Reklam
Reklam
Reklam

RECEP BEY’İN ABD ZİYARETİ VE REŞADİYE BİLMECESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 Başbakanın oldukça havalı ve iştahlı şekilde koştuğu Beyaz Saray Umre ziyareti, Tokat Reşadiye’deki menfur saldırıyla, şaşkınlığa bulanmıştı.

Acaba, Türkiye; Recep Erdoğan’a dayatılacak Afganistan ve İran’la ilgili taleplere razı olması için, CIA ve MOSSAD’ın yaptığı alçakça bir operasyonla mı karşı karşıyaydı?

TSK'dan polise 'Ajan' uyarısı yapılmıştı!

Genelkurmay'dan İçişleri Bakanlığı'na kriptolu uyarı gönderilmişti. Bakanlığa gönderilen yazıda ABD'li ajanlara karşı polisin dikkat etmesi istenmişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'de ABD Başkanı Barack Obama ile bir araya geldiği günlerde Genelkurmay Başkanlığı'nın İçişleri Bakanlığı'na  'çok gizli' ibareli ve kriptolu yazı gönderildiği ve Türkiye'de görev yapan ABD'li ajanlara karşı polisin uyarılmasının istendiği öğrenilmişti. Genelkurmay Başkanlığı'nın endişesinin dile getirildiği yazıda, Türkiye'deki üslerde görevli ABD askerlerinin denetiminden sorumlu olan, ABD Hava Kuvvetleri Özel Tahkikat Bürosu (AFOSİ)'nin elemanlarının, görevlerinin dışına çıktığı kaydedilmişti. Polisin gerekli izinler alınmadan AFOSİ personeli ile temas kurmaması önemle belirtilmiş, AFOSİ personelinin görev ve sorumluluk alanının sadece ABD askeri personelinin faaliyetlerinin takip edilmesiyle sınırlı olduğunun altı çizilmişti.

 Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 2009'da ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye ziyareti öncesinde de aynı uyarıyı yaptığı bilinmekteydi. Yazıda Türkiye'de görevli ABD'li görevlilerin özellikle yerel belediye yöneticileriyle bir araya geldiklerine dikkat çekmişti.

Üstlerdeki Amerikalılar çok sabıkalıydı!

AFOSİ'nin görev dışında faaliyet yaptığına yönelik iddialar 2004 yılında da gündeme gelmişti. ABD'li görevlilerin yetki sınırlarını aşarak Türkiye'nin değişik bölgelerinde kimlik araştırması yaptığı, bilgi topladığı, üst düzey kamu görevlileri ve vatandaşlarla görüşmeler ayarladığı kaydedilmişti. Yine, Adana İncirlik Üssü'nde görevli bir AFOSI personelinin Giresun ve Trabzon'da da bazı kişi ve kişilerle ilgili araştırma yaptıkları belirtilmişti. AFOSİ'nin adı son alarak AKŞAM'ın haberiyle gündeme geldi. ABD'li görevliler “Irak'ta kaybolan ve Türkiye'de birçok faili meçhul ve suikastta kullanılan kayıp silahlarla ilgili araştırma yaptıklarını” öne sürmüşlerdi.[1]

Yani ABD üslerindeki ve elçiliklerindeki kişiler resmi görevleri dışında, bir nevi ajan provokatörlükle de uğraşmakta, hatta teröristlere yardım ve yataklık yapılmaktaydı.

Hatırlayalım: İran Devlet Başkanı Ahmedinejad televizyonda “Nükleer görüşmeler bitmiştir!”  diyerek kesin tavır almıştı. Peki, acaba “ABD, AB, Rusya ve Türkiye, İran’ı neden ikna etmeyi başaramamıştı?

ABD yönetimi, İran’ın anlaşmaya yanaşmayacağını düşündüğünü dostlarına açıklamıştı. Özellikle “İran’ın Türkiye ve başka ülkeler üzerinden gidip gelecek ve depo edilecek uranyum” önerisini önce reddedip sonra bazı şartlarla kabul edebileceklerini söylemeleri üzerine uzlaşı ihtimali iyice azalmıştı.

Türkiye ise bilindiği gibi artık bölgesinde sorunlardan usanmıştı. Yani İran’la Batı arasında belki aracı olmaya yanaşmakta, ama büyük kaoslardan kaçınmaktaydı.

Bunun için Başbakan Erdoğan’ın, Obama’nın huzurunda İran konusunda “artık bir karar vermesi” isteneceği konuşulmaktaydı. Yani İran’a yönelik bir yaptırım ve saldırıda, hangi tarafta duracaktı?

Bu soruların yanıtı Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisi sırasında ortaya çıkacaktı. Çünkü görüşmenin ilk maddesi bu olacaktı.  Ahmedinejad’ın “Nükleer görüşmeler bitmiştir, bize saldıran olursa da cevabını alır” sözünden dönüşü imkansızdı!. Evet, şu konu hala önemini korumaktaydı:

“ABD, AB, Rusya ve Türkiye, İran’ı neden hizaya sokamamıştı?

FBI Başkanı Mueller’in Ankara’daki istekleri Washington’da masaya mı konacaktı?

Amerikan İç Güvenlik Örgütü FBI’nın Başkanı Robart S. Mueller’in 18 Kasım’da yaptığı bir günlük Ankara ziyaretinde neler kararlaştırılmıştı?

Mueller; Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ve MİT Müsteşarı Emre Taner ile görüşme yapmıştı. Bir Gazete Mueller’in ziyaret programı içinde Genelkurmay Başkanlığının da bulunduğunu yazdı, ancak bu kurumla görüşme yapıp yapmadığı açıklık kazanmamıştı.

Mueller ile Çiçek, Ergin, Köksal ve Taner’in hangi konuları görüştüğünü basından anlamak mümkün olmamıştı.

Haberlerin toplamından şu konular ortaya çıkmıştı:

1-   PKK ile mücadelede istihbarat paylaşımı

2-   Kürt açılımına destek sağlanması

3-   Murat Karayılan ve Zubeyir Aydar gibi PKK liderlerinin teslim olunması

4-   Irak’tan incirlik üzerinden çekilecek 100 bin Amerikan askerinin güvenlik önlemlerinin alınması

5-   Afganistan’a muharip asker yollanması

6-   İran’dan “biyometrik bilgi” toplanması ve ABD’ye aktarılması

7-   İran’a yaptırım konusunda Türkiye’nin her türlü desteğe hazırlanması

Abdullah Gül’ün eski başdanışmanı’nın, Erdoğan’ın ABD ziyareti yorumları

Yeni bir haber sitesi yayına başlamıştı. Adresi www.avazturk.com Avaztürk’ün yazarları arasında Abdullah Gül’ün Başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan bir isim vardı: Ahmet Takan…

Ahmet Takan, Beyaz Saray’daki yemekle ilgili: “Demedi demeyin; bu yemeğin faturası ağır olur” başlığını taşıyan yazısında şu itirafta bulunmaktaydı:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı iyi bilirim. ABD ziyaretleri, ABD'liler ile temas onun için hayati önem taşır. Hatta bu yüzden bir ara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile de epey takışmıştı. Gül, başbakanlığına devam vizesi alabilmek için epey uğraşmış, fakat Erdoğan'ın ABD gezisine engel olamamış, hatta Erdoğan'dan önce kendisini ABD'ye davet ettirmeyi başaramamıştı!”

Özetle; Abdullah Gül ve Erdoğan kendilerini Amerikalılara beğendirmek üzere yarışa giriyorlardı ve Gül o dönem yarışı kaybetmiş ve yeniden “başbakanlık vizesi” alamamıştı.

Reşadiye saldırısı, CIA-MOSSAD tezgâhı mı?

Bu saldırı kararını doğrudan PKK almış olsaydı, eşkıyaların hemen Kuzey Irak’a kaçırılmaları lazımdı, ama bu imkânsızdı. Peki, üç gün sonra, PKK niye bu vahşi cinayeti üstlenip sahip çıkmıştı?

Çünkü onlar sadece taşerondu, patronları böyle talimat buyurmuşlardı.

Öyle ise, askeri istihbarat dinlemelerine takılan o konuşmalar ne olmaktaydı?

Bize göre; bu olayı PKK’nın bir birimi gibi gösterilen, ama CIA ve MOSSAD tarafından yönlendirilen özel bir ekip yapmıştı.

Bu profesyonel ekip içinde İran ve Suriye uyruklu (Ermeni asıllı oldukları söylenen) anarşistlerin bulunması, bunların İsrail’le irtibatları ve avcı kılığına girip dolaşacak kadar rahat davranışları, bu kanaatimize kuvvet katmaktaydı. Saldırıda Amerikan yapımı M-16’ların ve Polonya yapımı Kaleşnikofların kullanılması da önemli bir ayrıntıydı.

Bu arada umuyoruz ki, asker-sivil bürokrasimiz PKK ile Amerika’nın ayrı şeyler olmadığının herhalde farkındaydı.

İKONİK TERÖR: Toplumu terörize etmekten çok, küresel güçlerin birbirlerine sinyal yollama ve uyarı mekanizması olarak kullanılmaktadır.

İKONİK TERÖR; küresel güçlerin ve istihbarat örgütlerinin birbirlerine SMS yollamalarıdır.

Bu mesajlar kanla yazılır, ama mesajın asıl hedefi kitleler değil, terör olayının ortaya saçtığı işaretleri okuyabilecek derinliğe ve arka plan bilgisine sahip odaklardır.

11 Eylül her yönüyle klasik bir İKONİK TERÖR sayılmaktadır.

Diğer ülkelerin 11 Eylül'ü olarak lanse edilen saldırılar da bu sınıftandır.

Hrant Dink suikasti yine İKONİK TERÖR'den anlayan güçlerin tezgâhıdır. Dink'in bedeni Beyaz Bereli tetikçi tarafından öldürülürken değil, öldükten sonra da, delikli ayakkabısına kadar kullanılmıştır.

Keza; Üzeyir Garih suikastiyle de özenle bıçaklanmış cesedi üzerinden anlayana ince mesajlar yollanmıştır.

İKONİK TERÖR saldırıları, klasik yüzleri ile maalesef "alışa geldiğimiz" türden terör saldırılarıdır. Tokat'ta şehit verdiğimiz askerlerimiz; son yıllarda pusuya düşen askerlerimizin son halkasıdır. Ama mesajları; iktidarlara, başbakanlara ve etkin odaklaradır.

Söz konusu saldırı tam da Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisinin başlangıcında niye yapılmıştır? Saldırıda 7 askerimize kıyılmıştır. Zamanlaması da anlamlıdır. Ahmet Türk gibi terör üzerinden siyaset yapanlar bile, olayın karanlık olduğundan söz etme gereği duymuşlardır.

İlginçtir ki; "Ergenekon" başladığından beri kan davalarını bile bunlara bağlamaya çalışanlar bu saldırı karşısında ilk etapta "Ergenekon"u dillerine alamamıştır. Ancak şoktan çıkınca yine bu olayı, Ergenekon üzerinden TSK’ya yüklemeye çalışacak kadar alçalan ve saçmalayan kiralık kâtipler, tekrar havlamaya başlamıştır.

Bu saldırının zamanlamasında en önemli unsur, Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisinin ilk gününde gerçekleşmiş olmasıdır.

Hatırlayalım, Tayyip Erdoğan'a yurtdışında iken gerçekleşen en son “uyarı katliamı” Aktütün Saldırısıydı!

Bu saldırı; Tayyip Erdoğan'ın Moğolistan gezisinin ilk gününde yaşanmıştı. Moğolistan gezisini önemli kılan, TİKA tarafından Orhun Anıtları'na giden karayolunun ve anıtların korunması için yapılacak müzenin Başbakan tarafından açılacak olmasıydı.

Türkiye; sembolik bir açılışla, bağımsız bir merkez rolünün doğu sınırını işaretlemeye gitmişti ki; Aktütün'de, bütün iletişimi karartan bir gücün elektronik harp desteği ile profesyonel bir çete; 15 askerimizin kanına bulaşmıştı.

Aktütün'de iletişimi karartan güç, daha sonra aynı iletişim desteğini Taraf Gazetesine aktarmıştı!

Türkiye'nin emperyal vizyonunun doğudaki alıcı ucu "KARDEŞ" Moğolistan'dan geziyi bırakıp dönmek kolay, ama aynı vizyonun batıdaki verici ucu  "ABİ"nin yanındayken geziyi kesip dönmek o kadar kolay olmayacaktı.

Bu tıkanmışlık hissi; Tokat'ta gerçekleşen saldırı sonrasında Erdoğan'ın vücuduna ve diline yansımıştı.

Saldırının "önündekilerin" ve "arkasındakilerin" bunun bedelini en ağır şekilde ödeyeceğinden söz edip horozlanmıştı. 

Erdoğan'ın sözleri: bilen, ama dile getirmeyen; dönmek isteyen, ama dönemeyen bir çaresizliği yansıtmaktaydı.

Hayret, bu öfkeli açıklamada Erdoğan'a eşlik eden bir yer daha çıktı; Fransa’ydı!?

Fransa gözleri yaşartan bir açıklama yaptı ve Tokat'taki saldırıyı şiddetle kınadı.

Diplomatlarımız dahil onlarca kişinin kanına giren Ermeni terörüne ve PKK'ya Madam Mitterand sıcaklığı ile hamilik yapan Fransa'nın bu saldırıyı niye kınadığı üzerinde durulmalıydı..

Elimizdeki göstergeler sınırlı olsa da; hedefledikleri ve ilettiği mesaj ile Tokat'taki son saldırının İKONİK TERÖR olduğunun ipuçlarını taşımaktaydı...

Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisinin, “saklanan çok önemli bir gündem maddesinden haberdar olan” bir gücün çektiği SMS olarak da değerlendirmek lazımdı…

Belki o güç; geçenlerde Ankara'ya ardarda yapılan FBI ve CIA ziyaretlerinde ele alınan konuyu ve bu ziyaretlerin ABD gezisi öncesi bir ön çalışma olduğunu bilen bir odaktı!”[2]

Acaba Siyonist Merkezler, Afganistan ve İran konusunda, Tayyip Türkiyesini kendilerine mahkûm ve mecbur etmeye mi kalkışmıştı?

Sinyal İstihbaratı

SIGINT örgütleri, CIA, CSIS (Kanada) vs. gibi istihbarat örgütlerinden tamamen ayrı, bağımsız, üstün teknolojiyle donanımlı haber alma örgütleridir. Temel görevleri ulusal güvenliği ve ulusal yararları korumaktır. Avustralya SIGINT istihbarat örgütü Savunma Sinyal Direktörlüğü’nün (Defence Signal Directorate- www.dsd.gov.au) sloganı şöyledir:

“Onların sırlarını ifşa eder, kendi sırlarımızı koruruz.”

1947’de yürürlüğe giren ve ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda tarafından imzalanan ‘İngiltere/ABD Güvenlik Anlaşması’nın metni ‘çok gizli’ tutulmuş ve bugüne kadar açıklanmamıştır.  

Anlaşmanın içeriğinin bir kısmı ‘International Regulations on SIGINT’ (SIGINT ile İlgili Uluslararası Düzenlemeler) adlı ‘çok gizli’ kitapçıkta kayıtlıdır. 

‘Sinyal istihbaratı’ olarak çevirebileceğimiz Signal Intelligence (SIGINT): Süper güçlerin siyasi manipülasyonlarıdır.

Milli iradeyle, bilimle ve teknolojiyle yönetilen ülkelerde, sinyal istihbaratından sorumlu kurumlar, aslında “ulusal güvenlik” ve “ulusal çıkarları korumaktan” sorumlu kurumlardır. 

Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı  (NSA/CSS), internet sayfasında (www.nsa.gov) ‘Görevimiz’ bölümünde şöyle yazıyor:

“...NSA/CSS, sinyal istihbaratı ile haberleşme güvenliği ürün ve hizmetleriyle, iletişim ağı harekâtlarını (network warfare) mümkün kılar. Toplanan istihbari bilgiyi, Ulus’un ve müttefiklerimizin yararına kullanır. Vizyonumuz; ulusal şebekemiz (network) yararına, küresel kriptolojik üstünlüğümüzü sağlamaktır.”

‘Ulusa Adanmışlık’ (Dedication to the Nation) başlığı altında, NSA/CSS’te çalışan personelin tanımı şöyle yapılıyor: 

“NSA/CSS çalışanları, her şeyden önce ve sonra ve daima Amerikalıdır. Her çalışan, Anayasa’yı ve ABD’yi, dahili ve harici bütün düşmanlarına karşı desteklemeye, korumaya yeminli insanlardır.”

Peki, Türkiye’de ‘ulusal güvenliği’ dolayısıyla ‘ulusal haberleşmeyi’ koruyan-sağlayan kurumlar ne durumdadır?

Devletin kripto haberleşmesinin kodlarını vs düzenleyen, cihazlarını imal eden TÜBİTAK’a bağlı UEKAE’nin (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) internet sayfasında, her ürün için (muhtemelen İngilizceden kötü tercüme edilerek) şunlar yazılıdır:

“Merkez idari kalitesini sahip olduğu süreç kalite belgeleri, bilimsel ve teknik kalitesini ise NATO için tasarlanan algoritmalara NATO’daki kripto analizin ardından verilen NATO’nun tüm gizlilik seviyelerinde kullanılabilir onayı ile ispatlamıştır.”

UEKAE’nin görevleri arasında, ‘ulusal güvenliği korumak’tan söz edilmemekte, tam tersine NATO sistemlerine uyumlu olmaktan, NATO’nun onayını almaktan övünç duyulmaktadır.

1947’de, yukarıda bahsettiğim anlaşmaya imza koyan NATO üyesi ülkelerden ABD, Kanada ve İngiltere’nin SIGINT örgütlerinin sayfalarında, bu NATO yalakalığı görmek imkânsızdır.

UEKAE’nin bağlı olduğu TÜBİTAK’ın yasasında yapılan değişiklikle Bilim Kurulu’nun 14 üyesi AKP’nin Başbakanı tarafından atanmaktadır. 

UEKAE’nin müdürü Mehmet Önder Yetiş, TÜBİTAK’ın Başkanı Nüket Yetiş’in kocasıdır. 

PKK Açılımı’nda görev alan Müsteşar Emre Taner’in MİT’i ise maalesef aslen kendisi bir ‘ulusal güvenlik sorunu’ haline gelen iktidar partisinin emrinde, ortaokul mezunu adamların turşucu kılığına girip, mahalle muhtarlarına danışarak istihbarat topladığı bir kurum halini almaktadır.[3]

Ali Rıza Özkan AKP’nin akrepliklerini bahane edip bütün dindarları ve dolaylı biçimde Milli Görüş Camiasını gücendirme yanlışlığına düşse de, çok önemli doğrulara da tercümanlık yapmıştı:

Cemal Kalyoncu adında Zaman ve Aksiyon'da yazıları, haberleri yayınlanan bir gazeteci vardı.

Önceki hafta çıkan Aksiyon dergisinde gene bir yazısı yayınlandı. Konu Masonlardı!

Cemal Kalyoncu'nun yazısından, masonların ülkemizde 100 yıllık örgütlü var oluşlarını kutladıkları ortaya çıkmıştı. 25 Eylül'de Hilton otelinde düzenlenen bir davete katılmış olması nedeniyle, Prof. Ahmet Ercan ile de bir söyleşi yapılmış ve Ercan'ın, "masonların olmadığı tek ülke İran" sözleri manşete çıkarılmıştı.

Ancak, Cemal Kalyoncu tam da, "merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler" (Yani ahmak çingene, kahramanlık satayım diye hırsızlığını anlatır) atasözümüzü anımsatacak bir şekilde, yazısının başına öyle bir bilgi koymuş ki, Sayın Ercan'ın verdiği bilgilerden çok daha çarpıcıydı.

Cemal Kalyoncu'yu bu kadar önemli gazeteci yapan bilgi nedir, bırakalım kendisi açıklasın:

"2009 yılında, büyük üstatlığını Salih Evcilerli'nin yaptığı Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası bir dizi etkinlik düzenledi. PTT'nin özel pul baskılı kart hazırlayarak katıldığı 100. yıldönümünün ilk etkinliği temmuz ayındaydı ve Mason biraderler ENKA Eşref Denizhan Açıkhava Tiyatrosu'nda bir konserle bir araya geldi. 25 Eylül'de, bu sefer Hilton Oteli'nde, 450 kadar Mason ile eşleri ve 400'ü aşan sayıda da yabancı konuğun katıldığı bir program düzenlendi. Hem de haremlik selamlık gözetildi. Ardından da Four Seasons'da akşam yemeği yendi. Bunları Masonların kendi açıklamalarından değil, başka kaynaklardan öğreniyorduk. Mesela, Mason olmamasına rağmen bu toplantılara katılan deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan'dan..."

Evet, Cemal Kalyoncu, AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi posta idaresi olan PTT'sinin, ülkemizdeki örgütlü Mason varlığının 100. yılı "anısına" resmi kartpostal bastırdığını açıklamıştı.

Böylece, Türkiye Masonlarının hangi hükümet zamanında "en özgür" çalıştıkları da anlaşılmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'ün Mason örgütlerini kapattırdığı gerçeğine rağmen, özellikle AKP’li dinci bezirgân medya türlü dedikodularla saldırmaktaydı. Aburrahman Dilipak'ın dili olsa da konuşsaydı!..

Şimdi iki tarihi gerçek vardı: Birincisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün Mason örgütlerini kapattırdığıydı.

İkincisi ise: AKP hükümetinin, Atatürk'ün kapattırdığı Mason örgütlerine devlet eliyle kutlama desteği sunmasıydı!

Yahudi Şirreti* ve “Boğazdaki Aşiret” saltanatı!

Değerli dostumuz Anıl Çeçen hocamızın önemli ve gerçekçi tespitleriyle:

Yahudi Konstantin Borzecki ve sülalesi de fesatlıklarında başarılı olamayınca ülkelerinden kaçıp Osmanlıya sığınmış ve Muhterem Mustafa Celalettin Paşa ailesi konumuna gelmişlerdir.

Asya ve Avrupa kıtaları arasındaki merkez bölgedeki devlet olduğu içindir ki, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve daha sonra da göç eden aileler, isim değiştiren sülaleler ve dinlerinden ya da etnik kökenlerinden dönen zengin ve aydın kesimler fazlasıyla görülmüştür. Rus işgali sonrasında Polonya’dan kaçan başka bazı aileler de Beykoz'un arkalarında Polonezköy’ü kurarak bu bölgeye yerleşmişlerdir.

Boğaz’daki Aşiret bir buçuk yüzyılı geçen zaman diliminde, Osmanlı ve Türk devlet yaşamında birçok meşhur kişiyi Türk ve Müslüman diye yutturmayı başarmıştır.

Yahudi asıllı Mustafa Celalettin Paşa’nın oğlu Hasan Enver Paşa, Nazım Hikmet, TKP kurucusu Zeki Baştımar, Orgeneral Turgut Sunalp, yazar Refik Erduran, Oktay Rıfat, Samih Rıfat gibi yazarlar, Orgeneral Ali Fuat Cebesoy, Mehmet Ali Aybar, Rasih Nuri İleri, Nihat Sargın, Celal Nuri İleri, Suphu Nuri İleri, Abidin Dino, Namık Kemal, Abdin Paşa, Numan ve Nermin Menemencioğlu, Halikarnas Balıkçısı, Şirin Devrim, Prof. Dr. Suna Kili, futbolcu Sabri Dino, Ali Niyazi ve benzeri birçok tanınmış isim, Borzenski sülalesinden gelen Polonya asıllı olup, daha sonraları Boğaz’daki Aşiret üyeleri olarak Türk toplum ve siyaset yaşamında önde gelen roller oynamışlardır.

İmparatorluktan, Cumhuriyete geçerken ve Batı dünyasından modernizm Türkiye'ye gelirken, bu gibi göçmen ve dönme ailelerin öncülük ve taşıyıcılık görevi üstelendikleri görülmüştür.

Boğaz'daki Aşiret, bir kitabın adı ve o kitaba adını veren bir ailenin tanımlamasıdır, ama günümüzde İstanbul Boğazının kıyılarında yaşayan beş bin aileye verilen ortak isim haline de gelmiş durumdadır.

TÜSİAD’a üye olan beş yüz zengin işadamı aileleriyle beraber yaşadığı İstanbul Boğazı o kesimin akrabalarıyla birlikte zaman içerisinde yeni bir Boğaz Aşireti yaratmıştır. Boğazın kıyısını yalayan sulara kapısı açılan yalıların sahipleri ile İstanbul Boğaz’ının en güzel manzaralarına sahip o tepelerin üslerindeki villalarda yaşayanlar, günümüzün Boğaz Aşiretinin uzantılarıdır.

İstanbul Boğazı gibi cennet bir bölgeyi kendi aralarında parselleyenler, Boğazların korunmasıyla ilgili mevzuatı hiçe sayarak, her geçen gün daha fazla yayılmaktalar, dönem dönem aldıkları inşaat izinleriyle, dükalıklarını pekiştirmektedirler.

İstanbul’u aynı zamanda borsa ve sermaye merkezi konumuna getiren Boğazdaki yeni aşiret, İstanbul üzerinden bütün Türkiye'yi yönetebilmenin arayışı içindedir. Sahip oldukları para gücüyle önlerine çıkan her şeyi satın almaktan çekinmeyen Boğaz Aşireti, aynı zamanda bütün basın ve medya organlarını da satın alarak, özel çıkarları doğrultusunda bunları kullanmaktan çekinmemektedirler.

Borzensky sülalesi ile başlayan bu gelenek yeni transfer edilen yeni yetme zenginlerle desteklenmekte ve giderek Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ile oynamaya kadar varan sorumsuzluklar ağı, kıyı boyunca genişlemektedir. Türk milletinin ve devletinin açıkça kaderini belirleyen kararlar Boğaz kıyısında alınmakta, daha sonra bu kararlar patronlar aracılığı ile siyaset sahnesindeki aktörlere dikte edilmektedir.

İstanbul Boğazında yaşayan beş bin zengin aile Boğazdaki Aşiret olarak, Türk milletinin ve devletinin kaderini belirleme hakkını ve yetkisini açıkça kendisinde görebilmektedir. TÜSİAD üyesi beş yüz zengin işadamının ötesinde, bunların yerli ve yabancı ortakları da devreye girmekteler ve aşiret bağları para ilişkileriyle giderek genişlemektedir.

Mütareke İstanbul’u teslim olan başkent demektir. Rumlar İngiliz, Ermeniler Fransız mandası ararken, Yahudiler de geleceğin müstakbel İsrail projesini gerçekleştirebilmek üzere, Amerikan mandası peşinde koşmuşlardır. Mütareke İstanbul'u aslında; gayrimüslim kimliğinin öne çıktığı, Türklüğü ve Müslümanlığın devre dışı bırakıldığı bir işbirlikçiliğini gerçekleştirmiştir.

Mütareke İstanbul'u geleneği bugün Boğaz'daki Aşiret aracılığı ile İstanbul'da devam etmektedir. Dün Ulusal Kurtuluş Savaşının önderi Mustafa Kemal'e çapulcu diyen Mütareke İstanbul’unun teslim olmuşları, bugün de Türkiye’nin çıkarlarını savunan Milli Görüşçüleri ve milliyetçileri gericilik ya da faşistlikle suçlamakta ve böylece kendi liberal işbirlikçiliklerini mazur göstermeğe çalışmaktadırlar.

Bir anlamda Boğaz'daki Aşiretin çıkarları ile Türk milletinin ulusal çıkarları birbiriyle ters düşmektedir. Boğaz'daki Aşiret İslam’ı ve Türk olmayı reddetmiş ve tıpkı eskisi gibi Bizans döneminin kozmopolit yapısı içinde, gayrimüslim bir kimliğin geleceğini aramıştır.

Küreselleşme dönemiyle birlikte, Boğaz’daki Aşiret'in tarihten gelen gayrimüslim ve gayri Türk tutumu, giderek yükselmeye başlamıştır. Sahip oldukları para gücüyle, İstanbul basınını Bizans medyasına dönüştürmüşler ve her yönü ile Türkiye’nin Milli kimliği ile Milli devletine saldırılarını artırmıştır.” Bu Boğaziçi Yahudi aşiretinin hemen tamamının AKP yandaşlığı ise sırıtmaktaydı.

Açılımlar Siyonist planıydı!

AKP’nin Açılım kampanyalarına dahil STK’larının bir çoğu, Siyonist kongrenin öngördüğü maddi yardımı alan Yahudi NED ve NDI tarafından desteklenirken, ABD’deki IRI’da (International Republican Institute-Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü) çalışma kapsamındaki siyasi parti liderlerini ve yönetimi eğitmek için seminerler düzenlemiştir.

Bu tip seminerlere Türkiye’den de gelen birçok siyasi parti üyesi ve yöneticisi de iştirak etmektedir. Amerikan emperyalizminin sivil toplum kuruluşlarına verdiği finansal desteğin bir benzeri, Türkiye’den ABD’ye gelen akademisyen, gazeteci ve yerel sivil toplum kuruluşlarında çalışan kişilere de verilmektedir.

ABD’ye gelen ve burs alan gazeteci yazarlar, ABD’de gazete kurdurulanlar, öğretim üyesi veya yerel sivil toplum kuruluşlarında çalışanların bir kesimi, her nasılsa ABD’nin empoze etmeye çalıştığı neoliberal açılımı Türkiye’de destekleyen veya Ilımlı İslam olarak adlandırılan yeşil kuşak projesinin takipçileridir.

Sunulmakta olan da, “radikal İslam’ın karşıtı ılımlı İslam’dır” tezi işlenmekte olup, bu projede bahsi gecen demokrasi de, İslam’ın revizyonu olarak gösterilmektedir. Oysa bahsi geçen demokrasi, emperyal yayılmacılığın Truva Atı’ndan başka bir şey değildir.

Bütün dünyada devletin gücünün azaltılmasını savunan derin ABD ise ilginç bir şekilde kendi devletini güçlendirmekte, yeni bakanlıklar meydana getirmekte, Yahudi Rumsfeld’in kontrolündeki SAP gibisinden yapılanmaları desteklemektedir. ABD’nin yıllık askeri bütçesi bütün dünyadaki askeri harcamaların % 47’sini kapsar hale gelmiştir.

Bütün bu harcamalar ile sivil toplum kuruluşları arasında nasıl bir bağlantı olabileceği sorusu ise bizi, Yeni Dünya Düzeni’nin öngördüğü emperyal yayılımcılığın iki başlı sopasına götürmektedir. Bu sopa askeri yaptırım ve sivil itaatsizlik olarak algılanabilir.

Amerika’nın Türk Koalisyonu (Turkish Coalition of America) adı altında faaliyet gösteren bu kurulusun başındaki kişi, Türk Amerikan İş Konseyinin (American Turkish Council-ATC) eski başkanıdır.

Kısa mesafeli hafızamız ve bu kuruluşların adının başındaki Türk kelimesi bizi yanıltmasın. Bir silah lobisi olarak görülen ATC’nin yeni başkanı Irak’ı işgal eden George W. Bush yönetiminde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Richard Armitage’in bu konuma gelmesi, taşları yerine oturtmak isteyenler için yeterli bir ışıktır.

Tekrar konumuza dönelim. Amerika’nın Türk Koalisyonu’nun yaptığı genel çalışma ABD kongresinde lobi yapmak olarak algılanır.

Ama hayret, eski ATC başkanı ve Amerikanın Türk Koalisyonu yeni başkanı ve eski ABD Dışişleri bakanlığı görevlisi G. Lincoln McCurdy’nin yardımcısı ise, eski Türk Dışişleri bakanlığı görevlisi olup, eşinin FBI’ya çalıştığı iddia edilen Güler Köknar’dır.

Ne kadar ilginç bir rastlandır ki, Güler Köknar yine kültürel bağlamda çalıştığı iddia edilen ve İstanbul’da da ofisi bulunan Türk Kültür Vakfı’nın da yöneticisi olmaktadır. Her iki kuruluş da Washington’da aynı binada, aynı adreste, aynı katta bulunmaktadırlar.

İste bütün bu kültürel ve siyasi çalışmaların eşiğinde Amerikan Türk Dernekleri Birliği (ATAA) olarak adlandırılan derneğin başına ise 2009 yılı itibari ile ARI gurubunun Washington temsilcisi, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın avukatlığını üstlenmiş, Fullbright burslusu olarak 1991 yılında bir Amerikalı gazeteci ile birlikte Türkiye’de Van’ı ve Güney Doğu Anadolu bölgesini ziyaret etmiş olan Günay Evinçh getirilmiş bulunmaktadır.

Hem de skandal denilebilecek bir sözde seçim ile. Türk’ün ve Müslüman’ın hafızası kısa ömürlü olduğu için, yine kısa bir hatırlatma yapmakta fayda vardır.

Günay Evinçh’in kayınpederi, PKK’nın Öcalan’dan sonra ikinci lideri olan Şemdin Sakık’a altın silah hediye etmiş, ANAP dönemi eski Diyarbakır Belediye başkanıdır. (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/04/26/40102.asp).

Şemdin Sakık, aynı zamanda sizinde bildiğiniz gibi 33 askerimizin kurşuna dizildiği katliamda, yaralı askerleri bu beylik silahı ile teker teker öldürmüş (http://www.tumgazeteler.com/?a=4481744), hala müebbet hapis cezası ile Türkiye’de hapis yatmakta olan PKK’nın ikinci adamlığını yapmış bir eşkıyadır.

 ATAA başkanı Günay Evinçh 2005 yılında CIA’ye yakınlığı ile bilinen, Engin Artemel’in de aralarında bulunduğu bir gurup iş adamı ile birlikte Türk-Amerikan Irak İş Konseyi’ni (Turkish American Iraqi Bussiness Council) kuran ve Ürdün üzerinden Irak’a ilk ziyareti yapan kişiler arasındadır.

Bu yeni yapılanma sadece Türk’e değil, Kürt’e, Alevi’ye, Atatürkçüye, Milliyetçiye ve Milli Görüşçüye, yani herkese karşı yapılan uzun vadeli ve Recep Tayyip Erdoğan sonrasını hedefleyici emperyalizmin yeni bir strateji programıdır.

Siyonist Edelman’ın itirafları!

Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni yardımcısı Yasemin Çongar ve Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş, Masonik Türk Medyasındaki Amerikan sözcüleriydi.

Aslı Aydıntaşbaş, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ile Washington’da görüşmüşlerdi.

Aydıntaşbaş’ın Edelman ile yaptığı röportaj, çok önemli itiraflar içermekteydi.  Çünkü Edelman, Ergenekon davaları zincirinin en önemli halkası olan “darbe girişimi” iddiaları hakkında oldukça önemli bilgiler vermekteydi.

Edelman bilindiği gibi 2003-2005 yılları arasında Ankara’da görev yapmıştı ve ABD’nin Ankara’ya atadığı büyükelçiler arasında kuşkusuz en tartışmalı isimlerden biriydi.

Türkiye’de, Edelman’a herkes bir tür güvensizlik duymaktaydı. Edalman’ın sinsi ve Siyonist ayarını ve tehlikeli hesaplarını ortaya koyan Milli Çözüm Dergisinden de oldukça rahatsızdı. Bu durumu gören ABD yönetimi de aslında çok başarılı bir istihbaratçı-diplomat olan bu elçisini 2 yıl içinde geri çekip yerine Ross Wilson’u atadı.

Edelman’ın görev süresi, Sarıkız ve Ayışığı adlı iki darbe girişiminin hazırlandığı iddia edilen yıllara rastlamıştı. Edelman, aradan 5 yıl geçtikten sonra Aslı Aydıntaşbaş’a AKP Hükümeti’nin kendisini “TSK içinde bir darbe hazırlandığı” yönünde uyardığını açıklamıştı.

Edelman o zaman kendisine başvuran AKP’lilere ABD’nin elinde böyle bir istihbarat bulunmadığını söyledikten sonra, “Kaldı ki böyle bir girişim olsa bile biz destek vermeyiz, seçilmiş bir hükümetin darbe yoluyla alaşağı edilmesine karşı çıkarız” deyip rahatlandırmıştı.

AKP de bu gerçeği bildiğinden, Büyükelçi’nin lafıyla kendini güvencede hissetmemiş olacak ki, yine Edelman’ın söylediğine göre birkaç kez, “darbe hazırlığı var” diyerek Amerikan Büyükelçiliğinin kapısına dayanmıştı.”

Şimdi soralım: Amerikalı ağababalarının haberdar olmadığı Ergenekon yapılanması ve darbe planları yoksa uzaylılarca mı hazırlanmıştı?

Ve yine Tokat Reşadiye yakınlarındaki kahpe katliamın ABD ve İsrail ajanlarınca ve Recep Bey’e İran ve Afganistan’la ilgili taleplerini dayatmak amacıyla yapıldığı iddiaları niye hesaba katılmamış ve üzerinde durulmamıştı?

 

 

 

 



[1] Kaynak: Ufuk Türkyılmaz / Akşam Gazetesi / 11 Aralık 2009

[2] Behiç Gürcihan / 09 Aralık 2009 / Açık İstihbarat

 

[3] Kaynak: Bağımsız Gündem / 29 Kasım 2009

* Şirret: Çok şerli ve şeytani

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 1856

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR