ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4708
mod_vvisit_counterDün14063
mod_vvisit_counterBu Hafta30766
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay144828
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17068968

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 21 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12285617

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ŞAŞKINLIĞIN ŞAHİKASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

15 Aralık 2004 Elaziz Gazetesine göre:

Zalimlere Lanet Mitingi münasebetiyle, Erbakan Hoca Elazığ'a;

-Mazlum ve mağdur Irak halkına duacı ve destekçi olmak için değil,

-Aziz Milletimizin ve Milli Görüşçülerin bu zulümlere karşı tepkisine tercümanlık için değil,

-İl, ilçe, hanım komisyonları, gençlik kuruluşları gibi, yıllardır sadakatle çalışıp çırpınan dava erlerini sevindirip onurlandırmak için değil... Bunlar bahane...

Ya...

"Elazizcileri  şereflendirmek için..." gelecekmiş...!

Hatta aslında o çok seçkin ve yetkin zeki kişi "Hoca sadece benim için bütün bu zahmetlere giriyor" diyecek ama bu çok sırıtacağı için beş on kişiyi de, yüksek bir tevazu ile kendisine katıp Elazizciler demiş...

Çünkü bu " Elazizciler" var ya;

Akıncılarda çalışmışlar

MSP seminerlerine katılmışlar,

1978 kongresinde Hoca'ya taraf çıkmışlar hatta, Korkut Özal'ın adamlarını çil yavrusu gibi dağıtmışlar...

12 Eylül mahkemelerine katılmışlar! Ve bu yüzden her türlü ganimet ve fazileti, hak kazanmışlardır!..

İşte şeytanın mantığı budur. Bazı hizmet ve meziyetlerini gerekçe gösterip, bütün nimet ve faziletlere kendilerinin layık ve müstahak bulunduğunu ve dolaylı olarak, Allah'ın da buna mecbur olduğunu ima ve iddia etmek cesareti...

İşte şeytani cesaret budur...

"Cahil cesur olur" sözünün kaynağı da budur...

Bu zeki kafaya göre; Kendisinin ve biraz da bendelerinin, öylesine yüksek değerleri ve erişilmez dereceleri varmış ki, Hoca bunların hatırına bütün Konya'yı (hatta bütün dünyayı) terk edip, Elazığ'a teveccüh etmiş!...

Ve bu ham hayalleri (Pardon vahiyleri) doğrultusunda, yamukluk yapan birkaç kişinin yüzünden, Milli Görüşçüleri dahil, bütün Konyalılara hakaretlere ve haksız tecavüzlere girişmiş!...

Hatta Konyalılar Mekkeli  "Muhacir",  Elazizciler ise Medineli  "Ensar"  yerindeymiş...

Öyle ise hatırlatalım ve uykularını kaçıralım: Efendimiz,kendilerinden sonra devleti ve hilafeti, Ensara değil muhacirlere bıraktı...!?

İnsan şunları diyebilir: Hocamız Elazığ'a teşrif ve teveccüh ederlerse, bu, büyük bir şans ve fırsattır... "Bizim de bazı gayretlerimizle bu teveccüh ve teşrifte bir payımız olduğuna sevinir ve şükrederiz."

Ama hayır, sadece kendilerinin aşkına ve hatırına gelinecekmiş...!

Ya hu, farzımuhal, velev böyle dahi olsa; bu iltifata  mazhar olanların bunu gizlemesi, asla şımarıklık ve taşkınlık göstermemesi gerekmez mi ?!...

Ve işte sonunda Hoca Elazığ mitingine gelmedi... Böylece Elazizcileri zan ve hayal üzerine kurguladıkları yalan kuleleri yıkılıverdi...!

"Sırf Elazizci Ensarı Kiramın hatırı ve hürmeti için, İstanbul dışında başka yere gitmediği halde, Elazığ'a özel bir tercih ve teveccühle teşrif edeceği ve bunun Elazizcilerin çok yüksek kadru kıymetini göstereceği" kehaneti boş çıktı...

Keşke bundan bir ders alsalar... En zekileri saplantılarından, diğerleri saflıklarından kurtulsalar...

Keşke bunun bir ilahi ikaz olduğunu anlayıp gafletten uyansalar ve bu şımarıklık ve aşırılıklarından artık utansalar...

Ve keşke kabiliyet ve gayretlerini, nefsi heves ve  hedeflerden uzak, edepli ve itidalli biçimde kullansalar...

Çünkü madem, Allah'ın vadi haktır ve madem takdir edilenden başkası olmayacaktır... Öyle ise bütün hayal, hile ve haşarılıklar boşunadır... Keşke anlasalar!...

Evet; İnsi ve cinni şeytanların huyu ve hilesi böyledir.

-Kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hayal üretmek... Bazı Kur'ani gerçekleri de, bu safsatalarına ambalaj yapıp öyle satmak...

-Kendi yalanlarını, planlarını ve iftira yılanlarını, hizmet ve hikmet kılıfıyla sarmalayıp sunmak, onların marifet sandıkları, melanetleridir.

Siz bir de bunları, "Kendi putlarını kendi yapar" cinsinden; hayal kurup, kapıldıkları ve tapındıkları Genel Başkanlık mertebesi ve şimdiden birbirine ikramda bulundukları bakanlık ve yüksek bürokrasi ganimetleri verilmediği, yani hayal saraylarının çökertildiği gün göreceksiniz!...

 

ELAZİZCİLERİ YILLAR ÖNCE, NİYE TERK ETTİK?

Azrail'i iblis yapan, meleklerin hocasını şeytan çukuruna atan şu iki manevi mikroptur.

1-Allah'tan sonra kendisini, en yetkili ve en becerikli görmek ve "asla vazgeçilmez birisi" olduğu havasına girmek...

2-Bu gurur ve enaniyetleri yüzünden kendisine rakip gördüklerine haset ve hıyanet etmek...

Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların;

-Su izan bunların vahyi

-Yalan ve iftira bunların silahı

-Kulis ve kumpas bunların ahlakı

-Olayları çarpıtmak ve saptırmak bunların göz açıklığıdır.

Hâlbuki islam'da 5 şey yalandır, haramdır, iftiradır ve yalancı şahitlik sayılır:

1-Görmediğine gördüm demek ve olmayanı olmuş gibi göstermek

2-Gördüğüne, uydurma ilaveler eklemek ve değiştirmek

3-Gördüğünü ve bildiğini eksik aktarıp, kasıtlı yönlendirmek

4-Gördüğünü ve bildiğini inkar etmek

5-Gördüklerine kendi yorumlarını da katarak dile getirmek

Bazı dostlar zaman zaman merak edip sordukları için ve yine onlar da 15 Aralık 2004 tarihli gazetelerinde "Muhtemelen bizden ayrılış kararını Şevket Kazana söylemiş olmalıydı..."  "Sanırım Elazizin görüşlerini dillendirdiği için" gibi hep "sanılar ve ihtimaller" üzerine kurguladığı ve  "ayrılış sebebi aynen şöyle idi" diye gerçekleri çarpıtmaya çalıştıkları için, Elaziz ekibinden niye ayrıldığımızı tekrar yazmak zorunda kaldık. Şimdi yazacağımız şeyleri gidip danışmanız gereken Zat'a da aynen aktardık ve "Artık onlarla görünme" talimatı üzerine gelip alakamızı kopardık ve böyle olduğunu etrafındakilere de anlattık.

Biz bu ekibin başıyla, uzun yıllar can ciğer kardeş gibiydik ve herkesçe de öyle bilinirdik. Davamızın ve şahsi manevisi olan Zat'ın bazı üstün özelliklerini fark etmemize sebep olduğu için de; herkesin dalga geçtiği bir dönemde bile, kendisini sahiplendik ve nefsimize tercih ve takdim ettik.

Ama bu iyi niyet ve teslimiyetimizi istismar ve su istimal ettiğini, çok defa sezmiş olmamıza rağmen hep, hüsnü zanla geçiştirdik.

Vakta ki, Eski Belediye Başkanımızla ilgili, yerel Günışığı Gazetesinde yayınlatmak istediği yazıyı görünceye kadar...

a- Önce hiç ayrımız gayrımız ve biri birimizden gizlimiz saklımız olmadığı sanılırken ve herkes o yazıları benim gönderdiğimi zannederken, Kendisinin de itiraf ettiği gibi, tam 6 ay her hafta bir yazı Günışığına göndermişler ve bununla ilgili ne kendisi, ne de Mahmut Nacar ve çevresi bana hiçbir şey bildirmemişler... Oysa o güne kadar bu ekibin maddi ve manevi bütün sorumluluğu bizim üzerimizde bulunuyordu.

b- Bir seyahat dönüşü büroya uğradığımda Belediye Başkanı ile ilgili yazıyı masanın gözünde tesadüfen gördüm.15 aralık nüshalarında iddia ve iftira ettikleri gibi, o yazıyı biraz da düzeltip Günışığına ben göndermedim. Yazının çoktan fakslanıp gönderildiğini, hatta belki de baskıya girdiğini onlar söylediler. Biz Mahmut Nacar'a ve orada bulunanlara:

-Bu ve benzeri yazılar, kendi ifadenizle 6 aydır her hafta gönderildiği ve okuyanlar da bizden bildiği halde, siz niye benden gizliyorsunuz? Bizden habersiz ne işler çeviriyorsunuz? Dediğimizde sapsarı kesilmişler ve hiç ses etmemişlerdi...

Ancak hemen Günışığı gazetesini aratıp "sakın baskıya vermeyin, girmişseniz bile şu şu kısımları şu şekilde mutlaka değiştirin ve düzeltin diye telefon ettirdik...   Çünkü Belediye Başkanımızla ilgili çok çiğ ve çirkin ifadeler vardı... Zaten, gazete yetkilileri de, bu yazıyı hiç girmeyip Başkana göndermişler...

Bunun üzerine Sivrice'ye telefon açıp "Bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl insanlık...Biz bir muhabbet ve hizmet ekibi iken, 6 aydır bizden habersiz yerel gazetelere  yazı gönderiyorsunuz, bürodaki gençleri de tembihleyip bizden gizliyorsunuz?!.. Ve hele Belediye Başkanı için yazdığın ve tesadüfen rastladığım  o yazıyı nasıl yazarsın?.. Bu işleri hakaret etmeden, delilsiz iddialara yönelmeden yapamaz mısın? Allah'tan ki, fark ettik ve çok yerlerini düzelttik. İnşallah gönderdiğin şekliyle yayınlamazlar" deyince, bir özür dileyeceğine üstelik,

"Bıktık senin bu düzeltmelerinden... Şimdi yazıyı kuşa çevirmişsindir" diye çıkıştı...

Bir gün sonra Belediye Başkanı ve iki ağabeyi bize geldiler ve Günışığı gazetesinin yayınlamayıp Başkana gönderdiği yazıyı bana gösterdiler ve herkesin bizim gönderdiğimizi sandığını söylediler. Onlara, Elazizcinin yine yalan söylediği gibi "Ben yazmadım ama altına imzamı atabilirim" değil, "Ben yazmadım, ama bu kadar alınmaya ve üzerinde durmaya değecek bir şey yok..." dedim. Ve kimlerin yazdığını ve faksladığını bildiğim halde ortalık karışmasın, kimsenin başı ağrımasın diye de, ısrar etmelerine rağmen bildirmedim.

Bu hadiseden sonra ne telefonla ne de yüz yüze görüşmediğimizi söylemesi de açık bir yalandır. Çünkü o akşam Belediye Başkanı ve kardeşleri Sivrice'ye gidip sıkıştırınca ve Ahmet Hoca'nın yanından geliyoruz açıklamasını yapınca, mecburen kabulleniyor ve kendisini savunmaya çalışıyor...

İşte o günün sabahı bu kişi Zırhlıoğlu pasajındaki kırtasiye dükkânına geldi... Mahmut Nacar ve diğer arkadaşların huzurunda bana "ne olurdu sanki o yazıyı üstlenseydin... O adamları başıma bela etmeseydin, Enişten ve kardeşine hakaret edildiğini haber alınca, gece bastırmasına rağmen ta Sivrice'ye gelerek, karakolun önünde bir sürü insana saldırıp  göz dağı verdin de, bu yazının sorumluluğunu üzerine almaktan niye çekindin!?.. Diye sızlandı... Biz kendisine:

1-Önce samimiyetimize ve teslimiyetimize hıyanet edip bizden gizli, hemde bizden bilinecek şekilde yazı yazmak alçaklığını göstermeseydin.

2-Küfür etmeden, iftira atmadan adam gibi yazı yazmasını öğrenseydin bu dostluk devam ederdi...

Aylardır yaptığımız ikazları dinlemedin... Sana açtığımız bütün kredileri tükettin... Bundan sonra:

a-Kendi yazılarına kendi imzanı atarsan ve yıllardır sadece bize yüklenen sorumluluğu paylaşırsan,

b-Bazı gerçekleri de, edepli, dikkatli ve belgeli olarak yazmaya yanaşırsan; bu birliktelik devam eder. Yoksa yollarımız ayrılır dedim.

Bunun üzerine "tamam, artık biz başka evde toplanıyoruz. Bu akşam büroya da gelmiyoruz... Çünkü radyoyu ve büroyu sen bu hale getirdin... Zahmetini külfetini sen çektin. Orası senini hakkındır" karşılığını verip gittiler.

Ardından dönemin il Başkanına ve MGV Başkanına da "gelin bu radyoya sahip çıkın. Çünkü bu bizim şahsi malımız değil, hizmet amacıyla ve dava arkadaşlarımızın mütevazi katkısıyla hazırlandı" diye teklif etmemize rağmen, maalesef üzerinde durulmadı. Sonradan sahip çıkmak istedilerse de bu sefer Elazizciler yanaşmayıp üstüne yattılar.

Radyoyu teşkilata devretmemek için eski il başkanı Bekir Kılıç ile görüşürlerken "bize 80 bin mark'tan bahsedildi." İddiasını gidip kendisine sordum: "Bekir bey bunlar doğrumu, kimden böyle bir haber aldın?" deyince, "ben radyoyu bu ekipten kurtarmak için öyle çok abartılı bir rakam söyledim. Yoksa kimse bana böyle bir haber vermedi. Sadece Fransa'da çalışan ve şu anda Kovancılarda oturan Hacı abeyimiz aynen sizin söylediğiniz gibi birkaç yüz mark yardımdan bahsetti." Diyerek özür diledi. Avukat Bekir Kılıç sağdır ve Elazığ'dadır.

İftira atmayı meslek, kişileri töhmet altında tutacak iddialar üretmeyi mezhep edinen ve kendisini zeki başkalarını ahmakın teki zanneden bu yalanla yalama olmuş kişi; radyoyu teşkilata devretmediklerinden El-aziz ekibiyle hiçbir alakamız kalmasın diye kendi hissemizi de terk ettiğimizi yine kendi kafasına göre yorumlamakta ve yamuklaştırmaktadır.

Şimdi kalkmış birisinin, güya taktik icabı attığı bir yalanı ve iftirayı, sanki gerçekmiş havasıyla yaymayı ve hakkımızda suizan oluşturmayı mübah... Ama kendi kafadarlarının hem de dava adamımızdan şantajla para koparmaya çalışmak bayağılığını hatırlatıp, tuzağına takılmış safları uyarmamızı günah saymaktadır.

Radyo ile ilgili şirketin üzerine yattınız mı? Evet... Bana ilk etapta vermeye razı olurken hiç masrafınız yoktuda, teşkilata devri söz konusu olunca mı hatırladınız? Zavallı, bir sürü edebiyatla sıyrılacağını sanmaktadır.

En yakın adamınızın ve tabi şahsınızın ruhi ve ahlaki ayarını ortaya koyan o rezalet yapıldı mı? Evet. Şimdim hiç utanıp arlanmadan" Yok anarşi şartlarıymış... Yok o adam başka partiye bağış yapmışmış !" gibi gülünç gerekçelerle bu tavrı savunmaktadır.

Ve hele hiç haberi olmadığını söylediği ve 20 sene bizden gizleyip bahsetmediği bu olayın " Niçin ve nasıl yapıldığını ve mahkeme safhasını" ne güzel anlatmaktadır... Zaten bizim amacımız da, işte bu tavrımızı ve tabiatınızı kusturmaktır.

"Sen yat biz bakarız" diyen de, Siz değil adamınızdır.

Onun da, sizin de, uzun yıllar güvenimizi istismar ederek ve bizden özenle gizleyerek, hangi kurgular ve komplolarla uğraştığınız ortaya çıkmıştır.

Sizin bu çıbanlarınızın Allah tarafından elbette deşileceğini bilip sizden uzak dururken, Atatürk ile ilgili kitabımızı bahane ederek sinsi sırtlan gibi sataşmasaydınız çirkefinize çomak sokmak zorunda kalmazdık.

İddialarının ne denli tutarsız ve dayanaksız olduğu, Erbakan Hocanın miting için Elazığ'a ve de kendilerini şereflendirmek için geleceği ile ilgili yazılarından anlaşılır.

Hatta ayrılamadan bir müddet önce kendisinin de yaydığı bu tür dedikodular için milli gazetedeki yazılarımda:

"Avrupa'da, her hangi bir hizmete harcanmak üzere 20 yıl boyunca tamamının toplamı 10.000 Mark'ı geçmeyen ve hepsinin makbuzları gönderilen yardımlar dışında Ahmet Akgül'e para veren varsa lütfen milli gazeteye telefon etsinler." Şeklinde bir duyuru yapmama da, "gereksiz şüphelere sebep olur." Diye bizzat kendisi karşı çıkmıştır.

Hamd olsun alnımız açıktır. Bu çağrım bugün içinde geçerlidir.

Daha önce, şimdi havarisi kesilen Mahmut Nacar ve ekibini "Bunlar Milli Gazetenin parasını çalıyor. Milli görüşün en yetkili adamı konumundasın, bu olaya el koy" şeklinde iftiralar atarak Belediye Başkanına mektup yazdığı için, kendisine büroda ve o gençlerin huzurunda:

"Hiç Allah'tan korkmuyor musun? Bu Gençler gece gündüz çırpınıp Milli Gazeteyi şu noktaya taşımışlarken, bir de tutup bu iftirayı atıyorsun!" dediğimizde "Evet bunlar para çalıyor. Hırsızlığı da senden öğreniyor" cevabını vermişti. Biz de "yıllardır bir hırsızın haram yemeğini nasıl yiyorsun, niye mani olmuyorsun ve nasıl hala dostluk yapıyorsun?" deyince defolup gitmişti... O zaman yüzlerine karşı hırsız çıkarttığı ve iftira attığı gençlerle birlikte, şimdi gazete çıkarıyorlar ve Allah rızası için birlikte cihad ediyorlar!?

Biz bütün bunları gördükten ve açıkça hıyanetlerini belgeledikten sonra;

Hemen ertesi gün kalkıp, danışmamız gereken Zat'a giderek bunları aynen arz ettik. "Artık onlarla görünme" talimatını alınca da gelip alakayı kestik.

Bu ayrılışın Ş.Kazan'la ve bana yasak koymasıyla hiçbir ilgisi olmadığı halde "birilerinin baskısına ve yasak koymasına dayanamayıp, dostlarını terk etti" havasını vermeye çalışıyor.

08 Aralık 2004 tarihli nüshalarında  "1974 Kıbrıs Barış Harekâtından bu yana Türkiye'nin dış politikasında bir tek stratejik hata yapılmamış ve özü itibariyle, gerçek anlamda hiçbir geri adım atılmamıştır"

Diyerek, her hayırlı girişiminden sonra hemen geri vitese takmaktan, bırakın ileriyi görmeyi, önüne bakmaya bile artık fırsat bulamayan Recep T. Erdoğan'ı ve AKP iktidarını dolaylı ve örtülü biçimde övmeye çalışan... AKP'nin ve öncekilerin Kıbrıs, K.Irak, AB ve IMF hıyanetlerine, stratejik kılıf uyduran ve bütün bunların "Erbakan tarafından planlandığını, AKP'nin sadece icraata koyduğunu ima ederek, yapılan yanlışlık ve şeytanlıkların faturasının Hoca'ya yüklemek gibi bir "fasarya" yı ciddi bir faraziye olarak ortaya koyanların...

-Halbuki Milli Cephenin: Dış güçlerin ve hain işbirlikçilerin, şeytani girişimlerini, üstün bir siyaset ve strateji ile sonuç olarak lehimize çevirmesi ayrıdır. Ama akıl ve vicdan ehlinin nefret ettiği ve husumet beslediği bütün bu melanetlere keramet kılıfı geçirmek ise farklıdır.

Bizi karalamak için her türlü iftirayı atarken, AKP'yi aklamak için nice hikmetler ve gizli hedefler uyduranların "Biz Erbakan Hoca'nın özel bir talimatı ve gizli bir planıyla böyle hareket ediyoruz" iddiasındaki AKP'lileri haklı çıkaracak yazı ve yaklaşımlarıyla "Erbakan'ın 40 yılda yapamadığını Tayyip 40 ayda başardı" iddialarına kuvvet katacak ima ve imajlarıyla, hak ile batılı, sadıkla sahtekârı bilerek birbirine karıştıranların...

Öyle yüksek karakterli ve kahraman tiyniyetli kimselerin değil, sıradan askerlerin bile, bütün mesuliyet ve zahmetleri kendi üzerlerine alıp komutanını rahatlatmaları ve külfete sokmamaları icap ederken... Her türlü iddia ve saldırılarını "Hoca böyle ima ettiği... Şöyle demek istediği için biz böyle yapıyoruz" diyerek kendilerine yönelecek hareket ve hakaretlere karşı Liderini siper edinip sıkıntıya sokan ve ikide bir ona bağlılık istismarına sığınanların; "Bizim Atatürk" kitabımızı bahane ederek, okuyup anlama, varsa yanlış ve noksanlıklarını insan gibi hatırlatma zahmetine girmeden başlattıkları bu seviyesiz saldırılarına mecburen cevap vermek zorunda kaldığımız için okurlarımızdan özür diliyor ve bunların sataşmaları ve sırnaşmaları bitmezse artık, bu ekibin niyetini ve mahiyetini, canlı şahitlerin yeminli ifadeleriyle ve delilleriyle ortaya koyacak... Elaziz denen gazetelerinde, aynı kişiler ve girişimlerle ilgili, nasıl birbirine tamamen zıt ve karşıt görüşleri mutlak gerçek diye yazdıklarını, bir sayısında kahraman dediklerini, öteki sayılarında nasıl şeytan saydıklarını hatırlatacak bir kitap yazmamız gerekecek...


Bu yazarin diger makaleleri

SEÇİMLER VE ACI GERÇEKLER
  Oy vermek, yönetime katılmak demektir. Oy kullanmak, hem bir...
Devami
ERBAKAN'IN GÜCÜ VE METAFİZİK'İN MATEMATİK'E ÜSTÜNLÜĞÜ
  SP Kongresi şeytanları çatlatan ve ağızları uçuklatan muhteşem bir...
Devami
ALTIN SÖZLER
  "Akıl, bir işin sonunu düşünmektir". Yani kârını, zararını çok...
Devami
FUR OF THE ONE WHOSE ALLY IS AMERICA GOES UP FOR AUCTION!
  In a new in Zaman which is a partisan...
Devami
SELAM; SADIK DOSTLARA! SELAM; HİDAYETE TABİ OLANLARA!
  Ey, Dünya ve Ahiret kardeşlerim!.. Asla hatırımızdan çıkarmayalım ki; Şeytanların...
Devami
“PARANIN DİNİ OLMAZ” DİYENLER; “HARAMZADE”DİR!
Haram ve zıkkımdır, içine tüküreyimDini imanı olmayan paranın da!...Çirkefleşmiş, neresini...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5273

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR