Reklam
Reklam
Reklam

AKPA-PA’cıların ve HASPA’cıların Bir Türlü Kavrayamadığı:EYÜP SULTAN VE ERBAKAN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Gazetecilerle özel sohbet sırasında, açık kalan mikrofonlara yansıyan HASPA (Halkın Sesi Partisi) Başının:

“SP’den ayrılış bizim için iyi bir sonuçtu. Roller tersine döndü, BİZ BÜYÜK, HOCA KÜÇÜK OLDU… Hoca açısından hakikaten hüzün verici bir durumdu..”

Şeklindeki sözleri, bunların ayarını ve amacını ortaya koyuyor, Erbakan’a ve davasına hıncını kusanların ahlaki düşüklüğünü ve vicdani çürüklüğünü açığa vuruyordu.

O bu zırvaları sıralarken HASPA’ya katılan ucuz fesatçı ve cazgırcı Şevki Yılmaz Milli Görüş döneminden tanıdığı bazı bay ve bayanlara “telefon tebliği” başlatıp:

“Erbakan Hoca’nın özel talimatıyla HASPA’yı kurduklarını, Milli Görüş davasına hala sadık olduklarını, dikkatleri dağıtmak ve bazı mahfilleri aldatmak üzere böyle davrandıklarını” söylüyor, HASPA Kongresine elaman topluyordu.

Evet; yalancılık, sahtekârlık, istismarcılık bunların yegâne sermayesi oluyordu; daha önce AKPA-PA’cıların münafıklığını şimdi kendileri sergiliyordu.

Erbakan Hoca’nın: “İktidarı işbirlikçi AKP’nin elinden alıp, Milli Görüş olarak yönetime el koyma hamlesini” Eyüp Sultan’dan başlatması tarihi mesajlar içeriyordu.

  • Önce Ebâ Eyyûb el-Ensarî Hazretleri fikri ve fiili cihadın en önemli şahsiyetlerinden birini oluşturuyordu. Bu durum, Erbakan’ın fiili ve fiziki bir operasyon için, resmen siyasete döndüğüne işaret ediyordu.

Ebâ Eyyûb el-Ensarî Hazretleri:

  • 96 yaşında ve ancak bağlanmak suretiyle at üstünde kalarak
  • 3 oğlunu ve 3 torununu da yanına alarak
  • Hanımlarını, kızlarını, torunlarını, konaklarını, hurmalıklarını ve tüm varlıklarını Allah’a ısmarlayıp geride bırakarak
  • Birkaç parça gemi dolusu mücahitle, dönemin süper gücü sayılan BİZANS’ın elinden Kostantin’i (İstanbul’u) almak ve Allah’ın dinini ve adalet düzenini buralara taşımak ve Hz. Peygamber Efendimizin:

“İstanbul mutlaka feth olunacaktır: Onu alan emir ne güzel komutandır ve Onun askeri en mübarek asker konumundadır” müjdesine muhatap olmak gayretiyle bu uzun ve yorucu sefere çıkarak

  • Böylece kendisini ve en sevdiklerini, Allah’ın rızası ve insanlığın huzuru ve hatırı için feda kılması, ne “ılımlı İslam” safsatacılarının, ne de AKPA-PA ve HASPA gibi süper güçlere yaranmak ve dünyalık kazanmak için Hak davadan kaytaranların asla akıllarının yatmadığı, sadece Erbakan’ın sahip çıktığı imani ve insani bir üstün tavır sergiliyordu.

Erbakan Hoca bu tarihi çıkışıyla: “İlk İslam devletinin Ebâ Eyyûb el-Ensarî Hazretlerinin evinde kurulduğu gibi, son İslam medeniyetinin ve büyük Mehdiyet Devriminin de yine Onun manevi evinden başlayan bir şahlanış hareketiyle zafere ulaşacağının” müjdelerini ve sinyallerini veriyordu.

Peki, kimdi bu Eyüp Sultan Hazretleri?

  • Asıl adı Halil bin Zeyd olan bu seçkin sahabe, Medine’deki Beni Neccar kabilesi reislerindendi ve Hz. Peygamber Efendimizin dayıları olmak şerefine haizdi.
  • İkinci Akabe biatına iştirak etmiş ve Efendimizi Medine’ye davet etme cesareti göstermiş ve Medine’yi Hicret’e müsait hale getirmişti.
  • Resulüllah (SAV) Mekke’den Medine’ye Hicret buyurduklarında sevincinden tef çalıp coşan ve “Talaal Bedru Aleyna..” şarkısıyla karşılayan kızlar ve çocuklar genellikle O’nun kabilesiydi.
  • Niceleri ısrarla istemesine rağmen,  Efendimizin tercihi ile mübarek devesi O’nun kapısı önünde çöküvermiş ve tam 7 ay iki cihan serverini, Ebâ Eyyûb el-Ensarî Hazretleri kendi evinde misafir etmişti.
  • İlk İslam Devleti ve Medine Sözleşmesi O’nun evinde gerçekleşmişti.
  • Hz. Resulüllah O’nu, meşhur İslam kahramanı Mus’ab bin Umeyr’le kardeş ilan etmişti.
  • Ebâ Eyyûb el-Ensarî Hazretleri, Resulüllah’ın bizzat iştirak ettiği bütün gazalarda hazır bulunmuş; BEDİR, UHUD, HENDEK muharebelerine, Hudeybiye gününe, MEKKE Fethine, HUNEYN Gazvesine, Tebük seferine ve Veda Haccına katılıp hemen hepsinde;

Askerleri, “Beni İsrail’in Peygamberleri” makamındaki Ashabı Kiram olan; Emirleri, Cebrail ve Mikail başta bütün meleklerin ve Nebilerin hizmetine koştuğu Hz. Muhammed Aleyhisselam olan, en kutlu bir ordunun bayraktarı olmak şerefine erişmişti.

  • Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde, mürtetlerle yapılan savaşlara katılıp büyük yararlılıklar göstermiştir.
  • Hz. Osman ve Hz. Ali dönemindeki fitne ve fesatlardan uzak durup dünyalık makam ve menfaatlere heveslenmemiş, Hz. Ali’nin Haricilere karşı seferinde O’nun yanında hareket etmiştir.
  • Hz. Muaviye döneminde Mısır valisi yapılan Ukbe bin Amir’den bilmediği bazı hadisi şerifleri dinleyip anlamak ve Kuzey Afrika’da İslam’ı yaymak gayesiyle, bir ara Mısır’a gitmiştir.
  • Medine’de bulunduğu süreçte, sık sık Efendimizin mübarek kabrine gidip ağladığı ve Hz. Ali’den sonraki dönemi kastederek:

“Ben Resulüllahın: “Din ve dünya işleriniz ehliyetsiz ve samimiyetsiz kişilerin eline geçtiğinde hayıflanınız” buyurduğu için ağlıyorum” dediği rivayet edilir.

  • Ve nihayet Kostantin kuşatmasına gönderilen deniz seferine, hem de 96 yaşında ve oğullarıyla birlikte katılıp (Hicri: 670) şahadet şerbetini içmiş ve Müslüman Türklerin aziz misafiri olmakla bizleri sevindirip şereflendirmiştir.

Erbakan Hocamızın özenle vurguladığı gibi; sahip kılındığı bu yüzlerce yüksek meziyet ve faziletin bir tanesi dahi, bir insana binlerce kişiye şefaat yetkisi kazandırabilecek iken, EYÜP SULTAN Hazretlerinin, en ihtiyar zamanında ve o mukaddes diyarlarda, ibadet, ilim ve hayır hizmetleriyle meşgul olmayı bırakıp, binlerce kilometre uzaktaki bir süper devlete cihat aşkıyla gelmesi ve büyük Mehdiyet ve Medeniyet devrimine manevi merkezlik ve mümessillik etmesi, hayatın hedefini ve Kur’an’ın hakikatlerini doğru anlamamız için mübarek ve muhteşem bir örnektir.

Erbakan Hoca’nın Eyüp’te söyledikleri:

“NATO tarafından Türkiye'ye kurulması planlanan füze savunma sistemi projesini eleştiren Erbakan, "Füze kalkanı Türkiye'yi parçalayacak bir projedir. Çünkü bu füzeler 80 km. menzillidir. Oysa İran’ın füzeleri 2500 km. mesafeye gidebilmektedir. 80 km. menzilli füzelerle 2500 km. menzilli füzeleri durduramayacağınıza göre, bu füze savunma sistemi Türk ordusuna yöneliktir. Yarın Güneydoğumuzda bir Kürdistan ilan edilirse ve TSK haklı olarak buna müdahaleye yeltenirse, o bölgemize yerleştirilen 80 km. menzilli füzelerle bizim tankımız ve uçağımız vurulmak için bütün bu hazırlıklar yürütülmektedir. İşte bu yüzden önce imza atamadılar, 15 gün halkımızı yatıştırıp alıştırmaya çalıştılar. Neden böyle yaptılar; gerçekleri konuşup toplumu uyaran Saadet Partililerden korktukları için" diyerek gizlenen gerçeklere dikkat çekmişti.

12 Haziran'daki seçimlerin önemine vurgu yapan Erbakan, "Bu seçimlerde var olma-yok olma savaşı yapacağız. İsrail'e vilayet mi olacağız, yoksa tarihteki şerefli yerimizi tekrar mı alacağız? İşte bunu oylayacağız. Irkçı emperyalizm 2. Viyana Kuşatması'ndan bu yana yeryüzünü yaşanmaz bir hale getirmiştir. Bütün insanlığın kurtuluşu için seçimlerden sonra iktidar olup yeryüzünde hakkı hakim kılacağız" sözleri ilginçti.

Başbakanın başlangıçtan bu yana oldukça yanlış uygulamalar yaptığına işaret eden Saadet Partisi Lideri, "Kendilerini şahsen severiz. Ama Türkiye'yi ve milletimizi daha çok sevdiğimiz için nasihat ediyoruz. Bunlar iş başına geldiğinde, 'sakın borca girmeyin, milli kaynaklara yönelin. Yoksa İşin içinden çıkamazsınız' demiştik. Şimdi bakıyoruz ki keramet göstermişim. Borçla iş yaptıkları için devlet 8 yılda 580 milyar dolar borçlanmış. Bu böyle gitmez. Türkiye'yi yönetmek için şuur lazım, bilgi lazım, fikir lazım. Hidayet lazım. Ya nasihat dinleyip yanlışlarını ve tahribatlarını bırakacaksın, ya da biz demokratik yollarla bu hükümeti senin elinden alacağız, ondan sonra bütün Türkiye’yi bağrımıza basacağız. 8 sene sabrettik ama olmadı. İdareyi ele almaya geliyoruz" diyerek şunları eklemişti:

“Böyle büyük bir devleti idare etmek 7 tane Allah vergisi yetenek gerektirir.

Bu iş istekle, hevesle yürümez. Ancak Allah bu kabiliyetleri verdiyse olur.

Bilgi sahibi olacaksın, milletini tanıyacaksın.

Tecrübe sahibi olacaksın. Hidayet, feraset, dirayet, şuur ve vizyon sahibi olacaksın.

Borçla vergiyle değil, milli kaynaklarla, yeni ve yerli imkânlarla ortaya çıkacaksın.

Şu hale bakın: 80 senede devlet 80 milyar dolar borçlanmış; bunlar 8 senede 580 milyar dolara çıkarmış… Her şey faize gidiyor, millete bir şey kalmıyor. Bu böyle gitmez, bu böyle gitmez!

Bu vatan şehitlerin vatanıdır. 12 Haziranda yapacak olduğumuz iş budur. 8 sene sabrettik bekledik olmuyor.

Önümüzdeki seçimler Türkiye ve insanlık bakımından çok büyük önem taşıyor

İşte onun için 7 ay önceden seferberlik ilan ediyoruz. Bugünden itibaren insanlığın kurtuluşu için canla başla çalışmaya başlıyoruz.

Artık, kim maneviyatçı, özüne bağlı ve saygın bir Türkiye istiyorsa…

Ülkede ve bölgede barışı koruyan, zulmü durduran bir Türkiye istiyorsa…

Kim tarihteki şerefli yerimizi almak, bağımsız hür müreffeh ve öncü bir Türkiye’de yaşamak istiyorsa, işte SP, işte Milli Görüş.

Kollarımızı sıvayacağız ve 75 milyonu şuurlandıracağız.

Tatlı bir şekilde, şefkatle, bu işi beceremeyenlerin elinden alıp Milli görüşçüler olarak yönetime el koyacağız!

Nasıl milli mücadeleyi yapmışsak, bugün de bunu başaracağız.

Türkiye çok büyük bir tehlikeye doğru sürükleniyor, bu felaketi biz durduracağız!”

İşte Erbakan böyle bir Zat’ın huzurundan, nihai ve kesin hamlesini başlatırken, HASPA’cılar (Haktan Sapanlar Partisi Mensupları) ve AKPA-PA’cılar (Arkası Karanlık Parti Piyonları ve Papalık hizmetkârları), kendi şahsi ihtiras ve iktidarları için, ellerinde kalan son kutsallarını da pazarlık konusu yapıyordu.

Ev sahibi olarak takdim konuşması yapan şahsın, yedi yabancının bile “Hocam!” diye saygıyla hitap etmekten kendini alamadığı Aziz Liderimize; “Prof. Dr. Necmettin Erbakan BEY…” şeklindeki densiz, dengesiz ve terbiyesiz tavrı, onun şeytani gururunu, aşağı ve bayağı duygusunu açığa vuruyor ve nefretle karşılanıyordu.

Bu arada, ABD ve AB’ye yamanmak ve Yahudi Lobilerine yaranmak hatırına varlığımızın dayanağı, bağımsızlık ve bekamızın sigortası olan TSK’ya hücum etmekten çekinilmiyordu. On binlerce mensubu bulunan bir ordu içinde, haliyle bulunacak birtakım sapık ve satılık adamlar bahanesiyle Haçlı ve ırkçı emperyalizmin son engeli sayılan TSK yıpratılmaya çalışılıyordu.

“Keskin sirke küpüne zarardır” atasözündeki hikmet bir daha tecelli ediyor, maalesef bazı komutanlar, hem askerlik gururlarını, hem de TSK’yı gözden düşürecek ve içten çürütecek ahlaki zafiyetler, hatta hıyanetler sergiliyordu.

Evet, kimi komutanlar tam bir keskin sirke misali üzerlerine vazife olmayan birçok şeyi kendilerine görev ediniyor ve akılları sıra "ülkeyi Müslümanlardan koruma" gibi Masonik bir misyon yükleniyordu.

Bunlar, ülke insanlarını fişleyip, kendi kafalarına göre değerlendirirken izleme altına aldıkları insanların kullandıkları deterjanlardan yedikleri çikolataya kadar her şey delil sayılmaya başlıyordu! Evlerinde nasıl oturduklarından, hanımlarının türbanlarına ve duvarında Kur'an-ı Kerim'in asılı olup olmadığına kadar pek çok şey ilgi alanlarına giriyordu!

Merak ettikleri arasında izledikleri kişilerin dans edip etmedikleri, içki içip içmedikleri gibi çok özel konular da yer alıyordu! Herkesin aynen kendileri gibi düşünüp, aynen kendileri gibi yaşaması isteniyordu. Farklı bir düşünce ve yaşam tarzına ve özellikle İslami yaklaşımlara hiç tahammülleri yoktu! Bunlar herkesi izleyip, herkesi fişleyip ipleri ellerinde tutmak için çırpınıyordu ve bu yaptıklarının hiçbiri görev alanlarına giren işler arasında sayılmıyordu.

Ama onlar kendi kendilerine görevler çıkarıp, ülkeyi ülke insanlarından koruma despotluğuna sapılıyor ve bir sürü safsata üretiliyordu. Genelkurmay Başkanlığı konuyla ilgili gayet tutarlı, duyarlı ve soğukkanlı bir açıklama yaparken, AKP iktidarı ve yandaşları ise, üç generale yönelik tasarrufu, bütün TSK’ya karşı kazanılmış bir zafer edası içinde sunmaya ve gündemde tutmaya uğraşıyordu. Orduyu karalama ve yaralama kampanyasına haklılık kazandırmak üzere fiili bahane ve resmi belge gibi ortaya konulan ve hükümetin “AB’ye girme ve demokratikleşme”  çabalarının haklılığına gerekçe yapılan, bu bazı komutanların karanlık işlerinin ve ahlaksız ilişkilerinin elbette deşifre edilmesi ve TSK’ya sızmış bu çıbanların deşilmesi gerekiyordu. Ama BOP eş kâhyaları ve AB’nin hayâsız hayranları, bıçaklarını bu çıbanlar üzerinden TSK’nın bağrına saplamaya çalışıyordu. Bu üç generalin, Lizbon’daki NATO zirvesinden ve Büyük Kürdistan, Büyük İsrail hedefine yönelik Füze Kalkanı Projesinin kabulünden sonra görevden alınmaları da dikkat çekiyordu ve bazı kuşkulara haklılık kazandırıyordu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AB üyeliği konusundaki çabalarını ve Milli Görüş’ten nasıl caydıklarını "AB taraftarlığını vatan hainliği sayan bir görüşten bu noktaya geldim" diyerek açıklıyordu. Ve bunu "Olumlu bir gelişme" olarak değerlendiriyordu.

AB üyesi olduğumuz zaman ülkemizin de gerçek insan haklarına, özgürlükler ortamına ve refaha kavuşacağı varsayımı ile hareket ediyor ve ordunun da hizaya getirileceğini ima ediyordu.

Oysa AB’ye girmekle:

  • Milli Egemenliğimizin Haçlı Batıya devredileceğini,
  • Bağımsızlık ve Bekamızın tehlikeye gireceğini,
  • Ahlaken çökme ve çözülme noktasına gelmiş Avrupa içinde eritileceğimizi,
  • Kısaca AB’nin bir eyaleti ve İsrail’in vilayeti haline geleceğimizi ise Bay Bülent Arınç nedense gizliyordu.

“Büyük tarihi devrim ve değişimler bizzat içinde yaşanırken onun ihtişamının farkına varılmamaktadır. Milli Görüş pek yakında yeniden iktidara taşınacak; önce D-8’ler canlanacak, sonra bütün İslam ülkeleri derlenip toparlanacak, ardından tüm mazlum milletler buna katılacak ve yeni bir dünya kurulacaktır. Şefkatle ve tatlı bir şekilde, milletin idaresi ve devletin yönetimi bu aciz ve işbirlikçi takımın elinden alınacak, demokratik bir müdahaleyle mutlu sona varılacaktır. AKP’lilerin inadı ve ihtirası hatırına, onların tahribatına göz yumulmayacaktır.  BİZİM BAŞKANLIĞIMIZ ARTIK BİR ZARURET HAİLİNİ ALMIŞTIR. İşin şakası ve savsaklanacak tarafı kalmamıştır, altımızdan toprak kaymaktadır. Türkiye tarihin en kritik bir yol ayrımındadır: Ya parçalanıp İsrail’e vilayet olacak veya yeni bir dünyaya öncülük yapacaktır. Doktorlarımızın özel tedavi ve terapileri sonucu, inşallah bir ay içerisinde, rahatlıkla yürüme ve hareket etme imkânı da doğacaktır. Bunların nasıl olacağını, az bir zaman sonra herkes görüp anlayacaktır. Satın alınan otuz gazete, on televizyon ve 300 (üç yüz) yazar yorumcu vasıtasıyla toplumu aldatan ve gerçekleri yazıp konuşanları susturan ve böylece Türkiye’mizi parçalamayı hedefleyen Siyonist projelere taşeronluk yapan bu zihniyetten ülkemiz mutlaka kurtulacaktır. AKP Lozan’ın gizli maddelerinin mimarı Yahudi Haim Nahum planının piyonlarıdır.

Bunların en sinsi ve tehlikeli tahribatlarının birsi de Dinimizi ılımlaştırmak ve bozmaya çalışmaktır. Çünkü İSLAM ancak iki yolla kaldırılır:

1- Yasaklayarak

2- Yozlaştırıp aslından uzaklaştırarak

İkincisi çok daha derin ve etkin bir yöntem olmakta, İslam emperyalizmle uyumlu hale sokulmakta, Müslümanların zulme ve sömürüye karşı direnci kırılmakta, manevi dinamiklerimiz zayıflatılmaktadır.” diyen Erbakan yerden göğe haklıydı.

CIA Ortadoğu şeflerinden ABD’nin Yahudi-Siyonist stratejistlerinden ve çok ateşli Fetullahçılık destekçilerinden Graham E. Fuller İSLAM’SIZ DÜNYA özlemiyle bir kitap yazmış ve bunun tanıtımını 23 Eylül 2010’da Washington’da Fetullah Gülen’in onursal başkan olduğu RUMİ FORUM’da yapmıştı.[1]

Bu şeytan ve şarlatan Yahudi, “İslamsız Dünya” kitabında, özetle şu dört safsata ve iftirayı, doğruymuş gibi sunmaya ve gerçekleri saptırmaya çalışmıştı:

1- İslam’ın Yahudilikten kaynaklandığını, Yahudi adet ve geleneklerinin Hz. Muhammed tarafından Araplaştırıldığını, İslami görüş ve prensiplerin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki dinlerin bir karışımı olarak ortaya çıktığını[2]

2- Aynen Hıristiyanlık gibi İslam’da da bir reform yapılıp Protestanlaşmasının, ılımlaştırılıp laytlaştırılmasının çok yararlı olacağını ve sorun kalmayacağını[3]

3- Cihatsız ve şeriatsız bir İslam’ın kimseye zararının dokunmayacağını, “Hakkı Hakim kılmak ve İlayı Kelimetullah (Allah kelamının yücelmesine) çalışmak” gibi radikal grupların siyasi etkinliğinin mutlaka kırılmasını[4]

4- İslam’ın; faşizm, nazizim ve komünizm gibi bir terör tahribatı yaptığını,

  • Din diye bir olguya aslında gerek olmadığını,
  • Toplumların başka milli refleksleri ve moral değerleri ile de kendilerini rahatlıkla koruyacağını,
  • Müslüman coğrafyasındaki sorunların, dinden bağımsız düşünülerek çözüme ulaşılacağını ve İslamsız bir dünyanın çok daha sakin ve huzurlu yaşanacağını[5]

Açıkça söyleyecek kadar azıtmıştı ve bu İslam düşmanı Siyonist, Fetullahçıların akıl hocası ve hamisi konumundaydı!..

Ama artık acı ve alçaltıcı sonları yaklaşmıştı. Erbakan ve Siyonist odakların kapışması kaçınılmazdı. Hoca’nın taşeron oluşumlar ve milli kurumlar üzerinden yürüttüğü mücadelede sürekli kayba uğrayan ve bıkıp bunalan Siyonist merkezler, artık piyonlar yerine patronla kozlarını paylaşmak üzere, hatta gerekirse bizzat kendi güdümlerindeki medya marifetiyle, Hoca’nın iktidarını kolaylaştırmaya belki de mecbur kalacaklardı.

Bu arada:

“Erbakan görevini tamamlamış, hedefine ulaşmış ve zaferi kazanmıştır” iddiaları yanlıştı ve yanıltıcıydı.

Evet, Hoca, Türkiye’de 41 yıldır çok büyük atılımlar başlatmış, çok önemli değişim ve düzelmelere öncülük yapmıştı. Bu tarihi ve şerefli hizmetlerin bir tanesi için bile, bunca emek ve zahmete değer bulunmaktaydı. Ancak Erbakan Hoca asıl hedefine ve arzuladığı fethe henüz ulaşmamıştı, ama oldukça yaklaşmıştı ve bu talihli gelişmeler inşallah bundan sonra yaşanacaktı.

  • İsrail Çıbanı deşilmeden
  • ABD ve AB’yi güden Siyonist Yahudi Lobileri açıkça deşifre ve dejenere edilmeden
  • ABD ve NATO, kesin bir hezimetle yenilip Ortadoğu’dan çekilmeden
  • Barbar batılılar 2. Yalta anlaşmasına mecbur bırakılıp, bütün yeryüzünde ADİL DÜZENE geçilmeden
  • Bugünkü Batı medeniyetinden her yönden üstün ve huzurlu bir İslam-Barış ve Bereket medeniyeti mutlu meyvelerini vermeden,

Vadolunan fetih gerçekleşmiş ve Erbakan hedefine erişmiş sayılamazdı. Bunlar gerçekleşmeden, Erbakan’ın sadece Başbakan ve Devlet Başkanı olması bile, hiçbir anlam taşımayacaktı.

“Erbakan vazifesini bitirmiş, zafere erişmiştir” iddiaları:

1- Ya beyin ve bilgi noksanlığından kaynaklanmaktaydı.

2- Veya iman pilinin yani, Erbakan’ın Süper Güçleri yeneceği ümidinin iflasıydı.



[1] Türkçesi. Hasan Kaya-Profil yy. 2. Baskı

[2] Bak: sh. 39-40-28,33-43

[3] Bak: sh. 34-42

[4] Bak: sh. 296

[5] Bak: sh. 326

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Kur'ani kelime ve kavramların pek çoğunun, gerçek anlam ve amacı...
Devami
Dedikoduya aldırmadan gerçekleri konuşmak: 1. Ubey bin Ka’b’dan: “Kıyamet gününde ben...
Devami
  Avrupa'da devlet okullarında din dersinin okutulmadığı tek ülke Fransa'dır. ...
Devami
  Hukuk dilinde ve özellikle anayasa ve kanun metninde "açık,net,...
Devami
  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, aralarında zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran '4+4+4'...
Devami
  KORONA VİRÜSÜ, İLAHİ İNTİKAM VE TARİHİ İNKILAP VESİLESİ MİYDİ?        Bozulan ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1867

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR