ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün99
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6685
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10614
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018844

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043142

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL'İN OLMERT'İ AKP'NİN NAMERTİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye'nin geçen ay önemli bir konuğu vardı. İsrail Başbakanı Olmert Ankara'daydı, Başbakan Erdoğan'la görüşüp anlaştı. Türkiye'nin Ortadoğu politikasında 'Filistin sorunu' çok önemli yer tutuyor. Başbakan Erdoğan sorunun çözümü için aktif rol alacaktı. Erdoğan'ın Mescid-i Aksa etrafındaki çalışmalar nedeniyle yaptığı 'uyarı' yerini buldu. İki başbakan anlaştı; Türkiye inceleme yapmak üzere İsrail'e teknik heyet yollayacaktı. Bütün bunlar, Filistin direnişini kısırlaştırmaya, kendi halkımızı ve İslam dünyasını uyutmaya yönelik şovlardı.

 

'İslam Dünyasının Lideri Türkiye Olmalı'

İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Türkiye ziyareti dolayısıyla İsrail basınında Türkiye ile ilgili çeşitli yazılar yayınlandı. Bunlardan en ilgi çekicisi ise Ortadoğu'da nüfuzu artan İran'a karşı Türkiye'nin, İslam dünyasının ve bölgenin lideri olması gerektiğini söyleyen Avrupa Yahudi Kongresi Başkanı Pierre Besnainou'nun makalesiydi.

 Besnainou, Haaretz gazetesinde dün yayınlanan yazısında, 'ümmeti' birleştirme hareketlerinin, ütopyadan öteye geçemediğini, son zamanlarda ise İslam dünyasında azınlık olan Şiileri temsil eden İran'ın liderliğe soyunduğunu kaydetti. Ancak "şiddet dilini" kullanan Tahran'ın zayıflatılması gerektiğini savunan Besnainou, Batı ile Doğu arasında kavşak noktasında yer alan, gelenek ile modernite arasında dengeyi koruyan Türkiye'nin bu rol için "doğal tercih" olduğunu yazdı. Makalede, "Körfez'deki monarşilerden Orta ve Doğu Asya'ya; İslamcı Hamas'tan ılımlı Filistinlilere kadar tüm Müslüman dünyasının saygı duyduğu Türkiye, aynı zamanda ABD ve İsrail ile güçlü ve sadakatli bir işbirliği korumayı başarıyor. Dahası bölgedeki tüm etkili katılımcılarla temas kurma meşruiyetine sahip. İşte bu konumu, Türkiye'yi, bölgesel lider olarak hizmet etmesi konusunda doğal tercih yapıyor." denildi. Türkiye'yi, "İsrail'in temel stratejik ortağı" olarak tanımlayan Besnainou, AK Parti iktidarıyla birlikte bu işbirliğinin sekteye uğradığı eleştirilerine ise karşı çıkarak, "Aksine, İsrail-Türkiye ittifakı hâlâ çok canlı." ifadesini kullandı.


 

Olmert, Enerji İçin Bastırıyor

ABD'nin Irak işgalini protesto etmek amacıyla bir araya gelen sendikalar ve çeşitli sivil toplum örgütleri, "20 Mart 20'de Savaşa Dur De" başlıklı bir kampanya başlattı.

Taksim Hill Oteli'nde düzenlenen basın toplantısında, kampanyaya destek veren sendika ve meslek odaları adına ortak açıklamayı TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı okudu.

Açıklamada, "ABD'nin Orta Doğu'dan çekilmesi, Irak'ta süren işgalin son bulması, savaşın ve ölümlerin durdurulması için Türkiye'de ve dünyadaki savaş ve işgal karşıtlarıyla birlikte, bugünden başlayarak '20 Mart 20'de Savaşa Dur De, Bir Ses Ver, Bir Işık Yak' etkinliğiyle son bulacak bir kampanya başlatıyoruz" denildi.

Kampanya kapsamında, Irak'ta ölen 1 milyona yakın insan için Türkiye çapında bin toplantıda savaşın ve işgalin kirli yüzünün 1 milyon kişiye anlatılacağı ifade edilen açıklamada, toplumun her kesimi "www.savasadur.de" adlı internet adresinden gerçekleştirilecek e-mitinge destek vermeye davet edildi.[1]

Meş'um Ziyaret

Irkçı İsrail yönetiminin başbakanı Ehud Olmert'in, Türkiye Cumhuriyeti başbakanının davetlisi olarak gerçekleştirdiği ziyareti, devletlerarası olağan bir ziyaret saymak mümkün müdür?

Bir defa devletlerarası ya da hükümetten hükümete ziyaretlerde kural, ya var olan bazı sorunları görüşmeye ya devam eden ilişkileri geliştirmeye veya o zamana kadar olmayan bir ilişki kurmaya matuf olarak gerçekleştirilir.

Bu açıdan, genel olarak bakıldığında ırkçı İsrail yönetimiyle Türkiye cumhuriyeti devleti arasındaki ilişki, adeta "mecburiyetten" bir ilişki niteliğinde olmuş ve öyle de sürdürülmüştür. Buna bağlı olarak ilişkinin mahiyeti ile görünüşü aynilikten ziyade suretalıkta, bilerek mecbur kalınmakta tarzında tezahür etmişe benzemektedir. Dolayısıyla neden ile sonuçları farklı düzlemlerde tahakkuk etmiştir, etmektedir, denebilir.

Suikast vb. temelli olaylara dayalı siyaset etme, diplomasi yürütme konularında neden ile sonuçları farklı düzlemlerde ortaya çıktıkları, bu yüzden mantıksal bağ kurmaya, içerik olarak zorluk oluşturdukları için, bu hususlarda yazı yazmak, hükümler kurmak, daima maksadını aşıcı boyutlar içerdiği için, uzak durmaya çalıştığımız konular olagelmiştir. Ama ilgi dışında tuttuğumuz ya da sukût geçtiğimiz anlamı da çıkmaz bundan. Kaldı ki bu tür bulanık, karanlık, neden ve sonuç düzlemleri farklı hususlarda, velev ki bir takım somut verilere dayandırılmış olsa da, olasılıklı akıl yürütmeler, kurgulananın davetsiz oyuncusu veya akla hayale gelmedik destekçisi rolünü oynamış, daha doğrusu oynatılmış olma durumuna kadar gidebilir. Anlamsız ama tehlike içeren "komplo teorileri" nitelendirmesinden tamamıyla farklı bir durumdan söz ediyoruz. Devletlerarası, biraz muğlâk olmakla birlikte yaygın ve başat kullanım imkânı kazanmış gözüken uluslararası ilişkilerde, devletlerarası siyasetle, diplomaside, tıpkı matematikte olduğu gibi ihtimaller hesabının izdüşümü "komplo teorileri" olarak ortaya çıkar. Devletlerarası ilişkilerin "strateji" görünümü kazandığı durumlarda "komplo teorileri", gerçekte ilişkinin başarı çizgisinin yükselmesinde önemli bir etmen konumundadır.

Üstelik "komplo teorileri" öngörüsünü uygulamada verimli hale getirebilmek, her şeyden önce hayal kurabilme, imgelem kavrayışına sahip olabilme, kuramsal zihni donanımda olabilme yeteneğini bir ön şart olarak gerektirir. Böyle bir yeteneğe sahip olabilmenin ışıltılarını, özellikle siyasette gösteren pek az siyasetçimiz, devlet adamımız olduğu söylenebilir. İstisna şahsiyetler olarak II. Abdülhamit, Mustafa Kemal ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan sayılabilir. En fazla gadre uğratılan, önüne anlayışsızlık duvarları örülen ise Erbakan Hoca olduğu açıktır.

Gerçekten ırkçı İsrail'i, Batı emperyalizminin değişmez karakterini derin bir vukufiyetle tahlil ederek İslâm dünyası ve insanlığı uyarma çabasını gösteren olageldi Erbakan. Sözgelimi bir D-8 tasarımı, bırakınız siyasetçileri, düşünme konumundan olanların bile sağlıklı değerlendirme zahmetinin sınırlarını zorlayan olarak ortada durmaktadır. Amerika (aynı zamanda ırkçı İsrail)'nın, Müslümanları ve insanlığı felakete sürükleyecek BOP girişimine tam destek verip gerçekçi bulanlar, D-8'i sükût ile karşılaya gelmişlerdir. Daha doğrusu sukût ile karşılama bir strateji yöntemi olarak benimsenmiştir. Ancak D-8'in yerine ikâme edilebilecek ve ırkçı İsrail yönetiminin güvenliğiyle ABD ile Avrupa'nın çıkarına hizmet edecek bir proje ihtiyacı aciliyet kazanmıştır. Aynı zamanda bu proje İslâm coğrafyasında istikrarsızlığı sürekli besleyen, Müslümanları birbirine bileyen ve için için takatten düşüren vb. unsurları da içerebilsin.

Özetle, somut düzlemde Olmert'in ziyaretini gerektiren herhangi bir neden bulmak, açıkça zorlama olur. Aksine, ziyaretinin yapılmamasını şart koşan hususlar bir hayli fazla ve ağırlıktadır. Daha birkaç ay öncesine kadar Lübnan'ın altını üstüne getiren haksız saldırıları yapan, Harem-i Şerif'te sözüm ona hafriyat, gerçekteyse zemin yoklama girişiminde bulunan, Filistin'de vahşetini, kumpaslarını sürdüren ve Türkiye'de izi bir yerden sonra silinen (veya öyle görülmesi istenen) olayların fikren de olsa bir yerinde varlığı hissedilen İsrail'e, onun temsilcisini davet etmek mümkün müdür? Mümkün olabilir mi, olabilmeli mi? Yani ziyaret yapıldığına göre, olabilmeli miydi? Göstergelerinin açık işaretlerini yakınlarda, 2007'nin ilerleyen günlerinde mümkündür ama![2]

Münafıkların ve Münafık Başların Vasıfları...

Bir gurup arkadaşla birlikte tefsir okuyoruz. Celaleyn'i esas almakla birlikte, bazen beş altı tefsire baktığımız da oluyor. Dersimiz esnasında Kur'an-ı Azimüşşan'ın mucizesine şahit oluyoruz ve "Allahu Ekber" diyerek ayet-i kerimelere ve günümüzde olup bitenlere daha dikkatli bakıyoruz.

Fatihâ-i Şerifeden sonra Bakara Sûresine başladık. Malum, ilk önce beş âyet-i kerime ile Mü'minlerin vasıfları zikrediliyor. Daha sonra iki âyet-i kerimede kâfirlerden bahsediliyor. Hemen peşinden tam 12 âyet-i kerimede münafıklar anlatılıyor. Münafıklarla ilgili âyet-i kerimelerin tefsirlerine bakınca ibretle ve hayretle ürpermekten kendimizi alamıyoruz. Meselâ, 8. âyet-i kerimeden sonra münafıklar tarif edilmeye, onların kullandıkları silahlar ve uyguladıkları taktikler, kurdukları tuzaklar tanıtılmaya başlanıyor.

Kur'an-ı Azimüşşan bizlere, münafıkların "insan sınıfından" gözükmelerine rağmen gerçekte insan olmadıklarını, muzır hayvanlardan da aşağı ve tehlikeli olduklarını haber veriyor.

9. Ayet-i Kerimede münafıkların kullandıkları dört silah şöylece sıralanıyor:

1) Kandırmak: Bunlar Müslüman değilken, Müslüman gözükürler.

2) İfsat (bozgunculuk)

3) Mü'minlerin aklını teshir etmeye çalışırlar. Müslümanlara "Sefih, budala, gerici, vs" derler.

4) İstihza: Müslümanlarla alay ederler. Bu âyet-i kerimede münafıkların Müslümanları ilânihaye kandıramayacaklarını ve Müslümanların imanın verdiği ferasetle bunları sezeceğini ve bütün münafıkların sonunda teşhir edilerek rezil edileceklerini haber veriyor.

11. Ayet-i kerimede münafıkların, "Bizim gayemiz, Müslümanlarla kâfirlerin arasını bulmak. Aralarında diyalogu sağlamak" diyeceklerini haber veriyor. Sahabe-i kiram, "Bu tâife bizim aramızda yok. Bunlar ileride zuhur edecek" diyor.

Diğer âyet-i kerimelerde, münafıkların Müslümanlara karşı nasıl, Hıristiyan ve Yahudilerin yanına gittiklerinde nasıl davranıp konuştukları haber veriliyor. Burada Münafıkûn Suresi'nin 4. âyet-i kerimesine baktığımızda münafıkların elebaşılarının vasıflarının net biçimde tarif edildiğini görmekteyiz.

Ayet-i Kerimede belirtildiği üzere bunların en bâriz üç vasfı şudur:

1) Vücutları büyüktür, heybetlidirler, yakışıklıdırlar.

2) Bunlar yaslanmış bir ağaç gibidir. Bir yere yaslanarak otururlar ve illa başköşeye geçmek isterler

3) Belagatli konuşurlar. Kitleleri konuşmalarıyla teshir ederler. Bir cemiyet içinde konuşurken lafı ölçüp biçerek, düzgün biçimde söylerler.[3]

Katile Kucak Açtılar

Filistin'de yapılan seçimler sonucunda halkın büyük oranda oyunu alan Hamas'ı hem Türkiye'ye davet eden hem de görüşmekten kaçan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin bölge barışı için arabulucu olmasına karşı çıkan ve Mescid-i Aksa'nın altını oyan İsrail'in Başbakanı Ehud Olmert ile iki saat boyunca kapsamlı bir görüşme yaptı.

Başbakanlık Merkez binada yapılan görüşmenin ardından her iki başbakan ortak bir basın toplantısı yaptı. Filistin-İsrail konularından, İran'ın nükleer zenginleştirme programına ve Mescid-i Aksa'nın altının kazılması meselelerine kadar pek çok konunun ele alındığı toplantı sonrasında her iki başbakan sıcak görüntüler verdi. Erdoğan konuşmasında Mescid-i Aksa konusunda Olmert'in açıklamalarından tatmin olmadığını vurgularken, İran'ı da eleştirdi.

Erdoğan konuşmasına iki ülke arasındaki iyi ilişkilere dikkat çekerek başladı. Antisemitizme karşı olduğunu vurgulayan Erdoğan, Osmanlı'nın Endülüs'ten sürülen Yahudilere kucak açtığını da hatırlattı. Hamas ve El Fetih'in Mekke'de yaptığı anlaşmanın Filistin'de uzlaşı için bir umut olduğunu da söyleyen Erdoğan, Hamas'ın iktidarını kabul etmeyen ABD, AB, Rusya ve BM'den oluşan Ortadoğu dörtlüsünün de bu sürece olumlu katkı sağlayacağını iddia etti.

Ortadoğu'da barış ve istikrarın kalıcı hale gelmesi için öncelikle Filistin'de ayağı yere sağlam basan bir hükümetin kurulması gerektiğini savunan Erdoğan, tarafların olumlu katkılarıyla ancak bu sürecin olumlu sürebileceğini belirtti.

Olmert'in kendisine çalışmalarla ilgili bazı fotoğraflar gösterdiğini, ancak fotoğrafların kendisini dört dörtlük tatmin etmediğini söyleyen Erdoğan, "Ben bir teknik heyet göndersem, bu teknik heyet burada nelerin yapıldığını görsün. Bu çalışma Mescid'i Aksa'ya zarar veriyor mu vermiyor mu araştırsınlar. Kendileri de bunu kabul etti. Memnun olacağını söyledi. Biz de yapılacak teknik çalışma ile tavrımızı netleştiririz. Resimler üzerinden bunu yapmak mümkün değil. Bu konularda teknik heyetin vereceği bir raporla açıklama yapma imkanımız olur dedik. Rice ve Olmert ve Abbas'ın yapacağı toplantının ardından bu heyeti biz göndermeyi planlıyoruz" diye konuştu.

Erdoğan, Olmert ile yaptığı görüşmede İran ile ilgili olarak ABD ve İsrail'in düşüncesine destek verdiğini bir kez daha ortaya koydu. İran'ın nükleer enerji programının da gündemlerinde olduğunu aktaran Tayyip Erdoğan, "Bu konuya olumlu bakmadığımızı daha önce de söylemiştik. Aynı tezi bugün de savunduğumuz yineledik. Biz de önümüzdeki dönemlerde biz de nükleer santral kuracağız. Ancak bu çalışmalar yapılırken, insanı amacın dışına çıkılması ve zenginleştirilmesine olumlu bakmadığımız, insani bulmadığımızı yinelemek istiyorum" şeklinde konuştu.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert ise yaptığı konuşmada Hamas'ı tanımayacaklarını, onların kendilerini tanıması gerektiğini vurgularken, ABD Temsilciler Meclisi'nde bulunan sözde Ermeni tasarısı konusunda Türkiye'ye destek vermedi. Ayrıca Türkiye'nin ‘arabuluculuk' şeklinde bir rolü üstlenmesine destek vermediğini de ince mesajlarla Erdoğan'a iletti.

Olmert, konuşmasına Türkiye'den ‘dost ve ortak' ülke diye söz ederek başladı. Türkiye'nin diğer ülkeler ve İsrail arasında önemli bir köprü olduğuna işaret eden Olmert, Erdoğan ile bütün konuları görüştüklerini, Filistin hükümetinden Ortadoğu dörtlüsünün ilkelerini uygulamasını ve yol haritası temelinde yürümesine devam etmesi, ayrıca bu taahhüdün de ‘açık ve zarif' bir şekilde ‘kekelemeden' yapılması gerektiğini ifade etti.

Mescid-i Aksa'nın altının kazıldığı yönündeki iddiaların abartıldığını öne süren Olmert, sadece batı duvarının inşa edildiğini, bu çalışmadan camilerin ve kiliselerin de zarar görmediğini iddia etti. Olmert, Erdoğan'ın heyet önerisini de kabul etti. Türkiye'nin bölgedeki barışın sağlanması konusunda arabuluculuk konusundaki bir soruya verdiği cevapta, "Türkiye Başbakanı'nın öncelikleri var. Türkiye bölgede merkezi bir güçtür. Görev tevdi edilmesi gerekmemektedir. Suriye'nin barışa yönelmesi, terörü desteklememesi ve uluslar arası toplumun özümsediği kararları benimsemesi gerekir" dedi.

Ayrıca Olmert bir yandan barış ve istikrarın sağlanmasından söz ederken diğer yandan yine Hamas'ı hedef aldı. Olmert, Hamas'ın İsrail ile yapılan bütün anlaşmaları kabul etmesini ve İsrail'i tanıması halinde ancak masaya oturup konuşabileceklerini ifade etti.[4]


İsrail'in Çöküşüne Dair Kuvvetli İşaretler

İsrail'in belli aralıklarla nükseden ve son olarak Mescid-i Aksa'yı hedef alan saldırganlığının amacı, yaşanan yozlaşma ve kirlenmeyi gözlerden saklamak olabilir mi? Bu sorunun cevabını bulmak için yapılacak bir araştırma bizi dehşet verici sonuçlara götürecektir. Ve görülecektir ki, son dönemlerde basından takip ettiğimiz, İsrailli siyasilere ilişkin yolsuzluk ve fuhuş skandalları, buz dağının görünen yüzüdür sadece.

İsrail toplumunun geldiği noktayı anlamak için, yaşanan mali yolsuzlukları ve cinsel ahlâksızlık vakalarını kısaca irdeleyelim:

Ariel Şaron'un oğlu Omri Şaron, yolsuzluklar dolayısıyla 2006 Şubat'ında hapis cezasına çarptırıldı. Oğul Şaron, 1999 yılında babasının seçim kampanyası için usülsüz para toplama, evrakta sahtecilik, yalan beyanda bulunma ve paravan şirket kurma suçlarından mahkum edildi.

Başbakan Ehud Olmert'in, 2005 yılında maliye bakanı iken bir bankanın özelleştirilmesi sürecine, yakın dostlarına çıkar sağlamak amacıyla müdahale ettiği iddia ediliyor. Böyle kimseleri maliyede önemli mevkilere getirerek menfaat elde ettiği yolundaki şayialar da soruşturulmayı bekliyor.

Olmert hükümetinin Maliye Bakanı Avraham Hirchson, sendika başkanı olduğu dönemde zimmetine para geçirmekle suçlanıyor; soruşturma halen devam ediyor.

Olmert'in uzun zamandır danışmanlığını yapan Şula Zaken ve Vergi Kurumu Şefi Jackie Matza'nın da aralarında bulunduğu bir grup bürokrat, rüşvet almak ve vergi kaçırmakla suçlanıyor. Jarusalem Post gazetesinin 5 Ocak 2007 tarihli haberine göre bu şekilde soruşturulan ve görevden alınan üst düzey yetkili sayısı yirmi iki.

İsrail'deki Aşkenazi (Doğu Avrupa kökenli) Yahudilerin Başhahamı, yüklü miktardaki bağışlarla ilgili olarak dolandırıcılıktan yargı önüne çıkarılmayı bekliyor.

İsrail toplumunun yaşadığı yozlaşmanın öteki cephesinde cinsel ahlâksızlıklar var. Denebilir ki, çürüme tepeden aşağıya bütün bir toplumu tehdit eder hale gelmiş. Manşetlere çıkmış örneklerden başlayarak, yaşananları şöyle özetleyebiliriz:

İsrail Devlet Başkanı Moşe Katsav, beraberinde bulunan bayan devlet memurlarından birine tecavüz ve pek çoğuna tacizde bulunmaktan dolayı yargılanacağı günü bekliyor.

Olmert'in Adalet Bakanı Haim Ramon, bir kadın askere tacizde bulunmaktan dolayı suçlu bulundu. Taciz olayı, İsrail'in geçen yaz Lübnan saldırısını başlattığı gün yaşanmıştı.

Bir askeri üste İsrail askerlerinin, kendi meslektaşlarından birinin kız çocuğuna toplu tecavüzü 2006 Ağustos'unda ortaya çıkarıldı; 14 yaşındaki çocuğun bu sapkın ve insanlık dışı davranışa dört yıldır maruz kaldığı anlaşıldı. Dahası, ordudaki kadın askerlerin de yaygın olarak bu tür cinsel saldırganlıklara maruz kaldığı bildirildi. İsrail Yüksek Mahkemesi 2006 Kasım'ında verdiği kararla yurtdışında yapılmış "homoseksüel evlilikleri"nin İsrail sınırları içinde geçerli ve normal kabul edileceğine hükmetti. Kudüs'teki bir stadyumda toplanan binlerce cinsel sapık, kararı kutladı, sevinç gösterilerinde bulundu.

İsrailli hukuk uzmanı Moşe Negbi'nin Associated Press'e açıkladığı gibi, aslında karar sadece sembolik bir önem taşıyordu; zira İsrail'li homoseksüel erkekler normal kimselerin sahip olduğu haklara nice zamandır sahiptiler. Orduda görev alabiliyor ve yüksek rütbelere terfi edebiliyorlardı.

7 Aralık 2006 günü Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrinde Haham Yehuda Kolko yetişkin ve çocuklara yönelik bir dini cinsel istismar suçundan tutuklandı. Bundan birkaç hafta sonra, 28 Aralık 2006 günü yine New York'ta Jerry Brauner adlı bir diğer haham, kanser hastası bir kadını sahte avukat belgesiyle dolandırmaktan tutuklandı. Brauner, daha önce çocuklara cinsel tacizde bulunma suçundan hüküm giymiş ve "cinsellik suçunu tedavi programı"na katılması şartıyla serbest bırakılmıştı.

Daha ilginci, medyada gündeme gelen son vakalar olduğu için zikrettiğimiz bu örneklerin yüzlerce benzerinin İsrail içinde yaşanmış olmasıdır. Denebilir ki, İsrail ve Amerikan mahkemeleri hahamların işlediği, çocuk ve yetişkinlere yönelik cinsel ahlâksızlık suçlarına bakmaktan yorgun düşmüştür. "Cinsel İstismara/Saldırıya Karşı Yahudi Koalisyonu"nun internet sitesinde açıklanan, mahkumiyetle sonuçlanmış veya devam etmekte olan dört yüz yirmiye yakın dava, hahamlık kurumunun içler acısı halini ortaya koyuyor (bkz. www.theawarenesscenter.org).

Haaretz gazetesinin 13 Aralık 2006 günkü haberine göre İsrail'deki "Tecavüz Krizi Merkezleri Derneği"ne yapılan ihbar ve başvurular ürkütücü boyutlara ulaşmış bulunuyor. 2006 yılı içinde 12 yaşın altındaki çocuklardan iki bin, 13-18 yaşındaki çocuk ve gençlerden iki bin beş yüz civarında başvuru alınmış. Kurbanlardan % 17'si kendi ailesi içinde cinsel istismara maruz kalmış. Bu rakamların sadece gün ışığına çıkmış vakaları yansıttığını unutmamalı.

"İnsan Hakları İçin Hahamlar" adlı bir grup duyarlı kimsenin kurduğu örgüt 29 Aralık 2006 günü yayınladığı değerlendirmede fuhuş amacıyla kadın ticaretinin İsrail'de kanayan bir yara olmaya devam ettiğini belirtti. Polis, çıkarılan yeni yasayı uygulamamaktadır. Çoğu Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinden olmak üzere İsrail'e yılda iki bin beş yüz-üç bin civarında kadın kaçırılmakta ve fuhuş tüccarlarına açık arttırma yoluyla satılmaktadır.

Görüldüğü gibi İsrail devletinin gerilim politikalarıyla gizlemeye, unutturmaya, gözlerden saklamaya çalışabileceği çok büyük sorunları var. Fakat çürüme ve kokuşma bu aşamaya geldikten sonra hangi toplum onu gizleyerek ayakta kalabilir ki!...[5]

Enerji Yolları İsrail'e Bağlanıyor

Maden Tetkik Arama (MTA) eski daire başkanlarından jeoloji ve petrol yüksek mühendisi Tufan Erdoğan, 55 yıldır çalışır durumda olmayan Kerkük-Hayfa ve Musul-Hayfa petrol boru hatlarının onarımı ile İsrail'in Hayfa Limanı'na günde 5 milyon varil petrol taşınacağını belirterek, "Irak'ta petrol üretiminin günlük en fazla 3 milyon varil olması planlandığı şu sıralarda, sadece Kuzey Irak'ta bu kadar yüksek kapasiteli hatların yapılması, gelecek 20 yılda hiçbir şeyin şansa bırakılmadığını gösteriyor." diye konuştu.

Erdoğan, hatların devreye girmesi ile günlük kapasitesi 1 milyon varil olan Kerkük-Yumurtalık hattına da gerek kalmayacağını söyleyerek, "İşte bu da Türkiye'nin kalesine atılan ilk goldür' ifadelerini kullanıyor.

Suudi petrolleri de İsrail'e taşınacak

Erdoğan, BOP kapsamında Suudi Arabistan petrollerinin de unutulmadığına dikkat çekerek, "İkinci Dünya Paylaşım Savaşı sonlarında, Suudi petrollerini Akdeniz'e taşımak için, ABD ordusunun inanılmaz desteği ile yapılan Trans-Arabistan (TAP) petrol boru hattı, uzun süredir kapalı. Bir ucu Lübnan'a, bir ucu da İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri'nden Hayfa'ya giden bu hattın onarılarak yeniden hayata geçirilmesi çalışmalarına başlandı bile. Bu hat, günde 2 milyon varil Suudi petrolünü İsrail'in Hayfa limanına taşıyacak" şeklinde konuştu.

Erdoğan, söz konusu hatta günlük kapasitesi 1 milyon varil olan Rumeyla-Hayfa boru hattının eklenmesi ile Hayfa'ya günde toplam 3 milyon varil Güney Irak ve Suudi petrolü taşınacağını kaydederek, "Bu sıralarda İsrail kaynaklı haritalarda, Hayfa'nın adının altına "Yeni Rotterdam" yazılması boşuna değil" diye konuştu.

BOP'un ikinci perdesi BTC de açıldı

Petrol mühendisi Tufan Erdoğan, birinci perdede Ortadoğu petrollerinin denetimi sağlandıktan sonra sıranın Rus ve Hazar petrollerinin denetimine geleceğini ifade ederek, şöyle devam etti: "Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı'nın dayandığı Azerbeycan'daki uluslararası AIOC konsorsiyumunun Azeri-Çıralı-Güneşli sahalarının üretimi günlük 360 bin varili buldu. Bunun günde 100 bin varillik bölümü Azpetrol'ün Sangaçal terminalinden demiryolu ile Gürcistan'ın Karadeniz'deki Batum limanına gönderiliyor. Günlük 146 bin varili Bakü-Supsa petrol boru hattına veriliyor. 82 bin varillik bir kısmı da, her gün Bakü-Novorosissysk petrol boru hattı ile yine Karadeniz'e çıkıyor. Kalıyor geriye günlük 32 bin varil. Günlük kapasitesi 1 milyon varil olan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattına giren işte bu 32 bin varil! Bu nedenledir ki aylardır doldurulan hattaki petrol daha yeni sınırımıza ulaşabildi ve en az 2-3 ay daha dolacak ki Ceyhan'a varabilsin. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattına Kazakistan'ın daha uzun yıllar verebileceği ciddi boyutlarda petrol yok. Hazar Denizi'nde yeni bulunan sahalarının gelişmesi durumunda bile buranın petrolü, Çin H.C.nin yapmaya soyunduğu iki adet 3.000'er kilometrelik boru hatları sayesinde batıya değil, doğuya taşınacak. Kazakistan'ın şu anda mevcut ve yapmakta olduğu boru hatlarının toplam kapasitesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) hattına çok uzun bir zaman petrol verilebilmesinin boş bir hayal olduğunu ortaya koyuyor.

Bütün bunlar ortada iken, başta BP olmak üzere tüm konsorsiyum şirketlerinin son ana dek "geri zekâlılık" olarak adlandırdıkları bu BTC hattı neden yapıldı? Daha da önemlisi, ABD neden bu projeyi ciddi şekilde destekleyip, konsorsiyum şirketlerine hattın yapılması için baskı yaptı? Tabii ki bu hattın bir şekilde dolması için bir planı vardı ve bu plan Büyük Ortadoğu Projesi'nin ikinci perdesini oluşturuyordu."











[1] 16 Şubat 2007 / Milli Gazete

[2] 16 Şubat 2007 / İsmail Kıllıoğlu / Milli Gazete

[3] 16 Şubat 2007 / Burhan Bozgeyik / Milli Gazete

[4] 16 Şubat 2007 / Milli Gazete

[5] 16 Şubat 2007 / Mesut Karaşahan / Milli Gazete

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Bugün 28 Şubat’ı cesaretle(!) eleştiren ve tabi AKP’ye “Helal olsun...
Devami
  Siyonist Yahudi Lobilerin güdümündeki ABD ve müttefikleri; BOP çerçevesinde...
Devami
Yahudiler İran’a karşı Türkiye’yi kullanmak istiyor! ABD'nin, merkezi New York'ta bulunan...
Devami
Rahmetli Erbakan Hoca yıllar önce katıldığı bir TV liderler toplantısında: “Ülkemizdeki...
Devami
               Sayın Recai Kutan! diye başlıyor ve şöyle devam ediyordu:...
Devami
  AKP'NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKASI VE KORONA SALGINI SONRASI ÜRKÜTÜYORDU          18 yıldır işbaşında...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5360

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR