Reklam
Reklam
Reklam

KUVAYI MİLLİYE DERNEKLERİ VE TEDİRGİN ETTİKLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Kuvayı Milliye Dernekleri:

"Vatan elden kayıyor ve geleceğimiz karartılıyor" kaygısındaki duyarlı bir kitle aslında yıllardır internette, gazete ve dergilerde yayın yapıyor. Art arda açılan internet sitelerinde ulusalcı/milliyetçi söyleme sahip yazarların ve araştırmacıların yazılarına yer veriliyor, tartışma forumlarında ülke meselelerine yönelik derin tartışmalar yaşanıyor. Kuvva-i Milliye'nin tarihçesi ve hedefleri dile getirilirken, Kurtuluş Savaşı'ndaki ruhun yeniden harekete geçmesi için şiirler, destanlar yazılıyor, haberler ve fotoğraflar yayımlanıyor. PKK terörünün azaltılması, Türkiye'nin AB sürecinde yaşadıkları, hükümetin tutarsız politikaları ele alınarak eleştiriliyor.

 

Ülkenin Yahudi sermayesine satıldığını, PKK'nın siyasallaştırıldığını, IMF'nin Türkiye'yi sömürüp sağdığını dile getirip özellikle milliyetçi ve Atatürkçü tabandan destek bulmaya çalışan dernekler şimdi yoğun bir faaliyet içinde bulunuyor. Bunlar arasında hızlı büyümesiyle en dikkat çekeni Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği (VKGB). Derneğin genel başkanı Taner Ünal: "İnönü'nün Atatürk'ten sonra karşı devrim gerçekleştirerek Türkleri yönetimden uzaklaştırdığını, IMF'nin Türk ekonomisini teslim aldığını, Yahudilerin gizli anlaşmalarla Anadolu'dan toprak satın aldığını, PKK'nın siyasallaştırılıp Türkiye'nin parçalanmaya hazırlandığını" iddia ederek örgütleniyor. Birkaç ayda 40 ilde 105 ayrı şube açan hareketin Ankara Dikmen'deki genel merkezi ise Taner Ünal'ın bahsettiği şahlanan bir halk hareketinin" merkezi olmaktan uzak mütevazi bir tablo çiziyor. Devasa bir Türk bayrağının asılı olduğu binanın kiralık bir dairesini kullanan VKGB hareketinin amacı, "Atatürk'ün yarım kalan millileştirme projesini ve diğer devrimlerini gerçekleştirecek olan "Gerçek vatanseverleri" ekonomide, bürokrasi ve siyasette etkin kılmak." Şeklinde açıklanıyor.

Nisan 2005'ten beri örgütlenen hareketin başkanı Taner Ünal'ın iddiasına göre, bugüne kadar 1,5 milyon kişi üyelik için başvurdu. 600 bin kişiyi üye yaptıklarını anlatan Ünal, üye seçerken ‘vatan haini olup olmadığına, gerçek vatansever olup olmadığına' baktıklarını söylüyor. Kesin bir dille AB'ye hayır dediklerini, Atatürk'ten bu yana yapılan tüm uluslararası anlaşmaları feshedeceklerini, yabancı şirketleri kovup, özelleştirilen şirketleri geri alacaklarını belirten Ünal, 5 milyon üyeye ulaştıklarında Türkiye'de ‘her şeyi değiştirebileceklerini' iddia ediyor. Son günlerde meydana gelen sokak eylemleriyle ilgili olarak şunları söylüyor: "Biz, PKK hadisesi var, elimize sopayı alalım, PKK ile harp edelim diye kurulmadık. Biz bu milletin sahib-i aslisiyiz. Memleketin polisi, askeri var. Ama pasifize edildi. PKK'yı veya AKP'yi kullanıp ülkemizde haince bir oluşum gerçekleştirme noktasına geldiğinde işte o zaman el mi yaman bey mi yaman herkes görür. O gün sahnede kimse olmaz belki biz oluruz." Diyor...

İsmet İnönü'nün tahribatını tamir etmek:

İnönü, Türkiye'de nasıl bir karşı devrim yaparak Atatürk'ün devrimini baltalamışsa, biz de karşı devrimle Türk milletini tekrar hâkim kılacağız. Millî şuurdaki çocuklar yönetime gelecek ve Atatürk'ün ölümünden sonra yapılan tüm anlaşmaları iptal edecek.

Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin yüzde 93'ü dışarıdan destekleniyor. Soroslar vs... Kuvva-i Milliye adını kullanan ve dışarıdan desteklenen dernekler var. ASAM, RAND şirketiyle işbirliği yapmış mesela. Kim kimdir, kimin eli kimin cebinde yıllardır araştırıyoruz. 21 bin tane büyük şirketimiz var, bunlardan 19 bini Mason. Bizim olan sermaye bizim değil aslında.

Atatürk, Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olan dönmeleri, işbirlikçileri tamamen tasfiye etmişti. Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, Türk devrimi laiklik falan değildir, Atatürk'ün yaptığı devrim Türklerin yaptığı bir iştir. Türk milletine Türklüğünü iade etmiştir. Özbeöz Türkleri egemen kılmıştır. İsmet İnönü, karşı devrim yaparak Atatürk'ün uzaklaştırdığı herkesi geri çağırmıştır. Dönmeleri, devşirmeleri tepelere yerleştirmiştir. Atatürk döneminde Batı ile yapılmış anlaşma yoktur. Türkiye hemen çevresiyle anlaşmalara girmiştir. ABD'nin ve İngiltere'nin güdümüne girilmiştir. O tarihten itibaren bugüne kadar yapılan her şey yanlıştır.

"Bu millî bir kavga. Türkeli dergisi için 12 milyon dolar para harcadım. Evim yok, kirada oturuyorum.

-Peki, bu oluşum nereye gidecek? Ne planlıyorsunuz? Bahsettiğiniz üye sayısıyla tek başına iktidar olabilirsiniz...

Eğer Türk polisi ve askeri PKK hadisesini çözemezse... PKK, masum istekler gibi birtakım arzularını sıralıyor. O zaman bir milyon insanı Kızılay meydanına toplarım!"

1 milyon dolar harcadım

Taner Ünal 50 yaşında ve kendi deyimiyle çocukluğundan bu yana Türk-İslam çizgisinde yaşamış. Gençliğinde Ülkü Ocakları başkanlığı da yapan Ünal, uzun yıllar MHP içinde politika yaptı. Son olarak Bahçeli'ye karşı başkan adayı olarak kongreye girdi, fakat kaybedince partiden ayrıldı. 1995'ten bu yana önce gazete olan, sonradan aylık dergiye dönüşen Türkeli'yi çıkarmaya başladı. Bugüne kadar üç kez vurulan Ünal, dernek genel merkezini Türklük ve İslamiyet üzerine kitaplarla doldurmuş. Bugüne kadar 200'e yakın tarih araştırmasına ve muhtelif kitaplara imza atmış. İnşaat müteahhitliği yapan Ünal, ortalama 60 bin tirajlı Türkeli dergisini kendi imkânlarıyla bastığını ve dağıttığını söylüyor. Nisan 2005'te başlattıkları Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'ne de hiçbir yerden destek almadığını, tüm harcamaları kendi imkânlarıyla karşıladığını, bugüne kadar 1 milyon dolar para harcadığını söylüyor. "Atatürk Kurtuluş Savaşı'na parasız başlamıştı, diyerek, yeni bir Kurtuluş Savaşı verdiklerini" söylüyor!..

Zaman'cı Prof'un Gevelediği:

Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne, Gazi Üniversitesi öğretim üyesi. Milliyetçi tabanı iyi tanıyan akademisyenlerden biri. 12 Eylül döneminde Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde görev yaptı. Bir dönem de DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in danışmanları arasındaydı. Mümtaz'er Türköne, her şeyden önce Kuvva-i Milliye'nin köken itibariyle çeteci bir hareket olduğunu, bugün de "Kuvva-i Milliye Hareketi başlatıyorum." diyerek meydana çıkanların mevcut devlet düzenine karşı geldiğini söylüyor. Oluşumları şüpheyle karşılayan Türköne, kuvvacı dernekler için "Mevcut siyasi düzlemde oluşturulamayan ağırlık merkezini başka yöntemlerle tesis etme çabasıdır." diyor.

Kuvva-i Milliye ilk kez 1920'de Bakü Doğu Halkları Kongresi'nde karşımıza çıkıyor. Orada ‘ezilen ulusların milliyetçiliği' sosyalist sisteme entegre edilmişti. Bu birikimin Türkiye'ye bir yansımasıdır Kuvva-i Milliye. Aslında Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Sovyet Rusya'sı ile Ankara hükümeti arasındaki sıcaklığın bir sonucu olarak doğan bir isim, Kuvva-i Milliye yani milli kuvvetler. Anti sömürgeci bir savaş veriliyor. Bu olaya da Kuvva-i Milliye deniyor. Bu, hususlardan sadece biri. Bir de 1908'den 1919'a kadar takip edilmesi gereken ittihatçılık geleneğidir. 600 yıllık Osmanlı geleneğinden sapmadır ittihatçılık. Komitacı yöntemlerle iktidarı ele geçiriyorlar ve aynı yöntemlerle iktidarlarını sürdürüyorlar. Osmanlı tarihi boyunca tek bir fikir adamına yönelik hareket yoktur. Fakat ittihatçılar bol bol aydın öldürdü. Tetikçileri Yakup Cemil gibi silahşörleri ortalıkta dolaşıp modern terör yöntemleriyle, baskıyla muhalifleri susturmanın, kendi iktidarlarını sürdürmenin yöntemlerini uyguluyorlar. Bu ittihatçı ayağın özeti şu: Hukuksuzluk, kanunsuzluk. Devletin çıkarlarını, güya kendi tanımladıkları gerekçelerle hukukla kayıtlı olmadan savunmak. Bunun bir de Teşkilat-ı Mahsusa ayağı var. Maceracı tipler o dönemde Orta Asya'ya yayılıp ihtilaller yapma çalışmalarında bulunuyorlar. Bu da aynı şekilde terör yöntemlerinin komitacı taktiklerinin dış politika da egemen olduğu dönemi ifade ediyor. Yani bir Sovyet bir de ittihatçı jargonu.

1917'de, Şam'da Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli isimleri toplanıyor. Savaş kaybediliyor, Anadolu işgal edilecek. Bununla ilgili olarak Anadolu'nun muhtelif yerlerine silah depoları kuruluyor, güney ordusunun bütün işe yarar subayları Erzurum' a yollanıyor. Öyle anlaşılıyor ki ittihatçıların Teşkilat-ı Mahsusa kanadı bir gerilla savaşını baştan planlıyor. Yunanlılar Ege'ye çıktığında Salihli hattında silahlar dağıtılıyor ve bir gerilla direnişi örgütleniyor. Meşhur Çerkez Ethem ve arkadaşlarının, zaten bölgede bulunan eşkıyaların bu işe iştirakiyle bir gerilla hareketi örgütleniyor. Düzenli ordu kuruluna kadar geçen zamanda yıpratma savaşı uyguluyorlar. Oldukça da etkili oluyorlar.

"Burada ciddi bir karanlık bölge var. Mesela 1960'larda Adalet Partisi, bugün de AKP iktidarda. Büyük ölçüde AKP karşıtı bir düşünceyle hareket ediliyordur. Mevcut siyasi yapıda hükümetin alternatifinin çıkması zor. Alternatifi oluşturulamıyor. Demokratik zeminde hesabı görülemeyen bir iktidara karşı bunun dışında bir iktidar merkezi oluşturma gibi bir kaygıdır. Kuvva-i Milliye söylemiyle kitleleri seferber edecek bunu da hukuk devletinde hukukun sınırları dışında yapacak bir iktidar söylemi."

Derin devlet: Devletin kendisi değil. Devletin güvenliği ile ilgili bazı sorumlulukları üstlenen, devletten maaş alan, 657'ye tabi ama özel kanunla kendilerine yetki verilen bazı kişiler yetkilerini iktidar mücadelesinin aracı olarak kullanıyor. Olay budur. Derin devlette, devlet içinde olan kişiler, devletin sağladığı imkânları hukuk dışına çıkarak kendi ideolojik gayeleri için kullanıyor.

-Vatan tehlike'de psikolojisi önümüzdeki dönemde neleri doğurabilir?

"Bence duruma müdahale etmek yerine ağırlık oluşturma çalışması var. Çok geniş ve eylem kabiliyeti yüksek örgütlenmelerle bir ağırlık merkezi oluşturma çabası var."

"Atatürk Kuvva-i Milliye'ye karşıydı. Biz Yunan'dan çok Kuvva-i Milliye'den çektik. Çerkez Ethem'in Atatürk'e suikast girişiminde bulunması da bundandır. Bu kanunsuzluk, hukuksuzluk, birilerinin devlet menfaati diye onun arkasına saklanarak kendi çıkarları için çalışması demektir. Bunun hukuksuzluk ve Türk geleneğine aykırı bir girişim olduğunu, bugün bunun telaffuz edilmesinin devlete haksızlık olduğunu düşünüyorum. Kuvva-i Milliye jargonunu kullanmak, Türkiye'nin satıldığını, Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı şartlarında olduğunu söylemek başta silahlı kuvvetler olmak üzere bu ülkenin tüm kurumlarına haksızlık etmektir. Kuvva-i Milliye dediğiniz zaman şu anda bağlı olduğumuz devleti görevlerini yapmamakla itham etmektir."

MHP'nin AKP'ye ve AB'ye Dolaylı Desteği

2 Ekim'de MHP'nin Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştirdiği "Başkent Ankara" mitingin "AB'ye hayır" için yapıldığı söylenmiştir.

Türk Milliyetçilerine ve Türk milletine yönelik bu ağır hakareti ve hileyi kabul etmek mümkün değildir...

Türk milletini anlayışsız ve akılsız sıfatlarına layık görenleri Allah'a havale edelim ve mitinge geçelim ve Sesar'ın şu sorularını hep birlikte düşünelim:

  • 1. Ankara'da 2 Ekim'de yapılan AB'ye hayır mitingi, AB üyelerine, "Eğer müzakereler başlamazsa MHP ve Türkler iktidara gelir" diye korkutmak dışında ne gibi bir yarar sağlamıştır?
  • 2. Sayın Bahçeli'nin "Ermeni Soykırımı'nı kabul etmeyiz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımayız, etnik soruna yönelik AB dayatmalarına boyun eğmeyiz", diye bağırmasının, AKP hükümetine "ben MHP gibi yapmam istediğiniz tavizi veririm" mesajını MHP üzerinden vermesi anlamına geldiğini ve aklı eren herkes anlamıştır.
  • 3. AB üyesi ülkelerin yetkililerinin MHP mitingini TV ekranlarından Brüksel'de izlendiğini ve bunun "MHP sopasını göstererek AB'yi ikna etmek" amaçlı olduğunu yani AKP'nin AB politikasını realize etmek için 3 hilali patlak ampule "katık" yapıldığı gayet açıktır!..
  • 4. 2 Ekim mitinginin tümü ile AKP'nin elini kuvvetlendirmek amacı taşıdığı 4 Ekim gününün tüm gazetelerinden anlaşıldığı halde, acaba bu miting MHP'ye ve Türk milliyetçilerine, ayaklarının altındaki sandalyeyi itmekten başka hangi "onuru" kazandırmıştır?
  • 5. Mitingin Recep Tayyip Erdoğan'ın: "biz MHP'nin de imzası olan belgelerin üzerinden AB politikasını götürüyoruz", Apo'yu idamdan kurtaran imza MHP'nin imzasıdır, dedirtmekten ve AKP'nin MHP'lileri ve MHP'yi küçümsemesine sebep olmaktan ve MHP'yi kendi silahı ile vurmaktan başka bir misyonu olmuş mudur?
  • 6. O halde acaba MHP, 3 Ekim'de AKP'nin elini niçin kuvvetlendirmeye çalışmıştır?
  • 7. 18-20 saatlik yolculuklarda, meşakkatle, çoluğunun çocuğunun rızkını harçlık yaparak, işini bırakarak Ankara'ya güya "AB'ye hayır" için çağrılan MHP'lilerin AB'yi "evet müzakereler başlasın" dedirten faktörlerden birisi haline gelen bu mitingi: "zafer""büyük gövde gösterisi" olarak nitelemek elbette yanlıştır.
  • 8. AKP'lileri ve perde arkasındaki işbirlikçileri güldüren, zevkten dört köşe eden "MHP'nin mitingi olmasa AB zor ikna edilirdi" cümlesini alay ede ede kuranlara cevabınız var mıdır?
  • 9. MHP genel merkezinin AKP'nin AB politikasını kolaylaştırmak gibi bir misyonu varsa, bu niye tabandan ve teşkilatlardan gizli tutulmaktadır?
  • 10. Türk milliyetçilerine oynanan bu oyunu, "Ankara'ya çok büyük bir kalabalık topladınız aferin" diyenlerin boş iltifatlarıyla örtmek mi amaçlanmıştır?
  • 11. Bu mitingi "Türk milliyetçiliğinin makus talihinin yenildiği ve büyük hamlenin başladığı şeklinde değerlendiren bazı kalem (!) ve akıl sahipleri (!) Hilal'in Salip'e (Haç'a) katık yapılışını göremiyorlarsa nasıl milliyetçi ve ferasetli sayılmaktadır?
  • 12. Sayın Bahçeli, size bu oyunu oynayan hangi şahıs ve makamlardır?
  • 13. Sayın Bahçeli, siz bu mitingi yapmayıp, iptal etseydiniz müzakere, yani tavizlerin verilmesi, yani Türkiye'nin tasfiyesi süreci başlar mıydı?
  • 14. Sayın Bahçeli, siz bu mitingi iptal etseniz de, bunun yerine Diyarbakır'daki miting yapılsaydı, o zaman AB müzakerelere evet der miydi? Ve Diyarbakır'da kardeş kavgası ve katliamı yaşanmaz mıydı?
  • 15. Sayın Bahçeli her iki miting iptal edilseydi AB müzakerelere yine "evet" der miydi?
  • 16. Bu sorulardan sonra, Türk milliyetçiliği için değil de salip (haç) milliyetçiliğine hizmet etmek gibi bir tuzağa düştüğünüzü açıkça görebiliyor musunuz?
  • 17. Bu sorulardan sonra Sayın Bahçeli hilalin boynunu büktüğünü ve büktürdüğünüzü ve orada oturmayı haketmediğinizi (Sizin bu değerlendirmeyi yaptığınızı ama zorla orada tutulduğunuzu biliyoruz!) daha net değerlendirebiliyor musunuz?

İşte AKP Balıkesir Milletvekili Turhan çömez'in İsyanı:

AB: Çanakkale'yi bir kez daha geçme denemesidir!..

Her karışı destansı kahramanlıklara sahne olan Gelibolu Yarımadası, bugünlerde düşündürücü tartışmalara tanık oluyor.

Peki ne oldu da bu tarihi yarımada bir anda dikkatleri üzerinde topladı?

Bugüne kadar konuşulmayan, Lozan'ın Çanakkale ile ilgili maddeleri, neden tekrar konuşulmaya başlandı?

Neden yabancı medya burayı mercek altına aldı?

Avustralya Senatosu bir rapor hazırlayarak neden burada teftiş yapılmasını istiyor?

Doksan yıldır yerleri dahi bilinmeyen pek çok şehitlik tek tek kayıt altına alınırken, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı ile ilgili projeler süratle hayata geçirilirken, neler oldu da, Dışişleri Bakanlığı yazı üstüne yazı göndererek, projenin durdurulmasını talep ediyor?

Avustralya Hükümeti neden nota üstüne nota göndererek projeleri denetlemek ve durdurmak istiyor?

Avustralya hükümeti Anzak Koyu'nu neden kültürel miras statüsüne aldırmak istiyor?

Diplomatik teamüllerde pek rastlanmayan bir şekilde, Gelibolu Yarımadası için Avustralya hükümeti hangi gerekçelerle (hangi görev tanımıyla) Bölge Koordinatörü atıyor?

Neden Başbakanlık danışmanı bir milletvekili apar topar Avustralya'ya giderek, pek çok yetkiliyle temas kuruyor ve Çanakkale'de bir diplomatik temsilcilik açılacağının sözünü (müjdesini) veriyor?

Doksanıncı yıl anma törenlerine yabancıların bu kadar yoğun ve üst düzey katılımının bir anlamı var mı?

Tüm bu soruların çok açık bir cevabı var.

Türkiye; doksan yıldır, yerleri bile belli olmayan şehitliklerini restore etme ve Türk milletiyle paylaşma iradesi ortaya koymuş, geçmişle geleceğini buluşturmak istemiştir.

Türkiye, tarihine ve atasına sahip çıkma, saygı duyma ve gelecek nesillere taşıma kararlılığını göstermiştir.

Bu adımlar Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı'na olan ilgiyi bir anda arttırmış, yıllık ziyaretçi sayısı 250 binden, 2.5 milyona çıkmıştır.

İşte gerçek neden budur.

İçimizdeki yabancılarla, dışımızdaki yabancıların oluşturduğu koalisyonun tek endişesi, ortaya çıkacak Millî şuurdur.

Şehitlerimizin kemikleri sızlıyor

Yıl 2002, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı'nın yıllık ziyaretçi sayısı 250 bin. Şehitliklerin çoğunun yeri dahi bilinmiyor. Pek çok şehitlik ise bakımsızlıktan ve ilgisizlikten, içler acısı durumda. Oysa yabancılara ait olan, yani topraklarımızı almak üzere bizimle savaşmaya gelenlerin mezarları son derece bakımlı ve hepsi kayıt altındadır.

Yıl 2003, Millî Park'a ait plan ve projeler tamamlanır, yapımlarına hız verilir. Ana Tanıtım Merkezi, Kilye Koyu Kavşağı, Kilye Koyu Çevre Düzenlemesi, Kabatepe-Conk Bayırı Ring Yolu, Alçıtepe-Abide Ring Yolu, Alçıtepe-Bakıterası Ring Yolu, Kabatepe Ziyaretçi Dinlenme Tesisi hızla bitirilir. Genel Kurmay Başkanlığı ile yapılan titiz çalışmalar neticesinde, 60 bin şehidimizin envanter bilgileri çıkartılır. Bu arada Şevki Paşa haritasının lejandı Avustralya'dan getirtilir ve bugüne kadar tespit edilmemiş 28 şehitliğin yeri belirlenir. (Bilgilere ulaştıkça da, göz yaşartan sahneler teker teker aydınlanır. Kocadere Köyü civarındaki Hastane Şehitliği'ne şehitler tam dört kat olarak defnedilmiştir)

Sellars meydan okuyor!..

Şehitliklerin yapımına sıra gelince tuhaflıklar başlar. Bill Sellars isimli Avustralya'lı gazeteci Türk asıllı eşiyle birlikte Eceabat'a gelir ve yerleşir. Daha önceden terör örgütü PKK ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Sellars yarımadanın her karışını gezer, her gördüğünü kayıt altına alır ve ‘Mezarların tahrip edildiği, Lozan'a aykırı çalışmalar yapıldığı' yaygarasını kopartır. Bununla birlikte yerli basında da dezenformasyon haberleri dikkat çekmeye başlar.

Yapılan çalışmaları denetlemek üzere bölgeye giden Millî Parklar Genel Müdürü Prof. Mustafa Kemal Yalınkılıç bu gazeteciye tesadüf eder ve çalışma izninin olup olmadığını sorar. İzninin olmadığını öğrenince de bölge dışına çıkartmak ister. Buna karşılık Sellars'ın verdiği cevap son derece dikkat çekicidir; ‘Kimin toprağından kimi çıkartıyorsun?'

İşte tüm bu yaşananların perde arkasını aydınlatacak cümle budur.

Olaylar hız kazanır.

Büyükelçilikten gelen sürpriz yazı

Sellars'ın yazıları üzerine Avustralya Hükümeti ile Türk Dışişleri arasında mekik diplomasisi başlar.

Bu arada, Avustralya ve Türk başbakanlarının 26 Nisan 2005 tarihinde yaptıkları görüşmede, Anzak Bölgesinde turistik amaçlı olarak yapılacak ilave inşaatların (konu açıklığa kavuşuncaya kadar) durdurulması kararı alınır.

Avustralya Hükümetinin yaptığı araştırmalar neticesinde, iddiaların gerçek olmadığı anlaşılır ve konuyla ilgili kendilerini bilgilendirmekte yetersiz kaldığı düşünülen Büyükelçilik görevlisi Gary Back emekliye ayrılır.

Avustralya tarafında sorun bitmiştir, ancak Türk tarafında sorun devam eder. Dışişleri Bakanlığı'ndan, Çevre Ve Orman Bakanlığı'na, Büyükelçi Süha Umar imzasıyla gelen yazılarda sürpriz bir şekilde projenin durdurulması istenir.

Ve Anafartalar Sahil Yolu Projesi durdurulur.

Beklenmedik gezinin sebebi...

  • Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen ısrarlı yazılar üzerine bu kez Avustralya Hükümeti tekrar harekete geçer ve Türkiye'ye nota üstüne nota verir.
  • Avustralya Senatosu "Finance and Public Administration Committee" tarafından yapılan araştırma çalışmasının sonunda hazırlanan raporda Gelibolu'da bir teftiş yapılması istenir.
  • Bu arada, Bakı Terasları Projesi durdurulur.
  • Halen görev yapan mezarlıklar koordinatörlüğüne ek olarak Avustralya Hükümeti tarafından (görev tanımı tam olarak bilinmeyen) bir bölge koordinatörü atanır.
  • Avustralya Hükümeti tarafından, Anzak Koyu'nun Avustralya Kültürel Mirası ilan edilme talebi, Türkiye'ye iletilir. (Avustralya'nın Ulusal Miras Alanı ilan edilmesine ilişkin, 88 sayılı, 2003 tarihli, değişik çevre ve miras mevzuatında dikkat çekici nokta ise şu: 7. Madde; ...Ulusal Miras Alanlarında alanın kaynak değerleri üzerinde görünür etki yapacak bir faaliyette bulunan bireyler ve anonim şirketler için cezai müeyyideler... keza 11. Madde'de; ...Ulusal Miras Alanlarında, görünür etki yapacak faaliyette bulunan kişinin suçlu sayılacağı... ifade ediliyor. Yani, yönetimi Avustralya'da olacak bu alanda faaliyet yapan kişi ya da kuruluşlar sözleşme gereği Avustralya Hükümeti tarafından yargılanabilecek!) Ancak, kabul edilmek üzere olan bu talep, son anda dikkatli gözler tarafından fark edilir ve bu ayrıntı nedeniyle, reddedilir.
  • Bu çalışmadan sonuç alınamayınca bu kez de, Dünya Kültür Mirasına dahil edilmeyle ilgili hazırlıklar başlar. Bunun akıbeti ise henüz bilinmiyor.
  • Bu baş döndürücü trafiğin sürdüğü günlerde, başbakanlık danışmanı bir milletvekili, Avustralya'ya beklenmedik bir gezi yapar ve Çanakkale'de Avustralya'ya ait bir konsolosluk açılacağı haberini verir.

Oyunlara prim verilmeyecek

Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Projesi salt bir çevre projesi olarak değerlendirilemez.

Bu, Türk milletinin yeniden  kimliğini ve kendini bulma projesidir.

Bu proje bittiğinde yıllık 10 milyon ziyaretçi kapasitesine ulaşılacaktır. İşte içimizdeki ve dışımızdaki yabancıların asıl korktuğu da, budur.

Bu projeyle;

Türkiye'nin doğusundan-batısından-kuzeyinden-güneyinden, buraya gelen her vatandaşımız ve özellikle gençlerimiz, atalarının ne büyük kahraman olduklarını yeniden fark edeceklerdir. Ülkenin her tarafından, her etnik kökenden, ne ana kuzularının omuz omuza  canlarını feda etme pahasına bu vatan toprağını koruduklarını fark edeceklerdir.

Bu projeyle Türkiye ve Türk milleti kendini ve asaletini yeniden fark edecek, birlik-beraberlik ruhu, gelecek heyecanı yeniden tesis edilecektir.

Kim ne yaparsa yapsın, kim hangi oyunun içinde olursa olsun, bu proje gerektiği ve hak ettiği gibi bitirilecektir.

Çanakkale daha da destanlaşacak

Şunu herkes bilsin ki, Türkiye, geçmişine de geleceğine de sahip çıkacaktır.

Bu ülke üzerinde, gizli-açık emelleri olanlar iyice bilsinler ki; tarih boyunca bu hesaplar tutmamış, bundan sonra da tutmayacaktır.

Bu aziz milletin her bir ferdi; yüreğinde Çanakkale'de destanlaşan kahramanların aziz hatıralarını ve muhabbetini taşımaktadır.

Bugünün Çılgın Türk'leri sevgili gençler,

Gidin bu toprakları ziyaret edin.

Atalarınızın kahramanlıklarına tanık olun.

Ve siz de onlar gibi hep gereğini yapın...[1]



[1] Milli Gazete / 07 11 2005


Bu yazarin diger makaleleri

Şimdi, Amerika'nın gücü sorgulanıyor; Süper Güç, sıfırı tüketiyor! İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından...
Devami
  “ILIMLI İHVAN” TEORİSİ; ERDOĞAN VE MURSİ BENZERLİĞİ!        Artık, “Milli Görüş düşüncesini” tehlike olmaktan tamamen...
Devami
  AKP'liler İsrail'e selam gönderiyor: Beni İsrail-İsrailoğulları diye bir kavim...
Devami
FETÖ’cü piyonların yuları, ABD'li patronlarınızın avucundadır! Sadece FETÖ’nün değil, bölgemizde faaliyet...
Devami
 Siyasette Strateji Fırtınası mı, Yoksa Kısırların Kapışması mı? AKP iktidarı ve...
Devami
  İşte bu yüzden, Türkiye için en önemli ve öncelikli tehdit,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5023

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR