Reklam
Reklam
Reklam

SAHİPSİZ BİR VATANIN BATMASI HAKTIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Parsayı toplayan, kaçırıyor!

Eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Abdüllatif Şener ile Başbakanlık Müşaviri, Özelleştirme İdaresi Eski Başkan Yardımcısı Kenan Işık'ın ''Türkiye'de Özelleştirme Uygulama ve Sonuçlarının Değerlendirilmesi'' konulu araştırmasında, temettü gelirlerinin cari harcamalar için mi, gelecek yıllara yük oluşturacak giderlerde tasarruf sağlamak için mi, yoksa gelecekte de kullanılacak olan yatırımlar için mi harcanmış olduğuna bağlı olarak, sonuçların farklılaşabileceği belirtildi. Özelleştirilen teşebbüslerin, özel sektöre devrinden sonra yıllık karlarının ne olduğunun, kaç yıllık karları karşılığında satılmış olduklarının tespiti için erken bir dönemde bulunulduğuna işaret edilen araştırmada, aynı şekilde kaçının gayrimenkul değeri için alındığı, kaçının faal halde olduğu, özelleştirmelerin yatırıma, üretime, ihracata ve istihdama ne kadar katkı sağladığı, kazanımların ne olduğu sorularının bugün değil ama yarın cevabı araştırılacak sorular olduğu ifade edildi.


Ülke ekonomisi yabancılaşıyor

Araştırmaya göre üzerinde durulması gereken bir başka nokta, özelleştirmelerin de katkısı ile ülke ekonomisinin yabancılaşması ve sonuçları. Yakın zamana kadar 1 milyar doları bulmayan doğrudan yabancı yatırımların, 2006 yılında net 19 milyar dolara ulaştığı, Ekim 2007 itibariyle 14,3 milyar dolar olduğu hatırlatılan araştırmada, şöyle devam edildi: ''Bu yabancı yatırımlar içeride kazanıp sonra dışarıya kar transfer eden hizmet sektörlerine yönelmiştir. Telekomünikasyon, bankacılık, sigortacılık, enerji, ulaştırma, şans oyunları, gayrimenkul, perakende ticaret gibi sektörler bunlar arasında. Net kar transferleri cari açığı arttıran kalemlerden biri.

2002 yılında yalnızca 89 milyon dolar olan kar transferleri, 2007 yılında Ekim ayı itibariyle 1,5 milyar doları aştı ve hızla artmaktadır. Yapısal nedenlere bağlı olarak cari açık sorununa çözüm bulmakta zorluk çekilirken, bu sorunu derinleştirecek yeni bir yapısal unsur ortaya çıkmaktadır. Geleceğe yönelik olarak özelleştirme stratejisi, söz konusu sorundan bağımsız olarak belirlenmemeli.''

30 milyar dolarlık özelleştirme kime yarıyor?

Araştırmada, 1984-2007 döneminde yapılan özelleştirme uygulamaları satış tutarının yaklaşık 30 milyar dolar olduğu ve bunun yüzde 73'ünün 2003-2007 yılları arasında gerçekleştiği kaydedildi. Özelleştirme sürecinin başlangıcından beri geçen 23 yıllık dönemde satış, temettü ve diğer gelirlerden elde edilen toplam tutarın ise 34,9 milyar dolar milyar dolar olduğu, bu özelleştirme gelirlerinin yüzde 70,2'sinin yani 24,5 milyar dolarlık kısmının 2003-2007 dönemine ait olduğu belirtildi. Bu son dönemde ayrıca Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünce bazı hava alanlarının işletme haklarının özelleştirilmesiyle toplam 8,2 milyar dolar gelir sağlandığı kaydedilen araştırmada, aynı dönemde TMSF tarafından yapılan ve 14,5 milyar dolara ulaşan tahsilâtın önemli bir kısmının borç ödemesi veya vergi olarak Hazine'ye aktarıldığı düşünülecek olursa, 59 ve 60. hükümetler döneminde kullanılan ek kaynağın oldukça önemli bir büyüklüğe ulaşmış olduğu değerlendirildi.

Kafalara takılan soru şu: AKP'nin akıbetini sezip gemiyi terk eden ve Siyonist güdümlü yeni partiler için yedekte bekletilen Abdullatif Şener gibileri niye açıkça "Türkiye batıyor!" diyememiş ve hiçbir çözüm önerisi getirememişti?

Sahillerimiz yabancılara peşkeşe hazırlanıyor

TOKİ, Çanakkale'den Mersin'e kadar olan sahil bandı ve kaplıcaların bulunduğu yörelerde, yabancılar için villa kentler ve tatil köyleri kuracak. Yapılacak protokolle, Maliye Bakanlığı TOKİ'ye hazine arazileri tahsis edecek, karşılığında da elde edilen gelirin bir bölümünü alacak. Çanakkale'den Mersin'e hatta İskenderun Körfezi'ne kadar olan sahilde, nerede güzel bir yer varsa, yapılaşmaya uygun yerlere göz dikildi.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın 2006'da gündeme getirdiği yabancılara mülk satışında ''İspanya modeli'', TOKİ aracılığıyla hayata geçiriliyor. TOKİ, Maliye Bakanı Unakıtan'ın isteğiyle Çanakkale'den Mersin'e kadar olan sahil bandı ve kaplıcaların bulunduğu yörelerde, yabancılar için villa kentler ve tatil köyleri kuracak. Yabancılar için 'hâsılat paylaşımı' yolu ile yaptırılacak bu yerlerin içinde sağlık birimleri, spor alanları, yaşlılar için huzurevi gibi sosyal tesisler de yer alacak.

Golf turizmine ağırlık veriliyor

Aynı şekilde golf turizmine yönelik, çevrelerinde golf sahaları bulunan özel villa kentler de inşa edilerek, yabancılara satılacak. Maliye Bakanlığı ile TOKİ arasında, söz konusu projeye ilişkin bir protokol imzalanacak. Çalışmaları devam eden proje kapsamında Maliye Bakanlığı, Çanakkale, Bursa, Balıkesir, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya ve Mersin gibi sahil kentleriyle Denizli ve Afyonkarahisar gibi kaplıca turizmine uygun bölgelerde yabancılar için ikinci konutların yapılabileceği Hazine arazilerini belirleyecek. Bu araziler daha sonra villa kentler ve tatil köyleri inşa edilmek üzere TOKİ'ye devredilecek.

İspanya modeli ile gerçekleştirilen villa kentler ve tatil köyleri, inşaatı üstlenen ya da bu iş için ayrıca kurulan özel sektör firmalarınca yurt dışında pazarlanacak. Satış, doğrudan mülk satışı ya da devre mülk satışı şeklinde olacak. Villa kentler ve tatil köylerinin işletmesi de özel sektör eliyle yürütülecek.

Kiralama olmayacak, kökten satış yapılıyor

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Antalya, Muğla, Aydın, Fethiye ve Mersin'e kadar olan sahilde inşa edilecek villaların, mülk ya da devre mülk şeklinde satılacağını, buralarda kiralama yoluna gidilmeyeceğini de bildirdi. Bayraktar, buralarda ve tatil köylerinde 5 yıldızlı otel hizmeti verileceğini de söyledi. Bu tesisleri devletin yapmayacağını, TOKİ'nin hasılat paylaşımı yoluyla gerçekleştireceğini anlatan Bayraktar, şöyle devam etti: ''Çanakkale'den Mersin'e, Hatay'a hatta İskenderun Körfezine kadar olan sahilde nerede güzel bir yer bulursak, sahili bozmadan, biraz içerde olmak kaydıyla kıyıyı tahrip etmeden, yeşil dokuyu bozmadan, yapılaşmaya uygun olan yerleri en iyi şekilde değerlendireceğiz. Ancak özel sektör istediği gibi inşa edemeyecek. Bu tesislerin, sahilin yapılaşma rejimine, siluetine, tarihi dokusuna, doğal yapısına ve sahildeki imar şartlarına uygun bir şekilde yapılmasına özen göstereceğiz. TOKİ, projenin her safhasına müdahil olacak. Çok katlı bina pek düşünmüyoruz ama sahilden biraz daha içerilerde olursa az katlı binalar olabilir. Golf sahaları, tenis kortları ve diğer sportif tesisler, yeşil alanlar, yürüyüş parkurları, insanların sağlıklı yaşayabileceği sosyal ve modern yaşamın gerektirdiği donatıları oluşturacağız.''

İzmir'den Mersin'e sahiller yabancılara sunuluyor

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Maliye Bakanı Unakıtan'ın, İzmir'den Mersin'e kadar olan sahil şeridinde yabancılar için konut yapma projesini hayata geçirmeye dönük bir takım adımları olduğunu anımsattı. Bu işin, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmesinin teknik eleman, ihale, projelendirme gibi unsurlar nedeniyle zor olduğuna dikkati çeken TOKİ Başkanı, idare olarak bu işe talip olduklarını söyledi. Bunun üzerine Maliye'nin kendilerine, ''O zaman sizinle bir anlaşma yapalım, bu projeleri beraber yürütelim'' dediği iletildi.

IMF ve Erdoğan nasıl uyuşuyor?

"Başkalarının, yapamayacağınızı iddia ettikleri şeyleri sadece bir kere yapın! Bir daha onların söylediklerini dikkate bile almak zorunda kalmazsınız." James R. Cook

Başbakan Erdoğan: "IMF'ye borcumuz biz geldiğimizde 23,5 milyar dolardı şu anda 7,2 milyar dolara indi. Borcu alan onlardı, biz borç ödedik"

Türkiye'nin borcunu azalttığı dönemde dünyada IMF'ye bağımlı olan ülkeler yani diğer müşterileri ne yapmış, ona bakalım.

Yıl 2002: En borçlu ülke Arjantin. Toplam borcu 25,2 milyar dolar. 2006 Ocak ayında bir kalemde borçlarının tamamını süresi dolmadan ödedi.

Brezilya, 2002 yılında borcu 18,3 milyar dolardı. 2005 Aralık ayında borçlarının tamamını kapattı.

Bulgaristan, Guatemala, Hırvatistan, Letonya, Litvanya, Romanya ve Uruguay; 2002'de IMF'ye borcu olan ancak şu anda borçsuz olan ülkeler.

2004 yılında IMF'den kurtulan ülkeler ise; Bolivya, Kolombiya, Ürdün ve Ukrayna.

Angola, Venezuela, Ekvador da IMF'nin müşterisi değil artık.

Bu dönemde IMF'den kurtulamayan ülkeler ise; Türkiye (IMF'ye 7,2 milyar dolar ile dünyanın en borçlu ülkesi)  Dominik 661 milyon dolar, Irak 717 milyon dolar, Makedonya 78 milyon dolar, Paraguay 98 milyon dolar ve Peru 259 milyon dolar. Türkiye dışındaki 5 ülkenin verileri ise Nisan 2007 tarihine ait. Aradan geçen bu süre içinde muhtemelen bu ülkeler de borçlarını kapatmışlardır.

Ortaya çıkan tablo; dünyada adını sanını dahi bile duymadığımız ülkeler 2002-2007 yılları arasında borçlarını azaltmak bir tarafa IMF müşterisi olmaktan kurtulmuş biz ise hala IMF olmadan ayakta duracak cesareti gösteremiyoruz.

Erdoğan'da bunu itiraf ediyor: "IMF'nin akredite ettiği ülkelere dünyada daha güvenle bakılır" Bu, ekonominin IMF'nin gözetim ve denetimiyle ayakta tutulduğunun da bir itirafıdır. Yoksa Türkiye'nin işgal altındaki Irak ile haritada yerini daha bilmediğimiz Dominik Cumhuriyeti ile aynı kategoride yer alması ‘akredite' gerekçesinin dışında nasıl savunulabilir.64[1]

Al sana istikrar!

4 milyon kişi işsiz.  24 milyon kişi yoksul. 40 milyon kişi borçlu. Netice?

Haftada... 2 milyon kişi piyango bileti alıyor. 3 milyon kişi İddaa... 6 milyon kişi loto oynuyor. Yılda... 390 gün at yarışı var! Evet, 365 değil, 390.

Çünkü, dıgıdıktan baht arayanlara yıl yetmiyor, bazı günler iki seans koşuluyor...65[2]

Sevr haritası skandalında hala ses çıkmıyor.

Talim Terbiye ne iş yapar?

İlköğretim beşinci sınıflarda okutulan yardımcı kaynak kitabındaki Türkiye'nin bölgelerini gösteren harita yerine Sevr haritasının konması, bütün Türkiye'de infial uyandırdı. Skandalın ortaya çıkmasına rağmen Talim ve Terbiye Kurulu'ndan bugüne kadar herhangi bir açıklamama yapılmaması ise, büyük tepkiye neden oldu. Din Kültürü Kitabındaki ayete sansür, ‘haç işaretli' ders kitaplarında büyük sorumluluğu bulunan Talim Terbiye'nin son skandaldaki hatası, kurumun denetimlerdeki yetersizliğini gözler önüne serdi. Kamuoyu, "Talim ve Terbiye Kurulu ne iş yapıyor? Bir ders kitabındaki böylesine büyük bir hata, nasıl gözden kaçırılıyor?" sorusuna cevap arıyor. Eğitimciler ise, olayın peşini bırakmıyor.

Türkiye'yi sarsan skandal, ilköğretim'in beşinci sınıflarında yardımcı kaynak olarak okutulmak üzere hazırlanan ve öğrencilere tavsiye edilen kitapta ortaya çıktı. Kitapta, Türkiye'nin coğrafi haritası yerine "Sevr Haritası" basıldı.  Mutlu Yayıncılık tarafından basılan "Temel Kaynak 5" kitabının 406'ıncı sayfasında Türkiye'nin coğrafi bölgelerinin anlatıldığı bölümde bölgeleri gösteren harita yerine Türkiye'nin batılı ülkeler tarafından paylaşılmasını gösteren Sevr haritası yer alıyor.  Şu andaki ülke sınırlarının belirsiz olarak gösterildiği haritada, Türkiye'nin paylaşıldığı bölümler o toprakları alan ülkenin sınırlarına göre işaretleniyor.

Financial Times; Birleşmiş Milletler Raporu'na göre, 2008'de küresel ekonominin yavaşlayıp, neredeyse durma noktasına geleceğini söylüyor.

Bu nedenle, İMKB tedbir olarak yüzde 70'ini yabancıların oluşturduğu borsamıza yatırımcıyı dalgalanmadan koruyacak girişimlerde bulunuyor.

The Guardian; Avrupa 2008'de üç konuya odaklandı; daha fazla kişiye iş imkanı sağlamak, Müslümanları kontrol altına almak ve komşularla ilişkileri dengede tutmak!?

İstihdam ve komşulara dikkat... Avrupa geleceğine güvenmiyor..

Abdullah Öcalan ‘PKK'nın gerçek liderleri Barzani ve Talabani'dir.'

Yaşasın Biji Kemalizm..." diye açıklama yapıyor!?

The Times. "Filistin Devleti İsviçre peyniri gibi olmamalı" diyerek insaflı Hıristiyan ların, münafık Müslümanlardan duyarlı olduğunu gösteriyor.

Siyonist Amerikalı Naom Chomsky'den DTP'li Ahmet Türk'e: ‘Eğer bu suçsa ben de bu suça katılıyorum' diye destek veriyor!..

Guardian. ‘Sayın Başkan Bush Ortadoğu'da yarattığınız sefalete hoş geldiniz' diye manşet atarken, bizdeki İslamcı istismarcılar Bush2a övgüler diziyor.

Alevi cemaatinden Başbakan Erdoğan'a hoş gel (me)diniz!

Ve Başbakan Erdoğan'a bir Antonio Salazar hatırlatması: ‘Ben ülkemi 40 yıl üç F ile yönettim. Fiesta, (bayram şenlik tantanası), fado (örgütlü din istismarcılığı) ve futbol curcunası...'

Portekiz'in fadosu varsa, Türkiye'nin de dışarıdan patentli ılımlı İslam'ı var... Bayrama şenliğe ihtiyaç kalmadı. Televizyonlar beyinleri uyuşturuyor. Futbola gelince AKP Hükümeti o konudaki kararlığını sürdürüyor... Bir sivil toplum örgütlenmesi olması gereken futbol üzerindeki spor üzerinden siyaset kumarı ürkütüyor!.

Dünya futbol endüstrisinin büyüklüğü 225 milyar dolar. Türk futbol endüstrisi alt sektörlerdeki etkileşimle birlikte 1 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Futbol Federasyonu'nun bütçesi ise, 143 trilyon lira. Yani Türkiye'deki ilk 500 firma arasında 280'inci sırada. Kulüpler bu pastanın yüzde 85'ini alıyor."66[3]

Vakıflar Yasası, Sevr Dayatmasıdır!

Ankara Ticaret Odası Başkanı, TBMM gündemine yeniden gelen Vakıflar Yasa Tasarısı'na ilişkin endişelerini içeren bir raporu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e gönderdi.

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı, Vakıflar Yasa Tasarısı'nın, Türkiye'deki vakıfların sorunlarına çözüm üretmek yerine, Türkiye'nin başına yeni sorunlar açacağını belirtti. AB ülkelerinde azınlık hakkının bireysel haklar kapsamında değerlendirilirken, Türkiye'nin bu tasarıyla, cemaat vakıflarına AB ülkelerinde tanınan azınlık haklarının ötesinde kolektif haklar tanıdığını kaydederek, uygulama konusunda kanunda yer alan ''mütekabiliyet'' ilkesinin Lozan'da yer alan bir ilke olduğunu bildirdi.

Türkiye'den hangi vakıf Soros vakıflarıyla boy ölçüşebilir

Tasarının, vakıflara uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunma, yurt dışında şube ve temsilcilik açma, üst kuruluş oluşturma ve yurt dışında oluşturulan kuruluşlara üye olma hakkı verdiğini de hatırlatan Aygün, ''Tasarıyla mal edinimine de kolaylık getiriyor. Bu tasarı yasalaşırsa Soros Vakıfları gelip Türkiye'den arsa alırsa, (mütekabiliyet var, biz de alırız) mı diyeceksiniz. Türkiye'den hangi vakıf ekonomik açıdan Soros vakıflarıyla boy ölçüşebilir'' dedi. ATO tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e gönderilen ve Vakıflar Kanun Tasarısı'nın maddeler halinde değerlendirilmesini içeren raporda özetle, şu ifadelere yer verildi:

  • Mütekabiliyet İlkesinin Saklı Kalması: Kanunun uygulanmasında milletlerarası mütekabiliyet ilkesi saklıdır denilmektedir. Mütekabiliyet konusunun başlangıç noktası Lozan Antlaşmasıdır. Lozan Anlaşmasının 45. maddesinde, ''Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanımış olduğu haklar, Yunanistan tarafından kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlık için de tanınmıştır'' denilmektedir. Ancak Yunanistan'da uygulamada farklılık vardır. Batı Trakya'daki Türk vakıflarını Yunan hükümetinin tayin ettiği kayyumlar idare etmektedir. Yunanistan hükümeti Müslüman azınlığın aynı zamanda Türk olduğunu kabul etmemektedir. Yunanistan'da Batı Trakya Türkleri tarafından kurulan ve adında ''Türk'' sözcüğü geçen vakıf ve dernekler kapatılmaktadır. Oysa Türkiye'de ''Rum'' adı yasak değildir. Yunanistan, Vakıf arazilerini istimlâk ederek Türk cemaatinin elinden almıştır. Türk azınlığı Yunanistan'da kendi din adamlarını ve vakıf başkanlarını kendileri seçmeyi talep etmektedir. Ancak bu talepler karşılanamadığı gibi uluslararası platforma da taşınamamaktadır. Yunanistan'daki Müslüman Türk cemaatine yapılan haksızlıkların bu yasa hükmüyle giderileceğini düşünmek anlamsızdır.
  • Yabancılara Vakıf Kurma ve Yönetim Hakkı Verilmesi: Hâlihazırdaki yasal düzenlemelere göre, Türk Medeni Kanun hükümlerine göre kurulan vakıfların yöneticilerinin Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmaları zorunludur. Tasarı yasalaştığı takdirde, yabancılara Türkiye'de Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, vakıf kurma ve yönetme bunun yanında mevcut vakıflara yönetici olma hakkı tanınacak.
  • Vakıflarının Yöneticileri de Yabancı Olabilecek: Yabancılar, yeni vakıfların yanında cemaat vakıflarında da yönetici olabilecekler. Bu ise cemaati kalmamış bazı cemaat vakıflarının yurt dışından gelecek olan gayrimüslim yabancılarca yönetilmesini gündeme getirecek, hatta bu sayede cemaati kalmamış ya da cemaatin azalmasıyla kapanma tehlikesiyle yüz yüze kalmış vakıfların da tekrar canlandırılması anlamına gelecek.
  • Vakıflar Kuruluş Amaçlarını Değiştirebilecek: Tasarının 14. maddesiyle, yeni vakıfların dışında kalan, mazbut, mülhak, cemaat ve esnafa mahsus vakıfların, vakıf yönetiminin teklifi üzerine vakfiyelerindeki şartlarını değiştirmeye vakıflar meclisi yetkili kılınıyor. Yeni vakıfların amaçlarında değişiklik mahkemeler tarafından yapılırken bunlar dışında kalanların vakıflar meclisinde yapılması Anayasa'nın 9. maddesine aykırıdır. Yargının görev ve yetki alanındaki bir işlemin yürütme erki lehine devri söz konusu olmaktadır. Aynı durum Anayasa'nın ''kanun önünde eşitlik'' ilkesine de aykırıdır.

Ayrıca, Lozan Antlaşması'na göre kurulan cemaat vakıflarının amacı, mensuplarının dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlıdır. Yasanın 14. maddesiyle cemaat vakıflarının amacının değiştirilmesi Lozan Antlaşması'na aykırı olacaktır. Ayrıca, söz konusu madde ile cemaat vakıflarının hiçbir izne gerek kalmadan her türlü uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunmasının yolu açılmaktadır.

  • Hayrat Taşınmazların Tahsisi: Tasarının 16. maddesinde ''Cemaat vakıflarına ait, kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılmayan taşınmazlar, vakıf yönetiminin talebi halinde Meclis kararıyla, aynı cemaate ait başka bir vakfa tahsis edilebilir veya vakfın akarına dönüştürülebilir'' hükmü yer almaktadır. Bu madde, cemaatsiz kalan vakıfların mal varlıklarının benzer amaçlı bir başka cemaat vakfına devredilmesiyle belirli bir dini temsil eden cemaatlerin yasayla güçlendirilmesi anlamına gelmektedir ki bu da Anayasa'nın ''Kanun Önünde Eşiklik'' başlıklı 10. maddesine aykırıdır.

Vakıflara tanınan özgürlükler

  • Vakıfların uluslararası faaliyetlerinde her türlü sınırlama kaldırılıyor: Tasarı, vakıflara uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunma, yurt dışında şube ve temsilcilik açma, üst kuruluş oluşturma ve yurt dışında oluşturulan kuruluşlara üye olma hakkı verirken, yurt içi ve dışından ayni ve hakdi bağış ve yardım alma imkânı da tanıyor.
  • Vakıfların mal edinmesi, akar cinsinden olan malların değiştirilmesi: Halihazırda, yabancı vakıflar Türkiye'de faaliyette bulunsalar bile taşınmaz mal edinemezler ve lehlerine sınırlı ayni hak tesis edilemez. Tapu Kanunu yabancı uyruklu gerçek kişilerin, Türkiye'de edinecekleri taşınmaz malın miktarını 2,5 hektar ile sınırlamışken (Bakanlar Kurulu Kararı ile 30 hektar), söz konusu tasarıyla taşınmaz mal edinimi sınırsız hale gelecek.
  • Vakıflar Meclisi: Tasarıyla Vakıflar Meclisi üyesi sayısı 15'e çıkartılıyor. Bu 15 üyeden genel müdür, üç genel müdür yardımcısı ve I. Hukuk Müşaviri olmak üzere beşi dışında kalan beş üyenin Başbakanın teklifi üzerine ortak kararname ile atanacağı belirtiliyor. Beş üyenin de direkt olarak Başbakan tarafından atanması ve neticede siyasi karar gereği olarak atananlarının çoğunluğu oluşturduğu dikkate alındığında, meclis üyeleri ve bu üyelerin her türlü kararlarının, siyasi iktidarın başı olan Başbakanın inisiyatifine girmesi sonucunu doğuracak ve siyasileştirecektir.
  • Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun önündeki tüm engeller kaldırılıyor: Vakıflar Kanunu Tasarısı ile Cemaat Vakıflarının hukuki statüsü bu vakıfların tamamıyla lehine olmak üzere değiştirilmektedir. Bu kapsamda daha önce de belirtildiği üzere; cemaat vakıflarının tümü, medeni kanuna göre kurulmuş olan ve yeni vakıf olarak tabir edilen vakıfların sahip oldukları tüm haklara sahip olacaklar.67[4]

Vakıflar Çarşafı, Türkiye'nin kefeni olabilir!

Recep Tayip Erdoğan; "Biz yola beyaz çarşafla çıktık" derken çarşaf kelimesini kefen yerine kullanıyor. Herhalde  aklı fikri çarşafa dolandı! Osmanlı akıncıları, kefenlerini  "sarık"  yaparak başlarında taşırdı ama sayın Başbakan Osmanlı akıncısı gibi davranmıyor; Rockefeller Vakfı'nın veya Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nün istediği Vakıflar Yasası'nı çıkarmaya çabalıyor! Dolayısıyla onun başında manevi bir sarık değil, yabancılara verdiği sözlerden meydana gelen bir ağrı var!

Erdoğan, AKP'nin basına kapalı bir önceki grup toplantısında milletvekillerine bu yasanın çıkarılması için talimat verdi! Son konuşmasında da Türkiye'nin bu yasa ile önemli kazançlar elde edeceğini ileri sürdü!

Peki eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tasarıyı hangi gerekçeyle reddetmişti?

Mesela,  "Yasa ile Osmanlı zamanında kurulmuş Cemaat Vakıflarına, ekonomik ve siyasal güç elde edecekleri biçimde yeni haklar ve ayrıcalıklar tanınmıştır. Bu durum, Lozan Antlaşması'na, Anayasamıza, Medeni Kanunumuza ve ulusal çıkarlarımıza aykırıdır"  gerekçesiyle!

Peki bu yasayı kim istiyor?

Vakıflar Yasası'nı, Türkiye'de Tarih Vakfı'na para vererek Osmanlı dönemi azınlık tapuları araştırması yaptıran Rockefeller Vakfı, üçüncü bin yılda Asya'yı Hıristiyanlaştırmak için önce Türkiye'yi kazanmak gerektiğini gören Dünya Kiliseler Birliği ve Euro üzerinde bile Türkiye'yi bölünmüş gösteren  Avrupa Birliği istiyor.

Yasayı hazırlayan da zaten Türkiye'deki, kötü niyetli bazı azınlık kiliseleridir.

Vakıflar Yasası ile Türkiye, başta CIA olmak üzere bütün istihbarat servislerinin kurduğu her türlü vakfın serbestçe cirit atabileceği bir savaş alanı olacak ve buna karşı çıkanlar suçlu kabul edilecektir!

Erdoğan, çarşafı Türkiye'nin üstüne atıyor.68[5]





[1] 14.01.2008 / sadettin İnan / Milli Gazete

[2] Yılmaz Özdil / Hürriyet

[3] 14.01.2008 / Gülçin Uysal Tahiroğlu / Akşam

[4] Milli Gazete / 08.02.2008

[5] Yeniçağ / 13 02 2008 / Arslan Bulut

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

PKK, Şırnak Beytüşşebap’ın ilçe merkezi ve çevresindeki askeri üs ve...
Devami
Küresel sermaye hakimiyeti için masonluğu ve moonculuğu kullanan Siyonist merkezler; Müslümanları ılımlı...
Devami
Çok değerli ve dini gayretli kardeşim Hacı Ramazan Yıldırım; “PEŞAVER...
Devami
  Sünnet metodunu iyi anlamalı:             Efendimiz (sav) hayatının her...
Devami
  “Tesettür” ve “Başörtüsü”; ikisi de Kur'an kaynaklı olmakla beraber, yanlışlıkla...
Devami
  Bugünkü vahşet ve dehşet medeniyetinin merkezi ve Siyonizm'in kalesi olan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3190

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR