YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e6287bb90e6
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 9 5
Bugün : 31150
Dün : 62075
Bu ay : 1131910
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53276968
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

DERSİM İSYANI VE PERDE ARKASI

Ahmet AKGÜL

“Dersim” isminin Farsça “Der-i Sim = Gümüş Kapısı” kelimelerinin kısaltılmış ve kolaylaştırılmış şekli olduğu kanaati yaygındır. Sonradan “Tunç-eli”  adı da her halde bundan kaynaklanır.

Dersim bölgesi:

a- Doğu Dersim: Pülümür, Nazimiye, Mazgirt, Kığı yörelerini

b- Batı Dersim ise: Ovacık, Hozat, Çemişgezek ve Pertek kesimini kapsamaktadır.

Dersim Sancağı 1548’de oluşturmaya başlanmış olsa da, asıl 1847’de Diyarbakır eyaletinden ayrılan Harput’a bağlı yeni bir idari merkez halini almış, ama bu kâğıt üzerinde kalmıştır. Çünkü bu bölgeye devlet otoritesi sokulamamıştır.

Dersim İsyanını, Osmanlı döneminde Anadolu’da görülen Celali İsyanlarıyla karıştırmak bizce yanlış ve yanıltıcıdır. Bu bölge çok uzun yıllar, Osmanlı ve Cumhuriyet yönetiminin kontrolü dışında kalmayı başarmıştır.  İttihat ve Terakki yönetimi 1861’de de, Dersim’deki çeteleri tenkil (sindirme ve etkisizleştirme) maksatlı bölgeye asker sevkine mecbur kalmış ve yakın yörelere karakol ve kışlalar açılmıştır. Bölge sarp dağları ve derin vadiler arasındaki geçit vermez hırçın ırmaklarıyla adeta ulaşılmazdı. Fırat’ın ana kolları olan Murat, Karasu, Munzur ve Harçik buralarda akardı.

Tarıma elverişli arazi pek azdı, yöre halkı genellikle küçükbaş hayvancılıkla uğraşır ve kıt kanaat yaşardı. Oldukça vahşi doğa şartları nedeniyle denetim ve güvenliğinin bugün dahi hala sağlanamadığından, Elazığ-Tunceli-Pülümür-Erzincan ve Erzurum karayolunun şuanda genel trafiğe kapalı tutulduğu ve özellikle yaz aylarında bile her gün güneşin sadece birkaç saat gözlenebildiği Kutuderesi gibi tek mecburi geçit yollarının kontrol zorluğu dikkate alınırsa, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk sürecinde bu bölgeye niçin girilip hakim olunamadığı daha iyi anlaşılacaktır.

Mustafa Kemal’in, büyük bir deha eseri ve strateji gereği: Müslüman Türk halkının özünden koparılmasına; fakir, işsiz ve çaresiz bırakılmasına; etnik ve sosyolojik kamplara ayrılıp boğuşturulmasına ve Anadolu’nun federasyonlara bölünüp parçalanmasına ve Büyük İsrail Projesine (BOP) katılmasına dair, Lozan’ın gizli şartlarına önce “evet” diyerek, dönemin Siyonist ve emperyalist güçlerini oyalayıp zaman ve fırsat kazanması…

Ancak ayakları yere bastıkça, tamamen milli hedeflere yönelik adımlar atması ve Lozan’ın gizli patronlarını sürekli oyalayıp savsaklaması; Siyonist merkezleri kızdırmış ve Mustafa Kemal’i başarısız kılmak üzere öteden beri kaşıyıp durdukları “Kürt isyanları”nı başlatmışlardı.

Bütün bu dış mihraklı kışkırtma ve başkaldırıların hiçbirisi, Doğu ve Güneydoğu halkının kendi istek ve iradesiyle giriştiği “Kürtçülük” gayreti veya Dini ve mezhebi gerekçeli isyanlar değildi, sadece öyle gösterilmeye çalışılmıştı.

Zilan İsyanı

Cumhuriyet döneminde Anadolu’ da çıkartılan ilk isyanlardan birisi Zilan Aşireti’nin 1925 yılında çıkardığı isyandır.

Siirt ilinin Kozluk ilçesi ile Malabadi köprüsü arasında oturan Zilan Aşiretinin çıkardığı bir ayaklanmaydı. İsyanın bastırılması sırasında önemli can kaybı yaşanmıştı.  Zilan İsyanını çıkartan aşiretin reisi ve kardeşleri millî ordumuzun baskısına dayanamayarak Irak ve İran’a kaçmışlardı. Orada da fitne ve fesat çıkarmalarına devam ederek isyanları teşvik ediyorlardı.

Ağrı İsyanı (16 Mayıs 1925 -14 Eylül 1930)

Şeyh Sait olayında yakalanmaktan kurtulup İran’a kaçan bazıları, burada toparlanarak ve tabi dış güçlerden de destek alarak, Türkiye’yi bölmeye çalışmaktaydı. Sason İsyanı’nı bastıran Türk ordusu ayağının tozu ile kendisini Ağrı isyanı karşısında bulacaktı.

Ağrı isyanı üç aşamadır:

1. Ağrı İsyanı

16 Mayıs 1925 günü Doğu Beyazıt’ın Kalecik Köyü’nde Yusuf Taşo tarafından ayaklanma başlatıldı. İsyan kısa zamanda büyüyerek geniş bir alana yayıldı. İsyanı bastırmak üzere 9’ncu Tümenin 25’nci Alayı görevli kılındı. Tenkil (isyanı bastırma) harekâtı 16-17 Mayıs günü başlatıldı. Harekâtın iyi idare edilmemesi sonucu 25’nci Alay maalesef bozguna uğratıldı. Bir kısım askerler de eşkıya tarafına geçince isyancılar iyice şımarıp azmıştı. Üzerlerine yeni takviye birlikler yollandı. 15-16-17 Hâziran 1926 günü yeniden harekâta başlandı. Bu harekâta 5’nci Tümen kuvvetleri katıldı. Çarpışmalar Serdar Bulak-Gökçe ve Çiftlik bölgesinde yapıldı. Ancak bu hareket de başarılı olamadı. İsyancılar İran’a kaçtılar. Bu kaçış Ağrı Dağı’nın konumundan ileri geliyordu. O tarihte Ağrı dağının yarısı Türkiye’ye diğer yarısı da İranlılara ait bulunuyordu. Kati bir sınır hattı mevcut değildi. İsyancılar sıkışınca buradan İran’a geçiyor isyan çıkartmak için yine Ağrı Dağı’ndan Türkiye’ye geçiyorlardı. Türkiye’ye geçen bu eşkıyalar Türklere eza, cefa yapıyor, mallarını gasp edip öldürüyorlardı. Ordumuz, İran topraklarına geçip takip edemediği için harekât durduruluyordu.

Daha önceki Masturi ayaklanmasında isyanı bastırmak için gelen kuvvetlerimiz içinde bulunan Yüzbaşı İhsan Nuri, bu harekât esnasında Nasturi tarafına geçmiş ve oradan da İngilizlere sığınmıştı. İhsan Nuri artık Kürtlerin millî kahramanı ve kumandanı yapılmıştı. Nerede isyan çıkarsa İhsan Nuri oradaydı.

2. Ağrı İsyanı

İkinci Ağrı harekâtı 1 ila 5 Eylül 1927 tarihleri arasında Serdar Bulak-Biçareler-Karnıyarık sahasında başladı. Harekât 9’ncu Tümen tarafından yapıldı. Asiler kuvvetlerimize karşı Karnıyarık’ta direnip Kozluboğazı’nda 29’ncu Alayı bozguna uğratıp yanlarında 800 isyancı milis olduğu halde İran’a kaçmıştı.

3. Ağrı İsyanı

Müzmin hale gelen Ağrı isyanına bir son verilerek, bu isyanın kökünün kurutulması artık kaçınılmazdı. Kürtler 1927 yılında Suriye’de toplanarak Kürt Millî Genel Kurultayını toplamıştı. Toplantıya birçok Kürt cemiyeti de katıldı. Meşhur Hoybun Cemiyeti’nin de bu kurultayda kurulması kararlaştırıldı. Kurultaya Vanlı Ermeni Papazı Vahan Papazyan’ın da çağrılması, Kürtleri kimlerin kullanıp kışkırttığının açık bir ispatıydı.

Hoybun Cemiyeti Araplar, Ermeniler, İngiltere ve Fransa ile işbirliği kurmak üzere girişimler başlattı. Bir beyanname neşrederek Ermenilerle işbirliği yapacaklarını duyurmuşlardı.

Nasturi harekâtı firarisi ve Siyonist Yahudi işbirlikçisi Yüzbaşı İhsan Nuri’ye Hoybun Cemiyetince Paşa’lık verilerek, 3’ncü Ağrı isyanını idare etmek üzere bölgeye uğurlandı.

Her seferinde Türk ordusunun elinden kaçarak İran’a sığınan asiler bu defa kaçamayacaklardı. Harekâtın başına Kolordu Kumandanı Salih (Omurtak) Pasa vardı. Harekât Ağrı Dağı merkez ve iki yan cephelerinde yapılarak asilerin geriye kaçış yolları tıkandı. Kaçanlar İran sınırları içerisine kadar takip ve imha edildiler. Ancak ordumuzun İran sınırını geçmesi dolayısıyla İran ve Türkiye arasında soğuk yazışmalar başladıysa da İran kendi hudutlarının içerisinde bulunan Ağrı Dağı’nın diğer bölgesini Türkiye’ye vererek, Türkiye ise Hotur Boğazı’ndan bir yeri, İran’a vererek takas yapılmış, İranlılar da bu işe razı olmuşlardı. Bu da Mustafa Kemal’in çok siyasi ve stratejik bir başarısıydı.

3’ncü Ağrı harekâtı 7 Eylül 1930 günü başlayarak Büyük Ağrı, Küçük Ağrı ve doğu bölgesinde yapılarak 14 Eylül 1930 günü sonuçlandı. İsyana katılan Kürt beylerinin bir kısmı öldürüldü. Yüzbaşı İhsan Nuri ve Ermeni Vahan Papazyan ise yine İran’a kaçmıştı. İsyancılardan 1500’ü kaçarken geri kalanların çoğu etkisiz bırakılmıştı.

Bu isyanın temeli Siyonist Yahudi güdümlü Ermeni komite ve piyadeleri, bazı aşiret reisleri, mimarı da İngiliz gizli servisi olan Hoybunculardır.[1]

Haydaranlı Aşireti İsyanı (20 Haziran 1930-10 Ağustos 1930)

20 Haziran 1930 Çaldıran-Doğu Beyazıt telgraf tellerini kesen Haydaran Aşireti’nden Kör Hüseyin ve Emin Paşa oğullarından Memo ve Nadir, Ceylan bucağını bastılar. Ayaklanmacılar daha sonra Erciş ilçesini kuşattılar. Patnos ilçesi ayaklanmacıların denetimine geçti. Daha önce yakalanmayan asi Resul de ayaklanmaya katıldı. İhsan Nuri Paşa (Veteriner Nuri), Bro Hüseyin Telli, Şeyh Zahir ve Şeyh Abdülkadir ayaklanmayı yürütüyorlardı.

Kör Hüseyin Paşa’nın amcazadeleri ve birkaç ayaklanmacı dışındakiler ele geçirilerek isyan 10 Ağustos’ta bastırıldı.

Oramar İsyanı (16 Temmuz 1930-10 Ekim 1930)

Sürgünde bulunan ve gizlice Suriye’ye kaçan Haydaranlı Aşireti reisi Kör İhsan Paşa Kuzey Irak’taki Yahudi asıllı Barzanilerden yardım istedi.

16 Temmuz 1930 günü Barzaniler Şeyh Ahmet liderliğindeki Oramar İsyanı başlatıldı. Oramarlı Kasım Ağa tenkil komutanlığınca Barzani’nin isyan edeceğini fakat başaramayacağını mahalli hükümete bildirmişti. Gerçekten de 21 Temmuz 1930 günü kışlaya saldırı başlatılmıştı. Oramar sınır bölüğü isyancılar tarafından kuşatılmıştı. Sınır bölgesinde Herki ve Cirgi Aşiretleri de Barzaniye katıldılar.

Kasım, Ferhat ve Kerim Ağaların komutasındaki milis birlikler de hükümet kuvvetleri ile beraber çarpışmaya iştirak ettiler. Ahmet Barzani’nin Ferhat Ağayı cezalandırmak için Oramar’a düzenleyeceği saldırı haber alınıp takibe başlanmıştı.

Hükümet kuvvetleri ve yerli milislerin saldırıları karşısında fazla dayanamayan Barzani kuvvetleri İran topraklarına kaçtılar. Ayaklanmaya katılmayan Kürt liderleri de Türk hükümetinden af dileyerek harekete son verdiler.

Zeylan İsyanı (1930)

Doğuda bulunan Erciş, Diyadin, Muradiye ve Patnos ilçelerinde oturan Zeylan, Haydarhanlı, Celali ve Bağmuki Kürt aşiretleri ile meşhur Hoybun Cemiyeti birleşerek Müstakil Ermenistan ve Kürdistan bağımsızlığı için Türkiye Cumhuriyetine isyan ettiler. İsyanın başında Ermeni Abraham Paşa, Seyit Abdülvahap, Kör Hüseyin Paşa’nın oğulları görev aldı. Hüseyin Paşa l’nci Dünya Savaşı’nda çalışmış Alay kumandanı rütbesi almıştı. Halbuki oğulları sekiz yıl sonra aynı devlete isyan ediyorlardı. İsyancılar üzerine askeri birlikler gönderildi. İsyancılar 1.500 kişi olup 300 sivil de kendilerine katılmıştı. Çarpışma üç ay devam ederek 18 Eylül’de sona erdi. İsyanın bastırılmasında Derviş Bey gurubu ile Malazgirt Aşireti Türk Ordusu yanında görev yaptı.

Dersim, Seyit Rıza İsyanı (1937)

İngilizler Lozan Konferansı’nda Türklerden koparamadıkları avantajlara, Anadolu millet mayasında yer alan Kürtler ve Aleviler tarafından isyan çıkartılarak ulaşmak istiyordu. Arabistan’da Emir Hüseyin’in isyan etmesi İngiliz Binbaşısı Yahudi asıllı Lawrens’in propaganda ve para yardımı bu amacı güdüyordu.

Daha önce Dersim’in etrafında irili ufaklı birçok Kürt isyanı çıkartılmışsa da; bu hassas bölge, büyük bir isyan için hazırlanıp bekletiliyordu. Kürt Lawrens’i ismiyle anılan İngiliz Binbaşısı Edward Noel Dersim’de her çareye başvurarak isyana altyapı oluşturuyordu. Bu sebeple doğu illerimiz özellikle Tunceli bölgesi için için kaynıyor patlayacak bir bomba halini alıyordu. Binbaşı Edward Noel’in aynen Lawrens gibi, aslen Yahudi olup, İngiliz ordu istihbaratında görevli ve İsrail’in kuruluşuna gönül vermiş çok etkili bir Siyonist ajan olduğu biliniyordu.

İngilizler tarafından Atatürk’e karşı büyük isyan sahası olarak Dersim seçiliyordu. Dersim, Bingöl, Tunceli, Erzincan, Malatya ve Elazığ’ın bazı bölgelerini kapsıyordu. Dersim’de arazi dağlarla kaplı ve haşindi. Osmanlı Devleti zamanında yol yapılmadığı için çetin doğa şartlarıyla baş başa kalmıştı. Okuma ve yazma hemen hemen yoktu ve medeniyetin nimetlerinden mahrumdu.

Dersim’de cahil halk bulabildiği araziyi işleyerek yıllık nafakasını temine çalışıyordu. Üstelik toprak kıt ve verimsizdi. Bu durum asırlardan beri devam etmiş ve büyük mera sahibi ağaların hükümranlığı altına girmişlerdi. Ağalar veya aşiret reisleri bölgeyi parsellemişlerdi ve her biri bir derebeyi gibiydi. Okullar açılmadığı için halk cahildi. Şeyhler, dedeler bölgede istedikleri gibi hüküm sürüyorlardı. Dersim dedeleri askere de gitmiyorlardı. Geniş meraları ve hayvan sürüleri olmasına rağmen, devlete hiçbir şekilde vergi de vermiyorlardı. Bazı dedelerin en büyük silahları, İslam dini ve Ehli Beyt sevgisi temelli saf Alevilik mezhebine mensup kesimleri istismar ederek devlete karşı kışkırtmak ve kendi sömürü düzenlerini korumaktı. İslam dinini ve Alevilik mezhebini saptırarak asırlarca emelleri doğrultusunda kullanmışlardı. Bu suretle doğu illerimizde ölen dedelerin ve şeyhlerin türbelerinin çokluğundan geçilemiyordu. Dersim civarında irili ufaklı 43 adet Kürt isyanı meydana gelmişti. İlk büyük isyan 1926 tarihinde Şeyh Sait İsyanıdır. İkincisi 1926 yılında başlayıp 1930 yılına kadar süren ve üç safhada cereyan eden Ağrı İsyanıdır. Ağrı İsyanı, Orgeneral Salih Omurtak tarafından bastırılmıştı. Bu suretle doğu illerimizde kısmi de olsa bir huzur ve sükûnet başlamıştı.

Dersim bölgesinde üçüncü bir Kürt isyanı İngiliz Yahudilerinin kışkırttığı Şeyh Rıza’nın yaptığı isyandır. Şeyh Sait isyanından sonra Dersim’de Hasanlar Aşireti’nin Abasan kolundan Seyit Rıza’nın nüfuzu bölgede günden güne artmaya başlamıştı. Dersim halkı öteden beri Seyit Rıza’ya bağlıydı.

Bu bağlılık; çaresizlik, sahipsizlik ve fakirlikten kaynaklanıyordu. Yıllar boyu cahil ve sefil bırakılan Dersim halkı, sığınacak bir devlet kucağı bulamıyordu. Ermenistan ve Kürdistan kurdurma hayaliyle Ermenileri ve bazı Kürt liderleri sürekli kışkırtıp, önce Osmanlı Devletine sonra Türkiye Cumhuriyetine karşı kullanan İngiliz ve ABD Yahudileri, bölgeye kendi kontrollerindeki Irak, İran ve Ermenistan üzerinden korkunç boyutlarda silah ve mühimmat yığıyordu. Yoksa, yiyecek ekmek bulmakta zorlanan yöre halkının bu silahları satın alacak parası elbette yoktu.  Üstelik Cumhuriyet Hükümetlerinde üst seviyede yetkili bazı Yahudi ve Ermeni asıllı hainlerin, bazı rütbeli askerlerin ve Mason kişilerin, bu silah ve mühimmat temini ve sevki işine aracılık ettikleri de söyleniyordu. Yaklaşık 50 bin silahtan bahsediliyordu. Bunların bir kısmına vakıf olan Atatürk’ün,  bazılarının görev yerlerini değiştirdiği, ama dengeleri korumak mecburiyetiyle, bir kısmına da ilişemediği biliniyordu. Çünkü, haydi paranız olsa bile, o çapta ve çoğunlukta silahların komşu ülkeler üzerinden alınıp Dersim’e ve belirlenen adreslere ulaştırılması mutlaka “iç bağlantıları” gerektiriyordu. Böylece Mustafa Kemal’in nasıl bir “düşman çemberi ve içte hainler şebekesiyle” boğuşmak zorunda olduğu ortaya çıkıyordu.

Derebeyi aşiret reisleri ve İngiliz Binbaşı Yahudi Edward Noel’in para ve makam vaadiyle kandırdığı bazı “dede”lerin besledikleri silahlı çeteler, halka da zulüm yapıyor, soyup soğan’a çeviriyordu.

Malını, ırzını ve canını kurtarmak korkusuyla Dersim halkı da, mecburen bunlara boyun eğiyor ve taraf gibi görünüyordu. Ve zaten başka hiçbir seçeneği de yoktu.

Alevi dedelerinin birçoğu da bu dış destekli isyan hazırlığına ve silahlı çete güruhuna hoş bakmıyor, felaketle sonuçlanacağını seziyor, ama karşı duracak bir imkânları da maalesef bulunmuyordu. Yani Dersim olayı, zannedildiği gibi “Alevilerin Sunilere veya Devlete karşı bir isyanı”, ya da “yöre halkının Cumhuriyete yönelik bir başkaldırısı” olmuyordu. Tam aksine, dış güçlerce, Mustafa Kemal’i başarısız kılmak ve Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için, kandırılıp kiralanmış veya kasıtlı olarak taciz edilip kışkırtılmış bazı aşiret reislerinin ve bir kısım dedelerin başlattığı “Kendi derebeyliklerini koruma” kavgasıydı.

Dersim Seyit Rıza İsyanı, Mustafa Kemal’in hastalığının arttığı bir sürece rastlıyor, İsmet İnönü Hükümeti döneminde başlayan isyanlar, Celal Bayar Hükümetince bastırılıyordu.

Atatürk, dış kaynaklı bu tür isyanların bir tanesinin bile başarılı olması halinde, çorap söküğü gibi diğerlerinin devreye sokulacağını ve Türkiye Cumhuriyetinin yıkılacağını biliyor ve bu yüzden gerekli bütün tedbirlerin alınmasını istiyordu. Genç Cumhuriyetimizin başarı ve bekası, Aziz Milletimizin birlik ve bağımsızlığı için bu tedbirler kaçınılmazdı. Ama Dersim çok zor coğrafyada ve oldukça ıssız ve bakımsız bir ortamda sivil ve masum halkın; bu isyanı bastırma harekâtından tamamen zararsız kurtarılmaları da neredeyse imkânsızdı.

Büyük orman felaketlerinde yaşla kurunun birlikte yanması gibi, böylesi olayların en az zayiatla atlatılması da oldukça zorlaşmaktaydı.

Ve hele, yalçın ve yüksek kayalıklardan, gizli ve kuytu mağaralardan, çok iyi nişancı olan isyancıların; arkadaşlarını, komutanlarını ve yüzlerce eratını avlayıp öldürmeleri üzerine psikolojileri iyice bozulan bazı subayların, yöre halkıyla isyancıları biribirine karıştırmaları, hatta bunlardan ön yargılı ve vicdansız takımının, kontrol dışı uygulamalarla katliama kalkışmaları, bu olayları fecaat ve felaket boyutuna taşımıştı.

Evet, İsyancıların elebaşları tamamen dış bağlantılıydı ve iyice azıtmıştı.

Halk, çaresiz, sahipsiz, bakımsız ve korumasızdı.

Atatürk ise; ülkemizi, Cumhuriyetimizi ve geleceğimizi kurtarma adına bu isyanları mutlaka sindirmek ve üzerine gitmek zorundaydı.

Bu nedenle tarihi facialar ve acılar, o günün şartları, ihtiyaçları ve tarafların amaçları hesaba katılarak değerlendirilmek durumundaydı. Bu gibi olayları duygusallıkla veya siyasi rant amacıyla kaşımak elbette yanlıştı ve yararsızdı.

Dersim isyanında Ermeni dönmelerinin rolü:

İttihat ve Terakki döneminde kışkırtılan ve yüzlerine gözlerine bulaştırılan Ermeni hadiseleri ve Tehciri sırasında Dersim’in bazı verimli bölgelerinde ve Elazığ, Bingöl, Malatya, Sivas ve Erzincan’ın buraya yakın yörelerinde, Çarsancak, Peri, Pertek, Hozat ve Çemişgezek’te yerleşik bulunan Ermenilerin önemli bir kısmı, Türkiye’den gitmek yerine Alevi görünerek, hatta bazıları “dede-seyyit” kisvesine bürünerek halkın arasına karışmışlardı. Bunun gibi Sünni kesimlere sızanlar da vardı. Hatta Ermenilikten Aleviliğe geçen sonra da gelip Elazığ’a yerleşen ve Sünni bir tarikata intisap edip şeyhlik yürütenlere bile rastlanırdı.

Bunların çoğu zaten asırlardır iç içe oldukları “Zazaca”yı da öğrenip konuşmaktaydı. Dersim Harekâtına Türk askeri safında bizzat katılan; hayatını kurtardığı nice Alevi gençler, çocuklar ve aileler tarafından ömür boyu kendisine minnet duyulan ve saygıyla hatırlanan büyük teyzemin kocası, Elazığ Özel İdare Dairesinden emekli Harputlu Hacı Ali Çanakçı Dayımız bu acı gerçeklerle ilgili bizlere çok çarpıcı bilgiler ve anılar aktarmıştı.

Daha önce ticari veya dini maksatlı olarak Harput ve Elazığ’a sıkça gelip gittiklerinden yakinen tanınan bazı ileri gelen Ermeni simaların Dersim harekâtı sırasında “çete reisi” veya “Alevi dedesi” rolüyle ele geçenlere çok benzemeleri tanıyanları şaşkınlığa uğrattığı, ama bunu kimseye inandıramadıkları konuşulmaktaydı. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halacoğlu “Tehcir sürecinde Ermenilerin bir bölümünün Aleviliğe geçerek bölgede kaldıkları yolunda ellerine resmi ve ciddi belgeler olduğu” yolunda açıklamalar yapmıştı.

İşte, uzun zaman horlanıp dışlanan Alevi toplumunu ve özellikle bazı ağa ve dede takımını, Türkiye Cumhuriyetine ve Mustafa Kemal’e karşı sinsice ve sistemli şekilde kışkırtan ve İngiliz casusu Yahudi Edward Noel gibilerle asıl irtibat ve işbirliğini sağlayan bu Pakradun Ermeni dönmeleri olmaktaydı…

Hatta İttihatçı Masonlarla işbirliği yapan ve Ermeni tehcirinden sonra onların ve sahipsiz halkın bütün arazilerine el koyup, Cumhuriyet döneminde de, Elazığ ve civar bölgelerde derebeylik süren ve ne hikmetse hepsi genellikle biribiriyle kız alıp veren bu zalim-zorba takımının da Pakradun (Yahudi asıllı Ermeni dönmesi) oldukları anlaşılmaktaydı.

Yerli Alevi halkının ise, ne sığınıp güven duyacakları bir devlet otoritesi, ne de kaçıp kurtulacakları başka bir çareleri bulunmamaktaydı. Kışkırtılıp ayaklanan derebeylerinin silahlı çetelerine taraf görünmek dışında bir seçenekleri kalmamıştı. Ve maalesef felaketin en ağır faturası da onlara çıkacaktı.

1926 yılında bölgede teftiş yapan mülkiye müfettişi Hamdi Bey’in Dersim hakkında hazırladığı rapor çok kıymetliydi. Bu rapor Seyit Rıza’nın nüfuzunun her gün daha fazla arttığını cehalet, geçim darlığı, iç ve dış aldatmalar bölgede hakim bulunduğundan halkın esir gibi dedelik istismarı ve ağalarca insafsızca kullanıldığını belirtiyordu.

Dersimliler arasında Alevi Sünni ayrımı bazı odaklarca kasıtlı ve planlı olarak kışkırtılmış ve onarılmaz yaralar açılmıştı. Bu sebeplerin sonucunda, halk malını ve canını muhafaza için silâhlanmaya zorlanmıştı. Artık Dersim bir eşkıyalık yuvası halini almıştı. Dersim çeteleri komşu şehir ve kasabaları basarak soymaya ve korku salmaya başlamıştı.

Seyit Rıza’nın hareketini günü gününe takip eden Atatürk ve İnönü Hükümeti, Dersim halkının civar illerde yaptığı eşkıyalığı önlemek üzere tedbirler araştırmaya başladı. Bir evvelki Şeyh Sait İsyanı’ndan da büyük dersler alınmıştı.

Meydana gelecek bir kurt isyanının kısa sürede bastırılması için isyan bölgesine askeri birliklerin hızla intikal ettirilmesine çalışılmaktaydı. Cumhuriyetin başından beri devlet demir yolları yapım politikası ana hedef olarak saptanmıştı. Bu sebeple Dersim kuzeyden Sivas-Erzurum, güneyden Malatya-Diyarbakır demiryollarının yapılması ile emniyet altına alınmıştı.

Merkeziyetçilikten uzaklaştırılarak bölgede Genel Müfettişlikler kurulmaya başlandı. Bu teşkilât bir çeşit Bölge Valiliği durumundaydı.

İlk kurulan Genel Müfettişlik 1927’de Diyarbakır’da kuruldu. Elazığ, Hakkâri, Siirt, Bitlis bu müfettişliğe bağlandı.

İkinci Genel Müfettişlik Çanakkale’de 1934 yılında kuruldu. Çanakkale, Kırklareli ve Edirne illeri bağlandı.

Üçüncü Gene! Müfettişlik 1935’de kuruldu. Erzincan, Kars, Artvin, Trabzon ve Erzurum illeri bağlandı.

Dördüncü Genel Müfettişlik 1936’da kuruldu. Yetki alanı Dersim, Tunceli ve Bingöl                      civarıydı. Bu dördüncü Genel Müfettişliğin Özelliği; sivil ve askeri otorite birleştirilerek, genel müfettiş olarak da Abdullah Alpdoğan Paşa atandı.

Güneydoğu Anadolu’ya atanan valiler bölgenin kalkınma ve isyan etmemesi için çeşitli tedbirler öneriyorlardı,

Elazığ Valisi ve Tarihçi Murat Bardakçı’nın dedesi Cemal Bardakçı teklif olarak:

1- Dersim’de yol bulunmadığından derhal karayollarının yapılmasını,

2- Bölgede okullar açılarak halkın okuryazar duruma getirilmesinin sağlanmasını,

3- Bayındırlık hizmetlerinin başlatılmasını,

4- Nüfuzu artan Seyit Rıza’nın ve diğer tehlikeli şahısların Elazığ’a mecburi iskâna tabi tutulmasını önermişti:

Genel Müfettiş İbrahim Tali Bey ise:

  • Dersim’in askeri birliklerce ablukaya alınmasını,
  • Hırsızlık ve şekavet yapanların uzaklaştırılmasını,
  • Dersim’de kuvvetli askeri birliklerin bulundurulmasını,
  • Halkın evinde saklı olan silâhların toplanılmasını,
  • Seyid, reis, ağa ve halifelerin bölgeden uzaklaştırıp batı illerine yerleştirilmesini istemişti

Dersim’in durumu Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak tarafından da takip edilerek;

a) Silâhların toplanılması,

b) Okulların açılarak Türkçe eğitim yapılıp Türk dilinin yaygınlaşmasını

c) Askeri bir dağ livasının Dersim’e taşınmasını

d)  Ağa, şeyh vs.’nin batı illerine nakledilip ve arazilerinin halka dağıtılmasını,

e) Yerli memurların batıya nakledilmesi ve yerlerine batıdan en iyi kıymetli memurların getirilerek görev yapmasını tavsiye etmişti.

Yukarıda öngörülen tedbirler içişleri bakanı Şükrü Kaya tarafından titizlikle üzerinde durularak gerekli tedbirler alındı. Günlük istihbarat bilgileri Başbakan İsmet İnönü Paşaya ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya hızla ulaştırılmaktaydı.

İçişleri bakanlığı ilk tedbir olarak 2510 sayılı iskân kanununu çıkardı. Bu kanunla isyan sahasından alınarak başka yerlere nakledilecek kimselerin işleri bu kanun dahilinde yapılması sağlanıyordu. Kısaca isyan edenler batı illerine nakledilip dağıtılacaktı.

İskân kanunu, aynı zamanda bir toprak reformu kanunuydu. Bazı maddelere Tarım bakanlığı ve Danıştay’ca itiraz sonucu yürürlüğe girmediğini görmekteyiz. Ta 1945 yılında 4753 sayılı toprak kanunu çıkartılana kadar.

2576 sayılı kanunla gizli nüfusların sayımı, doğan ve ölenlerin nüfus idarelerine bildirilmesi hususunun şahıslar ve muhtarlar tarafından bildirilmesi, bildirilmeyenlere ceza verilmesini getirdi. Ayrıca 1934 yılında çıkarılan soyadı kanunu ile Şeyh, Hazret, Seyid, Paşa, Ağa gibi unvanların kaldırılması ağalığı kısmen köreltti. Yine aynı yıl çıkartılan kıyafet kanununda halkı sömüren ağa ve şeyh vs.’nin silahları bu suretle ellerinden alınmış oldu. 1935 yılında Tunceli ilinin idaresi hakkındaki kanunla askeri vali göreve başladı.

Dersim’deki 91 Kürt aşiret reisi bütün bölgeyi parselleyerek hükmediyorlardı.  Şeyh Rıza kendisine yakın bildiği aşiret reislerini kandırarak ve çok güçlü dış destekler sayesinde başaracaklarına inandırarak, bazılarını ise zorla korkutarak isyanı başlattı. İsyan sebebi olarak da Türk Hükümeti tarafından Dersim’de kurulacak asayiş karakollarının kurulmasını gösteriyor ve devletin hakimiyeti altına girmek istemiyordu.

Çünkü bu karakollar sayesinde hırsızlık, talan ve eşkıyalık yapamayacaklarından, menfaatleri ve derebeylikleri son bulacaktı.

İsyan bölgesi Zaldağı-Darboğaz-Dajik-Munzur’un doğusu ile Karacakalen bölgesini kapsıyordu. Şeyh Rıza’nın milisleri Kahmutla-Pah arasındaki Darboğaz köprüsünü yakarak Jandarma kuvvetlerine saldırdı. İsyana Bahtiyar, Yukarı Abbas, Haydaran, Şamuşağı, Kalan, Kureyşan, Yusufhan Aşiretleri katıldı, l’nci Dersim harekâtı 22 Ekim 1937 günü bitti. 2’nci Dersim harekâtı 1 Haziran 1937 günü başladı. Bölgede eşkıyalık ve talana kesin son vermek gayesiyle yapıldı. Halk ve askerler büyük zararlara uğradı. Dersim milisleri aileleriyle beraber Munzur etrafındaki mağaralara girerek Türk askerlerine mermi yağdırmaları, askerinde karşı tedbirlere mecbur kalması, maalesef çok can kaybına yol açmıştı. Bu harekât da 7 Ağustos 1938 günü Şeyh Rıza’nın teslim olması ile sonuçlandı.. 2’nci Dersim harekâtına ilk kadın ve savaş pilotumuz rahmetli Sabiha Gökçen de uçağıyla iştirak ederek başarılı hizmetlerde bulunmuştu. Harekâta iştirak eden Alevi Kürt milis kuvvetleri 6000 kişi olarak tahmin edilmişti. 2’nci Dersim harekâtının bitmesine müteakip derhâl iskân bölgesinde 347 aileden 3400 kişi Kırklareli, Tekirdağ, Balıkesir, Manisa ve Çorum illerine nakledilmişti. Bu suretle Kürt vatandaşlarımız da muhite uyum sağlamışlar 1952 yılına kadar huzur içinde yaşamışlardı. Ancak 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidar olması ile beraber batıya taşınan kimseler (menkul eşhas)’in memleketlerine dönmesi için 5098 sayılı kanun çıkartıldı. Bu kanundan istifade eden şahıslar bulundukları yerlerdeki kendilerine devletçe verilen arazi ve tarım gereçlerini satıp kanunun verdiği haktan yararlanarak sülisen tren ücretiyle Dersim’e dönmeye başlamıştı. Bu suretle, belki iyi niyetli bazı planlar ve sarf olunan paralar boşa çıkmıştı.”[2]

Sonuç:

Dersim İsyanını bastırma ve bölgede asayişi ve devlet otoritesini sağlama talimatlarını bizzat veren ve titizlikle takip eden, dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’di. Bunu herkes bilmekteydi ve bütün aksi iddialar temelsiz ve geçersizdi.

Ama, şu da bir gerçek ki, Tunceli halkının ve Alevi vatandaşlarımızın hemen hepsi hararetli Atatürkçülerdi..

Ve yine, Dersim harekâtını bizzat yürüten ve tüm sorumlulukları yüklenen hem İsmet İnönü hem de Celal Bayar Hükümetleri CHP’liydi. Hatta İnönü’nün Atatürk tarafından başbakanlıktan alınma sebeplerinden birisi de, Dersim ve benzerleriyle ilgili yeterli ve gerekli teşebbüslere girişmemesiydi.

Ama, aynı zamanda o günden bu güne Alevi kardeşlerimiz genellikle; sürekli ve içtenlikli olarak CHP’yi desteklemekteydi..

Peki, o zaman Sn. Onur Öymen’in, amacından saptırılan ve kasıtlı olarak çarpıtılan hatırlatmalarına bu denli tepkinin sebebi neydi?

Alevi kardeşlerimiz:

“Bunlar Atatürkçülüğü de, CHP’yi de, bazı sol ve sosyalist örgütleri de sadece bir basamak ve araç olarak kullanmaktadır. Asıl amaçları; Dersim olaylarının intikamını almak ve Türkiye Cumhuriyetine darbe vuracakları imkân ve fırsatı yakalamaktır” iddialarının birer dayanaksız iftira ve haksız isnat olduğunu  gösterecek tavırlar sergilemeliydi. Çünkü ülkemizde barış ve huzuru sağlamak, devletimizi ve cumhuriyetimizi korumak için hepimize çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Artık çelişkili ve şüphe çekici tavır ve tutumlardan vazgeçilmeliydi. Bölücü PKK ve yandaşlarının ekmeğine asla yağ sürülmemeliydi.



[1] Sadi Koçaş. Kürtlerin Kökeni. İST. 1999. 148.

[2] A. Canani Gürbüz Mondros’tan Milenyuma Türkiye’de İsyanlar ve Bölücü Faaliyetler

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
2 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

neden
dünya liderine neden muhalefet ediyorsunuz o olmasa şimdi yunanistan dan daha konumdaydık iyiki var yola devammmmmmmmmm.

neden
dünya liderine neden muhalefet ediyorsunuz o olmasa şimdi yunanistan dan daha konumdaydık iyiki var yola devammmmmmmmmm.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
2
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...