Reklam
Reklam
Reklam

DÜNYA EN BÜYÜK DÖNÜŞÜME HAZIRLANIYOR;MASONLUK VE SİYONİZM CAN ÇEKİŞİYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Dünyanın bunalımları, münafıkların saldırıları karşısında ve manevi bir darlık anında, Yüce Rabbimizin inayet ve işaretini umarak Kur’an-ı Kerime sığınan bir kardeşimizin karşısına çıkan şu ayetler, kendisini ve bizleri ruhen teskin ve teselli buyurup, huzura vesile olmuşlardır.

“(Salih Peygamber (A.S.) o azgınlara) Dedi ki: (Haydi bakalım) yurdunuzda üç gün daha yararlanın (artık acı ve alçaltıcı akıbetinize hazırlanın) Bu (mutlaka gerçek olacak ve asla) yalanlanmayacak bir vaattir.” (Hud: 65)

“(Vakta ki) Emrimiz (takdir ettiğimiz ve görevli tayin ettiğimiz) geldiği zaman, katımızdan (özel) bir rahmetle Hz Salih’i ve birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından kurtardık.” (Hud suresi; Ayet 66)

“O zulmedenleri (zalim güçleri ve işbirlikçilerini) bütün zahmet ve hıyanetlerine bin pişman ve perişan edecek) BİR SAYHA-SEDA (herkesin aynı anda duyup yıkılacağı bir ses ve devrim haberi) onları sarıp sarsıverdi ve (gurur ve gafletle böbürlendikleri) ülkelerinde (ve mevkilerinde) dizüstü çökmüş vaziyette sabahladılar” (Hud: 67)

Özellikle:

“Felamma-caae-emrüna-necceyna-salihen-vellezine-amenu-meahu-birahmetin-minna” (Hud: 66) ayetinin –meahu- kelimesi düşünce tamamının ebced hesabı: 2013 tutmaktadır

Bu, hem 2010’dan sonraki 3 günlere (selasete eyyam) yani üç kısa döneme müjde olunmaktadır.

Veya 2010, 2011 ve 2013 yıllarında büyük devrim ve değişimler yaşanacağına birer işaret sayılır. Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. (C.C.)

Artık mutlu ve mukadder sona çok yaklaştığımız bu süreçte, bazı kötü niyetli çevreler, müjdelenen ve methedilen Zatın anlaşılıp taraftar bulmasına engel olmak ve alakasız yorumlarla gerçekleri çarpıtmak ve kafaları karıştırmak çabasındadır. Ama bunlar bile “hakikatin hatırlatılmasına ve Mehdiyet Devriminin gündeme taşınmasına vesile olmaktadır.

Aşağıda aktarılan bilgiler bile, bu anlamda ele alınmalıdır:

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize, feyiz ve bereket indiren; (bu maksatla melekler-melikler) gönderen, O'dur.” (Ahzab: 43)

Allah-u Teala'nın Zât-ı âlî'leri, zamandan münezzeh ve müberradır. Dolayısıyla kullarının hayat evrelerini idrak etmeleri için iki zaman yaratmıştır. Bunlardan; insanlar tarafından müdahale edilemez olanı, birinci zamandır. Bu: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” süreci olmaktadır. Yani “Allah'tan geldik Allah'a döneceğiz” hakikatinin sırrıdır. Bu ifade kâinat içinde yaratılmış olan tüm canlı ve cansız varlıkları kuşatıp kapsamaktadır. Aynı zamanda bu süreç, “kader sırrını” da özünde barındırır. İçeriği Allah katındadır. Allah-u Teala, yarattığı ikinci zaman sürecine DEHR sıfatıyla tecelli etmiş ve bu zamanı kâinatta kendisine halife kıldığı kullarının tasarrufuna bırakmıştır. Bu ikinci zaman süreci, birinci zamanın gerisini ve ilerisini bilmeyi ve gezmeyi soyut varlığında taşır.

Allah-u Teala, kâinatı ve içindekileri yarattıktan sonra; gezegenlere, güneş sistemlerine ve galaksilere, kâinat içinde belli yörüngelerde zaman tasarrufu altında seyretme emrini vahyetmiş bulunmaktadır.

“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış semaya yemin ederim.” (Zâriyât: 7)

Ayeti Kerimesinde Allah-u Teala'nın bildirdiği gibi; üzerinde yaşadığımız Dünya, önce kendi etrafında, Güneş'in etrafında, Güneş'le birlikte de galaksimiz olan Samanyolu'nun kapsamındaki elips bir yörünge çarkında Allah'tan aldığı emir doğrultusunda devran edip durmaktadır. Güneş sistemimiz- galaksimiz, Samanyolu içerisinde elips bir yörüngede tur atarken; galaksimizin merkezine doğru kara deliğe yakın noktadan geçerek, Samanyolu'nun dış kısımlarına yakın noktalardan geri dönerek elips yörüngesini tamamlamaktadır. İşte bu yörünge, bugün “maya takvimi” olarak bilinen 5126 yılda başladığı noktaya ulaşıp son bulmaktadır.

Mana âleminde; galaksimiz içerisinde Güneş sistemimizin bir turuna, “bir NÂKUR yılı” denir. Nâkur, galaksimizin merkezindeki karadeliğin Kur’ân-ı Kerîm'deki adıdır; “fe izâ nukıra fin nâkûr” (Müddesir: 8) ayeti bununla alakalıdır.

“O derin ve engin boru (kara delik) üfürülüp-emildiği zaman” (Müddessir: 8)

Her ne kadar müfessir ve mealciler, bu ayette geçen “nâkûr” kelimesine "sûra üfürülme" anlamı vermişlerse de, "sûr" kelimesi Arapça'da da aynen "sûr" olarak anlatılır! Buradaki "nâkûr" kelimesi, "şiddetli bir güç tarafından emilme"yi kasteden bir mana taşımaktadır. İşte bundan yaklaşık 5120 yıl önce, Zülkarneyn (A.S.), yaşadığımız zamanda olduğu gibi dünyanın ahlâk ve inanç bakımından çöktüğü bir dönemde gelmiş ve insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için uyarıcı görevi yapmıştır. Zülkarneyn, şu anlama gelir.

ZÜL: Sahibi, KARN: Zaman EYN: İki, Yani Zülkarneyn (A.S.), Allah-u Teala'nın Dehr sıfatıyla tecelli ettiği kendi zamanının sahibi ve dünyaya hâkim olmuş iki zamanlı, yani farklı boyutlara geçebilen "Kutbul Aktâb"tır. O dönemin devrim ve değişim önderi ve Mehdisi makamındadır. Yaşadığı dönemde; doğuyu da batıyı da, ahlâken ve ilmen zirveye ulaştırmıştır. İlme, hikmete ve medeniyete kavuşturduğu kavimlerden biri de MAYALAR olduğu sanılmaktadır.

“Biz, ona (boyutlar arası) seferi kolaylaştırmak (ve zorlukları bilgiyle aşmak) suretiyle kudret ve iktidar lütfettik, kendisine her şeye tesir etme gücü verdik. O, bir yol tuttu (teknolojik sebeplere ve ilahi hikmet prensiplerine uydu) nihayet Güneş'in battığı yere vardı. Onu kara çamurlu bir yere batar buldu.” (Kehf: 84-86)

İşaret edilen o zamanlarda, batıda yaşayan o kavim, kara cehalet ve insana yakışmayan rezalet içinde yaşarlarken; Zülkarneyn (A.S.), Allah-u Teala'nın kendisine verdiği güç ve salâhiyetle o toplumu, insanlığın ve bilimin en üstün seviyelerde yaşandığı hale getirmiştir. Öğrettiği bilimler içerisinde ilâhiyat, sosyal paylaşım, matematik, astronomi, tıp ve çeşitli teknolojiler bulunduğu bilinmektedir. Bu sebepten Zülkarneyn (A.S.)’ın öğrencileri olduğu sanılan, bugünkü bilimin hayrete düştüğü Matematik ve astronomi ilminde ileri seviyelere ermiş ve 2012'yi rahatça hesaplayabilmiştir.

Semadan duyulacak ses ve radyo-televizyonların devrim haberi!

İçinde bulunduğumuz Ahir zamanda da ahlâkın yozlaştığını, insanlığın yobazlaştığını, bencilliğin arttığını, dinin ucuza satıldığını, cemaatlerin çokluğuna rağmen ilmin ve hikmetin azaldığını, manevî değerlerin hücuma ve çürümeye uğradığını açıkça izlemekteyiz. Dolayısıyla Dünya'mız üzerinde Peygamber Efendimizin (S.A.V.) hadis-i şeriflerinde bildirdiği son ve zor günler, yaşanmaya başlanmıştır. Bunlardan birkaçı da çeşitli ve suni depremler, küresel afetler, Siyonist ve emperyalist güçlerin getirdiği savaş hastalık gibi felaketler, artık gökten gelecek sesleri ve dünyamızı etkileyip değiştirecek müjdeleri aratmakta ve hatırlatmaktadır.

Bu devirde, Zülkarneyn (A.S.)'in yaptığı görevi Mehdi Aleyhisselam yapacaktır. İnsanlara GERÇEK İSLAMİYETİ ve çağın gerektirdiği derin bilgilerini ve karakter prensiplerini öğreterek Allah ve Resulüne çağıracaktır. Bu bakımdan Zülkarneyn (A.S.) ile Mehdi arasında icraat bakımından büyük benzerlik vardır. İkisinin de en büyük özelliği; sahip oldukları ilmin ve teknolojinin "diğer insanlar tarafından duyulmamış ve henüz bulunmamış bilimler-ilimler olmasıdır.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinin ve hadisi şeriflerin beşaretlerine, hikmet alimlerinin ve büyük velilerin işaretlerine göre 5126 yıllık süreç NÂKUR YILI sona yaklaşmıştır. Bu dönem felaketlerle yıkılsa da geleceğin insanlarını ahlâken ve ilmen zirveye çıkaracak bir dönemin başlangıcı olacaktır!

Çeşitli Sion gruplarının insanlığa dayatmaya çalıştığı Masonik ve Darwinist yeni uzay dini değil; İSLAM, tüm sadeliği ve saadet prensipleriyle insanları aydınlığa çıkaracaktır. Bu dönemde inanan kardeşlerimizi birlik ve beraberliğe, Resulullah Efendimizin (S.A.V.) sünnetine ve hayat sistemine, "Ashab-ı Suffa" gibi terbiye ve teslimiyete ve yeni Mehdiyet medeniyetine hizmete çağırmak görevimiz olmalıdır.

Mesih-i Deccal: (Yalancı Mesihler ve saptırıcı Mehdiler)

Hz. Mehdi döneminin en büyük tehlike ve işaretlerinden birisi de, yalancı Mesihlerin ve sahte saptırıcı mehdilerin zuhur etmesidir. Bunların şeytani görevi, Müslümanların ve mazlumların dikkatini, gerçek mehdiden başka yönlere çekmektir. Bunlar zahiren Mü’min, müttaki alim ve fazıl bilinmekte ve bir sürü insanı peşinden sürüklemektedir. En açık sahtekârlık alametleri ise DECCALİZMİN düzeni olan siyonizmin, zalim Yahudi lobilerinin, onların güdümündeki emperyalist ABD ve AB’nin güdümüne girmeleridir. Akıl ve vicdan sahibi ve iman feraseti taşıyan kimseler, saldırgan ve sapık kâfirlerin himmet ve himayesine sığınıp “manevi kurtarıcılık” rolü oynayanların, şeytanın kuklası oldukların hemen fark edecektir. Adnan Oktar, Fetullah Gülen ve Evrenos İskender gibileri böylesi tiyniyetsiz tiplerdir. Siyonist İsrail’in mümin Filistin halkına ve tüm Müslümanlara ve masum insanlara yönelik bunca vahşet ve cinayetlerine rağmen, hala onları ve uşaklarını tanımayıp tabi olanlar ise, herhalde beyinsiz ve nasipsiz bir taifedir.

Harun Yahya müstear ismiyle yayınlanan, en yüksek imani ve ahlaki hakikatleri; Siyonist ve masonların gizli ve kirli melanetlerini ve Darwinizm dinsizliğinin temelsizliğini ilmi ve akli delillerle ortaya koyan yüzlerce eserin asıl SAHİBİ, insanları peşinen ürkütüp bu hikmet ve hakikatlerden mahrum etmemek ve Siyonist şeytanların kontrolündeki basın-yayın şebekesini şüphelendirmemek için, kendisini açığa vurmadığı için, ADNAN OKTAR; sadece dizaynı, basımı ve dağıtımıyla görevli ve yetkili kılındığı bu eserlerin bizzat yazarı havasına girmiş ve bunu istismara yeltenmiştir. Yıllar öncesinden bu durumu haber verdiğimizde şaşıran ve itiraza kalkışan dostlarımızın gözleri ancak Adnan Oktar denen sabataistin, katil ve kâfir İsrail’in Siyonist hahamlarıyla iş birliği yaptığını gördüklerinde açılıvermiştir. (Bak: Ajans 5 com. Marmara haber. Net.20 Ocak 2010)

Sahte Mesih Adnan Oktar'ın Siyonist misafirleri ve deşifre olan sinsi karakteri

İsrailli Siyonistler Harun Yahya olduğu zannedilen Adnan Oktar'la esrarengiz bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Hıristiyan ve Yahudi dünyasından önemli ikişer temsilci ile bir araya gelen ve İstanbul Grand Cevahir Otel Turkuaz Salonunda bir basın toplantısı düzenleyen Adnan Oktar İslam alemi adına talihsiz tavırlar sergilemişti.

Filistin halkının gerçek yönetimi olarak benimsediği Hamas ile bir bağlantısı olmadığını bildiren Oktar, Filistinlilerin gerçekleştirdiği direnişten Terörizm, bu eylemleri gerçekleştirenlerden de terörist diye bahsetmişti.

Adnan Oktar, İsrail İmar Bakanı Yardımcısı Ayoob Kara, Kudüs Akademik Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Efraim Lahav, İsrail Hahamlar Meclisi Sanhedrin'de Beni Nuh Mahkemesi Başkanı Haham Yeshayahu Hollander, İsrail Hahamlar Meclisi Sanhedrin'in İslam Konusunda Danışmanı Haham Ben Abrahamson, İsrail Ortodoks Hıristiyan Topluluğu Lideri Hurrian Dimitri, İsrail Dürzi Topluluğu Lideri Ameen Kablan, İsrail Samarit Topluluğu Lideri Japhet Tsedaka ve İsrail Bedevi Topluluğu Lideri Ataf Krinawi ile birlikte basın toplantısı düzenleyip, sabataistliğini ve Siyonizm hizmetçiliğini deşifre etmişti.

“Şalid evladımız İsrail kardeşimiz” olmaktaymış!

Adnan Oktar, İsrail ile Türkiye’nin arasını açmak isteyenlerin olduğunu söylerken, bunu yapmaya çalışanların sayısının az olduğunu ve asla başaramayacaklarını söyleyip, Şeytana selam göndermişti.

Esir İsrail asker Şalid için “o bizim evladımız” diyen Oktar, “her gün ölüm korkusu ile yaşamak çok zor bir şey. Bu husumetin bitmesi lazım. Biz onun da Filistinlilerin de hapishanelerdeki durumundan rahatsızız” diyerek sinsi ayarını ortaya koymuş ve İsrail bizim “La ilahe illallah kardeşimiz”, aynı “Allah’a inanıyoruz bunu unutmayın” sözleriyle yalan söylemişti. Çünkü Yahudi ve Hıristiyanlarla aynı Allah’a değil, farklı ilah anlayışına sahiptik. Onlar teslis ve şirk içindeyken, biz müminler tevhit akidesi üzerineydik.

İran İsrail’e saldıramazmış!..

İran’ın İsrail ile ilgili düşüncelerine ve Ahmedi Nejad’ın “İsrail’i haritadan sileriz” sözlerine değinen Oktar, “Ben Ahmedi Nejad’a Atom bombasının haram olduğunu anlattım. Sonrasında Hürriyet Gazetesinde de açıklaması yayınlandı. İran böyle bir şey yapmayacaklarını söyledi. Zaten İsrail’in ve İsraillilerin kılına zarar getirecek olanın gök kubbeyi başına yıkarız biz. Buna izin vermeyiz. İsrail bizim himayemizde” sözleriyle de, hem sahte Mesihlik hevesiyle manevi yetkinlik taslarken, hem de zalim ve kâfir Siyonist İsrail’i temize çıkarmaya yeltenmişti.

Mazlum Filistinliler sorulunca keyfi kaçmış!

Çeşitli Yahudi temsilcileriyle bir basın toplantısı düzenleyen Adnan Oktar, “İsrail’i esir asker için birçok çaba sarf edeceğini ve İsrail’de Yahudilerin çok zor günler geçirdiğini” belirtmiş ve gerçekleri tersyüz etmişti... Filistinlerin mağduriyetlerinden bahsetmeyen Oktar, bir basın mensubunun ‘Yahudilerin Filistinlilere yaptıklarından neden söz etmiyorsunuz? Sorusuna ise sinirlenmişti.

“İsrail’le Türkiye arasında birilerinin sürekli gerginlik çıkarmak istediğini” de ifade eden ve Milli Görüşçüleri hatıra getiren Adnan Oktar “İsrail bizim dostumuzdur, Ona kimse zarar veremez. Mehdi ve Mesih’e hepsi itaat edecek” sözleriyle yalancı Mesihliğe kalkışacağının işaretini vermişti.

Adnan Oktar Yahudilere karşı niye yumuşamış?

Son zamanlarda Cübbeli Ahmet Hoca ile "Mehdilik" tartışmaları polemiğinde adı sık sık geçen Adnan Oktar'ın Yahudilerle olan yakın teması ve dostluk mesajı oldukça dikkat çekiciydi.

Zira Adnan Oktar’a mal edilen, Harun Yahya müstear isimli "Yahudilik ve Masonluk" adlı hacimli kitapta Yahudiler ve Masonlarla ilgili çok sert ve net tespitler ve eleştiriler görülmekteydi. Artık kesinlikle anlaşılıyor ki, bu eserlerin hiç birisi Adnan Oktar’a ait değildi.

Yahudi cemaati ile önceki görüşmelerindeki sert üslubunu yumuşatan Adnan Oktar'ın bu tavrı Onun satın alındığını ve sahte bir çıkışa hazırlandığının belirtisiydi.

İşte Oktar'ın görüştüğü İsrailli heyet mensupları:

1) İmar Bakanı yardımcısı Eyüp Kara (Necef ve Celile için Kalkınma ve İmar Bakanı Yardımcısı; Başbakan Benjamin Netanyahu’ya en yakın Musevi olmayan kişi; Museviler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve diğer tüm dinler arasında güçlü ve sıcak bir ilişki kurulması hedefine sahip İsrail’deki Müslümanların ılımlı İslamcısı ve diyalog yanlısı ve Filistinlilerin Fetullah’ı

2) Haham Yeshayahu Hollander (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin, Beni Nuh Mahkemesi Başkanı)

3) Haham Ben Abrahamson: (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin’in İslam konusunda danışmanı)

4) Efraim Lahav: (Başbakanlık ofisinden kıdemli strateji danışmanı; Kudüs Akademik Biriliği yönetim kurulu başkanı)

5) Dürzi topluluğu lideri Şeyh Ameen Kablan: Bir Filistinli Müslüman öldürmek bin kere Hacca gitmekten sevaptır” diyen sapık.

6) Ortodoks Hıristiyan lider Rahip Hurrian Dimitri: İsrail canavarının Hıristiyan Filistin halkını yönlendirmede kullandıkları Mason Papazı

7) Bedevi lider Ataf Krinawi: Makam ve menfaat karşılığı İsrail’in ajanı

8) Samaritlerin lideri Japhet Tsedaka (Yefet Zadka): Senhadrin-Hahamlar meclisinin özel adamı

İşte sahte Mesih Adnan Oktar da, sonunda Fetullah Gülen gibi, Siyonist ve emperyalist şeytanların şatosuna sığınmış, sinsi ayarını ve amacını ortaya koymuşlardı.

Tıkanan Masonik hareketler, telaş içindeki Yahudiler ve Türkiye!

Uzun süreli bir araştırma ve sonuçları

“Uzun süreden beri bir araştırma ile uğraşmaktaydım. 1991-1992 yıllarında çalıştığım bir proje esnasında bana ulaşan bilgileri ve bağlantı noktalarını kullanarak bu çalışmayı sonunda tamamlamıştım. “Açıklama gereğini neden duydum?” Buna net cevabını sizlere aktarmaya çalışacağım.” Diye başlayan tespitler oldukça anlamlı ve çarpıcıdır.

Kripto Yahudiler ve masonlar

Bilmenizi isterim ki biz “Anti Semitizm” peşinde koşanlardan değiliz. İsrail’in yaptıklarını bir insan olarak kabul etmemiz mümkün olmamasına rağmen; devlet ve derin devlet olarak planladıklarını ve yaptıklarını onların var olma savaşı olarak görmekteyiz. Var olmak için yok etmekten, hem de kökünü kazırcasına yok etmekten, şeytani bir hırs ve hınçla mazlumlara saldırmaktan çekinmeyen ve insan suretli şeytan taifesinin yaptıklarını “insanlık suçu” olarak nitelendirmekteyiz. Bu nedenle İsrail’in kurulduğundan bu güne kadar devlet yönetiminde yer alan her kim varsa “siyasetçi-bürokrat” tamamının Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mahkemeleri tarafından “insanlığa karşı katliam ve soykırım suçu işlemekten “gıyaplarında yargılanacakları” günü beklemekteyiz. Ama her nedense bu bir türlü olmuyor, olamıyor. Bu durumda da biz onlara değil, onlar hakkında yapmaları gerekeni yapmayanlara kızıyoruz; yani bu ülkeyi yönetenlere, bu ülkenin söz sahiplerine, bu ülkenin sivil giysili ve üniformalı bürokrat kesimine içerlemekteyiz.

Belki de bu devletin istihbarat birimleri “tadilat nedeniyle” ya da “kanlı belge ishali” olduklarından bu işlere vakit ayıramıyorlardır diye düşünüyoruz ve yıllardır bu çalışmayı “iğne oyası” işler gibi yapmış bulunuyoruz.

Şimdi sizlere bu çalışmanın bir bölümün aktarmak istiyoruz ve bazı hususların aydınlatılmasında da fayda umuyoruz.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de “Mason Locaları” faaliyettedir ve etkin konumdadır, hatta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün faaliyetlerini kesinlikle yasakladığı dönemlerde bile varlıklarını gizlice sürdürmeyi başarmışlardır. Mason Locaları, 1980 yılına kadar çalışmalarında son derece tedbirli hareket etmişler, her an için başlarına bir şeyler gelebileceğini düşünerek adımlarını oldukça ölçülü atmışlardır. Ancak, 1980 yılındaki 12 Eylül Darbesi sonrasında (bir süre) faaliyet sahaları ve pervasızlıkları baş döndürücü bir tırmanışla artmıştır, yani 12 Eylül Mason Locaları için “Ab-ı Hayat” sanılmıştır.! Ancak özellikle 1990’lı yılların başından itibaren Mason Locaları’nda ciddi ve hayret verici iç gelişmeler de yaşanmıştır. Localar; “Milli Masonlar, Enternasyonal Masonlar ve İsrail Bağlıları” olarak üçe çatlamıştır. Bu ayrışmada gurupların payları değişik de olsa, çatlamanın olması ve bu çatlağın gün geçtikçe büyümesi ciddi sorunlara yol açmıştır. 12 Eylül öncesinde eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin BATUR’un Türkiye’ye uyarladığı “Kezzap Stratejisi” -ki sonra da adı “Prizma Stratejisi”ne dönüşmüştür- tersine işleyerek Mason Locaları’nın başına felaketler sarmıştır. Şimdi sizlerin bu yazıyı okurken “Masonlukla” “Millilik” nasıl bağdaşır diye sorduğunuzu hissediyorum. Bu durum şimdilik sadece Türkiye için söz konusudur. Bunun çeşitli nedenleri vardır ama asıl nedenlerini şöylece sıralamak mümkündür;

•1980 sonrasında Mason Locaları’nda özellikle üst düzey masonlar arasında “İsrail’e Bağlılık” ritüellerinin hakim olması,

•Dış Güvenlik, İç Güvenlik, Adalet, Eğitim, Basın-Yayın, Kültür kesiminde devlet yönetiminin üst kademelerine yükselmenin vazgeçilmez şartı olarak görülen Masonluğa intisab edenlerin büyük bir kısmında, kişisel beklentilerinin yerini milli menfaatlerin almaya başlaması,

•Enternasyonal Masonların çalışmalarının açık bir şekilde, “dış güçler” tarafından desteklendiğinin anlaşılması ve “Hain Mason-Hain Olmayı Kabul Etmeyen Mason” ayrımının ortaya çıkması,

•Masonik yapıda Masonluktan çıkarma-azletme gibi bir kurumun olmaması nedeniyle, “Milli Masonların” localardan uzaklaştırılarak “uykuya yatırılması” sonrası bunların başka mahallelerde bir araya gelerek bilgi ve gözlemlerini birleştirmeye çalışmasıdır.

Türkiye’de yaşanan bu kırılma, özellikle Emperyalist Yahudi Camiası’nı oldukça tedirgin etmiş ve onları başka çözümler üretmeye sürüklemiştir. Bu çözümler de geleceğe yönelik olmak üzere, bütün dünya üzerinde uygulanmaya geçirilmiştir. Peki bu çözüm nedir? Araştırmamızı güncelleştirmenin temelinde yatan neden de bu çözümün ne kadar başarılı olduğunu belirlemektir.

Çözüm şudur: bir ülkede kayıtlı-bilinen Yahudi nüfusunun ve nüfuzunun (etkinlik ve yetkinlik durumunun) farklı, ancak görünmeyen bir yolla arttırılması çabasıdır. Yani, her hangi bir ülkedeki kayıtlı-bilinen Yahudi nüfusundan başka bir de bilinmeyen, gizli Yahudi nüfusunun daha etkin olarak devreye sokulmasıdır. 1990’lı yıllara kadar özellikle Türkiye’de çok özel durumlarda devreye giren bu yapı, 1990’lardan itibaren “topyekün” devreye sokulmaya mecbur kalınmıştır. Esas kırılma yılı ise 1987’ye rastlamaktadır.

Bu çalışmaya benzer ve hatta daha üst çalışmalar eminim ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin pek çok üst kademedeki “Meçhul Askerler” tarafından da yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların onlar tarafından açıklanması mümkün ve münasip olmamaktadır. Bu arada hemen belirtmeliyim ki bu çalışma tarafımdan “işportadan” alınmış bir çalışma sanılmamalıdır. Çünkü bu konudaki çalışmaların “işporta”ya düşme ihtimali sıfırdır. Neden? Çünkü, bu güne kadar “işporta”ya düşen çalışmaları oralara servis edenler, az sonra sizlere sunacağım bu gizli (!) güce (yani masonizme ve siyonizme) bağlı unsurlardır.

Bu çalışma, dünya üzerindeki bütün devletleri kapsamaktadır. Ancak sizlere bu çalışmanın tamamı değil, önemli bir kısmı sunulacaktır. Bu çalışmada, devletlerdeki tanınan sayılan ve kaydı olan Yahudiler; bilinmeyen, kayda girmeyen yani KRİPTO Yahudiler ayrı ayrı belirtilmiş, ayrıca KRİPTO YAHUDİLER’in bilinen Yahudilere oranı da özellikle hatırlatılmıştır. Bu oran, merkezde yer alan YAHUDİLERİN, MİLLİ HEDEFLERİ’ni ortaya koyması açısından oldukça önem taşımaktadır. Ki benim sizlere sunacağım liste de bu oranın en yüksek olduğu ülkeden en düşük olduğu ülkeye doğru sıralanmaktadır.

İşte o liste ve çarpıcı açıklamaları

yahudi_nufusu_ve_kriptolar

Not: Yahudilerin açık veya gizli olarak en yoğun yaşadıkları; siyaset, ticaret, kültür ve medyada en hâkim konumunda bulundukları: Birleşik Amerika, Almanya, Yunanistan, Hindistan, Kanada, Avustralya, İran Ve İsviçre’nin bu listeye alınmaması da ayrıca kafa karıştırıcıdır.

Liste dikkatle incelendiğinde

  • Kripto Yahudilerin Türk Cumhuriyetleri, Hispanik Ülkeler, Karadeniz Havzası, Akdeniz Ülkeleri, Avrasya kısaca stratejik önemi ve değeri olan bölgelerde yoğunlaştıkları anlaşılacaktır.
  • Liste dikkatle incelendiğinde bazılarının 2023 yılları Türkiye’si için kurgulamaya çalıştığı “Ufuk Ötesi Projesi” ülkelerinin neredeyse tamamında “Kripto Yahudiler”in yoğun oldukları da ortaya çıkmaktadır.
  • 2009 Aralık ayı sonu itibarı ile dünya üzerinde 16.382.987 açık Yahudi olduğu, ancak 42.013.654 kripto, yani gizli Yahudi bulunduğu da belirlenmiş durumdadır.
  • İsrail’deki Yahudilerin doğum oranları oldukça düşük olmasına rağmen, diğer ülkelerde bulunan Yahudiler ile özellikle gizli, kripto Yahudilerin doğum oranlarının İsrail’deki doğum oranının en az 3 katından fazla olduğu da çarpıcı bir noktadır.
  • Dünya üzerinde 88 ülkede, kripto (gizli) Yahudi nüfusu, açık Yahudi nüfusundan kat kat fazladır. Bu da onların taktik ve tahribatlarını kolaylaştırmaktadır.
  • Ülkemiz barındırdığı kripto Yahudi açısından, dünyada altıncı sıradadır.

Bu çalışmaların geçmişinin 1990’lı yıllara dayandığını hatırlatmıştım. Bu güne kadar bu konudaki kaygılarımı çok az arkadaşım ve dostum ile paylaşmıştım. Son günlerde, bu konulara yıllardan beri neredeyse yaşamını vermiş “uykudaki bir Mason” ile karşılaştım. Loca tarafından uykuya yatırıldığında 14’ncü dereceden mason olduğunu öğrendiğim bu önemli kişiyi aslında pek çok kişi ve grup çok iyi tanıyor. Evet, Y.Müh. Yüce KATIRCIOĞLU önemli bir tanıktır.

Kendisi ile yaptığımız görüşmede bana yıllardır üzerinde çalıştığı dosyaların bir kısmının fotokopilerini ulaştırdı. Onun bana teslim ettiği dosyaları inceledikçe kaygılarımda ve şüphelerimde hiç de yalnız olmadığımı anladım.

2002 yılında iktidarın el değiştirmesinden ve AKP’nin gelmesinden sonra Türkiye’de yaşananları ve kaygı verici kırılmaları hangi çözümlemeyi kullanırsanız kullanın, çözmeniz imkânsızdı. Uzun bir süre önce bu konuyu Merhum Cem YAREN de dile getirmiş ve konu ile ilgili bazı yazılar da yazmıştı.

İlk olarak Yüce KATIRCIOĞLU’nun “Suç Duyurusu”na baktım. Ki Yüce Bey bu suç duyurusunu pek çok makama ilettiğini ifade ediyor, örneğin Danıştay Başkanlığı’na 18 Haziran 2009 gün ve 88789; Adalet Bakanlığı’na 17 Haziran 2009 ve 483; HSYK’na (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) 17 Haziran 2009 gün ve 1061 kayıt numaraları ile bildiriyor. Yüce KATIRCIOĞLU’nun verdiği dosyayı okudukça için için güldüm aslında ağlanacak halimize ve özellikle medyamızın ne hale geldiğini bir kez daha net olarak anladım. Neredeyse herkes ve her medya kuruluşu Yüce Bey’den aldığı bilgi ve belgelerle kendilerine “menfaat” sağlamış ve sonra da Yüce Bey’e “Sen de kimdin?” diyebilecek kadar pişkinlik yapmışlardı!?

Suç duyurusu çok önemli ihbarlarla ve tespitlerle doluydu.

İsterseniz bu tespitlerden bazılarını sizlerle paylaşalım:

  • Türkiye’de Mason Locaları’nın büyük bir kısmında İsrail’e bağlılığın başladığı o dönüm noktası “Sebataycı Dr. Ş.Ö’in, Türkiye masonlarının Büyük Üstadı seçildiği 1981 yılının Nisan ayı”dır.
  • Dr. Ş.Ö. bu planını, henüz Büyük Üstad seçilmeden önce uygun gördüğü hemen bütün masonlarla paylaşmıştır. 1979 yılında da konuyu Yüce KATIRCIOĞLU’na açmıştır. Yüce KATIRCIOĞLU bu görüşme sonrasında kendilerine; “Tasarladığınız ritüel değişiklikleri milli güvenliğimize kesinlikle aykırıdır, bundan vazgeçmenizi isterim” görüşünü aktarmıştır. Bu cevap üzerine aralarındaki “Biraderlik/beraberlik” bağı tamamen kopmuş ve Siyonistler Yüce KATIRCIOĞLU’nu “Gizli amaçlarına karşı ve tehlikeli kişiler” listesine almışlardır.
  • Yüce KATIRCIOĞLU belgelerinde çok çarpıcı bir tespit var ki, bu tespitin bütün kesimler tarafından çok iyi yorumlanması lazımdır: “Unutulmamalıdır ki, bu ölçekte bir komplonun başarılı olabilmesinin ilk şartı, toplumun “komplo olmadığına” inandırılmasıdır.” (Yani Ergenekon gibi senaryoların ve Davos Donkişotluklarının gerçek olduğu havası yayılmalıdır.
  • Türkiye’de Siyonizm’e şu ya da bu şekilde destek verenlerin en çarpıcı icraatlarından birinin: “Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan haklarında verilen ve infazı sürmekte olan “mahkumiyet kararının” 2004 yılında Yargıtay 9’ncu Ceza Dairesi tarafından bozulmasının olduğu” iddiası eski mason Yüce KATIRCIOĞLU tarafından ileri sürülen en çarpıcı iddialardır.
  • Bir zamanlar sadece Anayurt Gazetesi tarafından ciddi şekilde takip edilen, irdelenen, (Milli Çözüm Dergisi tarafından da defalarca gündeme getirilen) Ankara Belediye Başkanı İ.Melih GÖKÇEK’in ev sahipliğinde gerçekleşen “Glocal Forum” toplantısının ihanet boyutlarının ipuçları da bu belgeler arasında yer almaktadır. Bir Türk vatandaşı olduğunu ileri sürmesine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından çok değerli bir madalya ile taltif edilmesine rağmen Jefi Kamhi ile “Glocal Forum” tuzağının üstadı azamı sayılan David KIMCHE’nin aslında J.K. ile kardeş oldukları da çarpıcı tespitlerden bir diğerini oluşturmaktadır.
  • Türk Vatandaşı Jefi Kamhi ile Dr. David KIMCHE (KIMSCHE) arasındaki akrabalık bağları o kadar çarpıcı ipuçları taşımakta ki Türk İstihbarat Teşkilatları içinde yer alan “Meçhul Askerler” bu akrabalık ve ihanet bağı arasında çok önemli bir ipucunu yakalamıştır. Bu nedenle Şalom Gazetesi’nin 22 Aralık 1992 günlü sayısında J.K.’nın kardeşi Dr.David KIMCHE’nin Tel Aviv’de öldüğü yönünde bir “vefat” ilanı yayınlanmıştır. Yayınlatanlar Deyzi-Cako ERPARDO ve Eli-David KOHEN (İstanbul). Ancak öldüğü ilan edilen ve MOSSAD’ın ikinci adamlığına kadar tırmanmış olan Dr.David KIMCHE Haziran 2006’da Ankara’da yapılan “Glocal Forum” toplantısında “hortlamış” ve hatta Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın elini sıkıp yan yana oturmuşlardır. Peki, bu konuyu, yani şaibeli “vefat” ilanını ilk kez sütunlarına taşıyan kim? 12 Ekim 1993 tarihli Zaman Gazetesi’ndeki “Kulis” adlı köşesinde “Taha Kıvanç” yani Fehmi Koru. (Aynı Fehmi Koru, nasıl olmuş ta bir zamanlar karşı olduğu ve bütün hıyanet ve rezaletlerini ortaya koyduğu Siyonist Yahudilerin güdümündeki AKP’ye alkış tutmaya başlamıştır?)
  • Fehmi Koru ile Yüce KATIRCIOĞLU’nun konu ile ilgili görüşmeleri ve sohbetleri o kadar eskiye dayanıyor ki sonunda Fehmi Koru 22 Haziran 1999 tarihinde Bu kez Yenişafak gazetesinde, yine “Kulis” köşesinde ve yine “Taha Kıvanç” adı ile KATIRCIOĞLU’nun iddialarını daha da ayrıntılı olarak incelemiş ve okurlarına aktarmıştır. Ve belki de en önemlisi bu tür konuları bugüne kadar büyük bir titizlikle incelediği ve sütunlarında yer verdiği bilinen Anayurt Gazetesi’ne bu belgeler ancak Şubat 2010 ayında ulaşmıştır. Kamuoyu’nu gerçeklerle yüzleşmesi açısından oldukça büyük bir kayıptır.
  • KATIRCIOĞLU, belgeler arasında çok çarpıcı bir aktarımda daha bulunmakta ve “Abdullah Öcalan’ın bize tesliminin ardından, İsrail’li Amotz Asael’in 26 Şubat 1999 tarihli Jerusalem Post Gazetesi’nde yayınlanan “Orta İsrail; Kürt Herzl” başlıklı yazısından bir alıntı yapmaktadır;

“Kürt isyanları onlara kendi Theodor Herzl’lerini getirmelidir…

Diğer taraftan da Kürt Herzl (Öcalan), Türkiye ve AB’yi işin içine çekerek, bir ateşkesten sonra otonomi ilan edebilir.

Türkiye’ye AB üyeliği verilirken, Kürtlerin özerkliği Brüksel’in sürdüreceği diplomasinin ana ayağını teşkil etmelidir.

Biz Siyonistler son yüzyıla, Türklerin nefret ettiği kimseler olarak girdik. Ama şimdi Kudüs, Ankara ile sıkı müttefiktir. Aynı durum Kürtler için de söz konusu olabilir.”

  • KATIRCIOĞLU, belgelerinde gündemi çok net biçimde sorgulayıp şunları sormaktadır:

“Dört tane Müslüman bir evde toplanıp, yüksek sesle dua etse, bu yargı “Laikliğe aykırı davranıyorlar” diyerek, hemen yakalarına yapışıyor.

Ama, yüzlerce “Sözde Müslüman mason” bir locada toplanıp, Yedi Kollu Şamdan’ı taşıyarak ve Tevrat’tan Ayetler okuyarak ve de Davud Yıldızlı Bayrak açarak (!) Yahudi ayini yaparken (lütfen dikkat Musevi ayini değil), aynı yargı bu “Derin İhanet”i inatla niye örtbas ediyor.”

  • “1993 yılında İncirlik Üssü’nde hiçbir Türk personelin ve hatta–İncirlik Türk Tesis Komutanının- alınmadığı GİZLİ bir brifingde, sunum yapan Amerikalı, NATO Başkomutanı Org. John Shalikashvili’nin-“Kürtlerin durumu nedir?”- sorusuna şu verdiği cevabı her şeyi açıklamaktadır;

“PKK’nın görevi, Kürt devletinin kuruluş süreci boyunca Türkiye’yi angaje tutmaktır ve Kürdistan açılımına mecbur bırakmaktır.”

  • KATIRCIOĞLU “Suç Duyurusu” şu ifadelerle son bulmaktadır;

“Bütün ilgilileri de, hem ahlaki hem de yasal görevlerini cesaretle ve gereğince yapmaya ve öncelikle de mason localarını derhal kapatmaya davet ediyorum” Peki KATIRCIOĞLU’nun bu talebini kim gerçekleştirecek? Bu talebi yerine getirmek bir yana bu suç duyurusuna işlem yapabilmek için öncelikle yetkili ve görevlilerde “şuur” ve “onur” olması gerekmez mi?”[1]

İyi de; bütün bu tespitleri aktaranlar, anlayanlar ve yazanlar; hala Erbakan gerçeğini ve tarihi mücadelesini saygıyla anmıyor ve sahip çıkmıyorsa, demek ki onlar da masonizmin ve ülke meselelerinin sadece istismarındadır ve dolaylı da olsa, Siyonist projenin Milli rol biçilmiş birer piyonları konumundadır.

 

 



[1] Bu yazı http://hhmemis.blogspot.com sitesinden alınmıştır.


Bu yazarin diger makaleleri

Kitabına uydurulmuş, hukuksuz dinlemeler yeni bir savaş başlatıyordu: Bir kişi veya...
Devami
  Tüm insanlığı bir vücuda benzetirsek, Siyonist Yahudi zihniyeti, bu...
Devami
  Milli Çözüm toplantılarında ne arıyorsunuz ve ne anlıyorsunuz? Diye...
Devami
Aslen Taşkent’li iken sonra Karasınır’a göç eden salih bir ailenin...
Devami
  "Siz Ba'al'e  tapıp, yaratanların en güzelini mi bırakıyorsunuz?"[1] Ayetinde...
Devami
Zaman Gazetesinin "Din Tahripci"leri! 9 Nisan 2000 tarihli Zaman Gazetesinde Ahmet...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3828

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR