Reklam
Reklam
Reklam

Uyuşturucu ve uyumsuzlukla;NESLİMİZ KURUTULUYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Ahlâk tahrip olunca lise gençliğinde alkol kullanımı yüzde 66'lara fırladı. Şimdi çocuklarımız alkol batağında çırpınıyor!

Millî ve manevi değerlere yönelik saldırıların bugün toplumu taşıdığı nokta dehşet verici. Sigara ve uyuşturucu kullanımı ilköğretim okullarına kadar inerken liseli gençlerin alkol ve şiddet kullanımı rakamları tüyler ürpertiyor.

 

Türkiye'de gençlerin katıldığı şiddet içerikli olayların giderek artması üzerine, Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi liseli öğrenciler arasında bir anket çalışması yaptı. "Gençler Hayatı Nasıl Algılıyor?" konulu anketin sonuçlarında öğrencilerin yüzde 66'sının alkol kullandığı ortaya çıktı. Liseli gençlerin arasında sigara içenlerin oranı yüzde 72 olarak saptandı. Anket sonuçlarına göre, ailede şiddet görenlerin bunu başkalarına karşı uygulaması da dikkat çekiyor.

Anketi düzenleyen UPSAM Genel Sekreteri Faruk Can, sonuçların kendilerini dahi şok ettiğini söyledi. Sonuçlara inanamadıkları için anket değerlendirmesini iki kez tekrarladıklarını kaydeden Can, "Medyada şiddet içerikli diziler izliyor. Dinlediği müzikler şiddet içerikli. Kısır bir döngü içerisindeyiz. Bu tablodan herkes sorumlu" dedi. Gaffar Okkan Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü Mahmut Çakır da, anne-babaların yanı sıra eğitimcilere de büyük görevler düştüğünü söyledi.

Türkiye'de gençlerin katıldığı şiddet içerikli olayların giderek artması üzerine Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi liseli öğrenciler arasında bir anket çalışması yaptı.

Küçük kavgalardan başlayan, çete üyeliğine dayanan şiddet olayları artık cinayetle son bulmaya başladı. Bunun üzerine Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi 2006 yılı Haziran ayında 17 ilde 1850 lise öğrencisiyle bir anket çalışması yaptı.

Lise I, II, III öğrencilerine uygulanan anket İstanbul, Erzurum, İzmir, Ankara, Trabzon, Kayseri, Manisa, Rize, Samsun, Giresun, Kütahya, Artvin, Zonguldak, Tokat, İzmit, Hakkari, Gaziantep olmak üzere 17 şehir merkezinde yapıldı.

Gençlere 38 sorunun yöneltildiği "Gençler Hayatı Nasıl Algılıyor" konulu anketin sonuçlarında öğrencilerin yüzde 66'sı alkol kullanırken, yüzde 65'i ise şiddet kullanıyor. Liseli gençler arasında sigara içenlerin oranı yüzde 72 iken, uyuşturucu kullananlar yüzde 26, okuldan kaçanlar yüzde 71, evden kaçanlar ise yüzde 51.

‘Okulda herhangi bir çetenin içinde misiniz' yönündeki soruya öğrencilerin yüzde 60'ı hayır derken, yüzde 26'sı evet cevabını verdi. Ne sıklıkla internete giriyorsunuz yönündeki soruya liseli gençlerin yüzde 44'ü her gün, haftada birkaç kez yüzde 34, arada sırada yüzde 10,2, hiç gitmem diyenlerin oranı ise yüzde 10,3 oldu.

Gençlerin yüzde 43'ü internette sohbet odalarını, yüzde 23'ü porno sitelerini, yüzde 15'i oyun sitelerini, yüzde 9'u google arama motorunu, yüzde 8'i ise ödev sitelerini ziyaret ediyor.  Anket sonuçlarına göre lise gençlerin yüzde 74'ü ailede şiddet gördüğünü ifade ediyor. Yine yüzde 65'i şiddeti başkalarına uygulamış. Kime uyguladıkları sorulduğunda ise yüzde 31'i kendisini kızdıranlara ve yüzde 25'i kızlara şiddet uyguladığını belirtiyor.

Anketi sosyal bir sorumluluk olarak algıladıkları için yaptıklarını dile getiren Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Faruk Can, ortaya çıkan sonuçların kendilerini dahi şok ettiğini belirtiyor. Çıkan sonuçlara inanamadıkları için anketin sonuçlarını 2 defa değerlendirdiklerini anlatan Can, bu tablodan herkesin sorumlu olduğuna dikkat çekiyor.

Aile, okul, medya kısaca sosyal sorumluluğu olan herkese sorumluluklar düştüğünü kaydeden Can, "Çocuk evde anne baba, abisinden; okulda öğretmeninden şiddet görüyor. Medyada şiddet içerikli diziler izliyor. Dinlediği müzikler şiddet içerikli. İnternette şiddet içerikli oyunlar ile porno sitelerine giriyor. Sonra bu çocuk ilk şiddeti çevresine uygulamaya başlıyor. Anne baba olunca da şiddet devam ediyor. Kısacası bir kısır döngü içerisindeyiz. Sınav kaygısı, gelecek kaygısı, ailede, okulda şiddet sebebi ile gençler kendilerini anlayacak kişileri bulmakta zorlanmaktadır. Bu olumsuz tablodan herkes sorumludur." diyor.


Okullarda ve sokaktaki şiddetin toplumu tehdit edecek boyutlara geldiğini dile getiren Can, okullarda yaşanan ve basına yansıyan şiddet olayları eğitim kurumlarını ve çocuklarını eğitim için okullara yollayan aileleri zor duruma düşürdüğüne dikkat çekiyor.

Can, kapkaç olaylarının artması, bu olayların çoğunlukla gençler tarafından yapılmasının gençlerin zor durumda olduğunu gösterdiğini kaydediyor.

Gaffar Okkan Polis Meslek Yüksekokulu Müdürü Mahmut Çakır ise bu olumsuz tablonun düzeltilmesinde anne ve babanın yanında eğitimcilere de büyük sorumluluklar düştüğünü söylüyor.

Yetiştirilecek olan polislerin yerine göre gençliği rehabilite edebilecek bilgi ve beceriyi kazandırma sorumluluğunun hasıl olduğunu vurgulayan Çakır, bunu sağlayacakların eğitimciler olduğunu vurguluyor.

Polislerin okullardaki kötü tabloyu önleyebilmesi için en başta onlarda bu özelliklerin bulunmaması gerektiğine dikkat çeken Çakır, "Polisler gençlerin kalbine hitap edecek, ruhunu okşayacak bir iki cümlesi olmalı. Onlara şefkatle yaklaşmalı. İnsanlık duygularıyla hitap etmeli. Her yerde polisin olması mümkün değil. Arkanızı döndüğünüzde o yine aynı kötü alışkanlıkları sürdürür. Gençler ikna edilerek kötü alışkanlıklardan alıkoyulmalı." diye konuşuyor.

Anket sonuçlarına göre uzmanlar şu çözüm önerilerini sunuyor:

- Aile eğitim programları başlatılmalı.

- Eğitim kurumları gençlerin duygusal ve sosyal gelişmelerine duyarlı olmalı.

- Devlet tarafından ailelere gerekirse "aile danışmanlığı alabilecekleri imkanlar sunulmalı.

- Eğitim programlarına "aile psikolojisi" dersleri konulmalı ve sağlıklı ailenin nasıl olabileceği gençlere anlatılmalı.

- Eğitim kurumlarında hiçbir şekilde şiddete, problem çözme aracı olarak başvurmamalı.

- Ergenlik çağındaki gençlerle nasıl iletişim kuracakları ve sevgilerini nasıl ifade edebilecekleri yönünde aileler ve öğretmenlere eğitim programları hazırlanmalı.

- İnternet konusunda aileler ve gençler bilinçlendirilmeli, kötü programlardan uzak tutulmalı.

- Televizyon programları çocukların yararına olacak şekilde izlettirilmeli. Çocuklar anneleri ile beraber sabah kuşağındaki acıklı, şiddet yüklü programları izlememeleri konusunda aileler bilinçlendirilmeli ve uyarılmalı.[1]

Liselere Bakınız Halimizi Anlarsınız 

  Rüzgar eken fırtına biçermiş... Fırtına eken kasırga biçermiş... Kasırga eken tayfun biçermiş... Dinsizlik ve densizlik eken acaba ne biçermiş?.. Cevap vermek için uzun uzun düşünmeye hacet yok. A benim cânım, manzaraya bak anlarsın...

Bir ülkenin halini, geleceğini anlamak isteyenler onun liselerine baksınlar. Liseleri parlak ve vasıflı ise hal ve gelecek de parlaktır. Berbat ise, istikbal karanlıktır.

Hatırlayanlar çıkacaktır. Bundan yıllarca önce bir liseli kızın hamile olduğu anlaşılmıştı. Bu konuda tahkikat yapması gerekenler hadiseyi gizlemişler, kızı koruma kanatları altına almışlar ve günü gelince kızcağız nur topu bir bebek doğurmuştu. Babası? Belli değil.

2005-2006 ders yılında liselerimizde çok kanlı hadiseler oldu. Kızın biri ders ortasında sınıfa girdi, çantasından tabancasını çıkarttı ve kendisini terk eden sevgilisini birkaç kurşun sıkarak öldürdü. Kimya öğretmeni Hatice hanım heyecandan bayıldı... Bıçakla öldürmeler... Yaralamalar... Ve daha neler neler.

Bu sene, okullar açılır açılmaz, liselerde cinayet, yaralama, kavga gürültü, öğretmenin donunu indirme hadiseleri birbiri ardına sökün etmeye başladı. Daha işin başındayız. Bakalım sene sonundaki bilanço listesi nasıl olacak?

Hep yurt içi hadiselerden bahsetmeyelim. İngiltere'de şu ünlü Eton Koleji'nde (Beş yüz küsur senedir aralıksız öğrenci yetiştiriyor. Başbakan yetiştiriyor, bakan yetiştiriyor, büyük düşünür yetiştiriyor, büyük yazar yetiştiriyor, büyük ve vasıflı adam yetiştiriyor...) öğrenciler bazı zamanlar frakla dolaşırmış.

Dünyanın hangi ülkesinde, atalarının, büyük dedelerinin, ecdadının mezar taşlarını okuyamayan liseliler vardır? Bu rekor biz Türkiyelilere aittir.

İran'a gidiniz, bir liseye giriniz ve idareden izin alarak o sırada edebiyat dersi verilen bir sınıfa giriniz. Çantanızdan 1928'den önce basılmış bir Hâfız-ı Şirâzî Divanı çıkartınız ve öğrencilerden birine "Bunu al, bir sayfasını aç ve oradaki manzumeyi şerh et (açıkla)" deyiniz. Bu işi bütün öğrenciler kolaylıkla yapabileceklerdir...Sonra aynı şeyi Türkiye'de yapınız. Liselilere 1928'den önce basılmış bir Fuzulî Divanı veriniz ve "okuyunuz" bunu deyiniz. Şaşkınlıkla bakacaklar ve ağlayacakları yerde gülecekler ve "Biz bu yazıyı okuyamayız" diyeceklerdir. Türkçe değil mi? Elbette Türkçe. Peki niçin okuyamıyorlar?.. 1928'den sonra latin alfabesiyle basılmış bir Fuzulî Divanı veriniz, yine okumakta zorlanacaklar ve mânasını anlayamıyacaklardır... Öyle liseler düşünün ki, ülkenin edebî-yazılı lisanını öğretemiyor. Artık gerisini söylemeye hâcet yok.

Efendim şu kadar lise açtık, şu kadar öğrenci yetiştiriyoruz, şu kadar sınıf var... Falan filan... Efendi, palavrayı bırak, popülizm yapma ve bana şu sorunun cevabını ver: "Ne okutuyorsun, nasıl adam yetiştiriyorsun?"

Bir ülkeyi, bir devleti, bir halkı batırmak isteyenler, onun tümüyle uğraşmasınlar, liselerini batırsınlar, ülkenin tümü batar...

Öğrencilerin hepsinin parlak ve vasıflı olması gerekmez. Otuz kişilik sınıfta beş parlak ve vasıflı öğrenci varsa ülkeye yeter. Otuzun otuzu da iyi yetişmiyorsa gelecek çok karanlık demektir.[2]

Uyuşturucu Kökümüzü Kurutuyor!

Kanserden daha tehlikeli asrın vebasını ülkemiz açısından kısaca değerlendirmek istiyorum. Uyuşturucu, uyarıcı ve hayal üreten maddeler kimyasal nitelikleriyle canlı organizmanın görev ve yapısını etkileyen, ruh durumunu algı gücünü ya da şuurunu değiştiren suistimali birey ve toplumun zarar görmesine yol açan her nevi kimyasal maddelerdir.

Toplumun temel direği ailedir. Toplumdaki sapmalar aile düzenindeki bozukluklarla doğru orantılıdır. Bir Ailede Baba eve nefesi içki kokarak gelip yemekten sonrada Televizyon karşısında puro içerken ve annesi sakinleştiricinin hangi cehenneme gittiğini sorarken her ikisi yoğun bir şekil de sigara içip bu kanser çubuklarını bıraktıklarında sinirli ve gergin olurlarken bu Ailenin çocukları kendilerinin uçuran drajeleri kullanmalarında ne gibi bir sakınca olduğunu anlamakta güçlük çekeceklerdir.

Şairin dediği gibi hayır umulur mu böyle bir gecenin sabahından. Hayır umulur mu böyle bir ailenin çocuklarından.

Yurdumuzda uyuşturucu, uyarıcı ve hayal üreten maddelerin su istimali yaygın olmayıp genel olarak tehlike, vahim boyutlara ulaşmamıştır. Ancak son zamanlarda çok hızlı bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Yurdumuz nüfusunun 1/3 ünün yaşadığı büyük şehirlerde. özellikle gençlerimiz için her geçen gün tehlike çanları seslerini yükseltmektedir.

Sorumlular olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz, ancak şuanda bunu yaptığımızı söylemek mümkün değildir. Kurumlar arası yeterli koordinasyon yoktur. Yerine getirmeye çalışırken, ökseye yakalanmış müptelaların tedavilerini yaptıracakları kurumlar henüz yeterince harekete geçmemiştir.

Varlıklı Aileler çocuklarını yurt dışında tedavi ettirebilmektedirler. Ya imkanı olmayanlar zincirin bu halkasına her geçen gün yenileri ilave olmaktadır. Tıbbi ve İlmi amaçlar dışında bu maddelerin kötüye kullanılmaları, onları kullananlar için yıkıcı ve öldürücü olduğu kadar onların mensubu bulundukları toplumlarda büyük zararlar vermiş ülkelerin sağlığını tahrip etmiş ve savunma güçlerini de yiyip bitiren bir afet haline gelmiştir.

Narkotik maddelerin kaçakçılığı bölgesel ve ulusal sınırları aşmıştır. Çok uluslu bir kaçakçılıkta çok uluslu alımlar satımlar bulunmaktadır. Yeraltı yasalarına göre işleyen kaçakçılık dünyasında para ve kaba kuvvet hakimdir. Kaçakçılık son derece gizlilik içinde yürütülen her aşaması iyice planlanan ve uygulanan büyük kazançlar elde edilmekte ve en büyük payı finanse edenler ile örgütçüler almaktadır.


Sürekli olarak Eroin kullanan insan kısa zamanda fiziksel ve ruhsal yönden bağımlı bir insan olup çıkar. Eroinin bu özelliği uyuşturucu madde kaçakçılarının çok işine yarar malı her zaman aranan nitelikte bir maldır. Ve bunun sonucu olarak eroin pazarı istikrarlı bir pazardır. Bu sebeple Eroin yapımında kullanılan ilkel maddeler belirli üretim merkezlerinden belirli yollar izlenerek belirli tüketim bölgelerine ulaştırılır.

Eroin bilinen ve yaygın olan uyuşturucu maddeler arasında en tehlikelisidir. Eroinman zaman ve enerjisinin tamamını uyuşturucu madde kullanmaya ayıran karşılaştığı sorunlara ancak uyuşturucu madde kullanarak tepki gösterebilen kimsedir.

Eroine alışkanlık arttıkça daha çok Eroine ihtiyaç duyulacaktır. Kullanılan eroin dozu arttıkça insanın çalışma gücüde aynı oranda azalacaktır. Gün gelecek çalışmak, Eroin tutkusuna kapılmış kimseye işkence gibi gelmeye başlayacaktır.

Aradığı Eroini bulamayan tutkun müthiş bir acı çekmeye başlar eğer 8 yada 12 saat Eroinsiz kalacak olursa sıkıntısından terlemeye başlar. Sanki birden şiddetli bir nezleye yakalanmış gibi burnu, gözleri akmaya başlar. Bedeninde dayanılmaz ağrılar başlar kolları elleri, başı önüne geçemeyeceği biçimde terler. Bazı organlarında kramp girmiş gibi olur.

Hiç uyuyamaz onu yatıştırmanın tek çıkar yolu büyükçe bir doz Eroin enjeksiyonudur. Eroin bulamayan tutkun, her türlü kötülüğü yapabilir. Bunların cinayet işlemden içten bile değildir. Narkotik maddeler kaçakçılığı konularına göre işlemektedir. Kaçakçılık bu maddelerin bol ve kontrolünün az olduğu bölgelerden, talebin çok olduğu bölgelere doğru seyretmektedir. Böylece arz ve talep birbirini etkilemekte ancak madde cinsi polis kontrolünün yoğunluk derecesine tabi olarak değişme göstermektedir.

Bu nedenle Polis trafik yönünü kullananların çalışmaya usul ve yöntemlerini piyasadaki değişmeleri bilmek ve takip etmek zorundadır. Ülkemizde Eroin kaçakçılığı daha ziyade Van, Diyarbakır, Gaziantep üçgeni içerisinde üretilerek Büyükşehirlere nakledilmektedir. Narkotik maddeler sorunu çok yönlü bir sorundur. Bu nedenle çözümü araştırılırken çok yönlü yaklaşım yapmak gerekir. Ülkemizde adli idari kuruluşlar ile polis arasında karşılıklı bilgiye dayanan sağlam bir işbirliğine ihtiyaç vardır.

Böyle bir işbirliği sorununun yalnız insani yönünü değil polisiye hizmetlerin daha rahat yürütülebilme olanaklarını da sağlamış olur. 14 Yaşında bir kız veya Erkek çocuğu uyuşturucunun nereden ve nasıl alınacağını bilmektedir. Bugün basında listeleri verilen liselerimiz uyuşturucuların gerçek pazarı halindedir.

Uyuşturucunun uyarıcı ve hayal üretici narkotik maddeleri tarihi gelişimi içinde tanıyarak gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde toplum içindeki konumlarını şöyle sunabiliriz.

l- Afyon, Morfin (Beyaz Nesne) Eroin (Beyaz, kuru toz mal maden)

2- Kokain (Yaprak Kar Kız)

3- Barhituratlar (ilaç olarak kullanılır. Veranel adı ile piyasaya çıkarılmıştır. Yer altı dünyasında (sarı ceket, kızıl şeytan, mavi cennet) olarak bilinir.

4- Esrar

5- Hayal ve Evham oluşturanlar. (Meskalin ESD, DMT haplar.)

Halkımızın özellikle gençlerimizin uyuşturucuya karşı korumak gerekmektedir. 1982 Anayasasının 58. Maddesinin ikinci fıkrası bunu öngörmekte ve şöyle demektedir.

Devlet gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklarından ve cehaletten korumak ve benzeri körü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır. Buna göre gençleri uyuşturucu maddelerden koruma işi bir devlet görevi ve anayasal bir görevdir.

Devlet Gençleri bu tehlikeden korumak için;

a-) Narkotik maddelerin illegal ticaretini, imal ve satışını önlemek.

b-) Basınla sıkı işbirliği yaparak her fırsatta uyuşturucu suistimalinin zararlarını kamuoyuna duyurmak.

e-) Okul yöneticileriyle işbirliği yapmak okul içi ve okul dışı davranışlarını denetim altında tutmak.

d-) Okul yöneticileri öğrenci velileriyle toplantılar düzenlemek.

e-) Gençlerin sık sık girip çıktığı lokal ve eğlence yerleri gibi mahalleri sürekli denetim altında bulundurmak.

f-) Sağlık Bakanlığınca yasaklanmış ilaç listelerini takip etmek ve yasağa uymayanlar üzerinde durmak.

g-) Diyanet İşleri Başkanlığı birimleriyle iş birliği yaparak halka camilerde uyuşturucunun zararlarının anlatılmasını sağlamak.

h-) Toplumsal açıdan soruna yaklaşırken uyuşturucu kullananları sadece bir suçlu olarak kabul edip legal ve polisiye önlemlere ağırlık vermemek, onları aynı zamanda hasta kabul edip tedavilerine de önem vermek gerekmektedir. Bu durum hem ceza adaleti sistemine ve hem de sosyal kontrol örgütlerine ihtiyaç göstermektedir.

Son tespitler ve netice; kimileri konuşur kimileri de yapar işte aradaki fark; Birileri yapılması lazım der birisi yapmam lazım der bu böyle devam eder. Bu problemin çözülmesi lazım bu problemi çözmem lazım yardım edilmesi lazım, yardım etmem lazım, kurtarılması lazım, kurtarmam lazım. Sorumluluğu başkalarının üzerine bırakacağımıza kendi üzerimize aldığımız zaman bütün sorunların daha kolay çözüleceğine inanıyorum.

Sigara ile başlayan uyuşturucular beyine çakılan birer ecel çivisidir. En önce akli ve iradeyi zincire vururlar. Bağımlı Kendisini hapsettiği zindanın anahtarını da kaybeden gönüllü bir tutsaktır. En büyük tuzak bir defa denemekten ne çıkar? demektedir.

Uyuşturucunun ve ölümün denemesi olmaz ve sen canı can vererek almadın ki değerini bilesin.[3]

Geleceğimizi Karartan Tehlike: Rakı Patlaması!

Hükümetin herhalde en tehlikeli kararı rakı üretiminin serbest piyasaya açılması oldu.

Bilindiği gibi rakı ülkemizdeki en yoğun alkol ihtiva eden ve toplumumuzu korkunç zarara uğratabilen içki durumundadır. Kişileri alkolizm batağına sürüklemesi bir yana, trafik ve iş kazalarının, aile geçimsizlikleri ve boşanmaların cinayet ve yaralanmaların intihar ve bir çok psikiyatrik hastalığın kaynağı olan rakıyı göstermemiz gerekir.

İşte böylesine tehlikeli rakı tüketimi yılın ilk üç ayında geçen yıla oranla tam 2 kat arttı. Bunun sebebi de rakı üreticilerinin her türlü cazip sloganlarla medyada reklam kampanyaları açmaları. Akşamcılardan sonra gençleri ve kadınları da "müşteri" yapmakta bu şekilde başarılı olmaları. Firmaların sayısı arttıkça reklamlarla üretimde de artış oldu.

İşte bazı rakı isimleri: Yeni Rakı, Tekirdağ Rakısı. Altınbaş, Kulüp Rakı, İzmir Rakı, Efe Rakı, Burgaz Rakı, Mercan Rakı, Çilingir, Sarı, Zeybek, Fasıl Rakı, Ata Rakı ve Rakı Turka. Bu markalar kıyasıya bir yarış içindeler ve rakı pazarında yıllık tüketim 45 milyon litreyi buluyor. Artık kadınlar ve gençler de rakı tüketiyor. Geçen yılın ilk üç ayında 8 milyon 430 bin litre olan rakı tüketimi 2006'nın ilk üç ayında 16 milyon 846 bin litreyi geçmiş durumda. Bu da yüzde yüzlük artış demek.

Sadece artan alkollü içecek tek rakı da değil. Kanyakta artış yüzde 140, likörde yüzde 82 oranında.

Ülkemizin geleceği karanlık. Çünkü bir toplumda alkol tüketimi arttıkça alkol bağımlılarının sayısı artar, trafik ve iş kazalarına, aile geçimsizlikleri ve boşanmaların, cinayet, intihar ve yaralanmaların, daha pek çok sosyal aletin sayısı artar.

Aman dikkat!

Seri katilleri kim yetiştirdi?

Tek suçlu olan, herkes gibi masum doğan o gençler mi?.. Yoksa, o gençleri dişlileri arasında öğütüp, zaman içerisinde birer ‘suç makinası' haline dönüştüren, kokuşmuş sistem mi?.. Ey, Atatürk'ün gösterdiği ‘çağdaş uygarlık' hedefini, ‘Batılılaşma' olarak yorumlayan ‘tek dişi kalmış' canavarın fedaileri!..  Bu eser sizin!.. Eserinizle övünebilirsiniz!..

Herşey, şu anda ‘sanık' durumunda bulunan Yiğit Bekçe ve Mehmet Karahasan isimli iki gencin, uyuşturucu' âlemi yapmaları ile başlıyor!.. 

‘60 saat' içerisinde ‘yedi kişinin' canına kıyarak, bayramı kana bulayan ölüm makinaları, jandarmanın yaptığı kontrolde tesadüfen yakayı ele veriyorlar!..

Sanıklar, ilk ifadelerinde şöyle diyorlar: "Zevk için öldürdük!.."

Türk gençliği, sistemli bir şekilde kendi ‘dininden', ‘dilinden', ‘kültüründen' koparılıyor!.. Gazeteler, sürekli ‘Batı tipi yaşam tarzını' işleyerek, ‘Türk kimliğine' yabancı bir ufuk çiziyor!.. Televizyonlar, çoğunluğu Amerikan yapımı ‘şiddet' içerikli diziler ve filmler ile ‘mafya elemanlarını' ve ‘katilleri' özenilecek tipler olarak lanse ediyor!..

‘Milli' ve ‘manevi' yozlaşma, ‘gelir dağılımındaki' adaletsizlik, gençliği ‘cehalet' ve ‘karamsarlık' ile harmanlayıp suça daha meyilli hale getiriyor!.. ‘Uyuşturucu', ‘fuhuş', ‘içki, ‘hırsızlık', ‘kapkaççılık' ve ‘gasp' olayları, artık ortaokullara kadar indi!..

Nitekim adeta ‘kan içmekten zevk alan' bir canavara dönüşen katillerin, her ikisinin de tutanaklara yansıyan ortak özelliklerinden, olup bitenlerin gerçek sebebini kolaylıkla tahlil etmek mümkün:

Daha önce işledikleri çeşitli suçlar yüzünden cezaevine konulan sanıkların, 57'nci Cumhuriyet Hükümeti döneminde çıkarılan meşhur Rahşan Affı ile tahliye edilmeleri de meselenin bir başka boyutu!..

Son çıkarılan AB uyum yasaları ile birlikte ‘güvenlik güçlerinin' de eli kolu iyice bağlandı!..

Bu durum, suçlularda tabii bir yargı oluşturdu:

- "Nasıl olsa üç beş yıl yatar, çıkarım!.." [4]

Üniversiteler bilerek cılız bırakıldı

Dünyada birçok değişim üniversitelerden ve üniversitelerdeki serbest düşünce ortamından kaynaklanmıştır ve öyle görülüyor ki, Türkiye'deki statükocu düşünce buna meydan vermemek için üniversitelerin cılız kalmasını bilerek planlamıştır.

Türkiye, çok bakımdan bir gariplikler ülkesi olmaya devam ediyor. Modern dünya, üniversitelerinde dünyanın geleceğini tartışır, yerel ve global problemlere akıl ve bilim ışığında çözüm üretir ve iş dünyası veya siyaset liderlerine yol haritası çizerken, Türkiye'deki üniversitelerde en çok tartışılan şey üniversitelerin kendileridir. Nedense üniversitelerimiz bir türlü "tartışılma" kısırdöngüsünü ve yozlaşan kurumlar imajını aşıp "tartışan" ve ufuk açıcı fikirler üreten kurumlar konumuna geçememiştir.

Türkiye'de akıl ve bilime sırt çevrilirken ve bilimin üretildiği temel zemin olan serbest tartışma ortamı rafa kaldırılırken üniversitelerimizin sergilediği suskunluk hayret vericidir ve üniversitelerin kendilerini inkarıdır. Daha da vahimi, bir üniversite üyesinin dayatmaları reddedip bu konuda fikir beyan etmesi veya araştırma yapması, akademik intihara eşdeğerdir. Kışla havasına bürünen bir üniversitenin ülkesine ve dünyaya vereceği bir şey olamaz. Her sabah çocuklarımıza tekrarlatıp durduğumuz "Türk'üm, doğruyum..." nakaratındaki doğruluk iddiasında samimi isek, duvarlarımızdaki "Hakiki mürşit ilimdir" levhalarını davranışlarımızı doğru olarak ifade eden levhalarla değiştirmemiz gerekir. Öyle görülüyor ki Batı dünyası "Hakiki mürşit ilimdir" sözünü yaşıyor ve onu her zeminde hareketleriyle yazıyor.

Biz ise bu ve benzeri güzel sözleri duvarlara ve ezberlerimize hapsediyoruz. Batı dünyası bu sözün özünü yiyip hayata geçirirken, biz her zamanki gibi kabuğunu geveliyoruz. Fikir ve ifade hürriyetinin en temel insanlık hak ve hürriyeti olduğu modern dünyada, fikirlerden korkmak ve onların dile getirilmesini kanun ve cezalarla engellemeye çalışmak, fikirleri "tehlikeli" görüp bu görülmez düşmanlara savaş ilan etmek, hangi akıl, ilim ve izanla bağdaşır? Ve bilginin sınır tanımadığı bu iletişim çağında fikirlerin polisiye tedbir ve yasaklarla yok edilebileceğine hangi akıl sahibi inanır?

Artık açıkça görülmüyor mu ki insanları birbiriyle kaynaştıran cehalet değil hakikat kıvılcımlarıdır ve onlar da fikirlerin serbestçe çarpışmasından çıkar. Acaba en büyük düşmanımızın fikir değil evham ve bizim yerlerde sürünmemize en büyük sebebin kökleşmiş saplantılarımız olduğunu ne zaman idrak edeceğiz? Fikir ve ifade özgürlüğü olmayan yerlerde gerçek üniversitelerin de olamayacağını ne zaman göreceğiz? Üniversitelerin gerçek hayattan kopukluğundan ve öğretim üyelerinin varlık gösterememelerinden şikayet ediyoruz ve her fırsatta üniversiteleri eleştiriyoruz.

Ama aslında Türkiye'de sanki sistem üniversiteleri pasifize etme ve onların bir varlık göstermesini önleme düşüncesi üzerine kurulmuştur. Akademik unvanların verilmesinde neredeyse tek kriterin yayın -bilhassa yabancı yayın- olması, danışmanlık önüne ciddî engeller ve sınırlamalar konulması ve piyasaya verilen hizmetin dikkate alınmaması ve hatta soruşturmaya sebep olabilmesi, bunun göstergesidir. Bu durum öğretim üyelerinin aslî görevlerini bir kenara bırakarak bir nevi "yayıncılık oyunu" oynamasını netice vermiştir. Dünyada birçok değişim üniversitelerden ve üniversitelerdeki serbest düşünce ortamından kaynaklanmıştır ve öyle görülüyor ki Türkiye'deki statükocu düşünce buna meydan vermemek için üniversitelerin cılız kalmasını bilerek planlamıştır. [5]








[1] (cha) 

[2]   10.10.2006 / Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

[3] Av. Zeki Hacıibrahimoğlu

[4] 27.10.2006  İsrafil Kumbasar  Yeniçağ

[5] 9.10.2006 / Zaman / Prof. Dr. Yunus Çengel nevada Üniversitesi Öğretim Üyesi ABD

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Bütün semavi dinlerin, ilahi kitap ve sahifelerin; hem iman esasları...
Devami
  Mekke Fethi Hazırlık ve Planlarının GİZLİ TUTULMASININ HİKMET VE AMAÇLARI          1-...
Devami
  PROF. CELAL ŞENGÖR’ÜN SAPKINLIĞI VE FESATÇILIĞI        Prof. Celal Şengör (ki...
Devami
Siyasi ikballeri ve şahsi beklentileri için Siyonist ve emperyalist odaklarla...
Devami
  Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla 1- Nun. Kaleme ve satır satır...
Devami
  Hukuk dilinde ve özellikle anayasa ve kanun metninde "açık,net,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4823

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR