YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661b0ad9aa180
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 1743
Dün : 26764
Bu ay : 300329
Geçen ay : 453014
Toplam : 23079293
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

HAYAT, İMAN VE CİHAT’TIR; VE İÇTİHAT LAZIMDIR!

      

Evet, daha mükemmele ancak mücadele ile ulaşılır. Daha uygun ve onurlu bir hayat, ancak inanarak ve yorularak başarılır. Cihat; her yönden daha iyiye ve daha güzele kavuşmak, kötülük ve çirkinlikleri aşmak için yapılan sistemli ve samimi çalışmalardır. Bir gün, Hz. Cibril’in insan suretinde Efendimize gelip:

1. İman nedir?

2. İslam nedir?

3. İhsan nedir? diye sorması bu konuya açıklık kazandırmaktadır. Çünkü Müslümanlık bu üç temel esastan oluşmaktadır.

İman; Kur’ani gerçekleri anlamak ve inanmak,

İslam; inandığı gerçekleri, emir ve yasak ölçüleri ile hayatına uygulamak,

İhsan ise; düşünce ve davranışlarında devamlı Allah’ın huzurunda bulunma duygusunun verdiği bir ihlas olgunluğuna kavuşmak, nefsi ve zahiri (maddi ve manevi) cihat şuuruyla yaşamaktır.

Bu üç esas, “İlim-İbadet ve Cihat” olarak da ele alınabilir. Çünkü inanılması gereken şeyleri önce öğrenmek gerekir ki bu da ancak ilimle mümkündür. Helâl-Haram düşüncesi, Emir-Nehiy ölçüleri içinde yaşamak ise ibadet ve ahlâk konusudur. Bir yandan riya, kibir, haset, hıyanet, benlik, bencillik ve beleşçilik gibi nefsi duygular ve şeytani arzularla, bir yandan da haksızlık ve ahlâksızlık temeline dayanan bozuk ve barbar düşüncelerle mücadele etmek ise cihat şuurudur.

Geçmişte ilmi hizmetler MEDRESE’ler şeklinde, ibadet ve ahlâki faaliyetler TEKKE’ler şeklinde, cihat hazırlık ve hareketleri ise KIŞLA’lar şeklinde kurumlaşmıştı. Yani “Medrese, Tekke ve Kışla” üçlüsü Müslümanın bütün hayatını kuşatmıştı.

Günümüzde de İslam’ı öğrenme gayretleri ve ilim faaliyetleri kısmen medreseler ve Kur’an kursları yanında genellikle çeşitli okullar şeklinde giderek sistemleşmekte ve geliştirilmektedir. Birçok dergi, gazete ve kitaplar (hatta bir zamanlar teyp ve video kasetleri ile CD’ler), seminer, konferans ve paneller yoluyla İslami şuurlandırma işleri yürütülmektedir. İbadetlerin, İslami edep ve âdetleri yaparak ve yaşayarak öğrenildiği mekânlar ise günümüzde çeşitli tarikatlar ve meşrepler şeklinde varlığını sürdürmektedir. Evrensel hukuk nizamını kurmak ve korumak için yapılan cihat hizmetleri ise günümüzde ilmi ve insani dernek ve vakıflar ile siyasi partiler gibi çeşitli teşkilatlar bünyesinde yapılagelmektedir. Bir dönem ise; Afganistan, Bosna, Kosova ve Çeçenistan gibi dünyanın pek çok yerinde ise fiili ve silahlı cihat devam etmiştir.

İslam’ı öğrenmeye gayret etmeyen bir kimse, İslam’ı önemsemiyor demektir. Oysa insan ilgi ve ihtiyaç duyduğu ve kıymet verdiği şeyi öğrenmeye yönelecektir. Ne dünyaya ne de ahirete yaramayan gereksiz ve geçersiz şeyleri merak eden, ezberleyen, örneğin; futbol kültürü gayet gelişen nice Müslüman tanırız ki Allah’ın sıfatlarını sayamaz, namazın şartlarını anlatamaz, bir Fatiha’yı bile doğru okuyamaz. Ve hele cihadın (siyasi ve sosyal sorumluluklarının) anlamına ve amacına ilgi bile duyamaz… Pek çok Müslümanın da öğrendiklerini tatbikata koymadığını, hatta bildiklerinin tam tersini yaptığını hayretle görüyoruz!.. Yani ilmi var, ameli yoktur. Bilgisi var, bereketi yoktur. Nice Müslümanın da Kur’an’ın ibadet ve ahlâk esaslarını yaptığına, yani şahsi hayatında İslam’ı yaşadığına, ama adaleti hâkim kılmak ve hürriyet ve huzur ortamını birlikte hazırlamak gibi bir gayesi ve gayreti bulunmadığına şahit oluyoruz!..

Halbuki: “Asra yemin olsun ki; insan hüsran içindedir… Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, Hakkı tavsiye edenler, sabrı tavsiye edenler hariç”[1] ayetleri hüsrandan kurtulmanın ve imtihanı kazanmanın dört temel şartını öğretmektedir. Asr Suresi: İman eden, salih amel işleyen, Hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye eden dört ayrı zümrenin değil, bu dört vasfı birlikte üzerinde taşıyan kimselerin kurtulabileceğini haber vermektedir.

Yani, kişi önce eksiksiz ve şüphesiz Kur’ani hüküm ve haberlere iman edecek… Bu iman, tabiatıyla onu ibadete ve her işte istikamete yöneltecek… İman ve amelle beraber inandığı gerçekleri başkalarına da anlatıp tebliğ edecek, Hakkı hâkim kılmaya gayret gösterecek… Ve bu gayret ve hizmetlerinden dolayı uğradığı çeşitli sıkıntı ve zorluklara hem kendisi katlanacak, hem de çevresine sabır ve metaneti tavsiye edecek, ümit verecektir. Yine konumuzun başına dönelim: Hz. Cibril-i Emin, Efendimize 3 şey sormuştu. İman, İslam ve İhsan… İşte Asr Suresi de bu gerçeğin başka bir izahıdır. Evet kurtuluşun adayları: 1- İman edenler, 2- Salih amel işleyip İslam’ı hayatına tatbik edenler, 3- İhsan mertebesinde Hakkı hâkim kılmaya ve bu uğurdaki zorluklara katlanmaya gayret edenlerdir.

İlim ve öğrenme talebinden, tasavvuf terbiyesinden ve cihat gayretinden nasipsiz insanlar elbette hüsran içindedir. Ve onlara yazıktır!.. Çünkü, ilimsiz, ibadetsiz ve gayretsiz hiç kimse yaratılış gayesine ulaşamayacak ve kulluk imtihanını kazanamayacaktır… İman, ilim ve ibadetten oluştuğu için: “Hayat; ilim, ibadet ve cihattır” gerçeği “Hayat; iman ve cihattır” şeklinde kısaltılmıştır. Evet, “Hayat; iman ve cihattır”… Cihatsız hayat, memattır (ölümdür). Cihatsız insanlar meyyiti müteharrike (yürüyen cenazeler)den farksızdır… Gayesiz ve gayretsiz insan sadece et ve kemik yığınıdır… Davasız ve duygusuz insan… Dertsiz ve düşüncesiz insan… İnsanlığın yüz karasıdır. Zulümden nefret etmeyen, mazluma merhamet etmeyen, din için gayret etmeyen ve haksızlıklara karşı direnmeyen, hatta doğruları konuşmaya bile cesaret edemeyen kimseler; gerçek ve olgun insan olamazsa, ya mazluma zahmet edenler, ya zalime destek verenler, ya insanların haklarını çiğneyenler bilmem ki ne sayılacaktır?

Evet, imanı bir tohuma benzetirsek; salih ameller ondan çıkan ağaç, güzel ahlâk bunun dalları, cihat ise bu ağacın meyveleridir. Amele dönüşmeyen, kişinin hayatını ve ahlâkını değiştirmeyen bir iman filizlenme kabiliyetini yitirmiş çürük bir tohum gibidir. Şayet bir ağaç dal budak saldığı halde meyve vermiyorsa, o takdirde ağaç yabanidir, aşılanması gerekir… İşte cihadı, yani Hak ve hayır yolunda bir çabası ve katkısı olmayan bir Müslüman da böyle meyvesiz ve meymenetsiz ağaç misalidir. Cihadın nasıl yapılacağını ise bizzat Kur’an öğretmektedir. Ayetlerden anlıyoruz ki, dış düşmanlara karşı askeri cihat, ülke içindeki haksızlıklara karşı ise, fikri ve siyasi cihat gereklidir. Kur’ani kıssalar, önemini ve özelliğini asla yitirmeyen, herkese ve her zaman gereken ibret ve hikmet dersleridir.

Bakara Suresi 246-251. ayetlerinde anlatılan ve sonunda; “Bunlar, (basit hikayeler değil) Allah’ın ayetleridir ki, bunları Sana Hakk (ve ibret) olarak okuyoruz (vahyedip öğretiyoruz). Elbette Sen bu (gerçekleri öğretmekle görevli) elçilerdensin”[2] ayetiyle son bulan Talut’la Calut olayı da; cihat, cemaat ve itaatle ilgili hem çok önemli kurum ve kuralları tanıtması hem de cihat ibadeti ve imtihanı karşısında Müslümanların genel tavrını ve insan psikolojisini ortaya koyması bakımından pek anlamlıdır ve sık sık dikkatle okumalıdır…

“(Ey Nebim!) Görmedin mi; (Hz.) Musa’dan sonra (Mısır’dan çıkarılan ve ıssız, verimsiz çöllerde esir hayatı yaşamaya mecbur bırakılan) İsrailoğullarının ileri gelenleri peygamberlerine gidip: ‘Bize bir komutan-melik tayin et ki; (onun emrinde) Allah yolunda (cihat edip) çarpışalım’ demişlerdi. (O zat kendilerine şunu) Söyledi: ‘Ya size kıtal=cihat farz kılınır da, sonra sözünüzden döner ve çarpışmaktan=cihattan kaçarsanız (büyük bir günah yüklenmiş olursunuz. Gerçekten hürriyet ve selamete kavuşmak için cihat etmek mi istiyorsunuz, yoksa kuru kahramanlık mı taslıyorsunuz?’. Onlar ise cevaben:) ‘Bizler niçin Allah yolunda çarpışmayalım (ve niçin cihattan kaçalım) ki; yurtlarımızdan, (yuvalarımızdan zorla) çıkarılıp ve çoluk çocuğumuzdan ayrılıp (buralara sürülmüşken… Böyle esir ve zelil yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz)’ dediler… Fakat (ne yazık ki) kendilerine (zulümle ve zalimlerle) çarpışma (ve cihat izni) yazılıverilince içlerinden pek azı hariç, çoğu (cihattan ve sorumluluktan) yüz çevirip (ayrıldılar.) [Tefsirlerin rakamına göre yirmi bin kişiden on beş bini caydı, ancak beş bini kaldı.] Allah (zaten) zalimleri bilir. (Ve böyle imtihanlarla herkese de gösterir.)”[3]

“Peygamberleri (sözünde sadık kalanlara) dedi ki: ‘Allah (CC) Talut’u size Melik (cihad emiri ve yönetici) olarak tayin etti. (Haydi artık ona biat ve itaat edin.)’ Bunun üzerine bazıları: ‘O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Ki bizler liderliğe ondan daha layıkız. Halbuki ona geniş servet ve mal da verilmemiştir’ diyerek (itiraz ettiler… Cihad sorumluluğundan kaçmak için komutanda kusurlar aramaya, nefsaniyet ve enaniyet yüzünden ortalığı bulandırmaya başladılar… O beş bin kişinin de üç bin kadarı böylece ayrıldı ve ayıklandı. Geride sadece iki bin kişi kadar kaldı. Ve peygamberleri onlara) şunları söyledi: ‘(Neden nefsinize uyup bu komutana itaatten kaçıyorsunuz?) Halbuki Allah (C.C) onu sizin üzerinize seçti (ve başınıza gelmesini takdir etti), onun ilmini ve kuvvetini arttırdı. (Bir cihad emirine ve devleti yönetenlere gereken sıfatlar da bunlardır.) Allah mülkünü dilediğine verir. Allah’ın (lütfu) geniştir ve her şeyi hakkıyla Bilendir… (Bu komutana itaatsizliğiniz, aslında Allah’ın takdirine ve taksimine itirazınız ve itimatsızlığınız yüzündendir.’)”[4]

“(Ve nihayet) Talut (geri kalan az sayıdaki) askeriyle (şehirden) ayrılınca (onlara) dedi ki; ‘(size güvenebilmem için) Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. (Karşıya geçinceye kadar) Kim bu sudan içerse benden değildir. Ancak sadece eliyle birkaç avuç almak hariç, eğilip doya doya içmeyenler bendendir.’

(Böylece kimlerin ne derece itaat edip etmeyeceklerini denemek ve öğrenmek istedi. Ama maalesef) İçlerinden pek azı hariç hepsi o sudan içtiler. (Bu nasıl komutan ki Allah’ın akıttığı bedava suyu bile bize çok görüyor. Buna itaat edilmez dediler ve o iki bin kişiden bini daha ayrıldı, geride sadece bin kişi kaldı.)

(Anlaşılıyor ki insanların çok önemli bir kısmı korkaklık, tembellik, rahatına ve menfaatine düşkünlük gibi sebeplerle daha başından cihat davetine uymamışlar, diğer bir kısmı cihada taraftar görünmüş ama iş ciddiye binince komutanı beğenmeyerek safa katılmamışlar. Geri kalanın bir bölümü de cihat emrinin talimat ve tatbikatlarına itiraz ederek ordudan ayrılmışlardır.)

Nihayet Talut ve kendisiyle (her halde) beraber olan (sadık)lar ırmağı geçince (komutanı dinlemeyip sudan kana kana içenler) dediler ki: ‘Bugün, (düşmanımız olan) Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur. (Sayı ve silah bakımından bizden kat kat üstün olan bir orduyla savaşa kalkmak açıkça intihar olur) Dediler…’ (Böylece bin kişiden dokuz yüzü ayrıldı, sadece yüz kişi kaldılar.)

Allah’ın (rahmetine ve nusretine) kavuşacaklarına kesin iman edenler ise şöyle dediler: “Nice az topluluklar, Allah’ın izni ve inayetiyle pek çok kalabalıklara galip ve üstün gelmiştir. Allah (kalabalıklarla, güçlü olanlarla değil, Hak yolda ve cihat davasında) sabredenlerle beraberdir.”[5]

Onlar(dan iman erleri) Calut ve askerlerine karşı çıkarken de şunları söylediler: “Rabbimiz, (cihattan kaçmamak, ordudan ve itaatten ayrılmamak için) üzerimize sabır ve metanet yağdır… Ayaklarımızı (hizmet ve istikamet üzerinde sabit ve) sağlam tut ve (Senin Hakk dinini ve adalet düzenini) inkâr eden topluluklara karşı bize yardım et…”[6]

“Derken Allah’ın izni ve inayetiyle onları hezimete uğrattılar… (Henüz peygamber olmamış bulunan ve genç bir subay olarak orduya katılan Hz. Davud, düşman tarafın henüz bilmedikleri ve şaşkınlıkla izleyip panikledikleri, yeni bir teknolojik silah hükmündeki attığı sapan taşıyla, zırhlar içinde ve fil üzerinde gururla meydan okuyan kâfir komutanı Calut’un gözlerini kör edip, beynini akıtarak öldürünce; başsız kalan düşman birlikleri dağıldılar ve bozulup kaçtılar; böylece) Davud Calut’u öldürdü…”[7]

Şimdi de bu ibret ve hikmet dolu kıssadan çıkardığımız dersleri ve prensipleri maddeler halinde arz edelim:

1. Cihatsız ve gayretsiz huzur ve kurtuluş mümkün değildir.

2. Silahlı savunmada komutansız ordu, siyasi ve sivil hizmetlerde ise lidersiz teşkilat kurulamayacağı ve cihat yapılamayacağı bir gerçektir.

3. Cihat emirine biat ve itaat etmeyen ordu başarıya ulaşamaz, birliğini ve kuvvetini koruyamaz.

4. Cihat emirinde gerekli olan en önemli iki hususiyet;

a- İlmi dirayet ve feraset, siyasi ve idari kabiliyet,

b- Cismani sıhhat ve selâmet… Güç, kuvvet, cesaret ve metanettir.

5. İnsanların ve özellikle Müslümanların gerçek ayarını ortaya çıkaran ve onlara huzur, hürriyet ve haysiyet kazandıran en mühim ibadet ve imtihan cihat görevidir.

Kur’an’ın haber verdiği bu kıssada olduğu gibi, kimisi cihadın zorluğundan çekinerek, kimisi tayin edilen liderdeki kusurları bahane ederek, kimisi komutanın emirlerini yersiz ve yararsız görerek, kimisi düşman tarafının kalabalık ve güçlü olduğunu ve onlarla başa çıkmanın imkânsız bulunduğunu ileri sürerek, cihat ve cemaatten ayrılmış ve imtihanı kaybetmişlerdir.

6. Cihat ordusunun sayıca çoğalması yerine bilakis giderek azalması ve birtakım insanların cemaatten ayrılması, o davanın haksızlığına alâmet sayılamayacağı gibi, bu durum zaferin ve takdirin gecikmesine de sebebiyet veremeyecektir.

7. Çünkü; “Allah’ın izni ve inayetiyle nice az topluluklar, nice kalabalık orduları yenmiştir ve yenecektir.”

8. Çeşitli bahanelerle ordudan ve teşkilattan ayrılan ve cihattan kaçan binlerce kişi kendi yerinde ve görevinde sabit kalsaydı yine zafer inananların olacaktı ve onlar da bu sevap ve şereften mahrum kalmayacaktı…

Ama onlar ayrıldı, geriye pek az insan kaldı diye zafer gecikmiş olmadı. Yine inananlar ve sabredip zorluklara katlananlar kazandı… Hem bir kişinin üstün kabiliyet ve kahramanlığı bütün zafer kapılarının açılmasına vesile yapıldı. Çünkü zafer ve galibiyet Allah’ın elindedir ve Allah sabredenlerle beraberdir. Ve asla Allah’tan ümit kesilmeyecek, en aciz ve çaresiz durumlarda bile Allah’ın kudretine iman ve itimat edilecektir. Çünkü ümit, imanın canı gibidir. Ümit, tevbekâr olup mağfiret ve merhametine sığınınca Allah (CC) tarafından günahlarının bağışlanacağını ummak… Rabbinin lütfu inayetiyle her türlü darlık ve hastalıktan kurtulabileceği temennisinde bulunmak… Sebep ve vasıtalara riayet ederek, sabır ve sebat göstererek yapılan cihadın sonunda mutlaka galip gelineceğine ve zafere erişileceğine şüphesiz inanmak demektir.

Ümit, Allah’ın va’adine itimat ve Kur’an’ın müjdesine itikad etmektir. Ümitsiz insan, Allah’ın sonsuz kudretine ve kullarına olan va’adlerine güvenmiyor ve Rabbini hâşâ, “sözünü yerine getirmemek ve gücü yetmemekle” itham ediyor demektir. Ümit, imanın canıdır… İnsanı tövbeye, ibadet ve istikamete yönelten… Çeşitli hastalık ve sıkıntılara karşı dayanma gücü veren… Hizmet yollarında gayrete getiren devamlı ümittir. Karamsarlık ve ümitsizlik ise imanın felç olması halidir. Çünkü karamsarlık insanı korkaklığa ve kararsızlığa itecek, gayret ve kabiliyetlerini köreltecek, tembellik ve tedbirsizliği netice verecektir. Ümit ise; her türlü yılgınlık ve yorgunluğu defedecek, yeni girişim ve deneyimlere cesaret verecek ve sürekli daha ileri hedefleri göstererek başarı ve mutluluk yollarını açacaktır. Şahısların veya toplulukların Allah hakkındaki zanları ne ise, Allah da onlara öyle muamele edecektir. Mü’min özellikle Hak-Bâtıl mücadelesinde zahiri bütün sebeplerin tükendiği, maddi bütün çarelerin bittiği yerde bile ümitvar olabilen kimsedir. Çünkü; “…Allah’ın (Nusret ve İnayetine) kavuşacaklarına kesin zanları (ve kanaatleri) olan kimselerdir: (Sayı ve silah bakımından) Nice az topluluklar var ki, Allah’ın izniyle güçlü ve kalabalık düşmanlarına galip gelmiştir… Zira Allah, sabredenlerle beraberdir.”[8] inancındadırlar.

Milli siyaset cephesindeki başarılarımızı hazmedemeyen bazı kimselerin; “Siz böylelikle kesin zafere varamazsınız… Adil bir Düzen’e ulaşamazsınız… Dış güçlerin ve masonik çevrelerin kahrından kurtulamazsınız!..” gibi iddiaları; ya Milli girişim ve gelişmeleri istemediklerinden ve içlerine sindiremediklerindendir. Veya Allah’ın kuvvet ve kudretine akıl erdiremediklerinden ve va’ad-i İlahiye güvenemediklerindendir. “Hayrihi ve şerrihi minallahi Teâlâ” diyenlerle, “Hayrihi ve şerrihi minel Amerika” diyenlerin elbette düşünceleri farklı olacaktır. Yegâne kuvvet ve kudret sahibi olarak Allah’ı değil de Amerika’yı görenlerin İslam’ın zaferine inanmaları beklenmemelidir. “Sana gerçeği müjdeledik. (Sakın) Umut kesenlerden olma! Zira sapkınlardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut kesebilir?”[9] ayetleri üzerinde düşünmemiz gerekir. Çünkü ümitsizlik küfür ve sapkınlık sebebidir…

“Allah’tan ümit kesilmez, amma!..”, “Kur’an’ın hükmü ve haberi Hak’tır, amma!..” gibi sözler şek ve şüphe dolu kalplerin aynasıdır. Zira dil, kalbin tercümanıdır… Bu gibi “amma!..”lar inanç zafiyetinin ve ümitsizliğinin alâmetidir… Elbette ümitvar olmakla, hayalperest olmak farklı şeylerdir. Hayalcilik, hiçbir hizmet ve hazırlığı olmadan, sebep ve çarelere başvurmadan oturup tembellik döşeğinde zafer ve zenginlik beklemektir… Ümit ise haklı ve hayırlı gayeler için gerekli her türlü gayret ve fedakârlığı gösterdikten sonra Allah’ın yardımıyla başarıya ulaşacağına inanmak ve O’na güvenmektir. Çünkü; Kim Allah’tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınırsa (ve Rabbine güvenip sığınırsa, Allah) ona (her türlü darlık ve zorluktan kurtulacak) bir çıkış yolu açacaktır. Ve onu hesaba katmadığı (hiç ummadığı) bir yönden rızıklandıracaktır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, kendisine kâfidir (onu asla sahipsiz bırakmayacaktır)…”[10]

Şeytan ve nefis insana; “Sen zaten cehennemliksin!.. Bu kadar günahtan temizlenemezsin!.. Asla affedilmezsin!..” şeklinde vesvese vererek ve “Mademki ahiretin battı… Hiç değilse dünyanın keyfini çıkar” diyerek her türlü zulüm ve günaha teşvik eder ve adım adım küfre sürükler… Oysa; “Ey (günah işleyerek) nefislerini zarara sokan kullarım… Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin… Çünkü Allah bütün günahları bağışlayıcıdır.”[11] müjdesine güvenmek, Rabbimizin rahmetine yönelmek ve “Size azap gelip çatmadan Rabbinize dönün. O’na teslim olun. Aksi halde sonra size yardım edilmez.” ikazına kulak verip tövbe etmek gerekir.

Aynı şeytan ve nefis; “Şuurlu Müslümanlar pek azınlıktır… Darmadağınıktır. Güçsüz ve zayıftır… Dinsiz çevreler ve dış güçler çok kuvvetli ve zorbadır. Onlarla başa çıkmak ve Adil Düzen’i kurmak hayaldir, imkânsızdır… Öyleyse bırak bu cihat, irşat davalarını. Bu zamanda gemisini kurtaran kaptandır… Kendi nefsini koruyan kahramandır… Hem zaten ahir zamandır!.. Her şey, her gün biraz daha kötüye gidecek… Bunların önü alınmaz, uğraşmak boşunadır!..” gibi yalan yanlış düşüncelerle Müslümanları vurdumduymazlığa, nemelazımcılığa, uyuşukluğa, korkaklığa ve karamsarlığa sevk eder… Haksızlıklara ve ahlâksızlıklara karşı ilgisiz, gayesiz ve gayretsiz insanlar haline getirir. İşte bu ümitsizlik insanı, nefsin ve şeytanın kölesi ve zalim düzenlerin esiri olan basit ve bayağı kimseler durumuna düşürür… Konumuzu bir ayet mealiyle kapatalım:

“Ey oğullarım, haydi gidiniz de (hayırlı bir haber getirmek için) Yusuf’u ve kardeşini (dikkatle ve titizlikle) araştırıveriniz… (Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz…) Sakın Allah’ın rahmet ve inayetinden umut kesenlerden olmayın. Zira kâfir olanlardan başkası Allah’ın nusret ve merhametinden ümit kesmez (kesmemelidir).”[12]

İçtihat Niçin Lazımdır?

İçtihat; Kitap ve Sünnet (Kur’an ve Hadis) gibi iki sabit (değişmez) kaynakla; icma, kıyas, istihsan, mesalih-i mürsele, örf ve âdet gibi diğer delilleri esas alarak, dini ve dünyevi konularda kanun ve kurallar çıkarmak için, âlimlerin ve hukuk bilginlerinin bütün cehdü gayretini sarf etmesi işlerinin tamamıdır.

İcma: Hukuk bilginleri ve din âlimlerince, bir konuda ittifak oluşturulması ve ortak karar birliğine varılmasıdır.

Kıyas: Benzer konuları ve sorunları karşılaştırmak suretiyle, gerekli ve geçerli sonuçlar çıkarılmasıdır.

İstihsan: Aklen ve ahlâken güzel bulunan, hayırlı ve yararlı yorum ve yapılanmaların ortaya konulmasıdır.

Mesalih-i Mürsele: Toplumun genel maslahat ve menfaatini gözeterek, zorlukların kolaylaştırılması, sıkıntı ve sorunların aşılmasıdır.

Örf ve Âdet: Toplumların, tarihi deneyimler ve kültürel birikimler sonucu benimsediği, gelenek ve göreneklerle biçimlendirdiği, İslam’a aykırı olmayan yaşam tarzına ve standartlarına uygun kanunlar yapılmasıdır.

İçtihat kapısı kıyamete kadar açıktır ve her asırda müçtehid ve müceddid âlimler mutlaka çıkacaktır.[13]

Zira İslam, kıyamete kadar gelişen ve değişen bütün zaman ve mekânların, her sınıf ve seviyeden bütün insanların Hak dini ve hayat disiplinidir. “Zaman ve mekânların değişmesi ile ahkâmın (hüküm ve kanunların) da değişmesi inkâr edilemez.” (Mecelle) bir genel kuraldır.

Evet içtihat, toplumun ihtiyaçlarına çare üretmek ve sorunlarına çözüm getirmek için açılan bir yoldur ve İslam bu yolu devamlı açık tutmaktadır. Elbette itikad ve ibadet konularında yeni ve keyfi içtihatlara asla gerek olmadığı gibi “Mevrid-i Nass’da (hakkında Ayet ve Hadiste kesin delil bulunan konularda) da içtihada mesağ (izin ve ihtiyaç) zaten yoktur.”[14] Ancak Kur’an ve Sünnetin temel esaslarına ve dinin genel amaçlarına uygun olarak, iktisad, ticaret ve siyaset gibi muamelat konularında, değişen hayat şartlarına uygun olarak, yeni içtihatların yapılması kaçınılmazdır. Aklı selime, müspet ilme, tarihi tecrübelere ve hazır Batı medeniyetinin birikimlerine, evrensel hukuk kaidelerine, örf, âdet ve geleneklerimize ve milli bünyemize uygun yeni ve yeterli düzenlemeler elbette lazımdır.

Şu husus asla unutulmamalıdır: İslam’da kıyamete kadar asla değişmeyecek ve hükmü devam edecek olan sadece Kur’an ve Sünnettir. Kur’an ve Sünnetin farklı zamanlardaki yorumları, te’vil ve tefsiri ise “sabit doğrular” değildir, değişebilir. Ehl-i Sünnetin, müçtehid mezhep imamlarının birçoğunun, daha önceki içtihad ve kararlarından dönmüş olduklarını ve en yakın talebelerinin henüz kendi sağlıklarında bile birçok konuda üstadlarına aykırı davrandıklarını ve farklı içtihatlarda bulunduklarını ve bu tavırların da gayet tabii sayıldığını bilmek ve kabullenmek durumundayız. Evet değişmeyen “mutlak doğrular” yalnız Kur’an ve Sünnettir. Ve müçtehid Ehl-i Sünnet imamlarının, İslam’ın asıl amaçlarına ulaşmak için ortaya koydukları temel usül, metot ve prensiplerdir. Yoksa Kitap ve Sünnetten anlaşılan manalar, fetvalar, te’viller, tefsirler, eserler “mutlak ve değişmez doğrular” olmayıp sadece mukayyet (zaman ve mekânların kendi özel şartları ile kayıtlı) ve değişebilen doğrulardır.

Örneğin; Emevi ve Abbasi uleması, Kur’an ve Sünnet’i esas alarak kendi dönemlerinin şartlarına uygun bir vergi ve toprak sistemi oluşturmak mecburiyeti hissetmişlerdir. Daha sonra gelen Selçuklu uleması, onların bu sistemini kendi devir ve durumlarına uygun görmediğinden, yine Kur’an ve Sünnet’i esas alarak ve mezhep imamlarının usül ve kaidelerinden yararlanarak ayrı bir vergi ve toprak sistemi geliştirmişlerdir. Daha sonra gelen Osmanlı uleması ise, değişen ve gelişen kendi özel şartlarına uygun daha başka bir vergi ve toprak sistemi çıkarmış ve uygulamıştır. Şimdi o dönemlerin kendi özel şartlarına ve sınırlı ihtiyaçlarına göre hazırlanmış vergi kurum ve kurallarını, bugünümüze aynen uygulamayı düşünmek, muamelat konularında o günler için yazılmış (Fıkıh) hukuk kitaplarıyla bugünkü devletleri aynen yönetmeye kalkışmak, gelişmiş bir gence bebeklik elbiselerini giydirmeye uğraşmaktan farksızdır.

O devirlerde, bir usta ile iki çırağın çalıştığı atölyelerin yerini, bugün on binlerce insanın çalıştığı dev fabrikalar almıştır. Üretim ve tüketim vasıtaları ve hayat standartları, oldukça değişmiş ve gelişmiştir. Siyaset, ticaret, sanat, sanayi, tarım ve teknoloji konularında yepyeni meseleler, karmaşık problemler ve uluslararası münasebetlerde çok farklı ve çok boyutlu durumlar ortaya çıkmıştır. Bu değişen ve gelişen durumları, ilim ve akıl ölçülerine göre yeniden değerlendirecek, ihtiyaç ve ihtilafları çözecek “yeni içtihatlar” gerekmektedir.

Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz; “(Uygulama alanı ve yararlanma imkânı bulunmayan ve ümmetin derdine derman olmayan) faydasız ilimden Allah’a sığınıyordu.”[15]

Bugün için geçerli ve yeterli bulunmayan, maddi ve manevi sorunlarımıza çare olmayan kuru sözleri ezberlemek de, bir nevi faydasız bir ilim ve beyhude bir emektir. Resulüllah (SAV) Hazretleri bir Hadisinde şöyle buyurmaktadır.

“(Anlamadan ve ihtiyaçlarına cevap çıkaramadan) Okuyup tekrarlamak Kur’an değildir. (Başka insanlara ve farklı dönemlere ait bilgi ve becerileri ezberleyip) Nakletmek ise ilim değildir. Kur’an(dan o gün için ihtiyaç duyulan mana ve yorumları çıkarmak) bir hidayet meselesi, (gerçek ve geçerli) ilim ise, ancak özel bir dirayet, kabiliyet ve marifet işidir.”[16]

İmam-ı Azam Hazretleri; “Kur’an ve Hadis öğrenip, fıkıh ve içtihat bilmeyen kimse, çeşitli hammaddeleri toplayıp, ama ilaç yapmasını bilmeyen kimse gibidir. Çok zengin bir ecza deposuna sahip olsa bile, hangi ilaçların nasıl yapılacağını ve hangi hastalığa yarayacağını bilemez.”[17] buyurmakla bu gerçeği ne kadar güzel ifade etmişlerdir. Evet; bugün Müslümanların içinde bulundukları zillet ve esaretten kurtuluş yolları nelerdir? Geçiş döneminin özel şartlarına uygun esaslar nasıl belirlenecektir? Siyasi ve sosyal hizmet teşkilatlarının program ve prensipleri neler olacaktır? Adil bir düzende faizsiz banka, kredi, şirketler, para, çek ve senetlerle ilgili ekonomi dünyası… İşçi, işveren, vatandaş-devlet münasebetleri, emek ve ücret politikası… Hak ve sorumlulukları ayarlayan idari ve siyasi yapılanma nasıl oluşacaktır? Adil ve dengeli bir düzen nasıl kurulacaktır? İslam ülkeleri arasında, İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, Ortak İslam Dinarı, Ortak Savunma Paktı gibi teşkilatlar nasıl kurulacak ve hangi esaslara göre çalışacaktır? Devletler arası münasebetler hangi ölçülere dayanacak, kısacası yeni bir dünya nasıl kurulacak ve bu özlenen dünyanın hukuki, siyasi, ekonomik ve kültürel yapısı ve anayasası nasıl hazırlanacaktır? İşte bugün, birtakım kuru bilgileri ezberlemiş, malumat depolarından ziyade, yukarıda arz ettiğimiz sorunların çözüm ve çarelerini üretebilen, ilmi dirayet ve İslami siyaset sahibi zatlara ihtiyacımız vardır. Yeri gelmişken hatırlatalım ki; İslami kurallar genel olarak iki kısma ayrılır:

1- Sabit ve değişmez kurallar: Bunlar zaman ve mekânın değişmesiyle veya fakihlerin içtihadıyla asla değiştirilemeyen temel esaslardır. Namaz, oruç, zekât, hac ve cihat gibi farzların bağlayıcılığı, içki, kumar, zina, faiz gibi haramların yasaklılığı, beş temel insan hakkına, yani; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine yönelik suçların cezası ve şartları gibi kesin durumlarda gerek sayı ve şekil yönünden, gerekse zaman ve mekân yönünden olsun hiçbir değişiklik yapılamaz…

“Mevrid-i Nass’da içtihada mesağ yoktur.” (Mecelle) Yani hakkında Ayet, Hadis ve icmadan kesin delil bulunan konularda içtihada ve değişikliğe asla izin ve ihtiyaç yoktur.

2- Zamanın, mekânın ve şartların durumuna göre, genel maslahat ve mecburiyetler karşısında değişebilen hükümler: Siyasi ve idari yapılanma biçimi… Örf ve âdetlerle ve gelişen medeniyetlerle belirlenen ticari ve sınai kurum ve kurallar, değişen ve gelişen ekonomik ve sosyal şartlara göre şekillenen günlük hayat standartları… gibi konulardaki hükümler ise değişmeye ve yenileşmeye açık hükümlerdir. Maliki imamlarından El-Karafi, “El-İhkam” adlı eserinde; örf ve âdetlere dayalı hükümlerin, bu örf ve âdetler değiştiği halde, hâlâ sabit kalmasını ve değişmemesini icmaya ve dinin amacına aykırı bulduğunu” söylemiştir.

Hicri on üçüncü asırda yaşayan ve son dönem Hanefi ulemasının en büyüklerinden sayılan İbni Abidin, “Neşru’l Arf fi Binai Ba’dil Ahkami alal örf” adlı risalesinde; Hanefi fakihlerinin, değişik zaman ve şartlarda, ama aynı konuda verdikleri değişik fetvaları sıralamıştır.[18]

İbni Kayyim el-Cevziyye ise: “Eğer bu gibi hükümler esnek olmayıp sabit kalsaydı, birçok konuda adalet zulme, rahmet zahmete, yarar zarara, maslahat meşakkate dönüşürdü. Bu ise İslam’ın özüne tamamen, aykırıdır”[19] demiştir. Bu nedenlerden dolayıdır ki “Zamanların değişmesiyle ahkâmın değişmesi de inkâr edilemez” (Mecelle) esası bir kaide-i külliye halini almıştır.

Şimdi İslam toplumu için büyük tehlike oluşturan iki hususu arz edelim.

A- Birinci tehlike: Dinin değişmez ve değerini yitirmez nitelikteki temel kurallarının bozulması, yozlaştırılması veya hepten yürürlükten kaldırılarak yerine bozuk veya uydurma şeylerin konulması ve uygulanmasıdır. Dinde reform hevesleriyle yapılan bu gibi tatbikat ve tahribatlar sonucu İslam toplumu dejenere edilmiş, bütün değer ölçüleri değişmiş, helâl-haram düşüncesi kalkmış, ahiret ve mesuliyet duygusu yıkılmış, her türlü haksızlık ve ahlâksızlık yayılmıştır. Dini disiplinden ve ahlâki değerlerden koparılan insanlar, huysuz ve huzursuz kalabalıklar halini almıştır.

“Yaratılış gayesi Allah’a ibadettir. İbadet ise Yaratana hürmet, yaratılana ise merhamettir” düsturu ve düşüncesi unutulmuş, şuurlu ve huzurlu bir İslam toplumu yıkılarak, geride köküne ve özüne yabancı, bencil ve bunalımlı, gayesiz ve gayretsiz kalabalıklar bırakılmıştır. Bugün İslam dünyasında görülen dağınıklığın, geri kalmışlığın ve başka ülkelere bağımlılığın birinci sebebi budur. Yani İslami anlayış ve ahlâktan uzaklaşmış, daha doğrusu uzaklaştırılmış olmamızdır.

B- İslam toplumu için ikinci önemli tehlike ise; şartlara ve ihtiyaçlara göre değişme, gelişme ve güzelleşme, yani basitten mükemmele doğru evrimleşme özelliği taşıyan konularda; kısırlığın, donukluğun ve duraklamanın baş göstermesi, taassup ve taklitçiliğin ve kuru şekilciliğin yaygınlaşmasıdır. Bunun sonucu, durgunlaşan su gibi, İslam toplumu giderek içten içe kokuşmaya ve çürümeye başlamıştır. Artık iman ve doğruluğun yerini sapkınlık ve sahtekârlıklar, hareket ve bereketin yerini uyuşukluk ve kolaycılıklar, izzet ve asaletin yerini zillet ve horluklar kaplamıştır. Ruh’ta cihadın, fıkıhta içtihadın, ilimde icadın, toplumda vicdanın, ahlâkta asaletin, sanat ve sanayide teknolojik kalkınmanın terk edildiği bu dönemler, İslam toplumunun da onurunu ve huzurunu yitirdiği ve yıkıldığı dönemler olmuştur.

Halbuki İslam, devamlı düşünen, araştıran, gelişen, üreten, diri ve dinamik bir toplum oluşturmayı hedefler. Çünkü İslam, fıtratı ve hayatı kısırlaştırmak ve güdükleştirmek için değil, bilakis geliştirmek ve güzelleştirmek için gelmiştir. Fıtratı ve hayatı kirletecek olan aşırılıklar ve ahlâksızlıklar kadar, fıtratı ve hayatı köreltecek derecedeki taassup ve taklitçilik de din ve toplum için muzır ve mahvedicidir.

Kurtuluşumuz ise iki şarta bağlıdır.

1- Hakkı ve adaleti hayata hâkim kılacak ve Adil bir Düzen kuracak bütün tedbirleri acilen almak üzere, fikri ve siyasi cihadımızı kesintisiz sürdürmek…

2- Yersiz ve yararsız olan taassup, taklitçilik, şekilcilik, ucuz ve kolay kahramanlık hastalıklarını terk etmek ve asrın ihtiyaçlarına uygun içtihatlara yönelmektir.

Böylece, Türkiye’mizi örnek ve yüksek bir medeniyet merkezine dönüştürmek… Ülkemizi her din ve görüşten bütün insanların barış ve bereket içinde yaşadığı, bir dünya cenneti haline getirmektir.

 


[1] Asr: 1-2-3

[2] Bakara: 252

[3] Bakara: 246

[4] Bakara: 247

[5] Bakara: 249

[6] Bakara: 250

[7] Bakara: 251

[8] Bakara: 249

[9] Hicr: 55-56

[10] Talak: 2-3

[11] Zümer: 53

[12] Yusuf: 87

[13] M. Ebu Zehra – Fıkhi Mezhepler Tarihi. Tercüme Sh: 116

[14] Mecelle Madde: 14

[15] Hadis-i Şerif

[16] Ramuzul Ehadis Tercüme Cilt: 2 Sh: 362 No: 9

[17] Menakibi Ebu Hanife, Mekki, Cilt: 2 Sh:91

[18] Kardavi, Temel Nitelikleriyle İslam, 7. Bölüm

[19] İlamu’l Muvakkiin, C: 3, Sh: 111

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Osman Nuri ÇELİK

Osman Nuri ÇELİK

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
18 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
O.Ekinci

Yenilikçilik
Siyonistler ve uşakları Müslümanları yozlaştırmak ve geri bırakmak için yenilikçiliği İslam’ın kesin emirlerini tartışmaya açmak anlamında kullanmaktadırlar. Bu batının skolastik düşünce mekanizmasıdır. Dini reddeden Pozitivist bilim anlayışıdır. Tabii bu onların dini.
Her devirde gelişen ve değişen şartlara göre uygun çözümlerin, reçetelerin Kur’an ve hadislerden çıkarılması zaten bir mucizedir. Alim bu işi yapandır ki asıl yenilikçilik te budur. Maalesef Ümmet tarafından, geçmiş dönemlerde o günün ihtiyaçlarına göre çıkarılmış hükümleri okuyup ezberleyip anlatanların alim sıfatıyla değerlendirilip sözlerine itibar edilmesi, makalede de geçtiği gibi “durgunlaşan su gibi, İslam toplumu giderek içten içe kokuşmaya ve çürümeye başlamasına” sebep olmuştur.
İşte buradan yola çıkarak, şu anda tüm insanlığın ihtiyaç duyduğu adaleti, barışı, huzuru sağlayacak ve Erbakan Hocamızın mirası olan “Adil Düzen” çalışması; Kur’an ve Hadis kaynaklı çözüm reçetesidir. Yani makalede de yazılan içtihat kurallarına göre çağımızda insanlığın dünya ve ahiret faydasını esas alan tek çalışmadır.

Mehmet Akif AVCI

İman-İslam-İhsan; İlim-İbadet-Cihat’la Mümkündür…
İman; Kur’ani gerçekleri anlamak ve inanmak,

İslam; inandığı gerçekleri, emir ve yasak ölçüleri ile hayatına uygulamak,

İhsan ise; düşünce ve davranışlarında devamlı Allah’ın huzurunda bulunma duygusunun verdiği bir ihlas olgunluğuna kavuşmak, nefsi ve zahiri (maddi ve manevi) cihat şuuruyla yaşamaktır.

Bu üç esas, “İlim-İbadet ve Cihat” olarak da ele alınabilir. Çünkü inanılması gereken şeyleri önce öğrenmek gerekir ki bu da ancak ilimle mümkündür. Helâl-Haram düşüncesi, Emir-Nehiy ölçüleri içinde yaşamak ise ibadet ve ahlâk konusudur. Bir yandan riya, kibir, haset, hıyanet, benlik, bencillik ve beleşçilik gibi nefsi duygular ve şeytani arzularla, bir yandan da haksızlık ve ahlâksızlık temeline dayanan bozuk ve barbar düşüncelerle mücadele etmek ise cihat şuurudur.

Ruh’ta cihadın, fıkıhta içtihadın, ilimde icadın, toplumda vicdanın, ahlâkta asaletin, sanat ve sanayide teknolojik kalkınmanın esas alınması gerekir.

İnsanlık Adil Düzene gebedir. Bu kutlu doğum inşallah çok yakındır.

Necati

İÇTİHAT’SIZ VE CİHAT’SIZ İNANCIN İLMİ DE FAYDASIZDIR!
Milli Çözüm, içtihat ve cihadı öğreterek insanlığın faydasız ilimden kurtulmasını ve kurtuluş yolunu göstermektedir!

Necmettin

FELAH’IN ADRESİ…
Ne nasıl bir ilim,nasıl bir hikmettir
Temelinde en derin, iman gizlidir
İstikamet öğreten,tam hidayettir
Feraset dirayet,sıdku sebat gizlidir!..

Taşları tam yerine, koymayı bilmiş
Ne değişir-değişmez,kamilen sevmiş
İlim içtihat hem,cihat bütünleşmiş
Bu Genel Tanzimde,Himmet-i Şah gizlidir!..

Ümit aşk ve heyecan,mektebi olmuş
Vaad’i Hakka itimat,Tevhidle dolmuş
Hedefe kilitlenmiş,Fetih muştuymuş
Aman ya Rabb ,günahla ömrüm dizlidir
İnayet kıl Çözümde,felah gizlidir!..

ahmedc

Cihad ve İçtihad
Biliyoruz ki insanlığın kurtuluşunu sağlayacak, hakkı hakim kılacak bir sistem ,yeni bir ülke , yeni bir dünya, yani Adi Düzen ancak ve ancak “cihad” ile kurulur. Ama içtihat ve ilim ile sürdürülebilir.

Sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir siyasi yapı, sürdürülebilir hizmetler, sürdürülebilir eğitim, hukuk…
Sürdürülebilirlik kelime anlamı olarak; çeşitlilik ve üretkenliğin devamlılığı sağlanırken, daimi olabilme yeteneğini korumak olarak tanımlanır.
Sürdürülebilirlik ayrıca bugünkü neslin ihtiyaçlarının, gelecek nesillerin ihtiyaçlarından ödün verilmeksizin karşılanmasıdır

Tarih içesinde görülür ki , önemli olan bir yenilik, bir buluş, insanlığa fayda sağlayan bir inovasyon hatta bir ülkeyi, coğrafyayı , toplumları değiştirecek devrimler yapmak değildir. Bunların istikrar içerisinde, zamanın ihtiyaçları ile gelişerek sürdürülebilmesi asıl meseledir.

Eğer eğitim sistemimiz yetersiz ise, siz yeterli donanıma sahip din adamı, bilim adamı, mühendis, doktor, ekonomist ve siyaset bilimci yetiştiremiyorsak, üretilen bilim fayda sağlamıyorsa yeterli ve yararlı değilse… düzen çökmeye mahkumdur. Nitekim bunun örneklerini de biliyoruz. Osmanlı devleti, cihad ederek geniş bir coğrafyaya yayılmasına , fethedilen her ülkeye adalet götürmesine rağmen, içtihadın bozulması ile çöküş yaşamıştır.

Öyleyse… biz Adil Düzen ile güçlü yeni bir eğitim sistemi , yeni bir ilmi düzen kurmaya mecburuz.. Aziz Erbakan hocamızın buyurdukları gibi, [b]bir milletin , adil düzenin güçlü olabilmesi için , evlatlarının öncelikle ilim öğrenmesi , öbür yandan da cihad etmesi gerekir.[/b]

Veysel

Kanser İlacı
Bugün içinde bulunduğumuz sıkıntılı ortamı ve şeytani güçlerin oyunlarını bu denli deşifre edebilecek bir kaynağa erişim imkanı sunduğu işin Rabbimize binlerce şükür. Gerçekten ufuk açan, karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi tanıtan bir makaleden istifade etme fırsatı bulduk. Uzun yıllardır televizyonlarda din adına konuşan ve ekran palyaçosunu geçemeyen bir kısım din adamının, farz ibadetlerin üzerine “reform” bahanesiyle ekleme çıkarma yapma gayreti güden bir kısım şeytan maşası sözde ilahiyatçının ne maksatla bu tavrı takındıklarını daha iyi anladık. Oysa yeniden bir şekle sokmak için gayret çektikleri ve modern olmamakla itham edip inkarlarını aşikar ettikleri dinimize karşı, saldırıları geçersiz kılan “içtihat” kapısını yok saymaları niyetlerini aşikar ediyor. Canlı hayatı organize etmek, ihtiyaçları karşılamak için içtihat kapısını açık tutan dinimizi, utanmadan gericilikle suçlayan ve pek çoğu da ilahiyatçı kisvesi taşıyan kanserli hücreleri yok edecek bir kanser ilacı mahiyetinde gerçekler sonrasında inşallah bizler de bu gözlükle bakarak gerçeklerden sapmamış oluruz.

Hüseyin Selman

HAYAT İMAN VE CİHATTIR
İnsanların ve özellikle Müslümanların gerçek ayarını ortaya çıkaran ve onlara huzur, hürriyet ve haysiyet kazandıran en mühim ibadet ve imtihan cihat görevidir.

Kur’an’ın haber verdiği bu kıssada olduğu gibi, kimisi cihadın zorluğundan çekinerek, kimisi tayin edilen liderdeki kusurları bahane ederek, kimisi komutanın emirlerini yersiz ve yararsız görerek, kimisi düşman tarafının kalabalık ve güçlü olduğunu ve onlarla başa çıkmanın imkânsız bulunduğunu ileri sürerek, cihat ve cemaatten ayrılmış ve imtihanı kaybetmişlerdir.

Ya Rabbî, ayaklarımızı dinin-davan üzere sabit kıl, imanlarmız kemâle ermeden, senin dinin-davan hakim kılınıp ADİL DÜZEN kurulmadan canlarımızı alma, ADİL DÜZEN in kuruluşunda bizleri de hizmetkâr eyle…

n.b.

“Kimse bu davaya şeref katamaz, ancak katılanlar şeref bulur.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan
6. Cihat ordusunun sayıca çoğalması yerine bilakis giderek azalması ve birtakım insanların cemaatten ayrılması, o davanın haksızlığına alâmet sayılamayacağı gibi, bu durum zaferin ve takdirin gecikmesine de sebebiyet veremeyecektir.

7. Çünkü; “Allah’ın izni ve inayetiyle nice az topluluklar, nice kalabalık orduları yenmiştir ve yenecektir.”

mevlüt

zafer yakındır
Bakara suresinde geçen kıssa da zafere giden yoldan dönenlerin hiçbirisi ben korktum, ben caydım, ben isyan ettim yada ben inkar ettim dememiştir. Her bir itiraz döneminde kendi içinde mantıklı, zahiren doğru, ölçülebilir ve örneklenebilir değerlerle ispatlı gerekçeler sunulmuş ve yine makaleden anladığımız haliyle suç kabul edilmemiş ve hatta suç (haşa) Allah’a yıkılmaya çalışılmıştır. Oysa bu kadar detaya ve zahmete gerek yoktur. Sade bir hal ile Allah’a güvenen, samimi cümlelerle ondan yardım isteyip ona sığınanlar zaferin sahibi olan Allah’ın yine onlara ihtiyaç duymadan nasıl sonuç yarattığını görmüştür.
Kurân da anlatılan gerçeklere itimadı olanların imtihanlar karşısında sergilemesi gereken tavır öğretilmiştir. Sonuç zaten bellidir. Hazırlık ve başarı liderin, zafer Allah’ındır. Rahmet sahibi rabbimiz zaferi merhameti gereği inananlara hediye etmiş ve yakın kılmıştır.

“ Allah kulun zannı üzeredir”
Dünyanın kendilerine bırakıldığını zannedenler tüm zulüm ve faiz düzenlerin den belirlenmiş hesap vakitlerine kadar kar etmiş, başarılı olmuş, zaferler elde etmiş olarak görünürken; Allahın mümin olma şerefine layık gördüğü kullar değil faiz düzeni basit bir kredi kartını bile uzun dönem başına bela olmuş bulurlar. Bu rahmet muamelesi olsa gerek.
Ve elbette ; kainatın rabbine gönülden bağlı olan az bir topluluğun zafere olan inancıda yine bu bağlamda asla boşa çıkmayacaktır. Çünkü istemeyi de kalbimize lütfeden ve insanlığın kurtuluşunu isteme şerefine nail eden Allah, onun aziz önderine de zaferi pek yakında verecektir.

Mus ab

En dindar, bilge bildiklerimiz;
Faizin, fuhşun, içkinin, kumarın her türlüsünün yaygınlaştığı bu soysuz gidişatı hoş karşılamakta.

Fetö, İşit vb. sayısız terör örgütünün ağından kurtulamamaktalar.
Sigortamız olan Kahraman ordumuza düşmanlık cahilliğine hatta hainliğine düşülmekte.
Kur’an’ın mana ve mesajından uzak yaşanmakta.

Aziz Erbakan Hocamız gibi örnek şahsiyetten, projelerinden ve hazırlıklarından bi haber olunmakta. Böylesine kutlu şahsiyetlere, kutsalımıza yapılan iftiralara cevap verme gayreti, cesareti görülmemekte.

“İnsanlığın kurtuluşu için çalışmak” hayallerinde bile görülmemekte.

“Allah’ın (cc) zafer müjdelerine” iman etme, “Ümitle, şevkle gayret içerinde olma” hayat izlerinde bulunmamakta.

Görülmektedir ki, Siyonizm’in yani Şeytanın; Hz. Adem’den günümüze kadar en büyük en tehlikeli en sapık ideolojilerinin, sistemlerinin yeryüzünde uygulandığı bir süreçte yaşıyoruz. En dindar, bilge bilinenleri bile kendi ordusunda talim ettirmekte.

Biz Kur’an’ın tamamına inanan, Kur’an’ın manasını ve mesajını anlayıp insanlara ulaştırmaya çalışan; hidayet istikamet üzere bir hayat sürmek için çırpınan Milli Çözüm ekibi gibi şuurlu, onurlu bir hareketin mensubu olmaktan dolayı Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz. Bütün bu haksızlıklara ve ahlaksızlıklara karşı çıkan, yapması gereken sorumlulukları kuşanan yanlışlıklara, tahribatlara vurgu yapan; onurlu bir hareketin mensubu olma şerefi paha biçilmez bir kıymettir. Dünyalık hiçbir makamla, imkanla ölçülemez.

İbrahim Suresinin 7. Ayeti kerimesinin; “Şükrü eda edilmeyen nimetlerin, kıymeti bilinmeyen faziletlerin, insanın elinden alınacağına” dair hatırlatması da unutulmaması gereken çok önemli bir uyarıdır.

R YÜCEL

‘biz seferden sorumluyuz, zaferden değil’
Biz elhamdülillah inançlı insanlarız. Biz inanıyoruz ki Allah bize yardım eder. Allah bize yardım ettiği zaman ancak biz galip geliriz. Kimse bize galip gelemez.

Allah yolunda (adil bir düzen kurulsun, hazırlıklı ve caydırıcı bir savunma gücünüz bulunsun diye) infak (harcama ve fedakârlık) yapın; ve sakın kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. (Cihad yolunda sorumluluktan kaçmak ve maddi fedakârlıktan kaytarmak suretiyle bütün servet, hürriyet ve haysiyetinizi düşmanlara kaptırmayın.) İhsanlı davranın (Hakkı hâkim kılma ve milli savunma konusunda oldukça dikkatli ve gayretli çalışın, görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getirmeye bakın). Şüphesiz Allah, ihsan ve iyilik ehlini sever (ve mükâfatlandırıp başarıya eriştirir). Bakara suresi 195

Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. (Yoksa) “Yardım ve zafer” (nusret) ancak, Üstün ve Güçlü, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah’a aittir. (O’nun indindedir.)Âl-i İmran Suresi 126

Doğrusu Allah, Kendi yolunda (tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatli bir teşkilat şuuruna ve sorumluluğuna sahip olarak cihad edip) çarpışanları sevendir (ve destekleyecek)dir. (Ferdi ve fevri hareket edenleri değil.)

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese bile (Kur’an’ın Adil Düzenini yerleştirecektir).
O ki, (elbette) Elçisini hidayet ve Hakk Din üzere gönderendir; öyle ki onu (Hakk Din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün ve galip getirecektir; müşrikler hoş görmese bile (bunu gerçekleştirecektir). Saf suresi 4-8-9
(Ey Nebim!) Bu nedenle Sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır; kesin bilgiyle ve vicdani kanaatle (yakinen) inanmayanlar(ın itiraz ve inkârları ve ahireti değil dünyayı öne alanların sapkınlıkları) sakın Seni (telaşa kaptırıp) hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin (çünkü intikam vakti yakındır).Rum Suresi 60

(Zavallılar) Allah’ın nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar (ahmaklar, üfürmekle Güneş’i karartmaya çalışıyorlar); halbuki kâfirler hoşlanmasa da, Allah mutlaka nurunu tamamlayıverecektir. (Çünkü Allah, dinini ve düzenini hâkim kılmayı murat etmiştir ve takdiri kesinleşmiştir. Bundan asla vazgeçmeyecek, İslam’ın aleyhine, kâfirlere ve zalimlere fırsat vermeyecektir.) Tevbe Suresi 32

E.Çağıl

Asıl Medeniyet .
Kalem 3
Gerçekten Senin için (asla tükenmeyen ve hiç) kesintisi olmayan (temenni ve memnuniyetin çok ötesinde şerefli ve izzetli) bir ecir verilecektir. [NOT: “Bugün onların ağızlarını mühürleriz; -iman ve iyilikten, küfür ve kötülükten yana- bütün yapıp kazandıklarını, elleri bize söylemekte, ayakları (işlediklerine) şahitlik etmektedir” (Yasin: 65) ayetinin haber verdiği gibi, “Hayat; iman ve cihattır” şuuru ve imtihan-kulluk sorumluluğuyla, Hakkı tebliğ ve tavsiye yolunda, bugün bile hâlâ kalemle ve satır satır gerçekleri yazan, her türlü sıkıntı ve saldırıya rağmen davasından ve Rabbinin rızasından caymayan mü’minler için, tuttuğu kalemlerin, yazdığı sahifelerin, harflerin, kelimelerin ve cümlelerin bir gün dile gelip şahitlik ve şefaatçilik edeceklerine dair İlahi mesaj ve müjdeler içermektedir.]

Amenna ve Saddekna tüm hükümlerine inandık iman ettik…Tüm insanlığın huzur ve Refahı için varolan emirlerin insanların yaşadığı dönemlere ve şartlara uygun , usulünce kolaylaştırılması ne kadar da mühim ve gereklidir…Rabbim inşaAllah bizleri Adil Düzen Medeniyetinde buluştursun ve insanlık için hizmetkâr eylesin…

Amiiin

Cengiz

İslam İlericiliktir!.. Cihat Barış ve Adalet Dünyası Kurmak İçindir!.
Cihat nedir?

Cihat, İyinin, doğrunun, faydalının ve adaletin yeryüzüne egemen olması için canla başla çalışmaktır! ki bu anlayışla yapılan bir cihat sonucu kurulacak Adil bir Düzen inanan inanmayan tüm insanlara kurda kuşa doğaya herşeye rahmettir!.

Böylesine bir cihadı tüm vicdan sahibi insanlar desteklemelidir! Adil düzenden ancak çalan çırpan insanlara olmadık zulümler yapan katı kalpli art niyetlilikten vazgeçmeyen insanlıktan nasibini almamışlar (düzelmezlerse) korkmalıdır!.

İslam Barış ve Kardeşliği Tesis Eder Zalimlerin Zülmünü Önler!..

İslam İlericiliktir!..

İslam Aleminin mevcut durumun asıl sebebi gerçek İslam’dan uzaklaşılmasıdır!.

İslam’a gerçek anlamda bağlı müslümanlar hem toplumlara huzur ve adalet getirmişlerdir hem de teknik ve bilimsel ilerlemenin öncüsü olmuşlardır!..Bu konuda “içtihat” müessesine ve bağımsız düşünceye, fayda sağlayıcı bilimsel çalışmalara destek olunmasının önemi büyüktür!..

“İki günü eşit olan zarardadır”

Hadis-i Şerif

Son dönemde tüm mazlumlara ümit olan stratejik silah teknolojilerinin gerçek sahibinin tüm hücreleri ile beraber dindar bir mümin olan Rahmetli Erbakan Hoca tarafından icad edilmesi İslam’ın ve müslümanların İslamı doğru anlama ve izzetli günlere kavuşma müjdesidir inşallah!..

Ve elbette ki bunun için Erbakan Hocamızın maddi ve manevi kalkınma milli ve tam (dolara faize vb insanımızı insanlığı sömürttürmeyecek) bağımsızlığı sağlama ve de Yeni Adil Bir Dünya kurma projelerine sahip çıkmak gerekmektedir!.. İnşallah Erbakan Hocaya sadık bir ekip bu projeleri mutlaka hayata geçirecektir!.

Müslümanca düşünmenin üç temel esası vardır:

1-) Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır.

2-) İslâm Dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Haşa, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır.

3-) İslâm Dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır!.

“Müslümanlık namaz kılmak, Kur’an okumak, tesbih çekmekten ibaret olsaydı, Ebu Eyyûb el-Ensarî ‘nin İstanbul’da ne işi vardı?”

“Cihad izzet ve aydınlık, gevşeklik ise zillet ve karanlıktır!”

“İslâmi cihatta aslolan şekil değil, mana ve maksattır. Zira Bedir Harbi de, müşriklerin usül ve metodlarıyla yapılmıştır.”

“Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanı, Müslümanla ilgilenmeyen siyasetçi yönetir!”

“Avrupa dediğin ne senin be, ne aile kalmış, ne toplum kalmış, kokmuş, çürümüş, sen hangi inancın evladısın? Hangi tarihin çocuğusun? Neyi bırakıp nereye gidiyorsun? Deli misin be deli misin”

” D-8’e olan ihtiyaç bin misli artmıştır!”

“Yaşanabilir Bir Türkiye!.”
“Yeniden Büyük Türkiye!.”
“Yeni Adil Bir Dünya!.”

“Gayemiz Tüm İnsanlığın Saadetidir”

“Milli Görüş Hayra Motor Şerre Frendir!”

“MÜSLÜMAN OLMAK YETMEZ, ŞUURLU MÜSLÜMAN OLMAK GEREKİR!”

“ALLAH NURUNU MUTLAKA TAMAMLAYACAKTIR!”

necmiye

Yeni bir dünya için mücadele edenlerin yanında ve bu mücadelede üzerimize düşeni yapmaya gayret edenlerden olalım inşaallah….
Fâtır 43
(Kitap ehli olan dini cemaatlerle, biz de Allah’a inanıyoruz diyen putçu müşrikler) En güçlü yeminleriyle Allah’a kasem ettiler, şayet kendilerine bir nezir (uyarıcı ve Hakka çağırıcı) gelirse herhangi bir ümmetten (ve kesimlerden) daha fazla (ve sadakatle Hakka ve) hidayete tâbi olacaklarına (ve O Elçiye sahip çıkacaklarına dair söz verdiler). Ancak, (o ısrarla istedikleri ve bekledikleri kurtarıcı ve) uyarıcı Zat kendilerine gelince (bu durum) onların nefretlerini artırmaktan ve Hakk’tan uzaklaşmalarından başka işe yaramamıştı.
(Üstelik) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp planlayarak (Elçiye ve Hakk davetçiye karşı çıkmışlardı). Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmayacaktı. Onlar (kendileri gibi hile ve tuzak kuran) önceki kavimlerin kanunundan (ve onların çarptırıldığı cezadan) başkasını mı bekliyorlardı? (Veya hile ve hıyanetleri yanlarına kâr mı kalacak zannediyorlardı? Oysa) Allah’ın sünnetinde (ezeli adalet prensiplerinde ve hikmet projelerinde) asla bir değişme-başkalaşma bulamazsın ve Allah’ın sünnetinde (tabii ve takdiri yasalar sisteminde) kesinlikle bir sapma ve caymaya rastlayamazsın
.https://www.mealikerim.com/35/fatir/43..

Zafer Sadık müminlerindir!..
Evet bu dünya, rahmani güçlerle şeytani güçlerin mücadele meydanıdır. Devri Adem’den beri süregelen ve kıyamete kadar devam edecek olan bu mücadelede bazen hak, bazen de batıl nöbetleşe galebe çalmaktadır.
Bir asırdan fazladır yeryüzünde hakim bulunan siyonizmin zulüm ve sömürü saltanatı artık çözülmeye ve çökmeye doğru gitmektedir. her şeyin Kemal’i, aynı zamanda zevalininde başlangıcıdır.
gecenin sabaha en yakın olan kısmı, zifiri karanlığın en koyu olduğu zamandır.
Kuranın mealini en anlaşılır biçimde yazan Ahmet Akgül Hocamız ve Abdullah Akgül’e sonsuz teşekkürlerimizi sunarız .

Hasan

Umitvar olacağız
Ümit, Allah’ın va’adine itimat ve Kur’an’ın müjdesine itikad etmektir. Ümitsiz insan, Allah’ın sonsuz kudretine ve kullarına olan va’adlerine güvenmiyor ve Rabbini hâşâ, “sözünü yerine getirmemek ve gücü yetmemekle” itham ediyor demektir. Ümit, imanın canıdır… İnsanı tövbeye, ibadet ve istikamete yönelten… Çeşitli hastalık ve sıkıntılara karşı dayanma gücü veren… Hizmet yollarında gayrete getiren devamlı ümittir.

Mü’min özellikle Hak-Bâtıl mücadelesinde zahiri bütün sebeplerin tükendiği, maddi bütün çarelerin bittiği yerde bile ümitvar olabilen kimsedir

Mehmet S.PINAR

İslam Tarihin en Büyük Küresel İçtihatı:ADİL DÜZEN
İnsanlığın bugünkü halihazırdaki durumu ve bir tıkanmışlık içerisine girmesinin tek sebebi, dışarıdan yapılan Siyonist müdahaleler değildir elbette..Bu acı gerçeğin en önemli sebeplerinden birisi de, İslam Alimlerinin sosyal problemleri okuyamaması,çağın insanının, temel ihtiyaçlarına köklü, kalıcı ve ikna edici çözüm sunamamalarıdır. İslamın en önemli ruhu olan, yenilenme ve içtihat ruhunu yakalayamamalarıdır..Sadece asrımızın alimlerinin bir hastalığı değil,ondört asrın belki de her döneminde, nükseden hastalıkların başında gelen bir durumdu bu.. Büyük Haçlı ordusu, Kudüse baskın yaparken,altmışbin insanı haksız yere katlederken,dönemin en önemli İslam alimi olan İmam Gazali’nin bile, kendisinden cihat çağrısı bekleyen ümmete,cihat çağrısı yapmadığı,katliamlar sürerken sessiz kalarak uzlete çekildiğine dair diğer alimlerin kendisine tenkitleri vardır.Haçlı ordusunun dört koldan İman ve İslam yurtlarını abluka altına aldığı bir süreçte, elinde Kuran ve Sünnet olan bir dinin alimlerinin,teferruat mevzularla iştigal olması büyük bir yıkım ve zillet göstergesidir…
Milli Görüş hareketinin uhdesi altında hazırlanan ve İslam tarihinin en köklü ve evrensel içtihat örneği olan Adil Düzen proğramı, ondört asrın en büyük övünç kaynağıdır…Böylesi bir Proğramın mimarı ve en büyük müçtehit olan Prof Erbakan Hocamızın bir teknik mühendis sıfatı ile,tüm insanlığa rahmet olacak bir küresel Adil Düzeni hazırlaması,İlahiyat hocalarımızın,Kanaat önderlerimizin,Vaizleirimizin,sosyologlarımızın yüzünü kızartacak bir durum değil midir aslında?!!Çünkü içtihat yapmak için asrın sorunlarına İlimle,Akılla,Tarihle,Vicdanla ve Kur’anla çözüm aramak İslam alimlerinin görevidir..Ancak bırakın küresel ölçekte bir proğram hazırlamayı,ne yerel ne ulusal bazda ülke sorunlarına bile cevap vermekten aciz olan bu cenah;yetersizliklerinin,vizyonsuzluklarının ve kalbi maraz ve hastalıklarının fevkine bile varmaktan acizler topluluğu olarak senelerdir,ipe sapa gelmez temelsiz gündemlerle,alakasız konu ve konuşmalarla bir toplumu,manen ve ilmen getirdikleri acıklı nokta ortadadır…!
Allahın lütfuyla,Prof Erbakan Hocamızın insanlığa deklare ettiği ve İslam tarihinin en büyük içtihat örneği olan Adil Düzen proğramını yine en iyi anlayan,yorumlayan,kitabını yazan,yeni sorunlara, yine yepyeni içtihatlar getiren, Ahmet Akgül Hocamızın çizdiği sapmaz ve sarsılmaz bir şuurla, uygulama imkanını bulacağız inşaallah..

“Erkut

İşte reçete
Kurtuluşumuz ise iki şarta bağlıdır.
1- Hakkı ve adaleti hayata hâkim kılacak ve Adil bir Düzen kuracak bütün tedbirleri acilen almak üzere, fikri ve siyasi cihadımızı kesintisiz sürdürmek…
2- Yersiz ve yararsız olan taassup, taklitçilik, şekilcilik, ucuz ve kolay kahramanlık hastalıklarını terk etmek ve asrın ihtiyaçlarına uygun içtihatlara yönelmektir.
Böylece, Türkiye’mizi örnek ve yüksek bir medeniyet merkezine dönüştürmek… Ülkemizi her din ve görüşten bütün insanların barış ve bereket içinde yaşadığı, bir dünya cenneti haline getirmektir.

Harun Yahya AKYÜZ

YA İNANDIĞIN GİBİ YAŞA, YADA YAŞADIĞIN GİBİ İNAN VE SAFINI ORTAYA KOY
Camide namazda, sonra bankada
Hesaplar hareketli, faizli parayla
Sırayı vermez, takva yarışında
Yanaşmaz bir türlü, Hak davaya

İnandığı gibi yaşamaz, gaflet içinde
Yaşadığı gibi inanır, güven yok sözüne
Ey insan, ölüm var, artık dön özüne
Aldanma fani olana, yaklaşma ateş közüne

Hayat İman ve Cihat, haydi katıl kervana
Yen nefsini kurtul, çık imanla sabaha
Şuurla gayret göster, Adil Düzen kurmaya
Zafer müjdesini ver, tüm mazlumlara ve dünyaya

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
18
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx