ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1432
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14330
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3391
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011621

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13040077

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TIRMANAN RUS KRİZİNİN TRAVMASI VE TAHİR ELÇİ MUAMMASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Öyle anlaşılıyor ki, birileri Türkiye ile Rusya’nın bozuşmasını hatta kavgaya tutuşmasını istemişti. Rus askeri yetkililerinin “Biz sınır bölgesine yakın uçağımızı ve koordinatlarımızı müttefikleri olan Türkiye’ye iletmek üzere ABD yetkililerine bildirmiştik” açıklaması bu konuda önemli ipuçları vermekteydi. Çünkü ABD’den Türkiye’ye böyle bir uyarı bilgisi gelmemişti ve Türk yetkililer Rus uçağının milliyetini belirleyemediklerinden vurduklarını söylemişlerdi.

Rus uçağı vurulduktan sonra:

1- Rusya Türkiye’yi ciddi sıkıntıya sokacak, ekonomik, ticari, turistik, askeri ve siyasi tedbirlere yöneleceği…

2- Bugüne kadar Suriye Türkmenlerinin ellerinde tutmayı ve kaybettikleri yerleri geri almayı başardıkları stratejik Kızıldağ, maalesef yoğun saldırılar sonucu yeniden Esed rejiminin eline geçeceği…

3- Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi ve tahribinin daha da şiddetleneceği…

4- Rusların dünya genelinde, Türkiye aleyhinde asılsız ithamlarla dolu bir karalama kampanyasına girişeceği…

5- Bu olay üzerine Türkiye’nin, ABD, Rusya ve İran’ın oluşturduğu “Suriye sorununa çözüm” mutabakatının dışına itileceği…

6- Esed rejimi ve ailesinin elinin güçleneceği hesap edilmemişti.

Zaten sınırımızı ihlal eden jetlerin Rusya’ya ait olduğu bilinse bunların asla vurulmayacağını, hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, hem Başbakan Yardımcısı (Numan Kurtulmuş), hem de Genelkurmay defalarca ifade etmişti. Kısaca Türkiye, belki de oyuna getirilmiş, müttefiklerinin hazırladığı ve yem olarak Rusya’nın kullanıldığı bir tezgâhı fark edememişti.

Dilipak'ın twitter anketi kendisini de şaşırtmıştı!

Gazeteci Abdurrahman Dilipak, Putin'in Türkiye'yi suçlayan sözlerini sosyal medyada gündeme getirip "DAEŞ'ten petrol alan kim?" sorusunu yöneltmişti. Twitter'daki ankette Dilipak, takipçilerinden Putin Rusya'sı, Esed Suriye’si ve Erdoğan Türkiye’si seçeneklerinden birini seçmelerini istemişti. Ancak takipçilerinden büyük çoğunlukla bu soruya "Erdoğan Türkiye’si" cevabını verince, anketin manipüle edildiğini söyleyip her zamanki gibi çark etmişti. Hani demokratik düşüncelere saygı gösterilecekti?!

Twitter fenomeni Fuat Avni, Türkiye’nin Rus jetini düşüreceğini bir ay öncesinden haber vermiş aynen gerçekleşmişti. Acaba ABD müttefikimizin(!) ve bilirkişilerimizin(!) tahrik ve teşvikiyle aramızı bozmak üzere Rus uçağını düşürme kararımız ve hazırlığımız önceden planlandığı için mi Fuat Avni bu bilgiye erişmişti? Yoksa Bay Twitter fenomeni, keramet mi göstermişti? Bu tür stratejik ve gizli bilgilerine bile sahip olamayan safdiriklerin ülkeyi yönetmesi elbette en büyük tehlike ve talihsizlikti.

Genelkurmay'da Rus komutanları susturan soru neydi?

Genelkurmay'da Rus komutanlara uçaklara yapılan uyarı dinletilmiş ve 'Pilotlarınız niye yanıt vermedi' sorusuna ise Ruslar bir açıklama getirememişti. Sabah gazetesi Genelkurmay'da Rus komutanlara olayla ilgili yapılan bilgilendirme toplantısının ayrıntılarını manşetinden bildirmişti. Rusya'nın, düşürülen savaş uçağının ardından Türkiye'ye yönelik sert açıklamalarına karşın Ankara daha soğukkanlı diplomasiyle yanıt vermekteydi. İyi niyet göstergesi olarak Rus tarafı ile bilgilendirme çerçevesinde görüşmeler sürdürülmekteydi. Son olarak Rus ataşeler Genelkurmay'a davet edilmişti. Ancak Genelkurmay'da Rus komutanlara 'Pilotlarınız bizim uyarılarımıza niye karşılık vermedi?' sorusuna hiçbir yanıt verilmemesi dikkat çekmişti.

Vurulunca Keseb yakınlarına düşen Rus uçağı, dikkatleri bir kez daha bölgeye çevirmişti. Keseb, sınırımıza paralel oluşturulacak Kürt koridorunun Akdeniz’e açılan kapısı olarak stratejik öneme sahipti. Türk F-16 uçaklarının hava sahamızı ihlal ettiği gerekçesiyle vurduğu SU-24 tipi Rus savaş uçağı Hatay’ın Yayladağı ilçesinin karşısında kalan Suriye’nin Keseb kasabası yakınlarında düşüvermişti. Böylece biri Rusya, biri Suriye, biri de Türkiye’ye ait olmak üzere aynı hava sahasında üç uçak düşürülmüş olması ilginçti. Bölgede ilk olarak 22 Haziran 2012’de Suriye, Türkiye’ye ait RF-4 keşif uçağını vurup indirmişti. Daha sonra Türkiye 23 Mart 2014’te de aynı bölgede Suriye’ye ait MIG savaş uçağını indirdi. Suriye’nin Keseb kasabasının bulunduğu bölge Türkiye sınırına paralel olarak oluşturulacak Kürt koridorunun Akdeniz’e açılan kapısı olarak seçildiği için jeostratejik bir öneme sahipti. Irak ve Suriye’de uygulanan plana göre Kürtlerin kontrolüne verilecek bölgeler önce IŞİD’e işgal ettirilmekteydi. Sonra Kürtler tarafından kurtarılan bu bölgelerdeki Türkmenler ve Araplar zorla göç ettirilmekteydi. Suriye’nin kuzeyinde kantonlar oluşturan PKK’nın Suriye kanadı PYD’nin önünde şimdi iki görev belirmişti. Biri bu kantonları birleştirebilmek için Cerablus bölgesini ele geçirmekti. PYD’nin silahlı kanadı YPG, geçtiğimiz günler Fırat’ın batısına geçmiş ve Cerablus’a ilerlemişti. İkincisi ise Afrin’in batısında kalan Bayırbucak bölgesindeki çoğunlukta olan Türkmen nüfusunu buralardan sürmekti. Böylece Afrin kantonunun Keseb kasabasının bulunduğu bölgeden denizle buluşması gerçekleşecekti. Amaç ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Akdeniz ile bağlantısını kurabilmekti. Böylece Kuzey Irak’ta bulunan petrol ve doğalgaz Türkiye’ye ihtiyaç duymadan Kerkük Ceyhan boru hattı ile Erbil’den gelen boru hattının birleştiği Fişabur’dan itibaren döşenmesi planlanan yeni boru hattı ile dünyaya pazarlanabilecekti.

Takvim Gazetesi’nde Ergün Diler 26 Kasım 2015 tarihli “Uçağın Şifresi” yazısında ipe sapa gelmez kurgular sıralamıştı:

“Rus uçakları son zamanlarda Türkmenlerin olduğu yerlerde fazla görünmeye başlamıştı. Özellikle Türk, ABD, İsrail ve NATO jetlerinin, gemilerinin, füzelerinin cirit attığı yerlere dalmayı çok seviyorlardı. Kimine göre ortada bir savaş olmadığına göre acaba Ruslar neden uçuş rotalarını Akdeniz'in en sancılı ve kritik yerlerine göre ayarlıyorlardı! Ruslar, son zamanlarda; Amerikan gemilerini, gemilerden atılan füzeleri, Amerikalıların İsrail'e ve Türkiye'ye verdiği uçakları ve NATO silahlarını etkileyecek ve kör hale getirecek bir teknolojinin sahibi olmuşlardı. Ruslar bu teknolojiyi kullanarak bütün NATO ordularını kör ve sağır hale getirebilecek düzeye ulaşmıştı. Bu Amerikalıların Ruslardan aldıkları doğru istihbarattı. Türk Hava Sahası'nı aralıksız ihlal eden Rus uçağı SU-24'te çok özel anlam verilen bir uçaktı! NATO ve Türkiye'nin elindeki bilgilere göre bu Rus uçağı tüm NATO arasındaki iletişimi kesebilecek bir teknolojiye sahip donanımdaydı. Yapılması gereken tek şey bu uçağı ele geçirmek ve inceleyip gizli teknolojilerine ulaşmaktı. İşte bu RUS uçağı SU-24'te bize böyle bir kozu sunmaktaydı. Uçaklarımız arasında iletişimi koparıp koskoca Türkiye'yi savunmasız bırakacak, NATO'yu şaşkınlığa uğratacak hazırlığın bir üyesi 5 dakikalığına hava sahamıza dalmıştı. Aslında Rusların "arkamızdan vurulduk" dediği buydu! Yani o pilotları hava sahamıza kim itmiş ve nasıl kandırmışlardı? Bilen yok! Ama girdiler ve yapılması gereken yapıldı. Türkiye burada büyük bir adım attı. Hem kendini, hem NATO'yu korumak üzere anlamlı bir adımdı bu! SU-24 düşürüldü! Amaç, uçağın bütün parçalarını ele geçirip karşı teknolojiyi çözmek ve gerekli tedbirleri almaktı. Aslında koca bir ittifakın kurtuluşu için atılan bir adımdı. Türkiye kendini koruduğu gibi İttifakını (NATO’yu) da korumaktaydı. Zaten Amerika da Rusların bu teknolojiyi kullanmasını, çoğaltmasını, yaymasını engellemek için uğraşmaktaydı. Uçak düştükten sonra ELINT (Elektronik Destek ve Elektronik İstihbarat) uzmanı yollandı. SU-24'ün anatomisi incelenecek tomografisi çekilecek ve gereken adımlar atılacaktı! Zaten Rusya'nın sessizliğinin arkasında bu yatmaktaydı!”

Şimdi safsatadan da öte bu saptırmaların, sırıtan yalanlarını ortaya koyalım:

1- ABD, AB ve İsrail’in Türkiye’nin gerçek ve samimi dostları ve Rusya’ya karşı koruyucuları olduklarını düşünmek ahmaklık değilse, alçaklıktı. İşin doğrusu “Küfür tek milletti. İslam’a ve Türkiye’ye karşı Rusya ile Batı ve Haçlı dünyası ortaktı.”

2- Türkiye defalarca ve en yetkili ağızlarca “düşürülen uçağın milliyetinin saptanamadığını ve Rusya’ya ait olduğunun anlaşılması halinde asla vurmayacaklarını” açıklamış ve Ergün Diler yalakasını yalanlamışlardı. Yani Türkiye bu olayda, maalesef müttefiklerinin oltasına takılmış, gereksiz bir müdahale ile Rusya ile takışmıştı.

3- Rusya’nın geliştirdiği bu yüksek teknolojinin, aslında Erbakan Hoca tarafından hazırlanıp TSK’nın ilgili birimlerine ve zamanı geldiğinde kullanılmak üzere bırakıldığını Milli Çözüm’de yıllardır defalarca yazdık. Yani Türkiye’nin düşürdüğü bir Rus uçağından özel teknoloji sırlarını çözme senaryosu aptalcaydı, hatta belki de ABD ve Rusya ortaklaşa bizdeki bu tür teknolojilerin varlığını test etmek üzere böyle davranmışlardı.

4- Rusya Mavi Akım ve Akkuyu nükleer santral projelerini askıya mı alacaktı? Reuters'in geçtiği haber ortalığı karıştırmıştı. Gazprom’un doğalgaz iddiasıyla ilgili yorum yapmayı reddetmesi ise kafaları iyice karıştırmıştı. Rusya Türkiye'ye doğalgaz vereceği Mavi Akım (Türk akımı) hattını donduracak mıydı? Ünlü Reuters ajansı bu iddiayı gündeme taşımış, Rusya'nın devlet kontrolündeki enerji şirketi Gazprom ise yorumsuz kalmıştı. DAEŞ terör örgütünün petrol gelirleriyle servet kazanmasında Suriyeli işadamı ve Esed yandaşı Hıristiyan George Haswani’nin adı öne çıkmıştı. ABD Hazine Bakanlığı ile AB, George Haswani’yi ve şirketlerini ayıp savmak cinsinden kara listeye almıştı. Habertürk gazetesinde yer alan habere göre Suriye’de yaşanan iç savaş sonucu giderek güçlenen Irak ve Şam İslam Devleti’nin (DAEŞ) finansal kaynaklarına yönelik araştırmalar sonucu bu durum anlaşılmıştı.

“Lavrov'un Türkiye'yi suçlayan “Bu planlı bir saldırıydı” sözü, Rusya'nın kendi planlarını ve niyetini mi ele vermekteydi? Türkiye'nin önceden planlayarak Rus uçağını düşürebilmesi için, Rusya'nın sınır ihlalini açık bir tehdide dönüştürmüş olması ve kasten tekrarlaması gerekmez miydi? Belli ki Rusya küçük sınır ihlalleri ile Türkiye'nin caydırıcılığını aşındırmayı ve hatta kışkırtmayı hedeflemişti. Türkiye ise kendi hukukunu savunma gereğini yerine getirmiş ve Rusya'yı kendi kazdığı kuyuya düşürüp hesaplarını alt üst etmişti. Mesele elbette çok ciddiydi ve bu kadar ciddî bir krizin mutlaka çok büyük hasarları beklenirdi. Korkanlar, özellikle ekonomik kayıpların telaşına kapılanlar haklı olabilirdi. Ancak bir devletin yüksek menfaatlerini gözetip riskli adımlar atarken her şeyi hesaplaması gerekirdi. Türkiye bu uçağı düşürmeseydi katlanarak önüne gelecek olan zarar daha büyük olabilirdi” diyen Zaman yazarı ve FETO yalakası Mümtazer Türköne, hizaya ve insafa mı gelmişti, yoksa AKP hükümetini ve çok sevdikleri Cumhurreisini kışkırtıp karambole sürükleme hevesinde miydi?

Oysa Amerika ile Rusya Türkiye’nin ortak düşmanıydı; çünkü hem Amerika, hem de Rus uçakları Suriye PKK’sı olan YPG'nin önünü açmaktaydı!

Obama’nın olaya ilişkin ilk tepkisi çok çarpıcıydı: kendisine ilk sorulan soru, Rus uçağının düşürülmesi konusundaydı ve yüzünden mimik oynamadan, gayet kuru bir ses tonu, basit ve kesin bir dille şunları aktarmıştı: “Türkiye’nin kendisini savunma hakkı vardır.” Yani açıkça Türkiye’yi kışkırtmaktaydı. Peki Rusya Türkiye kapışsa NATO bize sahip çıkacak mıydı?

Ergün Diler yalakasının yalan palavraları aksine Suriye'de Ruslar bu kez de YPG’ye arka çıkmaya başlamıştı. İddialara göre Rus uçaklarının bombardımanına eş zamanlı olarak PKK'nın Suriye kolu PYD'nin silahlı gücü YPG'nin Fırat'ın batısına doğru ilerlemesi kolaylaşmıştı. Rus savaş uçaklarının, YPG güçlerinin Fırat'ın batısında ilerleme çabalarıyla eş zamanlı olarak terör örgütü DAEŞ'in kontrolünde bulunan Fırat'ın batısındaki Halep kırsalında yer alan bazı bölgelere hava saldırıları düzenlediği anlaşılmıştı. YPG'nin Rus savaş uçaklarının desteğiyle Fırat'ın batısında bulunan Cerablus kentine doğru ilerlemeye çalıştığı yazılıp konuşulmaktaydı. Bu arada aynı iddialara göre DAEŞ ve YPG güçleri arasında, YPG'nin kontrolünde bulunan Zor Magar köyünün batısında, Fırat nehrinin iki tarafında şiddetli çatışmalar yaşanmaktaydı. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile birlikte Moskova'da Rus lider Vladimir Putin'le görüşen Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius şaşırtan bir çıkış yapmıştı. Fabius, Fransa'nın Esad politikasında önemli bir değişikliğe gideceğini açıklamıştı. Fabius, "Suriye'de terör örgütü IŞİD'in ortadan kaldırılması için yürütülecek olası kara harekâtında Esad güçlerinin de kullanılabileceği görüşünü" ortaya atmıştı. BBC Türkçenin haberine göre, IŞİD'i imha etmek için sadece hava saldırılarının yeterli olmayacağını söyleyen Fabius, kara kuvvetlerine de ihtiyaç olacağını vurgulamıştı. Fabius, bu durumda IŞİD'le çarpışacak güçlerin Suriye muhalefet güçleriyle Sünni kuvvetlerin yanı sıra, pekâlâ hükümete bağlı güçler de olabileceğini ağzından kaçırmıştı. BBC muhabiri Hugh Schofield, bu açıklamanın Fransa açısından büyük bir değişime işaret ettiğini hatırlatmıştı.

MHP'nin tarih profesörü milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Rus uçağının düşürülmesinin ardından, dikkat çeken bir haritayı yeniden gündeme taşımıştı. "Suriye'de, ABD ile Rusya'nın Kürt devleti kurma yönünde anlaştığını bir yıl önce yazmış ve İngiliz arşivinden aldığım bir haritayı paylaşmıştım” diyen Halaçoğlu iktidarın vurdumduymazlığından yakınmıştı.

Velhasıl “Komşularımızla o kadar güzel ilişkiler kurulacak ki bu politikalar sonucu komşularla sıfır sorun yaşanacak” diye yola çıkan AKP şimdi “sıfır komşu” noktasına dayanıp kalmıştı.

Tahir Elçi’nin vurulma olayıyla ilgili görüntüler bize şu soruları hatırlatmıştı:

1- Olay sırasında, önceden hazırlanmış bir senaryo gereği, Tahir Elçi’yi görecek noktaya yerleştirilmiş bir keskin nişancı yoksa, korumaların veya militanların attığı kurşunlar “uzak” sayılmazdı. Bu “uzaktan atılan” kaydı neden ve neye göre saptanmıştı? Başbakan’ın açıklamasına göre Tahir Elçi’nin yakınında bulunan silah, polisimizi şehit eden teröristlere ait ise o takdirde yakından sıkılmış olması lazımdı.

2- Tahir Elçi’nin kafatasındaki mermi çekirdeği bulunmuş ve incelemeye alınmış mıydı? Veya niçin bulunamamıştı?

3- Saldırganlara sıkılan polis kurşunlarından birinin yanlışlıkla maktulün başına isabet etme ihtimali sıkça gündeme taşınmıştı, bu konu yeterince araştırılmış mıydı?

4- Tahir Elçi’nin ayakucundaki tabancanın sahibi ortaya çıkarılmış mıydı? “Bu silah polisimizi şehit eden teröristlere aittir” iddiaları ciddiyetle bağdaşır mıydı?

5- Polislerin ateş açtığı, ama peşine düşüp yakalayamadığı şahsın kimliğine ulaşılmış mıydı?

6- Görüntülerde tabancayı namlusundan tutup koşan kişi kim olmaktaydı?

7- Silah sesleri duyulunca Tahir Elçi ve ekibi niye koruma altına alınmak yerine başıboş bırakılmıştı? Bu panik havası doğal mıydı?

8- Takip edildiği anonsla bildirilen ve yolu beklenen şüpheli ticari aracın, zırhlı bir araçla ve çok temkinli olarak durdurulması gerekirken bir terörist değil de sanki yüksek devlet yetkilisini karşılar gibi bu denli dikkatsiz ve tedbirsiz yaklaşılması nasıl bir aymazlıktı?

9- Araba içindeki eylemciler, başka bir suçtan mı kaçmaktaydı, yoksa yeni bir olay için mi yani Tahir Elçi suikastını gerçekleştirmek üzere mi hazırlanmışlardı?

10- Terörist saldırıların yoğunlaştığı SUR ilçesinde kentsel dönüşüme geçileceği için konuşulan çok büyük rant çıkarlarından aslan payını kapmak isteyen çevrelerin PKK militanlarını kiralayarak kullanıp kışkırttığı konusuyla bu cinayetin bir bağlantısı var mıydı?

Elçi Ailesinin Gizemli Yanları!

Çıktığı bir televizyon programında “PKK bir terör örgütü değildir. PKK Kürt siyasi hareketinin silahlı kanadını temsil etmektedir!” anlamında laflar eden Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, aslında bu sözlerle kendi gizli kimliklerini ve gizemlerini deşifre etmişti. Yani Bağımsız Kürdistan’ın altyapısını ve geçiş hazırlığını oluşturacak demokratik özerklik fikrinin ve faaliyetlerinin beyin ekibi ve perde arkası takipçileri bizleriz. PKK ise bizim emrimizdeki silahlı çetemizdir”. “Türkiye’nin Barzanileri” olarak gösterilen; İsrail, ABD ve AB’deki karanlık mahfillerde sahiplenilen, dönme (Sabataist) oldukları bilinen bazı ailelerle kız alıp vermeleri dikkat çeken ve Barzaniler gibi “Kürtçülük davalarına ve küçük İsrail kurma sevdalarına İslamcılık kılıfı geçiren” bu kişileri kimler ve niye öldürtmek isterdi?

İşte ihtimaller:

A- PKK’nın üzerine yıkılsa, hatta bazı PKK’lı militanlar kullanılmış olsa da, kendi fikir babalarını ve akıl hocalarını katletmeleri pek akla-mantığa uygun düşmemektedir. Neymiş, Tahir Elçi, Özerk Kürdistan hedefine silahlı yöntemlerle değil de, barışçı girişimlerle erişmek istemekteymiş!?

B- Bu cinayeti CIA ve MOSSAD’ın yapması da mantıklı gelmemektedir. Zaten kendileriyle uyumlu bir elemanı niçin öldürmeye yeltensinlerdi?

C- Bu suikastı, iktidarın ve emrindeki istihbaratın yapması da makul görünmemektedir. Çünkü bu kendi başlarını boşuna ağrıtmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Üstelik hala diriltmeye ve yürütmeye çalıştıkları Çözüm Süreci için Tahir Elçi gibilere ihtiyaç duydukları kesindir.

D- O zaman; bu sinsi, tehlikeli ve etkili bölücü zihniyeti sindirmek ve meydana gelecek infialleri, daha ciddi ve gerekli müdahalelere gerekçeye tahvil etmek isteyen merkezler mi harekete geçmişti? Tahir Elçi’nin öldürülmesini, 12 Eylül öncesi katledilen Abdi İpekçi cinayetine benzetenler, neleri fark etmişti ve neyi kastetmişlerdi?

E- Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan merminin çekirdeğinin bir türlü bulunamaması neyin alametiydi? Elçi’nin vurulduğu bölgeye keşif için giden savcılar, iki avukat ve kriminal polislere roketatar ve otomatik silahlarla saldırı düzenleyenler kimlerdi, bunlar neleri gizleme gayretiydi?

Fetullahçı Hakan Şükür, Tahir Elçi'nin Diyarbakır'daki çatışmada hayatını kaybetmesiyle ilgili "Kirli plancıların Güneydoğu üzerine yeni bir hamlesi" çıkışması neyin nesiydi?

Diyarbakır'daki saldırıyla alakalı görüşlerini resmi sosyal medya hesabı Twitter'dan yapan Hakan Şükür: "Tahir Elçi'nin öldürülmesi ve o sırada 1 polisin şehit edilmesi kirli plancıların Güneydoğu üzerine yeni bir hamlesidir. Tahir Elçi'ye ve şehit polisimize Allah'tan rahmet dilerim. Rabbim yakınlarına sabırlar versin. (Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ı kastederek) Tahir Elçi'nin barış çağrılarını dün Dolmabahçe'de aynı masada oturanlar da dile getirmişti" sözleriyle ne demek istemişti?

Diyarbakır ve ilçelerindeki PKK yandaşı muhtarlar ‘Öcalan isterse hendek kazmayı bırakabiliriz!’ demekteydi. Şimdiye kadar, en azından çözüm sürecinde, Öcalan üç kritik meseleye müdahale etmiş ve KCK Öcalan’ı dinleyerek, isteği doğrultusunda hareket etmişti.

1- HDP’nin bir takım bahanelerle, meclisi terk ederek Diyarbakır merkezli bir siyaset yapma kararını İmralı kabul etmemiş, HDP’liler de Diyarbakır’dan Ankara’ya geri gelmişti.

2- Cezaevlerindeki açlık grevleri, bıçak kemiğe dayandığında, Öcalan’ın talimatıyla bitirilmişti.

3- Ve en son olarak, Duran Kalkan’ın ifadesiyle söyleyecek olursak ‘Erdoğan ve AK Parti’yi iktidardan düşürünceye kadar’ devam ettirilmesi düşünülen 6-8 Ekim olayları yine Öcalan’ın isteğiyle sona erdirilmişti.

Ama bütün bunlara rağmen, PKK, aslında Öcalan’ı en çok dinlemesi gereken meselede, yani silahlı mücadeleyi sona erdirme, HDP’nin rolünü ve misyonunu kabullenme, özetle silahlara veda etme dönemini başlatma isteğine görünürde evet demiş, ama tam tersine bir eyleme girişmişti” diyen Orhan Miroğlu’na sormak gerekirdi: Madem öyle Hükümetinizin hala Öcalan’ı Çözümün muhatabı ve Kürt hareketinin anahtarı görmesi gaflet miydi, dalalet miydi? PKK kurucularından Pilot Necati ve Apo’nun eşi Kesire Öcalan CIA güdümlü MİT’in emrindeydi. Necati CIA/MİT görevlisiydi. Kesire Öcalan’ın babası Ali Yıldırım MİT’le ilişkiliydi. Karısı ve yakın arkadaşı CIA-MİT elemanı olan Abdullah Öcalan da CIA’nın güdümündeydi.

Bu arada hatırlatalım Fetullah Gülen de CIA’nın hizmetindeydi. AKP ise ABD’nin bir projesiydi!? Peki o zaman bütün kavgalar neyin nesiydi? Hala anlamadınız mı, halkı avutup oyalama ve adım adım BOP’u uygulayıp Türkiye’yi parçalama stratejisiydi!

Sadece Rusya ve İran değil, İsrail de Suriye’ye el atmıştı!

İran ve Rusya'nın çeşitli operasyonlara imza attığı Suriye'de İsrail'in de bulunduğu belirtilmişti. İsrail Başbakanı Netanyahu, ülke çıkarlarını korumak için zaman zaman Suriye'de faaliyet gösterdiklerini söylemişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çıkarlarının zarar görmemesi ve kendilerine karşı bir cephe meydana getirilmemesi için Suriye'de zaman zaman faaliyet gösterdiklerini itiraf etmişti. İsrail radyosunun haberine göre, Netanyahu, Celile bölgesiyle ilgili Akka kentinde düzenlenen toplantıya gitmişti. Golan Tepeleri'nde İran'ın yeni bir cephe oluşturmasının engellendiğini belirten Netanyahu, "Aynı şekilde Suriye'den Lübnan'a ölümcül silahların nakledilmemesi için de çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. İsrail ordusu ve Suriye’deki Rus güçleri arasında yaşanabilecek olayların önüne geçmek üzere taraflar arasında bu konuda koordinasyonu sağlamış vaziyetteyiz” demişti.

Şimdi İsrail aslında ABD’nin en önemli partneri olduğuna göre, bu durumda otomatikman AKP ile İsrail de stratejik ittifak halinde miydi?

ABD’den İran’a petrol jesti!

Washington yönetimi, Suriye’de Rusya ile birlikte hareket eden İran ile 5+1 ülkeleri arasında 2013’te varılan anlaşma zamanındaki kadar petrol alımına izin vereceğini bildirmişti. ABD yönetimi, dünyada İran’dan petrol ve petrol ürünleri alımını azaltacak imkânlar oluşmasına rağmen Tahran ile 5+1 ülkeleri arasındaki anlaşma gereği böyle bir engelleme adımı atmayacağını ve İran’ın yapacağı petrol satışlarının seviyesinin aynı kalacağını söylemişti. Beyaz Saray, ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalanan İran’dan petrol alımı konusundaki başkanlık kararını ilan etmişti. Buna göre, Obama, kararında ilgili makamlar tarafından Kongre’ye sunulan raporu incelediğini, küresel ekonomik durum, belli ülkelerin artırdığı petrol üretimi, yedek kapasite seviyesi ve stratejik rezervleri göz önünde bulundurduğunu belirtmişti.

Velhasıl; ABD, AB ülkeleri, İsrail, İran, Rusya doğrudan ve dolaylı bir ittifak halindeydi. Ortak hedefleri İslam Alemi ve özellikle Türkiye idi. Türkiye’nin ise özellikle bu gafil zihniyetten kurtulması gerekirdi.

IŞİD'in başkent olarak ilan etmeyi planladığı yer Libya’nın SİRTE kentiydi.

Dünyanın korkulu rüyası haline getirilen terör örgütü IŞİD'in Libya'nın Akdeniz kenti Sirte'yi yeni başkenti ilan etmeyi planladığı bildirilmişti. Wall Street Journal'ın Libyalı istihbarat yetkililerine dayandırdığı haberde, IŞİD'in Sirte'deki varlığını 200'den 5.000 militana yükselttiği ve kentte 'petrol gelirlerini düzenleyip terör saldırıları planlayabileceği' bir üs kurduğu belirtilmişti. Sirte'deki IŞİD militanları arasında uluslararası 'yöneticilerin' ve 'finansçıların' da olduğu belirtilen haberde, kentin İtalya'ya yakınlığına da dikkat çekilmişti. Peki Libya’ya saldırıp otorite boşluğu oluşturan, yani dolaylı biçimde IŞİD’e sunan ABD, AB ve AKP değil miydi?

Ulusalcılarla yandaş medya kol kolaydı!

Tahir Elçi’yi aklama, hatta barış kahramanı yapma konusunda Aydınlık’la yandaş medyanın aynı gayret içinde olmaları bize şaşırtıcı gelmemişti. Akit TV, Ulusal Kanal yorumcularından E. General İsmail Hakkı Pekin’i bu maksatla konuk etmişti. Sözde Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin 4 Ekim'de Aydınlık Gazetesi'ne verdiği röportaj kendi isteği üzerine yayınlanmadığı söylenip ardından ölümü üzerine basmaya karar verilmişti. Güya Tahir Elçi, ölmeden önce verdiği röportajda PKK için "Halk savaşı diye ifade ettikleri durum, halka zarar verdi" demişti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Tahir Elçi cesur birisiydi, görüşlerini, düşüncelerini, doğrularını ifade eden birisi. Doğrularının peşinden koşan birisi. Vurulmadan önceki son açıklamasında olduğu gibi, operasyonlara, hendeğe hayır diyen, barışa evet diyen birisi” diyerek övgüler yağdırmıştı.

Bu arada Mardin'de, askeri servis otobüsünün geçişi sırasında terör örgütü PKK mensuplarınca yoldaki çöp kovasına yerleştirilen patlayıcı infilak ettirilmiş; saldırıda 1 asker şehit olurken, aralarında asker ve sivillerin bulunduğu 7 kişinin yaralandığı bildirilmişti. Artık Güneydoğu İllerimizde ve İlçelerimizde PKK korkusundan güvenlik güçleri bile zırhlı araçlarla dolaşabilmekteydi. Yani hükümet fiilen aciz ve çaresiz vaziyetteydi.

Eşkıya başı Remzi Kartal’a göre: PKK artık şehirlerde faaliyet yapacaktı!

Kongra-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, Türkiye'yi tehdit ederek, PKK terörünü kentlere indireceklerini söylemişti. RS FM'de Yavuz Oğhan'ın hazırlayıp sunduğu “bidebunudinle” programına katılan Kartal, "Devletin saldırgan aklı değişmedikçe, PKK'nın mücadelesi dağda da olacak, şehirde de, metropolde de. Devlet siyasal zemine geçerse biz de geri adım atarız. Birileri söyledi diye PKK geri çekilmeyecek, tam aksine mücadele alanını şehirlere kaydıracaktır" diyerek açıkçaTürkiye’yi tehdit etmekte, bu basiretsiz ve beceriksiz iktidar elinde ülkemizin hangi badirelere sürüklendiğini göstermekteydi!

 


Bu yazarin diger makaleleri

  SORU SORMAK VE SORUŞTURMAK HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR!          Bilgi edinmenin ve gerçeğe...
Devami
  AKP SAYESİNDE TÜRKİYE’NİN “BATI MERKEZLİ EKSENİ” KAYMAMIŞ, AMA ÇİVİSİ ÇIKMIŞTI!          Türkiye’nin AKP...
Devami
  MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN HİZMET VE İSTİKAMET ESASLARI          Sonsuz şükürler olsun ki...
Devami
İşte Aralık 2005 tarihli Milli Çözüm Dergisinde yayınlanan ve tüm...
Devami
  Başbakanlık eski Müstaşarı Yaşar Yazıcıoğlu: Türkiye CIA, MOSSAD ve...
Devami
ŞÜKÜR VE TEŞEKKÜR Çok arzu edilen ve özlemle gözlenen “Rabbani yaklaşım...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5519

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR