ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1834
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5698
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82812
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839659

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602713

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Hükümetle Muhalefet Aynı Sistemdedir Zaten KÜFÜR VE NİFAK TEK ZİHNİYETTİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Bir soruna, doğru bir teşhis ve tespit yapmadan, olumlu bir tedavi uygulanması mümkün değildir. Bu durum siyasi ve stratejik konularda da böyledir. Ülkemizde ve dünya genelinde sağcılıkla solculuk, kapitalizmle komünizm, aynı zihniyetteki hükümetle muhalefet... Bunlar yıllarca birbirinden çok farklı ve aykırı gibi gösterilerek toplumlar aldatılıvermiştir. Oysa küfür ve nifak tek millettir; Din inkârcılarıyla Din istismarcıları aynı zihniyettir. Bunlar “görünüş”leri ayrı ama “görüş”leri aynı olan sistemler ve kesimlerdir.

Bakınız birbirine zıt zannedilen CHP de Batı taklitçisidir, AKP de AB takipçisi ve hizmetçisidir. İkisi de FAİZci, ikisi de Milli ve manevi ahlak tahripçisidir. Sadece CHP İslam’ın zahirine ve Cami, Ezan, Kur’an, Kurban, Bayram gibi şeairine, yani İslam’ın alamet ve simgelerine; AKP ise İslam’ın özüne ve kalbi-ahlaki disiplinine yönelik tahripler yürütmektedir. Oysa Kur’an’a göre; Münafık Kâfirden daha tehlikeli ve eşeddir. CHP din tahribatını açıkça ve halkı korkutup bastırarak zorbalıkla yaparken, AKP ise dindarlık numarasıyla toplumu uyuşturup daha derin din tahribatına sebebiyet vermektedir. Erbakan’ın ifadesiyle "CHP zihniyeti, narkoz kullanmadan bağırta bağırta vücudumuzdan parçalar kesip alırken, AP ve devamı AKP ise narkozla uyutup daha büyük parçalar kesmektedir." Çünkü CHP Mason İttihat ve Terakki’nin takipçisi ve Siyonizm’in temsilcisidir. AKP ise aynı merkezlerin işbirlikçisidir.

Avrupa’da okul gezisine giden ilkokul öğrencileri hamile dönmüşlerdi!

Bosna Hersek SIRP Bölgesinde okulla birlikte beş günlük bir geziye giden yedi ilkokul öğrencisi, geziden hamile olarak dönmüşlerdi. Bu Batı’nın ahlak çöküntüsünün bir resmiydi. Sırp Bölgesinde 5 günlük okul gezisine giden 7 öğrencinin geziden hamile olarak dönmeleri yetkilileri harekete geçirmişti. Olay, Sırp Cumhuriyeti Üreme Sağlığı Ulusal Koordinatörü Nenad Babic'in açıklamasıyla deşifre edilmişti. Yaşanan bu durum, ülkede gittikçe ürküten 'erken yaşta cinsel ilişki' sorununu da gündeme getirmişti. Babic, cinsel ilişkiye girme yaşının 13-14'e kadar düştüğünü söylemiş, bu durumdan ebeveynlerin ihmali kadar okullarda verilen cinsellik eğitimini de sorumlu göstermişti.[1] Oysa Avrupa’nın diğer ülkelerinde bu tür cinsel rezillikler hatta ensest ilişkiler çok daha yaygın hale gelmişti. İşte Dindar Kahraman AKP iktidarı da AB hevesiyle aynı şeytani ve şehvani dejenerasyona taşeronluk etmekteydi.

Koyu AKP yandaşı ve Erdoğan hayranı Adnan Oktar’dan Mevlana için “sapkın” iddiası!

Adnan Oktar çıplak kedicikleri ile halay çekip göbek attığı; hemen arkasından oturup Kur’an Meali okumaya ve hiçbir ilmi ehliyeti ve yetkisi olmadan kafadan yorumlar yapmaya başladığı ve dini hafife aldığı A9 kanalındaki programında; Büyük İslam âlimi Hz. Mevlana için ipe sapa gelmez iddialar ortaya atmıştı. Adnan Oktar Hz. Mevlana'nın 'sapkın sözleri' olduğunu söyleyip saf zihinleri karıştırmaktaydı. Kamuoyunda silikonlu ve çıplak kedicikleri ile ünlenen Adnan Oktar, sonunda haddini aşıp Hz. Mevlana'ya dil uzatmaktan sakınmamıştı. Mevlana'nın 'sapkın sözleri' olduğunu söyleyen Adnan Oktar, Mesnevi için de bir sürü iftiralar sıralamıştı.[2]

Adnan Oktar'ın Vuslat yıldönümü kutlanan Mevlana için yaptığı tepki çeken açıklamaları sosyal medya hesabından da paylaşılmıştı. İşte Mevlana için attığı iftiralardan bazıları şunlardı:

-Mevlana'nın birçok sapkın sözü vardır, hâşâ Mesnevi'yi kendince Kur’an'dan üstün tutmaktadır.

-Mevlana evrimi savunmaktadır. Mevlana insanın hayvandan yaratıldığı iddiasındadır. Bu, Kur’an'a aykırıdır.

-Mevlana hem evrimi savunmaktadır hem de Türklere hakaret eden açıklamaları vardır.

-Mesnevi'de kadınları kendince aşağı gören, kadınlara hakaret eden, onları akıl ve din yönünden eksik gören sözler vardır.

Şimdi AKP yalakası Adnan Oktar’a sormak lazımdı. Sn. Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın Şeb-i Aruz törenlerine katılıp Hz. Mevlana’yı överken haşa, O’nun sapkınlığına katkı mı sunmaktaydı?

Melih Gökçek’in yavrusu ve AKP davulcusu Osman Gökçek tek parti (CHP) dönemi din tahribatını anlatıp, AKP’ye müşteri toplama çabasındaydı!

Beyaz TV'de Ferda Yıldırım'ın sunduğu "Gündem Özel" programına katılan Beyaz TV Genel Yayın Koordinatörü Osman Gökçek, tek parti (CHP) döneminde Ezan'ın kaldırıldığını, Hacca gitmenin bile 1948 yılına kadar yasaklandığını, CHP'nin tek parti döneminde yüzlerce caminin yıkıldığını ve satıldığını belgelerle ortaya döküp, böylece AKP’nin farklılığına ve dindarlığına dikkat çekmişti. Bunların çoğu da gerçekti. Milliyet Gazetesi'nin 1953 yılındaki manşetini gösteren Gökçek 'Sırf Kur’an-ı Kerim öğretiyor diye 3 kişiyi tutuklamışlar' demişti, oysa iktidardaki Menderes Hükümetiydi. Osman Gökçek, CHP'nin o dönem Eminönü Başkanlığını yapan Kemal Çilingiroğlu'nun sahibi olduğu derginin Peygamber Efendimize hakaretler yağdırdığını belirtmişti. Hızını alamayıp: “Bir bilgi buldum ve bunun belgesini de arıyorum. Selçuklu padişahlarının naaşlarını yerlerinden çıkarıyorlar ve köpeklere veriyorlar” diyen Osman Gökçek 7-8 asır önce gömülen Selçuklu Sultanlarının mezarında ceset değil kemik bile kalmayacağını aklına getirmemişti.

Osman Gökçek, İsmet İnönü’nün hükümetin başında olduğu dönemde eroin fabrikalarının yasal olarak faaliyet gösterdiğini ve tek parti döneminde Türkiye’de açılan eroin fabrikalarının görüntülerini de ekrana getirmişti. Menemen hadisesinde gazete manşetleriyle yapılan algı operasyonlarını belgelerle gündeme getiren ve özellikle CHP döneminde “Batılılaşmanın kutsandığını ve kasıtlı olarak Türkiye’nin İslam’dan koparılmaya çalışıldığını” söyleyen Osman Gökçek’e bir tek soru yöneltmek yeterliydi:

Tamam, CHP, Mason İttihat ve Terakki’nin devamı ve takipçisi, O meş’um fikir ve teorilerin tatbikçisi olarak Avrupalılaşmayı-Batılılaşmayı kutsal hedef edinmişti ve bu maksatla milli ve manevi tahribatlara girişmişti. İyi de peki AKP de aynı AB’ye girmeye, bu uğurda CHP’nin bile cesaret edemediği tavizleri vermeye, AB talimatları doğrultusunda dini, ahlaki ve ailevi değerlerimizi içten çürüten kanun ve kurumları bir bir yerleştirmeye girişen, ama bu talan ve tahribatı dindarlık kılıfıyla ve çaktırmadan gerçekleştiren parti değil miydi? Kiralık yalaka Ergün Diler, Sn. Erdoğan için:

"Müslüman kimlikli bir siyasetçi bizim eski devlet tarafından, yani Avrupa'yı Kâbe olarak görenler tarafından istenmezdi. GOOGLE'den iddianame hazırlandı. 'Rejimi değiştirecek' diye kapatma davası açıldı. Oyun tutmadı"[3] diyerek överken "namerdi Kıpti" konumuna düşmekteydi. Çünkü Avrupa, Mason İttihatçıların ve ardlılarının KABESİ ise AKP'li dindarların da KIBLESİ idi. Çünkü kıble "Umutla dönülen, medet ve inayet beklenen yer ve yön" demekti. Yoksa AKP, AB'ye yönelmemiş miydi?

Siz CHP’nin, Ulusalcı Kemalistlerin ve sağcı Masonik milliyetçi kesimlerin; AKP’nin bu AB sevdasına ve bizi Siyonizm’in-kapitalizmin kölesi yapan faiz politikasına neden hiç karşı çıkmadıklarını nasıl izah edeceksiniz? Yıllarca CHP’nin din düşmanlığını istismar edip halkı Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan hükümetlerine yönlendiren Nurcular ve Fetullahçılarla şimdi ters düşmenizin altında yatan “din gayretiniz” midir, yoksa şahsi makam ve menfaatleriniz midir?

İşte Aydınlıkçı ve karanlık komünist kafalı Hüseyin Haydar’ın düşürülen Rus jetiyle ilgili; “Büyük Rus milletinden özür” şiiri:

   

Ben bir Türk şairi, Hüseyin Haydar,

Kahpece işlerin, karanlık dümenlerin görgü tanığı.

Suça batmışların sorgu günü gelecek elbet,

Fakat suçlu benim bugün, önümde işlendi cinayet.

Engelleyebilirdim mutlak, engelleyemedim.

   

Ben bir Türk devrimcisi, Hüseyin Haydar,

Özür diliyorum büyük Rus milletinin her ferdinden.

Bozkırların, dağların ve steplerin mertliğiyle,

Bağışlasın beni, yüce Lenin’in ülkesi,

Suçlu benim, gözümün önünde vuruldu kardeşlik,   

Durdurabilirdim mutlak, durduramadım.

   

Bu suç bir aymazın suçu değil, benim suçum,

Memleketime sahip olamamışım demek,

Yeterince yanamamışım vatan ocağında.

Bağımsız Türkiye’nin ve Avrasya’nın başı için,

Sesleniyorum türkülerin ve destanların diliyle.

   

Özür diliyorum Mayakovski’den ve Gorki’den de,

Faşist orduların işini bitiren İvan’dan.

Vatanseverlik savaşının her kahramanından,

Çoluk çocuk, kadın erkek, asker sivil,

Tam 23 milyon yüz bin şehitten ve Gagarin’den.

   

Kurtuluş Savaşımıza el veren moybrat’tan,

Semyon Aralof ve ipe giden Tanya’dan

Ve yoksul kesesinden tenekeyle altın gönderen,

Devrimci Rus köylüsünden özür diliyorum...

Özür diliyorum Dumlupınar şehitlerinin huzurunda,

Demirin, çeliğin ve yüksek fırınların namusuyla,

Ve on binlerce tüfeğin, topun, kılıcın.

   

Ben bir Türk şairi, Hüseyin Haydar,

Suçumu itiraf ediyorum, yüzümü güneşe dönerek:

Ülkemi kör karanlıktan kurtaramamışım demek.

Özür diliyorum büyük Rus milletinden,

Diz çökerek Olgen Peşkov’un annesinin önünde.

   

Lügatçe:

Moybrat: (Rusça) Kardeşim.

Olgen Peşkov: Düşürülen Rus uçağının emperyalist cihatçılarca şehit edilen kahraman pilotu.

   

Aydınlıkçılarla, siyasi PKK’cıların ortak Rusya uşaklığı!

Zaman zaman birbirlerine zıt tavırlar ve karşıt yorumlarla saldıran Aydınlıkçılarla PKK’lıların aslında ortak paydası “Darwinist ve komünist” saplantılarıydı. Bakınız Rusya’nın Suriye’deki Türkmenlere yönelik katliamlarını alkışlayan ve düşürülen Rus pilotu Olgen Peşkov’un yasını tutan Aydınlık şairi Hüseyin Haydar’la, Amerika’dan talimat alıp geldikten sonra Moskova’ya koşup bağlılığını sunan ve yardımlarını uman Selahattin Demirtaş aynı bozuk düşüncenin mensuplarıydı. Komünist Çin’in Müslüman Uygur Türklerine uyguladığı dehşetleri “onları terbiye etme girişimi” olarak değerlendiren ve zalimleri haklı gören, Rusya’nın Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yönelik vahşetini alkışlamaktan çekinmeyen bu vicdansız sosyalist bozuntuları, tarihi gerçekleri çarpıtmaktan da asla utanmaz tiplerdi. Çünkü yukarıdaki şiirde belirtilen Şanlı Kurtuluş Savaşımızda “Rusya’dan bize tenekelerle altın geldiği” kuyruklu bir yalandan ibaretti. İşin doğrusu; bu altınları Hindistan ve Pakistan Müslümanları kendi aralarında toplayıp, o günkü şartlarda posta olarak Rusya üzerinden Müslüman Türk kardeşlerine göndermişlerdi.

Aslında Kürtleşmiş Yahudi kökenli bir İttihat Terakki çömezi Doktor Abdullah Cevdet'in "ırkımızı ıslah etmek için Avrupa'dan damızlık erkek getirtelim" teklifinin esası şöyledir: "... Diğer bir olumlu tedbir, kanımıza kan ilave etmektir. Ben bu sistemi inceliyorum, sonucu Sağlık Bakanlığı'na sunacağım. Bunun ana çizgileri: İtalya, Almanya gibi müthiş derecede artan ve taşan milletler bilinmektedir. Bunları Türkleştirmek şartıyla arazi tahsis edelim. Sosyal durumları layık olan bu adamları Türklerle evlendirip, akrabalık ve karşılıklı ilişkiler geliştirip Türk ırkı içinde kaynaştırıverelim. Anadolu’ya taşınacak ve kanlarını kanımıza katacak bu göçmenlerin ziraatta ve ziraat sanayiinde bilgili olmalarına ve bir miktar sermayeye sahip bulunmalarına da dikkat edelim.”[4] İşte Abdullah Cevdet hayranı ve devamı bu Ulusalcı sosyalistler ve gâvur kafalı Kemalistler sadece Müslüman oldukları için Çin’in Sincan bölgesindeki ve Suriye’deki Türkmenleri atıp, Çin’i ve Rusya’yı tutabilmekteydi!

Karanlık kafalı Aydınlıkçıların aşk ve tapınma şiirleri yazdığı Rusya Dışişleri Bakanlığı, “Moskova'nın Türkiye'nin Güneydoğusundaki durumdan ve PKK’ya yönelik hücumlarından” dolayı endişelendiğini belirtmişti.

Rus haber ajansı Ria Novosti'de yer alan bir habere göre, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Türk Hükümetinin ülkenin Güneydoğusunda Kürt nüfusunun çok olduğu illerde devam ettirdiği operasyonları endişeyle takip ediyoruz" denilmişti. Rus Dışişleri Bakanlığı, kahraman askerlerimizin ve polisimizin yürüttükleri bu operasyonlar sırasında aralarında kadınlar ve çocukların da bulunduğu birçok masum kişinin hayatını kaybettiğini, bazı şehirlerde sokağa çıkma yasağı devam ettiğini, bu alanlara politikacıların, gazetecilerin ve insan hakları kuruluşları temsilcilerinin girmesine izin verilmediğini söyleyip, bölgede insani bir felaket yaşandığını iddia etmişti. Demek ki Ulusalcıların TSK taraftarlığı ve PKK karşıtlığı tamamen sahteydi. Çünkü onlar koyu bir Rusya gayretlisiydi.

Oysa Suriye Türkmenleri Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa’nın, Türkiye’nin seçkin düşünce kuruluşlarından BİLGESAM’da yaptığı konuşmada çizdiği tablo, Türkmenlerin “var olma mücadelesi”nin zorluklarını gözler önüne sermekteydi. Türkmenlerin savunması, 2011 halk ayaklanmasıyla birlikte, Esad rejimine karşı örgütlenmiş. Bu mücadele son zamanlarda bir yandan Rusya, diğer yandan Hizbullah ve İran destekli milislerin katılımıyla Suriye ordusunun saldırıya geçmesi sonucunda şiddetlenmişti. Halen özellikle Bayırbucak bölgesinde Türkmen direnişleri, Abdurrahman Mustafa’nın deyişiyle, “Çanakkale Savaşı benzeri bir ölüm kalım mücadelesi” vermekteydi. Bu “Türkmen bölgesi”nin korunması hem halkın güvenliği açısından hem de stratejik bakımdan “hayati bir önem” arz etmekteydi.

Hatırlayınız, Moskova dönüşü Hükümet'e cevap veren PKK’lı Selahattin Demirtaş, "Rusya'nın uçağının düşürülmesinin Türkiye'ye tek bir tane faydasını söylesinler, ben özür dileyeceğim" demişti. Ardından HDP'li Selahattin Demirtaş, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Kurul'daki konuşmasında, "Korkunun ecele faydası yok. Artık önümüzdeki yüzyılda bir Kürdistan gerçeği olacak" diyerek gerçek hedeflerini deşifre etmişti. Hürriyet Gazetesi'nin yazarlarından Ertuğrul Özkök, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ı ağır sözlerle eleştirip, aslında gizli ve kirli ilişki ve işbirliklerini örtmeye yeltenmişti. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Kürtler artık kendi coğrafyasında kendi siyasi iradelerini yürütecektir. Gelecek yüzyılda Kürdistan statüsü gerçekleşecektir. Belki federal devletleri, belki bağımsız devletleri kurulması kesindir” sözlerine güya tepki göstermişti. “Bizi hayal kırıklığına uğrattın” diyen Özkök, “Sana ‘Hain’ demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık” sözleriyle çark etmişti.

Doğu ve Güneydoğu’muzda canlar yanarken, kanlar akarken, PKK roketatarlarla, havan toplarıyla okulları, hastaneleri hedef alırken Ermeni Sevan Nişanyan, cezaevinden izinli çıkar çıkmaz dansöz oynatmacalı bir parti vermişti. HDP’li milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Garo Paylan’ın da bu çılgın geceye katılıp zevk-u sefa sürmeleri dikkat çekiciydi. PKK’nın vahşetleri yüzünden son birkaç ay içinde 100 binlerce insan evini, ilini, ilçesini terk etmek zorunda kalırken, Kürtler, Suriyeli mülteciler gibi evsizliğin, yoksulluğun, çaresizliğin pençesinde kıvranırken, PKK’nın aldatıp silahlandırıp ölüme gönderdiği gençlerin sayısı 300’ü bulmuşken HDP’lilerin ve İmralı heyetinin eğlence geceleri bunların asıl niyetini ve tıynetini ele vermekteydi.

TSK'dan onurlu Yılbaşı iptal girişimi!

Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak ve Diyarbakır'da süren operasyonlar nedeniyle TSK'daki tüm yılbaşı programlarını iptal etme kararı alması, milli vicdanı teskin ve teselli etmişti. AKP Hükümeti içki, kumar, fuhuş dahil her türlü rezalet çılgınlığıyla Yılbaşı tahribatını teşvik ve tertip ederken TSK’nın bu milli ve manevi duyarlılığı ümit vericiydi. Türk Silahlı Kuvvetleri-TSK bünyesinde yapılması planlanan 2016 yılı kutlama programlarının tamamının iptal edildiğini bildirmişti. Genelkurmay'dan yapılan açıklamada iptal kararına gerekçe olarak 15 Aralık 2015 tarihinden itibaren Şırnak Cizre, Silopi ve Diyarbakır Sur'da devam eden operasyonlar, şehit olan ve yaralanan askerler ve terör örgütü PKK'nın saldırıları nedeniyle bölgede zor günler geçiren vatandaşlara saygı gösterildiği belirtilmişti.

Özerklik kılıfı, Bağımsız Kürdistan’ın ilk adımıydı!

Maalesef acı gerçek şudur ki, Siyonist merkezlerin kurgu ve kontrolündeki Ortadoğu depreminde ve denkleminde, giderek güçlenmekte olan tek faktör, Kürtçülük hareketidir. İşte Barzani bağımsızlık işareti verirken, KCK da Güneydoğu’yu “Rojava” haline getirmek için terörü azdırıvermektedir. Şimdi çözüm ve sözde barış için APO’ya güvenenlere hatırlatmak gerekir: “Demokratik Özerklik” denilen totaliter sistem Öcalan tarafından teorileştirilmiş ve 2005 yılında Kandil’de Kongra-Gel toplantısında kabul edilmiştir. Bütün demokratik teamülleri reddeden Stalin-Mao karması bu “özerklik” modelinde yasama, yürütme ve yargı örgütlerinin yanında bir de “özsavunma” adıyla silahlı güçler öngörülmektedir. 14 Temmuz 2011’de Diyarbakır’da “Demokratik Toplum Kongresi” (DTK) toplantısında Aysel Tuğluk tarafından “demokratik özerklik ilanı” bildirisi okunması bir rastlantı değildir. Seçimlerden sonra terörü yeniden körüklediler. KCK Eşbaşkanı Bese Hozat, örgütün gazetesine “yeni bir dönem başlıyor” diyerek özyönetim talimatını veren bir makale yayınlamaktan çekinmemişti. (16 Ağustos 2015) AKP’nin gaflet ve hıyanetiyle Çözüm sürecinde depoladıkları silah ve mühimmatları hendek ve barikatlarla “özsavunma alanları” oluşturmaya girişilmişti. İşte devlet (özellikle asker kanadı) aylardır sokağa çıkma yasağı da ilan ederek bu “özsavunma” ve “demokratik özerklik” yapılarını sökme gayretindeydi” diyen yandaş münafıklar daha önce yıllarca çözüm sürecine destek vermişlerdi.

Arınç'tan utanmaz İsrail ile yakınlaşma açıklaması

Bülent Arınç İsrail ile yakınlaşma bahanesi olarak: “Rusya ile geldiğimiz noktayı biliyorsunuz, bizim ittifaklara ihtiyacımız var” deyip çıkıvermişti. İşte bunların karakteri ve kabiliyeti böyleydi. Bülent Arınç, Türkiye-İsrail müzakereleri hakkında "Rusya ile geldiğimiz noktayı biliyorsunuz. Bizim ittifaklara ve dostluklara ve kendimizi koruyacak tedbirlere ihtiyacımız var" derken yüzü hiç kızarıvermemişti.

İkbal Gürpınar'dan Gülen Cemaati itirafı!

“Fetullah Gülen grubuna yönelik yaptığı her toplantıda trilyonların toplanmasını sağladığını” savunan İkbal Gürpınar, Cemaat hakkında ciddi ithamlar ileri sürüvermişti. Şimdi koyu AKP yandaşı olan Bayan Gürpınar, "Allah lafzını bile himmete alet edip istismardan sakınmadılar “Himmet parasını başka bir cemaate veriyor” diye “İzmitli işadamını, tarihi eser kaçakçılığı bahanesiyle tutukladılar. Beni bir günde batırdılar. Hidayet Karaca’ya bana yaptıklarından dolayı hakkımı helal etmiyorum” diye yakınmaya ve AKP’ye yaranmaya yönelmişti. İkbal Gürpınar, "17 Aralık sonrasında Zaman aboneliğini bıraktığı için babamı tehdit ettiler" iddiasını da gündeme getirmişti. Samanyolu Televizyonu'nda ve Türkçe Olimpiyatları'nda sunuculuk yapan İkbal Gürpınar'ın açıklamaları hayret vericiydi. Yeni Akit'e konuşan ünlü televizyoncu, babasının Zaman aboneliğini iptal ettikten sonra yaşananları şöyle dile getirmişti: “17 Aralık öncesi Zaman Gazetesi aboneliğini iptal ettirdiği zaman, Babamın işyerine Vergi Dairesi'nden bir adam gelip “Neden aboneliğinizi kestiniz? Bak biz sizi kontrole gelmiyoruz, sizi hiç sıkmıyoruz. Tekrar Zaman aboneliğine devam edin” deyip üstü kapalı tehdit etmişlerdi.

İyi de, AKP ile Cemaat’in, İsrail’e yaranma konusunda bir farklılığı gösterilebilir mi? Yıllarca Marmara Gemisi meselesinde “İsrail’i otorite sayan Fetullah Gülen’i eleştirenler, şimdi aynı çizgiye gelmişlerdi. Bakınız AKP sözcüsü Ömer Çelik: “Kuşkusuz İsrail devleti ve halkı da Türkiye’nin dostudur” diyerek iktidarın Siyonist işbirliğini gözler önüne sermişti. “Şimdiye kadarki eleştirilerimiz İsrail hükümetinin aşırı davranışlarına yani meşru görmediğimiz taraflarınadır” diyen AKP Sözcüsü Ömer Çelik bundan sonrası için İsrail Devleti’ni Türkiye’nin dostu ilan ederek izlenen politikanın perde arkasını bir nevi deşifre etmişti. Bir yanda İsrail’e “One Minute” diye meydan okuyan sahte bir tavır diğer yanda da İsrail ile “ilişkilerin normalleşmesinin” bölgenin hayrına olacağını iddia eden bir anlayış! İşte AKP böyle bir zihniyettir.

AKP münafıklığı ve din istismarını ANAP'tan öğrenmişti!

ANAP'lı Ekrem Pakdemirli 76 yaşında vefat etmişti. İşte bu Pakdemirli, "Özal'ın Mirası, Anılarıyla Ekrem Pakdemirli" kitabında ilginç şeyler nakletmişti:

"Bizde Sanayi ve Ticaret Bakanı olan Cahit Aral Mason'du. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Devlet Bakanlığı yapmış olan Cemal Büyükbaş da Mason'du. Özal, Büyükbaş'ı okuldan ve bürokrasiden tanıyordu... Yine mesela Şahap Kocatopçu hem 1961'deki Kurucu Meclis'te Sanayi Bakanı'ydı ve O da Mason'du. Hem de Masonların önde gelenlerindendi. Turgut Bey'in Cengiz Tuncer'e destek verdiğine şahit oldum. Ama bence bunu Mesut Yılmaz'ın önünü açmak için yapıyordu. Çünkü Cengiz Tuncer, çok nazik ve sosyal ilişkilerinde çok iyi biriydi, fakat ateistti. Özal bunun muhafazakârları rahatsız edeceğini, Böylece Mesut Yılmaz'ın adaylığına razı olacaklarını düşünüyordu. Mesut Yılmaz'dan çok hoşlanmamasına rağmen Semra Özal, Mesut Yılmaz'ı destekliyordu. Semra Özal zamanla Turgut Ağabeyi Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığına ikna etmeyi başarıyordu. Özal, Semra Hanımın Mesut Yılmaz'ı istemesinden dolayı benim adaylığımı onaylamadı. Dengeler açısından Mesut Yılmaz'ın yanında yer almamı istedi. "Mesut Yılmaz'ı destekliyorum ama o ekonomiyi bilmez, ekonomi sarpa sarar, sen onun yanında yer alacaksın ve ekonomiyi yöneteceksin ve böylece partiye göz kulak olacaksın" dedi. Ben de O'nun isteğini yerine getirdim. Ben Süleyman Bey Cumhurbaşkanı olduğunda muhalefetteki Süleyman Demirel olmaması için çok dua ettim. Cumhurbaşkanı iken işlere karışmıyor havası verdi. Aslında el altından bütün adamlarını yönlendiriyordu. Dış görünüş olarak hükümetin işlerine karışmıyor, tarafsız bir Cumhurbaşkanı görüntüsü veriyordu. Ben bütün görüntünün yapmacık olduğuna inanıyorum. S. Demirel REFAH-YOL'un Güneş Motel rezaletine benzer bir rezaletle düşürülmesinin mimarı olmuştur."[5]

Yani:

a) AKP'nin örnek aldığı Turgut Özal bile bile ve tercihen Mason ve Ateistleri Bakan ve yüksek bürokrat atıyordu.

b) Özal eşi Semra Hanımın etkisinden çıkamıyor ve bu nedenle Mason Mesut Yılmaz'ı Müslüman dostlarına tercih ediyordu.

c) Şimdi AKP'yi anlamak için sadece isimleri değiştirin, aynı tablo ortaya çıkıyordu.

Nasıl oluyorsa; Mesut Barzani, hem İsrail’in stratejik müttefiki, hem Fetullah Gülen’in destekçisi, hem de AKP işbirlikçisiydi?!

Hatırlayacaksınız Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesud Barzani Ankara’ya gelmiş ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşüp gitmişti. Ardından henüz on gün geçmişken, bu kez de Irak Kürt Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani İstanbul’a gelmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile görüşüp gitmişti. Peki bu trafiğin sebebi neydi? Hangi güçler ve gelişmeler bir Barzani’nin gidip diğerinin gelmesini gerektirmekteydi? diye soran yazar önemli ve gizemli gerçeklere dikkat çekmekteydi.

“İlişkileri hızla bu düzeye getiren temel etken, Amerikan Açılımıydı. AKP’nin 2009 yılında uygulamaya başladığı “Kürt Açılımı”, eş zamanlı Ankara-Erbil ittifakını da başlatmıştı. Çünkü ABD patentli Açılım sadece Türkiye’yi değil, Irak ve Suriye’yi de kapsamaktaydı. Nitekim sadece Bağdat’a karşı Ankara-Erbil ittifakı değil, Şam’a karşı da Erdoğan-Öcalan ittifakı sağlanmıştı. Öcalan’ın AKP Hükümeti onayıyla PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” talimatı vermesi bu süreçte yapılmıştı. Kuşkusuz Ankara’nın ve devletin merkezi kurumlarının Erdoğan-Barzani ortaklığında oluru ve umudu vardı. Bu umut, daha çok Barzani‘nin PKK’ye karşı kullanılması hedefine dayanmaktaydı. Ancak burada tarihi bir yanılgı vardı:

Bölgeye ilişkin ABD’nin temel projesi: Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru oluşturmaktı. Çünkü ABD bu koridorun ilk parçası olarak önce Barzanistan’ı kurmuşlardı. Suriye’de 5 yıldır süren çatışma da esas olarak bu koridoru Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak amaçlıydı. Ankara’nın yanılgısı işte buradaydı: Suriye’nin kuzeyindeki koridoru engelleyebilmenin yolunun Irak’ın kuzeyindeki koridorla ittifak yapmaktan geçtiğini sanıyor ve aldanıyorlardı. Tam tersine, Ankara’nın Irak’ın kuzeyindeki koridorla ittifak yapması, adım adım o koridoru Bağdat’tan koparmaya yarayacaktı.. Dahası Ankara’nın tutarsız Suriye politikası da Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşmasına yol açmaktaydı.” Yani, bilerek veya bilmeyerek Büyük İsrail Projesi’ne (BOP hedeflerine) ve Türkiye’nin bölünmesine taşeronluk yapılmaktaydı.

Tam bu sırada Barzanilerin güdümündeki bir sitede: “Türkiye'nin Irak'ta maaşlı ordusu var!” iddiaları niye gündeme taşınmıştı?

Irak'ta Musul'u kurtarmak için Sünni Heşdi Vatani (Vatan topluluğu) isminde yeni bir ordu kurulduğunu Kuzey Irak'ta yayın yapan Barzani taraftarı bir Kürt sitesi duyuruyordu ve onların iddiasına göre bu ordunun maaşını Türkiye veriyordu!. Çarpıcı iddia Mesud Barzani'nin sitesi Rudaw tarafından resmi bir kaynağa dayandırılarak dünyaya sunuluyordu. Irak Hükümeti tarafından Şii milis teşkilatı Heşdi Şabi’den sonra bu kez büyük bir kısmı Musullu Sünnilerden oluşan Heşdi Vatani kurulmuştu. Musul'u kurtarmak için kurulan ordudaki milislere her ay 500 dolar maaş veriliyordu. Heşdi Vatani ordusu Musul eski Valisi Esil Nuceyfi’nin oğlu Abdullah Nuceyfi tarafından yönetiliyordu. Heşdi Vatani Başika Komutanı General Muhammed Yahya, kampta ilk aylarda sadece 10 Türk eğitmenin olduğunu, daha sonra bu sayının 110’a çıktığını belirtiyordu. Böylece stratejik ortağımız Barzani, resmen Türkiye’yi gammazlıyor ve ABD’yi kışkırtıyordu.

Bay Başkan (ABD Derin Lobilerinin Kâhyası) Barak Obama, bizim saraya telefon etmişti. Beyaz Saray açıklamasına bakarsanız; Barak, R. Erdoğan'a kesin bir dille "Türk askerini Irak'tan çek" talimatı vermişti. Bizim kalın Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına bakarsanız; "koordine"den bahsedilmişti. Oysa Barak’ın gelişi Biden'dan belliydi” tespitleri yerindeydi.

Oysa, Türkiye'nin Irak'ta asker bulundurması çok haklı hukuki gerekçeleri ve hayati menfaatleri gereği idi. Türk askerinin Musul'daki "tahkim" ve "tanzim"inden dolayı siyasi iradenin git-gelleri ve Barzani ile işbirliği girişimleri konusunda askeri kanadında derin endişeleri bilinmekteydi. "Irak'ta, terörle mücadele ve uluslararası hukuk kapsamında hak ve yetkilerimiz nelerdir?" sorusunun cevabı eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım'a göre şöyleydi.

"Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen Ankara Antlaşması, 5 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın 9, 10 ve 11. maddelerine göre, 'Silahlı kişiler sınır bölgesinde cinayet veya suç işledikten sonra diğer sınır bölgesine geçerse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburidir. Bu bölge, Türkiye-Irak sınırının tamamı ve sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan bölgedir. Anlaşmanın bu faslını takip etmekle görevli ve yetkili memurlar, Türk tarafında askeri hudut komutanı, Irak tarafında Musul ve Erbil valileri ile Zaho, İmadiye, Zibar ve Revanduz kaymakamlarıdır'. Irak Hükümeti, Türkiye'de suç işledikten sonra Irak'a geçen PKK'lı teröristleri yakalayıp teslim edemediği için, 90'lı yılların başında, Kuzey Irak bölgesinde tampon bölge tesis edildi. Tampon bölgenin hukuki dayanağı 1926 Ankara Antlaşması'dır. Türkiye tarafından, Irak sınırı boyunca ve Irak tarafına doğru 50 km. derinliğinde tesis edilen tampon bölge sayesinde PKK terör örgütüne ağır darbe vuruldu ve örgüt kontrol edilebilir hale getirildi. AKP Hükümeti tampon bölgeyi Amerika'nın dayatması ile 2004 yılında kaldırdı. Tampon bölgenin kaldırılması ile Kuzey Irak bölgesindeki Metina, Zap, Avaşin, Hakurk ve Basyan gibi kamplar yeniden teröristlerle doldu. Terör yeniden hortladı. Türkiye, 1991 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne başvurarak, Kuzey Irak bölgesine insanî müdahale kararı alınmasını sağlamıştır. Kaynağını uluslararası hukuktan alan insanî müdahale ile ağır insan hakkı ihlallerine maruz kalan toplumun, askerî birlikler ile emniyeti, uluslararası yardım kuruluşları ile de iskân ve iaşesi sağlanır.

1994 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından alınan kararla Birleşmiş Milletler Sistemi içinde olmadan da insanî müdahalede bulunmak mümkündür. Türkiye, Kerkük, Musul, Tuzhurmatı, Telafer ve diğer bölgelerde yaşayan Türkmen soydaşlarımız için insanî müdahalede bulunabilir. Türk askerinin ve Türk Kızılayı'nın, Irak'taki Türkmen soydaşlarımıza yönelik olarak yapacağı insanî müdahalenin önünde hiçbir hukuki engel yoktur. Türkiye'nin Irak'taki askerî varlığı, 1926 Ankara Antlaşması'na dayanmaktadır ve bu durumun önünde hiçbir hukuki engel yoktur.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, 8 Haziran 2004 tarihli ve 1546 sayılı kararına şöyle dikkat çekilmişti:

"Bu karar ile üye ülkelere, Irak içinde ve Irak'tan diğer ülkelere yönelik terörist faaliyetlerin önlenmesi, Irak'a terörist geçişlerinin önlenmesi, Irak'tan diğer ülkelere terörist geçişlerinin önlenmesi ve teröristlere silah desteği ile finansal desteğin önlenmesi görevleri verildi. O tarihte Irak'ı işgal altında bulunduran Amerika bu kararlara uymadığı gibi Irak ordusundan arta kalan silahları Barzani üzerinden PKK'ya ulaştırdı, PKK'nın bir kolu olan PJAK'ı destekledi. Bütün bunlar olup biterken AKP Hükümeti Amerika'ya bir tek nota bile vermedi..."[6]

Davutoğlu'nun Erdoğan ricası ve iktidar = muhalefet ayarı!

Başbakan Ahmet Davutoğlu ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2,5 saatlik 'yeni anayasa' randevusunda, devletin yönetim sistemi konusunda yine uzlaşma sağlanamamıştı. Davutoğlu'nun Başkanlık Sistemi'ni Kılıçdaroğlu'nun ise "Parlamenter Sistemi" savundukları ve toplumu avuttukları buluşmada, 12 Eylül darbe yasalarının ayıklanması için görüş birliğine varılmıştı. Oysa bu kılıf altında Türkiye'yi bölme anayasasına ortaklaşa ortam hazırlanmaktaydı. Davutoğlu'nun, "Başkanın, Başbakanın kim olacağına takılarak konjonktürel tartışma yapmamak gerekir" diyerek Başkanlık Sistemi önerilerinin ayrıntılı bir biçimde aktardığı görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili diyaloglar öne çıkmıştı. Edinilen bilgiye göre, Davutoğlu'nun, "Sayın Cumhurbaşkanını çok sert sözlerle eleştiriyorsunuz, bundan rahatsızız, eleştiri dozunu biraz düşürün" teklifine Kılıçdaroğlu, "Sert sözlerle eleştiriyorum çünkü 78 milyonun Cumhurbaşkanı olduğunu düşünmüyorum, tarafsızlığını korumuyor, Türkiye'yi diktatoryal bir noktaya taşıyor" karşılığını verdiği medyaya yansımıştı. AKP heyetinden tek parti dönemi hatırlatması gelince, bu sefer Kılıçdaroğlu "Ben bu günden söz ediyorum" şeklinde yanıtlamıştı. Yani hâlâ Karagöz-Hacivat oyunu oynanmaktaydı.


[1] Bak: 27.12.2015 internet siteleri

[2]Bak: 28.12.2015, internet haber siteleri

[3] 01.01.2016, Takvim

[4] Bak: Zafer Tanık Tunaya

[5] Bak: 1Ocak 2016, Milli Gazete, Adnan Öksüz

[6] Bak: 21.12.2015, Yeniçağ, Ahmet Takan


Bu yazarin diger makaleleri

AÇILIM SENARYOLARINA ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SAHTEKÂRLIĞI
   1860 yılında Suriye’den Alanya’ya kaçan Kripto Sebatay Ahmet Neşşar’ın (Denizli...
Devami
AKP'NİN SON AKREPLİĞİ VE İSRAİL'İN KAHPELİĞİ
TBMM Şimon Peres'e peşkeş çekiliyor Aynen PKK teröristleri gibi, bize göre,...
Devami
SURİYE ÜZERİNDEN TARİHİ KAPIŞMA KAÇINILMAZDI
Suriye’yi paylaşılacak bir “pasta” olarak gören Rusya ve Batı bloğu...
Devami
MİT ESKİSİ MAHİR'İN ÇARPITMA VE İFTİRA ATMA MAHARETİ
Mahir Kaynak, Mine Şenocaklı ile Vatan Gazetesinde 19.20.21 Ocak 2009...
Devami
YAKIN TARİHİN FESATLIKLARI VE FIRSATLARI
Türkiye ve Dünya Nereye Gidiyordu? Peşinen, samimi bir inancımı ve kanaatimi...
Devami
YALAN PROPAGANDA AMERİKA'YI VE AMİGOLARINI KURTARACAK MI?
  ABD yaralı sırtlan gibi saldırıyor! Ortadoğu petrolünü kontrol etmek...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 915

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR