ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün61
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta61
mod_vvisit_counterGeçen hafta29035
mod_vvisit_counterBu Ay33721
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17671437

IP'niz: 3.230.154.160
Bugün: 09 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12543339

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

FETULLAH GÜLEN İHBARCI MI, İSTİHBARATÇI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfMükemmel 

Fetullah Gülen'den ilginç uyarılar basına yansıdı: "vatanımızda işler iyiye gitmeye başlayınca bazı servisler hemen harekete geçiyor! Bundan sonra da faili meçhul ve mel'un cinayetler olabilir!?"

İçimizde Cemiyyat-ı Sıriyeler var:

Gülen şöyle devam etti. Vatanımızdaki olumlu şeylerden iç ve dış bazı çevreler rahatsızlık duyuyor. Uzantıları Türkiye'de bulunan bazı servisler, hemen harekete geçiyor. Bu servisler, Türkiye'de bazı önemli birimlere sızmış elemanlarıyla, birtakım sistemleri hemen devreye sokuyorlar. Bu ülkede 300 seneden beri milletin kaderine hakim Cemiyyat-ı sırriyeler (gizli cemiyet ve dernekler) var. Bunlar hakim unsurlardır, görünmezler ama Türk toplumunun iktisadi, siyasi, kültürel hayatıyla oynaya gelmişlerdir. Bundan sonra da oynamaya çalışacaklardır. Taktik ve strateji değiştirerek önümüzdeki günlerde de bunu yapabilirler.

 

Ellerini kana bulayacaklar!

Faili meçhul suikast, komplo ve cinayetlerle gölgelenmeye çalışılacak "ülkemizdeki çok olumlu ve güzel gelişmeler" ise: Ekonominin düze çıkması, istikrarın yayılması, milletteki umut tomurcuğunun canlanması, Müslümanlığın doğru anlaşılıp anlatılması olarak tanımlayan Fetullah Gülen şöyle dedi. Bir kısım gizli servisler; bu tür olumlu gelişmeleri istemiyorsa ve bunları kayırdıkları insanların çıkarlarına karşı tehlike sayıyorlarsa, demek ki bazı kimselerin vücudunun kaldırılmasına ihtiyaç duyacak, yine ellerini kana bulayacaklardır!?

Kan Seylaplarını önlemek için:

Fetullah Gülen, üst seviyede görev yapmış bir insanın: "Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi olur" dediğini kaydetti. Devletin ülkeyi kargaşaya sürükleyebilecek hadiseler karşısında, kendi hassasiyetini göstermesi gerektiğini belirten Gülen, "istihbarat, emniyet teşkilatı, JİTEM iyi çalışırsa, bence bu kana susamış vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye'yi kan gölüne çevirmeleri önlenebilir. Harici güçlerin emellerine hizmet eden bir kısım Cemiyet-ı sırrıye'nin (gizli cemiyet ve cephelerin) çok iyi takibe alınması gerekir" diye konuşmuş...[1]

Şimdi Soralım:

1- Türkiye'de çok üst seviyede görevlerde bulunmuş, anlaşılan MİT ve JİTEM'le içli dışlı olmuş bir adam, niye ülkemizle ilgili endişelerini Fetullah Gülen'e aktarıyor? Fetullah Gülen, siyaset adamı değil, yetkili bir bürokrat değil, gazeteci değil, üstelik Türkiye'de değil...

2- Fetullah Gülen "MİT, emniyet, JİTEM" gibi geçmişte ve günümüzde, CIA ve MOSSAD gibi Siyonist teşkilatlarla ilişkisi ve işbirliği zaten bilinen ve pek çok ihtilal ve iç savaş senaryolarında maalesef gayrı milli bir tavır sergileyen kurumları kendilerinden saydığına ve göreve çağırdığına göre...

Ve yine gizli ve kirli mason locaları ve misyonerlik ocakları zaten kardeş kuruluşları ve diyalog dostları olduğuna göre; acaba Fetullah Gülen'in "çok tehlikeli ve etkili" dediği bu "gizli oluşumlar hangileridir?

3- Erbakan Hoca'nın başkanlığında, bir yılda harikalar başaran; ekonomiyi düze çıkaran, denk bütçe yapan, D-8'leri kuran Refah-Yol iktidarına karşı, Siyonist merkezlerin tahrikiyle post modern darbeler yapanları alkışlayan Fetullah Gülen'in, şimdiki telaş ve tedirginliğinin sebebi nedir?

4- Ve hele, AKP iktidarıyla ülkemizde, acaba hangi çarpıklıklar düzeltilmiştir ve hangi işler iyiye gitmektedir? Ekonomi IMF'ye, dış politika ABD'ye havale edilmiştir. Türkiye; Amerika ve İsrail'in işgaline ve vahşetlerine taşeron haline getirilmiştir. Başörtüsü, İmam-Hatip ve Kuran Kursu gibi zulümler hala sürmektedir.

5- Yoksa bütün bunlar; Arz-ı mev'ud hayaline, ortadoğuyu yutmak ve Türkiye'yi yıkmak isteyen güçlerin hükümete taşıdığı ve AB hevesiyle ülkemizin altının oyulmasında taşeron olarak çalıştırdığı AKP iktidarına, masonik mihraklara, sömürücü sermaye baronlarına, hıyanet odaklarına, diyalogcu münafıklara karşı yapılacak milli ve haysiyetli bir hareketin... Yeni bir Kuvayı Milliye devriminin telaşı ve tedirginliğimidir?

6- Fetullah Gülen hayranı Nazlı Ilıcak'ın 18 Kasım tarihli, baklayı ağzından kaçırdığı yazısında "Türkiye'de gerçek demokrasinin yerleşebilmesi büyük ölçüde askerin tavrına bağlı. Bu hususta Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök bize umut veriyor..." diyor. Böylece, Kuvayı Milliye ruhuna sahip etkili ve kesretli komutan ve kurmayların da umutlarını kararttığını ve işbirlikçi teslimiyetçileri korkuttuğunu, dolaylı biçimde dile getiriyor ve kendisini ele veriyordu...

New York Times'in Türkiye şefliğini yapan Stefen Kinzer'in "Demokrasinin en büyük başarısı, askeri gücü sivil denetimin altına alınmasıdır. Ama dünyada bu düşünceye en ters düşen ülke Türkiye'dir" sözlerini de aktaran Nazlı Hanım, acaba demokrasi aşkına:

Kıbrıs'ın Yunana, Güneydoğunun Kürdistana, egemenliğimizin Avrupa'ya, ordumuzun ise İslamı düşman seçen NATO'ya devrine ses çıkarmayacak, Süleymaniye'de subaylarımızın başına çuval geçirilirken, Kuzey Irak'ta bütün kırmızı çizgilerimiz çiğnenirken susacak, Ama başörtüsü ve laiklik konusunda sert uyarılarda bulunacak kafaların azlığından nı dert mi yanıyordu?

Moonların maşası, masonların sırdaşı, diyalogcuların Hocası Fetullah Gülen'in AKP'nin akıbetiyle ilgili endişelerini dile getirmesi:

•· Siyonist merkezlerin Türkiye'ye müdahale ve milletimizi manipüle etme gücünü artık yitirdiğini

•· Dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin kontrolü dışında oluşan, yerli ve güçlü bir Milli Cephe'nin ciddi bir eyleme ve değişime girişeceğini

•· Fetullah gibi figüranlar kullanılarak, bu milli ve haysiyetli girişim ve gelişmelerin kötülenmek, körletilmek ve kösteklenmek istendiğini, ortaya koyması bakımından da sevindirici ve ümit vericidir.

Muhterem Mehmet Şevket Eygi'nin Zaman gazetesi ve Fetullah Gülencilerle ilgili şu yazısı oldukça önemlidir.

Zaman Gazetesinin azgınlığı:

"Haricîler, Karmatîler, Anarşistler!.." (diye, ırak'taki cani Hıristiyanlara değil, diyalog tuzağına karşı çıkan Müslümanlara saldırıyorlar)

KUTSAL Ramazan ayında, "Bin aydan hayırlı" olduğu bildirilen Kadir Gecesinde bile vahşet durmamıştır. İslam diyarı olan Irak topraklarında Felluce şehrinde hayasız bir savaş yaşanmaktadır. İşgalci Haçlılar o kutsal günlerde ve gecelerde, asker sivil ayırmadan; kadın, çocuk, ihtiyar, hasta, yaralı ayırımı yapmadan Müslümanları tavuk gibi boğazlamışlar, oluk oluk mazlum kanı akıtmışlardır.

-Zalimler camilerin kubbelerini, minarelerini top ateşiyle yıkmaktadır.

-Hastane ve okullara saldırmaktadır. Sivil ve savunmasız Müslümanlar hedef alınmaktadır.

Bütün dünya televizyonlarının gösterdiği ve milyarlarca insanın dehşetle seyr ettiği vahşi manzaralar tüylerimizi ürpertiyor:

Felluce'de bir camide ağır yaralı Müslümanlar yerlerde kanlar içinde yatıyor. Bir Amerikan askeri, inleyerek kıpırdanmaya çalışan bir Müslümana silâhının namlusunu çeviriyor, nişan alıyor ve birkaç kurşunla öldürüyor. Ve BM bu vahşeti seyrediyor!

Savaşla ilgili uluslararası hukuk hiçe sayılıyor!

Haçlı Amerikalılar, uluslararası Kızılay ve Kızılhaç teşkilâtlarının Felluce'deki yaralılara ve savunmasız Müslümanlara insanî yardım göndermelerini bile engelliyor. Bu da ayrı bir vahşet, ayrı bir zulüm, ayrı bir medeniyetsizliktir.

Haçlı Amerikalıların Müslümanlara karşı bu kadar kindar, bu kadar merhametsiz, bu kadar vahşi hareket etmelerinin sebebi nedir?

Başkan Bush Müslümanlara karşı niçin, bu çağın Çingiz'i ve Hülâgû'su gibi davranmaktadır?

Bu soruların cevapları bellidir.

1. Başkan Bush'un mürşidi Protestanların Papa'sı Billy Graham'ın, kendisi gibi papaz olan oğlu Franklin Graham 2001 Eylülünde şöyle demişti:

"İslâm'ın Allah'ı, bizim Allah'ımız değildir. İslâm kötü ve sapık bir dindir."

Billy Graham şu anda çok yaşlıdır. Oğlu Franklin Graham Başkan Bush'a akıl hocalığı, mürşidlik, rehberlik yapmaktadır.

Bush'un başka rehberleri de vardır.

Bunlardan papaz Jerry Falwell, Peygamberimiz Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselam için "terörist" diyecek kadar saygısız, saldırgan, ağzı bozuk, küstah bir Haçlıdır.

Papaz Pat Roberson kutsal dinimiz için "İslâm Deccal'dir" demiştir.

Bugün yeryüzünde İslâm'ın ve Müslümanların en amansız, en acımasız, en aşırı, en azgın, en saldırgan, en fanatik düşmanları Amerikalı Evangelistlerdir. Onlar, dinimizi ve ümmetimizi yeryüzünden silip kazımaya ahd etmişlerdir. Bunların belli başlı İslâm düşmanı papazlarını öğrenmek isteyenler şu internet adresine başvurabilirler: http://www.proislam.com/

Evangelistler, Siyonist Yahudilerden daha fazla İsrail taraftarıdır, Filistinli düşmanıdır. Onlar İsrail'in Filistin toprakları üzerinde, "Tevrat'ın kehanetlerine dayanan ilâhî bir meşruiyet hakkına sahip" olduğuna inanmaktadır.

Şu anda ülkemizde 55 bin Evangelist misyoneri gece gündüz faaliyet yapmaktadır.

Bu Evangelistler Anadolu ve Trakya'da binlerce ev-kilise açmışlardır.

Yüzlerce müstakil, çan kuleli kiliseleri şu anda faaliyete açıktır.

Yüzlercesi de inşaat halindedir. Yeni hıyanet merkezleri kurulmaktadır.

Ve AKP iktidarı, Evangelistlere bütün kolaylıkları sağlamaktadır!

İzmir'de yeni bir kilisenin açılışı törenlerle kutlanmış, törene TC'nin bürokratları katılmış, ayrıca küçük okul çocukları da buraya taşınarak beyinleri karartılmıştır. Bunlar Irak'ta Müslümanları Kadir gecesinde tavuk gibi boğazlayan Haçlılara hala şirin görünmeye çalışmaktadır.

İktidara mensup kodaman bir zat, tenkitlere karşı gürlüyor ve şöyle diyor:

-Müslümanlar Roma'da cami açıyor da, Hıristiyanlar Türkiye'de niçin kilise açamasın?

Aman ne mantık, aman ne mantık... (Bu sözler hoşgörü kılıflı bir hıyanet olmasın)

Sen önce Türkiye'nin Müslüman halkına, Batı dünyasında olduğu kadar din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti ver, ondan sonra konuş!

Türkiye Müslümanının dinî dernek kurmaya hakkı var mı?

Birkaç Türkiyeli Müslüman bir araya gelip de "İslâm Dinini Yayma ve Tanıtma Derneği" adında bir dernek kurabilir mi?

Kuramaz!.. Niçin?.. Çünkü bizim Dernekler Kanunu'muzda açıkça, "Din derneği kurmak yasaktır" yazılıdır.

Sonra da beyefendimiz kalkmış, Roma'daki camiden bahsediyor...!

Evet, Irak'ta camiler top ateşiyle yıkılırken, minareler gümbür gümbür devrilirken; Müslümanlar tavuk gibi boğazlanırken; kadın, çocuk, ihtiyar, yaralı, sivil bütün Tevhid ehlinin kanları oluk oluk akıtılırken, hapishanelerde Müslümanlara en iğrenç işkenceler yapılırken, Hitler ve Stalin'in rejimlerinde bile görülmemiş cinsel işkencelere başvurulurken; ZAMAN gazetesinin 15 Kasım 2004 tarihli nüshasında tam sayfalık zehir zemberek bir yazı yayınlandı. Başlığının ikinci satırında "HARİCÎLER, KARMATÎLER, ANARŞİSTLER" yazılıydı.

Bu yazıda Müslüman kanı döken, sevgili Peygamberimize terörist diyen, İslâm dinini Deccal olarak gören, İslâmiyeti ve Muhammed Ümmeti'ni yeryüzünden silip kazımaya ahd etmiş bulunan zalim, hunhar, vahşi Evangelistler mi tenkit ediliyordu?

İslâm düşmanlarına mı Haricî, Karmatî, Anarşist deniliyordu?..

Hayır ve Heyhat!..

Yazının birinci başlığının birinci satırında şu kelimeler yer almaktaydı:

DİYALOĞUN KARŞISINDA DURAN ÜÇ ZÜMRE...

Evet, Irak'ta kutsal Ramazan ayında, kutsal Kadir Gecesi'nde ve bayramda bile Müslümanlar şehid edilirken, Evangelist Haçlılar din ve iman kardeşlerimizi tavuk gibi boğazlarken Zaman gazetesindeki bu şiddetli yazıda Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü'yü tenkit eden Müslümanlar en ağır şekilde suçlanıyordu.

Haricîler... Deniliyordu onlara. Hazret-i Ali kerremallahu vecheh ve radiyallahu anhu efendimizi şehid eden o zâlim ve bozuk tâifeyle, diyalog diye dinimizi yozlaştırmak isteyenlere karşı çıkanlar bir tutuluyordu.

Karmatîler... Deniliyordu o Müslümanlara. Karmatîler, İslâm tarihinin görüp göreceği en zalim, en sapık, en bozuk tâifedir. Bir ara Mekke'ye saldırmışlar, Kâbe'nin köşesindeki Hacer-i Esved'i yerinden kopartıp götürmüşler, binlerce hacıyı öldürmüşlerdi. (Zaman'cılar, Siyonist ve emperyalist zalimlere uydu ve uşak olmayanlara böyle saldırıyordu.)

Anarşistlere gelince: Onların ana prensibi "Ne Allah, ne devlet..."tir. Yani dinleri, imanları yoktur. (Fetullahçılar, Amerika'nın kucağına oturmayan ve Haçlılar karşı Kur'ani bir tavır takınanları, anarşist görüyorlar)

İslâm düşmanı, Resulullah düşmanı, Kur'ân düşmanı, Müslüman düşmanı Evangelistlerle hoşgörü, diyalog, evrensel kardeşlik yapanlar; onları bu yüzden tenkit eden, uyaran Müslümanlara karşı ne kadar sert, şiddetli, galiz, acımasız, hoşgörüsüz hareket ediyorlar.

Arsız ve azgın, vahşi İslâm düşmanlarına hoşgörü; Ama yanlışlıklarını tenkit ettiği için din ve iman kardeşine düşmanlık...! Böyle bir şey din kardeşliğine yakışır mı?

Kur'ân Müminleri "(Harbî ve saldırgan) Küffara karşı şiddetli, kendi aralarında merhametli..." buyuruyor. Bizim diyalogçular, toleransçılar ise tam tersini yapıyor. Bu ne biçim Müslümanlıktır?

Bendeniz, diyaloğa, Evangelistlerle dostluğa karşı olan bir Ehl-i Sünnet Müslüman'ıyım. Bu konudaki tenkit ve uyarılarım dolayısıyla beni Haricî, Karmatî, Anarşist olarak göstermeye ne hakları var?

Ben, diyalog hareketini tenkit ederken dinî, şer'î, aklî, mantıkî delillere ve gerekçelere dayanıyorum. Kur'ân, Sünnet, Şeriat, İslâm, hikmet böyle bir diyaloğu uygun görmüyor. Ehl-i Sünnet uleması böyle bir şeye fetva, ruhsat, izin, cevaz vermiyor.

Bize Haricî, Karmatî, Anarşist diyenlerin şer'î, mantıkî, hikemî bir tek delilleri ve gerekçeleri bile yok.

Levm edenlerin levmlerinden korkup da doğruyu söylemekten vaz geçeceğimizi sanıyorlarsa aldanıyorlar.[2]

Diyalogcular Chirak kadar bile olamadılar:

19 Kasım 2004 tarihinde İngiltere'ye resmi bir ziyaret yapan Fransa Cumhurbaşkanı Jak Chirak;

  • Daha etkin ve yetkin bir BM kurulmalıdır. Artık tamamen işlevsiz hale gelen BM yeniden yapılandırılmalıdır.
  • ABD'nin Irak'a saldırıları gibi keyfi ve gayri insani davranışlarının önü alınmalıdır.
  • Demokrasi ve insan haklarına sahip çıkılabilir. Ancak zorla ve silahla batılılaşmayı dayatmak yanlıştır ve aksi tesir ve tepki yaratmaktadır.
  • ABD'nin bütün batıyı temsilen böyle davrandığı ve saldırganlaştığı iddia ve imajı da, zararlıdır, yanlıştır ve istismardır anlamında, ABD'yi ve BM'i ağır dille suçlayan ve sorgulayan açıklamalar yaptı.

Doğru ve dürüst tesbit ve tenkitleri yapan kim olursa olsun saygı duyulmalı ve sahip çıkılmalıdır.

Ve tabi bir gavur kadar mertlik ve netlik gösteremeyen sözde Müslümanlarda en azından utanmalıdır...

Jak Chirak'ın mı, yoksa Müslüman ülkelerde Amerika'ya amigoluk yapan kukla imamların ve iktidarların mı daha haysiyetli ve hamiyetli olduklarını ise iz'an ve vicdan ehlinin taktirine bırakmalıdır.

Sonuç: Kur'an mihenk ve merkez olmalıdır

Mesleğimizi, Meşrebimizi, Mezhebimizi, Mürşidimizi ve bunların sözlerini ve eserlerini Kur'an ve Sünnete göre anlamaya çalışmak; hidayeti arttırır.

Ama Kur'ani emir ve gerçekleri, bunlara uydurmaya çalışmak ise, dalalet yoluna saptırır.

70'li yıllarda Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye gelen Celaleddin Karakaş Hocanın "Kur'an her asırda nice mücedditler ve saidler yetiştirmiştir. Ama Risale-i Nur, bir tek Said ve yeni bir müceddid yetiştiremeyecektir." Yani değişen ve gelişen şartların ve ihtiyaçların gereği yeniden Kur'ana ve sünnete dönecek ve Tükenmeyen Hakikat deryasından, kendi sorunlarımıza deva olacak damlaları ve düsturları çıkaracak yeni beyinler ve bilgeler beklenmelidir" manasındaki tespitleri na kadar önemli ve anlamlıdır.

Risale-i Nur'un hizmet ve hikmetinden ve Üstad Bediüzzamanın himmet ve hedefinden uzaklaşanların... Ve Kur'an'dan süzülen hakikatları istismara ve suistimale kalkışanların ne hale düştükleri ortadadır...

Hayali Değil, Hakiki Bir Söyleşi Ve Fetullah Gülen'in Samimiyet Testi

Mesleği; İlahiyatçı

Meşrebi; Nurcu

Partisi; AKP taraftarı, Tayip Erdoğancı olan bir tanıdıkla tartışıyoruz:

Biz: AB'yi bir kurtuluş ümidi ve huzur garantisi olarak görmeniz; hem inancınıza, hem Milli onurumuza aykırı değimli? Çünkü, artık anayasamızı ve kanunlarımızı onlar düzenleyecek ve ordumuza bile Hanslar, charslar  kumanda edecek?..

O: iyi ya, yerli kâfirlerdense, AB'li herifler tercihimdir. Bari onlar ehli kitaptır!.. Bizimkiler ise, Deccal'ın, Süfyan'ın komutanlarıdır!?

Biz: Kur'anın;

"Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine) tabi olmadıkça Yahudi ve Hıristiyanlar, kesinlikle senden (ve ümmeti Muhammet'ten) razı olacak (memnun kalacak) değildir. (Eğer Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki onlar, kendilerinin güdümüne girmiştir) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş yolu, Allahın yoludur. Eğer sana gelen bunca ilimden (ve Kur'ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevalarına uyacak olursan, (artık) senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı..." (Bakara:120)

"Ey iman edenler, (sakın Siyonist ve emperyalistleri) Yahudi ve Hıristiyanları (sığınak ve sahip) edinmeyin. Onlar (sadece) birbirlerinin yakını ve yardımcılarıdır. Sizden her kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da, onlardandır. Kalplerinde hastalık onları: Devranın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz (Müslümanlar zayıf ve dağınık, onlara güvenmiyoruz... Yahudi ve Hıristiyanlar ise güçlü ve üstün.

Bu yüzden onlara yanaşarak kendimizi koruyoruz) diyerek, (zalimlerin tarafına geçip) aralarında çeşitli çabalar yürüttüklerini (ve böylece inancımıza ve insanlığa hizmet ettiklerini söylediklerini) görürsün. (Halbuki onlar, hidayetleri kararmış zalimler ve hainlerdir.) Ama umulur ki Allah, yakında (beklenmedik) bir fetih veya katından bir emir getirecek de, o (marazlı münafıklar) içlerinde gizledikleri (kuşku ve korkaklıktan) dolayı pişman (ve perişan) olacaklardır." (Ali İmran:51-52)  ayetleri, bu anlayışı, AB ve ABD gibi zalim ve hain himayesinde kurtuluş aramayı, yasaklamıyor mu, bu tavrı münafıklık ve manevi maraz saymıyor mu?

O: hayır, o sizin yorumunuz. Biz o ayetleri böyle anlamıyoruz. Üstadın da işaretiyle, ehli kitabın insaflı ve inançlı kesimiyle iyi münasebetler geliştiriyoruz.

Biz: Bu himayesine girmek istediğiniz, Medeniyet ve hürriyet ülkeleri gösterdiğiniz Amerika ve yandaşlarının Irak'taki vahşetleri demi, sizleri dehşete ve durumlarını yeniden düşünüp değerlendirmeye sevk etmiyor... Yeni Haçlı seferlerini başlatan bu zalimleri, hem davul zurna ile davet ettikleri, hem de şu anda bile, her türlü mühimmat ve malzemeyi tırlar dolusu Türkiye'den gönderip onları destekledikleri halde, hala nasıl bu AKP iktidarını savunuyor ve sahip çıkıyorsunuz?

O: AKP'nin ne suçu var... ABD gibi bir süper güce söz geçirebilir mi, karşı koyabilir mi?

Evet, ırak'ta yaşananlara bizde acıyoruz amma, unutmayın, Saddam kalsaydı bizim başımıza bela olacaktı.

Biz: Yani Amerika, Saddam halkına zulmetmesin ve Türkiye'ye saldırmasın diye mi, Irak'ı işgal edip bütün bu cinayet ve rezillikleri işliyor?

O: Allahın her işinde bir hikmet vardır. İç ve dış siyasetle fazla ilgilenmiyoruz. Biz kendi ibadet ve hizmetlerimizle meşgulüz...

Biz: Hani Müslümanlar kardeşti..? Hani onların derdi bizim derdimizdi..! Son Felluce felaketinde 8 bin masum Müslüman bombalarla, zehirli ve kimyasal silahlarla katledilmiş. Bunları AKP'li Meclis İnsan Hakları komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış açıklıyor. Her iki Irak savaşında ölenlerin toplam sayısı 100 bini aşmış. Camiler, hastaneler, okullar, yurtlar, yuvalar yıkılmış. Koca bir Medeniyet yerin dibine batırılmış...

Saddam'ın batırdığı söylenen bir tankerden sızan petrol atıklarına bulaşmış birkaç martının fotoğrafını günlerce TV'lerde gösterip merhamet istismarı yapanlara ne oldu ki, bugün onbinlerce mazlum insanının vahşice katledilmesine seyirci ve suskun kalıyor? Ve zaten aynı vahşetler yıllardır, Bosna'da, Filistin'de yaşanıyor!

O: Filistinliler Osmanlıya hıyanetlerinin bedelini ödüyor. Ve zaten onların birçoğu solcu ve anarşisttir... Hem, canım elimizden ne gelir. Bu edebiyatları bırakın da, birkaç talebe yetiştirin...

Biz: El İnsaf: Kur'an: " Hiç kimse bir başkasının günahını çekmez" (Zümer:7) buyurduğu halde, dedelerinin vebalini Filistinli torunlara yüklemek olur mu? Vatanını ve mukaddesatını, hem de tek silahları olan taşlarla koruyanlar, anarşist sayılır mı? Yoksa Fetullah Güleni de ABD'li Siyonistler, böyle düşündüğü için mi, saklıyor ve sahip çıkıyor?

O: Eğer Amerika, radikal İslam'a karşı ve ılımlı İslam'a ve Fetullah Hoca'ya destek veriyorsa, bu bence her iki taraf için de hayırlı ve yararlı bir tavırdır!...

Biz: Demek, Sn. Recep T. Erdoğan da böyle düşünüyor ki, son İSEDAK toplantısında, Müslüman ülke delegelerine: "İmkânlarımızı paylaşmayı öğrenmeliyiz. Yoksa bu anarşi ve kargaşadan kurtulamayız" diye öğüt veriyor... Yani terörden ve işgalden korunmak için Müslümanların, ülkelerini, madenlerini, petrollerini Batılılarla paylaşmayı, daha doğrusu onlara peşkeşçi olmayı öneriyor.!

O: Hayır, Tayip Bey, akılcı ve barışçı bir yaklaşım sergiliyor. Siz ise, bu kafayla ne hale düştüğünüzü hala anlamıyorsunuz...

Fetullah Gülenin Samimiyet Testi:

Fetullah Türkiye'ye dönüp dönmemesi konusunda çok farklı kanaatler ve kararsızlıklar yaşandığı ve son günlerde Gülen'in Vatanına dönmesi olasılığının ağırlık kazandığı yazılıp konuşulmaktadır.

Bizce, asıl düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken; Fetullah Hoca'nın ne zaman, nereye geleceği değil, niçin geleceği ve nerede duracağıdır...

Dengeleri etkileme potansiyeli bakımından önemsenecek bir konumda olan Fetullah Gülen acaba Milli cephede mi, Yoksa Kirli ve Türkiye'ye Kinli Cephede mi yer alacaktır? Sorusu tartışılmalıdır.

Sesar'ın bu soruya yanıt arayan şu tespiti oldukça önemli ve anlamlıdır:

Önemli olan Fettullah Hoca'nın Türkiye'ye gelmesi değil, Türkiye'de ne tür bir rol oynayacağı ve hangi sahnede konuşlanacağıdır.

Vatikan ve İslam'ı Sulandırma Çabalarına Tarihsel Bakış

Kurumsal evhamlarımız kimseyi bağlamaz, fakat biz Fettullah Hoca ve cemaati ile ilgili şu yorumu yapmayı daha isabetli buluyoruz.

Fettullah Gülen'in şahsı ile, kendisiyle özdeşleşen yapı arasındaki makasın gün geçtikçe açıldığını gözlemliyoruz.

Fettullah Gülen'in kendi hareketi içinde gittikçe fikri bir mankene dönüştürüldüğünü ve vezirler konseyinin kralın görselliği arkasından kontrolü ele geçirdiğini düşünüyoruz. Böyle bir tabloda; Fettullah Gülen'in milli olmasından çok; vezirler kurulunu bertaraf ederek, sembolik bir kral olmaktan öteye geçmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yüzyıllar önce; Vatikan'ın, Anadolu coğrafyası üzerinde İslam'ı manipule etmek için Roma'nın dışında özel bir okulda yetiştirdiği MÜSLÜMAN öğrenciler arasında seçip Anadolu'ya yolladığı üç "şeyhülislam" kimdir ve bu üç ismin yarattığı ekolün geldiği nokta ile Fettullah Gülen arasındaki ilişki nedir?

Bu sorunun cevabı; çok özel arşivlerde duran çok özel belgelerde olduğundan, sorumuzun amacı bir cevap yaratmaktan çok; insanlarımızı İslam'la, İslamcı ve İslami Lider arasındaki ilişkiyi sorgulamaya itmektir.

Tarikat-Cemaatler Topluma Takılan Havalı Direksiyonlar Gibidir!

Bu tespitimizi derinleştirmeden önce bir benzetme ile görselleştirmeye çalışalım.

Tarikatlar ve cemaatler istihbarat örgütlerinin topluma taktıkları havalı direksiyonlar gibidirler. Normalde çok zorlanarak çevirecekleri toplumsal eğilimi; bir tarikat - cemaat liderinin önderliğinde çok daha rahat manipule edebilirler. Bu nedenle İslam'i bir hareketin bütün üyelerini tek tek değiştirmektense, sadece liderlerini ele geçirmek daha kolay ve daha etkilidir.

Ne yazık ki; Türk Devleti'nin ataleti, beceriksizliği ve vizyon eksikliği nedeni ile; yabancı istihbarat örgütleri Türk toplumuna havalı direksiyonları taktıkları gibi; toplumu bu direksiyonlar aracılığı ile istedikleri gibi de yönlendirmektedirler.

Bu noktada; İslam'i liderin; İslamcılar üzerinden İslam'ı manipule etmek için bir araça ve platforma dönüşmemesi için çok dikkatli olması gerekmektedir.

Kendilerini "Fettullahçı" olarak tanımlayan dostlarımızı üzmek istemeyiz. Fettullah Gülen gibi bu kadar geniş bir etki alanına sahip bir ismin milli olmasını ise herkesten çok arzu ederiz.

Fettullah Gülen'in bu noktaya taşınmasında İslam ve Millet adına sıralayabileceğimiz onlarca çelişkisini bir yana koyduğumuzu varsaysak bile, burada bizim iyiniyetli ve önyargısız yaklaşımlarımızdan öte, Fettullah Gülen'in kendisinin atacağı adımlar olduğunu düşünmekteyiz:

Eğer Fettullah Gülen sevenlerinin topluma telkin etmeye çalıştığı gibi "milli" ise ve en önemlisi kendi ismini taşıyan yapı bünyesinde fikri bir manken değil de hala kontrolü elinde tutan bir "kral" ise ülkesinin geleceği için:

a-Zaman gazetesini; İsrail'in yumuşak propaganda aracı olmaktan çıkarıp, devasa İsrail savaş aygıtı karşısında Filistinlilerin, ellerindeki tek silah olan "sapan taşlarını", İsrail'in tezi doğrultusunda "terörist" imgesi ile özdeşleştirmekten vazgeçer

Hatta, yıllardır evleri başlarına yıkılan, meyve ağaçları ve ekinleri yakılan, sefalet kamplarına bomba yağdırılan, gözleri önünde anası-bacısı karakollara taşınan, mektep ve mahalle arkadaşları kurşunlanan, babası, amcası, dayısı zindanlara tıkılan...

Velhasıl sürekli vurulup doğranan, ezilip horlanan ve kahrolup kavrulan Filistinli gençlerin, bu birikmiş nefret psikolojileriyle ve sahipsizliğin verdiği çaresizlikle intihar saldırılarına kalkışmalarını bile, -dinen ve vicdanen tasvip edilmese de- aslında hangi mazeret ve mecburiyetler sonucu yapıldığı gerçeğine, hukuk literatüründeki "mecbur edici ve hafifletici sebepler" çerçevesinde insaflı ve tutarlı izahlar getirir.

b-Çeşitli kurumlar bünyesinde gerçekleştirdiği kadrolaşmaları "niceliksel" değil "niteliksel" bir boyuta taşır ve kendisine inanan insanların gözünde "Fettullahçılığı" her şeyi gölgeleyen bir üst değer haline getirmekten ya da gelmesinden imtina eder. Ayrıca bağlarının eğitim düzeyini arttıracak çalışmaları gerçekleştirir. (Dikkat ederseniz; huylu huyundan vazgeçmeyeceği için, kadrolaşmayı durdursun demiyoruz)

c-Zamanında Mehmed Ali Birand'a verdiği röportajda söylediği; "ABD'nin izni olmadan hiç bir şey yapamazsınız" cümlesi ile açığa vurduğu zihniyetinden sıyrıldığının bir göstergesi olarak ABD'ye rağmen bir dinamiğe imza atar ve ABD'nin ilgilendiği coğrafyalarda normalde ABD'nin izin vermeyeceği bir dinamiği organize eder.

d-Güvenlik ve istihbarat kadroları bünyesindeki kendisine güvenen ve lider belleyen ekiplerin; sürekli yabancı istihbarat ve güvenlik kadroları tarafından eğitimler, v.s. yolu ile endoktrine edilmesini engeller ve kendisine inananları; "CIA ile olmadan olmaz, MOSSAD ile olmadan olmaz" kısır döngüsünden kurtarıp özgüvenlerini kazanmalarına yardımcı olur.

e-"Dinler Arası Diyalog" ismi ile sürdürülen ve İslam'ı Yahudileştirip, Hristiyanlaştırırken; bu dinlerin İslam'a karşı hareket alanını genişleten ve İslam'ı Hristiyanlaştırıp, Yahudileştirirken, karşısındaki hiç bir şekilde İslamlaştıramayan süreci; özeleştirel bir karşı duruşla yeniden şekillendirir...

  • Vatikan'ın Hristiyanlığa hizmet etmek için başlattığını resmi metinlerle itiraf ettiği "Dinler Arası Diyalog" konseptine çok köklü bir eleştiri getirmesi ve bu yönde Vatikan'a 1992 yılında yazdığı övgü dolu, neredeyse "hizmetinizdeyim" mesajı içeren mektubu ile hata yaptığını açıkgönüllükle kabul etmesi iyi bir başlangıç olabilir. Ve son olarak:

Müridleri (talebeleri-takipçileri) kendisinin niyetinin o olmadığını söyleseler de; gören ve bilen herkese, "ABD himayesinde yaşıyor" dedirten yaşamanı bir an önce terk ederek; ülkesine döner ve bunu "Fransa'ya inip, orada Vatikan bağlantılı bir kaç konsey toplantısına katıldıktan sonra gövde gösterisi ile sınırdan girecek " senaryolarını haklı çıkaracak şekilde değil; herhangi bir vatandaş gibi mütevazılığına yakışan bir çerçevede yapar; sonuçları ne olursa olsun.! (Bunları başarırsa kendisinin iyi niyette ve milli cephede olduğuna kanaat getirir ve destekleriz.)

Ama, Amerika'nın, hem de en tehlikeli ve en şaibeli Lobilerinin himayesinden uzaklaşmayıp Yahudileri değil, İsrail'in Siyonist ve terörist yöntemini hedef alıp: "Bunların, BM kararlarına ve Temel İnsan Haklarına aykırı işgal ve vahşetlerini kınıyoruz" gibi değil, şuurlu ve onurlu bir Müslüman kanaat önderinin, hatta insani duygular taşıyan herhangi bir kafirin bile rahatlıkla dile getirdiği bir demeçten bile sakınan, Fetullah Gülen'e güvenilmesini nasıl bekleriz.

Sizce Fettullah Hoca bunları yapar veya yapmak ister mi? Bilemeyiz.

Tek bildiğimiz; Recep Tayyip Erdoğan'ın karizmasını kiralayarak kendilerini iktidara taşıyan "batıcı ve teslimiyetçi (İslamcı demeye İslam'ı bildiğimizden dilimiz varmadı)" kadroların karşısında Fettullah Gülen dinamiği dengeleri bozucu bir etken olabilir.

Fettullah Gülen'in bu dinamiği; kimin adına kullanacağı ve hangi yönde kurgulayacağı, bu dinamiği dış güçlerin mi, milli güçlerin mi emrine sunacağı sorusu; geçmişini ya temizleyecek veya pekiştirecektir.

Bu yolda düşülmemesi gereken tuzak; Türkiye'deki çeşitli odakları birbirine düşürme konusunda yüzyıllık tecrübeye sahip küresel odaklar karşısında; yerli dinamiklerin birbirlerine karşı; dış güçlere "size en iyi ben hizmet ederim" yarışına girmemeleridir.

Tercih Fettullah Gülen'indir. Böyle bir yazı aracılığı ile etkili olabileceğimizi düşünmek ise bizim saflığımıza verilmelidir.[3]



[1] Tercüman / 17 11 2004

[2] Milli Gazete / 11.11.2004 / M. Şevket Eygi

[3] Sesar / 08 11 2004


Bu yazarin diger makaleleri

ERBAKAN'IN GÜCÜ VE METAFİZİK'İN MATEMATİK'E ÜSTÜNLÜĞÜ
  SP Kongresi şeytanları çatlatan ve ağızları uçuklatan muhteşem bir...
Devami
VAR MISINIZ, MASON LOCALARINA MAHKEME AÇMAYA?!
Ey İstismarcı İslamcılarla, İnkarcı Ulusalcılar Horoz dövüşünü Bırakın  VAR MISINIZ,...
Devami
"JEOPOLİTİK" DERGİSİNE SİTEMİMİZ!
  Jeopolitik dergisini, önemseyerek ve sevinerek takip ediyoruz. Çünkü ihtiyaç...
Devami
THE CROSS-BORDER OPERATION SHOCKED THE WORLD
(Additional note: This article was immediately written upon the news...
Devami
YENİ ANAYASA HAZIRLAYANLARIN KAFA YAPISI VE AB BAĞLANTISI
Milli düşünceli, basiret ve cesaret ehli aydınımız Yılmaz Dikbaş'ın tanımıyla,...
Devami
BAŞKANLIK SİSTEMİ
  Mevcut sistem bütün kurum ve kurallarıyla birlikte tıkanmış ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3989

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR