ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2525
mod_vvisit_counterDün4283
mod_vvisit_counterBu Hafta10114
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay15906
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18114007

IP'niz: 3.235.227.117
Bugün: 04 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12689522

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AKP ELİYLE EKONOMİNİN İFLASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

Münafık Ekonomisi

ıÜüDeğişim Dinamikleri Yönetim Merkezi geleneksel iftar yemeğine Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Altuğ konuşmacı olarak katıldı. Altuğ, "Türkiye ekonomisi kayıt altına alınmadıkça Türkiye hiçbir sorununu çözemez" dedi.

 

Konuşmasına "Selam"ın anlamı ile başlayan Altuğ konuyu ekonomiye getirerek; "Faiz fazlasını bir satır üste yazarak ekonominin iyiye gittiğini, bir satır alta yazarak ekonominin kötüye gittiğini söylemek, kelimenin İslami anlamı dışında münafıklıktır" dedi. Konuşması iftara katılanlar tarafından ilgi ve dikkatle izlenen Altuğ iftar sohbetini şöyle sürdürdü: "Enflasyon yüzde 100'den yüzde 90'lara düşmüş. Mutlu olmamak mümkün mü? Ama gelin görün ki, işin aslı böyle değil. Türkiye ekonomisi kayıt dışıdır. Sizler iş adamlarısınız, borcunuzu, alacağınızı, bilmeden şirketiniz hakkında kar ettik, zarar ettik deme şansınız var mı? Türkiye'de ilan edilen tüm ekonomik veriler gerçek dışıdır. Her kim ki, kimliği ne olursa olsun, gerçek dışı ekonomik verilere dayanarak yorum yapıyorsa o da münafıktır."

"Yüzü gülen vatandaş bulamazsınız"

Konuşmasını, bilim adamlarının bu rakamlar üzerinden yorum yapmalarına değinerek sürdüren Altuğ, "İşsiz bir adamın enflasyonu ne? Kafadan adamın enflasyonu yüzde 100'dür. Onun için enflasyon düşse ne olur, düşmese ne olur? "Başka bir gösterge, fert başına düşen milli gelir. Deniliyor ki, Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 5 bin dolarmış. Hele bir de satın alma gücüne göre hesaplarsan 10 bin dolara yükseliyor. Hakikaten insan o kadar mutlu oluyor ki, ne kadar güzel bir şey diye. Ama bir tane yüzü gülen vatandaş bulamıyorsunuz. Türkiye'nin ekonomik verileri de kesinlikle gerçeği yansıtmaz. Gerçeği yansıtmayan verilere dayalı yorum yapmak da gene yanlıştır." Diye uyarıyordu.

"Enflasyon anketleri nerede yapılıyor?"

"Türkiye'de gelir dağılmadığı için fert başına gelir düşmez. Ferdin başına taş düşer." diyen Altuğ, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Sen adama diyorsun ki, senin payına 5 bin dolar düşüyor. Adam gelse; Ey Türk büyüğü! Benim payıma 5 bin dolar düşüyormuş. Elinden öper, iki tane evlat var. Bir de hanım var, Benim payıma 20 bin dolar düşüyor. Ey benim büyüğüm, bizim aileye 20 bin dolar düşüyormuş, bir 20 dolar çek de karnımızı doyuralım dese. Bunu ilan eden Türk büyüğünün yüzü kızarmaz mı? Yüz varsa kızarır. Şimdiye kadar hanginizin kapısına anket için geldiler. Enflasyon anketleri yapılıyor, bana bir tane Allah'ın kulu gelmiş değil. Nerede yapılıyor bu anketler? Demek ki bu ekonomik veriler, gerçekten hastalıklı bir yapıya sahiptir."

Türkiye ekonomisi kayıt altına alınmadıkça Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini belirten Altuğ, "Türkiye gerçek veya gerçeğe en yakın verilere sahip olmadıkça Türkiye'yi yönetenler de doğru karar veremezler. Çünkü altyapısı yoktur." şeklinde konuşmuştu.

Ama Fetullahçı İŞHAD Başkanı, Sanki varmış gibi; "İstikrarı ve kalkınmayı bozmayalım" diyordu.

Türkiye, tek parti iktidarının getirdiği 'istikrar' ile son 4 yılda üst üste rekorlar kırarak büyümeyi başardı. Devlet bütçesi 20 yılın ardından fazla vermeye başladı. Toplanan gelirler, giderleri geçti. Enflasyon tek haneye, faizler de aylık yüzde 1'ler seviyesine düştü. ıÜüBuna rağmen son dönemde 'irtica' etrafında oluşturulmaya çalışılan siyasi gerginlikten rahatsız olan iş dünyası, her fırsatta "Yakalanan istikrar ortamınının korunması gerektiğine" vurgu yapıyor. Türk ve yabancı işadamları arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlayan İş Hayatı Dayanışma Derneği (İŞHAD) Başkanı Murat Sungurlu da halkın gündeminde ekonominin olduğunu belirtiyor. Sungurlu, "Ekonomide suni krizlerle menfaat elde etmeye çalışanlar olabilir; ancak milletin böyle bir derdi yok. Sokaktaki insanın derdi daha iyi gelir seviyesine nasıl ulaşabilirim?" değerlendirmesinde bulunuyor. Gelinen noktada Türk ekonomisinin kazanımlarının çok değerli olduğunu kaydeden Sungurlu'ya göre kimseye faydası olmayan tartışmalarla istikrar ortamını zedelemenin anlamı yok. Son dönemde ekonomik ve siyasi istikrara zarar verecek tartışmaların kamuoyunun kafasını karıştırdığını söylüyordu.[1]

AKP'nin 4 Yıllık Karnesi

3 yıl süre istediler ama 4 yıl geçmesine rağmen sorunları çözemediler

AKP'nin, Anayasa'yı değiştirecek çoğunlukla Meclis'e girişinin üzerinden tam 4 yıl geçti. Halktan sorunların çözümü için 3 yıl isteyen Başbakan Erdoğan başkanlığındaki hükümet, geçen süreye karşın insan hakları, ekonomi, dış politika, tarım, eğitim başta olmak üzere hiçbir soruna çözüm olmadı. AKP tabanının en büyük beklentisi olan başörtüsü ve katsayı sorunu kangren haline geldi. Milli Görüş gömleğini çıkararak farklı bir siyasi çizgiyle siyaset sahnesine çıkan AKP, 2002 yılı Kasım ayından bu yana geçen sürede, özellikle insan hakları ve düşünce özgürlüğüne yönelik politikaları ile tam bir hayal kırıklığına neden oldu.

İşte AKP'nin yaptıkları ve yapamadıkları:

*Refahyol iktidarının ardından 5 yıl süreyle siyasi haklardan yoksun bırakılan Erbakan ve dava arkadaşları, AKP iktidarı döneminde ömür boyu siyasi yasaklı hale getirildi. Türkiye tarihinde ilk kez görülen bir dava ile karşı karşıya kalan Erbakan ve arkadaşlarının önündeki engeller görmezden gelindi.

*18 Ekim 2002 tarihinde halkın önünde konuşan Arınç, iktidara geldiklerinde başörtüsü sorununu çözeceklerini söyledi. Okul önlerinde başörtülü öğrencilere zulmedildiğine dikkat çeken Arınç, "Başını örtenlerin başını açtırmak gibi bir cinayeti hiçbir zaman tasvip etmeyiz. Bunu çözmek namus borcumuzdur. Millet ne diyorsa o olacak" dedi.

Başörtüsü sorununu çözme beklentileriyle iktidara gelen AKP, geçen sürede çözüme en küçük bir katkıda bulunmadı. Erdoğan Kızılcahamam'da milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda, bu konuda hiçbir vaad vermediklerini açıklayarak, şu tarihi sözleri söyledi: "Bizim vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provoke edenler var. Başörtüsü konusunda herhangi bir vaadimiz, sözümüz olmamıştır. Hiçbir yerde, hiç kimseye bu konuda söz vermedim."

*Ankara Üniversitesi DTCF'de Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazanmasına rağmen başörtülü fotoğrafı nedeniyle kayıt yaptıramayan Hayrunnisa Gül, eşinin konumunu ve davanın siyasallaştırılmasını gerekçe göstererek AİHM'ye açtığı davadan vazgeçti.

*Başörtüsü mitingleri yeniden başladı. Milli Gençlik Vakfı, Mazlumder ve Memursen'in başını çektiği ve 50'ye yakın sivil toplum kuruluşunun içinde yer aldığı İnanç Özgürlüğü Platformu, Türkiye genelinde birçok şehirde on binlerce kişinin katıldığı mitingler yaptı. Ankara'da gerçekleştirilen Beyaz Buluşma'ya, polis kayıtlarına göre 150 bine yakın kişi katıldı.

* AKP iktidarının başörtüsü yasağı konusundaki samimiyetsiz tavrı AİHM'de Leyla Şahin'in açtığı ‘başörtüsü' davasında açıkça ortaya çıktı. Üç sayfalık bir savunma sunan AKP hükümeti, insan hakkı ihlali olmadığı gerekçesiyle yasak uygulamalarını onaylayan alt daire kararının aynen onaylanmasını istedi.

* Üniversite ve liselerdeki yasak, AKP'li Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik döneminde yayınlanan yönetmelikle özel dershaneleri de kapsar hale getirildi.

* İmam Hatipli ve meslek liseli gençlik, AKP iktidarından bu sorunun çözümü konusunda umutluydu. Ancak geçen süre içinde, bu konuda samimi bir tavır ortaya konamadı. İmam Hatip diploması taşıyan bir öğrencinin, ÖSS'de yine boynu büküldü. İzlenen geri adım politikası, YÖK ve laikçi çevreleri iyice cesaretlendirdi.

*Bu dönemde, cumhuriyet tarihinde ilk defa 15 adet İmam Hatip Lisesi resmen kapatıldı. 1998 yılından bu yana uygulanan yanlış politikalar nedeniyle hiç öğrencisi kalmayan veya öğrenci sayısı 30'un altına düşen okulların kapısına Milli Eğitim Bakanlığı tarafından resmen kilit vuruldu.

* Kasım 2002 tarihinden itibaren YÖK Kanunu ile ilgili 5 kanun tasarısı hazırlandı. Üçü AKP'li Milli Eğitim Bakanları, birisi Üniversitelerarası Kurul, biri de YÖK tarafından hazırlanan tasarılar, YÖK ile girilen ağız dalaşı sonrası rafa kalktı. Hükümetin geri adım politikası, YÖK'ü yeni yasaklar konusunda iyice cesaretlendirdi.

* Dini eğitim kurumlarına karşı inanılmaz bir kampanya yürüten YÖK, son beş yılda 3 ilahiyat fakültesine hiç öğrenci almadı. Kalan 20 ilahiyat fakültesinin öğrenci kontenjanını da yarı yarıya düşürdü.

* AKP iktidarında çıkarılan yeni Türk Ceza Kanunu, gelecek yıllarda daha çok insan hakları ihlallerine yol açacağı eleştirilerine yol açtı. Zina suç kapsamından çıkarılırken yeni TCK'da dini nikâh kıymak ve kıydırmak, suç kapsamına alındı.

* AKP'den başörtüsüne özgürlük bekleyen yüz binlerce mağdur, az kalsın 1 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktı. Yeni TCK'nın 224. maddesi, gelen tepkiler üzerine Meclis'te değiştirildi.

*1999 yılında getirilen 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasıyla, ilköğretimi bitirme ve 15 yaşını doldurma şartı nedeniyle, Diyanet'e bağlı Kur'an kurslarının neredeyse yarısının kapısına kilit vuruldu. Bu konuda şimdiye kadar hiçbir adım atılamadı.

* AKP döneminde yapılan yasal değişiklikle, apartman kiliselerin sayısı mantar gibi çoğaldı. Resmi kayıtlara göre, apartman kiliselerin sayısı kısa sürede bini aştı. Ermeni ve Rum kiliseleri bir bir onarıma alındı. Bunlardan en önemlisi Van Gölü'ndeki Akdamar Kilisesi.


Borçlar artıyor

Türkiye'nin borç yükü sürekli artıyor. GSMH'nın şişirilmesinden dolayı borçlar düşüyormuş gibi görünse de Türkiye'nin son dört yılda toplam borcu yüzde 46.50 oranında arttı. 18 Kasım 2002'de 349,9 milyar YTL olan iç ve dış borç stoku, 4 yıl içerisinde ürkütücü bir şekilde artarak 544,2 milyar YTL'ye çıktı. Yani, AKP'nin dördüncü yılında doğan her bebek 7 bin 367 YTL borçla doğuyor.

Borç yapısı düşündürüyor

Borçlanmadaki rakamsal büyümenin yanında borç yapısındaki değişim de tehlikeli bir duruma geldi. Borçlar artarken bir taraftan da sürelerinin kısalması ciddi bir tehdit unsuru olarak görülüyor. Dış borçlanmada, 2002'de kısa vadeli borçların toplam borçlara oranı yüzde 12,6 iken bugün bu oran yüzde 21,1'e çıkmış durumda. Kısa vadeli borçların tamamına yakınının da özel sektöre ait olması risk unsurunu daha da artırıyor.

Faizler aldatıyor

AKP'nin iktidara geldiği Kasım 2002'de bileşik faizler yüzde 70 seviyelerinde idi. Son dört yıl içinde bileşik faizler de yüzde 17 seviyelerine kadar düştü. Bileşik faizler, Mayıs ve Haziran ayında yaşanan krizle birlikte tekrar yüzde 20'nin üstüne çıkarak bugünlerde yüzde 21 seviyelerinde bulunuyor. Faizler gösterge olarak düşerken reel kazanç artıyor. Reel kazancın enflasyonla mukayesesi yapıldığında rantiyenin faizden 2002 yılından daha fazla gelir elde ettiği ortaya çıkıyor. Reel kazancın artması, bütçedeki faiz yükünün de düşmesini engelliyor.

İthalat patlaması ürkütüyor !

Uygulanan düşük kur, yüksek faiz politikasından dolayı Türkiye'nin ithalatı patladı. Son dört yıl içinde ihracat rakamlarında önemli mesafeler kat edilmiş gibi görünse de ithalattaki artış hızının ihracattan daha yüksek olması, ülkenin döviz açığını da tehlikeli bir noktaya getirdi. İhracat-ithalat kaleminde önemli bir veri olan ‘karşılama oranı' AKP'nin dört yılında sürekli gerileyerek, riskli bir sınır olarak görülen yüzde 60 seviyesine geldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2002 yılında yüzde 69,9 iken, bu oran son verilerle yüzde 60'ın altını zorlamaya başladı.

İşsizlik sorunu kronikleşiyor !

2002 Kasım ayında işsizliği yüzde 9,6 olarak devralan 59'uncu Hükümet, yüksek büyümenin yaşandığı son dört yıl içinde Türkiye'nin istihdam sorununa da bir çare bulamadı. 2004 yılında yaşanan yüzde 9,9'luk ekonomik büyümeye rağmen istihdamda bir iyileşme görülmeyerek, işsizlik oranı yüzde 10,3'e çıkmıştı. TÜİK'in son verilerine göre işsizlik oranı yüzde 8,8 seviyesinde. Mevsimsel şartlar dikkate alındığında işsizlik sorununun kronikleşerek yüzde 10 seviyelerine oturduğu görülüyor.[2]

Ekonomik Çöküş ve Siyasi Bağımlılık Süreci Yaşanıyor!

Daha önce, neo-liberal politikaların en önemli ayağı olan enflasyonla mücadele teorisini ele almış ve o teoriyi çöpe atmıştık. Bu arada, daha teori ile kanun arasındaki farkı bile bilmeyen bazı cahiller bana e-mail atarak ellerindeki fotokopi aklı satmaya çalıştılar. Onların ellerine bu fotokopileri tutuşturanlara, kamuoyu önünde her zaman her yerde hodri meydan diyorum, o kadar. Bu durumda, ortodoks ekonominin son numarası olan neo-liberal politikalara biraz daha yüklenmek istiyorum. Bu politikalar, liberalleşme ve kalkınma için genel olarak şu teklifleri yaparlar;

İhracata yönelik bir ekonomik yapılanma programı,

Faizlerin serbest bırakılması,

Yabancı sermayenin (aslında yabancı tefecilerin) ülkeye serbest girişi ve çıkışı,

Sermayeyi sınırlayan mevzuatın yeniden yapılandırılması,

Rekabetin artırılması,

Devletin küçülmesi, KİT'lerin Satılması

Yabancı bankalara geniş serbestiler sağlanması...

Bunlar ve daha da fazlası, bizim bildiğimiz, tanıdığımız IMF ve Dünya Bankası dayatmalarıdır. Son 5-6 yıldır da bunların hepsi harfiyyen uygulanmaktadır. Peki sonuçta ne olmuştur? Güya ihracata yönelik ekonomik yapılanma modelimiz, ithalatı inanılmaz boyutlara taşımış ve sonuçta dış ticaret açığımız 50 milyar dolara yaklaşmıştır. Yerli üretimimiz çökmüştür. Dünya piyasalarında faizler yüzde 1.5'ların altında iken, bizdeki faizler bu rakamın en az on katı olarak gerçekleşmiştir. Sıcak paranın serbest giriş ve çıkışı uluslararası tefecilerin ülkemize yönelik iştahını kabartmış ve reel ekonomik dengemizi alt üst etmiştir. Sermayenin serbest hareketi ve kaynağının pek de sorgulanmaması, ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin ve ziynetlerinin yok edilmesi işine yaramıştır. Rekabetin artırılması, yerli üretimi vurmuş ve kendi pazarlarımızda yerli ürünleri safdışı etmiştir. Devletin küçülmesi sloganı altında memleketin satışı yapılmaktadır. Yabancı bankalara geniş serbesti, Türk bankacılık sisteminin yabancıların ellerine geçmesine sebep olmuştur. Sonuçta milletimiz işsiz bırakılmış ve yerli üretimimiz çökertilmiştir. İnsanlarımız, şirketlerimiz ve devletimiz ağır derecede borçlandırılmıştır. Sıra siyasi bağımsızlığımıza gelmiştir. Siyasi bağımsızlığımızın elden gitmesine direnebilecek unsurların önünü kesebilmek için de insanımız inancından uzaklaştırılmaktadır. Artık, siyasi bağımlılık ekonomik bir zorunluluk olarak ifade edilmektedir. Siyasi bağımlılığımız, ekonominin bir gereği imiş gibi ortaya konulmakta, yani legalleştirilmektedir.[3]


Sömürü Çarkı Toplumu Eziyor !

Fukaranın alın teri, yüksek faize gidiyor!

ıEkonomi uzmanı ve Milliyet yazarı Güngör Uras, "Ayşe Hanım Teyzemin parasıyla, Mr. Hanke köşeyi dönüyor" başlıklı yazısında, Türkiye'de paranın nasıl adım adım yabancıların cebine aktığını yazdı.

Yabancı yatırımcılar için, yurtdışından kısa vadeli borç para bularak YTL cinsi yüksek faizli bonoya yatırım yapmanın moda olduğunu, YTL'nin getirisinin yüzde 20 civarında olduğunu kaydeden Uras, bu yüzden yabancı yatırımcının Türkiye'de çok fazla para kazandığını belirtti. Uras'ın dünkü Milliyet gazetesinde yayınlanan makalesi şöyle:

"Maliye faizciye çalışıyor

Maliye Bakanı önceki gün 2005 yılının ocakta bütçe açıklamalarını yaptı. Açıklamalar (genelde) medyaya "Büyük bir başarı tablosu" olarak yansıdı. Hatta bir gazetemiz, "Bu tabloyu yıl sonuna kadar sürdürürse, Maliye Bakanı'nın heykeli dikilir" şeklinde başlık attı.

Halktan ve özellikle fakir halktan her gün daha fazla vergi almak ve de bu vergi gelirleriyle faiz ödemek, halk için hizmet yapmamak marifetse... Daha doğrusu bunu marifet kabul ederek, bunu yapanların heykeli dikilirse... Veya... Veya... Bunu yapanlar, "heykeli dikilecek" olarak alkışlanırsa, bu halka ve bu ülkeye kötülük yapılmış olur.

Maliye Bakanı tek bir hedefe kilitlenmiş: "Faiz ödemek ve IMF'nin faiz dışı fazla hedefini tutturmak için ne kadar para lazım ise, KDV - ÖTV gibi fakir halkın ödediği vergileri artırarak ve gerekiyorsa yeni vergiler koyarak faizcileri ve IMF'yi mutlu etmek."

Vergi var, hizmet yok

Heykeli dikilecek olan Maliye Bakanı, 2005 yılı ocak ayında ne yapmış? Ayşe Hanım Teyzemin maydanoz alırken, İşçi Memed kardeşimin simit yerken ödediği KDV'lerin gelirini yüzde 28.5 artırmış. Ali Rıza Bey amcamın sigara tüttürürken, bir kadeh rakı içerken ödediği ÖTV'lerin gelirini yüzde 37.6 artırmış... Böylece, bütçe gelirlerinde yüzde 49.8 artış sağlamış....

Vergileri artırarak halka daha fazla hizmet imkanı mı yaratmış? Hani eskiden rahmetli Adnan Başar Kafaoğlu'nun vergi daireleri kapısına astırdığı "Maliye'ye ödediğiniz vergi size hizmet olarak dönecektir"diye levhalar vardı. Acaba Maliye'ye ödenen vergiler, halka hizmet olarak mı dönmüş? Ocakta Maliye Bakanı 7.5 milyar YTL vergi geliri kaydetmiş. Bunun 6.2 milyar YTL'sini faiz ödemesine ayırınca, 3 milyar YTL personel ödemesi için bile para kalmamış... IMF'yi memnun etmek için bu paradan da 2.8 milyar YTL'yi faiz dışı fazla olarak ayırmış....

Sadece faiz ödüyoruz

Hesap karışık, fakat netice kötü: Halktan toplanan vergilerle halka hizmet diye bir şey yok... Yatırıma ayrılan para sıfır. Tarıma ayrılan para sıfır... Bir maliye bakanı, "Vergileri artırdım, faizleri ödedim, faiz dışı fazla hedefini aştım, ödenek olduğu halde harcamadım, yatırım yapmadım, tarıma para aktarmadım... Durum çok iyi" diyemez.

Devlet halka hizmet için var. Tabii ki, ekonomide istikrar önemli. Tabii ki, IMF programına uyum önemli. Ama, bu hükümet sadece faiz ve memur maaşı ödemek için işbaşına gelmedi ki... Ama, bu halk, bu ülkede sadece ve sadece KDV ve ÖTV ödemek için yaşamıyor ki... Hayat kısa... Günler geçiyor... Onlar hizmet bekliyor... Anladık KDV ve ÖTV ödemek "vatan borcu..." İyi de hükümetin, Maliye Bakanı'nın onlara karşı hiçbir "hizmet borcu" yok mu? Para basmadan, borçları inkar etmeden, IMF ile ilişkiyi kesmeden, doğru dürüst planlamayla yükümlülükleri yeniden yapılandırarak hizmetlere kaynak ayırmak imkanı vardır. Sadece bu hatırlatmayı yapmak için bunları yazıyorum. Maliye Bakanı ile alacağım - vereceğim yok..."

Steve Hanke kimdir?

Forbes dergisi yazarlarından olan Steve Hanke, Ronald Reagan döneminde Ekonomik Danışmanlar Konseyi Baş ekonomisti idi. ABD'de John Hopkins Üniversitesi'nde hocalık yapıyor. Ve de uluslararası yatırımcı. Parasını Türkiye'de değerlendiriyor. Forum İstanbul ve YASED toplantılarına konuşmacı olarak katılmak için geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye geldi.

Rumsfeld'in Ortağı TÜSİAD'çı

ABD'deki savaş isteyen "Şahinler" grubunun lideri olarak gösterilen Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in uzun zaman yönetim kurulu üyeliği yaptığı ABB isimli şirketin, Türkiye'deki konsorsiyum ortağı Alarko çıktı. Alarko'nun  yönetim kurulu başkanvekili Oktay Varlıer de, "savaş isteyen" kesimlerin sözcülüğünü yapan TÜSİAD'ın yöneticisi.

Alarko şirketi, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in, uzun sure yönetim kurulu üyesi olarak görav yaptığı Asea Brown Boveri (ABB) isimli firmanın, Türkiye'deki konsorsiyum ortağı çıktı. Alarko ile ABB arasındaki ilişki dikkatleri TÜSİAD'a çevirdi. Çünkü Alarkonun fiili başkanı olarak gösterilen yönetim kurulu başkan yardımcısı Oktay Varlıer, TÜSİAD'ın Ekonomik ve Mali İşler Komisyonu Başkanı. TÜSİAD'çı Varlıer'in şirketi ile, ABD'de "Şahinler" olarak adlandırılan "savaş isteyen" lobinin en tepesindeki isim olan Donald Rumsfeld'in şirketi arasındaki konsorsiyum ortaklığı, TÜSİAD'ın "savaşa evet" demesinin nedenleri arasında gösteriliyor.

İsviçre-İsveç Ortaklığı

Rumsfeld'in uzun süre yönetim kurulu üyeliği yaptığı ABB isimli şirket, İsviçre-İsveç ortaklığında kuruldu. Türkiyenin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülkede faaliyetleri bulunan ABB'nin, İstanbul'un Ümraniye ilçesinde ABB Elektrik A.Ş, ABB Sanayi A.Ş. gibi şirketleri bulunuyor.

Adana Metrosunu Birlikte Yapıyorlar

İstanbul Metrosunun yapımı sırasında Alarko ile konsorsiyum ortaklığı yapan ABB'nin Alarko ile halen de çeşitli ortaklıklarının bulunduğu bildirildi. ABB Alarko konsorsiyumun, Adana metrosunun çalışmalarını sürdürdükleri öğrenildi. Konsorsiyumda yer alan Adtranz'ın ise, ABB'nin yan kuruluşlarından olduğu kaydedildi.

TİP'çi TÜSİAD'lı

Alarkonun yönetim kurulu başkanvekilliğini üstlenen Oktay Varlıer'in, 12 Eylül öncesinde kapatılan sosyalist siyasi partilerden TİP'in üyesi olduğu bildiriliyor. 12 Eylül öncesinde başbakanlık yapan Bülent Ecevit, bürokrat atamaları için TİP'e bir DPT kadrosu vermişti. Bunun üzerine Oktay Varlıer de, TİP'in genel başkanı Behice Boran'ın sayesinde DPT müsteşarı olmuştu.

ABB Başkan Yardımcısı da TÜSİAD'da

Rumsfeld'in şirketi ABB'nin, Türkiye'deki şirketlerinin yönetim kurulu başkan yardımcılığını yapan Gülden Türktan da, TÜSİAD'çı çıktı. Türktan'ın, Muharrem Kayhan'ın başkanlığı döneminde 2002 yılının Ocak ayında TÜSİAD'a üye olduğu ifade edildi.

 




[1] Zaman / 08 Ekim 2006


[2] Ebubekir Gülüm - Sadettin İnan - Ali Cura / Milli Gazete / 04.11.2006

[3] Doç. Dr. Mete Gündoğan / Milli Gazete / 30.9.2006


Bu yazarin diger makaleleri

YENİ HÜKÜMET VE YAKLAŞAN FELAKET!
  Erdoğan-Gül Hükümeti...  Birol Ertan'ın değerlendirmesi oldukça ilginçti: "Türkiye Cumhuriyeti'nin...
Devami
AB'DEN HİBE ALAN GAZETECİLER
Avrupa Birliği'nin kiralık kalemleri ve Müslüman-Türk görünümlü misyonerleri olarak eğitilen...
Devami
ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'A YÖNELİK BOŞBOĞAZLIKLAR VE REJİM KRİZİ UYARILARI
Yüksek Askeri Şura yaklaştıkça ortaya yine çok tartışmalı bilgi ve belgeler...
Devami
İSLAM'A KOŞUNUZ!
  İslam; topyekun bütün hayatı kuşatan, kendisine uyulduğu ve uygulandığı...
Devami
İKİ DERİN AMERİKA'NIN ÇATIŞMASI
Ben-Ami Kadish adlı Yahudi Nisan 2008'de Amerikan adaleti tarafından tutuklandı......
Devami
AMERİKASYON İMECESİ VE OPERASYON BİLMECESİ
Sözde PKK'ya karşı, ABD ve AKP işbirliği yapıyordu...            Halbuki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5169

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR