ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün706
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9995
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66549
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007286

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038328

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Erdoğan Yalakalığında Sırıtan SİYONİST İSRAİL YANDAŞLIĞI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

Erdoğan Yalakalığında Sırıtan

SİYONİST İSRAİL YANDAŞLIĞI!

        

Türkiye - İsrail arasında ilk temas, ABD’de Kardeş Herzog’la Yapıldı.

Siyonist Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Ankara’ya davet edilmesi tepkilere neden olurken, işgal rejimi ile ilk temasın ABD’de gerçekleştiği ortaya çıkmıştı. Uzun süredir komşu ve bölge ülkeleri ile kavgalı olan AKP iktidarı hem Ortadoğu’da hem de Körfez Arap ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmeye çalışmaktaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davos’ta One Minute çıkışı ve Mavi Marmara olaylarıyla işgalci İsrail’le, Katar Ablukası ve 15 Temmuz süreciyle Birleşik Arap Emirlikleri’yle, Müslüman Kardeşler ve Mursi’ye yapılan darbe ile de Mısır ile atılan köprüler tekrar kurulmaktaydı.

Abu Dabi Veliaht Prensi’nin Ankara’yı ziyaret etmesiyle BAE Yönetimi ile buzlar erimeye başlamıştı. 2021 Ekim ayında da Mısır-Türkiye arasında Dışişleri Bakanlık yetkilileri arasında görüşmeler yapılmıştı. Suudi Arabistan ile de ilk temasın başlayacağı konuşulmaktaydı.

Arap dünyasının lider ülkeleriyle ilişkilerini birkaç yıldır yoluna koyan Siyonist İsrail, şimdi de Türkiye ile yeni bir sürece girmeye hazırlanmaktaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, işgalci İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile çeşitli vesilelerle son bir yılda 4’üncü kez telefonla görüşme yapmıştı.

Asıl Adım New York’ta Atılmıştı!?

Dünya gazetesinden Kerem Ülker’in haberine göre son birkaç aydır normalleşme sürecine giren Tel Aviv-Ankara hattındaki ikili görüşmeler, ABD’ye de yansımıştı. Siyonist İsrail’in ABD’deki Büyükelçisi olan Michael Herzog için düzenlenen hoş geldin yemeğine, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan da katılmıştı. Azerbaycan'ın ABD Büyükelçisi Khazar Ibrahim'in ev sahipliğinde düzenlenen yemekte, Türkiye’nin yanı sıra Özbekistan ve Kazakistan'ın Amerika Büyükelçileri ve ABD'deki Yahudi örgütlerinin önemli isimlerinden Malcolm Hoenlein de vardı.

Yemeği özel kılan nedenlerden biri de işgalci İsrail’in ABD Büyükelçisi Michael Herzog’un Siyonist İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un kardeşi olmasıydı.

Son dönemde Körfez ülkeleri arasında barış rüzgârları eserken, İsrail dikkat çeken bir hamle yapmıştı. Siyonist İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Birleşik Arap Emirlikleri'ne tarihi bir ziyaret başlatmıştı. Ziyarette Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın sarayında İsrail Milli Marşı Hatikvah’ın çalınması ise hayretle karşılanmıştı. 

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve eşi Michal Herzog, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın davetlisi olarak Birleşik Arap Emirlikleri’ne uğramıştı. 30 Ocak 2022’de gerçekleşen bu tarihi ziyaret ile ilk kez bir İsrail Cumhurbaşkanı BAE’ye gitmiş olmaktaydı. Isaac Herzog, Abu Dabi ve Dubai’yi ziyaret ederek, üst düzey yetkililerle görüşmelerde bulunmuşlardı.

Isaac Herzog, ziyaret kapsamında şunları aktarmıştı, “Bütün bölgeye, bölge halklarına bir barış nimeti ve bir barış mesajı getiriyorum. Barış, bölge halklarının yararına refah, ilerleme ve büyümeyi beraberinde getiriyor. İsrail’le barış anlaşması imzalayan ve tüm bölgeye barışın bölge halkları için tek alternatif olduğu mesajını gönderen cesareti ve cesur liderliği için ona iyi dileklerimi sunuyorum.”

Bunun anlamı: İsrail’le anlaşmaya girmeyen ve normalleşmeyen tüm İslam ülkelerini karıştıracağız… Onları ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarla boğuşturacağız!..

O Siyonist’i, Bari Meclis’te Konuşturmayın!

Türkiye ile İsrail’in normalleşmeye doğru ilerlediği bir süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Türkiye’ye bir ziyareti olabilir.” açıklaması tepkiyle karşılanmıştı. Siyonist İsrail rejiminin korsan Cumhurbaşkanı Herzog’un Türkiye’ye gelme ihtimali akıllara 2008 yılında gerçekleştirilen bir başka ziyareti hatırlatmıştı. Söz konusu tarihte dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Türkiye’ye gelmiş ve TBMM’de bir konuşma yaptırılmıştı. Şimdi (2022 Mart ve sonrasında) bebek katili Isaac Herzog’un aynı şekilde ağırlanması milli vicdanımızı derinden yaralayacaktı!..

O Süreçte de Büyük Tepkilere Yol Açmıştı!

Bebek katili Peres’in millet iradesinin temsil makamı olan TBMM’de konuşturulması, vatandaşların tepkisine yol açmıştı. Öte yandan Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın önderliğinde Saadet Partisi de yaşanan rezalete sert tepki göstermiş ve söz konusu rezaletin kabul edilemez olduğu vurgulanmıştı. Peres’in ziyaretinden yıllar sonra yeni bir rezaletin hazırlıkları yapılırken en azından Herzog’un TBMM’de konuşturulmaması gerektiği hatırlatılmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013 yılında Başbakanlık görevinde bulunduğu dönemde Gazze’ye gideceğini açıklamıştı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı çerçevesinde Başbakanlık Merkez Bina’da çocukları kabulünün ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, 2013’ün Nisan ayında Gazze’ye gitmeyi planladığını duyurmuştu. Erdoğan’ın Gazze’ye gideceğini açıkladığı tarihin üzerinden 9 yıl geçse de söz konusu ziyaret bir türlü yapılamamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye gidemediği bir ortamda İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Türkiye’yi ziyaret edebilecek olması da yadırganan bir tavırdı!

Evet, dindar Kahraman Erdoğan söz verdiği halde hâlâ Gazze’ye uğrayamamıştı, ama Siyonist katil Isaac Herzog’u Türkiye’de ağırlamıştı.

Oysa Siyonist İsrail'in Akdeniz'deki gazını Avrupa'ya satabilmesi için Türkiye ile yakınlaşmaktan başka çaresi kalmamıştı. Bu açıdan Arnavutluk ziyaretinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın bilhassa İsrail ve NATO vurgulu açıklamaları, Türkiye’nin yeniden tercihini Siyonist ve emperyalist Batı’dan yana yaptığını ortaya koymaktaydı. İsrail’in gazını Avrupa’ya pazarlayabilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı vardı. Doğu Akdeniz doğalgaz yataklarını Avrupa'ya akıtmak isteyen İsrail, uzun vadede Mısır'ı da katarak, Türkiye ile normalleşmeye çalışmaktaydı.

Yani Erdoğan iktidarı, kendi şahsi hesapları ve siyasi çıkarları uğruna, Mazlum Filistin halkından gasp edilen doğalgazın, Siyonist Katil İsrail hatırına Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasına yardımcı olacaktı!?

Siyonist İsrail’le yakınlaşma büyük tehlikeler barındırmaktaydı!

Türkiye ile İsrail rejimi arasındaki “normalleşme” yakınlaşmasıyla İsrail 3 şeyi amaçlamıştı. Bunların ilki, Filistin’den gasp edilen enerji kaynağının Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya satılmasıydı. İkincisi Türkiye’nin Ortadoğu’daki İran karşıtı bloğa yanaştırılmasıydı. Ve sonuncusu da HAMAS’ın Türkiye’deki varlığının sonlandırılmasıydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada, İsrail rejimi Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un mart ayının ortalarında Türkiye’ye geleceğini duyurmuşlardı. Daha önce yapmış olduğu bir açıklamada ise Türkiye ile İsrail rejimi arasında “normalleşme” olacağını vurgulayan Erdoğan, ilişkilerde “kazan-kazan” anlayışında olduklarını hatırlatmıştı.

İsrail’in Çok Sinsi Hesapları Vardı!

İşgalci İsrail rejiminin Türkiye ile “normalleşme” ile birlikte üç temel amacı hedeflediği konuşulmaktaydı. Buna göre İsrail’in ilk büyük amacının Filistin’den gasp ettiği enerji kaynağını Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya ulaştırmaktı. Doğu Akdeniz’de ciddi miktarda enerji keşfeden İsrail rejimi için Türkiye son derece makul bir güzergâh konumundaydı.

Türkiye’yi İran Karşıtı Bloğa Yanaştırma Çabası!

Ankara ile Tel Aviv arasındaki yakınlaşma Türkiye ve bölgemiz için büyük tehlikeler barındırmaktaydı. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken konuların başında, Türkiye’nin İran karşıtı bloğa çekilmesi hususu yer almaktaydı. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn gibi Arap ülkeleriyle gerçekleştirdiği “normalleşme” anlaşmalarıyla İran karşıtı bloğu şekillendiren İsrail, Türkiye’yi de bu bloğa çekmeye çalışmaktaydı. Türkiye’nin İran karşıtı blokta yer alması ve iki ülkenin olası bir savaşta karşı karşıya gelmesi emperyalizmin mezhep savaşı çıkarma amacına da yarayacaktı.

Saadet Partisi Milletvekilinin Sn. Erdoğan’ın Siyonist Isaac Herzog’u ülkemize çağırmasına yönelik tepkileri her nedense Cübbeli Ahmet’i kızdırmıştı!

“Saadetçi Abdülkadir’in İsrail açıklaması, ‘Dinime söven müselmân olsa!’ sözünü hatırlattı. Abdulkadir Karaduman namındaki Saadet vekili İsrail’le barışmanın tehlikeli olacağından bahsediyor. Biz de ona katılıyoruz ama, peki Saadet'in HDP ile birlikteliği ne anlama geliyor? HDP ve PKK'nın arkası Siyonizm'e dayanmıyor mu, kimi kandırıyorsunuz! Bu millet sizin hamasi nutuklarınıza aldanacak kadar saf değildir! Bu milleti saf mı sanıyorsunuz?

İran’ın Suriye’de bulunmasını savunan da sen değil misin? İran’ın 1200 senedir Yahudi’yle barışık olduğuna dair ilmî ve Arabî kitapları okumaktan âciz kaldı isen bu konuyu delilleriyle açıklayan Sabir Meşhur’un videolarına da mı ulaşamadın? Artık bu millet sizin gibi İrancı saadetsiz Saadetçilerin, Yahudi’yle muharip gibi görünüp Yahudi’yle müttefik olan ve bugüne kadar hiçbir Siyonist’le çarpışmayıp sadece Müslümanlarla savaşan ve onların vatanlarını işgal eden İran’la dost olmasının Ehl-i Sünnet’e ve devletimize ne büyük hainlik anlamına geldiğini idrak etmiştir. Dolayısıyla siz bizi değil başkalarını kandırmaya uğraşın!” diyen Cübbeli Ahmet’in, SP’nin HDP ve CHP ile seçim ittifakı arayışlarını tenkit etmesi doğaldı. Ama asıl tepkisi “Siyonist İsrail karşıtlığına” olduğu için aslında gerçek ayarını ortaya koymaktaydı.

Maalesef, artık Cübbeler bile züppelikleri örtmekte yetersiz kalmaktaydı! Ve tabi güya ilim ve takva rolü yapanların dahi açıkça İsrail uşaklığına soyunmaları, artık büyük inkılabın ve İlahi intikamın da yakınlaştığının bir alâmeti sayılmalıydı.

“Evet, Cübbeli Ahmet açıkça İsrail’le normalleşmenin fetvacısı olup çıkmıştı. Öyle özene bezene, süslü püslü yazmış ki, Herzog’u karşılama heyetine katılmaya da hak kazanmıştı. İsrail’e uzatılan ‘çiçek’ konumundaydı!?.” saptamaları haklıydı.

Cübbeli Ahmet hükümet tayfasına yaranmanın hesabındaydı!..

Genel Başkan Yardımcısı Fatih Aydın’ın: “Fakat ilmin cübbesini giyerek arz-ı endam eden, fakat irfanı cüssesinde taşımaktan imtina eden bu türden zevatın sözüne gıybet, hükmüne nispet, haline husumet yön veriyor. Ne söylediğini kendi diliyle ilan eden bu zat, niye söylediğinin bilinmesini istemez. Saadet Partisi’ni ve mensuplarını karalamanın ve bunun üzerinden de hükümet tayfasına yaranmanın, yanaşmanın, yamanmanın derdine düşmek; âlim sıfatını, arif vasfını taşımaya yetersizliği ispat etmektir. Cübbeli Ahmet Bey’in sözlerini geri almasını değil, bulunduğu yerden ileriye gidip âlim sıfatının gerekleriyle Saadet Partisi’nin fikri derinliğini ve mensuplarının mümtaz fiil zenginliğini görebilecek konuma gelmesini tavsiye ediyorum” uyarıları tutarlı ve oturaklıydı!?. Evet, ne diyelim; bazı durumlarda sarıklar, sakallar ve takva numaraları, Şeytani güçlere ve işbirlikçi hainlere yandaşlığı gizleme kılıfı olarak kullanılmaktaydı.

“Siyeri Farklı Okumak” başlıklı kitabının “Peygamberlik Öncesi Hayatı: Sh. 45”te, güya Hz. Peygamber Efendimizin üstün ahlâk ve asaletinin, Onun şefkat ve adalet ölçülerinde ve yüksek örnekliğinde olduğu gerçeğini vurgulamak bahanesiyle… -Bin kere hâşâ- tutup “… hatta hiçbir suçu olmayan ve masum sayılan, ZİNA ÇOCUĞU olup olmadığını bile çok önemsemiyoruz” diyecek kadar küstahlaşan Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Mehmet Azimli gibi edepsiz ve erdemsiz şahıslar da, bu Cübbeli Ahmet denen şarlatanlar da, nedense hepsi AKP yandaşıydı.

Erdoğan’ı İsrail projesine sokmak için mi, Yunan projesi rafa kaldırılmıştı?

Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının Türkiye’siz bir şekilde Avrupa'ya taşınması hayaline EastMed Projesi deniyordu. ABD'nin bu projeye verdiği destekten vazgeçtiğini açıklaması Yunan tarafında hayal kırıklığına yol açmıştı. Aslında bu oyun Türkiye’yi İsrail’e bağlamak için tezgâhlanmıştı.

Yandaş takımı: “Doğu Akdeniz gazını Türkiye'yi aradan çıkartarak taşımaya çalışan Yunanistan ve Rum yönetimi, Ankara olmadan burada herhangi bir planın başarıyla sonuçlanamayacağını bir kez daha açıkça görmek zorunda kaldı” diye avunmaya başlamıştı. TÜRK DEGS Başkanı Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, Kıbrıs İlim Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Ata Atun, KKTC Cumhurbaşkanlığı Ekonomi ve Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı Prof. Salih Saner, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Dr. İsmail Şahin, ve MÜSİAD Enerji ve Çevre Sektör Kurulu Başkanı Altuğ Karataş konuyla ilgili çarpıcı tespitlerde bulunarak önemli açıklamalar yapmışlardı; ama ne hikmetse İsrail’e bağımlılık tezgâhına gözlerini kapamışlardı.

Türkiye yıllardır Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon yataklarının hak ve adil bir şekilde paylaşımı için herkese çağrı yapmıştı. Aralarının en kötü olduğu dönemde dahi İsrail ve Mısır'a sahaların eşit paylaşımı için çağrıda bulunan Türkiye, bölgede en adil çözümü sağlayabilmek için büyük çaba harcamıştı. Yunanistan ve Rum Yönetimi bu çağrıları göz ardı etse de gerçek kısa sürede ortaya çıkmıştı. 2011 yılında ilk olarak piyasaya sürülen EastMed Projesi anlaşma aşamasından öteye varamadı. Son olarak ABD'nin veto ettiği ve arkasında durmaktan çekildiği proje konusunda Washington yönetimi iki sebep sunmuşlardı. Bu sebeplerin Türkiye'nin sunduğu argümanlar ile örtüştüğünü ve bu noktada ABD’nin Türkiye ile aynı noktaya geldiğini savunanlar yanılmaktaydı:

"EastMed'den ABD'nin geri çekilmesi önemlidir. Çünkü ABD bu noktada geri çekilirken iki sebep öne sürdü. Tam da bizim öne sürdüğümüz sebepler. Birincisi maliyetin artması, ikincisi de Doğu Akdeniz'deki gerginlik unsurunun oluşması. Bu sebeple ABD geri çekildiğini duyurmuştur. Bu projenin çok pahalı olacağı, finansmanının bulunmayacağı açıktı. Finansman bulmakta zorlanan Yunan-Rum ikilisinin bu projeyi gerçekleştirebilme kapasitesi zaten yoktu. Tamamen siyasi olarak bizi zora sokmak için, "AB'nin buna ihtiyacı var, Türkiye bunu geçirmiyor, engelliyor, Rusya'nın doğalgaz tekeline AB'yi mecbur kılıyor" gibi söylemlerde bulunuyorlardı. Bunun gerçek olmadığı ortaya çıktı. AB'yi ve diğer devletleri zora sokan Yunanistan ve Rum'un ta kendisi olduğu ortaya çıktı. Bu projeden desteğin çekilmesi, bunların sonucudur." diyen Em. Amiral Cihat Yaycı her nedense “Türkiye’nin İsrail’in kuyruğuna takılacağını ve İslam âlemindeki potansiyel liderlik vasfını kaybetmiş olacağını” bir türlü gündeme taşımamıştı.

Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi (EastMed), başından beri enerjiye dönük ekonomik amaçlarından ziyade, siyasi hedefleri olan bir proje konumundaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) EastMed’e iki açıdan destek verdiği açıklanmıştı:

1- Avrupa’yı Rusya’dan uzaklaştırmak. 2- İsrail’i bölgesel yalnızlıktan kurtarmaktı. Birincisini yapabilmek için Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını ortadan kaldırmak veya azaltmak lazımdı. Ancak bunu kısa vadede çözmek kolay olmayacaktı. Doğu Akdeniz gazının Rus gazına alternatif olup olamayacağına ilişkin tartışmalara bakıldığında, baskın çoğunluğun görüşü “böyle bir ihtimal yok” tarzındaydı. Aklı başında hiçbir uzman, Doğu Akdeniz gazının Avrupa’nın enerji arz güvenliğini çözebilecek yeterli bir kaynak olduğuna inanmamaktaydı. Bunun yanında birçok uzman, fosil yakıt devrinin kapanmaya yüz tuttuğu böyle bir dönemde EastMed’in makul bir proje olamayacağında ısrarcıydı. Ayrıca projenin maliyeti çok pahalıydı. Bir türlü uygun bir yatırımcı veya finansör bulunamamıştı. Çevreci bir proje olmadığı için kârlı ve uzun vadeli bir yatırım sayılmamıştı. Dahası Türkiye-Libya Anlaşması’ndan (27 Kasım 2019) sonra, Yunan EastMed Projesi büyük bir çıkmaza girmiş bulunmaktaydı. İlan edilen güzergâh hayal oldu. Türkiye’nin onayı olmadan bu projenin fiiliyata geçemeyeceği anlaşılmıştı. Tüm bunlara rağmen Yunanistan ve Rum kesimi, EastMed Projesi’nde ısrarcı olmuşlardı. Çünkü onların da projeden büyük siyasi beklentileri vardı. Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde Türkiye’ye karşı kazanmak istiyorlardı. EastMed’in Avrupa Birliği (AB) ve ABD tarafından desteklenmesi, Yunanlılara bu gücü sağlayacaktı. Gelinen nokta itibariyle İsrail siyasi hedeflerine ulaştı ama Yunanlılar ve Rumlar ulaşamamıştı. İsrail bu proje sayesinde Araplarla, Yunanlılarla ve Rumlarla kötü olan ilişkilerini düzeltmeyi başarmıştı. Bölgesel yalnızlığından kurtulup sıyrılmıştı. Askeri tatbikatlar için daha geniş deniz ve hava sahalarına kavuşmuş durumdaydı.

Ortadoğu’da her daim İsrail’in güvenliğini ve ulusal çıkarlarını merkezine koyan ABD için EastMed Projesi’nden umulan faydanın en önemli amacı tamamlanmış ve konu kapanmıştı. Artık ABD’nin gündeminde Çin ve Rusya vardı. Bu nedenle Washington için NATO’nun yeniden güç kazanması lazımdı. Güçlü bir NATO’ya ihtiyaç duyulan bir dönemde ABD’nin Yunan siyasi hırslarından dolayı Türkiye’yi göz ardı etmesi pek makul bir tavır olmazdı. Bunun ilk işaretini EastMed’ten desteğini çekerek kanıtlamıştı. Yunanlılar da oynadığı kumarı bir kez daha kaybetmiş olmaktaydı.

Türkiye, güçlenen askeri, kültürel, ekonomik ve diplomatik kapasitesiyle beş deniz havzasında önemli bir devlet konumundaydı. Tüm bunlar Türkiye’nin jeopolitik açılardan dikkate alınmasına neden olmaktaydı. Yakın gelecekte, genel olarak Türkiye-Batı ilişkilerinin yumuşayacağı yeni bir döneme girilebileceği anlaşılmaktaydı. Yine Türkiye-İsrail ilişkileri iyileşme sürecine sokulacaktı. Sözün kısası Amerika, Çin ve Rusya kaygısından ötürü bölgedeki tüm dostlarını barıştırmak çabasındaydı.

KKTC’nin de bu süreçten kazançlı çıkması için hızlı bir şekilde siyasi ve ekonomik istikrara kavuşması lazımdı. Kısa ömürlü hükümetler dönemi artık geride kalmıştı. “İki Devletli Çözüm” önerisinin kabul görmesi için bu oldukça önem taşımaktaydı. Çünkü bölgedeki dostlarını barıştırmayı arzulayan ABD, çok yakın bir zamanda yeniden Kıbrıs’ta çözüm için bir inisiyatif alacaktı. Amerika’nın bu noktadaki tavrı şüphesiz “İki Devletli Çözüm” tezinden yana olmayacaktı. O yüzden KKTC’de pazarlık ve müzakere gücü yüksek güçlü bir siyasi iradenin bulunması ziyadesiyle kıymetli ve lazımdı.”

Yorumları, içinde pek çok doğruları barındırmakla beraber, aslında “Türkiye’yi İsrail’in kuyruğuna takma ve gasp edilen Gazze gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınma” tuzağına kılıf uydurma çabalarıydı.

ABD’nin Doğu Akdeniz Açıklamasını Nasıl Tartmalıydı?

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nden çekildiğine dair gayriresmi yazısında ABD’nin projeden çekilmesine gerekçe olarak çevresel, ekonomik ve jeopolitik nedenler sıralanmıştı.

Şubat 2022’nin ilk haftasında Amerikan Dışişleri’nin Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nden çekildiğini gayriresmi bir yazı (non-paper) ile Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne (GKRK) ilettiği uyarısı, Yunan basınına bomba etkisi yapmıştı. İletinin şekli ve zamanlaması açısından sorulacak çok soru vardı.

Söz konusu yazıda, ABD’nin projeden çekilmesine gerekçe olarak çevresel, ekonomik ve jeopolitik nedenler sıralanmıştı. İklim değişikliğiyle mücadele etme hedefini tutturabilmek bakımından yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi tercih ettiğini belirten Washington’ın, bu tercihinde projenin ekonomik maliyeti sebebiyle uygulanabilir olmayışı ve bölgede yol açtığı siyasi gerilimin de etkili olduğu anlaşılmaktaydı.

Aslına bakarsanız, boru hattı projesinin gerçekleşmesine öteden beri ihtimal verilmiyordu. 2020’nin Ocak ayında, Yunanistan, İsrail ve GKRK’nin altına imza koyduğu proje, tamamlandığı takdirde dünyanın en uzun (1990 km), en derin ve en maliyetli (yaklaşık 7 milyar euro) boru hattı olacaktı. Doğalgaz fiyatlarının inişli çıkışlı seyri bu projeyi pratikte rafa kaldırmıştı. İsrail başta olmak üzere, proje ortaklarının doğalgazı Mısır’daki LNG terminallerine ulaştıracak alternatif boru hattı seçeneklerini devreye sokmaları, bu yönde imzalanan anlaşmalar bunun belki de en net göstergesi sayılmaktaydı.

Öyleyse, teknik açıdan sorunlu, ekonomik maliyeti yüksek olan projenin gölge hamisi konumundaki ABD neden durup dururken aslında malumun ilanı olan bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymuşlardı?

İlk etapta akla makul gelen; “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adanın doğal kaynakları üzerindeki haklarını göz ardı ettiğinden ötürü projeye karşı çıkan ve aynı zamanda Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kendisine hasım bir güç ekseni olarak algılayan Türkiye’nin endişelerini gidermek” olmaktaydı. Böylelikle hem bölgede gerilimin tırmanmasının hem de uzun vadede Türkiye’nin Batı’dan daha fazla uzaklaşmasının önüne geçilebileceği hesap edildiği konuşulmaktaydı.

Her halükârda, bu gelişmelerin uzun zamandır Doğu Akdeniz’de ibrenin Yunanistan lehine dönmesinden rahatsızlık duyan Türk tarafını memnun ettiği ortadaydı. Tavır değişikliği Ankara’ya; gerek ABD gerekse İsrail ile ilişkileri geliştirmesi için bir fırsat penceresi de sunmaktaydı! Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog’un Türkiye’yi ziyaret edebileceğine ilişkin beyanatı, Ankara’nın bu yönde temaslara ağırlık verdiğinin kanıtıydı. Yani zokayı yutmuşlardı!..

Aslında enerji işbirliği dosyası, Türkiye ile İsrail arasında 2016 Normalleşme Anlaşması ertesinde, her iki tarafın kamuoyundan tepki çekmeden, ikili ilişkilerin rahatça geliştirilebileceği ılımlı bir konu olarak ön plana çıkarılmıştı. Hatta Mavi Marmara Olayı ertesi, iki ülke arasında kurulan ilk üst düzey temas, dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak ile İsrailli mevkidaşı Yuval Steinitz arasında yapılmıştı. İsrail gazının boru hattı ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanmasının en verimli seçenek olduğu üzerinde mutabık olunmasına karşın, hem ekonomik maliyet ama en çok da Kıbrıs meselesinin atın önündeki araba olması sebebiyle enerji işbirliği konusu rafa kaldırılmıştı. Çok geçmeden başka konulardan iki ülkenin arası yine açılmıştı zaten.

Bugüne gelirsek, enerji işbirliği konusunda benzer koşulların hâlâ geçerli olduğunu hatırlatmakta fayda vardı. Kıbrıs konusu mucizevi bir şekilde çözüme kavuşturulamadığı -veya hokus pokusla bypass edilip elimizden çıkarılamadığı- takdirde ne boru hattı projesinin gerçekleşmesi ne de Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na Türkiye’nin katılımı mümkün olmayacaktı. Öte yandan, İsrail tarafı sıklıkla, Ankara ile ilişkilerini düzeltmek istediğini, ancak bunun başka ülkelerle ilişkilerini bozma pahasına gerçekleşmeyeceğinin altını çizip durmaktaydı.[1]

Evet, bütün bu tespit ve tahliller, ABD’nin iptal ettiği Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi’nin, aslında Türkiye’yi İsrail’in kuyruğuna takmak üzere tezgâhlandığını açıkça ortaya koymaktaydı!

Yoksa… Erdoğan “Halife” Yapılacak, ABD ve İsrail de Tanıyacak mıydı?

Bazı mahfillerde Sn. Erdoğan’ın 1924'te kaldırılan hilâfeti geri getireceği konuşulmaktaydı!

“Sarayda günler haftalar boyu konu değerlendirilip tartışıldığı ve nihai bir karara varıldığı… Ve hilafet kararının seçimlere kısa bir süre kala dünyaya açıklanacağı” iddiaları gündeme taşınmıştı. Üstelik bu hilafet konusunda zannedilenin aksine hem İngiltere hem İsrail hem (ABD) Amerika Birleşik Devletleri’nin örtülü onayı alındığı yayılmıştı. Bu ilan edilecek hilafet, sadece Sünni İslam dünyasını kapsayacağından Şia dünyası ve İran ile ayrı düşme söz konusu olacağından, Batı dünyası buna karşı çıkmamaktaymış... Bu şekilde İslam dünyası resmen ayrışacakmış... Tepki vermesi beklenen iki ülke ise Mısır ile Suudi Arabistan olacak ki, o noktada İngiltere ve (ABD) Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği devreye sokulacakmış… Dahası Erdoğan’ın aldığı hilafet kararının sadece seçim kazanmak için olduğunu bu ülkelere fısıldayacakmış. Ve zaten Erdoğan için önemli olan seçimi kazanmakmış. Bu hilafet olayı bağlamında saray medyasında büyük gürültüler ve de kampanyalar yapılacakmış... Türkiye'nin hilafetle beraber İslam dünyasının lideri ve patronu olacağına toplum inandırılmaya çalışılacakmış... Televizyonlarda her gün organize edilecek tartışmalarla hilafete geçişte Erdoğan da doğal olarak Müslümanların halifesi olacağından, Erdoğan’ın dünya lideri konumu ve de karizması öne çıkartılacakmış...

Tam bu noktada, Sn. Erdoğan'ın Afrika ülkeleri açılımına da dikkat etmek lazımmış...

Hilafet ilan edilir edilmez pek çok Afrika ülkesinden hilafet lehine açıklamalar yapmaları için sözler alındığı kulislere yansımışmış...

Hilafet ilanı ile Türkiye içinde hedeflenen kitle elbette cumhuriyetçiler, laikler ve milliyetçiler olmayacakmış... AKP’ye daha önce oy veren ve enflasyon sebebiyle kızan kitle olacakmış...

Dindar cenahın kızgınlıklarını yumuşatmak için adeta siyasi bir rüşvet verilip gönülleri alınacakmış... Buna paralel olarak hilafetle toplum ikiye bölüneceğinden AKP seçmenini daha rahat konsolide edecekleri hesaplanmışmış...

Sn. Erdoğan'ın hilafet çıkışı, muhalefeti de bölecek zira başta Saadet Partisi olmak üzere Deva ve Gelecek partileri de ikilemde kalacaklarmış... Bu şekilde AKP’den o partilere oy kayması da engellenmeye çalışılacakmış.”[2]

Sedat Peker’in videoları ile gündeme taşınan ve Kıbrıs’ta bir suikasta uğrayan (08 Şubat 2022) Halil Falyalı dolayısıyla çok önemli ve gizemli gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştı:

Hatırlayınız; geçen seneler Güney Kıbrıs, Amerikan petrol devi ExxonMobil'le anlaşma imzalamıştı, 350 milyar dolarlık şirket, Altıncı Filo'nun himayesinde sondaja başlamıştı, Altıncı Filo denilen mütevazı (!) filoda, iki uçak gemisi, 47 savaş gemisi, 210 uçak, 12 nükleer denizaltı bulunmaktaydı.

– Güney Kıbrıs, Fransız petrol şirketi Total'le anlaşma imzalamıştı, eşzamanlı olarak Fransa'yla askeri anlaşma imzalamış, Limasol'la Larnaka arasındaki Zigi Deniz Üssü'nü Fransız donanmasına bırakmış, Baf'taki Papandreu Hava Üssü'nü Fransa hava kuvvetlerine ayırmıştı.

– Güney Kıbrıs, İtalyan petrol şirketi Eni'yle anlaşma imzalamıştı. Akdeniz'deki en büyük petrol/doğalgaz platformu “Eni” şirketi adına çalışmaktaydı.

– Güney Kıbrıs, Güney Kore petrol şirketi Kogas'la da anlaşma imzalamıştı.

– Güney Kıbrıs, İngiltere-Hollanda petrol şirketi Shell'le anlaşma yapmıştı, İngiltere'nin sondaj faaliyetlerini korumak için özel askeri anlaşma imzalamasına gerek kalmamıştı, çünkü Güney Kıbrıs'ta zaten iki askeri üssü var, orada konuşlanmış Tornado uçakları vardı.

– Güney Kıbrıs, Amerikan petrol devi Chevron'la anlaşmıştı. Aslında Noble'yle anlaşma imzalamıştı ama, Chevron bastı parayı Noble'yi satın aldı, Noble'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını devralmıştı.

– Güney Kıbrıs, Katar Petroleum'la da anlaşma imzalamıştı.

– Güney Kıbrıs, İsrail'le petrol/doğalgaz anlaşması imzalayan Birleşik Arap Emirlikleri'yle askeri işbirliği anlaşması imzalamıştı. Ve Rumlar bunların hepsini son 10 yıl içinde yapmışlardı.

Peki, aynı süre zarfında Erdoğan iktidarı nelerle uğraşmıştı?

Kuzey Kıbrıs’ı; Casino ülkesi yapmışlardı.

Kokain üssü yapmışlardı.

Kara para üssü yapmışlardı.

Yasadışı bahis ve kumarhane üssü yapmışlardı.

Adeta burayı mafya cumhuriyeti haline sokmuşlardı. Güney Amerika'dan uyuşturucu güzergâhı kurmuşlardı, fuhuş sektörü oluşturmuşlardı. Uluslararası kokuşmuşluğa göz yumduğumuz için siyasileri/bürokratları fuhuş yaparken gizli kameralara yakalanmışlardı. Böylece, Türkiye'nin her yıl milyarlarca dolarının kayıt dışı yollarla Kıbrıs'taki karanlık sisteme aktarıldığı ortaya çıkmıştı. Böylece servetinin kaynağı belirsiz oligarklara, küresel baronlara ve mafya babalarına alan açılmıştı. 20 yıl önce kumarhane kapısında bodyguard olan Halil Falyalı 1 milyar dolarlık iş adamı konumuna taşınmıştı.

Halil Falyalı daha üç ay önce kendisi açıklamıştı:

“Fly Oil adında Kıbrıs'ın üçüncü büyük petrol şirketine sahibim, bu petrol şirketi Cevdet Sunay'a aitti, 1974'ten beri faaliyette olan bir şirkettir, ben satın aldım, yurt dışından deniz yoluyla doğalgaz getireceğim, bu doğalgazı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki tüm evlere götürmek üzere hükümetten gerekli yasal izinleri aldım.”

Cevdet Sunay dediği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hem Genelkurmay Başkanı, hem Cumhurbaşkanıydı. Ama AKP Türkiyesinden gene çıt çıkmamıştı.

Güney Kıbrıs, ExxonMobil'le, Total'la, Shell'le, Eni'yle, Kogas'la, Chevron'la, anlaşma imzalarken… Biz Kuzey Kıbrıs'ın petrolünü ve doğalgazını işte bu Falyalı'ya bırakmıştık!?[3] şeklindeki tespit ve tahliller niye hâlâ yanıtlanmamıştı?

“Bu Halil Falyalı’nın gizli ve kirli bağlantılarını açıklayan Sedat Peker işte sırf bu nedenle bile yılın adamıdır. Sedat Peker'in söyledikleri Türkiye için tehdit değil, uyarıdır. Tam tersine, asıl Sedat Peker'i tecrit etmeye çalışmak, sansürlemek, yok saymak, söylediklerini halının altına süpürmek Türkiye için ‘beka sorunu’dur.” diyenler haksız mıydı?

23 Derece Kanalı'nda gündemi değerlendiren Avrasya Araştırma’nın sahibi Kemal Özkiraz, ülke gündemine ilişkin görüşlerini aktarmıştı. Kemal Özkiraz, “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Erdoğan tarafından görevden alınacağını” ve Soylu'nun yerine Efkan Ala'nın İçişleri Bakanı olacağını vurgulamıştı. Özkiraz, “Erdoğan'ın yeni bir çözüm süreci başlatacağını” bu nedenle Efkan Ala'nın göreve atanacağını hatırlatmıştı. Aslında Bekir Bozdağ'ın da bu nedenle Adalet Bakanı yapıldığını açıklamıştı.

Şimdi merak ediyoruz: Acaba Süleyman Soylu’nun görevden alınmasının, iktidarla irtibatlı Mafya Babası Halil Falyalı suikastıyla da bir alâkası var mıydı?

Sn. Bahçeli, bu şansı iyi kullanmalıydı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki seçimlerde yeniden aday olup olamayacağı gündemdeki sıcaklığını korurken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “masayı yeniden kurduğu” iddiaları gündeme taşınmıştı. “Türkiye’yi Erdoğan’ın yönettiği, Erdoğan’ı da Bahçeli’nin yönettiğini” belirten bazı yazarlar, Sn. Bahçeli’nin Erdoğan’a, “Sen üçüncüyü bırak, dördüncü kez aday olursun. Adamların yasal sorun yok diyor ama tartışmalı hale gelme. Oyunu ben kurarım!..” dediğini aktarmışlardı.

Bize göre, Sn. Bahçeli’nin, nice suçlarına ve sonuçlarına katlandığı Erdoğan iktidarının tahribat ortaklığına kefaret olacak bir hareketi, kendisinin ve partisinin belki de son şansı olacaktı!..

Ve acaba ABD ve AB ülkeleri, Türkiye’yi telefon talimatı ile ve bir kişi eliyle, daha rahat yönlendirmek için mi Başkanlık Sistemi’ne destek çıkmışlardı?!.

 


[1] Selin Nasi / İngiltere / 20 Ocak 2022 / www.politikyol.com

[2] Sabahattin Önkibar / 18 Ocak 2022

[3] Yılmaz Özdil / 11.02.2022

Makale Paylaşım Sayısı: 35

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR