Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün524
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta19927
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10050
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16784405

IP'niz: 34.237.138.69
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194006

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AKDENİZ’DEKİ KARANLIK GELİŞMELER VE SAVAŞ SESSİZLİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

İngiltere Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri, yaklaşan yılbaşı ve sonrasında, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vuracağını açıklamış, bu haber üzerine Ayetullah Ali Hamaney çok sert bir çıkış yapmıştı. ABD dış politika uzmanı Jim Lobe ise, Amerikan derin devleti içinde, İran’a savaş hazırlığı yürüten bir Lobinin operasyonlarına hız verdiğini yazmıştı. Bu arada ajanslar, ABD’nin Körfez ülkelerine çok etkin saldırı füzeleri yığdığını aktarmıştı. ABD, Rusya ve İran savaş gemileri de Akdeniz’de konuşlanmıştı. Asıl soru şuydu: Acaba, gerçekten hedef İran mıydı, yoksa Türkiye mi kuşatılıp kıskaca alınmaktaydı?

Rusya, Esad’ı ve İran’ı Satabilirdi!

Rusya’nın, Akdeniz’e nükleer denizaltılar ve destroyerler gönderdiği konuşulmaktadır.. Ama belki de hedef ABD’den çok daha farklıdır! Hatta hedefin, kanlı-bıçaklı göründükleri ile aynı olacağı da hesaba katılmalıdır!

Ortadoğu’da olanları Batı planlı ve BOP kapsamlı 'büyük' bir düzenleme olarak görenlerin, Akdeniz’in de bir Batı iç gölü haline getirilmeye uğraşıldığını anlamış olmaları lazımdır. Çin durumu anladı.. Rusya da farkına vardı. Kayıplarının gayet farkındalar.

Bu halde, "bıçak kemiğe nerede dayanacak" diye sorarsanız, muhtemel yanıtlardan biri Suriye olabilir. Suriye'de beklenen gelişmeler, Moskova’yı bu coğrafyadan "koparacak" sonuçlara yol açabilir.

O kadar ciddi: Rusya’nın Ukrayna-Sivastopol'daki üssü/limanı, kuzey-güney eksenine açılan tek askeri kapısıdır. Ama ömrü kısadır. 2017’de kira sözleşmesi bitiyor. Dahası Ukrayna NATO ve AB üyesi yapılma yolundadır.

Ruslar için "çok kötü" kategorisindeki bu durum Suriye’deki Tartus üssü ile ikame ediliyordu.. Orası da giderse Ruslar tamamen sıkışacaktır. Dahası Rusların Irak’taki enerji yatırımları, bunların denize/dünyaya açılan yolları açısından da Suriye hayati önem taşımaktadır. İki ülke arasındaki siyasi/askeri/tarihi boyutlar da unutulmamalıdır.. Bu iki neden dahi "bıçağın kemiğe dayandığı yer" olmaktadır. Bu durumda Rusya’nın, Esad’ı gözden çıkarması kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü Rusya için öncelikli olan Esad değil, Suriye’deki çıkarlarıdır. Rusya’nın vetosunu sevinç çığlıkları ile karşılayanlar, yakında yanıldıklarını anlayacaktır.

İsrail, Suriye'ye girecek Türkiye ile İran’ı vuruşturmak peşindeydi!

İsrail-İran toslaşmasına ilişkin güçlü beklentiler, belki de Suriye müdahalesi yüzünden Türkiye ile İran’ı vuruşturmak içindir!?

Hatırlayalım:

1. İki ay kadar önce İsrail nükleer bir deneme yaptı. Bombayı 5000 Km. (!) öteye taşıyacak füzeyi fırlattı.

2. Gazetelere ve internet haber sitelerine yaygın biçimde yansıyan bir başka haber de “İsrail Hava Kuvvetleri’nin İtalya’da tatbikat yaptığıydı.”

3. Tam bu sırada, İsrail Silahlı Kuvvetlerinin, Tel Aviv’de kulak yırtıcı sirenlerle beklenmedik bir tatbikat düzenlemesi, hayretle karşılanmıştı.

4. Ve yine İngiliz ajansları, Kraliyet Donanması’nın İran’a yapılacak bir saldırıda ABD’ye destek için tatbikat yaptığını ‘sessizce’ açıklamıştı.

5. Almanya’nın da İsrail’e yeni denizaltılar satmak yolunda olduğu medyaya sızmıştı.

İsrail merkezli ve adını zikretmeden İran’ı işaret eden daha pek çok 'etkileyici' haberler piyasalara neden pazarlanmıştı? Asıl hedef İran mıydı, başkası mıydı?

Peki, İsrail ABD’yi arkasına almadan İran’a savaş açacak kadar ahmak mıydı?

Oysa ABD’nin bugünkü yönetiminin İran’a saldırıya sıcak bakmadığı, Amerikan halkının zaten savaştan usandığı, Irak ve Afganistan’daki askerleri geri çekeceği için Obama’ya şans tanıdığı herkesin malumlarıydı.

Üstelik İran’a karşı olası bir saldırı/savaş halinde Hürmüz Boğazı’nın kapanacağı, bu önemli petrol yolunun tıkanması zaten yalpalayan Avrupa ve ABD ekonomisini iyice zora sokacağı elbette hesaba katılmaktaydı.

Hele hele.. İslam dünyasının reaksiyonu.. Arap Baharı o kadar hızlı ve Batı açısından "istenmeyen coğrafyalar"da, Şii-Sünni demeden (!) kışa döner ki, hangi dağlara kar yağacağı hiç belli olmazdı!

Velhasıl, İran’a bir gözdağı veriliyor ama “nükleer çalışmaları” yüzünden mi, yoksa yakınlarda Suriye’de patlayacak “mini bir savaşa karışmaması için mi?” sorusu hala yanıtını aramaktaydı.

Kim bilir beklide İsrail İran’ı vurursa ABD’nin peşinden savaşa sürüklenmek dışında hiç şansı kalmazdı ve böylece Telaviv hem İran’dan, hem de ilk günden beri haz etmediği Obama’dan kurtulacaktı.. Sahi böylesi bir durumda Türkiye ne yapardı? Diye soranlar da vardı ve haklıydı.

AKP Yalakası ve Yenişafak Yazarı Salih Tuna’nın marifetleri

“Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Yahudi asıllı olmaklığına dair haberler hiçbir zaman umrumda olmadı. Adam olsun da ne olursa olsun; nihayetinde herkesin dini kendine. Gelgelelim şimdiye değin "adamlık" adına en ufak bir nişane göstermedi.”

diyerek asıl konuyu saptırmaya yönelik bir giriş yapmıştı.

G20 zirvesinde simültane çeviri cihazlarının azizliğine uğrayınca, "Netanyahu tam bir yalancı, artık ona katlanamıyorum..." dediği ortaya çıkmıştı. Meğer dert yandığı adam (ABD Başkanı Obama) ondan daha dertliymiş: "Peki ya ben? Ben her gün onunla uğraşmak zorunda kalıyorum..." dediği anlaşılmıştı. Oysa ahmaklar bile anlar ki, bu çeviri cihazları kasıtlı olarak açık bırakılmış; Sarkozy ve Obama’nın Netanyahu’dan hoşlanmadıkları mesajı verilmeye çalışılmıştı. Oysa her ikisi de İsrail’in gönüllü hizmetkârıydı.

Çünkü Netanyahu nükleer teknoloji nedeniyle İran İslam Cumhuriyeti'ni tehdit ederken ikisi de hemen sahip çıkmıştı, yalan söylediğini bildikleri halde alkışlamışlardı. Hele ki Sarkozy "İsrail'i üzen bizi de üzer" yollu hava atmıştı.

"Yüzlerce atom bombanız varken başkasının nükleer silah yapma ihtimaline hangi hakla karşı çıkıyorsun?" diyerek sahte kahramanlık rolü oynayan Recep T. Erdoğan’a kim inanacaktı? Eski kuklaları ve menfaat ortakları Kaddafi’yi devirip ülke petrollerine bizzat konmak üzere Sarkozy Libya’ya saldırırken Bay Erdoğan yardımına koşmamış mıydı?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un AKP Türkiye’siyle ilgili sözleri oldukça çarpıcıydı.

Clinton: “Türkiye bize her konuda çok yardımcı oluyor!” diye duacıydı!

Bu iddia doğruysa, yani Clinton’un ileri sürdüğü gibi AKP Türkiye’si ABD’ye çok yardımcı oluyorsa, ülkemizi yönetenlerin başı vebalden ve beladan hiç kurtulmayacaktı. Çünkü Siyonizm için en karlı ve yararlı adam; söylemleriyle İsrail’in aleyhine, ama eylemleriyle İsrail’in lehine davranan, madalyalı kuklalarıydı. Salih Tuna gibi kiralık meddahlar, ya bu gerçeği bilmeyecek kadar acemi çaylaktı veya halkı aldatıp oyalamakla görevli elemanlardı.

Çekiç Güç’ün Yerine “Prodetör”ler Gelmişti!

Türkiye bu soruların cevabını bekliyordu:

- Predatörlerin İncirlik'e konuşlandırılması hangi anlaşmaya dayanmaktaydı?

- Türkiye’nin istediği zaman bu anlaşmayı sona erdirme imkânı var mıydı?

- Hangi ülkelerin hava sahasında uçuş yapacak ve bilgiler hangi ülkelerle paylaşılacaktı?

- Hangi ülke toprakları hedef alınacaktı?

- Herhangi bir komşu ülkeyi hedef aldığında Türkiye'nin sorumluluğu ne olacaktı?

- Türkiye İsrail'in Heron'u ya da ABD'nin Predator'ü yerine neden kendi insansız hava uçağını üretme konusunda ağır davranmaktaydı?

"Avcı"lar İncirlik'te konuşlanacaktı

Uzun yıllar Türkiye'nin başına ne işler getiren ve ancak 54. Erbakan Hükümeti döneminde gönderilebilen Çekiç Güç'ten sonra, şimdi hiçbir şekilde Türkiye'nin kontrolüne bırakılmayacak olan Predatorlerin varlığı ikinci Çekiç Güç belası olmaya adaydı.

Büyük bir imha gücüne sahip bulunmaktaydı!

- Saatte 200 kilometre hızla, 14 bin feet yükseklikte uçabilen ve 24 saat havada kalabilen Predatorler, büyük bir imha gücüne sahip bulunuyordu.

- Üzerinde 2 Hardpoints, 2 AGM-114 Hellfire (MQ-1B), bir adet AIM-92 Stinger (MQ-1B) ve 6 Griffin havadan karaya füze taşıyabiliyor. Yani Predator bilinenin aksine sadece gözlem yapmıyor, vuruyor, imha ediyordu.

- Sivil ve askeri hedefleri vurabilen, suikastler gerçekleştiren Predatorler özellikle Afganistan ve Pakistan'da yüzlerce sivilin öldürülmesinden sorumlu. Bu nedenle Pakistan ve Afganistan'la kriz yaşanmasına bile neden olmuştu.

- Elinde 200 civarında Predator bulunduran ABD, bunların sadece İngiltere ve İtalya'ya satışına onay vermiş. Türkiye'ye satışına ise izin vermiyordu.

İsrail’in Heron’lara adeta el koymasıyla gündeme gelen ABD’nin insansız hava araçları Predator’lerin sessiz sedasız İncirlik Üssü’ne konuşlandırması kafaları karıştırıyordu. Türkiye’ye Predator satmaya yanaşmayan ABD’nin Irak’tan çekilme planı kapsamında 4 Predator’ün İncirlik Üssü’ne getirilmesi ise soru işaretlerini arttırıyordu.  

Gerçek zamanlı görüntü aktarmayacaktı!

ABD'nin satmaya yanaşmadığı Predotorlerden 4 tanesi Türkiye topraklarında konuşlandırılmıştı. Uçaklar tamamen ABD kontrolünde olacaktı. İncirlik'ten kalkıp, Türkiye ve komşu ülkeler üzerinde uçacak, ancak Türkiye'ye 'gerçek zamanlı' yani 'canlı' görüntü aktaramayacaktı. Görüntüler ancak Amerika Birleşik Devletleri tarafından filtrelendikten sonra Türk tarafına ulaşacaktı. Türk personelin kontrol ünitesinde görev yapma yetkisi de olmayacaktı. Predatorleri üçüncü bir ülkeye karşı kullanıp kullanmama konusunda garanti vermeyen ABD tarafı, elde edilen görüntülerin üçüncü bir ülkeye verilmemesi konusunda garanti vermeye de yanaşmamıştı.

İncirlik'ten Kalkacak ama Nevada'dan kontrol edilecekti

İncirlik'teki Yer Kontrol Ünitesi'ndeki ABD'li görevli tarafından kalkışı sağlanacak olan Predatorler ABD'deki Nevada üssünden kumanda edilecek şekilde konuşlanacaktı. Radara yakalanmayan Predatorlerin nerelere uçtuğu, hangi görüntüleri aldığı TSK'ya ait radarlar tarafından tespiti de yapılamayacaktı.[1]

Batı, Türkiye ve İran'ın Arasını Açmak İçin Propaganda Savaşı Yürütmekteydi

İran'ı ağızlarına doladılar

Türkiye ve İran'ın Arap Baharı'na yönelik tutumundaki farklılık, özellikle Suriye'ye karşı izlediği politikalar ve NATO radarının Türkiye topraklarına yerleştirilecek olması dolayısıyla Ankara ve Tahran arasında esen soğuk rüzgâr, Batı dünyasında memnuniyetle karşılanıyordu. Ankara'nın "komşularla sıfır sorun" politikasını boşa çıkaran tutum değişikliği Batılı liderlerin yanı sıra medyası tarafından da alkışlanıyordu. Yapılan açıklama ve yayınlarla iki ülke arasında esen rüzgârların fırtınaya dönüşmesi için çaba sarf ediliyordu.

Amerikan The Christian Science Monitor gazetesi, ''Türkiye ve İran'ın Arap Baharı devrimlerine karşı sergilediği yaklaşımların, bu iki ülkenin birbirinden uzaklaşmasına ve aralarındaki eski bölgesel rekabetin yeniden canlanmasına yol açtığını'' yazıyordu.

Gazetede Scott Peterson imzasıyla yayımlanan makalede, ''Türkiye ve İran arasında hızla ortaya çıkmakta olan ayrışma, Osmanlılar ile İranlılar arasında yüzyıllara dayanan rekabeti yeniden canlandırdı. Arap dünyasındaki ayaklanmalar, Türkiye-İran dostluğunun giderek yükselen bir rekabete dönüşmesine katkı sağladı'' değerlendirmesini yapıyordu.

Recep Bey İsrail'e Efelenmiş, Ama Namluyu Suriye'ye Çevirmişti!

Atom bombası üreten İsrail'i tehdit olarak gördüğünü söyleyip, yüreklere su serpen Başbakan Erdoğan, İsrail tehdidine karşı somut bir adım atmazken, kısa bir süre öncesine kadar samimi ilişki içinde olduğu Suriye'ye karşı bir bir yaptırım kararı alıyordu. Suriye'ye ekonomik yaptırım kararı almakla yetinmeyen Türkiye şimdi de Suriye sınırında askeri tatbikata hazırlanıyordu. Daha önce Balıkesir, Erzurum ve Manisa'da yapılan askeri tatbikatın bu yıl Suriye sınırında yapılacak olması da kafaları karıştırıyordu.

Suriye'yi kışkırtma ve korkutma tatbikatı mı?

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre 5-13 Ekim'de icra edilecek. "Yıldırım-2011" seferberlik tatbikatı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın İskenderun'daki 39'uncu Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda yapılmıştı. Yıldırım-2011" seferberlik tatbikatına, 730 yedek personel, 40 araç, bir özel nakliyat firması ile kamu kurum ve kuruluşlarından ilgili unsurlar katılmıştı. Tatbikatta, seferberlik, Sisteminin denenmesi, tatbikata katılacak yedek personelin sefer görevlerine yönelik eğitilmesi, seferde kullanacağı silah, teçhizat, araç ve malzemeye intibakları amaçlanmıştı. Yedek personel ile ilgili tebliğ ve celp işlemlerinde askeri ve Mülki makamlar arasında koordinasyonun ve yükümlülerle iletişimin tesis edilmesi, seferberlik ve savaş halinde bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile silahlı Kuvvetler arasında yürütülecek müşterek faaliyetler de yapılan tatbikatta yer almıştı.

Vatan Gazetesi'nin haberine göre, geçen yıl tatbikatın Balıkesir'de, 2009 yılında Erzurum'da, 2008 yılında ise Manisa'da yapılmış olması, Hatay'ın tesadüfen seçilmediği yorumlarına yol açmıştı.

RP’li Abdullah Gül Nasıl Bu Kadar Değişebilmişti?

19 Aralık 1991 ve 24 Aralık 1992 tarihlerinde TBMM kürsüsünden Refah Partisi Kayseri Milletvekili olarak konuşan Abdullah Gül, Çekiç Güç'le ilgili şu uyarıları yapıyordu:

"Ülkemizin bu hassas bölgesinde, emrivakilerle karşı karşıya kalmamak için milli menfaatlerimizin tersine konumlara düşmemek için, bu yabancı gücün varlığına son vermek gerekmektedir. Şu açık bir gerçek ki bu yabancı askeri güçler üzerinde, Türkiye'nin ciddi kontrolü mümkün değildir. Ne zaman ve hangi koşullarda bu güçlerin kullanılacağı, Ankara'dan değil, Washington'dan kararlaştırılır. Kim ne derse desin, bugün Çekiç Güç kuvvetleri bir ana rahmi gibi sınırlarımızda yeni bir devletin doğuşuna, oluşumuna yataklık yapmaktadır."

28 Aralık 1993'teki konuşmasında "Bu bölgede, Ortadoğu'da bu yabancı güçlerin, bu emperyalist güçlerin durmalarına evet veya hayır diyebilmeniz için, tarihi gerçekleri göz önüne almamız gerekir. Hâkimiyet eğer kayıtsız şartsız milletinse, gelin hep beraber milletin sesini dinleyelim ve yabancı güçlere, emperyalist ülkelerin Ortadoğu bölgesindeki güçlerine hep beraber hayır diyelim." diyen Gül, 24 Aralık 1992'deki konuşmasında ise şu çağrıda bulunuyor:

"Bu güçlerin, bu bölgeyle ilgisi yeni değildir. Geldikleri yerde karışıklık çıkarmak, bölgenin Müslüman halkını birbirine düşürmektir esas sevdaları. Şimdi burada ikaz ediyoruz: İleride Amerika'nın yapacağı yaptırımlara 'yok' diyemeyecek duruma gelebilirsiniz, bugünden bu Çekiç Güç'ün süresine son verin. Sağlıklı düşünme, herhalde muhalefetteyken daha iyi yapılıyor. Geliniz Hükümetin maruz kaldığı bu baskıyı Meclis olarak biz göğüsleyelim. Geliniz Parlamentoyu -aynen Batılı- demokratik ülkelerde olduğu gibi devreye biz sokalım. Mazur görelim, belki Hükümet 'hayır' diyemiyor buna ama bunu biz göğüsleyelim. Türk Halkının ve vicdanımızın sesini dinleyerek, Çekiç Güç'ün süresinin uzatılmasına hep beraber hayır diyelim."

Şimdi, Erbakan hükümetiyle Çekiç Güç'ü defeden, 1 Mart Tezkeresiyle Coni'lere gelme diyen tüm Türkiye'yi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, yaklaşık 20 yıl önce yaptığı ikaz ve çağrılara kulak vermeye davet ediyoruz.[2]

Hedef İran mı, Türkiye mi?

Hasan Böğün’ün dediği gibi: “Obama'nın programı bir cümleyle şöyle özetlenebilir: Dışarıda masraflı büyük savaşlardan çekilerek, müttefikler zinciriyle desteklenen daha az masraflı özel savaşa ağırlık vermek ve bu yolla askeri harcamaları kısarak, krizin derinden etkilediği içeriyi düzenlemeye odaklanmaktır...

Son “İRAN, Amerikan topraklarında Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisini öldürecekti” tertipler bu stratejiye uygun bulunmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Başkan Yardımcısı Joe Biden, ABD yönetiminin öncelikli hedefinin İran'ı tecrit etmek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'a askeri müdahaleyi de içeren bir yaptırım kararı çıkarmak olduğunu ifade ettiler. Müttefiklerini bu hedef doğrultusunda harekete geçirmek için ellerinden geleni yapan Clinton ve Biden'in savı şu: “İran terörün ana destekçisidir. Suudi Büyükelçisini öldürme planı bunun kanıtıdır. Terörün ana destekçisi olan İran'a BM'de yaptırım uygulanmasını engelleyen Çin ve Rusya, terörün ana destekçisini destekledikleri için, terörün diğer destekçileridir.”

Görüldüğü gibi, ABD birdenbire çıtayı doğrudan İran, Rusya ve Çin ile gerginliği tırmandırma düzeyine yükseltmiş bulunuyor. Ne var ki hedefe konulanlar Afganistan, Irak, Libya gibi iç kurumlaşmaları yetersiz, kaynakları sınırlı, askeri güçleri ya zaten olmayan ya da çökertilmiş olan, insan gücü bakımından daha zayıf, küresel politika yapma becerileri olmayan küçük devletler değil. Üçü de krizden ez az etkilenen, geniş olanaklarını dünyadaki dengeleri değiştirebilecek projeler için seferber edecek bağımsız mekanizmalara sahip, Avrasya'nın üç köşesinde sağlam setler oluşturabilecek devletler.

Peki, Obama yönetiminin en üst düzeyde iki ismi nasıl oluyor da Obama'nın stratejisine aykırı bir politika izliyor?

İki varsayım ileri sürülebilir:

1. Obama yönetimi strateji değiştirdi; ekonomik krizi aşma programının merkezine savaş sanayisini koyma kararı aldı ve bunun sonucu olarak İran'a askeri saldırıyı göze aldı. Füze kalkanı konusunda Rusya ve İran ile çatışmanın eşiğine gelmesi de bu yüzdendir.

Bu durumda Robert Gates'e askeri harcamalarda daha fazla kısıntı yapamadığı için Savunma Bakanlığı'nı bıraktırmak ve yerine kısıntı işini daha iyi yapacağı düşünülen Leon Panetta'yı getirmek ne demek oluyor? Panetta son NATO Savunma Bakanları toplantısında, NATO'nun parası kalmadığını belirterek, müttefiklerini daha çok para vermeye zorlamıştı. Demek ki füze kalkanının maliyetinin NATO üzerinden müttefiklere yıkılması düşünülüyor. Krizin “yandım Allah” dedirttiği müttefikler zaten kalkan için fazladan para vermekte gönülsüz. “İran diplomat öldürecekti” tertibi daha çok ayak diremelerine neden olabilir.

Şimdilik birinci varsayımı not etmekle yetinelim ve gelişmeleri dikkatle izlemeyi sürdürelim.

2. Tel tel dökülmekte olan Obama yönetimi öylesine zayıfladı ki dizginleri elden kaçırdı. Bu fırsattan yararlanan Amerikan devleti içindeki neo-con takımı, kendi siyasetlerini gündeme sokacak yarıklar bulabildi.

İkinci varsayım, bir tarafında Yahudi sermayesinin bulunduğu, şiddetlenen ABD hâkim sınıfı içindeki çatışmanın İran üzerinden yürütüldüğüne işaret eder. ABD siyasetinde sıkça gözlenen bir durum bu çatışmalar. Ancak zamanlama, Jimmy Carter'e 1979'da Ronald Reagan-George Bush ikilisine karşı seçim kaybettiren İran saldırısını akla getiriyor. Carter'in Tahran Büyükelçiliğindeki Amerikalı rehineleri kurtarma operasyonu çöle çakılmıştı.

Clinton ve Biden'in “İran büyükelçi öldürecekti” tertibini neredeyse sadece AKP’li eşbaşkanları ve Suudi yönetimi üzerinden tezgâhlaması bu varsayımı güçlendiren bir başka olgu. Tertipçilik, eşbaşkanlık ve Suudlar ile neo-conların kimyalarının uyuşan ortak özelliklerden biri.”

İran, ABD füzelerinin uydu iletişimini bozacak sistemler geliştirmişti!

İran, uzaydaki düşman askeri ve casus uydularını karıştırarak etkisiz hale getirebilecek bir teknoloji geliştirdiğini açıklamıştı. Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, İran’daki Hatemül Enbiya Hava Savunma Üssü Komutanı General Ferzad Esmayeli, Tahran’ın son zamanlarda geliştirdiği elektronik sistemlerle siber uzayda da savunma kapasitesini artırdığını vurgulamıştı.

General Esmayeli, "Başka bir deyişle, düşmanın askeri ve casus uydularını karıştırıp aldatabilecek sistemler geliştirdik. İran İslam Cumhuriyeti uygulanan bütün ambargolara rağmen siber uzaya da ulaşmayı başardı" diyerek, her türlü müdahaleye hazır olduklarını hatırlatmıştı.

İranlı general, elektronik savaş teknolojisinde sağladıkları son gelişmeler sayesinde "galaksi radarları" adı verilen bir sistem kurduklarını kaydetmiş bu radarlar sayesinde uydulara bağlı olarak çalışan düşman GPS sistemlerini karıştırarak, düşman uçak, gemi ve güdümlü füzelerini etkisiz hale getirebileceklerini açıklamıştı.




[1] Milli Gazete / 14.11.2011

[2] Milli Gazete / 03.10.2011


Bu yazarin diger makaleleri

SAVAŞ KAPIYA DAYANMIŞTI!
  SAVAŞ KAPIYA DAYANMIŞTI!        Rusya tam da 30 Ağustos 2018’de çok...
Devami
"DARBE" YE DE HAZIR OLUN, HARBE DE!
  İngiltere merkezli IISS , "TSK darbe yapabilir" diye bir...
Devami
Suriye-Türkiye Merkezli MELHEME-İ KÜBRA SAVAŞI VE SONUÇLARI
Arzı Mev’ud (Doğu Akdeniz havzası) merkezli Büyük İsrail hayalinin ve...
Devami
BU SEFER "MİLLİ DERİN DEVLET" DEVREDE
  "Demirel ve Evren yargılanmalıymış!" Geçtiğimiz günlerde eski Cumhurbaşkanı Süleyman...
Devami
ATATÜRK’ÜN “İSLAM BİRLİĞİ” ÇABALARI
  ATATÜRK’ÜN “İSLAM BİRLİĞİ” ÇABALARI        Davos’ta, önceden hazırlanan ve Müslüman halkımızın...
Devami
KORGENERAL KÖR GENERAL OLURSA…
  Bizzat Meclis Başkanı AKP’li Cemil Çiçek “Maalesef devlet laçkalaştı. Artık...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2103

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR