ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1719
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5583
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82697
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839544

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602644

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Siyonist Emperyalizmin Asıl Hedefi İRAN DEĞİL TÜRKİYE’DİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Yahudiler İran’a karşı Türkiye’yi kullanmak istiyor!

ABD'nin, merkezi New York'ta bulunan önemli Yahudi kuruluşlarından ''İnkâr ve İftiraya Karşı Birliğin'' (Anti-Defamation League-ADL) ulusal direktörü Abraham Foxman, ''çok derin olan Türk-Yahudi dostluğunun Türkiye ile İsrail arasında görülen son olayları aşacağına inandığını'' vurgulamıştı. Foxman, ADL'nin New York Grand Hyatt Otelinde 2009 yılı toplantısında A.A muhabirine Türk-Yahudi dostluğu ve Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda değerlendirmelerde bulunarak Türklere ve Türkiye'ye karşı her zaman ''derin bir dostluk'' hissi içinde olduklarını belirtmiş, bu dostluğun hem çok eski ve hem de yakın tarihten beri aynı şekilde devam ettiğini hatırlatmıştı.

Ancak ilişkilerde son aylarda bu dostluğu sınayan kimi olaylar meydana geldiğini belirten Foxman, ''Özellikle de dostlar arasında bir şey ters gittiğinde bu daha çok acı verir. Ben kendimi Türkiye'ye çok yakın hissediyorum, o yüzden de düş kırıklığını yaşıyorum'' diyerek ''Eğer Türkiye, Orta Doğu'da Müslüman-Arap dünyayla daha fazla dost olmak istiyorsa, tamam... Ama bu neden Türkiye'nin İsrail ve Yahudilerle olan dostluğu pahasına olsun ki... Ben bunun geçici olmasını umuyorum, eski güçlü ilişkilere dönülmesini istiyorum. Ben iyimserim, çok derin olan dostluk ilişkilerimizin bu olayları aşacağına inanıyorum'' açıklamasını yapmıştı.

ADL toplantısında “İran’ı hizaya sokma” kararı alınıyor!

ADL'nin toplantısında Foxman'ın yanı sıra İsrail'in New York Başkonsolosu Asaf Shariv ve Washington merkezli Brookings Enstitüsünün ''Saban Center for Middle East Studies'' adlı Orta Doğu Çalışmaları Bölümü Başkanı Kenneth Pollack katılmıştı.

İran'ın nükleer programının sıkça gündeme geldiği toplantıda Yahudi asıllı bir Amerikalının ''Türkiye İran'a mı yakınlaşıyor'' şeklindeki sorusu üzerine Pollack, ''Türkiye'nin İsrail'i son Gazze çatışmaları nedeniyle eleştirdiğini, ancak Türkiye'nin temelde İran'ın nükleer programından oldukça endişeli olduğunu'' hatırlatmıştı. Abraham Foxman ise konuşmasında, İsrail ve Hamas'ı Gazze'de Aralık 2008-Ocak 2009 tarihlerindeki çatışmalarda savaş suçu da dahil uluslararası insani hukuk kurallarını çiğnemekle suçlayan BM raporunun hazırlayıcılarından Güney Afrikalı Yahudi asıllı Justice Goldstone'a ''açık mektup'' yazdığını belirterek, Goldstone'un adını bu rapordan çekmesi gerektiğini, raporun artık ''Goldstone raporu'' olarak anılmasının son derece talihsiz ve yakışıksız bir durum olduğundan yakınmıştı. ADL'nin dün geceki toplantısına BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da katılarak konuşma yapmıştı.

İran AKP’ye güvenmiyor!

Küresel kriz dolayısıyla Batılı yatırımcıların getirdiği sıcak paranın azalması ve AB'den gelen turistlere dayanan turizm sektöründe de zorluklar yaşaması nedeniyle, Türkiye alternatif olarak arka bahçesi gibi gördüğü Müslüman ülkelere dönmek zorunda kalmıştı. Bu dönüşün senaryosu yazıldı ve Davos'ta Başbakan Recep Erdoğan tarafından iyi bir rol yapıldı. Davos'ta İsrail'in Gazze'de yaptıkları nedeniyle İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e tepki olarak toplantıyı terk eden Erdoğan, İsrail'in ne kadar haksız olduğunu sanki o gün yeni anlamıştı...!?

Bu arada Türkiye'nin İsrail'le ilişkileri tam gaz devam ediyordu. Davos'tan sonraki ikinci senaryonun oyuncusuysa Dışişleri Bakanlığı'na atanan Ahmet Davutoğlu’ydu. Davutoğlu bir yandan ABD, AB ve İsrail'le, diğer yandan da İslam ve Türk dünyasıyla ilişkileri dengeli biçimde yöneterek Batı'yla Doğu arasında merkez ülke sıfatıyla arabulucu rolünü oynuyordu. 'Tüm yollar Roma'ya çıkar' misali, Doğu'nun tüm petrol yolları Türkiye'ye çıkıyordu. Şimdilik Türkmenistan doğalgazı, Bakü-Ceyhan petrol hattı, Rusya'nın Mavi Akım hattı ve Nabucco var, bu hatların sayısı çoğalabilir. Sekiz yıllık İran-Irak savaşı Türklere iki tarafı kullanmak için büyük fırsat bir sunmuştu.

Ancak AKP’ye 'Müslüman ülkeler topluluğuna dönerseniz daha çok söz sahibi olabilirsiniz. Bunu niye yapmıyorsunuz?" diye soranlara, 'Bizim geleceğimiz Avrupa'da. Ayrıca Türkiye'de İslam Türklere özgü bir anlayışla beslenmiştir ve siyasi değildir' diye yanıt veriliyordu. Müslüman ülkeler böyle düşünen bir Türkiye'nin nesine güvenebilirdi? Davutoğlu İran'ın nükleer iradesinden vazgeçmeyeceğini bilse de nükleer sorunda Batı'yla İran arasında arabulucu olmak istediğini söylemişti. Oysa arabuluculuk bahaneydi.

Bunların amacı, Avrupalı kardeşlerine kendilerinin stratejik konumlarını ve sorunların çözümünde kilit rol oynayabileceklerini göstermekti. Tek Müslüman NATO üyesi olan, Ortadoğu savaşlarında Batılıların üssü olarak kullanılan ve Ortadoğu ülkesi olsa da kendisini Avrupalı zanneden bir Türkiye, nükleer krizde nasıl arabuluculuk yapabilirdi?[1]

Siyonist Peres: “Suriye, ya bizi ya İran’ı seçsin” diye bastırıyor

Terörist İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, İran ile Suriye arasındaki ilişkilerle ilgili olarak da, ''Bu, Suriye'nin kararı. İkisi birden olmaz. Hem bizle barış yapıp hem bizim yok edilmemiz çağrıları yapan İran’la barış yapamazlar. Kararlarını vermek zorundalar. Hükümet etmek, tercih demektir'' diyordu. Peres, bir başka Amerikan yayın organı olan Newsweek dergisine de, Goldstone Raporu'nu ''terör (!) için büyük bir zafer'' sözleriyle tanımladı ve ''şimdiye dek hiçbir terör(!) örgütüne, çok haksız bir biçimde, bu denli bir tanınma sağlanmadığını'' öne sürüyordu. Peres, BM'de İsrail karşıtı bir çoğunluğun bulunduğunu ifade ederek, ''BM içinde sorunumuz var. (BM içinde) İsrail karşıtı yerleşik bir çoğunluk var. Müslüman ve Arap ülkelerle, onları izleyenler çoğunlukken, İsrail'in tek bir konuda bile bir destek sağlama şansı yoktur'' diye konuşmuş, Türkiye’nin dostluğunun önemini vurgulamıştı.

İsrail Cumhurbaşkanı, bir başka soru üzerine de, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nca sunulan ve İran'ın, zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına göndermesiyle ilgili anlaşma taslağı konusundaki bir soru üzerine de, ''Benim izlenimim, bunu kabul etmek yerine, manevra yapmaya çalışıyorlar. İran’a fırsat tanımamak lazım” diye çıkışmıştı.

Öte yandan, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, başbakan Binyamin Netanyahu'nun, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki son katliamıyla ilgili bir soruşturma komisyonu kurulmasını düşündüğü yolunda, Washington Post'ta çıkan açıklamalarına sert tepki gösterip, böyle bir komisyona gerek olmadığını açıklamıştı.

Esad, “İsrail ile barıştan yana” görünüyor

Artık, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, İsrail ile geçen aralık ayında askıya alınan barış görüşmelerine yeniden başlanmasından yana olduğunu söylemekteydi. Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de Hırvatistan Devlet Başkanı Stipe Mesiç ile görüşen Esad, basına yaptığı açıklamada, Suriye halkının kendilerine İsrail ile barış görüşmelerine başlanması konusunda destek verdiğini, ancak İsrail'in de bu görüşmelerin yapılmasını istemesi gerektiğini ifade etmişti.

 Türkiye'nin İsrail’le barış konusundaki çabalarını öven Esad, görüşmelerin yeniden başlaması için 3. bir tarafın varlığının gerekli olduğunu belirterek, "Avrupalı ülkelerin de katkıda bulunmalarını ve kaldığımız yerden devam edebilmemiz için Türkiye'ye ve bize yardımcı olmalarını istiyoruz" demişti.

İsrail de barış mı arıyor?

Öte yandan, 2008'in mayıs ayında dolaylı olarak başlayan barış görüşmelerini, aralık ayında Gazze Şeridi'ne düzenlediği katliam operasyonuyla baltalayan terörist İsrail'in Savunma Bakanı Ehud Barak, ülkesinin Suriye ile barışa ulaşmanın yollarını aramaya hazır olduğunu bildirmişti. İsrail Savunma Bakanı Barak, "İsrail ile geçen aralık ayında askıya alınan barış görüşmelerine yeniden başlanmasından yana olduğunu" söyleyen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın bu açıklamasına cevaben bir bildiri yayımlayarak: "Suriye ile barış, bölgede istikrarlı çözümün temel unsurlarından birini oluşturuyor. İsrail, Suriye ile barışa ilerlemenin yollarını geçmişte de aramıştır, gelecekte de aramaya devam edecektir" (!) demişti.

Asıl hedef Türkiye mi oluyor?

Bu arada İran’la İsrail’in saman altından su yürüttükleri ve iki ülke yetkililerinin geçen aylarda bir araya geldikleri söylenmişti.

İsrail Atom Enerjisi Komisyonundan bir temsilcinin İranlı önemli bir yetkiliyle Orta Doğu'da nükleer konusunu müzakere etmek üzere görüşmelerde bulunduğu bildirilmişti.

İsrail Atom Enerjisi Komisyonunun sözcüsü Yael Doron, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Komisyonumuzun bir temsilcisiyle ve bir İranlı yetkili arasında bölgesel çerçevede görüşmeler yapılmıştır" demişti.

Bu görüşmelerin basına kapalı yapıldığını ve içeriğinin açıklanmayacağını belirten İsrailli yetkili, gizli görüşmeleri düzenleyen Avustralya'nın “müzakerelerde ilerleme kaydedildiği” değerlendirmesinde bulunduğunu sözlerine eklemişti.

Sözcü, görüşmelerle başka ayrıntı veremeyeceğini belirtmişti.

İran'da 1979'daki İslami devrimden bu yana, İsrail ve İranlı yetkililer arasında daha önce böyle bir müzakere yapıldığı bilinmiyordu. İran, İsrail'i resmen tanımıyor ve düşmanı olarak kabul ediyordu.[2]

İran’dan 5+1 ülkelerine cevap gecikmiyor

İran 10 yeni nükleer tesisi inşa etmeye karar verdiğini ilan etmişti. UAEK'nin kararını ve "5 artı 1" ülkelerinin İran karşıtı politikalarını eleştiren İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, "İran, uluslararası taahhütlerine bağlıdır, ancak kendi haklarının da takipçisidir" demişti.

 İran, inşası kararlaştırılan 10 yeni nükleer tesisin olası saldırılardan korunması için dağın içine yapılacağını bildirdi. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, 10 yeni nükleer tesis inşası ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) 27 Kasımdaki yönetim kurulu toplantısında aldığı karara ilişkin değerlendirmelerde bulunurken: yeni uranyum zenginleştirme tesislerinin yapımı ve yakıt üretimi kararının, BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri ile Almanya'dan oluşan "5 artı 1" ülkelerine "sağlam bir cevap" olduğunu söyledi.

"Nükleer enerji faaliyetlerimiz olabildiğince şeffaftır ve bu konuda güven vermişiz. UAEK müfettişleri, sürekli olarak tesislerimizi denetliyor ve kontrol ediyor" diyen Salihi, buna rağmen "5 artı 1" ülkelerinden "böyle bir cevap" aldıklarını belirtti.

"Defalarca ilan ettik ve dini lider de buyurdular ki, İran nükleer silah peşinde değil" ifadesini kullanan Salihi, "Ancak düşmanla hangi dille konuşmak gerektiğini bilmiyoruz. Düşmanlar bilsinler ki, dünya kamuoyu ve halkların vicdanı her şeyden haberdardır. Artık dünya kamuoyunu etkileyemezler" diye konuştu.

"İran geri adım atmıyor"

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına (NPT) taraf olduklarını ve dünyanın nükleer silahlardan arındırılmasını istediklerini kaydeden Salihi, NPT'yi kabul etmeyen ve atom bombasına sahip ülkeler bulunduğunu belirtmişti.

ABD İran'ın uluslararası endişelere bir yanıt vermek için fazla vaktinin kalmadığını bildirdi. Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs’in, ''İran'ın nükleer programıyla büyüyen endişelere bir yanıt vermesi için zaman azalıyor'' ifadesi tehdit gibiydi.

Öte yandan İngiltere, İran'ın 10 yeni nükleer tesis inşa edeceğini açıklamasını "endişeyle" karşıladığını açıkladı. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, İran'dan gelen açıklamayı ciddi endişeyle karşıladıklarını belirterek, bunun ayrıca BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarının ihlali (!) olacağını da iddia etti.

İran'ın yeni uranyum zenginleştirme tesisleri inşa etme kararı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) yönetim kurulunun önceki günkü kararının hemen ardından geldiği dikkati çekmişti.

İran’ın Doları bırakıp 5 milyar Avro kazanması Siyonist ABD’yi ürkütüyor!

İran Merkez Bankası Başkanı Mahmud Behmeni, 23 Kasımda yaptığı açıklamada döviz sepetinde ABD Doları yerine Avroya yer vermekle 5 milyar Avro kazanç sağladıklarını söylemişti. “İran, döviz sepetindeki ABD Dolarlarını büyük ölçüde diğer para birimleriyle değiştirdi” diyen Behmeni, 2007’den beri petrol satışlarında yüzde 85 oranında dolar dışındaki para birimlerini kullandıklarını belirtmişti. Behmeni, döviz sepetinde ABD Dolarına hiç yer verilmemesi için çalışmaların sürdüğünü de sözlerine eklemişti. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, 12 Eylül’de İran’ın döviz rezervinin Avroya çevrilmesi talimatını vermişti.

Dubai üzerinden İran oyunu tezgâhlanıyor!

“Doğu-Batı arasında finansal üs olarak kullanılan Dubai’de yaşanabilecek kriz özellikle Körfez sermayesini nasıl etkileyecekti? Bir efsane çökecek miydi? Heybetli gökdelenlerin, lüksün, geleceğin yatırım modelinin sahnelendiği büyülü dünyanın sonuna mı gelinmişti?

Ya da kriz abartılıyor muydu? ABD ve Avrupa ülkelerinin, küresel krizden kurtulmak için piyasalara trilyonlarca dolar vadettiği bir zamanda, Dubai World ve Nakil şirketlerinin altmış milyar dolar civarındaki borcunu ilkbahara kadar erteleme talebi küresel krizde yeni bir şok dalgasının habercisi miydi? Bunlar elbette önemli sorulardı. Ama başka şeyler de var ve bence onlar krizin ekonomik boyutunda çok daha önemliydi.

Birleşik Arap Emirlikleri federasyonunun (BAE) baskın emirliklerinden biri Dubai. Diğer baskın emirlik ise Abu Dabi. Dubai finans, turzim, inşaat gibi alanlarda bölgesel bir üs haline gelirken, Abu Dabi enerji üretimiyle zenginlik biriktiren bir emirlikti. Şimdi ikisi arasındaki farka bakalım ve oyunu çözmeye çalışalım:

Dubai İran'la çok güçlü ilişkilere sahip. Son yıllarda bu güçlü ilişkiler daha da yoğunlaştı. İran'ın kritik bankacılık işlemlerinde, sermaye hareketliliklerinde kilit rol oynuyor. İran'ın Avrupa ve Asya firmalarıyla ilişkilerin Dubai'den geçiyor. İran piyasasına girmek isteyen şirketler burada üsleniyor.

Abu Dabi ise emirliklerin en zengini ve ABD'ye çok yakın. İran'la ilişkilerini azaltması için Abu Dabi üzerinden Dubai'ye yoğun baskı olduğu söyleniyor. Krizden hemen sonra Dubai'nin Abu Dabi tarafından finanse edilmesinin, şirketlerinin satın alınmasının arkasında, İran'la iş yapan veya yapacak olan Doğulu ve Batılı şirketlere Dubai girişini kapatmak olduğuna dair iddialar var. Eğer başarılı olursa, Dubai İran'a kapılarını kapatırsa, krizden kurtulacak. 800 milyar dolarlık zenginliği ile Abu Dabi devreye girecek. Sadece ABD'nin değil, Abu Dabi'nin de İran'la sorunları var: Bölgesel anlaşmazlıklar, İran'ın nükleer çalışmaları, Şii-Sünni sorunları… ABD'ye bu kadar yakın bir ülkenin İran'la böylesine derin sorunları olması, kardeş emirliğin ise İran'ın dünyaya açılan kapısı olması bazılarını çok rahatsız ediyor.

Dubai ve Abu Dabi'nin bağlı olduğu Birleşik Arap Emirlikleri, İran'a karşı nükleer çalışmalara çoktan başladı. En büyük teşvikçileri ise ABD biraz da Fransa. BAE, bu çalışmasıyla bölgesel bir güç haline getirilmeye çalışılıyor. Böyle bir durumda, yani BAE'nin ABD nükleer teknolojisine sahip olduğu anda, Dubai'nin bu teknolojiyi İran'la paylaşabileceğine dair paranoya oluşturuluyor.

Şu an için Dubai-İran ilişkileri hedef alınmış durumda. İki ülke arasındaki ticaret 14 milyar dolar. ABD ve Avrupa'nın, İran ambargosu buradan deliniyor. Tahran'ın küresel finans çevreleriyle, şirketlerle bütün ilişkilerini kesmeye çalışanlar, Dubai kapılarını İran'a kapatmaya çalışıyor. ABD, Abu Dabi üzerinden İran'ı vuruyor.

Kriz sonrası Dubai World şirketinin varlıklarının satılması süreci başlatıldı. Satışı kim yapacak? Bu görev için yeni atanan Rothshild Ortadoğu Operasyonları Danışmanı Paul Reynolds. Satış nereye yapılacak? Elbette Abu Dabi'ye. Dubai’liler şu an için ucuza satışı engellemeye çalışıyor sadece.

Olayın ekonomik boyutu kadar, belki de çok daha fazla siyasi ve jeopolitik boyutu var. Birileri Dubai üzerinden bölgesel bir operasyon yapıyor. Dubai'ye tek kurtuluş yolu bırakıyorlar: İran'la bütün ilişkilerini kes! Yoksa büyülü dünyayı yerin dibine batıracaklar![3] diyen sevgili İbrahim Karagül, bu Siyonist senaryoda AKP’nin rolüne ise hiç değinmiyordu!

Yoksa İsrail ve ABD-AB’nin asıl hedefinin Türkiye olduğu gizlenmeye mi çalışılıyor?

Kürdistan’ın Türkiye denetimine verileceği ve Neo-Osmanlının geri döneceği yönündeki masallar, Türkiye’yi pusuya düşürmek için uydurulmaktaydı. ABD, çok iyi bilmektedir ki, Irak’ın Kuzeyinde ikinci bir İsrail’in kurulması, eninde sonunda Türkiye’nin yaptırım gücüyle karşılaşacaktı.

ABD ordusu, 2002 yılı 24 Temmuzunda 22 gün süren “Türkiye’yi işgal tatbikatını” Nevada çöllerinde film çevirmek için yapmıştı. “Bin yılın meydan okuması” (Millenium Challenge) gibi iddialı bir başlık altında yürütülen bu tatbikatın, ABD ordusunun tarihinde bir eşinin bulunmadığı vurgulanmıştı. Bu gerçekleri ve ülkemiz üzerinde kurulan Siyonist projeleri hesaba katmadan, hiçbir milli ve haysiyetli adım atılamazdı.

ABD Büyükelçisi James Jeffrey, Yahudi güdümlü Washington’un politikasını AKP’li taşeronlara açıklattırmaktaydı. “ABD çekilene kadar, Türkiye PKK’yı tasfiyede başarılı olamazsa, alternatif siyaset uygulanacakmış” kasıtlıydı ve gerçekleri gizleme çabasıydı. (Yeni Çağ. 5 Kasım 2009, “Şifreleri CIA Ajanı Kırdı” başlıklı haber)

Çünkü bu plan, PKK’yı tasfiye etmek değil, daha da büyütmek amaçlıydı. Açıktır ki asıl plan Türkiye’nin PKK’yı siyasallaştırması ve meşrulaştırması üzerine kurulmaktaydı. PKK marifetiyle gerçekleştirilecek kitlesel kalkışmalar, Türkiye’yi bu plana teslim olmaya zorlayacak bir etken olarak gündeme sokulacaktı. “Alternatif” dedikleri budur ve Abdullah Gül ile Tayip Erdoğan, bu “alternatifin” eşbaşkanları olarak konuşmaktaydı. ABD ve İsrail’in Türkiye’deki diplomatları ise, sanki tehdit memurları ve eşbaşkanları kontrol komutanlarıydı.

İşte İsrail’le gerilen ilişkilerin perde arkası gizleniyor

Anadolu Kartalı tatbikatının, İsrail’in de katılacağı uluslararası bölümünün iptal edilmesi, İsrail’le yeni ve suni bir kriz çıkarmıştı. Başbakan Erdoğan, durumu “halkımızın sesine kulak verdik” diyerek açıklamıştı.

AKP iktidarı JİNSA’dan geçiyor

AKP’nin İsrail karnesindeki sadece iki olay bile, krizin kaynağının, belirtildiği gibi Filistin meselesi olmadığının ispatıydı. Çünkü bu iki olay, aynı zamanda Erdoğan’ın iktidar olabilme ve iktidarda tutunabilmesindeki önemli iki dayanaktı:

1- Erdoğan’ın 3 Kasım seçimleri öncesinde yaptığı 16 Temmuz 2002 tarihli ABD ziyareti ve JINSA (Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) temasları, bir bakıma iktidarının da önemli bir adımıydı!

2- Yine Erdoğan’ın Ocak 2004’teki ABD ziyareti sırasında Amerikan Yahudi Komitesi’nden “Yahudi cesaret ödülü” olan “Davut Boynuzu”nu alması, kritik bir süreçte AKP’nin iktidarını sağlamlaştırmıştı! Bu ödülü alan tek Müslüman kişinin de Tayyip Erdoğan olduğu hatırlanmalıydı.

Yine Davos’da yaşanan “one minute” sonrasında AKP hükümeti, Suriye sınırımızdaki mayınlı arazileri 49 yıllığına İsrail’e vermek istemiş, buna karşı çıkanları da Başbakan Erdoğan “Yahudi düşmanlığı” ile suçlamıştı!

AKP’nin Müslümanlık ve merhamet istismarı üzerinden “Filistinli çocukların gözyaşı” söylemleri ciddiyetten uzaktı. Acaba Irak’ta 7 yıldır ölen milyonlarca çocuklar, masum insanlar Müslüman sayılmamış mıydı?

 

 

 

 

 

 



[1] (İran gazetesi Haber, 23 Eylül 2009)

[2] www.internethaber.com / 22 Ekim 2009

[3] 1 Aralık 2009 / Yenişafak

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Siyonist Tertibe İSLAMCI TERÖR KILIFI VE FETÖ-IŞİD ORTAKLIĞI!
  Siyonist Tertibe İSLAMCI TERÖR KILIFI VE FETÖ-IŞİD ORTAKLIĞI!      “Ilımlı İslam’ı”...
Devami
Haklısın Amiralim! AÇIKÇA GERÇEKLERİ SAVUNAMAYANLAR KANCIKÇA “GEREKÇE”LERE SIĞINACAKTIR
Donanımlı ve Milli duyarlı bir E. Generalimiz’in “Tozlu harabeler içinde...
Devami
Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı; ZOR OLAN, ERBAKAN OLMAKTI!
  Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı; ZOR OLAN, ERBAKAN OLMAKTI!            Bismillahirrahmanirrahim “İnna lillahi...
Devami
28 Şubat Niye Çabuk Bitti ve Türkiye’de KIRK YILDA NE DEĞİŞTİ?
  Bugün 28 Şubat’ı cesaretle(!) eleştiren ve tabi AKP’ye “Helal olsun...
Devami
SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI
  Büyük Liderler hem hazırlık sürecinde hem de iktidar döneminde, kendilerinden...
Devami
JEOPOLİTİKTEN STRATEJİYE
  (Geçmişe Bakarak ve Mevcut Potansiyeli Zorlayarak, Geleceği Planlamak) Dünyamızda, denizler...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1837

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR