Reklam
Reklam
Reklam

ÖNCE LİBYA, ŞİMDİ SURİYE TETİKÇİLİĞİ:GAFLET Mİ, DALALET Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

ABD+NATO Suriye sınırına özel birlik yığmaktaydı!

Yüzyıllarca devleti tanımayan ve bölgeye sokmayan, 1937’de hükümete karşı ayaklanıp nice asker ve sivil vatandaşımıza kıyılan Dersim İsyanının mecburen bastırılması sırasında, maalesef bazı masum insanların da o hengâmede telef olmasını bahane ederek, öldürülen eşkıyaların avukatlığını yapanların; daha dün Libya’da Batılı kaynaklara göre 57 (elli yedi) bin Müslümanın katline ve tüm ülkenin yıkılıp talan edilmesine nasıl ve niçin ortak olduklarını sormak, elbette duyarlı ve tutarlı bir insan olmanın icabıydı.

Milli Çözüm Dergisine yönelik açılan üst üste mahkeme ve soruşturmalar ve psikolojik baskılarla bizi yıldıracaklarını sananlar aldanıyordu. İnancımızın gereği olarak, Milletimizin ve İnsanlık âleminin huzur ve refahı uğrunda rahatını, hatta hayatını feda etmeye hazır olanları, böylesi tehdit ve tertiplerle, hak bildiğimiz yoldan çevireceğini düşünenler, nasıl bir akıbete sürüklendiklerini akıl edemiyordu.

Türkiye’de toplum; “Başbakan’ın hastalığını fırsat bilen “kahraman karga”ların makam kapma yarışı, tezgâha düşürüldüğü sırıtan Cübbeli Ahmet cambazlığı ve Kılıçdaroğlu’nun eski Yeşilçam filmlerinde uyduruk tahta kılıçlarla kaleler fetheden artistlerin şovuna benzer kof çıkışları” ile oyalanıp uyutulurken; Ürdün-Suriye sınırında bulunan NATO-ABD üssü EL-MAFRAK köyündeki özel operasyon birliklerinin Suriye’ye kaydırıldığını ve Irak’taki ABD merkezlerinden bu bölgeye sevkiyat yapıldığını güvenilir yabancı kaynaklar haber veriyordu. Ve zaten ABD ve İsrail, insansız hava araçlarıyla İran askeri hedeflerine gayrı resmi saldırılarını fiilen başlatmış bulunuyordu ve bu uçakların bazısını İran düşürdüğünü açıklıyordu. Ve tabi, özellikle Malatya’ya konuşlandırılan füze savunma sistemleri yüzünden İran, Türkiye’ye olan kırgınlık ve kızgınlığını da gizlemiyordu.

ABD Başkanı Obama Yahudi Cemaatine garanti veriyordu: Konu İsrail ise gerisi teferruattı.

ABD Başkanı Obama New York'ta katıldığı toplantılarda seçim kampanyasına bir gecede 2,4 milyon dolar topluyordu. Başkan Obama akşamüstü geldiği New York'ta birkaç yemekli toplantıya katılarak 2012 seçim kampanyasına yönelik konuşmalar yapıyordu. Amerikan Yahudi Kongresi adlı kuruluşun başkanı Jack Rosen’in Manhattan’daki evinde düzenlediği toplantıda konuşan Obama: Siyonist Yahudi patronu Rosen’in,ABD’deki Yahudi cemaatinin ABD İsrail ilişkileri ile ilgili endişeli olduklarını” söylemesi üzerine, Yahudi Cemaatine güvence veriyordu.

“ABD’nin İsrail’den daha önemli bir müttefiki yoktur” diyen Obama, “ABD’de bugüne kadarki tüm yönetimlerden çok daha fazla İsrail devletinin güvenliği için çalıştık. Konu İsrail’in güvenliği olduğunda bundan taviz veremeyiz” diyerek uşaklığını ispatlıyordu. Rosen’in evindeki toplantıdan Obama’nın seçim kampanyası için en az 300 bin dolar toplandığı bildiriliyordu.

Barack Obama’nın yardımcısı bilinen, ama gerçekte ABD’yi bizzat yöneten Yahudi Siyonist Joe Biden’in, Irak’ta Barzani’yle görüşüp gizlice Türkiye’ye gelmesi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirip gitmesi, acaba “ABD yerine Türk askerinin Suriye batağına çekilmesi tuzakları mı tezgâhlanıyor?” sorularını akla getiriyordu. Aynı Joe Biden’in Mavi Marmara korsanlığını yapan ve 10 Türk’e kıyan İsrail’i haklı gördüğünü de hatırlatmamız gerekiyordu.

Bu arada Anadolu Ajansına konuşan ve ABD Kongresindeki iki Müslümandan biri olan Keith Ellison, “ABD’nin bundan böyle, Ortadoğu ülkelerine Türkiye üzerinden uzanıp müdahalede bulunacağını” yani Amerika’nın AKP Türkiyesini emperyalist amaçları için taşeron olarak kullanacağını itiraf ediyordu. (Bak. Milli Gazete. 3 Aralık 2011. sh:10)

Siyonist Yahudi 'Kipali' ziyaretçi Türkiye’de ne aramaktaydı?

Suriye'de yaşanan gelişmelere İran'ın da dolaylı olarak müdahil olması bölgedeki tansiyonu iyice yükseltmişti. Türkiye'nin Suriye'de yaşanan süreçte aktif rol alarak NATO ve diğer batılı ülkelerin önüne geçerek Suriye'ye olası bir müdahaleye yeşil ışık yakması huzursuzluğu daha da gerginleştirmişti. Bölgedeki belirsizlik sürerken ABD Başkan Yardımcısı Yahudi asıllı Joe Biden’in, 2 Aralık'ta Türkiye'ye gelmesi ilginçti.

AKP ile "Yakın işbirliği içindeyiz"

Ulusal Güvenlik Danışmanı Tony Blinken, Biden'in Türkiye seyahatiyle ilgili olarak düzenlediği toplantıda: ''Türkiye ile yakın istişare ve işbirliği içinde olmadığımız bir uluslararası konuyu düşünemiyorum bile'' demişti. Blinken, Türkiye'nin de ABD'nin İran'ın nükleer silah sahibi olmasının engellenmesi yönündeki hedefini de paylaştığını söylemişti.

İsrail ile arayı düzeltin!

Biden'ın ziyareti sırasında Türkiye-İsrail ilişkilerinin de gündeme geleceğini belirten Blinken, iki ülkeye de aralarındaki gerginliği çözecek yolların arayışı içinde olmaları çağrısında bulunduklarının altını çizmişti. Blinken’in, ''İki ülkenin ilişkilerini düzeltecek fırsatların mevcut olduğuna inanıyoruz. ABD olarak iki ülkenin bu durumu bize üzüntü veriyor, çünkü bu iki ülke de ABD'nin çok yakın ortakları'' sözleri dikkat çekiciydi.

Ruhban okulu muhabbeti!

Blinken, ABD Başkan Yardımcısının, İstanbul'da Fener Rum Patriği Bartholomeos ile de bir araya geleceğini de kaydetmişti. Blinken, görüşmelerde, Türkiye'deki iç reformların gündeme geleceğini kaydederek bu kapsamda Heybeliada Ruhban Okulu'nun tekrar açılmasını arzu ettiklerini de belirtmişti.

Siyonist Biden’in Türkiye nefreti!

Yahudi asıllı ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, yaptığı bir konuşmada, Gazze'ye insani yardım malzemesi taşıyan gemilere yönelik İsrail'in düzenlediği saldırıları haklı bulduğunu söylemişti. Biden İsrail'in İran'a yönelik tehditlerine ilişkin olarak ta "İran'ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılması için askeri müdahalenin gerekliliğine inanması halinde İsrail'in yoluna çıkmayız" demişti.

Davutoğlu’nun “Her türlü senaryoya açığız” sözleri!?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’de yaşanan son gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye’nin Suriye ile ilgili pozisyonundaki değişikliğin neden kaynaklandığı yönündeki soru üzerine “Türkiye için önemli olanın geçici olan yönetimler değil, kalıcı olan halkların düşünceleridir” demiş; "Askeri seçenek ihtimali yaklaşıyor mu?" sorusuna ise "O seçeneği hiçbir zaman düşünmedik ve gündemde olmasını istemedik, istemeyiz de. Ümit ederiz ki Arap Ligi'nin aldığı bu kararlar ve bölgesel olarak Suriye'ye yapılan bu telkinler karşılığını bulur ve Suriye'de daha fazla kanın akmasının önüne geçilir ve reform sürecinin önü açılır. Ancak bunun dışında hala baskılar sürerse olabilecek her senaryo için de Türkiye hazır. Bu 'askeri seçenek kullanacağız' anlamına gelmiyor. Bu tür şeylere hiç gerek olmamasını dileriz. Suriye yönetiminin kendi halkıyla tekrar barışmanın yolunu bulması gerekir" cevabını vermişti.

Eski Siyonist Büyükelçi Alon Liel’den Suriye ile ilgili ilginç çözüm: “Türkiye İsrail işbirliği edip Esad'ı devirsin!” talimatı

Kültür Üniversitesi'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen İsrail'in eski Türkiye Büyükelçisi Dr. Alon Liel, Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştu. Liel, Türkiye ile İsrail işbirliğinin, Suriye Devlet Başkanı Esad'ı devirecek güç olacağını iddia ediyordu. Türkiye ve İsrail'in koordineli çalışması halinde Esad'ın devrilme sürecinin çok daha kolay olacağını ifade eden Liel'in sözleri tartışmalara neden olmuştu. .Daha önce Başbakan Erdoğan'ın iktidara geliş sürecini 'Erdoğanizm' ifadesiyle kavramlaştıran Erdoğan’ın Erbakan’dan ayrılmakla akıllı davrandığını vurgulayan ve Erodoğanizm'in Kemalizmin Türkiye'de güncelleştirilmesi olarak yorumlayan Liel'in bu açıklamaları bazı ahmakları hala uyandırmıyordu.

Erdoğan'ın Suriye politikasını destekliyorum

İsrail'deki en önemli Türkiye uzmanı olarak gösterilen Liel, Kudüs'te Cihan Haber Ajansı'nın sorularını da cevaplamış ve Erdoğan’ın Suriye karşısındaki tutumuna dair övücü ifadelerde bulunmuştu. Alon Liel, "Erdoğan'ın Suriye ile ilgili tavrına bakıyorum ve bana göre mükemmel bir iş yapıyor. Beşar Esad kişisel dostu olmasına ve Suriye Türkiye'nin müttefiki sayılmasına rağmen Erdoğan prensipleri doğrultusunda hareket ediyor. Mısır için çok güzel bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Eğer Mısır model olarak Türkiye'yi seçecekse bunun sınırı da yok. Bu modelin çalışacağını umuyorum ve hala bu modele inanıyorum." şeklinde konuşmuştu.

Hâlâ 'Demo İslam'a inanıyorum

Türkiye'nin İslam ve demokrasinin bir arada olabileceğini savunduğu "Demo İslam - Türkiye'nin Yeni Yüzü" adlı bir kitabı bulunan Liel, kitabındaki düşüncelerine hâlâ inandığını belirtiyor ve "Ne zaman Türkiye ile ilgili konuşsam bana hala demo İslam'a inanıyor musun, hâlâ 'Türkiye'nin geçerli bir model olduğuna inanıyor musun' diye soruyorlar. Kesinlikle inanıyorum" ifadelerini kullanıyordu

Erdoğan modelini Türkiye'ye çok uygun buluyorum

İslam ve demokrasinin, İslam ve modernizmin birleştirilmesi gerektiğini söyleyen Liel, "Türkiye bunu çok güzel bir şekilde yapıyor. Buna bu kadar çok inanıyor olmamın sebebi -ki bunun Mısır ve Tunus'ta da uygulanabileceğini düşünüyorum- Erdoğan Batı’ya verdiği sözleri tutmasıdır. Ve umarım ki, Erdoğan bunu abartarak siyasi rant sağlamayacak veya çarçur etmeye kalkışmayacaktır. Bir örnek olmak için onu modern ve zekice pazarlamalısınız. Bunu yapacağını umuyorum, bunun doğru model olduğunu düşünüyorum. Erdoğan iktidarda olduğu 9 yıl içerisinde bu modelin bir Müslüman ülkede çalışabileceğini kanıtladı" diyerek AKP’nin İsrail’i nasıl memnun ettiğini ortaya koyuyordu.

Siyonist Liel: İsrail, ABD'ye hizmet ediyor

Amerika'nın İsrail'e sınırsız destek vermesini de değerlendiren Liel, "İsrail ABD'nin bir müttefikidir. Amerikalılar İsrail'i 51'inci eyaletleri olarak görmektedir. İsrail'in prensipleri, ideolojileri, Amerikan ideolojisine çok yakın çizgidedir. Demokrasi, serbest pazar ekonomisi gibi konularda benzeşmektedir. Amerikalılar bölgede ABD'nin çıkarlarını koruyoruz gibi düşünmektedir. İsrail-Filistin meselesi ise bölge barışı için gereklidir ve bu bölge de ABD için çok önemlidir, petrol gibi bazı konulardan dolayı, İsrail-Filistin meselesi ABD'de çok ilgi görmektedir.”

Erdoğan'ın Erbakan'dan farkını biliyorum!

İsrail'li Alon Liel'in 'Demo-İslam: Türkiye'nin Yeni Yüzü' adlı kitabında Tayyip Erdoğan'ın Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dan farkını ise şu cümlelerle aktarıyordu: "İki yıl önce Demirel İsrail'e geldi. Öğlen yemeğine giderken Demirel 'Ben gelemem oruçluyum' dedi ve orucunu bozmadı. Bir de Erdoğan'a bakın. Ramazanda Berlusconi ile öğlen yemeği yiyor. Bu Erdoğan tarafından verilen önemli bir mesajdı. Kendisi uçakta alkole de izin verdi. Erbakan böyle bir şeye müsaade etmemişti. Bu farklı liderlik şekli beni çok etkiledi."

Erdoğan ve Davutoğlu’nun telaşı anlaşıldı:

ABD Suriye’ye müdahale görevini AKP’ye verdiğini resmen açıklamıştı!

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun sürekli Suriye ile ilgilenmelerinin ve Suriye sınırında yaşanan gelişmelerin nedeni belirlenmişti. ABD Dışişleri Bakanı Clinton Suriye görevinin AKP’ye verildiğini resmen ilan etmişti.

ABD Libya müdahalesinde NATO üzerinden özellikle Fransa ve Türkiye’yi kullanırken Suriye müdahalesinde de görevi Türkiye ve Arap Birliği’ne vermişti. Hillary Clinton, Amerikan MSNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, Suriye’deki durumun tamamen bir iç savaşa dönüşebileceği uyarısını yinelemişti. Türkiye ve Arap Birliği’nin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde Washington’dan daha fazla etkiye sahip olduğunu söyleyen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Şam’a baskı sürecinin, Arap Birliği ve Türkiye’nin öncülüğünde yürütülmesi gerektiğini ifade etmişti. Clinton, “Arap Birliği’nin yaptığı ve Türkiye’nin söylediklerinin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde çok uzakta olan bizlerden çok daha fazla bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum” demiş ve niyetini belli etmişti.

‘Suriye’nin üyeliği askıya alınsın’

Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğini askıya almasının önemli olduğunu kaydeden Clinton, Arap Birliği’nin “Esad’ın gitmesi gerektiği” şeklinde net bir sinyal gönderdiğini dile getirmişti. Clinton, Libya’dakine benzer biçimde Suriye’ye de bir BM kararıyla ABD ya da NATO koalisyonu öncülüğünde bir askeri müdahale yapılması yönünde “bir niyet bulunmadığını”, Libya ile Suriye’nin farklı olduğunu belirtmişti. Hillary Clinton, “Suriye’ye baskı süreci, Arap Birliği ve Türkiye’nin öncülüğüyle mi yürütülmeli?” sorusuna da “Evet” karşılığını vermişti.

Hillary Clinton’un açıklamalarını değerlendiren bölge uzmanları, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun son günlerdeki hareketli temaslarının nedeninin anlaşıldığını belirterek, şu görüşleri dile getirmişlerdi:

“Belli ki ABD AKP Hükümeti’ne Suriye görevi vermiş. Hillary Clinton dün açıkladı ama görevin çok önceden net bir şekilde bildirildiği açık. Erdoğan ve Davutoğlu her yerde Türkiye kamuoyunu Suriye konusunda hazırlamaya çalışıyor. Van depreminde bile Suriye konusunu gündeme getiriyor, Esad’a saldırıyor. Her şey açık hale geldi. Arap Birliği bu görevin yan kuruluşu. Arap Birliği’nin fazla bir yaptırım gücü yok. Burada taşeron olarak Türkiye’nin kullanılacağı çok açık. Türkiye açısından da son derece tehlikeli. Amerika Türkiye’yi bataklığa çekmek istiyor, AKP Hükümeti de gönüllü.”

Erdoğan BOP’taki görevini mi yapmaktaydı?

Milli düşünceli siyaset uzmanları Hillary Clinton’un açıklamalarıyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Aslında yaşananlar bizim için sürpriz değildir. Clinton Erdoğan’a BOP Eşbaşkanı olarak verdiği görevi ilan etmiştir. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin ne yapacağını dünya kamuoyu önünde dile getirmiştir. Diğer bir deyişle, verdiği gizli talimatı resmileştirmiştir. Erdoğan Libya’dan sonra herhalde zılgıt yedi ki Suriye konusunda dikkatlidir. Libya’da önce ‘NATO’nun Libya’da ne işi var?’ dedi, ne olduysa hemen çark edip Türk askerini bölgeye gönderdi. Söylediklerini yutuverdi. Şimdi Suriye’de kraldan çok kralcı kesilmiştir. BOP görevinde kusur işlememek için gayret içindedir. Amerika’ya ‘Görevimi yapıyorum’ mesajını vermektedir. Erdoğan sık sık ‘Bize o görev verildi, biz o görevi yapıyoruz’ diyordu. O görev bu görev olsa gerek. Libya’da görüşlerinin nasıl hızla değiştiğini, Suriye’deki telaşının asıl nedenini elbette bir gün öğreneceğiz. Tarih iktidardakilerin nasıl esir alındığını gösteren belgelerle doludur.”

ABD Başkanları ve yüksek bürokratları Siyonist Yahudi Lobilerinin güdümündeydi ve bütün adaylar şimdiden sadakatini bildirme yarışındaydı

ABD'de 2012 seçimleri yaklaşırken adaylar da kampanyalarını yoğunlaştırmıştı. Adaylar, seçim kampanyalarının en önemli kısmını, İsrail'e sadakat ve İran'a savaş üzerine kurmuşlardı.

Cumhuriyetçilerin en önemli adayı Mitt Romney, ABD başkanı olur olmaz ilk yurtdışı seyahatini İsrail'e yapacağını açıklamıştı. Oysa ABD'de başkanları ilk yurtdışı ziyaretlerini geleneksel olarak ya Meksika'ya ya da Kanada'ya yaparlardı.

Romney, bu geleneği İsrail'i ziyaret ederek bozacağını vurguladı. "İsrail'e onun yanında olduğumuzu daha açık ve kararlı bir şekilde göstermeliyiz. İsrail'in bizim önceliğimiz olduğunu ve onlara her zaman destek vereceğimizi açıkça ifade etmeliyiz. Ben ABD başkanı olur olmaz ilk ziyaretimi İsrail'e gerçekleştireceğim. Böylece İsrail'e ne kadar önem verdiğimizi de göstermiş olacağım" sözleri Siyonist Yahudi Lobilerine yaranma telaşıydı.

NATO'yu göreve çağırmak; “gaflet mi, dalalet mi olmaktaydı?”

Sivil öldürme konusunda tescilli bir kötü sicili olan ve dünyanın belki de en örgütlü "can alma" mekanizması gibi çalışan NATO, bir yere özgürlük, demokrasi vs götürmeyi kendine hedef olarak seçtiyse, vay haline o memleketin. İnsanları öldürerek, ülkeleri tarumar ederek "kutsal" (!) amaçlarına hizmet eden bu kuruluş, Soğuk Savaş bittikten sonra "sivil öldürme" konusunda uzman hale gelmişti. Özellikle de, İkiz Kuleler'in vurulup, yeni bir kirli savaşın hedefi olarak İslam dünyasını seçen Batı ve Şeytanın şövalyesi ABD, değişen stratejileri gereği NATO denen "sistematik katili" de yeni zulümlerine uyumlu hale getirmişti. Bu coğrafyanın lideri Recep T. Erdoğan’ın, çare olarak NATO denen "katliam makinesi"ne sarılması ve göreve çağırması ise trajedi miydi, komedi miydi, yoksa gaflet ve dalalet miydi?

Balık hafızalı olanlar için bile kısa bir arşiv taraması NATO'nun katliamcı yüzünü göstermeye yeterdi. BBC'nin haberine göre, Afganistan'da Ocak'tan Haziran'a kadar ölenlerin sayısı geçen seneye göre yüzde 15 artmış ve iki bine erişmiştir. NATO, benzer katliamlardan Libya'da da çekinmemişti. Daha doğrusu, nereye gidecek olsa veya onların tabiriyle nereye "barış götürecek olsa", aynı yöntem geçerliydi.”[1]

Kaddafi katledildi, Libya demokrasiye geçti, ama huzur aranır hale geldi: İşte Libya’nın son manzarası!

Emperyalistler pastadan pay kapma yarışındaydı

Fransız şirketi TOTAL, Libya devlet petrolleri şirketinin yüzde otuzuna sahip çıktı. İngiliz BP sıradaydı. Hemen kendi kendine araştırma ve petrol çıkarma izni sağladı. Yakılıp yıkılan Libya bina ve tesisleri, ABD'li ve AB'li şirketler, özellikle de Fransız ve İngiliz şirketleri yeni baştan inşa edecek, milyarlar bu Yahudi şirketlere akacaktı.

Libya’ya hangi özgürlük sağlandı?

Şimdi Libyalılar tamamen özgür sayılmaktaydı!? Aynen Janice Joplin'in söylediği "Özgürlük, kaybedeceğiniz başka bir şeyinizin olmadığının değişik bir şekilde tanımlanmasıydı."

Batılı güçler neden Libya'ya saldırmıştı, Libya'da rejim değişikliğine neden ihtiyaç duymuşlardı, şimdi daha iyi anlaşılmaktaydı.

Libyalılar öncekinden daha perişandı!

Libya'da yaşayanlar elektrik faturası nedir bilmezlerdi, çünkü evlerine elektrik faturası gönderilmezdi. Elektrik Libya vatandaşları için ücretsizdi. Güneydeki çölden yeraltı kanalları ile şehirlere su taşınmasından sonra su faturası da Libya vatandaşlarına ödetilmezdi.

Faizsiz bir düzen vardı!

Bugün KKTC'nin siyasi ve sosyal gündemini oluşturan faiz konusu ve Libya halkını aşırı faizlerden koruyacak bir faiz yasası da yoktu Libya'da. Çünkü "Faiz" yoktu, yasak edilmişti. Tüm bankalar devlet bankasıydı ve mevcut yasaya göre Libya vatandaşlarına tüm krediler faizsiz verilmekteydi. Ev sahibi olmak diktatör Muammer Kaddafi tarafından doğal bir insanlık hakkı olarak kabul edildiğinden her yeni evliye Libya hükümeti 50 bin dolar nakit para ödemekteydi, yeni evli çiftler bir ev alsınlar ve hayata iyi bir başlangıç yapsınlar diye, yuva kurmak teşvik edilmekteydi.

Eğitim ve sağlık hizmetleri tamamen parasızdı

Diktatör Muammer Kaddafi darbe yapıp yönetimi ele geçirdiği vakit okuma bilenlerin oranı sadece yüzde 25 idi. Öldürüldüğü vakit ise bu oran yüzde 83'ü geçmişti. Üniversite mezunlarının oranı ise yüzde 3'den yüzde 25'e yükselmişti. Libya'da iyi bir eğitim alacağına inanmayan bir Libya vatandaşına yurt dışında okuyabilmesi için hemen ve derhal aylık 2 bin 300 dolar burs verilirdi. Dönüşte iş bulamazsa, iş bulana kadar kendisine aylık ücret ödenmekteydi.

Çiftçilik yapmak isteyen bir Libya vatandaşına Kaddafi hükümeti hemen ve ücretsiz; yüzlerce dönüm toprak, çiftlik evi, her tür makine, teçhizat, traktör, kombay, tohum ve büyük baş hayvan vermekteydi.

Neredeyse hiç vergi alınmazdı

Otomobillerin gümrük vergisi, Özel Tüketim vergisi, Yol vergisi, Motor vergisi gibi vatandaştan para koparmak yerine devlet tarafından fabrika fiyatının yarısı da karşılıksız olarak ödenerek Libya vatandaşlarının en sağlam, en güvenilir ve en konforlu araçların kullanılması teşvik edilmekteydi. Benzinin litresi ise sadece 25 kuruştu.

Libya devletinin hiçbir dış borcu yoktu ve Merkez bankasında da yüz yetmiş milyar dolar nakit para ve 27 ton altın bulunuyordu.

Her yılsonu petrol satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, her vatandaşın banka hesabına eşit olarak yatırılıyordu. Yani Libyalılar, en küçüğünden en büyüğüne kadar her yıl petrol satışından eşit pay alıyordu.

Doğum yapan anneye 5 bin dolar takılırdı!

Doğum yapan bir anneye aynı gün 5 bin dolar ödenmekteydi. Diktatör Muammer Kaddafi, tüm bunları halkına layık gördüğü için temizlenmesi icap etmişti! Libya'da yaşayan 150'ye yakın kabile vardı ve aynen Irak'taki Saddam gibi onları da bir arada tutmayı başaracak bir lider, bir yönetici gerekliydi. Kaddafi de bu görevi yıllarca başarı işe sürdürebilmişti.

Şimdi bu kabileler birbirini yemekteydi. Çünkü Libya’ya demokrasi gelmişti.

Kaddafi halkından korkmazdı

Diktatör Muammer Kaddafi halkından korkmazdı. Bu nedenle de eli silah tutan herkese askeri eğitim aldıkları silahları vermişti. Libya halkının evde bu silahları saklamalarının ve sürekli bakımını yapmalarının, Libya'nın olası bir dış saldırı durumunda savunmasının yapılmasında çok daha verimli olacağını hesaplamıştı.

İnsanlar silahlıyken ve her evde her tür silah bulunurken: “isyancılar sadece bir gün dayanabilir, bu nedenle NATO'nun müdahalesi ve desteği şarttır" diye bir yutturmacaya önce ılımlı İslamcılar kanmıştı.

NATO, hava bombardımanına başladığında Fransız ve İngiliz komandoları da Libya'ya girerek sözde isyancılara yardımcı olmuşlardı. Tabii bu yardım hiçte boşuna yapılmazdı. Libya topraklarında çıkış maliyeti bir Dolar olan petrolün satış fiyatı ise yüz Dolardı. Bir Fransız şirketi olan TOTAL, Libya devlet petrolleri şirketinin yüzde otuzuna hemen sahip çıktı, her yüz dolarlık satıştan doksan dokuz dolar kar edecek şekilde ganimet kazandı.

İngiliz Şirketi BRITISH PETROL (BP) ise sıradaydı. Hemen kendi kendine araştırma ve petrol çıkarma izni sağladı. Yakılıp yıkılan Libya bina ve tesislerini ABD'li ve AB'li şirketler, özellikle de Fransız ve İngiliz şirketleri yeni baştan yapacak ve trilyonlar vuracaklardı. Elbette ki Fransız ve İngiliz komandoların haklarının ödenmesi lazımdı. Bu ödeme yöntemi de petrole, imar harcamalarına ve Merkez Bankası kaynaklarına el koymaktı.

Avrupa Libya'nın milyarlarca dolarının üzerine yatmıştı!

Libya Merkez Bankasının 170 milyar dolarlık nakit parasının ise sadece 1.2 milyarı serbest bırakılmıştı. Gerisinin ise ne vakit serbest bırakılacağı meçhul olan para Avrupa Bankalarında mışıl mışıl yatmaktaydı. Bu para büyük bir olasılıkla Avrupa ekonomisine kanalize edilecek ve Libyalı da kâğıt üstünde gördüğü bu paraya hiçbir şekilde dokunamayacaktı.

Bütün bunlar bize Hitler’i hatırlatmıştı.

Hitler tüm dünyaya lanetli birisi olarak tanıtıldıysa da, biraz araştırınca tüm yaptıklarının kötü olmadığını anlaşılacaktı.

Hitler gerçekte İsrail devletinin kuruluşunu sağlayan ve temelini atan kötü bir kahramandı!

Hitlerin yanındaki NAZİ partisine mensup çalışma arkadaşlarının ve Alman Ordusunun üst rütbeli generallerinin 77'si Yahudi asıllıydı.

Mareşal Ehrart Milch'in babası Yahudi iken, SD'lerin Başkanı Reinhard Heydrich'de Yahudiydi ve adı da Suss idi. Hitler'in en yakın mesai arkadaşı Bormann da bir Yahudi uşağıydı.

1933 tarihli Havaara Nakil Antlaşması ise Hitler yönetimi ile Siyonistler arasında imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre Filistin'e göç edecek Alman Yahudilerinin Almanya'daki taşınır ve taşınmaz mal varlıkları Hitler hükümeti tarafından nakit olarak ödenirken, Yahudi örgütleri de Alman ürünlerinin Filistin'de satılmasını sağlamıştı.

Bu anlaşma sonucunda, Yahudi kapitali ve Yahudi ticari dehası sayesinde Alman ürünleri Filistin'e ve çevre ülkelere rekabet edebilir bir fiyatla taşınmıştı. Almanya 1939 yılına kadar bölgeye 139.5 milyon marklık satış yaparken, çok büyük sayıda Alman Yahudisi de Filistin'e göç ederek yerleşip 1948 yılında kurulan İsrail devletinin çekirdeğini oluşturmuşlardı.

Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi paramiliter örgütü olan Haganah mensupları Almanya'da özel kamplarda eğitilirken, kampa şimdiki İsrail Devleti bayrağı asılmaktaydı.

İzak Şamir'in ise İngilizlere karşı savaşmak için, Hitler'in Alman ordusuna bir Yahudi taburu teklif etmesi ise tarihin bir başka farklı yüzünü oluşturmaktaydı.

Hitler'in de, Mübarek’in de, Kaddafi'nin de koşullar ve dünya konjonktürü değişince misyonları sonlandı ve kendileri de ortadan kaldırıldı.

Her halde Libya halkı, elektrik ve su faturasını ödemek için sırada beklerken veya litresine 25 kuruş ödediği benzini 2.5 TL'ye alırken aklını başına toplayacaktı, ama iş işten geçmiş olacaktı!”[2]



[1] Milli Gazete / Burak Kıllıoğlu

[2] Prof. Dr. Ata Atun / Milli Gazete

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 2126

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR