Reklam
Reklam
Reklam

BAŞÖRTÜSÜNÜN KERAMETİ:

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

HERKESİN AYARINI ORTAYA ÇIKARMASI

VE ZEKERİYA BEYAZ'IN ÇARPITMALARI


Zekeriya Beyaz "İslam ve Giyim Kuşam" (Başörtüsüne Dini Çözüm) kitabında, kötü niyetli ve çok tehlikeli saptırmalar yapmaktadır.[1]

İşte o çarpıtmalar:



[1] Sancak yy. 2. Baskı. Haz. 2000 İST.

İşte o çarpıtmalar:

•1. Çarpıtma:

Kitabının ilk sayfasına koyduğu: "Türkiye'de kimsenin başörtüsüne müdahale eden de yoktur. Sadece devlet kurumlarında bay ve bayanların başlarının açık olması kuralını koymuştur. Bu da devletin hakkıdır. İslamiyet'e göre, Devlet'e itaat, Allah'a itaattir" demiş ve Nisa:59. ayeti bu yalanlarına delil olarak göstermiştir.

  • a) Oysa: "Türkiye'de kimsenin başörtüsüne müdahale eden yoktur" iddiası açık bir yalandır. Örtünen kızlarımızın ve kadınlarımızın uğradığı baskı ve haksızlıklar ortadadır.
  • b) "Sadece bay ve bayanların başlarının açık olması kuralını koymuştur" kısmı da yalandır. Çünkü devletin ne anayasasında, ne kanunlarda böyle bir kayıt ve şart bulunmamaktadır. Sadece bazı kesimlerin keyfi yorumları ve uygulamaları vardır.
  • c) Asıl yalan: "Allah'a itaat ediniz, Peygamber'e ve sizden olan ulûl emre de..."[1] ayetindeki "Allah'ın hük(müne) Resulün (sünnetine) itaat ediniz ve "sizden olan", yani sizin inancınıza ve temel insan haklarınıza uygun davranan emir sahiplerine de itaat ediniz" ayetini: "devlet haram ve haksız şeyleri dayatsa da, itaat ediniz.." anlamında gelecek şekilde çarpıtmasıdır. Yarın bazı idareciler kalkıp ta "Devletin borçlarından kurtulmak ve ekonomiyi kalkındırmak için, her ailenin genç ve güzel kadınları, ayda bir gün parası devlete kalmak üzere, genel evlerde çalışacaktır" diye bir dayatmada bulunsa, yukarıdaki ayet haşa delil gösterilip buna uyulması mı lazımdır?

Bu ayetin "ulûl emre de.." kısmının daha önceden emredilen; Allah'a ve Resule itaate bağlılık şartına ve "sizden olmak" kaydına dayalı olduğunu bilmeyecek kadar cahil değilse, kasıtlı bir çarpıtmadır.

•2. Çarpıtma:

Kitabın baş tarafında ve yine 250 ve 251. sayfalarında: "Müslüman cariye hanım, toplum içinde bu kıyafetle gezer ve namazını bu halde kılabilir" deyip çizdiği, birinde göbek ve diz arası hariç, bütün bacakları ve göğüsleri açık; diğerinde sadece mayolu gibi baldırları apış arasına yakın açık resimleri, Müslümanlara örnek kıyafet olarak takdim etmiştir.

Halbuki İslâm hukukunda bir kaide-i külliye (değişmez kural) vardır:

"Kıyas, ancak nass'a dayanarak yapılabilir." Yani muhkem bir ayeti ve sahih bir sünneti esas alarak yapılan kıyas ve içtihat, sahibi ve tabiileri için geçerlidir. Ancak, mutlak müçtehit bile olsa, bir alimin kıyas ve içtihadını esas alarak, yapılacak yeni bir içtihat geçersizdir. Çünkü ayet ilahi, içtihat beşeridir.

Ve hele, Zekeriya Beyaz gibi, zaten geçici bir kurum olan ve tedricen kaldırılan Cariyelik'le ilgili bazı içtihatları esas alarak, ilahi vahyin ve sahih hadislerin hükümlerini iptal etmeye kalkışmak; tam bir şarlatanlık örneğidir.

Kaldı ki, bugünkü kadınlarımız kızlarımız cariye hükmünde midir ki, böyle fesatçı fetvalar ortaya sürülmektedir?

Bu soruya, evet deniyorsa o takdirde birileri kalkıp, "Biz cariyelerle ilgili başka ruhsat ve fırsatları da değerlendirmek istiyoruz" derlerse, ne cevap verilecektir?

Şimdi soralım, eğer caizse; Zekeriya Beyaz, o çizdiği resimlerdeki gibi; hanımının, kızlarının ve yakınlarının göğüsleri, karınları ve kalçalarına kadar bacakları açık vaziyette, ev ortamında ve sokakta dolaşmalarından rahatsızlık hissetmeyecek midir?

•3. Çarpıtma:

310. sayfasında: "Toplumda insanları hür ve köleler diye iki sosyal sınıfa ayırmak dönemi kapanmıştır" dediği halde, kitabın başından itibaren, hem de çarpıtmak suretiyle, cariyelere mahsus giyinme de rahatlık ruhsatını, tüm Müslümanlara şamil bir kural olabilirmiş gibi göstermeye çalışmıştır. Bütün bunların arasından da: "şimdi cariyelik ortadan kalktığına göre cilbapsız dışarı çıkma yasağı da kalkmıştır" diyerek, bir ayetin açık ve kesin bir hükmünü iptal etmeye kalkışmaktan da sakınmamıştır. Bu kadar açık çelişkiler, bu tiplerin gerçek tiyniyetini ortaya koymaktadır.

4. Çarpıtma:

Kur'an'da "söyle" diye başlayan 332 ayetin büyük bir kısmı, bugün bizi ilgilendirmeyen, o dönemin konuları ve olaylarını açıklayıcı niteliktedir. (örtünmeyle ilgili) Nur Suresi 30 ve 31. ayetleri de "Söyle-De ki hitabı ile başladığı için, sadece o dönemdeki konulardan bahsetmektedir"[2] diyerek "Söyle" şeklinde başlayan yüzlerce ayetin, sadece Hz. Peygamber dönemi için geçerli sayıldığını, bunların artık bugünün Müslümanlarını bağlamadığını" iddia ederek, dinin temeline dinamit koymaktadır. Bu iddia hiçbir ilmi ve İslâmi dayanağı bulunmayan ve Kur'an'ın yüzlerce ayetini artık hükümsüz sayan şeytani bir yaklaşımdır. Üstelik "De ki" ile başlayan hangi ayetler artık gereksiz ve geçersizdir? Sorusunu yanıtlamak ve örneklerle kanıtlamak yerine "çok büyük bir bölümü" gibi yuvarlak bir sözle kafaları karıştırmaktadır. Şimdi soralım, acaba:

"De ki: O Allah birdir ve Samed'tir"[3]

"De ki: Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur"[4]

"De ki: Şüphesiz Rabbim Hakkı (Batılın üstüne ve dileğinin kalbine) koyandır."[5]

"De ki: Rabbimiz (Kıyamette) bizi bir araya toplayacak sonra da hak (ve adaletle) aramızı ayıracaktır"[6] gibi ayetlerin hangisi haşa bağlayıcı değildir?

Yoksa:

"De ki: O bir rahatsızlıktır. Ay başı halinde kadınlardan ayrılın ve temizleninceye kadar (cinsel anlamda) onlara yaklaşmayın"[7] ayeti mi "Söyle" diye başladığı için artık geçersizdir?

5. Çarpıtma:

"Arap Müslümanlığı" gibi uyduruk bir kavramın arkasına sığınarak, Yüce Dinimizi Hz. Peygamber Efendimizden öğrenip nakleden Sahabilerden, bugüne kadar gelen Arap kökenli binlerce ilim ehlini, müçtehitleri ve müfessirleri, dolaylı biçimde "Kur'an'ı anlamamak ve kasten saptırmakla" töhmet altına sokan, ama bir yandan da dört mezhep imamı gibi çoğu Arap olan alimlerin sözlerinden işine gelen kısımları alıp delil göstermekten sakınmayan yaklaşımıdır.

Peki, örtünmekle ilgili ayetlerin mealini ve tefsirini, bizzat Atatürk'ün özel talimatıyla ve onun itimadıyla yazan Elmalı Hamdi Yazır'ı niye kaynak göstermiyorsunuz? Yoksa oda mı Araptır?

Evet, Taliban tipi veya Vehhabilik örneği bir takım yobazlık ve aşırılıkları, bizdeki bazı tarikat ve cemaatlerin, takva perdesi altında kadınları toplum hayatından koparıp, onları ruhen ve zihnen kısırlaştıran katı ve kötü yaklaşımları konusundaki eleştirilerine ve endişelerine katılıyoruz. Ama, mümin kadınlarının, hamamda bile öyle bulunmaktan utanacakları bir açıklık-saçıklık içinde sokakta dolaşmalarına fetva vermeyi, değil ilim adamlığı, insanlıkla bile bağdaştıramıyoruz.

6. Çarptırma:

Nur suresi 30 ve 31. ayetlerini:

"Erkek ve kadınlar, cinsel organlarını, ön ve arka ayıp yerlerini görünmekten saklasınlar"[8] şeklinde, "ferc" kelimesine sadece lugat anlamını verip, yüzlerce müçtehit ve müfessirin "ırzlarını, namuslarını, vücudun şehvet uyandıran kısımlarını" diye anladıkları ve üzerinde icma sağladıkları manayı çarpıtması ve "Müslüman kadınlar, ön ve arka cinsel organlarını örtüp, vücudun geri kalan bütün kısımlarını açabilir" biçiminde akıl ve ahlak dışı bir yorum yapmasıdır.

Ve yine Nur: 31. ayetindeki "Başörtülerini yakaları üzerine kapatsınlar... Ve ziynetlerini açığa vurmasınlar" ayetinde "Boyun ve göğüs yırtmacının değil, gerdanlık gibi ziynet takılarının saklanıp korunması istenmiştir, diyerek ayette açıkça zikredilen başörtüsünü inkâra çalışmaktadır. Çünkü eğer asıl amaç boyuna takılan ziynetler olsaydı, "onları sıkı bağlayın, düşürüp çaldırmayın" şeklinde uyarılması lazımdı.

7. Çarpıtma:

Daha önce, "başörtüsü emredilmemiştir, gerekli değildir, kadınlar sadece ön ve arka edep yerlerini kapatıp vücudun diğer tamamını açarak sokakta dolaşabilir" gibi safsataları dillendiren Zekeriya Beyaz kitabının 305. sayfasında, bütün bu temelsiz iddialarını yalanladığının ve kendi kendisiyle çelişkiye düşüp bocaladığının farkında bile olmadan şu ayeti yazmak zorunda kalmıştır:

"Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların hanımlarına söyle ki (bir ihtiyaçları için dışarı çıktıklarında) cilbaplarından (bir çeşit geniş örtü ve dış elbise) üzerlerine yaklaştırıp alsınlar. Bu, onların tanınıp ta eziyet edilmemelerine daha yakın ve uygundur."[9]

Şimdi soralım:

Hani, "ferc"leri ön ve arka malum yerleri dışında, kadınlar her tarafını açıp dışarı çıkabilirdi?

Hani, bütün vücudu örten bir dış elbise lazım değildi?

Hani, örtünmeyle ilgili ayet gelmemişti?

Kitabın 324. sayfasının sonunda:

"d) Müslüman hanımlar, vücut teşhirciliği de yapmamalıdır. Zaten bugün de, erkek veya kadının cinsel teşhircilik yapması ahlaki düşüklüğün ifadesi sayılmaktadır. Müslüman hanımlar örfe göre, yani çevredeki Müslümanlarca normal, tabii ve güzel kabul edilen biçimde giyinmelidir" diyerek doğruları itiraf ve diğer bütün iddialarını iptal etmiştir.

Başörtüsü Donkişotuna Düşünce Özgürlüğü Ödülü

TÜM Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMOD) 2007 yılı düşünce Özgürlüğü Ödülü'nü "türbanın ulusal kimliğe tehdit oluşturduğunu" söylediği için dindar ve dürüst kesimlerden tepki alan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz'e vermişti...

İlk kez verilen Düşünce Özgürlüğü Ödülü'nün jürisi, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Prof. Dr. Cevat Geray ve Prof. Dr. Sina Akşin'di. Kılavuzu Zekeriya Beyaz olan Şahin Filiz, türbanı "mikro faşizm çekirdeği olarak" göstermiş, türbanı Türk devletinin "tasfiye ve teslimine geçirilen kılıflardan biri" olarak nitelemiş, "Tarikat ve cemaatler; ekonomik gücün ve sosyal nüfuzun ötesine geçerek, siyasi ve idari nüfuzu ele geçirmek üzere özgürlüklerin genişletilmesini istemektedirler" demişti.

Toplumda türbanlılarla türbansızların "kardeşçe yaşayacakları" görüşünün de gerçeği yansıtmadığı iddia edip, "türbanlı birisi, yanındakini kendisine benzetmediği sürece dini görevini tamamlamış olmayacaktır" sözleriyle, fesat ateşini körüklemişti. Filiz, İslam dininde başörtüsünün emredildiğine ilişkin bir ayetin de bulunmadığı söyleyecek kadar cehalet sergilemişti.

Şimdi insafla kara verin;

Bunlar, türban istismarına ve işbirlikçi AKP iktidarına mı, yoksa başörtüsünü öngören İslam'a mı karşıydı?

Bunlar, Milli birlik ve dirliğin sağlanmasına, Devlet-Millet kaynaşmasına mı, yoksa dinci-laik kamplaşmasına ve türbanlı-türbansız ayrışmasına mı çalışmaktaydı?

Böyle muhalifleri varken, AKP iktidarı yıkılır mıydı?

Bunlar gerçekten Ulusalcı mıydı, yoksa uluslar arası masonluğun maşası mıydı?

Osmanlıca (Eski Türkçe) yazılmış bir metni ve belgeyi okuyup-yazmaktan bile aciz insanların tarih profesörü yapıldığı; bir ayetin irabını bile yapamayacak durumdaki bazı Kur'an cahili kimselerin ilahiyat hocası olarak dolaştığı; ilmi ehliyet yerine, diploma etiketine sığınarak palavralar salladığı; bir dönem yaşıyoruz. "Başörtüsü Kur'an'ın emri değil, Arapların geleneğidir" diyecek ve Siyonist ve terörist İsrail'den, Türk ve İslam düşmanı Yahudi lobilerine ve Haçlı emperyalistlere, Atatürk'ün kapattığı hıyanet ve mel'anet ocakları Mason Localarından, kan emici ve rantiyeci sömürü baronlarına, kısaca şeytanın haksızlık ve ahlaksızlık dinine mensup herkesimin kin beslediği ve intikam almak istediği Erbakan Hoca'nın rahmetli hanımının başörtülü resmini kitabına basıp Arap Liderlerden esinlendiğini iddia edecek kadar saygısızlaştığı, Kur'an ayetleri yerine, gazete kupürleriyle hüküm vermeye kalkışıldığı talihsiz bir süreçten geçiyoruz.

Laikliğin "Ladin"liğe Çevrilmesi

Kâmil Eşfak Berki'nin dediği gibi: Lâiklik "örtüsü" altında Ateist olmanın modern (!) hazzını yaşayan yürüyen mevtalar, nasıl da acıklı bir entelekt boğuntusu içersinde bulunduklarını göremiyorlar...

Modernizmin girdabına kapılıp, o türbülansta kıvranıyorlar. Var oluş dağına tırmanmak varken, kolayına kaçıyorlar.

AKP'liler ise ufuktaki yerel seçimlere yatırım için başörtüsünü istismar ediyorlar. Gerginlikten medet umuyorlar. Televizyonlardaki profesör yaftalı provakotörler her haliyle Lenin'e öykünerek: "İç savaş başlamıştır!" diye bağırıyorlar

Ne hoştu Haydarpaşa Lisesi'ndeki o espri: Öküz Kont! Bu pozitivist Fransız, ateizmi din haline getirmeye kalkışmış, ama ruhen doymamış ve yeniden bunalıma girip bunamıştı... Şimdi August Comte'un çömezleri, bir türlü çözemedikleri başörtüsüne havlıyorlar!.

Pozitivist laiklikten pozitif laikliğe geçemeyenler, hem kendileri huzursuz oluyor, hem de toplumu geriyorlar.

Çünkü "Neticede laiklik, dinî alanla siyasî alanın yeniden tanımlanmasıdır. Ama bugün "laik alan" da yeniden tanımlanma mecburiyetiyle karşı karşıyadır. Hem Türkiye'de, hem de dünyada... Washington Post'ta Mustafa Domanic de ‘Turkey's secular status quo is impossible to maintain' başlıklı yazısında aynı gerçeği vurgulamaktadır. Dolayısıyla laiklik dönüşürken, hangi laiklik sorusu da gündeme taşınmaktadır.

Bu bağlamda, Newsweek'e konuşan din-laiklik ilişkileri uzmanı Alan Wolfe; laikliğin birden fazla tarifi olduğuna değiniyor. Aslında, Batı'da yeniden nükseden laiklik tartışmalarının sebebi, Sarkozy'nin bu yönde yaptığı bazı atakları oluyor. Sarkozy siyasette olduğu gibi laiklik anlayışında da Amerikan tecrübesini taklit etmek ve Fransa'ya uyarlamak istiyor. Bu noktada, Sarkozy masonlarla Vatikan arasında gidip geliyor.

Gerçekten de Fransa'da ve ülkemizde laiklik anlayışı genel olarak pozitivist anlayışı yansıtıyor. Bu da yer yer "laikliğin dinsizliğe âlet edilmesi tehlikesini" beraberinde getiriyor. Dinî olanla ayrışma yerine, maalesef çatışma alanına dönüşüyor. Laiklik, dinsizlik hesabına istismar edilmesi tehlikesini barındırıyor. Bunun karşısında elbette ki dinin siyasete âlet edilmesi tehlikesi de var ki, işte başörtüsü tartışması buna dayandırılıyor: Oysa günümüzde sadece dinî temelli taassup ve hoşgörüsüzlük yaşanmıyor. Tam tersine pek çok bağnazlık ve baskının seküler menşe'li laiklik bahaneli paradigmalardan doğduğu görülüyor. Bu yanlış anlayış dinî kaldırmış ve ideoloji olarak yerine geçmiş bulunuyor. Wolfe, ABD'nin en azından kurumsal ve ilkesel olarak bütün dinlere eşit mesafede olduğunu ve Amerikan devletinin hiçbir dini kuruma maddî katkı sağlamadığını ve kayırmadığını, halbuki Avrupa'da Müslümanlara yönelik ayrımın devam ettiğini söylüyor. ABD'nin ideolojik değil kültürel bir dindarlık yaşadığını ve keza çok dindar bir ülke olmasına rağmen teolojik bir ülke olmadığını dile getiriyor. Ama son seçimlerin bu söylemi yalanladığını ve Mormon asıllı aday ile. ‘gizli Müslüman' yaftasına maruz kalan Obama ayrıma uğramış ve teolojik meselelerin de tartışma konusu yapıldığından habersiz davranıyor. Sözgelimi, Mormon asıllı Romney'in adaylığı dinî aidiyetinden dolayı sorgulanmıştır. Mike Huckabee ise papaz kökenli olmasını avantaja çevirmeye çalışmıştır.

Wolfe, bundan dolayı gerçek laikliğin pozitivist değil pozitif, yani dinle uyumlu ve barışık laiklik olduğunu savunuyor. Gerginlik ve kutuplaşma kaynağı olan bazı menfî laiklik (veya buna laikçilik de deniliyor) türlerinin veya uygulamalarının yerini müspet ve pozitif laiklik anlayışlarına terk etmesi gerektiğini ifade ediyor.[10]

Aslında Rusya'da Putin'in Kiliseyle barışması ve ortak faaliyetler başlatması da, olumlu ve uyumlu laiklik adına yeni umutlar taşıyor.

İşte İngiliz Laikliği

İngiltere'de resmî protokolde kişilerin sırası şöyledir: Hükümdar (kral veya kraliçe), eşi, çocukları, ailesi... Bunlardan sonra 1. sırada Canterbury Başpiskoposu, 3. sırada York Başpiskoposu, 4. sırada Başbakan, 5. Lordlar Kamarası (Senato) Başkanı, 6. Avâm Kamarası (Millet Meclisi) Başkanı gelmektedir...

Ama, Oxford (Oksford), Batının en seçkin, aynı zamanda en eski üniversitesidir (550 yılında kuruldu). Bu şehrin camiinin imamı -herhalde Pakistanlı- Münîr Efendi, İngiliz otoritelerinden ezân'ın hoparlör ile okunması iznini hala alabilmiş değildir. Yalnız cuma ezânı için istedi, ona da henüz cevap verilmemiştir.

Bu arada Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams (2003'te hayat boyu seçildi), İngiltere vatandaşı Müslümanların şeriat kuralları içinde yaşayabilmeleri gerektiğini söyleyince, Başbakan derhal müdahale etmiş ve: "İngiltere'de her vatandaşın İngiliz yasalarına uymakla yükümlü olduğunu, istisna yapılamayacağını" söylemiştir.

Canterbury Başpiskoposu, ne demek? Bunu açıklamam gerekiyor ki, İngiltere Başbakanı'nın acele davranmasının sebebi anlaşılsın. İngiltere'de bütün dinler, mezhepler, tarîkatlar serbesttir. Fakat Protestan'lığın Anglikan mezhebi, resmî dindir ve başı İngiltere hükümdarıdır. Ancak din adamı olarak, Anglikan mezhebinin başları, Canterbury Başpiskoposu ile York Başpiskoposu'dur. İngiltere'de resmî protokolde kişilerin sırası şöyledir: Hükümdar (kral veya kraliçe), eşi, çocukları, ailesi... Bunlardan sonra 1. sırada Canterbury Başpiskoposu, 3. sırada York Başpiskoposu, 4. sırada Başbakan, 5. Lordlar Kamarası (Senato) Başkanı, 6. Avâm Kamarası (Millet Meclisi) Başkanı...

Şaşırdınız değil mi?[11]

Evet, işte demokrasinin beşiği, laikliğin eşiği İngiltere'de din devlete karışıyor, protokolde en ön sırada oturuyor... Ama sıra Müslümanlığa gelince durum değişiyor... İnsanın sorası geliyor, ya hu burası Türkiye mi, İngiltere mi?


Bu kadar incinmişliğe taş olsa dayanabilir mi?

"Başörtüsü İslam'da yok. Arap kıyafetidir..."..." "Başörtüsü tamam ama, bu türban çirkindir..."

"Samimi olanlara bir şey diyemeyiz ama, bunlar samimi değil, amaçları siyasidir..."

"Evet, sorun var ama, huzura ihtiyacımız var, ortamı germemek gerekir."

"Haklısınız ama illa da başörtüsü dememek lazım, ortalık karışabilir, ekonomi bozulabilir."

"Ülkenin en önemli sorunu bu değil ki... Evet, ortada haksızlık olabilir ama..."

"Türbanı serbest bırakılabilir ama, ya herkes başörtülü olursa diye endişe edilmektedir."

"Sadece hizmet alanlar başını örtsün, o zaman sorun çözülecektir."

"Başörtüsü serbest olunca, dinci vakıflar öğrencilere burs vererek türbanı yaygınlaştırabilir."

"Annem de başörtülü ama bunlarınki türban, hiç hoş değildir, gericiliktir."

"Örtünmek isteyenler Arabistan'a gitmelidir."

"Başörtüsü Yunan işi, Sümerlerde fahişe kıyafetidir"

"Genelkurmay neden hala bu konuya el atmıyor ve açıklama yapmıyor.. Türban en büyük tehlikedir."

"Türban sadece çene altından bağlanabilir, kulakların da açılması gerekebilir."

"Uygulama sadece üniversitede olacak, başka yerde başörtüsüne asla müsaade edilmeyecektir."

Daha da çoğaltabileceğimiz bu cümlelerin hepsi, farklı zihniyetlerce üretilmiş olsa da, amaç aynı: Başını örtmek ve tesettürlü olmak isteyene engel çıkarılıyordu.

Kimi haksızlığın karşısında gibi durarak, kimi haksızlığı savunarak, kimi de haksızlığı çözüyor rolü oynayarak ama hepsi bu cümleleri kullanıyor. Ama her cümle, sonuçta adaletsizliğe çıkıyor; ve hakaret içeriyordu.

Ülkenin en okumuş adamlarından oluşan Üniversitelerarası Kurul Üyeleri sokaklara dökülerek bildiri okuyorlar ve örtünen insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasını istiyordu.

Onlarca kadın bir araya gelerek sokaklarda nümayiş yapıyor ve yanlarında getirdikleri çarşafları yakıyordu.

Bir öğretim üyesi, hızını alamayarak başörtüsü serbest olursa üniversiteleri kapatmaktan, diğeri ise başörtüsü takan öğrenciye düşük not vermekten bahsediyordu.

İncinmişlik ne kadar kötü. Adalet duygusunun zedelenmesi ne kadar trajik. Birinin, senin özgürlüğünü kısıtlanması için yürüyüş yapması, bildiri yayınlaması, kıyafet yakması, üzerine saldırması ne kötü bir hatıra. Kimse bu ötelenmişliği hak etmiyor ve kimse de bu dışlama hakkına sahip bulunmuyordu.

"Başörtüsü ile okula gelinirse, o zaman mayolu da gelen olur" sözü ne kadar bayağıdır. Sanki "mayo" bu ülkenin asırlardır sokak, okul veya iş kıyafeti olmaktadır..

Yıllardır yaşanan başörtüsü sorunu, kaç bin öğrenciyi, memuru ve çalışanı mağdur etti, kaç aileyi dağıttı, kaç babayı ağlattı, kaç kızın hayalini toprağa gömdü, hesabını bilen var mıdır?

İnsanların diğer bir grup insan için: "başını örtmesin, örterse okula girmesin, çalışıyorsa işine son verilsin, daha da yetmiyorsa ülkeden gitsin!" diye bağırması, çağırması, gösteri yapması ne kadar tuhaf, acıklı, açıklanamaz ve anlaşılamaz bir trajedi oluşturmaktadır...

Bütün bunlardan ortaya sadece dışlanmıştık, kırgınlık ve haksızlık, yani zulüm çıkıyordu.

Zulüm, hiçbir felsefede, düşüncede, ideolojide, akımda, dinde övülmez, benimsenmez aksine yerilir, kötülenir. Ama öyle bir garip süreç yaşıyoruz ki bazıları ısrarla "şu başörtüsü zulmü nasıl olur da biraz daha devam eder"in formülünü üretmekle meşgul bulunuyordu.

Biliyorum, sabır güzel şeydir, acı da olsa her an kuşanılması gereken bir haslettir. Ama yine biliyorum ki, haksızlıkta ve saldırganlıkta bu kadar ısrar, bir gün her şeyi ters yüz edebilir. Bütün bu adaletsizlikler ve tahammülsüzlükler, maalesef ortamı gerip kışkırtıyordu ve insanı kirletiyordu...

Her inanılan gücün, kanunu böyledir ve Allah'ın da kanunu böyledir. İster doğa kanunlarını, ister sünnetullahı, ister ideolojinizin felsefesini benimseyin, hepsi aynı şeyi söyler; bu kadar zulüm ve hakaret, mağdurları geriyordu. Bu kadar düşmanlığın başlarına bela açacağı unutuluyordu..

Hepimiz tam adalet için çaba harcamalıyız.

Hepimiz zulme karşı durmalıyız.

Bu kadar incinmişliğe taş olsa dayanmaz.[12]

Ama bize yine de sabır ve olgunluk yakışıyordu.










[1] Nisa: 59

[2] Bak. Sh. 268, sh: 314

[3] İhlas suresi

[4] Zümer: 44

[5] Sebe: 48

[6] Sebe:26

[7] Bakara: 222

[8] (sh. 269)

[9] Nisa: 59

[10] Mustafa Özcan / Yeni Asya / 15.02.2008

[11] Yılmaz Öztuna / Türkiye / 15.02.2008

[12] Erol Erdoğan / Milli Gazete / 09.02.2008

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Batın Tefsirciliği Nedir? Batın tefsirciliği Bediüzzaman'ın sözlerinin ve Risalelerinin...
Devami
Milli Gazete yazarımız İbrahim Halil Er’i dikkatle ve istifade ederek...
Devami
Zaman Gazetesinden Mustafa Ünal, Siyonist Yahudilerin ve ABD lobilerinin sevincini...
Devami
  Sağlam kaynaklara dayanılarak yüz binlerce Hadis-i Şerif toplanmıştır. Ve...
Devami
  1- Teknoloji harikası çok güzel ve mükemmel bir makine üreten...
Devami
  İslam helal ve meşru yollardan çalışıp kazanmaya büyük önem vermiş, ...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3815

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR