Reklam
Reklam
Reklam

Filistin’e “Gözlemci Devlet” Payesi mi İSRAİL İŞGALİNİN RESMİLEŞTİRİLMESİ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Sn. Recep T. Erdoğan’ı Erbakan’dan koparıp boynuna cesaret madalyası takan Amerikan Yahudi Lobileri:

* O’nu çıraklık döneminde Irak işgaline ve vahşetine destekçi yapmıştır.

* Kalfalık döneminde, Haçlı NATO askerleriyle birlikte Libya’ya saldırtıp, onca katliam ve tahribatlara bulaştırmıştır.

* Şimdi ustalık döneminde ise, Suriye’ye savaş açtırıp, Büyük İsrail’e zemin hazırlamak üzere kışkırtmaktadır.

İşte Filistin’e verilen göstermelik devlet statüsü, Suriye’ye saldırının rüşvet kılıfı ve ayıpsavarıdır. Ülkemizin fikren ve fiilen parçalanması için ne lazımsa yapılırken, yani Türkiye devlet olmaktan çıkarılırken, Filistin’e “Gözlemci Devlet” statüsü verilmesi ve AKP’nin bununla övünmesi, tam bir şarlatanlık ve sahtekârlık gösterisiydi. “Medeniyetler buluşması”, “İslamın Ilımlaştırılması” derken korkulan olmuş, yabancılara toprak satışının 2.5 hektardan 30 hektara çıkarılmasıyla birlikte en çarpıcı gelişme Hatay’da yaşanmış ve Hatay topraklarının yarıdan fazlası son alımlarla birlikte yabancıların eline geçmişti. Hatay adım adım Filistinleştirilirken, Filistin’e “Gözlemci Devlet” statüsü verilmesi neyin nesiydi?

Hatay resmen NATO toprağı mıydı?

Yabancılara toprak satışını düzenlenen kanunla birlikte 25 dönümden 300 dönüme çıkarılması ardından Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Ocak 2012 verilerine göre Hatay’da 1974 yabancıya, 1320 parselde toplam 3 milyon 722 bin 824 metrekare toprak satıldığı belirlenmişti. 5 milyon 556 bin metrekare bir alana sahip olan Hatay’ın bu satışlarla birlikte yarıdan fazlası yabancıların eline geçmişti. Hatay’ın yarıdan fazlasının yabancılara satılması tesadüf değildi. Bölgede yaşanan sıcak gelişmeler sürerken, toprak alımlarının devam ettiği bildirilmişti. Benzer bir durum Urfa için de geçerliydi!?

Rahmetli Erbakan Hoca, âhir ömründe, bir feryatta bulunmuş: “Tekerlekli sandalyeyle meydanlarda görünmemi yadırgamayın, buna mecburum. Çünkü; TOPRAK AYAĞIMIZIN ALTINDAN KAYIYOR!..” demişti. Yani Hatay 2. Kudüs olmak üzereydi!

* AKP Hükümeti Abdullah Öcalan’la anlaşıp, “anadilde savunma hakkı” bahanesiyle, Kürtçenin 2. resmi dil olarak kabulüne ve Türkiye Kürdistan’ının teşkiline bir adım daha yaklaşırken…

* Kuzey Irak Barzani Kürdistan’ından sonra şimdi Kuzey Suriye Kürdistan’ı da oluşturulurken…

* Amerika’nın sesi radyosu ve İsrail strateji araştırma kurumu “Güneydoğu Anadolu’nun da katılacağı Büyük Kürdistan’ın” gereğini vurgularken.

* Necirvan Barzani, Merkezi Irak hükümetinin saldırısını bahane edip, tam bağımsızlık ilanına hazırlandıklarını ve ABD’den askeri kurmay ve mühimmat talebinde bulunduklarını açıklarken…

* Özellikle İslam ve Türkiye düşmanlığıyla meşhur Amiral James Stavridis’in katılımıyla, İzmir NATO’nun yeni saldırı merkezi yapılırken…

* Ve İsrail’de “Bölge güvenliği için AKP’nin önemi ve gereği” sempozyumu düzenlenip (Bak. 8 Kasım 2012) AKP hükümeti tüm İslam ülkelerine “örnek ve model yönetim” olarak gösterilirken…

Şimdi AKP Türkiyesinin desteği ile Filistin’e “Gözlemci Ülke” statüsü verilmesini, acaba nasıl okumamız gerekirdi?

Yeni Filistin aldatmacası: İşgal altında topraksız “gözlemci”!?

BM, Filistin'in BM'deki 'gözlemci kuruluş' statüsünün, 'üye olmayan gözlemci devlet' statüsüne yükseltilmesini, ABD ve İsrail'in şiddetle karşı koymasına rağmen 198 üyeden 138'inin 'evet' oyuyla kabul etmişti. Oysa bu bir hilekârlıktan ibaretti. AKP iktidarının ve Dış Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bu sonuçtan kendilerine pay çıkarmaları da ucuz kahramanlık gösterisiydi. Çünkü toprakları iade edilmeyen, işgal altında İsrail'in her türlü saldırısı süren bir bölgeden nasıl bir devlet diye bahsedilebilirdi?

bFilistin'in BM'deki 'gözlemci kuruluş' olan statüsü 'üye olmayan gözlemci devlet' statüsüne yönelik oylamada 193 üye ülkeden 138'i evet, 9'u ise hayır oyu vermişti. 41 ülke ise çekimserdi. Filistin'in talebi için 138 ülke, 'evet', 9 ülke 'hayır' oyu demişti. Hayır oyu kullananlar başta İsrail ve ABD'nin yanında Kanada ile Çek Cumhuriyeti ve Panama ve dört Pasifik ada ülkesi (Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru ve Palau) idi. 41 ülkenin de çekimser kaldığı oylamaya 5 ülke girmemişti.

Fazla kolay olması sırıtmaktaydı!

Neredeyse bütün BM ülkelerinin 'evet' demesi akıllara farklı soru işaretleri getirmişti. İsrail ile ABD'nin şiddetle karşı koyuşuna rağmen BM'nin Filistin'e ittifakla 'üye olmayan gözlemci devlet' statüsünü bu kadar kolay verişi Müslüman ülkelerin hayrına hiçbir karara imza atmayan Siyonist odakların sinsi bir planı olduğunu hatırlatıvermişti. Yoksa Abbas yönetimiyle uzlaşıp Filistin'in tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı planlayan BM, böylece Hamas'ı yalnız bırakıp İsrail'e karşı yapılan direnişin tamamen terörizm olarak görülmesini sağlamayı mı hedeflemişti? Böylece pek çok Arap ülkesinde olduğu gibi Filistin'de de İsrail ile iyi geçimli ve işbirlikçi bir Filistin hükümeti ile halkın havası indirilecekti. BM'nin İsrail-Filistin sorununda aradığı çözüm bu şekildeydi. Bu süreçte ABD ve İsrail'in şiddetli itirazları sinsi bir planın mevcudiyetini gözler önüne sermekte ve önümüzdeki süreç Filistin'den nelerin isteneceğini gösterecekti.

Bu durum Filistin'e ne kazandıracaktı?

İşgalci İsrail 1948 yılında Filistin topraklarında yasadışı bir biçimde kurularak gittikçe genişlemesi sonucunda Filistin kendi topraklarında bir avuç yere hapsedilmişti. Yıllarca devlet olarak kabul edilmeyip, 'gözlemci kuruluş' olarak nitelendirilen Filistin bu son gelişmeyle önemli bir kazanım elde etmiş görünmekteydi. Fakat bu tarihi gelişmeyi iyi okumak gerekirdi. Çözüm ancak tam bağımsız bir Filistin devleti kabul edildiğinde gerçekleşecektir. 1948 sınırlarına geri dönülmesi, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Kudüs'ü Filistin'e terk etmesiyle ancak bağımsız bir Filistin'den bahsedilebilirdi. Bu nedenle, yeni gelişme, özünde çok büyük tehlikeler içermekteydi ve hem Filistinlileri hem de tüm müminleri boşuna ümitlendirip pasifize etmemeliydi…

Başkent belli değildi: Her devletin bir başkenti olurdu, peki Filistin'in başkenti neresiydi? BM başkent olarak Ramallah'ı mı, Gazze'yi mi yoksa asıl Kudüs'ü mü gösterecekti? Kudüs elbette İsrail'e bırakılacak değildi! Kudüs'ü hâlâ İsrail'in başkenti sayan bir zihniyetin Filistin'e göstermelik bir devlet unvanı vermesi ne kadar muteberdir?

Doğrudan uçuşlar engellenmekteydi: Bir devlete doğrudan ve aracısız uçakla ulaşım onun bağımsızlık göstergesi ve gereği idi. Peki Filistin'e hangi ülkeden direkt uçuşa izin verilmişti? Hâlâ İsrail'in bir şehri gibi muamele görmekteydi. İsmi kuruluş olmuş, devlet olmuş ne fark ederdi!

Devlet Gelirleri İsrail’in elindeydi: Bir devlet kendine ait gelirlere istediği zaman istediği şekilde tasarruf etme hakkına sahiptir. Filistin'e ait gelirlere neden hâlâ İsrail el koyup istediği kadarını istediği zaman Filistin'e sadaka gibi vermektedir. Filistin sürekli ambargo altında inlemektedir. Böyle bir devlet tanımlaması dünyanın neresinde var?

Yabancı yerleşimler devam etmekteydi: Hangi devlette yabancıların kendi topraklarına yeni yerleşim birimleri kurulmasına izin verilmektedir? İsrail, Filistin topraklarında her geçen gün yeni bir Yahudi yerleşim birimi kurarken, Filistin'i güya bir devlet olarak tanıyan BM, İsrail'in bu işgallerine son vermeyecekse bu statünün bir şeytanlık amacı taşıdığı kesindir.

Saldırı ve katliamlar hala sürmekteydi: BM, gözlemci devlet statüsü verdikten sonra da İsrail'in Filistin'e saldırılarına göz yummaya devam edecekse, bu durumun Filistin'e ne yararı görülecekti?

Yalnızca şikâyet edebilme hakkı verilmişti: Bu gelişmeyle dikkat çeken en önemli farklılık, Filistin'in artık terörist İsrail'in işgali, illegal yerleşimleri ve saldırılarını Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıyabilmesidir. Fakat hiçbir ülkenin durduramadığı İsrail'in UCM'ye verilebilecek olması pratikte hiçbir anlam ifade etmemektedir. Çok büyük bir adımmış gibi görünen bu gelişmenin Filistin'e yalnızca 'şikâyet' edebilme hakkı veriyor diye sahiplenip övünülmesi tam bir gaflet ve acziyettir.

Konunun en önemli uzmanlarından Araştırmacı yazar Aytunç Altındal’a göre: Vatikan, hâlâ Osmanlı mülkü olan Kudüs için özel statü adı altında işgal planı peşindedir! Kutsal diyarımıza ve Tapulu toprağımıza Vatikan göz dikmiştir!

Filistin'in BM'deki statüsünün yükseltilmesini kutlayan Vatikan, neden Kudüs'e özel statü istemişti? Filistin'in Vatikan'la aynı statüye yükseltilmesini alkışlayan Papalık, Kudüs'ün kutsal bir şehir olarak korunması ve kutsal yerlere serbestçe giriş yapılabilmesi için özel bir statü ile uluslararası garanti altına alınmasını önermişti!? Açıklamada, Vatikan'ın Filistin Kurtuluş Örgütü ile 2000 yılında yaptığı anlaşmada bu hususlarda mutabık kaldığı ifade edilmişti. İsrail, 1980 yılında Kudüs'ü birleşik ve ebedi başkenti ilan etmiş başta ABD ve AB ülkeleri bunu kabullenmişti.

Türkiye Kudüs'te taraftır ve imza sahibidir

Filistin'in gözlemci devlet olma statüsünü ve Vatikan'ın açıklamalarını birlikte değerlendirdiğimizde şeytanlık hemen sırıtıvermektedir. Çünkü "Filistin'e Vatikan gibi gözlemci devlet statüsü verilmesi İsrail'i mevcut haliyle tanıma ve işgal ettiği topraklardan çıkmama garantisidir. Önemli olan Filistin'in devlet olarak tanınması ve sahiplenilmesidir. Bu durumda  Filistin'in sınırları belirlenecektir. Filistin'in sınırlarının belli olmasıyla, İsrail'in de sınırları kesinleşecektir. Vatikan'ın açıklamalarına gelince; Kudüs konusunda bu tür açıklamaları o bölgeyi 2. Vatikan yapma hevesleridir. Oysa Kudüs Osmanlı'nın mirasıdır. Türkiye Kudüs'te taraftır ve imza sahibidir.”

Kudüs’ün Tarihi ve Filistinlilerin Talihi.!

Kudüs şehri Osmanlı döneminde 400 yıl boyunca barış ve huzur içinde yönetildi. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise Kudüs'ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti ve 1948 tarihinde İsrail Devleti Batı Kudüs'te ilan edildi. 1967 tarihinde İsrail Kudüs'ün tamamını işgal etti.

Fetih Öncesi Kudüs (İlyada Şehri)

Milattan önce 16. asırda Kudüs, Mısır'ın eline geçtikten sonra bedevilerin hâkimiyetinde kaldı. Birinci Sitiy döneminde tekrar Mısır'ın kontrolüne geçen Kudüs milattan önce 1301 ve 1317 yılları arasında Filistin'i ele geçiren Büyük İskender’in hükmüne alındı. Büyük İskender'den sonra şehir, Suriye'de bulunan Sikolos Nikatur önderliğindeki Sulukilere bağlandı. Milattan önce  63 yılında Roma orduları kumandanı Bumuci, Kudüs'ü işgal ederek, Roma İmparatorluğu sınırlarına kattı. Kudüs sonra Doğu Roma (Bizans) ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere 2 kısma ayrıldı. Filistin de doğu tarafında (Bizans'ta) kaldı. Şehir iktisadi ve ticari olarak 200 yıl boyunca refah içinde yaşadı. 2 Farisi Kral'ın Suriye işgali Kudüs'e kadar uzandı. Kiliseleri, mabetleri ve mukaddes yerleri yerle bir ederken, bölgede kalan Yahudiler, Hıristiyanlardan intikam almak için Farisilere katıldı. Bu durum uzun sürmedi ve Bizans imparatoru Filistin'i miladi 628 yılında tekrar işgale başladı. Tarihe baktığımızda genel olarak Filistin bölgesinde ve özellikle Kudüs şehrinde Yahudilerin bulunduğu zaman çok kısadır.

Hz. Ömer'in Kudüs'ü Fethi

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in İsrâ hadisesi gerçekleştiğinde, İslam fetihleri devri de manen başlamıştı. İslam ordusu, 2. Halife Hazreti Ömer (r.a.) zamanında Ubeyde Bin Cerrah (r.a.) önderliğinde şehri kuşattı. Patrik Safronyus şehrin anahtarını Hz. Ömer'e vermek istedi ve Hz. Ömer (r.a.) şehre geldi (636). Şehri aldıktan sonra bir emaname (güven fermanı) yazıldı ve Hz Ömer (r.a.), İlya olan şehrin ismini Kudüs koymuşlardı.

Hz. Ömer (r.a.) devrinden sonra Emeviler şehri kontrol altına aldı ve imar faaliyetlerini hızlandı. 661 ile 750 yılları arasında hüküm sürdüler. Abbasiler 750 ile 878 yılları arasında Kudüs şehrine hâkim oldular. Abbasiler, Fatimiler ve Karmatiler arasında olan askeri darbelerden dolayı şehirde istikrarsızlık yaşandı. 1071'de Selçuklular şehre hâkim oldu. Daha sonra Fatimilerle yaptıkları çatışmalardan dolayı Haçlılar 88 yıl Kudüs'ü işgal etti. Toloni, İhsidi ve Fatimiler (Mısırlılar) zamanında Kudüs ile Filistin, Mısır'a tabi oldu.

Selahaddin Eyyubi Süreci

1187 yılında Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü Hittin Savaşı'nda Haçlıların elinden geri almayı başardı. Kudüs halkına en iyi şekilde muamele yaptı. Kübbetü's Sahra'nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin restorasyonu ve yenilenmesine büyük katkı sağladı. Mübarek Mescid-i Aksa'ya İslam şaheserlerinden Nureddin Zenki'nin hazırlamış olduğu minberi hediye bıraktı. Selahaddin Eyyübi'nin vefatından sonra Fransızlar kral Federik zamanında Kudüs'ü tekrar ele geçirdi ve İngilizlerin elinde 11 yıl boyunca kaldı. Kudüs, 1244 yılında tekrar Müslümanlar tarafından geri alındı. 1243 ile 1244 yılları arasında Moğollar saldırıda bulundu ve şehri yağmaladı. Fakat Memlükler 1259 yılında Ayn Calut Savaşı'nda Seyfettin Kutz ve Zahir Bibars önderliğinde Moğolları yenerek, 1517 yılına kadar Filistin Kudüs dâhil Mısır ve Şam'a hâkim olmuşlardı.

Kudüs'te Osmanlı dönemi

Osmanlılar 28 Aralık 1516'da Sinan Paşa önderliğinde, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferinde Kudüs'ü fethedip topraklarımıza kattı. Fetihten sonra Yavuz Sultan Selim Han, şehri, 31 Aralık 1516 tarihinde ziyaret etti ve şehrin ismini Kudüs-ü Şerif olarak anmaya başladı. Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim oldu. Kudüs, Osmanlı için her zaman büyük önem taşıdı. Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 4. Murad, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve 2. Abdülhamid Han, Kudüs için pek çok hizmetler yapmışlardı. Kudüs Osmanlı'nın 400 yıllık hâkimiyeti boyunca barış ve huzur içinde kaldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise Kudüs'ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarılıp İngiliz mandasına bırakıldı.

İngiliz ve İsrail İşgali

Kudüs Şehri, 9 Aralık 1917'de İngiliz mandasını kabul eden Filistin'in başkenti olurken, 14 Mayıs 1948'e kadar bu şekilde kaldı. Bu tarihte İngiliz işgali bitmiş, Siyonist İsrail'in işgali başlamıştı. Filistin'in büyük bir bölümünü işgal eden Siyonistler, başlarda sadece Batı Kudüs'ü elinde tutmakta, Doğu Kudüs ise Ürdün'ün elinde bulunmaktaydı. Siyonistler ile Araplar'ın arasındaki 1967 Savaşı'nın 7. gününde Doğu Kudüs de Siyonistlerin işgaline uğramıştı. 1967'den günümüze kadar Müslüman halka soykırım uygulayan Siyonist yönetim, Yahudi yerleşimciler eliyle Filistin'deki İslam izlerini silmeye çalışmaktaydı.

İsrail’in, İslam Dünyasının ortasına oturtulan bir çıbanbaşı yapıldığını ve Türkiye’mizin yarısı dâhil Büyük İsrail hedefinin ve siyonizmin dünya hâkimiyetinin merkezi ve sıçrama tahtası olarak kullanılıp kışkırtıldığını, büyük bir cesaret ve dirayetle gündeme taşıyan ve bu sun’i sorunun ve terörist oluşumun gerçekçi çözüm yollarını sunup İslam âlemini uyaran en önemli şahsiyet Prof. Dr. Erbakan Hocamızdı. Ve rahmetli Erbakan, işbirlikçi ve teslimiyetçi iktidarların ve ılımlı İslamcıların palyatif tedbirlerinin ve göstermelik girişimlerinin, Siyonistlerin işlerini kolaylaştırmaktan ve Müslümanları pasifize edip uyuşturmaktan başka işe yaramadığını sürekli vurgulamıştı.

Evet, Filistin’e BM’nin “Gözlemci Devlet” statüsü tanıması ve AKP’nin bundan başarı payesi çıkarması:

a-Hamas’ı köstekleyip Filistin direnişini zayıflatmak ve böylece İsrail’in işini kolaylaştırmak

b-İsrail’in haksız işgalini ve vahşetini meşrulaştırmak ve geleceğini garantiye almak

c-Müslüman halkların Kudüs ve Filistin hassasiyetini törpüleyip avutmak ve dini duyarlılıklarını dumura uğratmak gibi şeytani amaçlar taşımaktaydı

d-Ve asıl gizlenen; Filistin’e gözlemci devlet statüsüyle Müslümanların ağzına bir parça bal çalınıp, gözlerine peştamal bağlanıp, ABD ve İsrail destekli Suriye saldırısına hazırlık ve kolaylık sağlanmaktaydı.

Sn. Recep T. Erdoğan’ı Erbakan’dan koparıp boynuna cesaret madalyası takan Amerikan Yahudi Lobileri:

* O’nu çıraklık döneminde Irak işgaline ve vahşetine destekçi yapmıştır.

* Kalfalık döneminde, Haçlı NATO askerleriyle birlikte Libya’ya saldırtıp, onca katliam ve tahribatlara bulaştırmıştır.

* Şimdi ustalık döneminde ise, Suriye’ye savaş açtırıp, Büyük İsrail’e zemin hazırlamak üzere kışkırtmaktadır.

İşte Filistin’e verilen göstermelik devlet statüsü, Suriye’ye saldırının rüşvet kılıfı ve ayıpsavarıdır. 


Bu yazarin diger makaleleri

Hadd Arapça bir kelime olup: Sınır koyup ayırmak, tahdit edip...
Devami
  İsmet inönü, Atatürk'ün Localarını kapattığı ve yanından kovup kapıya...
Devami
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz: "Hz. Ademin yaratılmasından kıyametin kopmasına kadar Deccaldan...
Devami
  SORU SORMAK VE SORUŞTURMAK HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR!          Bilgi edinmenin ve gerçeğe...
Devami
AKP’nin Kürt açılımını, bir seçim yatırımı olarak kullandığı ortaya çıktı “Kürtler...
Devami
  Afganistan ve Irak müdahalelerinde kullanılan "önleyici vuruş" yöntemi (preemptive...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1461

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR