ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün586
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9875
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66429
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007166

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038275

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Siyonist Herzog’u Ağırlayanlar ve BUNLARA SESSİZ KALANLAR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

Siyonist Herzog’u Ağırlayanlar

ve

BUNLARA SESSİZ KALANLAR!

        

Milli Görüş davasına hıyanet etme, Erbakan’ın “Adil Düzen ve İslam Birliği” projelerinden vazgeçme karşılığında iktidara taşınan ve yıllarca İslamcılık rolü oynayarak ülkemizde ekonomik ve ahlâki yönden büyük tahribatlar yapan Sn. Recep T. Erdoğan, sonunda Siyonist ve işgalci İsrail’in, zalim ve katil terörist başı Isaac Herzog’u Türkiye’ye çağırıp krallar gibi ağırlayarak, gerçek ayarını ve amacını ortaya koymuşlardı. Çünkü İsrail’le normalleşme çabaları; imandan, İslam’dan, insaftan uzak gitme ve insanlıktan taviz verme yaklaşımıydı.

Kur’an’ın çok açık beyanlarına, Resulüllah’ın uyarılarına, imani ve insani duyarlılıklarına aykırı olarak, hâlâ Siyonist Herzog’u ağırlama ve Türkiye’yi İslam âleminden koparıp İsrail’in taşeronu yapma planlarına, şeytanın bile güleceği mazeret ve kerametler uyduran…

Ey Tarikat Simsarları!..

Ey Medrese Mollaları!..

Ey İlahiyat Profları!..

Ey Diyanet Hocaları!..

Ey çeşitli Cemaat ve Dini teşkilat Mensupları!..

Ey koyu Milliyetçi ve Erdoğan destekçisi Mafya Babaları!..

Ve Ey, Milli Görüş dışındaki Muhalefet Parti Başkanları!..

Şu ayetlerin şiddetli ikazları karşısında, koflaşmış kafalarınızı hangi gaflet kumlarına sokacaksınız?.. Daha hangi bahanelere sığınacaksınız?.. Hâlâ susup saklanmakla “Dilsiz Şeytan!” olmaktan nasıl kurtulacaksınız?..

“Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.”

“Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, (ayetleri anlamaya ve uygulamaya çalışanlar, Siyonist ve emperyalist zalimlerden uzak duranlar var ya) Ona (gerçekten) iman edenler işte bu kimselerdir. Kim de Onu (Kur’an’ı) inkâr (ve itiraz) ederse, artık işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara: 120-121)

“(Mürşit, müttaki ve lider rolü oynayan bazı münafıklar) Eğer Allah’a, Nebisine ve Ona indirilen (Kur’an-ı Kerim’e, öyle göstermelik değil de gerçekten) inanmış olsalardı, asla onları (Siyonist Yahudileri ve Hristiyan emperyalistleri) evliya (himayelerine sığınılan güç merkezi ve rehber) edinmezlerdi. (Zalim güçlerin hizmetine girip siyasi ganimet devşirmeleri, bunların özde değil sözde iman eden, kalbi marazlı kimseler olduğunun alâmetidir.) Velâkin, onların çoğu zaten fasık kimselerdir.” (Maide: 81)

“Ey iman edenler, (sakın) Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan (kişileri, çevreleri ve ülkeleri) evliya (dost ve müttefik) edinmeyin. (Zalim ve kâfir güçlerin hükmüne ve himayesine girmeyin. Bu uyarılarıma rağmen hangi sebep ve beklentiyle) Siz hâlâ onlara karşı meveddet (yaranmak için muhabbet ve destek çağrısı) yöneltmekte (ve onlara yakınlık mesajı ve tavrı iletmekte)siniz; oysa onlar size Hakk’tan gelen (Kur’ani emir ve hükümleri) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a imanınızdan dolayı, Elçiyi de, sizi de (ülkenizden, hak ve hürriyetlerinizden) çıkarmaya girişmişlerdir. Eğer siz, Benim uğrumda (Kur’an’ın adalet kurallarını hâkim kılmak ve herkese temel insan haklarını sağlamak üzere) CİHAD etmek ve Benim rızama erişmek (niyeti ve gayretiyle yola) çıkmış iseniz; (nasıl oluyor da hâlâ kalbinizin içinde zalim ve kâfir güruhuna) onlara karşı meveddet (sevgi ve destek) gizliyorsunuz? (Oysa) Ben sizin gizli tuttuklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa (zalim ve kâfir güçlere yaranmaya ve sığınmaya çalışırsa), artık o kesinlikle (Hakk) yolun ortasından şaşırıp-sapmış birisidir.”

“Eğer onlar, sizi (her yönden zayıf ve çaresiz konumda) yakalayıp ele geçirirlerse, (kesinlikle) sizin düşmanınız gibi hareket (ve hakaret) edecekler ve size ellerini ve dillerini kötülük için uzatıp (zahmet ve eziyet vereceklerdir). Ve onlar (Hakkı ve hayırlı olanı terk ve) inkâr etmenizi arzu edip dayatmak üzere (çeşitli hile ve hıyanetler peşindedirler).” (Mümtehine: 1-2)[1]

Evet, “Şayet gerçekten inanmış olsalardı, Siyonist Yahudileri ve Hristiyan emperyalistleri Dost tutmayacaklardı!..”

• İslam Birliği yerine, Haçlı AB kapısında nöbet tutmayacaklardı…

• Faizsiz Adil Düzen yerine, Küresel sömürü patronlarından aldıkları borçla köleliğe razı olmayacaklardı…

“Kadın Hakları” palavralarıyla, ar-namus damarlarını çatlatıp, aile yuvamızın temeline dinamit koymayacaklardı…

• Eğer gerçekten Rabbimize ve ahiret gününe inanmış olsalardı, dünyevi makam ve çıkar uğruna, dinlerini istismar aracı yapmayacaklardı…

Herzog’un şahsında şu mel’un zihniyet ağırlanmıştı!

“Yahudi devletinin sınırları, sonsuza dek kesinleşmeyecektir. Çünkü hedefimiz bütün dünyadır!” (David Ben GURİON – İsrail’in ilk BAŞBAKANI)

“Terörün bir savaş yöntemi olarak kullanılması kaçınılmazdır. Bizim için terör, bugünkü koşullarda siyasi bir savaşın bir parçasıdır.” (İzak ŞAMİR - İsrail eski BAŞBAKANI)

“Filistinli Müslüman Araplar, iki ayaklı iğrenç hayvanlardır.” (Menahem BEGİN - İsrail eski BAŞBAKANI)

“Zaman içinde Filistin’in tamamına yayılacağız; ve tüm bölgeye hâkim olacağız.” (Haim WEİZMANN – İsrail’in ilk CUMHURBAŞKANI)

“Eğer ben sıradan bir İsrail vatandaşı olsaydım ve bir Filistinliyle karşılaşsaydım, yemin ederek söylüyorum ki, ben o Filistinliyi yakarak öldürür ve öldürmeden önce ona işkence yapardım.” (Ariel ŞARON – İsrail eski BAŞBAKANI)

“Hiçbir ülkenin hiçbir biçimde kesin toprak mülkiyetini ve sınır hâkimiyetini kabul etmiyoruz.” (David Ben GURİON - İsrail’in ilk BAŞBAKANI)

“Ben askerlerimi, Müslüman Arap kızlarının ırzına geçmeleri yolunda cesaretlendirdim. Çünkü Filistinli kadınlar Yahudilerin köleleridir ve biz bu kölelere istediğimizi yaparız ve kimse de bizden hesap soramaz. Asıl biz herkesten hesap sorarız.” (Ariel ŞARON - İsrail eski BAŞBAKANI)

“Siyonist teröristler, Filistinli Müslüman çocukları, kafalarına sopalarla vura vura öldürdüler.” (Prof. Dr. Walid Khalid - İsrailli Yazar)

“Artık parayla toprak almayacağız. Toprakları işgal edip hâkimiyet kuracağız!” (David Ben GURİON - İsrail’in ilk BAŞBAKANI)

“Yahudi dininin temel ilkesi ‘Haşmadat goyim’ yani Yahudi olmayanların ya imhasıdır veya köle yapılmasıdır.” (Haham Rav Leor, 18 Mayıs 2002)

“Filistinliler, tıpkı çekirgeler gibi öldürülüp ortadan kaldırılmalıdır. Kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.” (İzak ŞAMİR - İsrail eski BAŞBAKANI, 1 Nisan 1988)

“Bizim vereceğimiz her bir kurban karşılığı, 1000 Filistinli Müslümanın öldürülmesi lazımdır.” (Michael Kleiner - İsrail Herut Partisi Genel Başkanı, 23.10.2002)

“ABD’li her politikacı, ister New York eyaletinin kuzeyindeki küçük bir bölgede kampanya yürüten birisi olsun, isterse de bir başkan adayı olsun; hepsi kendisini İsrail’in koşulsuz destekçisi ilan etmek durumundadır.” (Prof. Edward Said - ABD Columbia Üniversitesi, Kasım 2000)

İşte birkaç yüzyıldır faizle borç alarak zenginleştirdiğiniz, bu Siyonist takımıdır.

Türkiye’nin ekonomisini, bankalarını, siyasetini, dinini, cemaatlerini, eğitimini teslim ettiğiniz, bu marazlı kafalardır.

Her yıl bu ülkenin gelirlerinin çoğunu faiz olarak gönderdiğiniz adres, bu Siyonist sömürü bankalarıdır...

Sadece ABD ve AB’yi değil, tüm Suudi krallarını, prenslerini, şeyhlerini ve körfez ülkelerini yönetenler de bunlardır.

Atatürk'ün kurtarıp kurduğu bu tam bağımsız Türk ülkesinde Atatürk düşmanlığını yayan ve yaşatanlar da yine bu MOSSAD ve CIA ajanlarıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi’ni hazırlayan, büyük Kürdistan kurdurup, büyük İsrail’e hazırlık yapan işte bu Herzog’lardır.

Ortadoğu'daki bütün savaşlar Büyük İsrail için yapılmaktadır. Kanlar bu terörist şebeke için akıtılmaktadır.

Bunları bilerek, bu insi şeytanların karanlık projelerine katkıda bulunanlar bu yanlış kararların altında kalacaklardır.

Bu yanlış kararları alkışlayanlar da sonunda pişman ve perişan olacaklardır… Isaac Herzog’un bunlardan farklı olduğunu sananlar ise ya ahmaktır veya alçaktır!..

İsrail Medyası Ziyaretten Memnun Kalmışlardı!

İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine saldırarak 10 vatandaşımızı şehit etmesi olayı sonrası kamuoyu baskısıyla İsrail ile arasına mesafe koymak zorunda kalan iktidar, aradan geçen 12 yıldan sonra Siyonist İsrail ile ilişkileri geliştirmeye çalışmıştı. Dindar ve kahraman Erdoğan iktidarı 2016 yılında İsrail’le normalleşme anlaşması imzalamıştı. 10 Mart 2022’de ise Siyonist İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog “İlişkileri geliştirmek için” Ankara’da ağırlanmıştı. Herzog’u havalimanında Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ve diğer yetkililer karşılamıştı.

İsrail medyası, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un iki gün süren Türkiye ziyaretine yayınlarında genişçe yer ayırmıştı. Anadolu Ajansı’nın derlediği bilgilere göre; İsrail’in en eski günlük gazetesi olan Haaretz, başyazısını bu ziyarete ayırdı. Haaretz, Herzog’un Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağı görüşmenin, “iki ülke arasındaki yaklaşık on yıldır ilişkileri şekillendiren düşmanlık, rekabet ve şüphe dönemini sona erdirebileceğini” yazmıştı.

Haaretz analisti Jonathan Lis de, “Ziyaretin önemli noktası, İsrail ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının sağlam ilişkiler kurmaya yönelik ortak arzuyu açık ifade edecek ortak açıklamalar yapmasıdır” yorumunu yapmıştı. Lis, “Herzog’un, bu fırsatı değerlendirerek Erdoğan’ı benzer bir ziyaret için İsrail’e davet edeceğine inanıldığını” da kaydetti. İsrail Bölgesel Dış Politika Enstitüsü (Mitvim) Başkanı Nimrod Goren de aynı gazeteye şunları yazmıştı: “Cumhurbaşkanı Herzog’un Ankara ziyareti, yeni hükümet iktidara geldiğinden beri İsrail ile Türkiye arasında gerçekleşen kademeli yakınlaşmada önemli bir adım. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin büyükelçilik düzeyinde yenilenmesine yönelik bir açıklamaya yol açmalıdır.”

En Önemli Konu Doğalgazın Çıkarılması ve Taşınmasıydı!

İsrail gazetesi Maariv ise “Erdoğan ile Herzog arasındaki görüşmelerde ortaya çıkması beklenen en önemli konulardan birinin Kuzeydoğu Akdeniz’de doğalgaz arama çalışmaları hakkında olacağını” vurgulamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Herzog'un Görüşmesinde Enerji İşbirliği Ön Plana Çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Türkiye'nin son yıllarda sahip olduğu ve aslında Doğu Akdeniz'de özellikle de Yunanistan'la gerilim yaşanmasına yol açan sismik araştırma ve sondaj gemilerine değinerek; "Bu çalışmaları işbirliğimizle birlikte hayata geçirebiliriz" buyurmuşlardı.

Bu ziyaretin ardından kısa bir süre sonra, önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez'in İsrail'e ziyaret gerçekleştireceğini açıklayan Erdoğan; "Daha önce başlatılmış olan enerji konusundaki işbirliğini yeniden hayata geçirmek için bu bir fırsattır diye düşünüyorum.” diyerek şu ifadeleri kullanmıştı: “2022 senesinde iki ülke arasındaki ticaret hacmini 10 milyar dolara taşıyacağıma inanıyorum. Enerji ve enerji güvenliği alanlarında yürütülecek projelerde işbirliğine hazır olduğumuzu aktardım. Türkiye böylesi projeleri hayata geçirebilecek tecrübe ve kapasiteye sahip bulunmaktadır. Son günlerde bölgemizde yaşanan gelişmeler enerji güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Turizm, bilim, ileri teknoloji, tarım, sağlık ve savunma sanayi gibi alanlarda İsrail’le ciddi işbirliği imkânlarına sahip durumdayız!"

İsrail: İran'a Karşı Askeri Seçenek Dahil Gerekli Önlemler Alınacaktır!

Sn. Erdoğan Herzog’u ağırlarken, İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İran'ın “Nükleer güce ulaşmasını engellemek için” askeri seçenek de dahil olmak üzere tüm önlemleri alacaklarını açıklamıştı.

İran'ın bugünkü "saldırganlığını" nükleer güce sahip olmadan yürüttüğünü savunan Gantz, "İran nükleer güç olmanın eşiğine ulaşırsa, dünya barışı için daha da tehlikeli hale gelecektir" diyerek seferberlik çağrısı yapmıştı. Yani Siyonist Herzog’un Türkiye ziyareti; ülkemizi İslam âleminden koparmayı ve İran’la aramızı açmayı amaçlamıştı…

Tarih bunu unutmayacaktır!

Hatırlayınız; 6 Eylül 1980 tarihinde Kudüs’ün İsrail’in ebedi başkenti olarak ilan edilmesine karşı Türkiye’den en güçlü tepki Konya’dan yankılanmıştı. Erbakan’ın Milli Selamet Partisi, dünya kamuoyunda infial uyandıran bu olaya karşı İsrail’i tel’in etmek için İslam âleminin büyükelçileri ve diğer yetkililerin de davet edildiği büyük bir miting hazırlamıştı. Dönemin Demirel hükümetinin İsrail’in icraatlarına ses çıkarmamasına rağmen Konya Mitingi’ne yüz bini aşkın insan katılmıştı. Bu mitingin, 6 gün sonra gerçekleşen 12 Eylül Darbesi’nin gerekçelerinden biri olduğu, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı tarafından yapılan bir basın toplantısında açıklanmıştı. “Konya mitingi 12 Eylül’e gelinmesinde bardağı taşıran son damla olmuştur” şeklindeki sözleriyle darbenin esas nedenini bir şekilde açığa vurmuşlardı.

Kudüs Mitingi’nden bir gün öncesine gittiğimizde Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde bir ilk yaşanmıştı. İsrail’le gizli gizli görüşmeler yapan dönemin Dışişleri Bakanı Adalet Partili Hayrettin Erkmen hakkında 5 Eylül 1980’de MSP’li 24 milletvekilinin Meclis’e verdiği gensoru ile bir Bakan ilk defa düşürülmüş olmaktaydı. AP’li Erkmen’e verilen gensorunun gerekçeleri ise şöyle idi: “Millî menfaatlere aykırı politika izlemesi, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET, bugünkü Avrupa Birliği) girmeye teşebbüs etmesi, İslam dünyasına karşı Batı yanlısı politika takip etmesi, Yunanistan’a büyük tavizler verilmesi… Batı Trakya’yı ise ihmal etmesi, Afganistan konusunda aktif olmaması, Türkiye’nin Afganistan’ı Sovyetler’in işgaline ve insafına terk etmesi, Dışişleri Bakanı olarak İslam Konferansı Örgütü’nü küçümsemesi... Gensorunun ana gerekçesi, ana omurgası ise İsrail’in, Kudüs’ü başkent ilan etmesine karşı sessizce seyretmesi” olmuştu.

Bu sebeple 24 MSP’li milletvekilinin verdiği gensoru sonucu CHP’nin desteği ile mason Hayrettin Erkmen Bakanlıktan düşürüldü. Erkmen’in kendi partisinden bazı AP’li milletvekilli arkadaşları oylamaya katılmayarak Demirel Hükümeti’nin dış politikada güttüğü siyaseti desteklemediklerini ortaya koymuşlardı. Böylece, işgalci İsrail ile kim normalleşmeye kalkarsa kalksın, tarihin bunun hesabını soracağının bir ispatı, Hayrettin Erkmen’in düşürülmesi olayıydı.

Tarih 10 Mart 2022. Yine gündemimizde Filistin vardır. (Ki 1948’den beri gündemden düşmeyen bir yaramızdır.) Yine iktidarda merkez sağı temsil eden Erdoğan iktidarı bulunmaktadır. Bu sefer en üst yönetim kadrosu, katil İsrail Cumhurbaşkanı’nı ağırlamaktadır?! Oysa Erbakan Hocamız MSP döneminde; İsrail’in, Kudüs’ü başkent ilan etmesine sesini çıkarmayan Dışişleri Bakanını gensoru ile alaşağı etmiş iken, şimdi Sn. Erdoğan katil Herzog’u ülkemize çağırmışlardır!? Kurulduğu ilk günden beri hedefinden sapmamış terörist İsrail, Müslümanların her kutsal Cuma’sında, bayramlarında Mescid-i Aksa’yı ihlal eden İsrail, peygamberlerin izlerini Filistin’de yok eden İsrail, Osmanlı’dan kalan miraslarını bir bir yıkan İsrail, Süleyman Mabedi’ni yapmak için yerin altından ve yerin üstünden çalışan İsrail, çoluk çocuk demeden her zaman insanları katleden İsrail, tüm uluslararası baskılara rağmen Birleşmiş Milletler’in kararlarını takmadığını/tanımadığını izhar eden İsrail, çilek tarlalarında çocukları öldüren İsrail, Müslümanların geçim kaynaklarına el koyan İsrail, Siyonist Yahudilere yerleşim yeri açmak için Filistinlilerin evlerini yıkan ve yıkacağı evin yıkma bedelini yıktığı Müslümanlardan tahsil eden İsrail… Ve dünyada akıl ve vicdan sahibi her insanın lanet ile andığı İsrail’in terörist başı, atalarımızın şehit kanlarıyla suladığı ülkemize davet neticesi topraklarımızdadır.[2]

İsrail ile ilişkilerinizin normalleşmesi, Gazze’de başına fosfor bombası atılan mazlumlara sırt çevirmek anlamındadır. Eğer İsrail ile ilişkileriniz normalleşiyorsa bilin ki, Filistin davası satılmıştır.

Yine ülkemizden bu ziyarete karşı ses çıkaran, gündem olmasını sağlayan, her partisi Filistin davası için kapatılan Milli Görüşçü kuruluşlardı. 1980’de tüm Müslümanları bir araya getirerek miting düzenleyen Milli Görüş; yine Saadet Partisi’yle, Milli Gazete’siyle ve MİLKO kuruluşlarıyla bu yanlışı Müslümanların ve insanların gündemine taşımış ve gerçekleri haykırmıştır. Bu arada: “İçimizdeki İsrail nefreti arttıkça onurumuz da artacak! Dünyanın kalbindeki işgal altmış bir yıldır sürüyor!” diye köşe yazısı yazan yandaş İslamcı yazarların ve kiralık medyanın, katil İsrail Cumhurbaşkanı’nın ziyaretine dair tek kelime etmemeleri münafıklığın daniskasıdır. Bu dünya imtihan dünyasıdır ve Allah (CC) her kulun hesabını taraf olduğu yere göre görecektir. Şüphesiz ki; Hz. İbrahim’in ateşini söndürmek için su taşıyan karıncanın imtihanı kazandığı gibi, İsrail’in karşısında dimdik duranlar da imtihanı kazanacaktır.”

Herzog ziyaretinde, asıl maksat gizlenmeye çalışılmıştı!

Siyonist ve terörist Isaac Herzog’un Türkiye’de ağırlanıp, çeşitli anlaşmalar imzalanmasının ötesinde, özenle gizlenen sinsi bir amaç vardı…

Mazlum ve mağdur Filistinli Müslümanlardan gasp ve işgal edilerek çalınan Gazze Doğalgazı, Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılacaktı… Böylece Ukrayna savaşı yüzünden tehlikeye giren Rus doğal gazı yerine, Siyonist İsrail Gazze gazını pazarlamış ve Erdoğan iktidarı sayesinde yüz milyarlarca Dolar kazanmış olacaktı… Ve tabi bu paralarla daha da güçlenip silahlanacak; Büyük İsrail’i kurmak üzere Türkiye de dahil, bölgedeki İslam ülkelerine saldıracaktı!.. İşte Sn. Erdoğan çok büyük bir gaflet ve dalâletle, işte böylesine sinsi ve tehlikeli Siyonist amaçlara taşeronluk yaptığının farkında mıydı?

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Türkiye Ziyaretinin Perde Arkası!

Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davet ettiği Isaac Herzog'un ülkemizde ağırlanması kanımıza dokunmaktaydı. İsrail'de Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değere ve ağırlığa sahip olduğu düşüncesi ile meseleye bakmak doğru bir yaklaşım olmazdı.

İsrailliler için Türkiye; çok önemli coğrafi konuma, devasa büyüklüğe ve doğal güzelliklere sahip ve bölgenin en güçlü ülkesidir. Türkiye'deki gelişmeler ve izlediği siyaset İsrail'in hayati çıkarlarını birçok yönüyle yakından ilgilendirir ve önemli ölçüde etkiler. İsrail kurulduğundan itibaren dünyanın diğer bölgelerine Türkiye üzerinden ulaşmıştır ve bu durum önemli ölçüde bugün de devam etmektedir. Türk kimliği ve tarihi Yahudiler için genel olarak dost ve güven veren bir niteliğe sahip olsa da Türkiye, İsrail’in çıkarları bakımından yakından takip edilmesi, hep kontrol altında tutulması ve dengelenmesi gereken bir ülke olarak görülmektedir. Her geçen gün gelişmekte olan Milli Savunma Sanayisi ile desteklenen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin artan gücü ve sahadaki etkisi dikkatle izlenmekte ve 21’inci yüzyılda kendileri açısından en büyük zorluk olarak değerlendirilmektedir. Çünkü, Yahudi halkının önemli bir bölümünün İslam’a karşı ön yargısız olduğunu söylemek neredeyse mümkün değildir. İsrail’deki düşünce kuruluşları sitelerinde ve medyasında on yılı aşkın bir süredir (Davos’taki “One Minute” hadisesi sonrası), Türkiye hakkında olumlu bir habere ve hatta tarafsız bir habere rastlandığı görülmemiştir. Fakat aleyhte yazılar ve yorumlar hep gündeme getirilmiştir. Türkiye'nin meşru hükümetine ve siyasi liderliğine yönelik yürütülen iftira ve itibarsızlaştırma kampanyaları üzerinden esasen ülkenin istikrarı, güvenliği, ekonomisi ve dış politikası hedef alınmıştır. Türkiye'nin ABD ve Avrupalı müttefikleri ile olan ilişkileri (ikili ve NATO bağlamındaki ilişkiler) ve Arap İslam ülkeleri ile olan ilişkileri hedef alınarak ilişkiler zehirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye bölgede Batı'dan ve güneyden kuşatılmaya, tecrit edilmeye ve etkisizleştirilmeye uğraşılmıştır. Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkileri etki altına alınmaya çalışılmış ve Türkiye'nin etkisizleştirilmesi yolunda Rusya'dan faydalanılmak istenmiştir.

İsrail’deki düşünce kuruluşları sitelerinde ve medyada yer alan Türkiye hakkındaki haber, analiz, değerlendirme ve yorumlarda kullanılan; İFTİRA NİTELİĞİNDEKİ kavramlardan, temalardan ve iddialardan öne çıkanlar ile aleyhte yürütülen örtülü faaliyetlerden bazıları aşağıda kısa başlıklar halinde sıralanmıştır:

• Yeni Osmanlıcılık hedefi, Siyasal İslâmcılık, saldırgan ve genişlemeci siyaset iddiası,

• Cihatçı ve radikal örgütlerin desteklendiği ve İŞİD terör örgütünün desteklendiği iftiraları,

• Topraklarının işgaline karşı direnen Filistin Halkına ait örgütlerin (İsrail’de terör örgütü olarak nitelendirilmektedir), terör faaliyetlerinin desteklendiği uydurmaları…

• Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Atatürk Türkiye’sini yıkarak onun yerine; İslamcı ve otoriter bir yönetim sistemini benimsediği” palavraları…

Hain ve devşirilmiş FETÖ'nün aklanması ve terör örgütüne meşruiyet sağlanması çabaları: FETÖ terör örgütünün “muhalifler” olarak nitelendirilmesi, hain darbe girişiminin ise “ordudaki muhalif subayların başarısız darbe girişimi” olarak görülmesi ve FETÖ bağlamında yürütülen yasal yargılama ve cezalandırma süreçlerinin “kendisine muhalif olanları temizleme" süreçleri olarak yorumlanması. Yurt dışında faaliyet yürüten FETÖ üyelerinin Türkiye aleyhindeki propaganda faaliyetlerine destek verilmesi ve yazılarının yayınlanması, lobi faaliyetlerinde örtülü işbirliği yapılması.

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun olarak yürütmekte olduğu kendini savunma ve terörle mücadele faaliyetlerinin kirletilmeye ve önlenmeye çalışılması, fakat diğer taraftan terör örgütlerine meşruiyet sağlanarak örtülü ve dolaylı destek çıkılması: Hain ve bölücü terör örgütü PKK’nın bir yeraltı örgütü olarak nitelendirilmesi ve terör faaliyetlerine hiç yer verilmemesi. PKK'nın Suriye kolu PYD/YPG terör örgütünün (kendileri Kürt demokratik güçleri demektedir) ise kutsanması ve “Türkiye'nin saldırganlığına” karşı mutlaka korunması gerektiği; bu bağlamda ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını ve “Kürtlere” sağladığı desteğini sürdürmesi gerektiğinin belirtilmesi. PKK terör örgütü ve Suriye'deki kolu olan YPG/PYD terör örgütlerine İsrail tarafının nasıl baktığını çok net olarak ortaya koyan bir yayından yapılan alıntı mealen şöyledir: (İsrail'in gizli dış operasyonlar kurumu olan) [... MOSSAD'ın eski İstihbarat Dairesi Başkanı Haim Tomer, "Kabine" programında röportaj yaptı; Trump, İsrail'in Kürtlerle ilişkileri ve bölgedeki değişiklikler hakkında konuştu: "İsrail Kürtler konusunda net olmalı.” (Araya diğer konuşmacı giriyor:) “Günün sonunda kendilerini savunmak için Kürtlerin silaha ihtiyacı olacak." ... (Tomer konuşmaya devam ederek:) “İsrail Devleti karmaşık işleri biliyor (üstesinden gelebiliyor). Kürtlerin kaderi Yahudi halkının kaderiyle bağlantılıdır ve görmezden gelmek doğru değildir".][3]

Türkiye'nin, uluslararası hukuktan doğan meşru hak ve menfaatlerine yönelik saldırıları püskürtmek ve çıkarlarını korumak gayesiyle izlediği aktif savunma politikasını başarısız kılma çabaları: “Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesi başta olmak üzere genel olarak bölgede izlediği saldırgan siyasetin bölgenin istikrarını ve güvenliğini tehdit ettiği ve bölge halklarının çıkarlarına zarar verdiği” iddiası ile birlikte bu tehdide karşı bölge ülkelerinin (Yunanistan, Rum yönetimi, BAE, Mısır, Libya’da Hafter) birlikte hareket etmesi gerektiğinin savunulması ve çok yönlü işbirliği yapılması.

• Bölgede ve özellikle Arap ülkelerinde halkın iradesinin egemen olması, demokrasinin filizlenmesi, büyümesi ve kökleşmesi yolunda var olan ülkelerin kendi iç dinamiklerinin doğal seyrinin engellenmesi ve bastırılması maksadıyla; dolaylı ve örtülü faaliyetler ile darbecilerin ve diktatörlüklerin desteklenmesi ve İsrail lehindeki statükonun korunması ve geliştirilmesi. Diğer yandan demokrasiyi savunan ve teşvik edenlere karşı iftira ve itibarsızlaştırma kampanyalarının yapılması.  

Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında tecrit edilmesi ve zayıflatılması faaliyetleri: Aleyhte yürütülen kampanyalar ve lobi faaliyetleri ile “Türkiye’nin artık güvenilmez bir ülke olduğu, müttefiklerinin aleyhine olarak BATI'nın düşmanlarıyla işbirliği yaptığı ve BATI değerlerinden uzaklaştığı” iddiaları ve iftirasının sürekli gündemde tutulmaya çalışılması, ambargo ve yaptırımların uygulanması çabalarının örtülü olarak desteklenmesi. Fakat diğer taraftan, ABD ile olan çok özel ilişkisine ve almakta olduğu büyük desteğe rağmen; İsrail’in kendi çıkarları doğrultusunda Rusya ve Çin ile stratejik ilişkiler geliştirmesinin ve stratejik işbirliği yapılmasının savunulması.

Türk tarafının durumuna dair İsrail tarafının okuması: Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son aylarda değişik vesilelerle dile getirdiği İsrail ile ilişkileri geliştirme arzusu İsrail medyasında ve genel Yahudi yayın organlarında önemli ölçüde yankı bulmuş, fakat geçmişte olanlar hatırlatılarak samimiyeti sorgulanmıştır. Diğer taraftan Türkiye’nin bugünkü iç siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları ile birlikte dış ilişkiler bağlamında ABD ve AB ülkeleri ile “kötüleşen” durumuna dikkat çekilerek; bugün Erdoğan'ın daha zayıf, İsrail ve Arap ülkelerinin daha güçlü konumda olduğu vurgusu yapılmıştır. Mevcut koşulların sürmesi halinde 2023 yılında yapılacak seçimlerde iktidar değişikliğinin yüksek bir olasılık olduğu değerlendirmeleri yapılarak, İsrail'in Türkiye'deki bu muhtemel değişikliğe hazır olması ve ilişkilerin geliştirilmesi yönünde şimdiden bazı adımların atılması tavsiye edilmiştir. Fakat Türkiye ile ilişkilerde atılacak adımların, İsrail'in Doğu Akdeniz bölgesinde oluşturduğu Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve BAE arasında stratejik işbirliği ve Türkiye'yi dengeleme platformuna zarar vermemesi ve benzer şekilde İbrahim Anlaşmaları olarak adlandırılan, Arap ülkeleri ile normalleşme ve ilişkilerin geliştirilmesi politikalarını olumsuz etkilememesi gerektiği vurgulanmıştır. BAE ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde son aylarda atılan adımların ve BAE'nin Türkiye’de yapmayı planladığı 10 milyar dolarlık yatırımın İsrail'in çıkarları açısından faydalı olacağı ve Türkiye'yi kendilerine yaklaştırmaya hizmet edeceği yorumları yapılmıştır. En çok dikkat çeken bir diğer konu ise; “Türkiye'nin Libya ile imzalamış olduğu Deniz Yetki Alanı Sınırını Belirleme Anlaşmasını geri çekmesinin Türkiye'ye şart koşulması” önerisidir.    

İsrail Tarafının Maksadı ve Hesapları!

İsrail'in, daha çok orta ve uzun vadeli çıkarları için bölgeyi siyasi ve ekonomik açıdan şekillendirmek gayesiyle; iki ülke arasındaki ilişkilerin kademeli ve zamana yayılmış olarak geliştirilmesine yönelik siyasi ve diplomatik alanda gerekli adımların atılmasının zeminini oluşturmak için mevcut koşulların elverişli olduğu kanaatine varmıştır. Kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğu görülmekle birlikte; Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinin önemli sınırlarının olduğunun farkında olan İsrail tarafı, bu fırsatlardan güç alarak elini yükseltmek ve mümkün olduğunca zamana yaymak amacındadır. Fakat diğer taraftan mevcut elverişli koşullardan faydalanmak ve muhtemel gördüğü iktidar değişikliği olmadan, yani Erdoğan iktidarı yıkılmadan maksimum taviz koparabileceği düşüncesiyle 2023 seçimleri öncesinde arzu edilen hedeflere ulaşmak isteyebilecekleri varsayılmalıdır.

Kısacası, İsrail'in asıl niyet ve maksadı; “İbrahim Anlaşmaları-Güvenlik İçin Ekonomi” sloganıyla uygulamaya koyduğu bölgesel stratejiyi, Türkiye'nin doğrudan ve/veya dolaylı katılımını veya desteğini alarak, meşruiyet sağlamak ve sağlamlaştırmaktır. Ve böylece büyük İsrail hedefine bir adım daha yaklaşmaktır.   

Değerlendirme:

ABD'nin birinci öncelikle Çin'e ve ikinci öncelikle Rusya’ya karşı hazırlanmakta olduğu mücadele için yeniden konumlanmakta olduğu günümüzde; Ortadoğu bölgesinde ABD'nin neden olduğu boşluğun nasıl doldurulacağı ve bölgede Çin ve Rusya'nın gittikçe artan önemi karşısında İsrail'in kendi çıkarlarını koruyabilmek için bu güçlerle ABD'ye rağmen nasıl bir ilişki içinde olacağı gibi çok kritik sorulara cevap arandığı bir aşamadayız. İsrail, çok yönlü ve üç katmanlı (büyük güçler ile, bölgesel güçler ile ve küçük ülkeler dizisi ile) dış siyaseti başarılı bir şekilde kotarmaktadır. Bunun için gerekli stratejik akla ve bilgiye sahip durumdadır. İsrail, geleceğe dönük olarak en üst katmandaki stratejisinde yumurtalarını her üç sepete (ABD, Çin ve Rusya) dağıtmıştır.

Bölgesel güçler katmanında ise; Türkiye genel olarak bölgenin en güçlü ülkesidir ve işbirliğinin geliştirilmesi açısından İsrail yararına önemli bir potansiyele sahiptir. İsrail, mevcut koşullarda İran ve Türkiye ile aynı anda ilişkilerinin gergin olmasını arzu etmez ve İran ile ilişkilerinin gittikçe gerildiği bir dönemde Türkiye ile ilişkilerinin olabildiği kadar yumuşamasını tercih etmektedir. Fakat, özellikle Doğu Akdeniz bölgesindeki, Kıbrıs’taki ve Libya ile yapılan kritik anlaşma bağlamındaki Türkiye'nin hak ve menfaatlerinden taviz istenebileceği görülmektedir. İsrail'in bölgedeki deniz ve hava sahasında çok önem verdiği hareket serbestisini sürdürmek için kendince oluşturmaya çabaladığı ve henüz kırılgan olan stratejik dengeleme mekanizmalarından vazgeçme niyetinde olmadığı; fakat Türkiye ile mevcut ilişkileri geliştirme ihtiyacında ve arzusunda olduğu söylenebilir.”[4]

Ukrayna Savaşı, bu ülkedeki Yahudileri İsrail’e göçmelerine mecbur bırakmak için tezgâhlanmıştı.

İsrail gazetesi Haaretz, "İsrail'in Dönüş Yasası, en az bir Yahudi büyükanne ve büyükbabası olan kişilere İsrail vatandaşlığı alma hakkı tanıyor. Yaklaşık 200 bin Ukraynalı İsrail'e göç etme hakkına sahip ve bu yasaya göre direkt vatandaşlık alacak" şeklinde bir haber yayınlamıştı.

Haberde, Ukrayna'dan gelen yakınlarını ağırlamak isteyen İsrail vatandaşlarından 10 bin şekel (3 bin 55 dolar) istendiği ve bir ay içinde ülkeyi terk edeceklerine dair bir beyanname imzalamaları gerektiği de vurgulanmıştı. İsrail'de halihazırda 26 bin Ukrayna vatandaşının olduğu, yaklaşık 4 bininin sığınma başvurusunda bulunduğu da aktarılmıştı. İsrail'deki Ukrayna Büyükelçiliği ise İsrailli ailelerden ödeme istenmesine ilişkin karara "utanç verici" tepkisinde bulunmuşlardı.

Yedioth Ahronot gazetesinin internet sitesi Ynet, Ukraynalı bir ailenin İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'ya yerleştirildiğini yazmıştı. Habere göre, Kiev'den gelen bir aile Filistin'in Nablus kentinin güneybatısında yer alan İsrailli yasadışı yerleşim yeri Revava'ya konuşlandırılmıştı. İsrailli bir yerleşimcinin, Filistinlilerin arazileri üzerinde yasadışı konutların yer aldığı bu bölgeye gelen Ukraynalı bir aileyle ilgili "öncüler" ifadesini kullandığı dikkatlerden kaçmamıştı.

Zelenskiy bile: “NATO'dan ve tabi Avrupa ve Amerika’dan soğudum” derken, Erdoğan İsrail’in ve Siyonizm’in ne olduğunu hâlâ anlamamış mıydı?

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Kırım ve Donbass'ın tanınmasına ilişkin soruyu, "Bunu tartışabiliriz ve oradaki insanların nasıl yaşayacakları konusunda bir uzlaşma bulabiliriz" şeklinde yanıtlamıştı. Interfax Ukraine ise; Zelenskiy'nin röportajda, "NATO ile ilgili olarak, NATO'nun Ukrayna'yı kabul etmeye hazır olmadığını anladıktan sonra bu konuya ilgimi kaybettim. İttifak, Rusya ile yüzleşmekten korkuyor" dediğini yazmıştı.

 


[1] Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı – Ahmet - Abdullah Akgül.

[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[3] Kaynak: 17.10.2019, https://m.maariv.co.il/news/world/Article-724378

[4] İlyas Süpürgeci / 13 Şubat 2022 / www.sde.org

Makale Paylaşım Sayısı: 59

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR