Reklam
Reklam
Reklam

TÜRKİYE; "MUZ CUMHURİYETi" NE ÇEVRİLİYOR!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

Hükümetin şahsiyetsiz dış politikaları, Türkiye'ye yönelik talepleri mütareke dönemi arsızlığına vardırıyor.

Bu Ne Küstahlık!..

Avustralya, Çanakkale'de hak talebinde bulundu

Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in, dün manşetten duyurduğumuz Gelibolu Yarımadası üzerinde oynanan oyunlarla ilgili açıklamaların yankısı sürerken, Avustralya'nın Ankara Büyükelçiliği'nin Türk Dışişleri'ne 6 maddelik nota vererek yarımada üzerinde hak talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Yeni Zelanda'nın da haddini aşarak seslendirdiği talepler ile yüzbinlerce şehid verilerek vatan toprağı yapılan bölgenin yönetiminin dönüşümlü olarak 7 ülkeye verilmesi isteniyor.

 

AB, Gökçeada ve Bozcaada konusunda bastırıyor

AB'nin Türkiye ile ilgili ilerleme raporu yarın açıklanıyor. Belirginleşen taslağa göre; raporda Türkiye'nin yerine getirmediği konulara dikkat çekilirken en geç bir yıl içerisinde hava ve deniz limanlarının Rum'lara açılması ve ek protokolün biran önce yürürlüğe sokulması isteniyor. Belgede  Ruhban okulunun açılması, Hıristiyan kurumların korunması, Gökçeada ve Bozcaada Elenlerini de kapsayan azınlıkların eğitim ve mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin istekler yer alıyor.

Amerika'nın hedefi Kıbrıs'ta üs kurmak

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD gezisinin perde arkası aralanıyor. Gezide, ABD'nin, Kıbrıs'ta askeri üs kurma talebinde bulunarak Ortadoğu ve üçüncü dünyaya hakim olma planını bizzat dile getirdiği ifade ediliyor. ABD'nin, Kıbrıs'a kuracağı üsle İsrail'i yakın korumaya almak istediği yorumları yapılırken, eski Başbakan Bülent Ecevit de, Talat'ın milli bir geleneği bozarak bayram kutlamalarını ayırmasını "densizlik" olarak niteledi.

Afet Ilgaz Hanım çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekiyor:

Patrik 10 Kasım da ne yapıyor?

Başlıktaki soru sizi şaşırtabilir. Patrik'in, 10 Kasım'da nasıl bir "anma" planı olabileceğini düşündürebilir.

Hayır! Patrik, 10 Kasım'da, yani yarın, başka bir eylem koyuyor. O gün, saat tam 9'da (neden 9'u beş geçe değil) Güney Kıbrıs Rum kesiminden davet ettiği papazlarla, Patrikhanede toplanıp Güney Kıbrıs metropolünü seçecek. Patrik bu tavrıyla bal gibi "ekümeniklik" yapıyor.

AB, şu üç yıldır, bizim dinî ve millî sembollerimizi çökertmeyi hedeflemiştir. Millî devletin çözülmesinin, buna bağlı olduğunu biliyorlar. Kur'ân, bayrak, hilâl, şehidlik, gazilik, toprak, millet... Anzak ölülerine şehid derseniz onlar da mezarlık yerlerini, yani "toprağı" sizden isterler. Dertleri din min değildir. Egemenliktir, egemenliği yaygınlaştırmaktır.

Hiç birimiz, Mehmet Akif Bey'i bazı noktalarda eleştirsek de, O'ndan daha dindar olduğumuzu iddia edemeyiz. Mehmet Akif, İstiklâl Marşımızın daha ilk kıtasında millî devletin umdelerini dermeyan etmiştir: Al sancak, yurt, millet, toprak...

Atatürk de millî sembollerimizden biridir ve millî devletin bağımsızlığını, istiklâlini temsil eder. Çünkü bizzat, İstiklâl Savaşı'ndan başlayarak, bağımsızlığı dile getiren, vurgulayan, buna karşı ilerde başgösterecek tehlikelere dikkat çeken, Atatürk'tür. Fener Rum Patrikhanesi için de, "Bunun burda ne işi var, Patrikhane Türkiye'den gitmelidir" diyen odur.

Bartholemeos, şimdi ve açıkça, 10 Kasım'da ekümenik toplantı yaparak Atatürk'e meydan okuyor. Başka bir millî sembolümüzün, millî değerimizin, askerlerimizin başına Süleymaniye'de geçirilen çuval da aynı meydan okumanın bir parçasıdır.

KostasKaramanlis Türkiye'ye yapacağı ziyareti süresiz olarak erteledi. Yunanistan ve KıbrısRum kesimine verdiğimiz tavizleri şöyle bir gözden geçirirseniz, bunun sebebini pek de anlayamazsınız ama bunun sebebi, daha fazlasını almamanın verdiği öfkedir. Neden Millî Siyaset Belgesi'nde Ege karasularının ihlâli Kasus Belli (savaş sebebi) sayılmış? Yani bizim sularımızı, vatanımızı, toprağımızı, dinimizi, bayrağımızı korumamız ve bu yolda bağımsız bir devlet gibi kararlar almamız, bunları rahatsız ediyor. Onlar, gene, İstiklâl Savaşı'nda olduğu gibi (denize dökülmeden önce), emperyalizmi arkalarına almışlar bizim artık önemsememeye başladığımız "toprak" için, onca dost oldukları, nikah şahidi oldukları bir hükümete posta koyabiliyorlar.

Bu toplantıya izin verilecek mi bilmiyorum, göreceğiz? Hiç olmazsa Kostas Karamanlis kadar, millî haysiyetimize sahip çıkabilmemizi görmek isterdim. Delinen Lozan'ımıza, meali değiştirilen Kur'ân'ımıza, arada bir yırtılan sürüklenen bayrağımıza, AB'nin "Atatürkçülüğün silinmesi lazımdır" diyerek bağımsızlığımızın önünde onlara engel olan Atatürk sembolüne, samimiyetle sahip çıkılmasını isterdim.

Eğer Patrik, bu toplantıyı 10 Kasım'da, bayram eder gibi yapabilecekse hiç bir "resmî" kişi gidip Anıtkabir'de ağlamasın, tazim defteri yazmasın, çelenk koymasın![1] 

Kanlı terör örgütü PKK, Irak'taki faaliyetlerini genişletiyor

Kuzey Irak'taki terör üssü

Kanlı terör örgütü PKK, Irak'ın Başkenti Bağdat'ta açtığı irtibat bürosunun ardından, ülkenin kuzeyindeki faaliyetlerini genişletmeye başladı. Örgüt belli yerlerde kurduğu kontrol noktalarıyla, kimlik kontrolü yapıyor, bölgenin hakimiyetini ele geçiriyor. Geçici Konseyle örgüt liderliğine getirilen Murat Karayılan'ın bölgede örgüt adına siyasi kimlik arayışına girdiği kaydediliyor. ABD'nin işgalinin ardından bölgede faaliyetleri için uygun zemin bulan PKK'nın Türkiye'ye yönelik terör tehdidi giderek büyüyor.

Kanlı terör örgütü PKK, Kuzey Irak'taki faaliyetlerine hız kazandırdı. Örgüt adına başkent Bağdat'ta açılan siyasi irtibat bürosunun ardından, PKK üyeleri ülkenin kuzeyindeki faaliyetlerini yoğunlaştırarak, bazı bölgelerde kimlik kontrollerini sıklaştırdı.

Amerikan'ın Irak'ı işgalinin ardından kendisine çok uygun bir zemin ve ortam bulan örgütün Kuzey Irak'ta faaliyetlerine hız kazandırdığı bildiriliyor. PKK adına başkent Bağdat'ta açılan siyasi irtibat bürosunun ardından, terör örgütünün ülkenin kuzeyindeki faaliyetlerini yoğunlaştırarak, bazı bölgelerde kimlik kontrollerini sıklaştıracak kadar ileri gitmesi, akıllarda soru işaretleri bıraktı.

ABD güçlerince Irak'taki rejime yönelik sürdürülen harekatta yeterli gücün sağlanamadığı bahanesiyle Kandil Dağı'na operasyon düzenlenmezken, örgüt militanlarının, dağdan bazı kent merkezlerine inerek elebaşları Abdullah Öcalan'ın talimatlarıyla bir dizi eylem planını hayata geçirdiği belirtiliyor. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) bağlı bölgelerde rahatça faaliyet gösterdiği gözlenen PKK militanlarının, karargah olarak kullandıkları Kandil Dağı'ndan inerek Süleymaniye'nin bazı bölgelerinde oluşturdukları kontrol noktalarında kayıt masası kurdukları belirtiliyor. KYB ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) denetimindeki bölgelerde kamp kuran PKK militanları, kendi yöntemleriyle geliştirdikleri kontrol noktalarında bölgeye girmek isteyenleri sıkı bir kimlik kontrolünden geçiriyor.

Örgütün renklerini simgeleyen bez parçalarının dalgalandığı kontrol noktalarında, silahlı kadın ve erkek militanlar görev yapıyor. Örgütün İmralı'daki lideri Abdullah Öcalan'ın talimatlarının yayımlandığı genelge ile faaliyetlerini sürdüren militanların, Kürt lider Mesut Barzani'nin denetimindeki KDP'den de askeri ve siyasi destek gördüğü iddia ediliyor.

Dağ eteklerinde kurulan kontrol noktalarının hemen yanında dizilen taşlarda Öcalan'ın silueti bulunurken, ABD'li ve Iraklı yetkililerin terör örgütlerini reddeden görüntüsüyle çelişen bu tablo, bölgede yaşayan Türkmenler ile Ankara'yı rahatsız ediyor. Zira Kuzey Irak kaynaklı terör unsurlarının Türkiye sınırları içinde gerçekleştirdiği terör olayları her geçen gün artış kaydediyor.

Süleymaniye bölgesinde daha önce ABD güçleri ile birlikte düzenledikleri operasyonlarla Suriye kökenli Ensar El İslam örgütünün varlığını kanlı katliamlarla sona erdiren KYB'nin, PKK'ya karşı benzer tavrı sergilememesi çeşitli dedikodulara neden oluyor.

Öte yandan, istihbarat kaynakları, Osman Öcalan'ın yerine liderliğe getirilen Murat Karayılan'ın, bölgede örgüt adına siyasi kimlik arayışına girdiğini, Dohuk ve Musul gibi illerde etkinliklerin artırılarak, hareket kabiliyetinin genişletildiğini ifade ediyor.

Bu arada Iraklı siyasi makamların, örgütün 40 gün önce başkent Bağdat'ta açtığı irtibat bürosuyla ilgili sessizliğini koruması, Ankara'nın endişelerini giderek artırıyor.

GÖKÇEADA'DA NELER OLUYOR ?

Prof. Dr. Bayram ÖZTÜRK ( Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı) şunları söylüyor :

Gökçeada ülkemizin en büyük adasıdır. İlk ismi İmroz olan bu ada, Anadolu topraklarına olan yakınlığıu ve Çanakkale Boğazı'nı kontrolü altında tutması nedeniyle ülkemizin güvenliği için hayati bir önem taşımaktadır. Ada Cumhuriyetin ilk döneminde önemli gelişmler kaydetti. Okullar açıldı, üretme çiftlikleri kuruldu. Son yıllarda ise bir turizm beldesi olma yolunda ilerliyor. Ege Denizinde koskoca imparatorluktan elimizde bir teselli kaynağı olarak sadece Gökçeada ve Bozcada kaldı. Bunların dışındaki adalar bizden zamanın en büyük devletleri tarafından adeta bir oldubittiyle koparıldı. Ayvalık'tan Midilli'ye doğru karşı tarafa baktığımızda, "elinden zorla malı alınmış bir insan duygusuna kapılmaktadır.

1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz yönetiminde olan Gökçeada, bu savaşta deniz üssü olarak kullanılmış, Sir Hamilton Çanakkale'ye yaptığı çıkarmaları, adadaki karargahını bugünkü Aydıncık'a (Kefaloz) kurarak yönetmiştir. Balkan Savaşı sırasında işgal edilen ada, aslında Bozcaada ile birlikte Londra Antlaşması gereği Osmanlı İmparatorluğu'na geri verilmiş, ancak savaş çıkınca bu kararı büyük devletler uygulamamışlardır. İşgal ise Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürmüştür. Lozan Antlaşması'nın 12. maddesi geeği hem Bozcaada he de Gökçeada Türk egemenliğine tekrar geçmiştir. Antlaşma'nın 14. maddesi Türk Egemenliğini perçinlerken Müslüman olmayan yerli halkın can ve mal güvenliği de güvenceye alınmıştır. Halen bu uygulama devam etmekte olup adada Müslüman olmayanlar mutlu ve asude bir hayat sürmektedirler. Ancak son yıllarda adaya Yunanistan'ın ilgisi artmıştır. Adaya gelen Yunan milletvekilleri yerel halkı rahatsız edecek uygulamalara girişmektedirler. Örneğin sözde İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) milletvekilleri olarak bastırdıkları kartvizitlerini dağıtmaktadırlar. Gökçeada'yla ilgili Yunanistan destekli pek çok site kurulmuştur.

Bu siteler aracılığıyla adadaki vatandaşlarımız tahrik edilmekte, adanın tekrar Yunanistan'a bağlanması talep edilerek, bu konuda kitaplar yazılmakta, kara cüppeli papazlar seminer ve paneller düzenlemektedir.

En son 29 Nisan 2005'te 10536 sayılı kararla eski Yunan Dışişleri Bakanı Thedoros Pangalos 'un başını çektiği 21 milletvekili, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Gökçeada ve Bozcaada'nın özerklik taleplerini gündeme getirmişlerdir. Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ermenistan, Bulgaristan, İtalya, Norveç ve İsviçreli milletvekilleri, yerlerini bile bilmedikleri adanın bir tür özerklik kazanması için çalışmalarını sürdürmektedirler.

Gerekçeleri de Lozan'ın 14. maddesiymiş. Yunan azınlık anadilde eğitim yapamıyormuş, okulları kapalıymış, dini eğitim kısıtlıymış. Bu parlamenterleri Batı Trakya'ya götürüp olup bitenleri göstermek lazım. Türklerin kendi seçtikleri müftülerinin görev yapmasına engel olunup onları hapse atarlarken, ceza verilirken ve başında Türk kelimesi olduğu için dernek bile kurmaları önlenirken kimseden ses yok. Gökçeada'da kilise ve papazı barış içinde yaşıyor, ibadetlerini yapıyorlar ama Atina'da bir cami bile bulunmuyor. Bir de İstanbul'daki kiliselerin sayısına bir bakın. Bu nedenle sözünü ettiğimiz parlamenterlerin Gökçeada'da halkın din özgürlüğü yok veya malı elden gidiyor diye Avrupalıları arkalarına alıp kampanya başlatmaları hazin ve kendileri adına da utanç vericidir.

Alınmaya çalışılan karar, oynanmaya çalışılan oyun çok sinsi ve kurnazcadır. TBMM Genel kurulda tartışılmaması veya bu imzalar sadece Yunan milletvekillerini bağlar gibi yaklaşımlar, konunun önemini hafifletmez. Bu uzun soluklu bir çalışmanın ilk ürünüdür ve arkası gelecektir. Amaç; Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki her şeye razı tavrından yararlanarak en aşırı taleplerini bizlere kabul ettirmektir. Zamanlama ve planlamaları mükemmeldir. Bu arada, bu olup bitenlerden bizim milletvekillerinin ne denli bilgi sahibi oldukları, hangi ulusal menfaatlerimizi korudukları ve ne gibi karşı karar aldıkları veya aldırdıkları, doğal olarak merak konusu değil midir?

Diğer yandan devlet, adayı birçok konuda ihmal etmiştir. Acaba Çanakkale Valisi yılda kaç defa adaya gelmektedir? 1972 yılından beri adada İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'ne ait bir araştırma birimi bulunmaktadır. Ama burası yıllardır bakımsız ve ihmal edilmiş durumdadır. Üniversitemin geçmiş yönetimini burayı tamir ettirmeye ikna edemedim. Umarım yeni yönetim bu konuyu gündeme alır. Çünkü Gökçeada ülkenin herhangi bir parçası değildir. Çok ayrıcalıkları olan stratejik konumda bir yerdir.

Son zamanlarda adadaki gayrimüslim vatandaşlarımızla ilgili bol resimli, iyi kâğıda basılmış kitap yazma modası başladı. Adeta yeni keşfedilen bu vatandaşlarımız ne kadar yalnız, çaresiz ve terk edilmişlik içindeymişler, aslında adanın sahipleri onlarmış vs. zırvalıklarla dolu kitaplar bunlar. Parayla yazdırıldıkları o kadar belli ki, insan zekasına hakaret ediyorlar. Bir komutanımız, son zamanlarda bizden hainler de çıkmaya başladı, diye ne kadar güzel söylemişti. Bütün bu olumsuzluklarla belediye başkanı, imkanları ölçüsüne mücadele etmektedir.

Yunanistan kurulduğundan beri hep Türkiye'nin aleyhine topraklarını genişletmiştir. Halen de Ege Denizi'nde egemenliği tartışmalı olan 150 kadar kayalık adacığın üzerinde sessizce yerleşmiştir.

Amaçları Gökçeada'yı Yunanistan'a katmak ve Megalo İdea'yı gerçekleştirmektir. Acaba bütün bunlara kim cesaret vermektedir. Neden "olmazsa olmaz" zannedilen Ab üyelik talebimizden önce bu tür ardı arkası kesilmeyen, ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden, Türk ulusun çökertmeyi hedefleyen isteklere cesaret edilmiyordu? Avrupa Konseyi'nde veya diğer uluslar arası mahfillerde neden kimse bizim içişlerimize karışma cesaretini göstermiyordu. Bu soruların cevabı açık:

Çünkü hayali bir AB projesi peşine takılan ve ortasını şaşırmış, kocaman bir balinayı andıran Türkiye'den hesabı güdüyor. Üstelik o bina ki, kendi gücünün farkında olsa bir kuyruk darbesiyle hepsini denizin dibine gönderecek güce sahip bulunuyor!...



[1] Milli Gazete / 09 11 2005


Bu yazarin diger makaleleri

  Bahçeli, ‘başsağlığı' telefonu açan Başbakan'la ikinci kez konuşmaktan kaçınmıştı....
Devami
  AKP'de Milli Görüş kökenlerin elenmesi ve tezkere tasfiyesi AKP listelerinde...
Devami
Kosova'da beklenen oldu ve resmen bağımsızlığına kavuştu. Ama bir takım...
Devami
  Sonuçları ve araçları değil, sebepleri ve müsebbipleri araştırmak ve...
Devami
AKP iktidarı döneminde stratejik kurum ve kuruluşların özelleştirilmesi yönünde sürdürülen...
Devami
Başörtüsü yasağını destekleyen ve Müslüman Türk halkına en azından bir saygıyı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4880

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR