YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
666a15ca874d9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 7 5 9
Bugün : 761
Dün : 21150
Bu ay : 266055
Geçen ay : 757662
Toplam : 24540003
IP'niz : 100.28.2.72

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

“Allah için sevmek ve yine Allah için buğzetmek” yani insanları Allah’a teslimiyeti, istikameti ve onun dinine hizmeti nispetinde sevip sahiplenmek ve tabi; İslam’a tersliği, hak davaya hıyaneti, zalimleri desteklemesi ve kötü karakteri yüzünden zalim ve hainlerden nefret etmek, imanın hem temel icabı hem de en yüksek makamıdır. Bunun tam aksine; ibadet ve istikamet ehline ve din gayretlisi kimselere düşmanlık beslemek, zındık ve fasık kesimleri de hoş görüp desteklemek ise münafıklıktır. Mahşer dehşetinde Arşın gölgesinde huzur ve emniyet içinde şereflendirilecek 7 sınıf mü’minler içinde “Allah için sevenler ve Allah için buğzedenler” ilk sırada sayılmıştır.

Kimse bu dünyada sadık ve salih dosttan daha üstün bir teselli bulamamıştır. “Gerçek şu ki, Allah (cc) Âdem’i (insanı, kendi) sureti üzerine (ilahi sanat ve sıfatlarının tecellisi şeklinde) yaratmıştır” (Müslim-Ebu Hureyre’den) hadisi şerifi de hakiki ve halis mü’min dostların, sana Cenabı Hakkı hatırlatan ve ruhunu rahatlatan kimseler olduklarına işaret buyurmaktadır. Çünkü “Mü’min mü’minin aynasıdır” (Ebu Davut- Ebu Hureyre’den) Dost dosta bakınca, hem Allah’ın kendine lütfettiği güzellikleri ve iyi özellikleri görüp sevinç duyacak, hem de o aynada çirkin yönlerini görüp temizlemeye çalışacak ve eksikliklerini tamamlayacaktır. “Ruhlar farklı fıtrat ve sıfatlardan oluşan (manevi) askerler gibidir. Onlardan anlayış ve ahlak olarak (ezelde yakın olup) tanışanlar, (dünya hayatında da) hemen uzlaşıp anlaşırlar. (Tabiatları ve kanaatları zıt ve) aykırı olanlar ise, ihtilafa düşüp birbirinden uzaklaşırlar” (Müslim-Buhari) hadisi bu hakikati anlatmaktadır. Asla unutmayalım ki “Her kişi dostunun dini üzerindedir (yani yakın arkadaşının ahlaki değeri, kendisinin ayarını yansıtır).” (Ebu Davud – Tirmizi) Yeryüzünün bütün imkânları elimizde olsa ve onları harcasak yine de ülkenin çok farklı bölgelerindeki bu seçkin ve sıcak kardeşlerimizin kalplerini, aynı dava ve düşünce yolunda kaynaştıramazdık. (Bak: Enfal-63) Bu nedenle Ey, binde bir değil ancak milyonda bir rastlanan sadık dostlarım, dava arkadaşlarım, sevap ve sorumluluk ortaklarım!

Bizler birbirimizi Allah’ın çok özel ve önemli bir ihsanı ve ikramı olarak görüp, kadir kıymet bilmek durumundayız. Aksine nankörlük eder, birbirimizi hor ve hakir görürsek, Allah bizi yalnız ve yardımsız bırakır. Allah’a kavuşmak ve rızasını kazanmak üzere O’nun yolunda rahatından, malından ve canından fedakârlığı göze alarak yapılacak cihadı sürdürecek kadar DAVA’sı, her türlü haram ve haksızlıktan kendisini uzak tutacak kadar TAKVA’sı ve azgın şehvet arzularından ve ahlaksızlıktan sakındıracak kadar HAYA’sı bulunmayanlarla nasıl ülfet ve ünsiyet kurulacak, bunlarla nasıl arkadaşlık yapılacaktır?

İşte en zor zamanlarda, herkesin uzak kaldığı, etkin ve yetkin müşriklerin düşmanlık yaptığı bir ortamda Hz. Peygamber Aleyhisselama iman ve itaat ettikleri ve O’na ölünceye kadar sadakat gösterdikleri içindir ki Sahbe-i Kiram İslam’a katılım önceliklerine katkı derecelerine göre büyük rütbelere ulaşmışlar, kıyamete kadar hürmet ve muhabbetle anılmayı hak kazanmışlardır. Onların (ra) bir kısmının aşere-i mübeşşere (on müjdelenmiş zevat) gibi cennetlik olduklarını hadislerle bildirmekle, hatta muhacirin, Ensar ve Hudeybiye’deki Ehli Bıatur-Rıdvanın tamamının bağışlandığının ve Allah’ın rızasını kazandıklarını ayetlerle belirtmekle; hasbelkader işleyecekleri hatalar ve haksızlıklar ne olursa olsun; Resulullah’ın hatırına ve İslam’ın ilk bağlıları ve fedakârları olmalarına hürmet adına onlara saygısızlık etmemek için manevi bir sigorta kapsamına alınmışlardır.

Kur’an’dan Cenabı Hak: “Baba ve annelerin, erkek ve kız kardeşlerin, amca, hala, dayı, teyzelerin ve kendi evlerinin yanında “sadık dostların ve samimi arkadaşların” hanelerine (tabi onlar da evde bulunmak şartıyla) minnetsiz girilip sofralarına oturulabileceği” iznini vermek suretiyle, sadık dostları yakın akrabalar sınıfında saymıştır.

Dostluğun Adabı!

A- Onların başarısını kendi başarın, hatalarını ise kendi kusurların gibi görüp ona göre davranmak:

 Sadık arkadaşlar, bir motorun ayrı parçaları ve bir fabrikanın farklı makinaları konumundadır. Hepsi de birbirine muhtaçtır, üretimdeki başarı payları ortaktır. Bunlardan birinin bozulması veya görevini aksatması diğerlerinin de kazancını azaltacaktır. Öyle ise sadık dava arkadaşlarımızın başarılı çalışmalarına ve fedakârlıklarına sevinip desteklemek, hatalı ve tembel davranışlarına ise üzülüp telafi etmek lazımdır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz “iki dava kardeşinin misali iki el gibidir ki bunlar birbirini yıkayıp temize çıkarmakta (ve zor işte) birbirinin yardımına koşmaktadır” (İhya-i Ülum, c.4) hadisiyle bu durumu ne güzel anlatmaktadır. Bir insan hata yapan elini veya günaha batan gözünü hemen çıkarıp atamadığı gibi, ortak davalarına hıyanete kalkışmadıkça veya ahlaken yozlaşıp dostlarını sürekli istismara ve suiistimale yanaşmadıkça arkadaşlarını bırakmamalıdır. Ancak, bütün kolu ve vücudu kanserleşmekten korumak ve kurtarmak üzere, gerekirse kangrenleşen ve hiçbir tavsiye ve tedaviye olumlu yanıt vermeyen parmağın kesilip atılması da kaçınılmazdır.

Kendi hatalarında veya hayırlarında sana nasıl davranılmasını istiyorsan, diğer dostlarına öyle yaklaşmak da İslam’ın ve insanlığın icabıdır. Dostlarımızın ve üstatlarımızın uyarılarına hatta bazen kızıp azarlamalarına karşı, alınganlığa kapılmak yerine, bunların bizi olgunlaştırmak ve olumlu davranışlara alıştırmak için yapıldığını unutmamalıdır. Hatta “Tecrübeli dabak sevdiği deriyi döver” (yani bilgili deri ustası, en iyi ayakkabı ve çanta yapılacağına inandığı kaliteli deriyi daha çok dövüp ezerek olgunlaştırmaya gayret eder) atasözümüzü hatırlamalı ve rahatlamalıdır.

B- Gıyabında arkadaşlarına devamlı duacı olmak, karşılaştığında ise ikramda bulunmak:

“Kişinin, arkadaşlarının gıyabında yaptığı dua asla geri çevrilmez, onun aynısı da kendisi hakkında kabul edilir” (Tirmizi, Dare Kutni) hadisine uyarak sadık dostlarımızın maddi ve manevi refahı ve ortak hizmet ve hayırlarımızın başarıya ulaşması için sürekli duacı olmalıdır.

“…(Din ve dava kardeşlerine, kendileri tarafından) verilen (destek ve yardımlardan) dolayı, asla içlerinde bir ihtiyaç (ve kıskançlık arzusu) hissetmezler. (Hatta) kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç durumu) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunup (uzaklaşmışsa) işte asıl kurtuluşa erenler bu kimselerdir” (Haşr: 9) ayeti ise, hayrın en büyüğünün sadık dava arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak, hatta onları kendi rahatımızdan ve çıkarımızdan önde tutmak olduğunu haber buyurmaktadır. “Sevginiz ve samimiyetiniz artsın diye birbirinize hediye verin” (Beyhaki) hadisi de bu anlamdadır.

C- Hakta ve hayırda birbirine destekçi ve teşvikçi olmak:

Hakiki dostlar, birbirlerinin haklı ve hayırlı hizmetlerine destekçi ve teşvikçi olan, gevşek davrandıkları ve günaha kaydıkları durumda ise hemen onu uyaran ve kurtarmaya çalışan insanlardır. Hata yapar yapmaz hemen onları suçlayıp dışlamak ve sahip çıkmamak, hadisi şerife göre “Dostlarımızın aleyhine şeytana yardımcı olmaktır.” (Buhari-Ebu Hureyre’den) Dava kardeşlerimize yapacağımız en büyük iyilik ise onların hidayet ve istikamet üzere kalmalarını sağlamaktır. Çünkü:

“Bidat sahiplerine (ve Haktan sapıp Batıla kayan dalalet ekiplerine) karşı çıkıp İslam’ı savunan Müslümanların kalbi iman nuruyla ve emniyet huzuruyla doldurulacaktır. Allah böylesi mücahit ve müstakim kullarını en korkunç ortamlarda bile her türlü musibetlerden emin kılacaktır. Ama (İslam’a aykırı olan adetleri ve sistemleri yerleştirip yürüten) Bidat ehlini (ve Hak davadan sapan dalalet ekibini) övüp yücelten ve onları destekleyen kimseler ise Hz. Muhammed (sav) inen (Kur’an’ı ve İslam nizamını) hafife almış ve yıkmaya çalışmıştır” (Ebu Naim, Hilye’de-Harevi, İbni Ömer’den) hadisinin uyarılarına elbette kulak asmalıdır.

D- Dava arkadaşlarıyla hiçbir konuda mücadele ve münakaşaya tutuşmamak ve inatlaşmamak:

“Sakın din kardeşinle mücadele ve münakaşaya tutuşma! Onunla alay edip (kalbini kırma)! Ona, yerine getiremeyeceğin sözler verip boşuna umutlandırma!” (Tirmizi) hadisinin tavsiyelerine uygun davranmalıdır. Bir taraf lüzumsuz bir tartışma başlattığında diğeri hemen yatıştırmalıdır. Ve hele böyle ortamlarda diğer kardeşler bir tarafı destekleyip kızıştırmaktan kesinlikle sakınmalıdır. Kesinlikle, dostların arasını bozacak şekilde kovuculuk yapmak (birbirlerine laf taşımak) ise, Allah’ın lanetine müstahak olmaktır. (Bak: Ahmet b. Hambel)

Bu arada, arkadaşlar arasında fazilet yarışı ve üstünlük karşılaştırması yapmaktan da şiddetle sakınmalıdır. Çünkü herkesin yaradılış gayesi, kabiliyeti ve karakteri farklıdır; her birey kendi konumunda lazımdır.

E- Arkadaşların hatalarını hoş karşılamak ve özür dilerse onları bağışlamak:

Hadisi şerifte “Mü’min çabuk kızar, ama çabuk barışır” (Tirmizi – Ebu Said el Hudri’den) buyrulmaktadır. Dostlarımıza kin tutmak ve onlardan küsüp uzaklaşmak, şeytanın ve düşmanlarımızın işini kolaylaştırmaktır. Hz. İsa, Barnabas İncil’inde “Şeytanlar dava dostlarını namazdan, oruçtan, Hacdan ve sadaka dağıtmaktan alıkoymaya çalışmak yerine onları birbirine olan hürmet ve muhabbetten uzaklaştırmaya çalışacaktır. Çünkü Allah’ın (cc) tecellisi ve Hak davanın temsilcisi ve takipçisi olan sadık arkadaşlarından kopardığı insanlar zaten her türlü hayırdan mahrum bırakılmış, ağaçtan koparılan dal gibi kurumaya başlamıştır” buyurmaktadır. (Bak: sh.146) Asla unutmayalım ki, sadık arkadaşlarını, din ve dava dostlarını kaçıranların vicdan ayarları da bozulmaya başlayacaktır. Para cüzdanlarını yitirdiği zamanki tepki ve telaşlarını, vicdanlarını kaybettiklerinde göstermeyenler ise, gafletten dalalete doğru kaymaktadır.

Büyüklerimiz: “Göster arkadaşını, söyleyeyim ahlakını!” diyordu. Bu sözü şimdi: “Söyle danışmanını, diyeyim ayarını!” şeklinde de anlamak gerekiyordu. Bakınız Yiğit Bulut Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına atanıyordu. Bu kişi 1972 Keşan doğumluydu ve E. AP Edirne Milletvekili Mustafa Bulut’un oğluydu. Malum Doğramacı’nın Bilkent’ini bitiriyor, Sorbonne üniversitesinde ihtisas yapıyordu, Kanal-D spikeri Şule Zeybek’ten (E. MHP’li Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in kızı, Aydın Doğan’ın bacanağı) 2010’da boşanıyordu. Yüksel Şengül’le yaptığı bir röportajda eski karısı Şule Zeybek; “öyle sırlarını, açıklarını ve ayıplarını açıklarım ki sığınacak dalı, sokağa çıkacak mecali kalmaz!” cinsinden tehditler savuruyordu. Demek ki Yiğit Bulut’un ne kahramanlıklarını (!) biliyordu…

Bir ara koyu ulusalcı ve AKP karşıtı olarak Ergenekoncuların hararetli savunucusuydu. TSK mensuplarına ve aydınlara yönelik operasyonlara şiddetle karşı çıkıyor ve kınıyordu. Ama ne olduysa bir gecede ıslah ve irşat oluyor, cıvık ve yılışık bir Erdoğan hayranı olarak sabahlıyordu. “Böyle giderse seni de içeri alacaklar, vazgeçersen önemli imkân ve makamlara taşıyacaklar!” teklif ve tehdidinin hidayet bulmasında çok etkili olduğu söyleniyordu. Gerçekten dönüş yaptıktan sonra şöhret basamaklarını hızla tırmanıyor, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine bile atanıyor, yetmez Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına getiriliyordu. Önceleri “AB’ye girmeyi vatan hainliği” sayarken, şimdi AB aşığı sn. Recep Bey’in kerametlerini saya saya bitiremiyordu. Ara sıra “AB bizi almaz ve sürekli oyalarsa, biz de ABD ve Rusya güdümlü bir Ortadoğu Ortak Pazarına kayarız!” gibisinden ve “yılandan kaçarken çıyanın tuzağına yakalanmak” cinsinden laflar ediyor, ama aldığı yüksek kapitalist eğitimin ve genlerine işlemiş geleneğin etkisiyle “Faizsiz Düzen’den ve İslam Birliğinden” hiç söz edemiyordu. Erbakan’ın projelerine bir türlü akıl erdiremiyor ve içine sindiremiyordu. İşte Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ı böylesi akıldaneler bilgilendirip yönlendiriyordu. Evet yakın arkadaşları ve danışmanları, kişilerin ayarını ve ahlakını yansıtıyordu. 

ŞİİR

Nice yiğit var ki; zoru, görünce yitik olur

Dalkavuka danışanın, işleri bitik olur

Buluta güvenme; yolun, yönün kaybolur birden

Ayyaşı müsteşar tutsan, senkinden etik olur!

 

Kimileri; İslam Nizamının ve Kur’ani kuralların sadece edebiyatını ve lafta taraftarlığını yapıp, ama fiiliyatta faizci, zina serbestçisi ve Avrupa Birlikçi AKP iktidarına ve pansuman programlarına razı olup alkış tutarken…

Kimileri; Allah’ın varlığını, kudret ve rahmet eserleri olan harika yaratıklarını bilimsel belgelerle konuşup durmayı, “ittihadı İslam” gibi içeriği, projesi ve pratiği belli olmayan sloganik sohbetler yapmayı yeterli sayıp ve sanki “hiç İslam ahkâmı ve Kur’an’ın şeriat nizamı” yokmuş veya haşa lüzumsuzmuş gibi sürekli “İslam ahlakından” dem vurmayı marifet sanıp toplumu kuru avuntularla oyalarken… Hatta genelev kadını kıyafetli kediciklerinin karşısında, İslam fıkhı ve kaynakları konusundaki koyu cehaletine rağmen; çoğu yerini anlamadığı, aktarım ve basım hatalarının bile farkına varmadığı Ali Bulaç mealiyle müçtehitlik taslayarak, başta muhterem dört mezhep imamımızın içtihatlarını ve ümmetin 1400 yıllık icmasını “Ortadoks kafalı hurafeci ve gerici yobazlar…”diye horlayacak kadar küstahlaşan… Müslüman Türk halkını kastederek: “Bunlar çok kalitesiz ve kabiliyetsiz oldukları için Avrupalılar içlerine almıyor, çünkü onlar çok kaliteli bir hayat yaşıyor. Hatta bazıları çok meymenetsiz ve kıcık tipli olduğu için Amerika vize vermiyor!” diyerek, Kur’an’ın necis=pislik saydığı (Tevbe: 28) teslisci müşriklere hayranlığını, mü’minlere ise, genlerinden kaynaklı gizli düşmanlığını kusan… Ama “Cumhurbaşkanı Tayyip Hocasına övgüler” yağdıran, Mehdi müsveddeleri medeniyet öncülüğüne soyunurken…

Kimileri; Siyonist Yahudi şebekesinin (yani Deccalizm taifesinin) ekonomik, siyasi ve kültürel dünya hakimiyetine hizmet edecek ve uyum sergileyecek bir “Ilımlı İslam” safsatasıyla imanın özünü çürütüp, yeryüzünde Kur’an’ın Hak ve adalet esaslarını hâkim kılma şuurunu körletirken…

Kimileri de, Adil Düzeni ve Milli Görüş medeniyetini benimseyip destekleseler de bunların hangi kural ve kurumlardan meydana geldiğini, hangi yöntem ve yetkilerle yürütüleceğini, zalim dünya düzenin nasıl devrilip düzeltileceğini maalesef bilmezken, merak etmezken; hatta bu yönde bir ümit bile beslemezken…

Siz ey imani ve İslami gerçekler, insani ve vicdani gerekler, ilmi ve akli belgelerle: hakkın ve hayrın hâkimiyetine kilitlenmiş; sadece Allah’ın rızası, ahiret hazırlığı ve insanlığın huzur ve hatırı için bu hizmet ve hedefe gönül vermiş dünya ve ahiret kardeşlerim… Sizleri şefkatle saygıyla selamlıyor, hasret ve hayranlıkla kucaklıyorum!

  

DOSTLARA SELAM!

 

Selam olsun mümin, metin canlara

Umut aşılayın, hep vicdanlara

Değişmem taşınız, tüm mercanlara

Sevincim övüncüm, göz nurum dostlar!

 

Allah’ın lütfudur, sadık yaranım

Akrabadan evla, tutar Kur’an’ım

Darlıkta koşanım, yaram saranım

Gönül ferahımdır, huzurum dostlar!

 

Umut gıdamızdır, kutlu sevdamız

Yolumuz Dostadır, Hak’tır davamız

Derdimiz Mevla’dır, ortak duamız

 Vakta ki açıktır, şuurum dostlar!

 

Müslüman doğrudur, dobradır merttir

O hıyanet bilmez, açıktır nettir

Hocanız şefkatli, velakin serttir

Gayrı bağışlayın, kusurum dostlar!

 

Hidayet olmazsa, değil haddimiz

Çalışın nur ile, dolsun kabrimiz

İnşallah bahşeder, Yüce Rabbimiz

Benden ön cennete, buyurun dostlar!

 

Hakkın tecellisi, sizde örülür

Aynam gibisiniz, aynım görülür

Bir gün ömür biter, defter dürülür

Durmayın gerçeği, duyurun dostlar!

 

Hakkız helal edin, duaya muhtaç

Bu kardeşinize, sevginiz ilaç

Karnımız doyar da, kalplerimiz aç

Kalması en büyük, sorunum dostlar!

 

Ey Resul yolumuz, Senin izindir

Erbakan Hocamız, ki varisindir

Hak hakim olunca, şeref sizindir

Aziz kardeşlerim, onurum dostlar!

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Ömer ÇAĞIL

Ömer ÇAĞIL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
4 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Ufuk EFE

Değerli Halis Akbal Kardeşim
Samimi tenkit ve tesbitleriniz için önce sizi tebrik ve teşekkür ediyorum. Gerçeği bulmakta yardımcı olmak umuduyla, adresinizi verirseniz size birkaç kitap göndermek istiyorum. Aramak ve araştırmak bizden, hidayet buyurmak ise Rabbimizdendir.
Selam ve sevgilerimle…

[i][b]Ufuk EFE
0533 632 04 26
uefe@millicozum.com[/b][/i]

Ahmet Ortanca

Sadakat ve sevdanın öğretmenine
Milli Çözüm, Milli Görüş’ün hikmet dilidir!
Milli Çözüm,Milli Görüş’ün billurlaşmış şeklidir!
Milli Çözüm,Hakikat Davasının,kapısında kıtmirliği en büyük şeref ve şan bilmektir!
Milli Çözüm,illede resmiyet ve etiketle değil, aşk ve sadakatla -Hakka- hizmet bilgeliğidir!
Milli Çözüm 7 milyar insanlığın derdini çeken, -asrın dertlisi-nin derdiyle dertlenmektir!
Hasta annesine bir lokma ekmek götürebilmek için ekmek arabasının arkasında yalın ayak dakikalarca koşan çocuğun acısını yüreğinin en derininde hisseden Milli Görüş’ün Aziz Lideri’nin hissettiğini hissetmektir!
Milli Çözüm,-şeytanın yeryüzünde kurduğu en büyük şaheseri-olan -‘siyonist sırtlanlığı’nı doğru tanımak ve tarihin bu en büyük -şeytanlık saltanatı-na meydan okumaktır!Ve bu meydan okumayı kuru bir yiğitlikle değil;şeytanizmin tüm siyasi ekonomik ve teknolojik sistemlerini boşa çıkartacak; ilmi, insani ve teknolojik hamleler hazırlayan,asırların selam durduğu Aziz ERBAKAN HOCA’nın hazırlayıp müjdelediği ve zaten asırlar öncesinden -Kainatın Efendisi(sav)nin muştuladığı -Hakikat Davası-nın hakimiyetine iman etmektir!
Milli Çözüm, siyonist şeytanların küresel çapta kurdukları kirli kumpasları başlarına geçirecek ve tüm dünya mazlumlarının gözyaşlarını silecek adresin milli görüş olduğunu farkına ,idrakine ve inancına varmak tır!
Milli Çözüm karşılık beklemeden ALLAH için vermek, sevmek ve sevdalanmaktır!
Milli Çözüm, nefs ve çıkarı için değil, ALLAH için buğz ve düşmanlıktır!
Milli Çözüm ,İslâm kardeşliğinin, ideal birlikteliğinin günümüzdeki en güzel yansımalarındandır!!!…
..Ey, Milli Görüş hakikatini ve yukarıda saydığımız tüm değerleri kendi vesilesi ile tanıdığımız!..
Ey, bu yüce ve asil davayı başkaları gibi bizim de, bir kısım kimselerin dünyalık dertler için koşturdukları- siyasi çabaları- olarak gördüğümüz derekesinden ;tüm insanlığın kurtuluş davası ve İslâm dininin yüce amaçlarını hedeflenmiş -Hakikat Sevdası-olduğu gerçeğini idrak seviyesine yükselmeyi öğreten!..
Ey, tüm öğrettiklerini,tam bir teslimiyet,sadakat,samimiyet,cesaret,feragat ve fedakarlıkla, en güzel şekliyle yaşadığına şahit olduğumuz!..
Ey,yüce davasında her türlü horlamaya, dışlanmaya,hakarete, iftiraya ve hiyanete rağmen davasından, zerre dur olmadan canıyla başıyla hizmet ettiğine -Hakkal yakin- şahit olduğumuz!..
Ey,davası-sevdası uğrunda gecelerini gündüz eden;sevdası uğruna bütün varlığını:Malını, imkanını,sevdiklerini…ve canını bin kez feda edeceğine bin kez şahit olduğumuz!..
Ey,tahkiki imanın kalesi ‘İnsan-ı Kâmil olan Aziz Erbakan Hocamızın hakikatını kendisi aracılığıyla tanıdığımız İnsan-ı Kâmil!..
Ey, O’na talebe ve taraftar olmayı,cihan çapında bu davanın kıtmiri olmayı dünyalara lider olmaya tercih ettiğini ve edeceğini aynıyla gördüğümüz, bildiğimiz -Bilge İnsan-iyi müslüman!..
Seni saygıyla selamlıyoruz!.. Öğretmensiz ve öndersiz kalan Milli Görüş camiası ve insanlığın O kutlu Öğretmenin en sadık,en sağlam , en cesur..ve en bilge bir takipçisi ve talebesi olduğunu görüp bildiğimiz kutlu kişi;ögretmenliğinize,önderliğinize hem Milli Görüşçüler in hem de insanlığın ihtiyacı olduğu gerçeğini samimiyetle itiraf ediyoruz!..en derin saygı ve muhabbetlerimizi arz ederiz!…

Âkil Çelebi

İNSAN-I KÂMİL ve ÂŞIK-I SÂDIK OLMAYA LAZIM OLAN İRFÂN İMİŞ …
İNSAN-I KÂMİL ve ÂŞIK-I SÂDIK OLMAYA LAZIM OLAN İRFÂN İMİŞ …

Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak,
Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak.

Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir katre imiş ancak.

Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem,
Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.

Bu zevki yeler herkes bulmaz veli her nâkes
Eren anâ Âdemde bir fırka imiş ancak.

Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir damla imiş ancak.

Hakk ilmine bu âlem bir sayfa imiş ancak,
Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak.

Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem,
Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.

Veli! Her alçak bu zevki istese de bulmaz
Eren anâ Âdemde bir fırka imiş ancak.

Niyaz-ı Mısrî

SELAM OLSUN ! … RASULULLÂH (S.A.V.) EFENDİMİZİN MÜJDESİ OLAN O FIRKAYA…

YÂRABBÎ ! .. ANLADIM Kİ ;

İNSAN-I KÂMİL ve ÂŞIK-I SÂDIK OLMAYA LÂZIM OLAN İRFÂN İMİŞ ;

YARABBÎ !…

İSTEMEM ARTIK SENDEN “SÂDIK”LIK …

ANLADIM Kİ BU BENİ KÂT BE KAT AŞÂR İMİŞ …

DERLER Kİ “RIZ” MAKAMI DİYE BİR YER VARDIR ;

Kİ ; KULUNA EN YAKIŞÂN İMİŞ…

ONA DA LÂZIM OLAN; EZEL SIRRI “İSTİDÂT İMİŞ…

“KITMÎR”LİK DERLERMİŞ ADINA Kİ ; O DA BİR “MAKÂM” İMİŞ …

BELKİ DE BU; MAYAMIZA VE FITRATIMIZA EN UYÂN İMİŞ …

ÇÜN BUNCA BELÂDAN SONRA USLANMAYAN DELİ GÖNÜL …

“RIZ”YI BİLMEZ DE ; HÂL SENDEN İSTER İMİŞ …

KOPASICA DİLİ SUSSA DA ŞU BEDENİMİN ;

KALBİM HEM USLANMAZ, HEM SUSMAZ İMİŞ ;

“NE OLUR EY RABBİM! …

SULTANIMIN HATIRINA!…

BU TOPAL KELB KULUNU, HİÇ DEĞİLSE “KITMÎR”LİK İLE ŞEREFLENDİR..

VE HEM DÜNYADA ,HEM DE AHİRETTE “SÂDIK” KULLARINLA HAŞR EYLE …

ÇÜN İNSAN-I KÂMİL ve ÂŞIK-I SÂDIK OLMAYA LÂZIM OLAN İRFÂN İMİŞ ;

AMMA VELÂKİN; “KITMÎR”LİK DAHÎ EN ŞEREFLİ BİR MAKÂM İMİŞ

halis akbal

milli görüş
EFENDİM MİLLİ GÖRÜŞ OLARAK İSLAM BİRLİĞİ DİYORUZ .FAKAT DAHA MİLLİ GÖRÜŞ TE BİRLİK YOK.OĞUZHANCILAR,ELAZİZCİLER,MİLLİ ÇÖZÜMCÜLER,ERBAKANCILAR,RECAİCİLER… DİYE AYRIRT EDİLİYOR.CEMAATLER KUYTULCULAR,GÜLENCİLER,NURCULAR,İSMAİLAĞACILAR,COŞANCILAR…DİYE DİYE TOPLUM TARAF OLUYOR.BENDENİZ BİR LİSE ÖĞRENCİSİ OLARAK SİZE HANGİ GÖRÜŞÜ HANGİ MİLLİ GÖRÜŞÜ BENİMSEMEM GERKTİĞİNİ SORMAK İSTİYORUM.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
4
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx