ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün844
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta10133
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66687
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007424

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038402

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Toplum Vicdanı ERBAKAN’da Buluşacak ve KURTULUŞ KAPILARI AÇILACAKTI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

Toplum Vicdanı ERBAKAN’da Buluşacak

ve

KURTULUŞ KAPILARI AÇILACAKTI!

        

Adana’dan Bekir Başak kardeşim bizi telefonla arayarak, 28 Şubat 2022 gecesi ilginç bir rüya gördüklerini aktarmıştı:

“… Medine-i Münevvere’de oluyorum… Tarifi imkânsız bir kalabalığın insan seli halinde mübarek ve nuranî bir zata kavuşmak ve o sayede huzura ve kurtuluşa ulaşmak için çırpındıklarını görüyorum. Dikkat ve hayretle bakınca, O Zatın Merhum ve Muhterem Erbakan Hocamız olduklarını fark edip seviniyor ve heyecanlanıyorum. İnsanların, susuzluktan çatlayıp yarılan topraklar misali, Erbakan’ın kutlu çağrısına ve Adil Düzen programlarına muhtaç olduklarını anlıyorum!”

Evet, inancı hepten yozlaşmamış ve vicdanı tamamen bozulmamış insanlarımız, derin bir mahcubiyet ve nedametle şimdi Aziz Erbakan Hocamızı aramaktadır. Kurtuluşun, O’nun çağırdığı talihli yolda ve tarihi programlarında olduğunun farkına varılmıştır. SP’nin hazırladığı, Haliç Kongre Merkezi’ndeki programa katılan siyasi liderlerin itirafları ve iltifatları da bunun kanıtıdır. AKP’li kurmayların, teşkilat mensuplarının ve tabanının önemli bir kısmının da “Erbakan’a ve Milli Görüş hatıralarına hasret duyduklarını, ama şimdilik bunu açığa vuramadıklarını da” belirtmemiz lazımdır. Erbakan’ı anma toplantılarına katılan farklı ve aykırı parti liderlerini, istismarcılıkla suçlayan Erdoğan ve Bahçeli ise, hakikat aynasında kendi yüzlerine ve özlerine bakmaktadır.

Siyami Akyel’in aktardığına göre; Rahmetli Ali Nar, Erbakan Hocamızın vefatı münasebetiyle “Muhterem Necmettin Erbakan, yüksek şahsiyetine denk haksızlıklara (hıyanetlere) uğramıştır” tespitinde bulunmuşlardı.

Evet; Yüksek Dağlara Erken Kar Yağardı!..

“Yine o yüksek tepelere nazarlar da net ulaşmadığı için herkes doğru tanım getiremez; kayalık mıdır, ağaçlık mıdır? Dağ ise, başını eğip de, gösterecek kadar onursuz değildir. ‘Dağ yürümez, abdal yürür’ sözü uyarınca; o dağdan beklentisi olanlar da bulunabilir:

Kimi, onu uzaktan seyreder, berrak rüzgârında serinlerken seyrinden mutluluk duyar. Heybetine hayranlığından ötürü, şahsiyeti pekleşir, ahlâkı denkleşir…

Kimi de, o dağdan umdukları için yaklaşır, eteklerine tutunur! Serin suyundan; o suyla yetişen meyvesinden yararlanmak ister. Daha yukarılara tırmanamadığı için de bir tür kıskanmayla, o eteklerden devşirdiği nimetlerle dönerken; hasedini, o etekleri kirleterek ortaya koyar…

Üçüncü tip istekliler de olur: O dağ gibi yüksek başlı olmak hayâline kapılır; ama cüce aklı, tabansız kültürü ve şuursuz çevresi onu taklide ama ters yönde kopyaya iter. Sonunda dağın tepesine tırmanarak, onunla boy ölçüşmeye kalkar… Kalkar da bir daha oturamaz: Her adımı onu tepeye doğru çeker gibidir ama soluğu yetmez; yükseltinin atmosferi onu “Solugan” yapar. Hep kayar iner, inişini çıkış sanır! Alçaldıkça alçalır; ar namus kalmaz. Ama iflasını iflah sanır. Goygoycuları da karşı bayırlardan; bravo, bravo çeker.

Özsüz, köksüz mukallid de küçüklüğünü büyüklük sanır. Ama içinden de “dağ”a bir kat daha hasetle, ‘Zirveye karşı ne faydan var, bana ve ötekilere?’ diye zırvalar! Zaten onu dağa hasım kılanlar da an gelir, onu kuşatırlar. Bunu kuşluk zanneder. Bir de bakar ki akşam karanlığı ve “goygoycuları” da hoy hoy! olmuş. Tırmanışta gülenleri bile onun itibarına ağlar olmuş. Çünkü düşüş başlamıştır.

Dağı kışın karlar kaplar, kaplar, kardan bir dağ gibi… Gözler de beyaz körü olmuş gibi artık bir şey seçemez: Dağ mıdır, kardan bir yığın mıdır? Günler geçer, görüntü artık tabiileşir. Tepelerdeki ağaçlıklar, zirvedeki kılıç gibi heybetli kayalar, eteklerdeki soğuk gözeler, can çeken meyveler, gönül çeken gül ve sümbülleri anan kalmaz.

Kalmaz da o hassasiyetleri sürdüren kimseler de ta baştan beri temkinli, tevekküllü hâlini koruduğu için çıkarcıların arasında yok gibidir. Ancak kendi gönlüne sözü geçerse, duygularını kâğıda dökmekten öte bir yola sapmaz. O da söylenmemiş-seslenmemiş bir aşk gibi küllenir. “Bir dokun bin âh dinle” kabilinden, bir fiske vuracağı bekler. Olursa çınlar tınlar. Olmazsa, kırık bir kâse gibi sessiz kalır. Ama dağ yine dağdır, etekleri bağdır, hayranları sağdır, sömürücüleri yağ-yağdır. Baharla beraber o eteklere yine bağ-ban gibi yanaşır, gününü gün eder. Dağın haberi bile olmaz tabii.

Günlerden bir gün müthiş bir deprem olur. Eh, dağ, dağ gibi dimdik kalır. Çevresi darmadağın olurken, dibinden bir taze volkan fışkırır; dağ, bir dağ doğurur. Sonra da dağa nâzır dağ olur. Çoğu kimse fark edemez ama âdeta kendini doğuran esas dağ gibi yankı verir: Seslenen olsun yeter ki; esas dağın yankıları gibi sesler yankılanır, dalgalanır, halkalanır: Çünkü ne de olsa dağdır!”[1]

Erbakan Sevgisi Salonlara Sığmamıştı.

Millî Görüş Hareketi’nin tek ve gerçek lideri, 54. Hükümetin Efsane Başbakanı, büyük ilim ve devlet adamı, mücahit Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, ahirete irtihal edişinin 11’inci sene-i devriyesinde muhteşem bir programla anılmıştı. Saadet Partisi’nin Haliç Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı Anma ve Anlama Programı” başta siyasetçiler olmak üzere bürokratlar, sivil toplum kuruluşları ve binlerce vatandaşın katılımıyla yapılmıştı. Bu yıl Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından “Adil Devlet ve İnsanca Yaşam” mottosuyla gerçekleştirilen programa katılan siyasi parti temsilcileri Erbakan Hocamızı anlatmışlardı.

Siyaset Erbabı, Erbakan Hocamızla Buluşmuşlardı!

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi Başkanlık Divanı yanında, Programa Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Genel Başkan yardımcıları, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ve parti yönetimi, Hür Dava Partisi Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Halkların Demokratik Partisi TBMM Başkan Vekili Nimetullah Erdoğmuş katılmışlardı. Erbakan Hocamızı Anma ve Anlama Programına İslam ülkelerinden de yoğun katılım vardı. İslam ülkelerinin büyükelçi ve konsolosları, İhvan-ı Müslimin ve HAMAS İslami Direniş ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun temsilcileri de bu programda buluşmuşlardı.

Programın ev sahibi Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Ömer Faruk Yazıcı, yaptığı selamlama konuşmasında, “Erbakan Hocamız üzerimizde sorumluluğunu hissettiğimiz Millî Görüş Hareketi’nin kuruculuğunu yapmış, ülkesi ve milleti adına birçok zorlu yollardan geçerek her birimiz için örnek bir hayatı yaşamıştır. Erbakan Hocamız; farklılıklar sebebiyle ayrılmayı değil; farklılıklarla birlikte olmayı öğretmiş insandır; Kendisi sürekli barışa ve kucaklaşmaya vurgu yapmış, kutuplaştırmaktan ve dışlamaktan özenle sakınmıştır!”

Programda katılımcılara hitap eden Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Bugün anlamlı bir günde birlikteyiz. Bugün aynı zamanda Miraç Kandili. Bu mübarek günlerin ve bu manevi iklimin ülkemiz ve bütün insanlık için hayırlar getirmesini diliyor, aziz milletimizin Kandilini tebrik ediyorum. Bugün bundan 11 yıl önce, milyonlarca insanın duaları eşliğinde, ebedi hayata uğurladığımız Erbakan Hocamızı anmak için bir aradayız. Bu buluşmamızın Erbakan’ı anmanın yanında, anlamamıza da vesile olmasını diliyorum. Erbakan Hocamız 1969 yılında ilk adımı atarken, ilk tohumu ekerken birileri; “Bir çiçekle bahar olmaz!” demişlerdi. Ama, merhum Erbakan Hocamız ne demişti; “Evet ama her bahar bir çiçekle başlar...” buyurmuşlardı.

Karamollaoğlu, “Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın mücadelesinin en önemli hedeflerinden birisi ‘Adil Devlet ve İnsanca Yaşam’ içindi. “Yaşanabilir Bir Türkiye”, “Yeni ve Adil Bir Dünya” derken tam da bunu kastediyordu. Bütün insanlığın saadetini temin etmekle mükellef olduğumuzun şuurunu yaşadı ve yaşattı. Biz de bugün O’nun çizgisini takip ediyor; O’nun mücadelesini referans alıyoruz. Tıpkı Erbakan gibi, bu güzel ülkenin imkân ve kaynaklarının bir avuç yandaşa aktarılmasına rıza göstermiyoruz. Tıpkı Erbakan gibi, Türkiye’nin varlıklarının haraç-mezat elden çıkarılmasına karşı çıkıyoruz. Tıpkı Erbakan gibi, milleti borca ve bankaya mahkûm eden faizci politikalara evet demiyoruz. Erbakan’ın, yalın ayaklarıyla bir dilim ekmek için ekmek arabasının arkasından koşmak zorunda kalan küçük çocuğun hakkını aradığı gibi; biz de karnını doyurabilmek için akşam pazar yerlerinde artık toplayan insanların hakkını arıyor, bunun mücadelesini veriyoruz!” ifadelerini kullanmıştı.

Ama bu noktada bizim bir uyarımız vardı.

“Adil Düzen” yerine “Adil Devlet” sloganı, yanlış ve yararsız bir yaklaşımdır!

Bize göre bu yaklaşım yanlış ve yararsızdı. “Adil Devlet, İnsanca Yaşam” muğlak ve yuvarlak bir slogandı. “Adil Düzen” sadece Devletin değil, ülkemizdeki ve yeryüzündeki bâtıl ve barbar sistemin de mutlak doğrulara uygun yeniden yapılanmasını anlatan ve ilgili programları hazırlanan bir kavramdı. Böylesi bilimsel, evrensel ve orijinal kavram ve programları “Adil Devlet, İnsanca Yaşam” gibi dışı hoş içi boş kalıplara sığdırmaya kalkışmak, bunların içini boşaltmaya çalışmakla eş anlamlıdır. Üstelik kapitalist, komünist, liberal, monarşist… Her türlü devlet ADİL olmak iddiasındaydı… Bugün pek çok ülkedeki ve küresel sistemdeki; faiz, sömürü ve haksız vergiye dayanan ekonomik kanunlar… Her çeşit fuhşa ve cinsel sapkınlığa fırsat tanıyan sosyal yasalar… Din ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan ve cezalandıran kurallar… Evet bütün bunlar temelde yanlış ve haksız hazırlandığı için bunları “adalet”le uyguladığı kadar zaten devlet zalim olmaktadır!.. Kısaca “Adil Düzen”le “Adil Devlet” aynı değil, tam aksine ayrı ve aykırı kavramlardır. Bu gibi kaymalar, ya bilgi noksanlığıyla veya yozlaştırma kastıyla yapılmaktadır. Bu kadar izahtan sonra, hâlâ bu farkı anlamaya yanaşmayanlar ise, “hakikat” yerine “slogan”lara sarılan cahil takımıdır.

Karamollaoğlu ayrıca: “Bugün ülkemiz de, bölgemiz de kritik ve hassas bir süreçten geçmektedir. Bu süreçte dışarıya karşı güçlü olmanın ilk şartı; içeride güçlü olmak, birlik ve beraberliği sağlamaktır. Bugün Türkiye’nin bir diğer önemli problemi de kutuplaşmadır. Bir araya gelip konuşamamaktır. Oysa hepimiz bu ülkenin insanıyız; dertlerimizi, sıkıntılarımızı birlikte çözmemiz gerekir. Kutuplaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye’yi birlikte inşa etmeliyiz. Partilerimiz, düşüncelerimiz, çözüm yollarımız farklı olsa da; birbirimizle konuşabildiğimiz ve bir masanın etrafında oturabildiğimiz gün, aşamayacağımız hiçbir engel, çözemeyeceğimiz hiçbir sorun kalmayacaktır” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, “Biz olaylara, tesadüflere inanmayanlarız. Biz ancak tevafuklara inanırız. Rahmetli Erbakan Hocamızın 27 Şubat’ta vefat etmesi bir tesadüf değildir. Bu İlahi takvime göre her 27 Şubat’ta insanlar, ‘Bu ülkede artık 28 Şubat’lar olmayacak, fikir özgürlüğüne darbe olmayacak diyecektir’. Erbakan Hocamızın attığı her adımda Mescid-i Aksa, Kudüs vardı” dedi.

Erbakan Hoca’yı anma programında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Merhum Erbakan için 5 yıl önce düzenlenen anma toplantısında yaptığım konuşmada, ‘Bu toplantı kutuplaşmanın ve çatışmanın arttığı bir dönemde diyalog ve toplumsal uzlaşma adına taze bir nefestir’ demiştim. Beş yılın ardından mutlulukla ifade etmek isterim ki; ‘Bugün düzenlenen toplantı kutuplaşmayı ve çatışmayı hızla azaltmayı başardığımız bir sürecin nişanesi’ olarak tarihteki yerini alacaktır. Beş yıl önce başlattığımız diyaloğun ve toplumsal uzlaşma çabamızın ulaştığı noktadan hepimiz gurur duymalıyız. Diyaloğun başlangıcında bana ve Sayın Karamollaoğlu’na tepki gösterenlerin, bugün ortaya çıkan tablodan mutluluk duyduklarını biliyor, görüyorum.

Necmettin Erbakan’ın hayatı bize, nasıl bir gelecek kurmak zorunda olduğumuzu ve omuzlarımızdaki sorumluluğu göstermesi açısından yol göstericidir” diyen Kılıçdaroğlu, “Bu yol göstericiliğin en önemli işareti de ömrünü vakfettiği, bizzat kurucusu ve önderi olduğu siyasi hareketin ‘Millî Görüş’ adını taşımasıdır. Erbakan’ın milliliği ve vatanseverliği, siyasi rakiplerini düşman olarak gören bir millilik ve vatanseverlik söylemi değildir. Erbakan’ın milliliği ve vatanseverliği herkesi kuşatan ve kucaklayan bir millilik ve vatanseverliktir. Erbakan’ın milliliği ve vatanseverliğinde kin ve nefret yoktur; çatışma ve kavganın yerine barış ve uzlaşma vardır. Kimse yaşamın hiçbir alanında ayrımcılığa maruz bırakılmamalı… Hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli, birlikte üretmeli ve hakça bölüşmeliyiz. Herkesin inancına ve inanç pratiğine saygılı; bu inanç pratiklerinin koruyucusu ve güvencesi olmalıyız. Çünkü biliyoruz ki, aksini yaptığımızda zulmedenlerden oluruz. Bizler kimseye zulmetmemeliyiz” dedi.

“Helalleşme” çağrımı ilk olarak geçen yıl düzenlenen merhum Erbakan’ı anma toplantısında dile getirmiştim” diyen Kılıçdaroğlu, sözlerini, “O gün ‘Tüm kırgınlıkları ve acıları gidermeliyiz. Bütün bir geçmişi bir yana bırakarak helalleşmeliyiz’ demiştim. Grup toplantısında detaylandırdığım ‘helalleşme’ çağrısını ilk ifade ettiğim yerin, merhum Erbakan için düzenlenen bir anma toplantısında olmasının memnuniyeti içindeyim” diyerek sürdürdü. Kılıçdaroğlu, “Bu duygu ve düşüncelerle 54. Hükümet’in Başbakanı, aynı zamanda bürokratken benim de Başbakanlığımı yapmış olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyorum” diyerek sözlerini tamamlamıştı.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Bugünün Türkiye’si mevcut iktidarın tavrı nedeniyle her alanda adaletsizliğin en derin şekilde yaşandığı bir ülke haline gelmiştir. Yirmi yıllık iktidarında adalet konusundaki eksiklikleri ve adaletsizliği kurumsal anlamda reform ve revizyonlarla çözebileceğini düşünen iktidara, kendisinden hiçbir şey öğrenmedikleri, maalesef öğrenemedikleri Erbakan Hocalarından bu açıklama bir cevap niteliğindedir. Millî Görüş’ün lideri merhum Erbakan’ın bahsini ettiği gibi içinizde hak ve adalet sevgisi olmadıkça nasıl bir hukuki, iktisadi, içtimai düzenleme yaparsanız yapın, adaleti tesis etmeniz mümkün değildir” şeklinde konuşmuşlardı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, “Merhum Erbakan Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. Bu programın Erbakan Hocamızı daha iyi anlamaya yardımcı olacağını düşünüyorum. Erbakan Hocamız gibi büyük bir ilim ve siyaset adamını anlatmak, birkaç dakikaya sığdırmak imkânsızdır. Erbakan Hocamız için yalın bir ifadeyle şöyle diyebiliriz: Güzel insan, samimi bir Müslümandı. İslam’ın hem itidal hem ibadet hem ahlâk hem eğitim hem siyaset, hayatının her yönünü kapsayan bir nizam olduğunu anlattı” diyerek, Erbakan Hocamızın “Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir” sözünü hatırlattı. Yapıcıoğlu, “Ne zaman dışı süslü ama içi boşalmış ya da boşaltılmış olmaktan çıkıp hayat fışkıran, hayat veren hakiki Müslümanlar olursak o zaman Erbakan Hocamızı anlamış ve davasının takipçileri olmuş oluruz. Hedefimiz hak nizamı hâkim kılmaktır. Arzumuz tüm insanlığın saadetidir. Yolumuz cihattır. İnsanlığın kurtuluşu ancak İslam ile mümkündür. Ahlâktan yoksun bir siyasetin insana ve insanlığa hizmet etmesi mümkün değildir” tespitlerini yapmıştı.

Halkların Demokratik Partisi TBMM Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş, “Erbakan Hocamızın aslında çıkış noktası bir uyanış hareketinin başlangıcıydı. O dönemi hatırlayalım, küresel sistem çift kutuplu olarak yayılmacılığını sürdürüyor, ülkemizde de maalesef yansıması vardı. Böyle bir dönemde adeta üçüncü yol diyebileceğimiz, üçüncü çizgi diyebileceğimiz bir çizgi ortaya koydu. O dönemin sloganlarını dün gibi hatırlıyorum. ‘Ne sağdayız ne solda, Hak yoldayız Hak yolda!’

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Medeni Yılmaz ise; “Huzurlarınızda rahmetli Başbakanımız Erbakan Hocamızı rahmetle anıyorum” diyerek, “Ülkesine ve insanlığa hizmet etmek yolunda birçok başarıya imza attı. Azimli, kararlı, inançlı ve inandığı değerler için bıkmadan, yorulmadan hiçbir şartta asla pes etmeyen bir kişiliğe sahipti. 1969’da tek başına Konya’dan başlattığı siyaset yolculuğunu ülkemizin Başbakanı olarak taçlandırdı. Kurduğu partileri defalarca kapatıldı, yasaklı dönemler yaşadı ama asla inandığı yoldan vazgeçmedi, bıkmadı, yorulmadı, ülkesine zarar verecek bir şey yapmadı” şeklinde duygularını aktarmıştı.

Özetle; Rahmetli Erbakan Hocamızın siyasi takipçisi Saadet Partisi, Türkiye’nin yarıdan fazlasını temsil eden MUHALEFET’in bir masa çevresinde ve asgari müşterekler çizgisinde buluşması yönündeki çabalarıyla şu tarihi ve talihli sonucu başarmıştır: Erdoğan ve Bahçeli’nin sürekli ve sistemli olarak ülkede bir gerilim politikası ve kamplaştırma-kutuplaştırma pervasızlığıyla seçimi kazanma ve iktidarlarını devamlı kılma amaçlarını, yine Milli Görüş bereketi boşa çıkarmıştır! Ama elbette bu birlikteliğin içinin doldurulması, Milli ve ilmi mayalarla yoğrulması lazımdır!

“Bir başka açıdan 28 Şubat” yazısında Abdurrahman Dilipak da hâlâ 6’lı ittifakı kurcalamaya ve Cumhur İttifakı’na arka çıkmaya uğraşmaktaydı!

“28 Şubat 1997… 25 yıl olmuş. Çeyrek asır. Tarihin tekerrür etmemesi için yaşadığımız zamana ve mekâna adil bir şahidlik yanından çıkartılan derslere dayalı sorumluluklarımızı kuşanmamız gerek. Bugün 6 Genel Başkan, bir utancın yıldönümünde, pandemi gibi, Global Reset çetesinin global tehdidinin 2. yılında bir araya gelip, herhalde darbeyi alkışlamayacak, kınayacaklar. O gün CHP darbecilerin yanındaydı. Ecevit gibi bir adamın Meclis’te başörtüsüne karşı nasıl öfkeyle meydan okuduğunu hâlâ hatırlıyoruz. Saadet Partisi şimdi CHP ile birlikte; oysa o gün mağdurların safındaydı. İyi Parti Genel Başkanı, ‘Postmodern bir darbe’ ile tasfiye edilen bir hükümetin İçişleri Bakanıydı... 6’lı ittifakta, CHP, İYİ Parti, DP, SP, Deva ve Gelecek partileri bulunuyor. Bu sayı daha da artabilir. Ama önce Anayasa değişikliği, siyasi partiler ve seçim yasası, baraj ve dar bölge gibi konuların netleşmesi gerekiyor…

BÇG kanadı, kendi dışında ılımlı İslam için kontrolleri altında bir örgütlenme olarak Kalkancı tarikatını örgütleme yoluna gitti, ama daha sonra o da patladı. Sincan’daki toplantıda asıl konuşmacı bendim, boğazımdan bir ameliyat geçirdiğim ve ses kısıklığı yaşadığım için gidemedim. Ben gidemeyince, benim yerime giden Nureddin Şirin farklı bir etkinlik düzenleyince ve buna İran Büyükelçisi gelince ve RP’li bir Belediye Başkanı da bu toplantıya katılınca, Kudüs, RP, İran bir araya gelince, suçu RP’ye yıkmak için beni görmezden geldiler. (Bunlar bir itiraf mıydı, yoksa iltifat mıydı? A.A.)

Kadere bakar mısınız, dün de sanıktım bugün de. Hem de haklarını savunduklarınız tarafından haksız bir şekilde suçlanarak. 28 Şubat’ta da tecrit ve linç kampanyaları yaşadım, ama böylesi ilk kez. 81 ilde ve topyekûn! Bugün böyle bir davada yargılanacağımı hiç düşünmezdim... Asla aklımdan bile geçmeyen yakıştırma bir suçlamayla suçlanmak hem de 81 ilde, olacak şey değil, ama oldu işte. Hem de kimisi haklarını savunduğum kişiler olarak! İnanmamaları gerekmez miydi? Kaderde bu da varmış.”

İyi de, 28 Şubat’ın; Erbakan İktidarını yıkmak, Milli Görüş’ü dağıtmak ve AKP’yi kurup Erdoğan’ı iktidara taşımak için tezgâhlandığının, ta başından beri farkında olan ve sinsi-Siyonist komploya figüranlık yapan Dilipak, şimdi 100 Bin TL cezaya çarptırılınca mı aklı başına taşınmıştı?

Oysa Merhum Necmettin Erbakan Hocamızı anma toplantısı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun helalleşme buluşması ve altılı zirve yapılması Türkiye'nin uzun zamandır görmeyi arzuladığı, hatta özlediği bir fotoğrafı karşımıza çıkarmıştır. Birlikte yaşam! Kim ne derse desin, ülkemizde iktidarın yanlış politikalarından kaynaklanan derin bir ekonomik kriz halkımızı bunaltmıştır. Aynı zamanda yine bizzat iktidarın kutuplaştırıcı söylemlerinin yarattığı bir gerilim giderek tırmanmaktadır. Maalesef iktidar partilerinin yöneticileri, bizzat yarattıkları sorunlara çözüm bulmak yerine, muhalefet liderlerinin ve partilerinin isimlerinin önüne aşağılayıcı, incitici sıfatlar ekleme yarışına girmiş durumdadır. İktidarın ve ortağının sürekli gerilim pompalaması, milletin yarısına “illet ittifakı, zillet ittifakı, rezalet irtibatı!” diye saldırıp sataşmaları, halkın mutsuzluğuna umutsuzluk katmaktadır.

İşte böyle bir ortamda, ideolojik ve siyasi olarak birbirine benzemeyen siyasi partilerin liderlerinin aynı çatı altında buluşmaları, helalleşme çabaları, geçmişin gerilim unsurlarını kapının dışında bırakmaları, birbirlerine karşı nezaketli tavırları, iktidarın yarattığı gerilimin panzehiri gibi karşımıza çıkmaktadır. İktidar kürsülerinde “zillet”, “cibiliyetsiz”, “haysiyetsiz”, “hain” sıfatlarının havada uçuştuğu konuşmaların yapıldığı bir dönemde, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Erbakan'ın talebeleri tarafından alkışlanması, CHP tabanının bir dönem Sivas katliamıyla bağ kurduğu Temel Karamollaoğlu'nu “Temel Dede” olarak bağrına basması ve Nimetullah Erdoğmuş'un merhum Erbakan'a övgüler yağdırması, Türkiye'nin gerçekten ihtiyacı olan fotoğraflardır.” yorumları haklıdır...

Edindiğimiz bilgilere göre: “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”in satırbaşları şunlardır:

Hazırlanan sistemin yasama bölümü 5 ana, 27 alt başlık, yürütme 4 ana, 17 alt başlık, yargı 7 ana, 19 alt başlık, demokratik bir sistemin temel esasları da 3 ana, 9 alt başlık olmak üzere toplam 101 maddeden oluşmaktadır. Yapılması gereken düzenlemeler arasında Anayasa değişikliği ve birçok yasada buna göre düzenlemeler yer almaktadır. Belirlenen konularda siyasi partiler arasında görüş birliğine varılmıştır. Örneğin; hepsi ülkedeki yolsuzluklardan yakınmakta, bunun nasıl önlenmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. Yargının durumu yine öncelikler arasındadır. Hâkimler Kurulu ayrı, Savcılar Kurulu ayrı olacaktır. Seçimlerde siyasetin ağırlığı kaldırılacaktır.

Protokolün girişinde; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne nasıl bakıldığı, bu sisteme neden karşı çıkıldığı, ve getirilmek istenen sistemin temel esasları yer almaktadır.

Yasama, yasamanın oluşumu, TBMM'nin görev süresi, seçim barajı, seçim sistemi, parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, siyasetin finansmanının şeffaflaştırılması, Hazine yardımları, yasama çalışmaları, TBMM İçtüzüğü, kanun yapım süreçleri, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yetkisi, Cumhurbaşkanı’nın kanunlara ilişkin veto yetkisi, halk girişimi ve halk vetosu, komisyonların güçlendirilmesi, kanun yapım süreçlerinde muhalefet hakkı, TBMM'nin denetim yetkisi, gensoru, meclis soruşturması, kamu kurumlarının meclis denetimi kapsamına alınması, genel denetim, denetim komisyonları oluşturulması da önemli başlıklar arasındadır.

Amaçlanan Başbakanlık Sistemi nasıl oturtulacaktı?

Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 7 yılla sınırlanacak, ikinci kez aday olamayacak, siyasi partilere üye olamayacaktır. Cumhurbaşkanı’nın yasama, yürütme, yargıya ilişkin görevleri ve yetkileri kısıtlanacaktır. Başbakanlık Sistemi de önemli yeniliklerle yapılandırılacak ve Bakanlar Kurulu’nun sorumluluğu artırılacaktır. Yönetimde istikrar için yapıcı güvensizlik oyu devreye sokulacaktır. Olağanüstü Hal ilan etme, süresi, kararnamelerin kapsamı, yargısal denetime açık olması da yeni düzenlemeler arasında bulunmaktadır.

HSK Yerine AYK Kurulacaktır!

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) lağvedilecek ve yerine, bünyesinde Savcılar ve Hâkimler Kurulu iki ayrı birim halinde bulunacaktır. Hâkimler, Savcılar Kurulları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Yüksek Seçim Kurulu üyeliklerine seçimler bugünkü uygulamadan çok farklı olacaktır.

Adalet Yüksek Kurulu (AYK) yargı mensuplarıyla ilgili, adaylığa ve mesleğe kabul, eğitim, atama, yükseltme, nakil, denetim ve disiplin gibi işlevlerinden de sorumlu tutulacaktır. Kurul üyelerinin yarısı yargıç ve savcılarca, yarısı ise TBMM tarafından seçilip atanacaktır. Kurulun yargıç-savcı üyeleri kendi meslektaşları tarafından; yargıç-savcı olmayan üyeleri ise TBMM tarafından seçilecek. Kurulda, Adalet Bakanı bulunmayacaktır.

Yargıtay, yeniden düzenlenecek, Danıştay üyelerinin seçim usulü yeniden ele alınacaktır. Sayıştay, yüksek yargı mercii olarak düzenlenmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi, Avrupa modeline uygun olarak yapılandırılacaktır.

Hâkimler yanlış kararlarından sorumlu tutulacaktır!

Verdiği hukuksuz kararlar ile devleti tazminata mahkûm ettiren ve zarara uğratan hâkimlere, tazminat miktarı kadar rücû işlemi eksiksiz uygulanacaktır. Özellikle, insan haklarına ve adalete aykırı olarak verilen, vatandaşın hayatının kararmasına yol açan ve kamu vicdanını yaralayan yargı kararlarının altına imzalarını atan hâkimlerin, sebep oldukları zararlardan dolayı ileride sorumlu tutulacaklarını, disiplin hükümlerine muhatap olacaklarını bilmeleri, hukukta adaletin yerine getirilmesine katkı sunacaktır.

Anayasa Mahkemesi, Avrupa modeline uygun olarak yeniden yapılandırılacak, üye sayısı 21'e çıkarılacaktır. Cumhurbaşkanı sadece 2 üye belirleyip atayacak, diğerleri seçimle gelmiş olacaktır. Yüce Divan yetkisi, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında paylaşılacaktır.

RTÜK de Değişime Uğrayacaktır!

Demokratik Bir Sistemin Temel Esasları bölümünde yapılması öngörülen değişiklikler de şöyle sıralanmıştır:

● Temel Hak ve Hürriyetler.

● İfade, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkının Güvence Altına Alınması.

● Basın Özgürlüğü.

● RTÜK'ün Yapısı ve Seçim Usulü.

● Çevresel Haklar ve Sürdürülebilirlik.

● Kamu Yönetiminde Esas Alınacak İlkeler.

● Kamuya Alım Süreçlerinde Liyakat ve Mülakat Usulü.

● Yolsuzlukla Etkin Mücadele İçin Atılması Gereken Adımlar.

● Yerel Yönetimlere İlişkin Düzenlemeler.

● Üniversiteler ve Akademik Özgürlük.

● Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar.

● Siyasi Etik Kanunu Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem denilince akla yalnız TBMM gelmesin. Ülkemizin hemen her kritik konusu ele alınıyor. 6 Parti’nin bir araya gelmesi kuşkusuz önemli bir adımdır.

Oysa, Dengeli ve Denetlenebilir Başkanlık Sistemi Daha Uygun Olacaktır!

Adil Düzen’e göre ise:

• Tam etkin ve yetkin konumda bir Meclis oluşturulmalıdır.

• Tüm parti Genel Başkanlarının da (Muhalefet dahi olsalar) aralarında olacağı ve Hükümete tavsiye ve uyarılarda bulunacağı bir Yüksek Devlet Şurası kurulmalıdır.

• İktidar adayı partiler, seçim öncesi, dört yıl boyunca ve sırasıyla hangi hizmet ve değişiklikleri yapacaklarını bir takvime bağlayıp topluma sunmalıdır.

• İktidara geldiklerinde bu vaatlerini ve söz verdikleri zaman diliminde gerçekleştirmeyen hükûmetlerin, görevden alınmaları hususunda Yüksek Devlet Şurası’nca Meclis’e çağrı yapılmalıdır. Böylece toplumun senelerce ve mecburen bunlara katlanmasına engel olunmalıdır. Bu durumda Devlet Başkanı, seçimlerde 2’nci olan Parti Başkanı’nı Başbakan atamalıdır.

• Ve yine tüm Parti Başkanları Devlet Başkanı’nın resmi ve tabii danışmanları konumunda olmalı, hem önerilerini, hem şikayetlerini doğrudan sunmalı ve önemli görüşlerinden yararlanılmalıdır.

• Ayrıca bunlara; tüm devlet kademelerindeki icraatları yakından takip etme, bilgi edinme, haksızlık ve yolsuzlukları belgeleyip, Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na ve halka iletme fırsatı tanınmalıdır.

Şimdi 6 partinin ERBAKAN’da buluşmaları olumlu ve sorumlu bir adımdır. Bu talihli ve tarihi girişim, kökümüze ve özümüze dönüş yapmamız ve ülke sorunlarımızı ortak akılla aşmamız açısından umut verici bir fırsattır. Elbette, “sadece AKP iktidarından ve Erdoğan’dan kurtulalım da, gerisi ne olursa olsun!” yaklaşımı yanlıştır. Batı emperyalizminin ve Siyonizm’in güdümünden kurtulmadan, her yönüyle MİLLİ, İLMİ ve İNSANİ bir sisteme, yani ADİL DÜZEN’e kavuşmadan, refah ve mutluluk aramak boşunadır!

Bazı Müftülerin insaf ayarı: Erbakan Hoca’ya yapılacak mevlit müftü engeline takılmıştı!

Merhum Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, vefatının 11’inci senesinde tüm Türkiye’de dualarla anılmaya başlanmıştı. Çorum’un Osmancık ilçesinde ise Osmancık Müftüsü Eyyüp Aydın’ın kasıtlı olarak imamları bilgilendirmemesi nedeniyle, önceden izinleri alınan mevlit programı yapılamamıştı. Durumla ilgili Millî Gazete’ye açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Osmancık İlçe Başkanı Halil İbrahim İnoğlu, “mevlit için gerekli yerlerden izin aldıklarını, ardından ise ilçe genelinde duyuruları yaptıklarını” hatırlatarak: “Geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirmeyi planladığımız ve gerekli yerlerden izin aldığımız mevlit programı Osmancık Müftüsü Eyyüp Aydın’ın yetkili imamlara bilgi vermemesinden dolayı gerçekleştirilemedi. Fakat biz gerekli yerlerden iznimizi almıştık, kendisi ile de görüşmüştük, kendisi de bize gerekli yardımı yapacaklarını ifade etmişti.” şeklinde yakınmıştı. Ama ne olduysa, kimler uyardıysa müftü geri adım atmış ve görevini yapmamıştı.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın mevlit programına bile engel olunurken, Siyonist-terörist başı Herzog, Krallara yakışır şekilde ağırlanacaktı!

Uluslararası bir kaynağa açıklamalarda bulunan kıdemli bir İsrailli güvenlik kaynağı, “Türkiye, HAMAS’ın faaliyetlerini azaltarak, kısıtlayarak ve izleyerek bize yardımcı olacaktır. İşler bu hızda ilerlerken bunu gayet makul bir ihtimal olarak görüyorum” diye konuşurken kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Kudüs’teki üst düzey bir diplomatik kaynak da Herzog’un, Türkiye’de “Krallara yakışır şekilde ağırlanacağını” açıklamıştı.

İşgalci İsrail rejimi Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un 9-10 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret etmesi beklenirken, uluslararası medyada konuya ilişkin dikkat çeken bilgiler aktarılmaya başlanmıştı. Al-Monitor’da Ben Caspit imzasıyla yayınlanan haberde İsrail rejiminin Türkiye ile ilişkiler bağlamında en hassas olduğu konunun Türkiye’deki HAMAS bürosunun varlığı meselesi olduğu vurgulanmıştı. Bu konuya dair kıdemli bir İsrailli güvenlik kaynağının görüşlerine yer veren Caspit, “Bu büroyu hemen kapatacaklarına ihtimal vermiyorum. Ancak faaliyetlerini azaltarak, kısıtlayarak ve onları izleyip rapor sunarak bize yardımcı olacaklarına inanıyorum. İşler bu hızda ilerlerken bunu gayet makul bir ihtimal olarak görüyorum” yorumunu yapmıştı.

İsrail’in İran’a Karşı Türkiye’ye İhtiyacı Varmış!?

Kudüs’teki bir diğer üst düzey diplomatik kaynak da Türkiye ile İsrail rejimi arasındaki “normalleşme”yi tetikleyen faktörleri “koşullar ve çıkarlar” diyerek yorumlamıştı. Kaynak şunları aktarmıştı: “Kulağa garip gelebilir ama İsrail ve Türkiye önemli stratejik meselelerde ortak menfaatlere sahiptir. Erdoğan, neredeyse bizimle aynı ölçüde İran’ı tehdit olarak görmektedir. İran’ın Suriye’deki varlığını tıpkı bizim gibi tehdit olarak değerlendirmektedir. Dahası, Erdoğan Washington’da gözden düştüğünün de farkındadır. Bu nedenle İsrail’e yaranmak mecburiyetindedir.” Al-Monitor’un aktardığına göre kimliğinin açıklanmamasını isteyen kıdemli bir İsrailli analist de, “Türkiye, Orta Doğu’da çok önemli bir oyuncu görülmektedir. İran ve İsrail’le birlikte Arap olmayan üç bölgesel güçten biridir. İsrail, İran’ın etrafında çemberi daraltmak istiyorsa Türklere ihtiyacı vardır. İran üzerinde diplomatik, ekonomik ve askeri baskı Türkiye olmadan başarılı olamayacaktır.” İsrail yönetiminin bu gerçeği kavradığını belirten kaynak, “işte Herzog mahir bir diplomat olarak bu işi kotarmaya çalışacaktır” itirafında bulunmuşlardı.

Son sözü yine Erbakan Hocamıza Bırakalım:

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE'NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm'e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm'e inanan bir Hükümet'in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”[2]

 


[1] 28 Şubat 2022 / Milli Gazete

[2] TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980

 

 

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 201

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR