Reklam
Reklam
Reklam

KARMAŞIK İLİŞKİLER VE ÇELİŞKİLER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfMükemmel 

 

Ekmeleddin İhsanoğlu: "Diyalog İflas Etti!.."


İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam dünyası ve Batı arasında sürdürülen dinlerarası diyalogun başarısızlığa uğradığını söyledi. İhsanoğlu, Irak ve Filistin'de siyasilerin dinamikleri kontrol altına alamadığını da vurguladı. Mısır'da resmi temaslarda bulunan İhsanoğlu Türk basınına ilginç açıklamalarda bulundu. 8 gündür çok yoğun temaslarda bulunduğunu ve Fransa Cumhurbaşkanı ile görüşen ilk İKT lideri olduğunu belirten İhsanoğlu şunları söyledi: "Chirac ile görüşmemizde yeni tezimizi ortaya koydum. Medeniyetler arası diyalog başarısızlığa uğramıştır. Bu başarısızlığın iki delili var. Küstah karikatür meselesi ve bir de Papanın Hz. Peygamberi hedef alan konuşması. Irak'ta yaşananları tarihte benzeri olmayan bir cinnet eylemi olarak değerlendiren İhsanoğlu, 14. asırdan bu yana ilk kez bu tür bir hadisenin cereyan ettiğini vurguladı. İhsanoğlu, "Son müdahaleler, Irak'ın işgaliyle başlayan hadiseler kimsenin anlayamayacağı bu çatışmayı doğurmuştur." şeklinde konuştu. Kısa bir süre önce Mekke'de Iraklı mezhep liderlerini bir araya getirerek 10 maddelik bir anlaşma imzaladıklarını ve bunun Irak'taki Sünni ve Şii camilerinde belgeyi destekleyen konuşmalarla halka duyurulduğunu belirten İhsanoğlu, ancak sükunetin iki hafta sürdüğünü belirtti.[1]

Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç'ın Marifetleri

Fetullah Gülenin Baş Muavini olan Nurettin Veren, "Önder elimizde büyüdü" diyor, Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Önder Aytaç, adı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ı hedef alan TESEV raporunda da yer alıyor. Aytaç, IPA-Tr New(s) Poliçe Dergisi'nin hem genel yayın yönetmeni hem de fotoğrafçısı.

Doç. Dr. Önder Aytaç, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı. Yani Türk Polisi'ne yön veren isim. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı bünyesindeki Uluslararası Organize Suçlar ve Uyuşturucu ile Mücadele Akademisinde (TADOC) Uyuşturucu Kullanımı ve Talep Azaltılması Merkezi Başkanı ve Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.

IPA-Tr New(s) Poliçe Dergi-si'nin Genel Yayın Yönetmeni. Derginin adını telaffuz etmek biraz zor ama aynen deminki cümlede okuduğunuz gibi. Aytaç evli ve 3 çocuk babası.

"Entelektüel"

Bunlar Aytaç'ın görevlerinden sadece birkaçı. Bizim asıl konumuz da genel yayın yönetmenliğini yaptığı IPA-Tr New(s) Poliçe Dergisi'ndeki yazılar ve çektiği "renkli" fotoğraflar. Derginin kapağı ve logosu Amerikan polis akademilerindeki polislerin şapkalarındaki işareti anımsatıyor. Kapak tamamen İngilizce yazılmış. 6'ncı sayfada da Genel Yayın Yönetmeni imzası ile Önder Aytaç'ın fotoğrafı bulunuyor. Aytaç'ın fotoğrafı aktörlerle yarışacak nitelikte. Aytaç'ın yazısını da anlayana aşk olsun. Dilbilgisi kurallarına da uymayan Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç, "serbest takılmış". Yazısında sürekli 'hocam' kelimesini aralara serpiştiren Aytaç, bu kelimeyi akademideki öğretmenlere mi, yoksa başka birine mi söylediği de belli değil?

Kardeşi de...

Fetullah Gülen'in sağ kolu ve Baş Muavini olan Nurettin Veren, "Önder elimizde büyüdü" diyor. Aytaç'ın babası, Milli Eğitim Bakanlığı Dış Okullar Daire Başkanı Aysal Aytaç (Cemaatten), kardeşi içişleri Bakanı Aksu'nun danışmanı Özgür Aytaç (Cemaatten-Nurettin Veren, Özgür Aytaç için de 'elimizde büyüdü' diyor). Önder Aytaç da, Nurettin Veren'in aktardığına göre, Fethullah'ın ilk göz ağrılarından.

"Sauna"dan "Küre"ye, Danıştay'dan "Atabeyler"e kadar Emniyet'in bütün operasyonlarında medyaya yapılan haber servisi ya da başka deyişle "psikolojik harekatların Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çöreklenmiş Fethullahçı ekip tarafından yapıldığı biliniyor. Aytaç'ın adı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı hedef alan TESEV raporunda yer alıyor. Ayrıca Fethullah Gülen tarikatına yakınlığı ile bilinen Aksiyon dergisi "sıra dışı uygulamalarıyla dikkat çeken bir öğretim üyesi" olarak Önder Aytaç'tan övgüyle bahsediyor.

Nasıl fotoğraf çekeceğini iyi biliyor!

JPA-Tr New(s) Police'in sayfalarını incelerken Manken Ece Gürsel ve Yeliz Öney ile yapılan magazin röportajları dikkatimizi çekiyor, Önder Aytaç, yayın yönetmeni olduğu için bu görüşmelere özel bir ilgi göstermiş. Resmi bir kurumun dergisinin genel yayın yönetmeni olarak gitmiş bu röportajların fotoğraflarını çekmiş.

AKP kadroları

Önder Aytaç'ın pozu Aydınlık redaksiyonuna bir başka fotoğrafı hatırlattı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı olan AKP Milletvekili Ömer Çelik'in geçen yıl Hürriyet Gazetesi'nden Ayşe Arman'la söyleşi yaptığı sırada çektirdiği fotoğrafları... AKP iktidarı, Türkiye'nin başına işte böyle bir kadroyu musallat etti.[2]

Wolfowitz'in delik çoraplarının sorumlusunu bulduk!

Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz'in "delik çorapları" Türkiye ziyaretinde en çok konuşulan konu oldu. Sadece Dünya Bankası başkanlığı'ndan 400 bin dolar alan birisinin çoraplarının delikliği "Klasik Yahudi Cimriliği" ile geçiştirilemez elbette.

Perde arkasına bakmak lazım. Siyonizm, sabataizm, neoconizm uzmanı Prof. Yalçın Küçük'le konuşuyoruz. Amacımız, memleket Wolfowitz'in delik çoraplarına bakarken, İstanbul'da nerede kimlerle hangi özel görüşmeler yapıldı? Wolfowitz'in Edirne ziyaretinin özel bir anlamı var mıydı? gibi soruların cevaplarını kaçırmamaktı.

Ne yapalım ki konuşurken söz yine bay Wolfowitz'in "delik çoraplarına" geldi. Yalçın Küçük; "O kadar önemli değil. Şaha hanım pek iyi bakmıyor anlaşılan" deyince öğrendik bizde.

Meğer Paul Wolfowitz, Şaha Ali Rıza adında arap asıllı bir bayanla uzun süredir berabermiş.

Başkanlığı'nı Wolfowitz'in yürüttüğü Dünya Bankası'nda çalışan Şaha Ali Rıza, Ortadoğu'daki kadınların hakları konusuyla ilgileniyor. Şaha Ali Rıza, Tunus'da doğmuş, Suudi Arabistan'da büyümüş, Oxford'da okumuş, Arap asıllı bir İngiliz vatandaşı..

Ama Şaha Hanım'ın biz Türkler için daha özel bir yeri var. Eski yengemiz oluyor. Çünkü Şaha hanım Kıbrıs Türklerinden Bülent Ali Rıza'nın eski eşi. Bülent Ali Rıza'yı tanıyorsunuz; ABD'nin etkin düşünce kuruluşlarından, Stratejik Araştırmalar Merkezi CSIS'ın Türkiye masası sorumlusu. Rauf Denktaş'ın da kuzeni deniyor.

Şaha Hanım, Bülent Ali Rıza ile boşanınca, Wolfowitz'le arasında romantik bir ilişki gelişmiş. Wolfowitz ile Şaha Hanım uzun süredir birliktelermiş.

Denktaş: "Gül uyarınca sustum..."

Necmettin Erbakan, İstanbul'daki bir programından Ankara'ya dönüyor. Atatürk Havalimanı VIP'inde, o sırada İngiltere'den gelecek oğlunu karşılamak üzere İstanbul'a gelen Serdar Denktaş ile karşılaşıyor.

Erbakan'ın yanında İl Başkanı Osman Yumakoğulları ile bazı partililer, Denktaş'ın yanında da KKTC'nin İstanbul Başkonsolosu bulunuyor.

Denktaş henüz, şimdiki Başbakan Ferdi Sabit Soyer hükümetinde Dışişleri Bakanı... Yani Serdar Denktaş, daha hükümetten 'düşürülmemiş'. Zaman itibarıyla geçen yılın ilk çeyreği sayılabilir.

Erbakan, hoş sohbetten sonra "Babanıza selam söyleyin" diyor Serdar Denktaş'a... Bu arada, uğurlamada bulunan SP'ye yakın bir isim, "Denktaş'ın o zaman bu petrol işini bildiği halde neden açıklamadığı" tartışmalarının bugün ortaya çıkması üzerine, Serdar Denktaş'ın, Erbakan'a şöyle dediğini aktarıyor:

"Efendim Kıbrıs açıklarında müthiş şekilde petrol rezervleri var, ben bir gün konuşmamda bunu açıkladım. Açıklar açıklamaz Dışişleri Bakanı Abdullah Gül aradı. 'Bu açıklamanız bizim stratejik plan ve projelerimize ters düşünüyor' diye ikaz edildim. Biz de bir daha böyle bir şey konuşmadık, bu uyarı üzerine..."

Erbakan'dan şöyle bir yanıt geliyor:

"Hııımm... İşbirlikçiler."

2003'ten beri biliniyor

Serdar Denktaş, 30 Ocak'ta Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin geçtiğimiz günlerde Lübnan'la imzaladığı denizde petrol ve doğalgaz arama anlaşmasının bir benzerini 2003'te Mısır'la yaptığını anımsatmış, o zaman konuyu gündeme getirdiğinde M. Ali Talat tarafından 'gülümsenerek' bakıldığını ve ciddiye alınmadığını ileri sürmüş, Annan Planı tartışmalarının yaşandığı 2003 yılında denizde petrol ve doğalgaz arayan yabancı bir araştırma gemisinin Türk savaş gemilerince Kıbrıs açıklarından kovulduğunu söylemişti.

Türkiye haklarını kullanmalı

SP'ye yakın olan 'Milli Gazete', son çıkan Petrol Kanunu'nun neredeyse tartışılmadan TBMM'den 'kabul edenler-etmeyenler, kabul edilmiştir' yöntemiyle hızlı bir şekilde geçirildiğini belirtirken, uluslararası hukuk ve deniz hukuku uzmanı Doç. Yücel Acer'in şu sözlerine de yer veriyor:

"Rumlar hem Türkiye'nin, hem de KKTC'nin haklarına tecavüz etmiştir. Rumların, yapmaya çalıştığı bu oldubittiye asla izin vermemeli ve uluslararası hukuktan doğan haklar kullanılmalıdır."

KKTC üzerindeki oyunların en önemli parçasının ne olduğu iyice anlaşılıyor.

Adaya ABD, İngiltere ve AB'nin yoğun ilgi göstermesinin başında bu 'petrol yatakları' geliyor.

Peki Gül, o gün neden bu konunun gündeme taşınmasına kızdı ve bugün karşımıza Rum kesiminin Mısır ve Lübnan'a arama izni tartışmaları çıktı?[3]


İspanyollar ayağa kalktı: NATO üssü istemiyoruz

İspanya'nın Sevilla kentinde, binlerce kişi ülkede NATO üssü kurulması planını protesto etti. Polis, 8-9 Şubat'ta NATO savunma bakanları toplantısının düzenleneceği kentte yapılan gösteriye on binlerce kişinin katıldığını açıkladı. Gösterinin organizatörleri ise 40 bin kişinin Sevilla sokaklarını doldurduğunu belirtti. Gösteriye, ‘'NATO'nun ve kaba kuvvet yanlısı siyasetinin reddedilmesi'' çağrısında bulunan komünist koalisyonun liderlerinden Gaspar Llamazares de katıldı. İspanya'nın Zaragoza kentinde de geçen ay NATO'yu protesto gösterisi düzenlemişti. İspanya, NATO'ya 1982'de üye olmuş ve bu karar İspanyol halkının bir bölümü tarafından eleştirilmişti.

Petrol zengini mayınlı araziler NATO'ya

Bir süre önce askerlerin itirazı ile son anda İsrailli bir firmaya verilmekten kurtarılan Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizleme işi, şimdi NATO'ya veriliyor. Petrol Yasası ile Türkiye üzerinde petrol arama faaliyetlerinin yabancılara verdiği kolaylık nedeni ile bir anda petrol arazileri üzerinde yoğunlaşan ilgi Suriye sınırındaki mayınlı araziler üzerinde de gelişmelere neden oldu. TPAO'nun bu araziler üzerinde açtığı 10 kuyudan 9'unda petrol çıkmıştı.


Petrol Yasası'nın TBMM'den geçmesiyle Türkiye üzerinde başlayan petrol oyunlarının en ilginçlerinden birisi de Güneydoğu'daki mayınlı araziler üzerinde yaşanacak. İsraillilerin mayın temizleme işine talip olduğu bu arazilerde yapılacak temizleme işi NATO'ya bağlı İkmal ve Bakım Ajansı'na veriliyor. Ajans araziler üzerinde mühendislik, müşavirlik ve teknik hizmet konusunda destek verecek. Böylece Milli Emlak Genel Müdürlüğü Mardin'deki 49 bin, Hatay'daki 36 bin, Kilis'teki 34 bin, Gaziantep'teki 15 bin, Şanlıurfa'daki 55 bin ve Şırnak'taki 16 bin dönüm mayınlı arazinin temizlenmesi işini NATO'ya havale etmiş olacak.

Suriye sınırındaki bu arazilerin en önemli özelliği ise petrol yataklarını barındırıyor olması. TPAO burada yaptığı çalışmalar neticesinde 10 kuyudan 9'unda petrol çıkarmıştı. Bu şekilde değeri daha fazla anlaşılan 205 bin dönümlük mayınlı arazinin temizlenmesi ve organik tarıma açılması amacıyla daha önce açılan ihaleye pek çok yabancı firma ilgi göstermişti. Özellikle İsrailli firmalar 45 yıllığına araziyi mayınlardan temizleme karşılığında kullanma hakkı istemişti. Milli Savunma Bakanlığı ve askeri yetkililerin böylesine önemli bir bölgede ve değerli bir arazide Maliye Bakanlığı'nın yaptığı bu çalışmaya yabancıların girmesine karşı çıkmıştı. Bu yüzden bu ihalelerin gerek fiyat gerekse firmaların deneyim sorunları gerekçesi gösterilerek iptal edilmişti.

Ancak Maliye bu kez NATO İkmal ve Bakım Ajansı'ndan (NAMSA) destek isteme kararı aldı. NAMSA, mayın temizleme işine müşavirlik ve teknik hizmet katkısı verecek. Milli Emlak Genel Müdürlüğü bu mayınlı arazileri  "temizle- işlet" veya "temizle-işlettir" esası ile ihale etmeyi planlıyor ve bu işe NATO'nun da dahil olmasını istiyor. Bu yüzden mayınlı araziler için NATO İkmal ve Bakım Ajansı (NAMSA) katkı sağlayacak.

Bütün denetim NATO'da

NATO ülkelerine malzeme, teçhizat ve hizmet tedarik etmek amacıyla, 1958 yılında kurulan NAMSA'nın çalışmalarını NATO üye ülkeleri denetleyebiliyor. Bununla beraber çalışma raporları Nato Genel Sekreteri tarafından çalışma ve faaliyetleri NATO Konseyi'ne sunulabiliyor. NATO'nun sahip olduğu hukuki ve uluslar arası statüyü paylaşıyor ve Hukuki şahsiyeti NATO ile aynı. NAMSA, NAMSO'ya yani NATO İkmal Bakım Teşkilatı'na bağlı bir kuruluş. NAMSO'nun Yönetim Kurulu karar organı olarak çalışıyor. NATO'ya üye ülkelerin birer daimi temsilcilerinden oluşuyor. Toplantılara NATO Genel Sekreteri ve Supreme Allied Command Europe'nin birer temsilcisi de katılıyor. Her temsilci üyenin bir oy verme hakkı bulunuyor. Bu yönetim kurulu NAMSA'nın program uygulamalarını denetliyor, yıllık bütçesini ve personel kadrosunu onaylar. NATO genel sekreteri kurul tarafından alınan kararların yeniden gözden geçirilmesini isteyebiliyor. NAMSA'nın Merkezi Lüksemburg'da bulunuyor. NAMSA'da Türk subaylar da çalışıyor. NAMSA teçhizatın teknik özellikleri ve lojistik ihtiyaçlarının tespiti ile ömür boyu sistem performansının iyileştirilmesi güvencesi sağlıyor. NAMSA Kaynak Arşivi'nde 30 binin üzerinde firma, bir milyon 200 binin üzerinde malzeme kaydı yer bulunuyor. (06.02.2007 / Milli Gazete )


ABD Büyükelçisi Baykal'dan Sonra Bahçeli ile Görüştü


Bahçeli: Wilson'a açık, basına kapalı!

Ross Wilson, Bahçeli'yi ziyaret etti. Görüşmeye katılan MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, basına bilgi veremeyeceğini söyledi. MHP'nin Basın ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır ise görüşmeyi basından takip ettiğini belirtti. Wilson, 6 Aralık 2006'da CHP'yi ziyaret ettiğinde de CHP'liler görüşmenin ayrıntılarını bilmiyordu.

Komşumuz Irak'ı ABD işgal etmiş, kardeşimiz Filistin ve Lübnan'ı ABD karıştırmış, 400 senedir hiç çatışmadığımız İran'ı ABD tehdit ediyor... Türkiye'de ABD'ye karşı görülmemiş bir karşıtlık gelişmiş, Türk halkı emperyalizmin Türkiye'ye düşman olduğunu görmeye başlamış... Tam bu ortamda "milliyetçi" sıfatını taşıyan bir parti, işgalci ABD'nin Türkiye Büyükelçisi'yle "Türkiye meselelerini" görüşüyor. Alt kademeler görüşmeyi basından öğreniyor.

ABD Büyükelçisi Ross Wilson, 5 Şubat 2007'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi Parti Genel Merkezi'nde ziyaret etti. Görüşmeye MHP'den Genel Sekreter Cihan Paçacı ve Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı. Görüşme, Sabah gazetesi üzerinden kamuoyuna yansıtıldı. Merkez Yayın Grubu'nun Ankara Temsilciliği'ne getirilen Yavuz Donat da 7 Şubat tarihinde çıkan Sabah gazetesinde Bahçeli ile Wilson arasında geçtiği ileri sürülen konuşmaların bir kısmını yazdı. Görüşmenin basına yansıtılan şekli, Bahçeli propagandasına dönüştü.

Mehmet Şandır: "haberim yok"

Aydınlık, görüşmenin içeriğini öğrenmek için önce MHP'nin Basın ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır'ı aradı. Şandır, görüşmeyi basından takip ettiğini ve bilgi sahibi olmadığını belirtti.

Bahçeli'nin Wilson'la görüşmesine tanıklık eden MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı ise ziyaret talebinin Wilson'dan geldiğini söyledi. Paçacı, görüşme hakkında dışarıya bilgi veremeyeceğini belirterek "Türkiye meselelerini konuştuk" ifadesini kullandı. Aydınlık'ın "Parti'nin alt kademelerine de mi bilgi vermediniz?" sorusunu Paçacı " Gerek duymadık" şeklinde yanıtladı.

Bahçeli-Wilson görüşmesinden bir başka ayrıntı da şu: Wilson'un Bahçeli'yi ziyaret edeceği hiçbir basın kuruluşuna duyurulmadı. Ancak görüşmeden sonra Bahçeli'yi milli duruşta gösteren birkaç cümle basına sızdırıldı.

Baykal ziyareti

ABD Büyükelçisi Wilson, kamuoyunda "muhalefet turu" olarak adlandırılan görüşmeler çerçevesinde ilk olarak 6 Aralık 2006'da CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret etmiş, Baykal da görüşmeyi "olumlu bir fikir alışverişi" biçiminde nitelemişti. Aydınlık, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e, Baykal-Wilson görüşmesini sormuş ve Öymen'den de "Ne konuştuklarını bilmiyorum" yanıtını almıştı.

Wilson'dan tehdit gibi sözler

ABD Büyükelçisi Ross Wilson, MHP'yi ziyaretinden 2 gün sonra, 7 Şubat 2007'de bazı köşe yazarlarıyla görüştü. Wilson, görüşmede Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı'nın Amerikan Kongresi'nden geçebileceğini iddia etti. Türkiye ile Ermenistan'ın yakınlaşması gerektiğini öne süren Wilson, Türkiye'nin Irak'a müdahale etmeden önce ABD'ye danışmasını istedi.[4]

Sıradaki suikastlar ve jeopolitik kâbus

Bölgede herkes bir nevi kıyamet savaşına sürükleniyor. Bölge etnik düşmanlık açısından onlarca yıl sürecek bir nefretin esiri haline getiriliyor. Beyrut'tan Bağdat'a, Gazze'den Kerkük'e, Musul'dan Karaçi'ye bütün bölge adeta mezbahaneye dönüştürülüyor.

İran'ın ünlü nükleer fizikçisi Ardeşir Hasanpur 18 Ocak'ta öldürüldü. İstihbarat kuruluşu Stratfor, Hasanpur'un sanıldığı gibi radyoaktif zehirlenme sonucu ölmediğini, İsrail istihbarat teşkilatı Mossad tarafından öldürüldüğünü iddia etti.

Aylardır ABD'nin İran nükleer tesislerini vurup vuramayacağı tartışılıyor. Ama özellikle İsrailli resmi çevreler, İran'ın tesislerine saldırı düzenleyebileceklerini açıkça konuşmaktan çekinmiyor.

Hiçbir suikast küçümsenmemeli. İsrail ve ABD'nin Filistinli Şeyh Ahmed Yasin, Abdüzlaziz Rantisi ve diğer Hamas liderlerine yönelik suikastlerinden sonra Filistin'i nasıl iç savaşa sürüklediklerini gördük. Şimdi bu iç çatışmada onlarca insan ölüyor, Filistinli gruplar birbirini boğazlıyor, İsrail ve ABD rahatına bakıyor.

Şah Ahmed Mesud suikastinden sonra Afganistan'ın nasıl işgal edildiğini, Mesud taraftarlarının nasıl kullanıldığını gördük. Bir suikast üzerinden ne ince hesaplar yapılmıştı. Lübnan'da Refik Hariri suikastinin Suriye'yi nasıl hedef haline getirdiğini ve Lübnan'ı nasıl iç savaşın eşiğine getirdiğini izliyoruz. Toplam bir milyona yakın insan öldü. ABD'nin nihai saldırısı, Irak'ı tüketip komşularına saldırma aşamasına gelmeyi mi amaçlıyor? Muhtemelen öyle.  Zbigniew Brzezinski, geçtiğimiz hafta önemli bir açıklama yaptı. Özeti şuydu: Bush yönetiminin bölgedeki bütün girişimleri, İran'a saldırı hazırlığının işaretleri. Bu savaşın sonuçları, Ortadoğu'daki ABD emperyalizmi ve uluslararası alanda çok ağır olacak. Ve bu olacak... Ortadoğu hızla jeopolitik kâbusa sürükleniyor. Bütün bölge Saraybosna'ya dönüştürülmek isteniyor. Bütün bölge mezhep savaşına, Şii-Sünni çatışmasına itiliyor. Bu Irak'ta böyle, Lübnan'da böyle, Pakistan'da böyle. Batı'ya göre Osmanlı-Safavi savaşı yeniden başlamak zorunda.

Türkiye PKK ile keskin bir hesaplaşmaya hazırlanıyorken, bu hesaplaşma Türk-Kürt hesaplaşmasına dönüştürülmek isteniyor. Gazze'de, Mogadişu'da aynı savaş yaşanıyor. Mısır'da Müslüman Kardeşler Hüsnü Mubarek'i devirme planları yaparken Ürdün Krallığı geleceğini kaybetmek üzere. Pakistan ordusu Belucistan'da bir iç savaş yürütüyor. İsrail, Hizbullah'a ve İran nükleer tesislerine saldırıya hazırlanıyor. Suudi Arabistan ve İran, nükleer ve balistik füzeler dahil korkunç bir silahlanma yarışına girdi. Birileri Ortadoğu için sanki kıyamet saatini kurmuş gibi.

ABD'nin İran kumarına dikkat

ABD, Ortadoğu'yu tek bir süper gücün birkaç yılda bir zar attığı ideolojik bir kumarhaneye çevirdi. ABD, şimdi de İran'ı içi boş iddialar ve iftiralarla tehdit ediyor.

Washington'un son dönemdeki paniği, hataları ve İsrail güdümlü politikasından sonra bu stratejiye sapması şaşırtıcı değil. Ancak İran ve müttefiklerine aktifçe karşı çıkmak yine, yıldızı sönmeye başlamış yeni muhafazakârların pervasız bir kumar denemesi olmaktan ileri gidemiyor. Bu adamlar Ortadoğu'yu geleneksel büyük güç çatışmalarının yaşandığı bir arenadan çıkarıp, tek bir süpergücün birkaç yılda bir zarları attığı ideolojik bir kumarhaneye çevirdi. Çok başarısız siciliyle gelecekte başarılı olacağına dair hiçbir dayanağı bulunmayan o süper güç, çılgınca varsayımlara dayalı yeni teoriler denemekten vazgeçmiyor. ABD'nin yeni muhafazakâr romantikleri zaten Ortadoğu'nun başına yeterince dert açmışken, şimdiki sırtını duvara dayayıp refahımızla oynayan batak kumarbaz tipi ondan son derece daha kötü, daha aşağılayıcı...

Washington, yüzeysel tehditler, çürütülebilen varsayımlar, kanıtlanmamış suçlamalar ve karikatürvari bir 'kötü adam' iftirasına dayanarak, İran'ı ABD, İsrail ve Arap ülkelerinin başının belası olarak yaftalıyor. İran'a yöneltilen suçlamalar Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak'a yöneltilenlere rahatsızlık verecek kadar benziyor...

ABD'ye, İran'ı Irak'a karışmak ve Amerikalıların hayatlarını tehdit etmekle suçladığı için Kozmik Küstahlık ve Hile Ödülü verilmeli. ABD'nin bizzat kendisi Irak'ı işgal etti, eski devlet yapısını yıktı, on binlerce kişiyi öldürdü, etnik-dini husumet çıkardı, İran'ın bölgenin baskın gücü olarak ortaya çıkmasını sağladı. Bush yönetimi bizi enayi mi sanıyor? Ortadoğu halklarının Amerikalıların askeri saldırganlığını, diplomatik maceracılığını, Arap toplumları üzerinde yaptığı deneylerini alkışlamasını mı bekliyor? Ortadoğuluların ABD politikalarını eleştirmesine ve bunları tehdit unsuru gibi görmesine şaşmamalı.

Rusya'da Tahmin Edilemeyen Milliyetçilik ve Tahmin Edilebilen İslam

Önümüzdeki yıllarda Rusya Federasyonunda, ulusal (yurttaş) kimliğin şekillenmesi, çetrefilli ve içten çelişkilerle dolu bir süreç olarak devam edecektir. Bu süreç hem ülkenin istikrarı için hem de ekonomik ve sosyal reformları yürütme olanakları açısından büyük önem taşımaktadır. Yeni Rus kimliğinin karakteri, büyük ölçüde ülkedeki etnik gruplar ve dinler arası ilişkilerin gelişimine bağımlı olacaktır.

Ayırımcılığa Karşı "Çeçen Aşısı"

Rusya ile etnik gruplar arasında var olan ilişkilerde köklü bir değişim görülmeyecektir. Periyodik olarak, olumsuz siyasi sonuçlar ortaya çıkararak, su ya da bu çeşitli bölgelerde durum keskinleşebilir. Fakat, 1990'larda Kuzey Kafkasya'da çıkanlara benzer olaylar kadar iş uzamayacaktır. Merkez ile Federasyonun "ulusal" nesneleri arasında süren ilişkilerde etnik faktör önemli bir rol oynamayacaktır. Örneğin geçmişte Tataristan ile, onun statüsü konusunda yaşanan tartışmalara benzer durumlar bir daha tekrarlanmayacaktır. Federasyon yönetiminde otoriter eğilimlerin güçlenmesine bağlı olarak politik mücadelede etnik faktörü her türlü kullanma girişimleri, bu tür girişimleri sadece yararsız değil hatta riskli kılan yeni bir duruma yol açmıştır.

Ayrımcı iştahların yeni patlamalarının beklenmesi için hiçbir neden görünmüyor. Çecenistan'daki anlaşmazlık Rusya Federasyonundan ayrılmak için verilen mücadelenin her türlü formunun -silahlı mücadele dahil-, hiçbir perspektifi bulunmadığını göstermiştir. Böylece "Çeçen Aşısı", Rusya'nın etnik yapısına göre dağılma senaryolarına yönelik spekülasyonları gözden düşürmüştür. Buna karşın, sorunları oluşturan bazı faktörler varlığını korumaktadır. Örneğin Tataristan'da, entelektüellerin ulusal alfabe olarak Latin Alfabesinin kabul edilmesi yönündeki ısrarlı istekleri gerginlik yaratabilir (Tataristan'da bu konu 2005 yılında yapılan referanduma taşındı ve Latin Alfabesine geçiş kabul edilmedi. Ç.N). Gizlenen ihtilafların keskin çelişkilere dönüşmesine izin vermeyen, etnik gruplar ve dini gruplar arası ilişkileri kontrolü altında tutan Mintimir ŞAYMİYEVİN'in, (Tataristan Devlet Başkanı- Ç.N) 2005 yılında başkanlık görevinden ayrılacağına dair endişeler ifade edilmektedir. (ŞAYMİYEVİN halen başkanlık görevini sürdürmektedir. Ç.N.)

Diğer cumhuriyetlerde, örneğin yakın geçmişte İnguş Cumhuriyetinde ve Adık Cumhuriyetinde olduğu gibi, iktidar değişimi nispeten sancısız geçecektir. Ciddi ulusal politikacılardan birisinin, açık bir şekilde etnik kartı alevlendirme olasılığı düşüktür. Muhalefette de etnik kartlara başvurma konusunda pek fazla eğilim görülmüyor. Cumhuriyetlerin siyasi güçleri, "kendi" uluslarına dayanmakla birlikte çıkarları bakımından merkezi iktidara bağımlı olduklarından, onlara karşı sempatilerini ve enternasyonalist ilkelere taraftarlıklarını her bir fırsatta vurguluyorlar. Böylece, etnik azınlığın savunulması düşüncesi marjinal kalmaktadır. Bundan başka, deneyimler de göstermiştir ki, herhangi bir etnik grubun savunulması girişimleri, söz konusu grubun etrafında durumun keskinleşmesini getirebilir.
















[1] (cha)

[2] 28 Ocak 2007 / Aydınlık

[3] 04.02.2007 / Yalçın Bayer / Hürriyet

[4] 11Şubat 2007 / Aydınlık



Bu yazarin diger makaleleri

Sözde PKK'ya karşı, ABD ve AKP işbirliği yapıyordu...            Halbuki...
Devami
  Beyhude Açıklamalar! AKP Genel Başkanı Erdoğan partisinin il kongrelerinde...
Devami
  Birkaç yıl önceydi. Değerli ağabeyimiz Süleyman Canan'ın Kütahya Belediye...
Devami
  Mehmet Ağar'ın babası Zülfü Ağar, Çankaya Köşkü'nde Celal Bayar'ın...
Devami
  Milli Mücadeleyi şahlandıran din adamlarından Tarikat Lideri ve Atatürk'ün...
Devami
  Ve Bursa'dan telefon eden sevgili İbrahim Çubukcu kardeşimiz anlatıyor:...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6625

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR