Reklam
Reklam
Reklam

SİYONİST SPEKÜLATÖR SOROS'TAN NASIL PARA ALINIR? (MIŞ..)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye'de şirketler ve AB dışında, STK'lara fon sağlayacak başka kuruluşlar yok mu? Bunun cevabı dünyaca ünlü spekülatör George Soros'un, yaklaşık 50 ülkede faaliyet gösteren açık toplum enstitüsünde... Türkiye^de bir ofisi bulunan enstitünün dünya bütçesi geçtiğimiz yıl 400 milyon doların üzerinde gerçekleşti.

 

Sivil toplum kuruluşları, projeleri için çoğunlukla Türkiye'deki şirketlerden kaynak bulmaya çalışıyor. Bu kuruluşların, görece daha şanslı olanları, büyük projeleri için Avrupa Birliğinden de fon bulabiliyor. Peki Türkiye'de STK'lara fon sağlayacak başka kuruluşlar yok mu? Bunun cevabı dünyaca ünlü spekülatör George Soros'un yaklaşık 50 ülkede faaliyet gösteren Açık Toplum Enstitüsünde... Türkiye'de de bir ofisi bulunan Enstitünün dünya bütçesi geçtiğimiz yıl 400 milyon doların üzerinde gerçekleşti. Aslında Enstitünün Türkiye ayağının bütçesine bakıldığında çok büyük olmadığını görüyoruz. Yıllık bütçesi 2 milyon dolar. Fakat kurumun, proje seçiciliğinde dikkat ettiği kıstaslar göz önüne alındığında bu bütçenin pek de az olmadığı kanaatine varmak mümkün. Enstitü tarafından belirlenen ilk kriter, projeye Türk kurum ya da kuruluşlarının destek verip vermediği... Enstitü, kendi deyimleriyle bir projede "orkestra şefi" olmak istemiyor. Türk şirketlerinin ya da kişilerin destek vermeye layık görmediği projeler, Açık Toplum Enstitüsü tarafından da destek görmüyor. İkinci bir kıstas ise projenin Türkiye'de, "açık toplum" konusunda bir gelişmeyi, dönüşümü sağlayıp sağlayamayacağı. "Açık toplum nedir" sorusunun yanıtını ise Enstitünün Türkiye Direktörü Hakan Altınay veriyor: "Açık toplum Kari Popper'ın popülerleştirdiği bir kavram. Bu, ideal bir toplum değil. Ama yaptığı hataların çabuk farkına varabilecek, daha iyiye gitme konusunda çevik olabilecek bir toplum anlamına geliyor. Açık toplumun, birtakım olmazsa olmazları var. Mesela, popüler olmayan görüşlere karşı hoşgörülü olmamız gerekiyor. Özgürlük ve demokrasi de bu kavramın olmazsa olmazları arasında. Bu konuda STKTar büyük önem taşıyor. Çünkü STK'ları, yeni fikirlerin geliştiği yerler olarak düşünüyoruz. Dolayısıyla bunların çok renkli, çok sesli olması, kültür ve sanata önemli kaynaklar ayrılması, açık toplumun özelliklerini oluşturuyor. Bu nedenle STK'lar tarafından geliştirilen projelerin, bize bağımlı olarak yola çıkmasını istemiyoruz. İnsanların, yapmazlarsa uykuları kaçacak kadar önemli olduğunu düşündükleri konularda, buradaki kurumları ikna etmişlerse biz de bir destek olarak projeye giriyoruz."

Danışma Kurulundan Onay

Bütün bu kurallara icabet eden STK'ları bekleyen başka bir zorluk ise projenin, belirlenen kadro tarafından yapılabilmesinin mümkün olup olmayacağı. Bu kriterleri inceleyen Enstitü tarafından, üç sorunun yanıtı da olumlu olursa proje, iki ayda bir toplanan Danışma Kuruluna sunuluyor. Danışma Kurulu her yıl değişmekle birlikte, sivil toplumu çok iyi bilen, bizzat içinde bulunan bazı STK yöneticileri ile akademisyenlerden oluşuyor. Yani Açık Toplum Enstitüsünün devamlı çalışanlarından "olur" alsanız bile sivil toplumun "pir'leri tarafından projeniz fon almaya uygun görülmeyebilir. Aslında bütün bu zorluklara rağmen Enstitü'nün Türkiye Direktörü Hakan Altmay çok açık ve net: "Bizce STK'lar kaynak arayışından önce fikirlerle ilgilenmeli. Bu noktaya gelen STK'lar, açık toplumun önündeki sorunları ortadan kaldırma konusunda attıkları adımlarla çok önemli fikirler üretebiliyor. Bu tür projeleri fönlüyoruz." Sivil toplumun öncelikli hedefinin fikir üretmek olması konusunda Altı-nay çok da haksız sayılmaz aslında. STK'larm okul, yurt yapmayı bırakmaları gerektiğini belirten Altmay, nedenini de şöyle açıklıyor: "Sivil toplum, illaki kaynak ya da bina anlamına gelmiyor. Eğitimle ilgili çalışma yapan tüm vakıf ve dernekleri toplasanız, bütçeleri yılda 100 milyon doları geçmez. Ama Milli Eğitim Bakanlığı eğitim için yılda 10 milyar dolar harcıyor. Dolayısıyla bizim ana katma değerimiz para değil fikir olabilir. İhtiyaca daha yakın olduğumuz için, daha az bürokratik olduğumuz için müfredat belirlenmesinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kız çocuklarının okula gitmesinin sağlanmasında, analitik düşüncelerin nasıl destekleneceği konusunda fikir üretmek, sivil toplum açısından çok daha anlamlı bir iş bölümü. Yalnız eğitim politikalarında değil, sosyal politikalarda da taze, akademik bilgiyle barışık, dünya uygulamaları hakkında haberdar olarak yeni fikirler üretmemiz gerekiyor"

Prosedür Yok

Öte yandan Açık Toplum Enstitüsünden fon almak isteyenlerin ilk etapta, ofise gelmeleri gerekmiyor. Türkiye'nin neresinde olurlarsa olsunlar, bir e-posta ile projelerini anlatabiliyorlar. Yani, AB fonlarına başvurulardaki gibi, prosedürlere maruz kalınmıyor. Hatta Hakan Altınay, hem bürokrasiden uzak kalabilmek hem de proje sahiplerinin projelerini "kendi dilleriyle" anlatmalarının önemi adına form doldurmanın, tüm projeleri aynı kıldığına inanıyor. Öncelikli olarak, yapılmak istenen projenin bir sayfa ile anlatılması uygun. Daha önce de anlattığımız gibi proje, açık toplum ideali konusunda Enstitüyle uyuşursa, o zaman ayrıntılar isteniyor.

Açık Toplum Enstitüsü Kime Ne Verdi?

  • AÇEV ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile iki aşamalı olarak düzenlenen ve çocukları okula hazırlamayı amaçlayan "Güneydoğu'da Okul Öncesi Eğitimi" projesi için toplam 142 bin dolar.
  • Tarih Vakfının, Türkiye bilimler Akademisi ile işbirliği içinde, farklılıklara, çeşitli inanç, kültür ve kimliklere saygılı bir gençlik yetiştirilmesi amacıyla başlattığı "Ders Kitaplarında insan Haklan Taraması" projesi için 88 bin dolar.
  • Sabancı Üniversitesi istanbul Politikalar Merkezi bünyesinde kurulu Eğitim Reformu Girişimi 'nin iki aşamalı "Herkes için Kaliteli Eğitim" projesi için toplam 500 bin dolar.
  • Kültür Bilincini Geliştirme Vakfının, çocukları kültürel değerlerle tanıştırmayı, yaşadıkları çevrenin farkında olmayı sağlamayı hedefleyen "Kültür Karıncalan" projesi için 20 bin dolar.
  • Turist Rehberleri Vakfının, çocukların farklı kültürleri öğrenmesine yönelik geliştirdiği bir müze gezme modeli olan "Çocuk ve Müze" projesi için 46 bin dolar.
  • Şizofreni Dostları Derneğinin, toplumu psikiyatrik rahatsızlıklar konusunda aydınlatmayı ve kamuoyu oluşturmayı amaçladığı "Psikiyatrik Rahatsızlıkları Olan Kişilerin insan Haklan Projesi" için 18 bin dolar.
  • Kadın Girişimciler Derneğinin (KAGİDER), dayak yiyen kadından, iş kurmak isteyenine ve film yapmayı düşünenine kadar tüm kadınların ihtiyacına yönelik projelerini tonlamayı amaçlayan "Kadın Fonu" projesi için 75 bin avro.[1]

Siyonist spekülatör George Soros'un vakıfları eliyle dağıtılan bütün bu paralar Türkiyemizin bağımsızlığını ve bekasını ve milli devlet yapımızı bozmaya yöneliktir.

Küresel Süreçte Ulus Devlet Yapısı

Küreselleşme sürecinin en çok tartışılan konularının başında "ulus devlet" yapısı gelmektedir. Küresel süreçte ulus devlet yapısının alacağı yeni şekil, beraberinde pek çok köklü değişikliği de getireceği için ayrıca önem taşımaktadır

Küreselleşme süreci ulus devletin yapısında önemli değişim ve dönüşümlere yol açmaktadır. Ulus devletin değişen yapısı, iç politikayla birlikte dış politikanın oluşumu ve yönetimine de yansımaktadır.

Küreselleşme sürecinde devletler arasındaki etkileşimin şekli değişmekte, hükümetler arasında işleyen ilişki modeli artık toplumlara ve uluslararası örgütlere doğru kaymaktadır. Ülkeler arasındaki temasın başlıca aktörleri olan dış politika ve diplomasi, yerini hızla uluslararası organizasyonlara bırakmaktadır.

Küreselleşme sürecinde ulus devlet giderek uluslararası insan hakları düzenine karşı sorumlu tutulmakta ve onun tarafından meşrulaştırılmaktadır. Devletin fonksiyonları değişmektedir. Ulus devletin egemenlik alanı ve rolü, uluslararası düzen tarafından tanımlanmaktadır. Ulus devlet, bu düzenin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Ulus devletin amaçları ve uygulamaları, yalnızca kendi ulusal sınırlarının veya çıkarlarının korunmasıyla sınırlı olmaktan çıkmaktadır. Ulus devlet daha kapsamlı ve büyük bir birime bağlı hale gelmektedir.

Küresel süreçte ulus devletlerin kendi toplumlarını küresel gelişmelerden tecrit etmesi, uzak tutması da neredeyse imkansız hale gelmektedir. Çünkü ulaşım kolaylıklarının yaygınlaşması, haberleşme teknolojisindeki olağanüstü gelişmeler, emek ve sermayenin akışkanlığı gibi etkenler, insanların kendilerinden çok uzaktaki olaylardan ve değerlerden etkilenmelerine neden olmaktadır.

Ulus devlet, ekonomi alanındaki yetkilerini de giderek ulusüstü kurumlara devretmeye zorlanmaktadır. Ulus devlet'in ekonomi düzlemindeki yetkilerinin ulusüstü kurumlara devredilmesinde Dünya Bankası, IMF, OECD ve GATT gibi örgütler önemli rol oynamaktadırlar. Ulusüstü örgütlerde ikinci ayağı ise, bölgesel işbirliği anlaşmaları oluşturmaktadır. Bu anlaşmalar, ulus devlet'in karar alma, uygulama ve denetleme gücünü aşındırmakta, ulusüstü bir oluşum ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca ekonomik ve kültürel bağlar da ulus devlet yapısı içindeki hükümetlerin gücünün ve etkinliğinin azalmasına neden olmaktadır. Hükümetler ekonomik nesnelerin, teknolojik yeniliklerin ve bilginin akışını artık sınırlarında kontrol etmekte güçlük çekmektedir. İletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik gelişmeler, pazarlar ve toplumlar arasındaki sınırların kalkmasına yolaçmaktadır. Bu da ulus devletlerin ulusal ekonomik politika izlemelerini zorlaştırmaktadır.

Uluslararası ilişkilerin yoğunlaşmasıyla devletler arasında akdedilen iki taraflı ve çok taraflı anlaşmaların sayısının artması da, ulus devletin iktidarını zayıflatan bir başka etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlaşmaların çoğunun ekonomik konularda işbirliği, yatırım, ticaret ve iletişim alanlarında olması da dikkat çekicidir.

Küresel süreçte ulus devletin yapısında meydana gelen değişiklikler, dış politika yapımına da yansımaktadır. "Bir devletin karar vericilerinin, ulusal çıkar hedeflerini elde etmek için, diğer devletler ya da uluslararası birimlere doğru geliştirdiği planlı hareketler yöntemi" şeklinde tanımlanan dış politika, devletlerin karar alma mekanizmaları tarafından oluşturulmakta fakat diğer politikalardan ayrı olarak, uluslararası ortamda uygulanmaktadır. Bu nedenle uluslararası arenada meydana gelen gelişmeler ile siyasi, ekonomik ve hukuki süreçler ulus devletlerin oluşturduğu dış politikaları da doğrudan etkilemektedir.

Devletlerin karar alma mekanizmaları, dış politikanın parametrelerini saptarken kendi dünya görüşleri, ulusal çıkar anlayışları ve hedefleri yanısıra artık uluslararası ortamın talep, baskı ve dayatmalarını da hesaba katmak zorunda kalmaktadır.

Ulus devletin küresel süreçte alacağı yeni şekil ve icra edeceği yeni fonksiyon ile en yakından ilgilenen ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerikan yönetimine yakınlığı bilinen Francis Fukuyama'nın "devlet inşası" tezi, ulus devletlerin küresel süreçte "kendi başlarına bırakılmayacak kadar önemli olduğu" görüşünü savunuyor.

Amerika Birleşik Devletleri, küresel süreçte ulus devletlerin değişim ve dönüşümlerini kendisi kontrol etmek istiyor, küresel hegemonya planları için bunu hayati derecede önemli buluyor. Ayrıca kendisinin kontrolünde olan ulus devletleri, çok uluslu şirketleri için uygun pazar alanları olarak görüyor.

Ulus devletlerin, küresel süreçte daha nereye kadar değişip dönüşeceğini, hangi değerlerini küresel sisteme kurban vereceğini ve kendisini nasıl bir sonucun beklediğini şimdiden kestirebilmek güç. Ama mevcut dönüşümü ciddiye alıp, olan biteni anlamaya, mümkün olan hertürlü önlemi almaya ihtiyaç olduğu da açık...

Türkiye'nin ise küresel süreçte nelerin olduğundan, kendisini hangi tehlikelerin beklediğinden haberinin olduğu bile meçhul...

Yazık ki, ne yazık.[2]



[1] Turkistime - 2005, Sh:148

[2] Milli Gazete / 06 11 2005 / Abdullah Özkan


Bu yazarin diger makaleleri

  Raporda, Mart 2003'ten itibaren Erdoğan ve Özkök'ün tutumları değerlendiriliyor....
Devami
GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!        Çağrım kancıklara değil, mert ve mü’min erkeklere “Ya...
Devami
  Kur'ani ve tarihi gerçekler kesinlikle ortaya koymuştur ki: Hz....
Devami
  Bu davada Ne ihanetler görüldü.. Ne melanetler yaşandı. Ne münafıklar Hatıra mezarlığımıza gömüldü!.. Onlar ki,...
Devami
Demokratikleşme adı altında, ülkemizin ve milletimizin dejenerasyonuna alkış tutan; Küreselleşme...
Devami
Bir vesile ile uğradığımız Antakya'da, Habibi Neccar camisinde kıldığımız namazlardan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5235

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR