. Bush'un Ortadoğu'ya demokrasi getirme projesinin istenmeyen sonuçlarına dikkat çeken gazete özellikle İran'da Ahmedinecat'ın seçilmesine ve ardından da Hamas'ın büyük başarısına dikkat çekiyordu.

Ayrıca Irak'ta da işlerin Amerika ve Batı açısından iyi gitmediğini belirten gazetenin yorumuna göre, Bush yönetiminin bölgedeki tek başarı hikâyesi AKP iktidarıymış. AKP'nin 2002'de tek başına iktidara gelmesinin ve Amerika ile Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde işbirliğini sürdürmesinin tek başarı olduğunu vurgulayan The Times, bölgede yükselen Amerikan karşıtı havanın ve sandıktan radikal güçlerin çıkması ihtimalinin Amerika'yı oldukça rahatsız ettiğini yazdı.

Bu analiz bizim daha önce ‘AKP 28 Şubat'ın Alternatifi Değil Bizatihi Kendisidir' (26 Ekim 2005) yazımızı hatırlattı. Kısaca hatırlamak gerekirse, o yazıda şu hususların altını çizmiştik: Önce 28 Şubat'ın ne olduğunu anlamak gerekir. 28 Şubat İstanbul'da iç borcun faizinden beslenen iş çevreleri ve bu iş çevrelerinin işaretiyle harekete geçen İstanbul basını tarafından başlatılmıştı. İş çevreleri Refahyol hükümetinin iç borcu tasfiye etmesinden korkmuştu. Basınla birlikte hareket eden bu çevreler yurt dışındaki para ve finans çevreleriyle birlikte hareket ediyorlardı.

Yurt dışında bu çevrelerle iltisak kuran özellikle Yahudi sermayesi Türkiye'nin Ortadoğu'da Amerika ve İsrail'in yaptığı ve yapacağı projelerin ve girişimlerin taşeronu olmasını istemekteydiler. Amerika'dan tedarik edilecek silah ve askeri malzemenin aracılığını bunlar üstlenecek ve ayrıca İsrail'den doğrudan alımlar yapılacaktı. Projenin bu aşamasında ordu içerisinden de destek aldılar. Ancak ordu içerisindeki destek dar bir gruptan geliyordu ve bir süre sonra da bu grup ordu içerisinde hızla tasfiye edildi.

Böylece 28 Şubat Projesi Rehafyol hükümetini devirmiş; ancak, Türkiye'nin ABD ve İsrail'in sıradan bir taşeronu olmasını sağlayamamıştı. Bu Projenin devamı AKP tarafından getirildi. 28 Şubatçıların ana amacı olan Türkiye'yi Amerika ve İsrail'in taşeronu yapma işini AKP iktidarı gerçekleştirdi. Bu yüzden 28 Şubatın kudretli generaline ödüller veren Amerika'daki Yahudi kuruluşları daha kıymetli ödüllerini Başbakan Erdoğan'a sundular. İşte bu noktada Erdoğan ve AKP 28 Şubatın mağduru değil; tam tersine devamı haline geldi. Oysa ortalama muhafazakar insan 28 Şubatın uygulamalarından mağdur olmuş ve bu yüzden AKP'ye destek vermişti seçimlerde.

Amerika'daki Yahudi kuruluşlarındaki buluşma İstanbul sermayesini ve basınını AKP'ye destek vermeye yöneltti. O yüzden İstanbul sermaye çevreleri ve basını büyük bir gayretle AKP'ye destek vermeye başladılar. Bu iltisakın bir halkası da AKP'nin Batı karşıtı İslamcılığın temsilci olmaktan çıkmasıydı. Bunu Milli Görüş elbisesini çıkararak yerine getirdiler. Ve başörtüsü gibi Batı karşıtı İslamcı düşüncenin simgesi olan konuların üzerine gitmeme sözü verilmiş olmalı. Bu yüzden AKP, parlamentodaki ezici çoğunluğuna rağmen yasağı eleştirmeye devam etti, ama, hiç bir şey yapmadı.

The Times gazetesinin haber analizi bu tesbitleri doğruluyor. AKP'yi Amerika'nın Ortadoğu'daki tek başarısı olarak gösteriyor. Gazetenin tesbitine katılmamak mümkün değil. Ancak bütün bölgede Amerikan karşıtlığı katlamalı bir şekilde artarken, AKP'nin Amerika ile işbirliğinin pek kolay yürümeyeceğinin altını çizmek gerekir. İran'da Ahmedinecat kazandı. Ardından Hamas'ın zaferi geldi. Bu arada Amerika'nın Irak'ta yaptıklarından dolayı Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı yüzde doksanlara dayandı. Böyle bir ortamda AKP bu kirli ilişkileri ve iltisakları bakalım daha ne kadar götürebilecek?

"Kürt sorunun"nda son kareler ve endişi verici görüntüler!

Erdoğan ve Gül, 3 Ekim''de göstermelik de olsa müzakerelerin başlatılması için Diyarbakır''a gidip, terörü, "Kürt sorunu" yapmakla kalmayıp, "bu benim sorunumdur" diye sahiplendiğinden beri, Güneydoğu''da olanların herkes farkında. Ama ikilimiz hala "özgürlük ve dönüştürme oyunu" peşinde.

Yıllardır olanı-biteni bir kenara bırakıp, sadece son 1 ayın bilançosunu çıkaralım.

Erdoğan güya Roj-Tv''nin kapatılması için Danimarka''ya resti çekti. Ama hem AB''den, hem kendilerinden büyük itibar gören, "dokunulmaz" Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, DEHAP/DTP''li 56 belediye başkanını arkasına takıp, Danimarka Başbakanına "Roj-tv''yi kapatmayın" mektubu gönderdi. Mektubunda aynen Roj-Tv''nin üslubuyla, sanki ayrı bir ülkeden yazıyormuş gibi "Türkiye, Türk hükümeti " ifadelerini kullanıp, şikayetçi oldu. Üstüne, "Türkiye''de onlarca Tv kanalının Türkçe yayın yaptığını ancak ''25 milyonluk'' Kürt nüfusu için bir kanalın çok görüldüğünü" söyledi, "halkımızın arkamızda olduğunu biliyorum" dedi. Bunlar da belediyenin internet sitesinde yayınlandı.

Başbakan, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı milleti" diye yeni bir millet yaratıp, "Türk" ü de bir alt kimlik saydıktan sonra, Baydemir''in, "Türkçe yayın yapan tv kanallarından" bahsedip, "Kürtlere bir kanalın çok görüldüğü" şikayetine şaşılır mı?

Baydemir, kamu görevlisi unvanıyla, Cumhurbaşkanından, milletvekillerine Kürtçe yeni yıl kartı da gönderdi. Bazı milletvekilleri tepki gösterdi. ANAP İstanbul Milletvekili Emin Şirin, kartı iade ederken, Baydemir''e mektup yazıp, Anayasa''nın 66.maddesini ciddiye almasını istedi. Baydemir''in cevabı ne oldu; Türkiye Cumhuriyeti''ne vatandaşlık bağıyla bağlıyım, ama Türk değilim. 66.madde gerçeği ifade etmiyor. Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk değildir bu ülkede. Ama herkes Türkiyelidir diyebiliriz...Erdoğan da aynen böyle söylediğine göre, hem Roj-Tv mektubu, hem bu kartlar için soruşturma açan Cumhuriyet Savcıları ne yapsın veya soruşturmalardan ne çıkar?..

Yeni Malzeme...

3 Ekim öncesi PKK''lılar, "teröristbaşına özgürlük" için "Gemlik''e çıkarma" yaptı, iktidar seyretti. Ama halkın tepki göstermesinden rahatsız olup, hemen "sağduyu ve provokasyona gelmeyin" çağrısı yaptı.

Ardından Şemdinli patlak verdi. PKK uzantıları gövde gösterileriyle, "halkı sakinleştirme" görevini üstlenip, "bölgenin hakimiyiz" mesajı verdiler. Erdoğan-Gül ikilisinin bu olaya yaklaşımını ayrıca hatırlatmaya gerek yok.

Şemdinli ile ilgili gerçekler anlaşılıyordu ki, bu defa teröristbaşının 30 Kasım''da avukatlarıyla yaptığı görüşmeden dolayı, "hücre cezasına" çarptırıldığı duyuldu. Suçu, "Suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak veya yaptırmak"mış. Bizatihi örgütün lideri. Yıllardır, İmralı''dan Kandil''i, DEHAP/DTP''yi yönetmenin adı ne zaman propaganda olmuşsa?..Ama PKK maşalarına öyle bir propaganda ve yeni ayaklanma provası malzemesi çıktı ki!..

Şu son 10 günde olanlara bakalım. Sadece Doğu-Güneydoğu''da değil Adana, Mersin, İzmir, İstanbul''da kadın ve çocukların öne sürüldüğü gösteriler yapıldığını, bunları DTP ve İHD''nin organize ettiğini biliyor musunuz? Mesela Yüksekova''da düzenlenen "Öcalan''a özgürlük yürüyüşünün" başını Erdoğan''ın Şemdinli hadisesi için görüştüğü Yüksekova Belediye Başkanı''nın çektiğinden, İHD İstanbul Şube Başkanının teröristbaşının avukatlarıyla basın toplantısı düzenlediğinden, çocukların güvenlik kuvvetlerine molotof kokteylli saldırılarda bulunduğundan haberiniz var mı? Veya her yerde açılan "demokratik konfederalizm" bezlerinden, pankartlardan, sloganlardan, bildirilerden; Gençlik Apo''nun fedaisi... Dikkat savaş geliyor... PKK halktır, halk burada... Dişe diş kana kan, seninleyiz Öcalan... Önderimize verilen ceza halkımıza verilmiştir... Öcalan''a yaklaşım savaş veya barış gerekçemizdir... Öcalan siyasi irademizdir... Barış için önderimiz muhatap alınsın.

Disiplin cezasını AİHM''de açtıkları "tecrid davasında" delil olarak kullanacaklarını bildiren teröristbaşının avukatlarının ne dediğini duydunuz mu; Müvekkilimiz, Başbakan Erdoğan''ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, alt-üst kimlik sözlerini söyledi. Bundan cezalandırılmış. O halde öncelikle Başbakanın yargılanması gerekmiyor mu?

Ama tüm bunlar sanki Türkiye''de yaşanmıyor gibi iktidar suskun. Hal böyle olunca, elbette önce DTP eş başkanı Aysel Tuğluk, bir devlet dairesi olan Diyarbakır Belediyesi''ne kadınları toplayıp, "Öcalan''a verilen cezanın halklar arasında çatışma ve savaşı kışkırttığını" söyleme cüretinde bulunur. Hemen ardından diğer başkan Ahmet Türk, aynı yerde, bu defa 56 DTP''li başkana, "Öcalan siyasi irademizdir" sloganı attırır, gövde gösterisiyle "Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını" ister.

Siz AB desteği ve Kopenhag kriterleri bahanesiyle, "devleti ve rejimi yıkma" provaları yapmaya, 40 bin insanın ölümünden sorumlu kişiye "özgürlük" istemeye, "terör ve terör örgütünü yüceltmeye" ne dersiniz, bilemem?

Ama Başbakan ve Dışişleri Bakanı bunları hala, "düşünce-gösteri özgürlüğü, demokrasi ve Kürt sorunu" sayıyor. Herhalde bir bildikleri ve hesapları var. Acaba ne, bir de milletimiz öğrense!..[2]

 



[1] Arslan Bulut / Yeni Çağ / 30.01.2006

[2] Yeni Çağ / 21.01.2006


Bu yazarin diger makaleleri

  Hak dinlerin ve davaların en büyük belası fırkacılık ve...
Devami
  Papa ve Avrupa, İslam'a hakaret edip, Müslümanlara saldırırken, AKP...
Devami
Bir vesile ile uğradığımız Antakya'da, Habibi Neccar camisinde kıldığımız namazlardan...
Devami
  AKP, kesenin ağzını açtı ve 1.5 trilyonluk kongre yaptı...
Devami
  YOK OLMADAN VAR OLUNMAZ          Allah Rasul ve Kur’an’a, tam inanıp...
Devami
  Türkiye'ye Kimler Elbise Biçiyor? Birinci "siyasi skandal": Genelkurmay Başkanı Orgeneral...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4415

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR