ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün66
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6652
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10581
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018811

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043128

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ABD’nin “Recep Erdoğan’ı” Sayılan BARAK OBAMA’NIN YULARI KİMLERİN ELİNDEYDİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

İslam dünyasında camileri yıkıp, Kur’an-ı Kerim’leri yakan ABD askerlerinin başkomutanı Obama’nın 7 yıllık görev süresi sonunda yaptığı cami ziyareti “zulme makyaj” çabasıydı...

Görevde olduğu süre boyunca Irak ve Afganistan başta olmak üzere pek çok İslâm ülkesinde camilere yönelik saldırıların baş sorumlusu olan ABD Başkanı Obama, son günlerinde Müslümanları hatırlayarak, cami ziyaretine başladı. “İmaj” çalışması için tezgâhlandığı çok açık olan “ziyarette” Obama, sanki İslam dünyasını cehenneme çeviren ve camileri yakıp kül eden ABD değilmiş gibi açıklamalar yapmıştı.

Obama, Baltimore İslâm Merkezi’ne düzenlediği sözde “barış” ziyaretinde sanki İslâm topraklarında Müslümanlara kan kusturan ve camileri yıkan askerin başkumandanı değilmiş gibi, İslam’a karşı nefretin haksızlığını, Müslümanları da ABD’nin bir parçası saydıklarını söylemekten utanmamıştı.

Obama döneminde ABD’nin bombaladığı camilerden sadece birkaçı:

• 28 Aralık 2011: İşgalci ABD askerlerinin Irak’ta bir camiyi kahkahalarla bombalarken çekilen videosu yayımlandı.

• 25 Mayıs 2012: Amerikan İHA’ları Pakistan’ın Kuzey Veziristan bölgesinde bir camiyi Cuma namazı esnasında iki füzeyle vurarak yıkmış. Onlarca Müslümanın katline sebep olmuşlardı.

• 12 Ocak 2013: Afganistan’ın Vardak Eyaletinde bir cami bombalarla yerle bir edilmiş, 18 kişi şehit olmuşlardı.

• 08 Ekim 2014: Ayn’el-Arab’da (Kobani) bir cami bombalanmış, namaz kılan 40 müslüman şehit olmuşlardı.

• 18 Şubat 2015: Irak’ın El-Andar şehrinde namaz sırasında bombalanan camide 14 kişi şehit olmuşlardı.

Hem Müslüman ülkelerde taş üstünde taş bırakılmayacak, hem de Müslüman dostu olunacak!

Hem Irak’ta, Afganistan’da milyonlarca Müslüman kaliama uğratılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!

Hem Müslüman ülkelere bomba yağdırıp camiler yıkılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!

Hem sürekli İsrail hamiliği yapılacak İsrail’in işgalciliğine, zulmüne sahip çıkılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!

İşte bu kanlı eller, “Müslüman dostu” görünme propagandası maksadıyla yapılan bir cami ziyaretiyle temizlenip aklanamazdı, kandıramazsınız.[1]

Türkiye nasıl yönetiliyor ve yönlendiriliyor ise, ABD de aynı odaklar ve metotlarla idare ediliyordu. Tek fark, Amerika’daki “Lobiler güdümlü demokrasi” çoktan rayına oturtulup rahatlıkla işlediğinden, Türkiye’deki gibi, ikide bir askeri ve masonik müdahalelere gerek kalmıyordu. Evet, Barak’tan barış umanlar, yanılıyordu! ABD Başkanı (Yahudi Lobilerin Kuklası) Barak Obama ile aynı adı taşıyan dönemin yüzsüz Siyonist İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, ülkesinin, “İran’ın nükleer silah edinme çabalarını sürdürdüğüne inandığını” söylüyordu. Barak, dört ülkeyi kapsayan Ortadoğu gezisi kapsamında İsrail’e gelen ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’la görüşmesinden sonra açıklama yaparak: İran’ın bir taraftan görüşmeler yoluyla dünyayı aldatmaya devam ederken, diğer taraftan da nükleer silah edinme çabalarını sürdürdüğünü ve İsrail’in bundan şüphesi olmadığını ifade ediyordu. Siyonist Barak, “Hür dünya liderlerinin de, gelecekle ilgili kararlarında dikkate alınması gereken bu tür gelişmelerin farkında olduklarına inandığını” ve alacakları tedbir girişimlerine destek çıkacaklarını belirtiyordu. Ehud Barak, İsrail’in İran konusundaki tutumuyla ilgili olarak da, “Daha önce de defalarca söylediğimiz gibi, İran’ın nükleer tehdidi karşısında hiçbir seçeneği göz ardı etmiyoruz” diyor ve diğer ülkelere de hiçbir seçeneği masadan kaldırmamaları önerisinde bulunuyordu. Yani hem İran’ı hem de yandaşlarını açıkça tehdit ediyordu. Ama hiç kimse kalkıp da “Ya hu, İran henüz Atom Bombası yapmaya hazırlanıyor diye bunu bölge barışı için bir tehdit ve tehlike sayanlar, niye İsrail’in elindeki hazır nükleer başlıklı 500 füzeyi hiç sorgulamıyor?” diye sormuyor ve gündeme taşımıyordu!

Irak’taki Amerikan neo-con katliamı Moğol istilasına bile rahmet okutuyordu!

Tam o sırada Uluslararası Bağdat Sempozyumu için İstanbul’da bir araya gelen bilim adamları, Bağdat’ın içinde bulunduğu vahim durumdan kurtarılması için insanlığa çağrı yapıyor, ama hür dünya kulak tıkıyordu. Sempozyumun açılışında konuşan M.Ü. Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, “Bu sempozyum herkes gibi beni de hüzünlendiren bir sempozyum. Dünyanın lideri olan sözde kültürün, paranın, her şeyin tek lideri olan ABD tarafından Bağdat’ın bugünkü haline getirilmesi Moğollarca gördüğü istiladan çok daha ağır ve çok daha vahimdir” itirafında bulunuyordu. Ve işte böyle bir süreçte, Siyonist katil Ehud Barak’la aynı soyadı taşıyan (Yahudi annesinden dolayı) Barak Obama Amerika’da başkan seçiliyordu. Hüseyin Barak Obama’nın, annesinin kendisi daha bebek iken boşadığı Kenyalı zenci Müslüman babasından dolayı, İslam ve Afrikalı kökenini, sürekli istismar eden Yahudi merkezler için kullandıkları, kirlenip yıpranınca da kağıt mendil gibi buruşturup atacakları kişilerin; siyah ve beyaz olmalarının, Müslüman veya Hıristiyan olmalarının hiç fark etmediği düşünülmeden, zavallı kalabalıklar bedava bayram ediyordu!

Ortaokul yıllarımızda Elazığ Başaran Kur’an Kursu’nda iken ders aldığımız, şu anda Medine-i Münevvere’de Kur’an-ı Kerim Kıraat üstatlığı yapan, iki gözü ama olmasına rağmen ilk, orta, lise ve üniversiteyi bitirip diploma alan Hafız Mustafa Albayrak Hocaefendi ilk eşinden ayrıldıktan sonra, Medine’de bir zenci hanımla evleniyordu. Ziyaretine giden eski talebeleri: “Hocam affınıza sığınarak ve haddimizi aşarak merakımızdan soruyoruz, önceki beyaz eşiniz mi, şimdiki siyah eşiniz mi daha güzel?” şeklinde bir şaka yapıyorlar. Mustafa Hocanın yanıtı bize, Yahudi Lobilerini hatırlatıyordu: “Oğlum ben, sadece hizmet ve hürmetlerine, sadakat ve teslimiyetlerine bakıyorum. Çünkü kör olduğumdan, zaten güzellik seçemiyorum!..” diyordu.

Obama, sadece “maşa”lık yapıyordu.

Babası Hüseyin Obama Kenyalı, Luo Kabilesi üyesi bir zenci ve Müslüman biliniyordu. Misyoner bursu ile Amerika'ya okumaya geliyor, burada beyaz bir Amerikalı (Yahudi asıllı) Hristiyan kadınla evleniyordu. Oğluna Barak Hüseyin adını veriyor, çocuk çok küçükken karısı tarafından terk edilip Kenya'ya dönüyordu. Obama'yı Yahudi asıllı sözde Hıristiyan annesi ve annesinin ailesi yetiştiriyor ve bu yüzden Hıristiyanlığı seçiyordu. Obama, "Amerika'da devrim" "İhtilal" "zenci başkan" "Müslüman başkan" ambalajıyla ezilen dünyaya sevimli gösterilmeye çalışılıyor, bu sayede Amerika'nın kaybettiği prestiji tekrar kazanması hedefleniyordu. Oysa, Obama’nın, Müslüman ve mazlum Afrika'nın fethi için özel olarak seçildiği açıkça sırıtıyordu. Ve tabi esas proje olan BOP’u hayata geçirmekten ve Asya içlerine girmekten asla vazgeçilmiyor ama yeni hedef seçilen Afrika, eski projelerin ikinci plana atılması anlamına gelmiyordu.

İşte Obama, Amerikan ordusunun en kısa zamanda Irak'ın kuzeyinde üslenmesini istiyordu. Zaten Irak işgalinin esas amacı, Kuzey Irak'ta Kukla Kürt Devleti kurulması idi, başarılmış gözüküyordu. Bunun, BOP'un uygulanabilmesi için hayati önemde bir hedef olduğu zaten gizlenmiyordu. Demek ki Obama, Büyük Ortadoğu Projesi'nden vazgeçmek bir tarafa, onu kesin sonuca ulaştırmaya geliyordu. ABD, Obama eliyle İran'da Türkleri, Kürtleri ve Belucileri kışkırtarak bölücü faaliyetleri derinleştirmeyi planlıyor ve çok ani bir saldırı için sinsi bir projede Müslüman(!) Hüseyin Barak Obama’ya piyonluk yaptırılıyordu. El-Kaide ile mücadele bahanesiyle, Müşerref’in de bertaraf edilmiş olmasından faydalanarak, Amerikancı Pakistan hükümetinin de desteğiyle bu ülkeye asker sokup Pakistan'ın nükleer silahlarını kontrol altına almak hesapları güdülüyordu.

Türkiye Düşmanı Yahudi Joe Biden Başkan Yardımcısı Yapılıyordu!

Obama'nın yardımcısı Bay Co, Türkiye düşmanlığı ile tanınıyordu. Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci olduğunu öne sürüyor, Ermeni soykırımının ABD tarafından resmen tanınması için özel çalışmalar yürütüyordu. Irak saldırısının mimarlarından Colin Powell, Bakan atanıyordu. Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanı iken Powell ile hizmet sözleşmesi imzaladığı biliniyordu. Sözleşme maddelerinden biri de “Türk Özel Kuvvetlerinin Kuzey Irak'tan çekilmesi ve Türk Ordusunun Amerika'dan izin almadan sınır ötesi harekat yapmaması” oluyordu. Pavıl bu suretle hem PKK'yı hem de Barzani yönetimini korumuş oluyordu. Pavıl, Buş kabinesinden istifa etmişti. İstifa nedeni, Amerikan Ordusunun Irak'taki yerleşme stratejisini eleştirmesi idi. “Madem ki ana hedef Kürt Devleti kurulması idi, o halde Amerikan Ordusu Irak'ın genelinde değil, acil olarak kuzeyinde Barzani bölgesinde yerleşmeli idi” diyordu. Balkan Hızarı”Richard Holbrooke Obama Kabinesine taşınıyordu.

Holbruk, Yugoslavya'yı parçalayan ve Müslüman Boşnaklara kan kusturan kışkırtıcı ajan olarak biliniyordu. Parçalama yeteneğinden dolayı kendisine "hızar" deniyor, yeni görevi ise Türkiye'yi parçalamak oluyordu. Holbruk, etnik ayrımcılığı körükleme konusunda tartışmasız dünyanın en iyi şeytan uzmanı olarak tanınıyordu. Holbruk'un Türk dostu olduğunun söylenmesi tamamen palavraydı. Kuzey Irak'ın desteklenmesi ve Türkiye’nin bölünmesi raporlarını Amerikan Kongresinde en iyi savunan kişinin kendisi olduğunu bilen biliyordu.

Kabine Bakanı (Başbakan) adayı: Siyon Şövalyesi Rahm Israel Emanuel oluyordu.

Bil Klintın'a (Clinton yazılıyor) danışmanlık yapmış bir Yahudi oluyordu. Siyonizm’e en çok hizmet etmiş kişilere verilen "Siyon Şövalyesi" ünvanını taşıyor. İsrail'de Filistinlilere karşı gönüllü olarak savaşmış bir terörist katil. Amerika'da "Zengin Yahudi" lobisinin en güçlü adamlarından sayılıyordu. Siyonist Rabırt Geyts Savunmanın başına getiriliyordu. Büyük bir ihtimalle Bush'un Savunma Bakanı koltuğunu koruyacağa benziyordu. Geyts, her iki partinin de saygı duyduğu bir isim olması nedeniyle iki partinin işbirliği yapmasında rolü olacak deniyordu. Asıl özelliği Siyonist olmasıydı ve Geyts, Büyük Ortadoğu Projesi üst düzey yöneticilerinden sayılıyordu. O da Pavıl gibi ABD Ordusunun Irak'ta "güvenli bölge"ye, yani Kuzey Irak'a çekilmesi gerektiğini savunuyordu. CIA Başkanı Yahudi Mike Hayden derin devletten sorumluydu! Mistir Mayk, seçimin ertesi gününden itibaren her gün Obama'ya brifingler vermeye başlamış bulunuyordu.. Yani: Başkan yeni ama, Amerikan derin devleti hükümranlığı sürüyordu. İşte "devrim" "değişim" ile işbaşı yapacak olan "devrimci" kadro bu Siyonist Yahudilerden oluşuyordu.

Amerika’nın Erdoğan’ı Sayılan Barak Obama’nın, kendisinin bile unuttuğu Kenya ayağı ve baba tarafı niye gizleniyordu?

Müslümanlığın Kuzey Afrika'da yayılması şöyle oluyordu.

İslam Peygamberi ve insanlık rehberi Hz. Muhammed (SAV.) Efendimiz, Mekke'deki baskılar yüzünden 615 tarihinde damadı Osman bin Affan başkanlığında 11 erkek 4 kadın Müslüman'ı Habeşistan'a yollamıştı. Habeş kralı Necaşi Eshame onları iyi karşıladı. Afrika böylece Medine'den önce İslam ile tanışmıştı. 639'da Müslüman Arap Ordusu'nun Mısır'ı almasıyla ve ticaret yoluyla İslam Afrika'nın kuzeyinde yayıldı. Araplar da yerli kadınlarla evlenmeye başladı. Bu yüzden Kenya'da bu nesilden siyah, beyaz ve melez bebekler doğmaktaydı. Melez olayı Amerika'dan çok önce Afrika'da başlamıştı. Arapça ile yerli diller karışarak Arapça "sahil" anlamına gelen ve Obama ailesinin de konuştuğu Svahili dili ortaya çıktı.

Obama ailesi Luo Kabilesi mensubuydu.

Obama ailesi, Afrika'nın en büyük tatlı su gölü olan Victoria Gölü çevresinde yaşayan Luo kabilesindendi. Luo Kabilesi, bugün Sudan, Uganda, Kongo, Kenya, Tanzanya'ya yayılmış bulunan köklü bir kabileydi. Kenya'nın yüzde 13'ü Luo kabilesinden. Luo'ların büyük çoğunluğu Hıristiyan, çok azı Müslüman dinini seçmişti. Luo ve Kikuyu kabilelerinin çatışmasını Batılılar kışkırtıyordu. Luo’lar, Kenya'nın en büyük etnik grubu Kikuyu’lar ile sürekli çatışıyorlardı. Luo’lar, içlerinde Müslümanlar da olan Kikuyu’lara düşmandılar ama nedense Somali'deki siyah renkli Yahudi kabilesi Yabirs’ler ile çok sıcak ilişkileri vardı. Luo’lar ile Yabirs’ler dinsel farklılık olmasına rağmen kız alıp veriyorlardı! Luo kabilesiyle Yabirs’lerin ilişkisi eskiye dayanıyordu. Yabirs’ler Hz. Davud döneminde Somali'ye gelip Luo’lar ile ilişkiye geçmiş oluyorlardı. Hristiyan Luo Kabilesi, Yahudi Yabirs’lerle birlikte Amerikalılara zenci köle avlaması için yardımcı olmuşlardı. Batı basınında son dönemde yayımlanan haberlere göre, Luo’lar Afrikalıları Yahudi Yabirs’ler aracılığıyla köle olarak Amerikalılara satmışlardı! Yani beraber köle ticareti yapmışlardı. Ve bu yüzden Luo Kabilesi, Batı ile oldukça iyi ilişkiler kurmuşlardı. Bu yüzden Afrika kabileleri Luo’lardan pek hoşlanmazlardı.

Barak Hüseyin Obama'nın babası misyoner bursu ile ABD'ye gidip okuyordu.

İşte Obama'nın babasının Amerikalı misyonerin bursuyla ABD'ye gitmesi bu kirli ilişkiye dayanıyordu. Seçim çalışmaları sırasında Obama hakkında sürekli, "Obama hiç köle olmadı" denilmesinin altında da bu yatıyordu. Bu propaganda ilginçti; sanki Afrika'da yakalanıp Amerika'ya köle olarak getirilmek ayıptı, ama Amerikalılarla işbirliği yapıp başkalarını köle diye satmak şeref sayılıyordu. Kikuyu iktidarı Batı karşıtı ve bağımsızlıkçı davranıyordu. Kenya'nın yüzde 13'ünü Obama’nın kabilesi Luo’lar, yüzde 22'sini ise Kikuyu’lar oluşturuyordu. Kenya bağımsızlığını kazandığından beri, Batı'nın "totaliter" olarak değerlendirdiği Kikuyu’lar iktidarda bulunuyordu. Biraz da Sovyetler Birliği'nin desteği ile bağımsız duruş sergileniyordu.

Kenya'da Yahudi Soros darbesi yapılıyordu.

27 Kasım 2007 seçimlerinde Kikuyu adayı Mwai Kibaki, Luo adayı ise Raila Odinga olmuştu. Odinga, Barak Obama'nın kuzeni sayılıyordu. Ama Devlet Başkanlığını Kikuyu’lar kazandı, Obama ailesi kaybediyordu. Ancak Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna'da olanlar Kenya'da da tezgâhlanıyordu. Luo’lar seçime hile karıştırıldığı gerekçesiyle ayaklanıyordu. Ayaklanan Luo’ların başında, Barak Obama'nın kuzeni olan Turuncu Demokratik Hareketi lideri Odinga yer alıyordu. Odinga'nın arkasında ABD vardı, para yardımı ise Yahudi Soros'tan geliyordu. Luo’lar ile Kikiyu’ların çatışması sonucu bin kişi öldü, 200 bin kişi yerinden yurdundan oldu. Sonunda Kîbaki Devlet Başkanı, Odinga Başbakan yapılarak çatışmalara son verildi.

Aynı Soros, ABD seçimlerinde de Obama'yı destekliyordu. Obama ile Odinga şimdi Kenya'da Turuncu devrimi tamamlama sevdasına düşüyordu.

Ancak Kibaki'nin Devlet Başkanı olması, Amerika'yı huzursuz etmekteydi. Soros desteği ile seçilen Obama ile yine Soros desteğinde Kenya Başbakanlığı koltuğuna oturtulan Odinga, şimdi el ele verip Kenya Devlet Başkanlığını da ele geçirerek Turuncu Soros Devrimi'ni tamamlamak, Kenya'yı kayıtsız şartsız ABD'ye bağlamak hayali içindeydi.

Hedef olarak Afrika’nın dolaylı işgali amaçlanıyordu.

Hedef Afrika’ydı, bunun için de ilk hedef Kenya seçiliyordu. Nasıl Orta Doğu petrolleri için yapılan Büyük Ortadoğu Projesi'nde ilk hedef Kuzey Irak ve ardından Büyük Kürdistan ise, Afrika Petrolleri için de ilk hedef Kenya oluyordu. Afrika petrolleri ABD için çok önemli sayılıyordu. Çünkü uzun zamandır Çin, sağlam zeminlere basan Afrika politikası uygulamaktaydı. Çin'de Afrika ülkelerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Çin, Afrika'da kalkınma projelerine yardım etmekte, batı gibi sömürü şartlarını içermeyen bu yardımlardan Afrika ülkeleri çok etkilenmektedir. Örneğin Batı'nın "katil" ilan etiği Sudan yönetimi, Çin ile sıkı işbirliği içindedir. Çin, Sudan'dan petrol alıyordu. (Eğer Sudan, Batı sömürüsüne boyun eğse idi, şimdi "katil" değil, "teröristlere karşı savaşan kahraman" olarak el üstünde tutulacaktı). Şimdi ABD'nin amacı, yükselen Çin etkisini (ve İslam’a dönüş sürecini) kırmak ve Afrika'yı denetim altına almaktı.

Başbakan iken Sn. Recep Tayyib’i de Afrika yollarına bunlar düşürüyordu!

Irak'ta işler kötüleştikçe, Amerika Petrol ve Enerji İşleri Dairesi, 2015 ve sonrası için bir plan yapmıştı. Bu plana göre şu anda ABD'nin petrol ihtiyacının %7’sini karşılayan Afrika, ilk fırsatta bu oran %10'a, 2015'de %20'ye, daha sonra %50'ye çıkaracaktı. Bunun için de Afrika'da Avrupa etkisi ve bilhassa Çin etkisi kırılmalıydı. ABD, ilk iş olarak Afrikalı Müslümanları kazanmak için BOP Eşbaşkanı Tayyip Bey'i görevlendirip o bölgeye yollamıştı. Gazetelerimizin, yazarlarımızın "Konsolosluğumuz bile olmayan ülkelerde başbakanın ne işi olur ki?" sorularının cevabı işte bunun altında yatmaktaydı. Fetullah okulları zaten zemini hazırlamak, ABD muhibleri yetiştirmek için çoktan oradaydı. ABD, 2000 yılında 10 milyar dolar olan Afrika kalkınma yardım bütçesini 2006'da 23 milyar dolara çıkardı ve AİDS mücadelesi için ayrıca 30 milyar dolar ek ödenek ayırmıştı. Ve tabi bunlar sadece lafta kalacak, ABD bu paraları işbirlikçi yandaşlarına aktaracaktı.

Africom: “ABD Afrika Komuta Birimi” Siyonizm’e hizmet veriyordu.

Bu planın tabii ki silahsız yürümesi imkânsızdı. ABD, Afrika için bir komuta birimi kurdu: Africom. Africom karargâhı için, Atlas Okyanusu'na kıyısı olan Liberya seçilip hazırlandı. İlerde Afrika'da kurulacak askeri üsler, bu komuta merkezine bağlanacaktı. Benin, Tanzanya, Ruanda, Gana, Liberya gibi zengin maden ve enerji kaynakları olan ülkeler böylece kontrol altına alınacaktı.

Tanzanya: “ABD petrol hırsızı” diyordu.

Bu niyetlere ilk uyanan Tanzanya, Buş'u "Petrol hırsızı" diye karşıladı. Hardley'in Amerika'nın Afrika ilgisini "Afrika'ya şefkat" olarak yutturmaya çalışması böylece boşa çıkmıştı. Tanzanya gibi zengin petrol rezervleri olan Benin ve Liberya aydınları ise malum yöntemlerle susturulmuştu. Ve işte Obama bunun için seçilip “Kukla Başkan” yapılmıştı. Afrika'da Buş'un bir türlü oluşturamadığı sempatinin üstelik antipatiye dönmesine karşı bulunan panzehir Obama’ydı. “Amerika'nın Afrikalı Başkanı" muhabbeti ile göz boyama yoluyla Afrika'nın Obama ile fethi sağlanacaktı. Yeni dönemde yeni hedef Afrika ve tabi Asya’ydı ve kestaneler Afrika kökenli Obama tarafından ateşten alınacaktı.[2]

Ancak, şu nokta gözden kaçırılmaktaydı. Siyonist güdümlü Amerika’nın bir hesabı varsa, elbette Allah’ın da bir hesabı vardı. Bakalım, Obama’yı Şeytani cephe mi, insani cephe mi daha çok kullanacaktı!? Milli Çözüm olarak Barak Obama’yla ilgili tespit ve tahlillerimizde yanılmadığımızı ve gerçekleri yazıp karından sıkmadığımızı gösteren çarpıcı ve ufuk açıcı yazılar yayınlanıyordu.

“Vah, beyinsizler vahhh !” diye başlayan Cem Yaren şunlara dikkat çekiyordu:

ABD’de seçim yapılmış, Barack OBAMA zafere ulaşmış; değişim kazanmış; bu bir devrim sayılırmış; zihniyet ihtilali yaşanmışmış; o ABD’nin GORBİ’si konumundaymış; Hz. Hüseyin Efendimizden işaretler taşımaktaymış; Hz. Ali Efendimizin müjdesi varmış; Farsça’da “O bizden biri” anlamındaymış!… Vah “beyin özürlüler” vahhhh! Zavallı gerçek zenciler, Beyaz Saray önünde sevinç gözyaşları döküyorlar… Dünyadaki ve bizdeki soytarılar, liboşlar, soroşlar, tayyoşlar ise günlerdir göbek atıyorlar, gerdan kırıyorlar, popo sallıyorlar… Neymiş, “Hamdolsun”(!) Barack OBAMA ABD Başkanı olmuşmuş” diye coşuyorlardı! ABD’nin kenar mahallelerinden Kasımpaşa’dan… Affedersiniz; İllinois’ten seçilmiş bir siyahi kahramanmış… Hatta o ABD’nin “Karaoğlan”ıymış… Densizler utanmasalar “ABD’nin beklenen Mesih’i” diye tapınacaklardı. RTE’nin seçilişine ne kadar benziyor değil mi? O da Kasımpaşa’dan çıkmıştı, güya “ezilenlerin” temsilcisiydi… Ama kısa sürede makyaj aktı ve “Sonradan görme ve “er”likten dönme” olduğu ortaya çıkıverdi. Şimdi foyalarını boyamak için çırpınıp duruyorlardı!..

“Obama” patlayan soysuzluk barajı için bir tıpaya benziyordu!

Şimdi sizlerle bazı rakamları paylaşacağım. ABD’nin nüfusu 2008 Temmuz itibarı ile 319,5 milyona ulaşıyordu. ABD’nin nüfusu 1 milyon üzerinde 32 farklı etnik guruptan oluşuyordu. ABD’de en önemli etnik gurup (2008 Temmuz itibarı ile) Hispanikler 47,4 milyon. İkinci gurupta ise (2008 Temmuz itibarı ile) 41,2 milyonla Zenciler bulunuyordu. Hispanikler’in yıllık nüfus artış hızı %3,4; Zencilerin ise %1,9; bütün ABD’nin yıllık nüfus artış hızı ise %1,32’de kalıyordu. (Not: Hispanik: Endülüs döneminde Arap İslam etkisinde kalan İspanyolcayı konuşanlar. Birleşik Amerika’da ve Güney Amerika’daki İspanyol kökenlilerden oluşan topluluklar) Bu şartlar; 2008 başkanlık seçimlerinde Hispaniklerin diğer nüfusa oranının %20,5; Zencilerin diğer nüfusa oranının %17,8; her iki gurubun diğer nüfusa oranı %38,3’e; yükseleceğini gösteriyordu. 2012’de yapılacak başkanlık seçimlerinde Hispanikler’in diğer nüfusa oranı %22,6; Zencilerin diğer nüfusa oranı %18,5; her iki gurubun diğer nüfusa oranı %41,2 olacağı anlaşılıyordu. “2012 başkanlık seçimlerinde Hispanikler’in istemediği bir başkan seçilemeyecektir” anlamına geliyordu. 2016’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Hispanikler’in diğer nüfusa oranı %25,1; Zencilerin diğer nüfusa oranı %19,5; her iki gurubun diğer nüfusa oranı %44,5 olacaktır. Bunun anlamı şudur; 2016 yılında başkanlık seçimlerini Hispanikler belirleyecek, eğer Hispanikler Zenciler ile işbirliğine giderlerse ABD Temsilciler Meclisinde %65; Senatoda ise %53 çoğunluğu sağlayacaklardır. İşte ABD derin devletinin (yani Siyonist Yahudi Lobilerin) Demokratların Adayı olarak: kırma, genç ve iddialı Barack OBAMA’yı, Cumhuriyetçilerin Adayı olarak da yaşlı, muhafazakâr ve iddiasız bir Mc CAIN’i çıkartmasının asıl sebebi ortaya çıkıyordu. Başkan yardımcılarının seçimi de bu hesaba dâhil edilirse Mc. CAİN’in kaybetmesi için her şeyin planlandığı anlaşılıyor. ABD derin devleti, ABD’nin ve Dünya’nın kaderine Hispanikler’in müdahil olmasını istememiştir, bundan sonra da istemeyecektir. Hispanikler’in başkanlık seçiminin kaderi ile oynamamaları için, Obama gibi bir melez-kırmayı 2008 seçimlerinde aday yapmış ve seçilmesini sağlamıştır. Hesaplarıma inanmayanlar oturup kendileri de bir hesaplama yapabilirler. Onlara bir de etnik ve dini ayrımlarını net olarak bulabilmeleri için şu internet sitesine bakılmalıdır: (www.joshuaproject.net)

Zenci soy kırımına seyirci bir kırma-melez: Barack Obama, Siyonizm’e hizmet ediyordu!

Kırma OBAMA, 1996-2004 arası İllinois Eyalet Senatörü, 2004’te de Demokrat Parti’den İllinois Senatörü olarak ABD Senatosu’na seçiliyordu. Baba Kenyalı bir Zenci, anne ise Kansaslı bir beyaz oluyordu. Peki, Neo-Con ve Semitik inanca göre soyu kim belirliyordu? Anne mi baba mı? Tabii ki Anne! Yazımın başından beri OBAMA denen ZÜBÜK’e KIRMA dememin sebeplerinden biri buydu; ikincisi ise üyesi olduğu İLLUMİNATİ bağlılarındaki konumuydu. Yani beyazlarla aynı statüde olması… Harvard Hukuk Fakültesi’ne girerken OBAMA’ya kimler kefil olmuştu? Merak edenler araştırsınlar… En basitinden adı BARACK olanları bir bir akıllarına getirsinler. Göreceklerdir ki; adı BARACK olanların %98’i MUSEVİ ve aynı zamanda YAHUDİ’dir. Baba OBAMA da nedense Harvard mezunu ve burslu(!) okumuş… Peki, Barack kimle evlendi yine bir Harvard mezunu Michelle ROBINSON ile. Şu anda İsrail’in Savunma Bakanı kim: Ehud Barack!

Gelelim daha önemli bir konuya;

Hatırlayınız 2005 yılı Ağustos ayında Katrina Kasırgası önce Louisiana’yı ardından da Missisipi’yi vurduğunu herkesin hatırlaması gerekiyordu. Yani kırma OBAMA’nın senatör oluşundan bir yıl sonrası oluyordu. Yani o ABD Senatosu’ndayken bu olay yaşanıyordu. Biz o dönemdeki yazılarımızda, yırtınırcasına BUSH’t oğlu BUSH’un Zencilere karşı SOYKIRIM yaptığını bıkmadan usanmadan yazmıştık. Hatta hemen her gün yazılarımızda ölmeleri istenen Zencilerden kaçının yaşamını kaybettiğini ve toplam kaybı yazmıştık. Sizlere şimdi bu kayıpların bugün itibarı ile net bilgilerini vereceğim. ABD devlet kayıtlarına göre; Alabama 2, Florida 14, Georgia 2, Kentucky 1, Louisiana 1,577, Mississippi 238, Ohio 2, Toplam 1,836, Kayıp 705 idi. Ama bizim edindiğimiz bilgilere göre ise: Alabama 2, Florida 47, Georgia 11, Kentucky 21, Louisiana 2,843, Mississipi 798, Ohio 26, Kesin Ölüm Toplam 3,748, Kayıplar 4,819, Toplam 8.567 tutuyordu. Nedendir bilinmez bunların hepsi de Zenci idi ve bu acı gerçek hem Amerikan halkından hem dünya kamuoyundan özenle gizleniyordu. Peki bunun adı, doğal afet sonucu ölüm müdür, yoksa soykırım mıdır? Bir bilgi daha verelim ki taşlar daha iyi yerine otursun. Kasırganın 4'ncü gününde toplam ölüm ve kayıp sayısı sadece 239 (yazı ile iki yüz otuz dokuz)du. Yani tam 8567 (sekiz bin beş yüz altmış yedi) zenci sahipsizlik ve ilgisizlik yüzünden, açlık ve hastalıktan ölüyordu. Şimdi “beyin özürlü” OBAMACI’lara sormak ve hatırlatmak gerekiyordu: Bu “soykırım” yaşanırken OBAMA senatoda bu konuda tek kelime konuşmuş mudur? Ya da felaket bölgesine gidip katledilen Zencilere sahip çıkmış, hesaplarını sormuş mudur? Bir tek satırlık ifade bulun, ben söylediklerimin ve yazdıklarımın tamamını yutmaya hazırım.

Gerçek zenci asla başkan yapılmayıp, hemen öldürülüyor, kırmalar ise tepe tepe kullanılıyordu!

Tarih Nisan 1996; Bill CLINTON’un Bakanı Ronald Harmon BROWN ve yanındakiler Hırvatistan’a uçtuğu Boeing 737’nin modifiye edilmiş bir türü olan CT-43 ile -bizdeki Fizikçilerimizin katledildiği Isparta’daki uçak kazasının(!) hemen hemen aynısı yöntemlerle- yaklaşma esnasında bir tepeye vururlar ve oracıkta ölürler, daha doğrusu böylece öldürülürler. Kazada(!) hedef alınan Ron BROWN’dır ama onunla birlikte CT-43, 34 kişiye daha mezar olur. Peki, Ronald Harmon BROWN neden öldürülür? Ron BROWN Hırvatistan gezisinden döndükten sonra, Bill CLINTON hakkında ifade verecektir. Eğer Ron bu ifadeyi verebilmiş olsaydı Bill CLINTON dönemi Nisan 1996’da sona erecekti. Yapılması gerekecek seçimlere de Ronald Harmon BROWN Demokratların Başkan Adayı olarak katılacaktı…

Özetle: Barack OBAMA, ABD’nin Recep Beyidir. ABD derin devletinin, yani Siyonist Lobilerin güdümündedir. Kırmadır, melezdir. Zencilere ihanet etmiştir, bundan sonra da ihanet edecektir. OBAMA, Hispaniklerin ABD Başkanı’nı belirlemedeki üstünlüklerini ellerinden almak üzere aday seçilmiş ve kazanması için bütün hileler denenmiştir. OBAMA ile ellerindeki kanı yıkayabilmek istemiştir. Kısaca KÜRESEL EŞKIYA ABD’nin KÜRESEL kovboyu BUSH yıprandığından vazgeçilmiş, yerine KÜRESEL kırması OBAMA getirilmiştir.

Obama, bize ümit vermiyordu!

Seçimler, Irkçı emperyalistlerin hükümlerinin geçtiği bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ABD’de iki büyük partiden yani Cumhuriyetçiler ile Demokratların, Mc Cain ile Barack Obama’nın çetin seçim mücadelelerini izledik. Bu seçimler 6-8 ay önce başladı. Bu kampanya 2008/Kasım’ının ilk haftasında tamamlandı. Bütün dünya’nın Obama’nın seçilmesi haberini bir bayram havasında kabul etmesi ve gösteriler yapmasını biz de oturduğumuz yerde medya organlarımızla yakından izleme imkânı bulduk. ABD nüfusundan 90 milyonu bulduğu söylenen Evangelistler, bütün güçleriyle İsrail’e destek olacaklarını alenen açıklamakta böylece Irkçı emperyalizm ABD’de zaten hazır bir kamuoyuna sahip bulunmaktadırlar. Seçim çalışmaları boyunca ister Demokrat Barack Obama’ya olsun isterse Cumhuriyetçi Mc Cain’e olsun Amerika’daki aynı büyük holdingler büyük paralar aktarmışlar ve adaylardan her ikisine de yasal bağışlarıyla destek çıkmışlardır. Bazı büyük finans kuruluşları; Blank Rome LLP, Citigroup, Bank of Newyork, Mellon, Merill Lyncn, Goldman Sachs, JP Morgan Chase, Credit Suisse, Lehman Brothers, Morgan Stanley, MGM Mirage, UBS, National Amusements, Citadel Investments, Skadden Arps, Time Warner, Harward University ve Univision başta gelmektedirler. ABD’nin bu finans ve holding kuruluşları bundan evvelki seçimlerde Cumhuriyetçilerle Demokrat adaylara da aynı şekilde destek oldukları gibi aday adaylarının aynı parti içinde yaptıkları adaylık mücadelelerinde Mitt Romney, Rudy Giuliani ile Obama’nın Demokrat rakibi Hillary Cilinton’a da yüklü bağışlarda bulunmuşlardır. Bu holdinglerin ABD’nin, kendilerinin ve Dünya’nın ekonomik krizi içerisinde çırpınırken seçimlerde kazanma ihtimali yüksek adaylara, daha doğrusu kazanmasını istedikleri adaylara bu kadar büyük destek olmaları boşuna olmasa gerektir. Tabii finans kuruluşlarının rast gele adaylar için para yatırmaları da düşünülemez. Eğer seçimi Mc Cain kazanmış olsaydı yine netice değişmeyecek, büyük finans kuruluşları ve bunların arkasında ki mihrakların istedikleri olmuş olacaktı.

ABD Yahudi medyasının rolü unutuluyordu!

ABD medyası yani ajans, gazete ve televizyonları da bütün bir seçim çalışmaları boyunca Barack Obama ile Mc Cain hakkında değişik haberler ve yorumlar yaparak, bizim adına “horoz dövüşü” dediğimiz ABD kamuoyunu ikili bir seçime yönlendirmişlerdir. İnsanın yapısının temeli adalete yönelik olması şeklindedir. Uzun yıllar ABD’de ezilen siyahların haklarının Obama ile korunmasının sağlanabilmesi ABD’de olduğu gibi bütün dünyada da insanların Obama’ya yönelmeleri için iyi bir gerekçe olmuştur. Şurası unutulmamalıdır ki ABD medyası büyük parasal yardım yapan Finans kuruluşlarının ve sermaye holdinglerinin elinde bulunmaktadır. Bu adamlar Obama ve Mc Cain’e nasıl parasal destekler yapmışlarsa aynı desteği sahibi oldukları medyaları ile de sağlamış, onların ABD kamuoyunda başarılı olmalarını sağlamışlardır.

ABD dış politikası “Büyük İsrail” hedefine dayanıyordu.

1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in yaptığı bir konuşma ile “NATO’nun dağıtılmayarak muhafaza edilmesi ve düşman olarak Komünizm yerine İslam’ın tespit edilmesinden sonra…” ABD’de Newyork’ta ikiz kulelere uçaklı saldırılar yapılmıştı. Bu saldırının akabinde ABD başkanı Bush “Haçlı seferlerinin başladığını” ilan etmiş ve “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” belirterek “ya bizdensiniz ya da karşımızdasınız” diyerek dünyayı siyasi açıdan iki büyük bloğa ayırmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek” diyerek ABD’nin bundan sonra çalışma alanının İslam ülkeleri olduğunu ilan etmişti. Arkasından uydurma gerekçelerle Irak’ın ve Afganistan’ın işgallerini yaşadık. Bu arada İsrail’in Filistinlilere her gün uyguladığı katliamlarına şahit olduk. Arkasından Lübnan’a saldıran İsrail’in Hizbullah karşısında yenilerek geri çekilmeye mecbur kalışını izledik. İran ve Suriye’nin de ABD topunun ağzında olduğunu yüreğimiz burkularak takip etmekteyiz. Yukarıda belirttiğim gibi ABD yetkilileri tarafından verilen beyanatlar, hiç şüphesiz ABD’yi de kontrolleri altında tutan “Irkçı emperyalistlerin” isteklerini dile getirmektedir. Yeni başkan Obama’nın yardımcılığına Yahudi asıllı Senatör Joe Biden’in getirilmesi, Obama’nın seçim çalışmaları içerisinde iken ABD’den ayrılarak İsrail’e ve Kudüs’e gitmesi, orada başına “Kippa”yı geçirerek “ağlama duvarı” önünde dualar etmesi, bu hareketin ise dünya televizyonları ile bütün dünyaya ilan edilmesi, onun da “Irkçı Emperyalistlerin” kontrolü altındaki bir figüran olduğunu göstermektedir.

Eski ABD Büyükelçisi Wilson net konuşuyordu: “Obama sadece bir figür yerindedir; Bush ile zeka düzeyleri aynı seviyededir!”

ABD’nin yeni Başkanı Obama’yla ‘dünya cennet olacak’ beklentilerini yorumlayan Washington’un Ankara Büyükelçisi Wilson, “Politikalarımız ulusal çıkarlara dayanır, başkana göre değişmez” diyordu. Böylece Obama’yla Amerika değişecek, dünyaya barış ve adalet gelecek” tartışmalarına noktayı koyuyordu. Cumhuriyet gazetesinden Leyla Tavşanoğlu’na konuşan Wilson, Barack Obama’nın yeni başkan olmasını değerlendirirken: Ülkesine dönmesine 10 gün kalan bir süreçte “ABD’de iktidardaki partiler değişebilir. Ama geriye dönüp baktığınızda var olan politikaların yüzde 95’inin değişmeden sürdürüldüğünü görürsünüz” ifadesini kullanıyordu. Önceliklerin zaman zaman değişebileceğini dile getiren Wilson: “Yani gündemin bir numaralı konusu o günün koşullarına göre ikinci sıraya düşebilir. Hedeflerde yeni düzenlemeler yapılabilir. Ama genelde fazla bir sapma olmaz. Çünkü ülkelerin dış politikaları ulusal çıkarlara dayanır. Bazen seçim kampanyalarında söylemler kullanılabilir. Ama dediğim gibi pek çok konu konsensusa dayanır” diyerek gafil şakşakçıların gözünü açıyordu. Wilson, Obama’nın seçim sürecinde kullandığı yumuşak üslupla ilgili, “Bazen seçim kampanyalarında böyle söylemler kullanılabilir. Pek çok konu konsensusa dayanır” ifadesini kullanıyordu. Yani “Türkiye’nin Obama’dan çekeceği var!” demeye getirip, tehdit ediyordu. Özetle: Türkiye’de Erdoğan’ı, ABD’de Obama’yı iktidara getirip Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar etmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyordu!

 


[1] 5 Şubat 2016 / Milli Gazete

[2] Ali Serdar Bolat, googlegroups.com


Bu yazarin diger makaleleri

  İman, hayali bir kavram ve taklidi bir kuram değil, bizzat...
Devami
  Gemi yapımında ve lüks inşaat taşlarını tutturmada kullanılan zift (katran,...
Devami
  Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "İfrat (herhangi bir konuda aşırılık) ta; tefrit...
Devami
AKP iktidarının, ılımlı İslamcıların ve yandaş medya yanaşmalarının, başörtüsünü veya...
Devami
Afganistan ve Pakistan Üzerinden İran Kuşatılıyor! Bahane: İKİ AY İÇİNDE...
Devami
AKP TÜRKİYE’Sİ; 18 ALTINDA KALAN “Rıza Yaşındaki” Çocukların Çarpık Cinsel İlişkilerine İZİN VEREN ANLAŞMAYI NASIL İMZALADI?
OSMAN ERAYDIN . MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ          AKP TÜRKİYE’Sİ; 18 ALTINDA...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1158

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR