YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
66910a6dbbbfc
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 8 2 9
Bugün : 17051
Dün : 32513
Bu ay : 293837
Geçen ay : 783727
Toplam : 25351512
IP'niz : 35.172.230.21

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

KARDEŞLİK VE SORUMLULUKLARI

        

Kardeşlik Bağları ve Sorumlulukları

Birlik ve Beraberlik Şartları

Sadakat ve ihlâs kadar önemli bir diğer mü’min vasfı da, tesanüttür (kardeşlik, dayanışma, birliktelik). Kur’an’da bildirilen hükme göre, tüm mü’minler birbirlerinin kardeşidirler. Onlar; aynı yola uymuş, aynı kitaba tâbi olmuş, aynı hedefe sahip, aynı duyguları taşıyan insanlardır. Dolayısıyla aralarında büyük bir sevgi ve dayanışma bulunur. Allah, bu durumu şöyle tarif etmektedir:

“Doğrusu Allah, Kendi yolunda (tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatli bir teşkilat şuuruna ve ordu disiplini sorumluluğuna sahip olarak cihad edip) çarpışanları seven (ve destekleyen)dir. (Ferdi ve fevri hareket edenleri değil.)” (Saff: 4)

Üstteki ayette tarif edildiği gibi bir tesanüt içinde, Allah yolunda cehdetmek (çaba harcamak) kesin bir emirdir. Âl-i İmrân Suresi’nde Allah şöyle hükmetmektedir:

“(Eğer gerçekten iman ediyorsanız) Allah’ın ipine (Kur’an hükümlerine) hepiniz birden (el birliği içinde) sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir vakit sizler birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, (Kur’an ve Resulüllah sayesinde) oradan sizi kurtarmıştı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır.l-i İmrân: 103)

Mü’minler; güzel ahlâklıdırlar, mütevazıdırlar, sevgi ve saygı doludurlar. Bu yüzden de tesanüt, mü’minler arasında doğal bir şekilde oluşur. Ancak bu konuda yine de dikkat edilmesi gereken yönler vardır. Çünkü mü’minlerin yapabileceği çeşitli yanlışlar, bu tesanütün zedelenmesine ve mü’minler arasında soğukluk yaşanmasına neden olabilir. Bu yanlış hareketlerin nedeni, mü’minlerin davranışlarını gaflet anlarında etkileyen nefstir. Mü’min; fedakâr, hoşgörülü ve sıcaktır ama herkeste nefs bulunur ve insan dikkat etmezse bazen nefsine uyabilir. Kıskanç, bencil ve hırslı olan nefsine uyması ise; bu kötü hislerin mü’mine etki etmesi demektir. İşte bu yüzden Kur’an’da, mü’minler tesanüt konusunda son derece dikkatli olmaları için uyarılmaktadırlar. Madem şeytanın insandaki tezahürü olan nefs, insanı yanıltabilmektedir; öyleyse mü’min kişi, karşısındaki mü’min kişinin nefsini harekete geçirecek bir üslup kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu yönde, ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Kullarıma, (herkese karşı) sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan (katı ve kötü sözlerle) aralarını açıp bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (Onun kışkırtmalarına dikkat etmelidir.)(İsrâ: 53)

Ayette bildirilen emir, tesanütün sağlanması açısından son derece önemlidir. Birincisi, mü’minlerin birbirlerine karşı sürekli olan en güzel hitap şeklini (yalnızca güzel değil, “en güzel” olanı) kullanmaları emredilmektedir. İkincisi, şeytanın bir özelliği açığa vurulmaktadır: Şeytan, insanların ve özellikle de mü’minlerin arasını bozmak için uğraşmaktadır. Şeytanın ve nefsin, mü’minlerin arasındaki tesanütü bozmak için en çok başvurduğu yollardan biri ise, “rekabet” duygusudur. Eğer mü’min gaflet halinde olursa; makam, mevki gibi konularda rekabet hissine kapılıp kardeşlerini geçmeye ve kendini onlardan daha ön plana çıkarmaya çalışabilir. Aynı şekilde kendisinden daha ön plandaki bir kardeşine karşı kıskançlık hissedebilir. Aslında gaflet halinde yapılan bu hareket, gerçekte Allah’a isyan anlamına gelmektedir. Çünkü, “Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? (Oysa Allah’ın her takdiri ve taksimi hikmetli ve adaletlidir)…” (Nisa: 54) ayetine göre, insanlara verilmiş olan nimetler Allah’tandır ve bunları kıskanmak, Allah’ın takdirine karşı gelmek anlamına gelir. Bu nedenle, mü’minlerin kıskançlık gibi bir tavırdan kesinlikle uzak durmaları gerekmektedir. Eğer böyle bir tavır ortaya konulursa, bu hem Allah’ın rızasına muhalif bir harekettir hem de ayetin hükmüne göre, mü’minlerin gücünün azalmasına neden olur:

“(Ey mü’minler! Hem) Allah’a, (hem) O’nun Peygamberine itaat ediniz; birbirinizle uğraşıp çekişmeyiniz; sonra korkaklaşıp kuvvetten düşersiniz; (şevketiniz ve devletiniz elinizden gider, kâfirlerin ve zalimlerin güdümüne girersiniz). Bir de (çeşitli zahmet ve musibete) mutlaka sabrediniz, (her türlü düşman ve tehlike karşısında metanetli hareket ediniz ve gevşeklik göstermeyiniz) iyi biliniz ki Allah sabredenlerle beraberdir (onlara manevi destek sağlayacaktır).” (Enfâl: 46)

Bu nedenle mü’min, kesinlikle kardeşleri ile arasında bir çekişme, rekabet ortamı oluşmasına engel olmalıdır. Hem kendisi kıskançlık gibi ilkel bir duyguya kapılmamalı, hem de sahip olduğu özellikleri ön plana çıkartarak, kardeşlerinin nefsindeki kıskançlık damarını tahrik etmemelidir. Olabildiğince mütevazı, alçak gönüllü olmak, rekabet tehlikesini yok eder. Kur’an’da bu konuda verilen bir diğer kıstas ise, kardeşlerinin nefsini kendi nefsine üstün tutmak, yani her durumda fedakâr davranmak ve bundan zevk almaktır. Kur’an’da bu kıstas şöyle tarif edilir:

“Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.” (Haşr: 9)

Kıskançlık, rekabet ve darılma; inananlar arasında birliğin ve kardeşliğin önündeki çok önemli üç engeldir. Hırs sonucu doğabilecek herhangi bir rekabet, insanların birbirlerine olan sevgisini azaltır. Bu tür Kur’an’a uymayan bir hareket, onların ruhlarında büyük yaralar oluşturmakta ve manevi yönden gerilemeye yol açmaktadır. Oysa, inananlar için sonsuz bir sevap kaynağı mevcutken; birbirlerinin önünü tıkayıp, haksız rekabet ve kıskançlıklarla vakit geçirmenin hiçbir anlamı yoktur. Eğer hedef Allah rızası olursa, herhangi bir rekabet olmaz. Çünkü herkes, bir diğerinin önünü kesmeden Allah rızası için hizmet edebilir, sevap toplayabilir. Bu nedenle mü’minler; mü’min topluluğunun bir insan vücudu gibi olduğunu, her organın bir diğerinin yardımcısı ve destekçisi olduğunu unutmaz ve kardeşlerinin başarılarını kendi başarılarıymış gibi görürler. Bu, son derece önemlidir. Kur’an’da, mü’minlerin arasındaki tesanüt ile ilgili çok sayıda ayet vardır. Bir ayette; mü’minlerin, diğer mü’minlerle tesanütlerinin artması için yaptıkları bir dua şöyle aktarılır:

“(Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min)ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. [Not: Müslümanların, din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun düşmeyen tavırlar sergilemek gibi, birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmaları gerekir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr ve sabırlı hareket etmelidir. Bu; gerçek ve samimi sevginin gereğidir, tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâk örneğidir.]” (Haşr: 10)

Mü’minler arasında bir çekişme ya da kırgınlık yaşanması herkese zarar verir. Dolayısıyla iman edenler böyle bir harekete tevessül etmezler. Nitekim bir Kur’an ayetinde, mü’minlerin birbirlerinin velileri (dost ve koruyucuları) olmadıkları takdirde, fitne çıkacağı şöyle haber verilmektedir:

(İslam’ı ve Kur’ani esasları gereksiz ve geçersiz sayıp) İnkâr edenler (hangi kavim ve görüşten olursa olsun, onlar) birbirlerinin velileri (ve şeytani düşüncelerin destekleyicileri)dir. (Ey mü’minler!) Eğer siz böyle hareket etmez (Hakk ve hayır üzerinde birbirinizi desteklemezseniz), yeryüzünde (ve ülkenizde) fitne (ve hezimet) meydana gelecek ve büyük bir fesatçılık ve bozgunculuk alıp yürüyecektir.(Enfâl: 73)

Ayrıca Kur’an’da, tesanütle ilgili açık hükümler vardır. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

“(Sakın ha) Kendilerine açık deliller (ve kesin Kur’ani hükümler) geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler (ve Hakk’tan kayıp gidenler) gibi olmayın! İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” l-i İmrân: 105)

“…Buna göre, eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının, birbirinizin arasını düzeltin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. (Çünkü mü’minler Kur’an’ın ve Resulüllah’ın yolundan giderler.)” (Enfâl: 1)

Gerçek şu ki: Dinlerini parça parça eden kimseler (rahatına ve menfaatine uygun emirleri yerine getirip, diğerlerini gereksiz görüp terk edenler) ve kendileri de grup grup olarak ayrılıp gidenler (var ya, ey Nebim!), Sen hiçbir şeyde (ve hiçbir şekilde) onlardan değilsin (alâkanız kesilmiştir). Onların işi ancak Allah’a (kalmış)dır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

Mü’minler, diğer mü’minlere karşı son derece merhametli ve alçak gönüllü olmakla yükümlüdürler. Aksi bir tavır kesinlikle Kur’an’a uygun değildir. Kibir, kıskançlık, çekememezlik, kötü söz söyleme ve çekişme; mü’minlerin değil, inkârcıların özelliğidir. Bu nedenle; nefsi yüzünden böyle bir küçüklük göstermiş olan bir mü’min hemen kendini toparlamalı, Allah’a sığınmalı ve gerçek mü’min tavrını göstererek hatasını telafi etmelidir. Aksi halde Allah; o kişinin yerine, daha hayırlısını getireceğini ayetlerinde haber vermiştir. İman eden her insan, aşağıdaki ayetin hükmüne girmekten şiddetle kaçınmalıdır:

Ey iman edenler! İçinizden kim (ve hangi kesim) dininden (haklı ve hayırlı çizgisinden) geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerlerine) Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği; mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu’ olan, Allah yolunda cihad edip (çaba harcayan) ve (gerçekleri savunmak hususunda hiçbir) kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk (bir ekip) getirir. İşte bu Allah’ın bir fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle Vâsi) geniş ve kuşatıcıdır, Alîm’dir.(Maide: 54)

Kardeşlerim! Cenab-ı Hak bizlere; inşaallah yeniden bütün mü’minlere ve mazlum milletlere örnek ve rehber olacağımız, Hak ve Hakikati savunacağımız bir Adil Düzen Medeniyetini kolaylaştırsın… Bu maksatla yapılan gayretlerimizi inşaallah hedefine ulaştırsın. Allah bu çok sıkıntılı dönemleri ve çektiğimizi yeter saysın.

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Hüseyin Selman İsen

İnanan Kardeşini , kendi öz nefsine tercih edebilen bir Mü’min olabilmek için…
“Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.” (Haşr: 9)

Veysel

Kardeşlik Hukuku
Hukuk haklar kelimesinin çoğulu olan bir kelime olarak, kavramsal manasının yanında bir de karşılıklı iletişim ve ilişki halinde olanların süregelen irtibatlarını adlandırmada da kullanılan bir kelime olmaktadır. Bir süreci ifade etmesi, o süreç boyunca tarafların birbiri üzerinde karşılıklı olarak hak sahibi olması taraflara tahakkuk eden haklar nedeniyle sorumluluk yüklemektedir. Bilinen sorumlulukların yanında çoğu zaman dikkati çekmeyen bir husus var ki Üstad Ahmet Akgül Hocamız bir sohbette hatırlatmıştı. O husus kardeşlerin birbirlerine karşı olan doğal ve samimi duygularını muhafaza etmeleri ve samimiyetle Allah rızası için kardeşini sevmesidir. Seven, sevdiği için nasıl ki belli konularda tavizkar olabiliyorsa kardeşler de aralarındaki hukuku muhafaza için diğer kardeşlerini maddi-manevi manada rahatsızlığa sevk eden tavır ve davranışlarından taviz verip, vazgeçmeleri kardeşliğimizi pekiştiren bir tavır olacaktır. Kardeşimizdeki sıkıntı ve pürüzleri görmek ve araştırmak yerine yine kendi zaaflarımıza odaklanmak, şeytan ve nefse karşı kardeşlerimizin desteğini almamıza yardımcı olacaktır. Bu dersleri Milli Çözüm eliyle bize öğreten Rabbimiz, inşallah gereğini yerine getirme olgunluğuna da bizleri eriştirsin.

Cengiz

ALLAH’IN RAHMETİ VE FETHİ
Nice az topluluk yener büyük toplulukları!

Kinden hasetten arınmış kardeş olmuşları
Tartışmayı öfkeyi kıskançlığı bırakmışları
Allah için yaşayıp Hak davada bir olmuşları
Her çeşitinden zalimlere meydan okuyanları
Onlar ki bilgili ferasetli “Adil Düzen” yolcuları
İnşallah fethe ulaşacak Erbakan aşık-sadıkları

Not: Mümin kardeşliği tebliğimizde ve davamızın farklı kesimlerce kabulünde anahtar role sahiptir. Mümin topluluğun şeytani nefsani öfkeden küskünlükten arınmış maddi manevi ortamı dışardan buna şahit olan insanları etkiler. İnsanlar bu topluluğa güvenir ve kendi ideolojilerinin de çözüm olmadığını bildikleri için onların Adil Düzenine rıza gösterir. Ama mümin topluluğu içinde kişisel tartışmalara dahi denk gelinse fark farkedilmeyecektir. Bundan dolayı tüm müminler uhuvvet konusunda son derece dikkatli olmalıdır

İnşallah Milli Çözüm uhuvveti ile gayreti ile Rabbimizin Rahmetini nusretini celb edecek fethe ulaşacaktır.

Hüseyin Selman İsen

Gerçek Mü’minler in Belirgin Bazı Özellikleri
8:2
(Gerçek) Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürpererek (Kur’an’ın hükmüne yönelir, hesabı ve azabı düşünüp kendilerine çekidüzen verirler). O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda (bu) onların imanlarını arttırıverir ve yalnızca Rablerine tevekkül (ve teslimiyet) gösterip (her işlerinde Allah’a güvenirler).

9:93
Ancak yol (suç ve sorumluluk), kesinlikle o kimseler aleyhinedir ki; zengin (ve sağlıklı) oldukları halde (cihada katılmamak ve kaytarmak için) Senden izin isteyip (bahane uydururlar) ve bunlar (riskten ve zahmetten kaçıp) geride kalanlar (kadınlar ve sakatlar)la birlikte bulunmaya razı olurlar. Allah, onların kalplerine mühür basmıştır, bundan dolayı da artık onlar bilmeyen (ve akıl erdirmeyen kimseler olup kalmışlardır).

24:62
Mü’minler, ancak o kimselerdir ki; Allah’a ve O’nun Resulüne gerçekten (ve gönülden) iman etmişlerdir. Onlar Onunla (Resulüllah’la) beraber, toplumsal bir emir (sosyal ve siyasi bir konuyu) görüşmek üzere (toplandıkları ve çağrıldıkları) zaman, (sorumluluktan kaçmak için) izin almadan asla bırakıp gitmeyenlerdir. İşte Allah’a ve Resulüne hakikaten inanmış olanlar; (cihad ve hizmetten ancak özürle ayrılan ve yetkili makamlardan) izin alan kimselerdir. Bu nedenle (ey Nebim) bazı (geçerli mazeret ve mecburiyetlerden dolayı) izin istedikleri vakitte, onlardan dilediğin kimselere müsaade et (ve çok önemli olan cihad görevini mecburen terk ve ihmal ettikleri için de) onlar hakkında Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah Bağışlayandır Esirgeyendir.

49:15
(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda (Din, Millet ve Vatan uğrunda) cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar, milli savunmaya katılmayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]

Mücahit Dinç

Amin
Önümüzde Muhacir ve Ensar gibi kardeşlik konusunda en mükemmel örnek olan mübarek Sahabe efendilerimiz var.
Rabbimiz Müslüman kuluna o kadar çok değer veriyor ki;
Müslümanın diğer Müslüman kardeşinin yüzünü güldürmesi, en güzel amellerden sayılmış.
Diğer en güzel örnek ise;
Erbakan Hocamızın bütün Müslümanlara öğrettiği teşkilatçılık…
Rabbim bizlere layık olmayı nasip etsin..

Mus ab

Tesanütün Okulu Milli Çözüm
Kur’an’ı Kerimde emredilen tesanüt (kardeşlik, dayanışma, birliktelik) asrımızda Üstad Ahmet Akgül Hocamızın tarafından en doğru şekilde öğretilmektedir.
Kur’an’ın emrettiği bu önemli ahlakı; Üstadımızdan başka ısrarla, sürekli, hikmetle ve özellikle istikamet üzre (sadece tarikat yaklaşımıyla değil, cihat şuuruyla örülü) işleyen ve bu şuurla yaşanması için gayreti gösteren kalmadı.

Cihat

Önce ben den kurtulmak özünü Kurandan almak gerek
Yâri yarası olanlar, yarası yâr olan gelsin

Gönlünde bahar havası, kafası kar olan gelsin…

Hesabi olan riyakâr, hasbi olan fedakârdır

Sevdası âleme sığmaz, dünyası dar olan gelsin…

İkilik şirkinden uzak, kader sırrına kavuşan

Kesrette vahdeti bulan, vuslat zevkine karışan

Cümle cihanla barışık, canlı cansızla konuşan

Hasret ateşiyle işi, hep ah-u zar olan gelsin…

Azrail’e ödül verir, ölümü öldüren erler

Zalimlere izzetlidir, mazlumu güldüren erler

Hem, marifet bahçesinde, hikmet gülü deren erler

Nefsiyle bin kere ölüp, Hak ile var olan gelsin…

Ahmet Hoca bil ki gaflet, tüm gönüllere zehirdir

İlaç; iman, ilim, ibadet… Şifa: fikir, zikirdir

Tembellik ve benlik, ruhu öldüren manevi kirdir

Rahman’a dönüp gönülden, derdi didar olan gelsin…

Evet, bu dünyaya sadece zevk ve zenginlik için geldiğini zannedip, ruhundan ve Rabbinden habersiz yaşamak, hayvanlık mertebesidir. Hile ve hıyanete yönelmek, haksızlığa ve ahlâksızlığa heveslenmek ise, şeytanlık halidir. Ama, ibadet ve istikamet çizgisinde, fikir ve zikir disiplininde, şehvet mikroplarını ve enaniyet putlarını öldürebilenler ise, insanlık derecesine yükselir. İlim ve irfan mektebinde yetişmeyenler… Hizmet ve hikmet meclisinde pişmeyenler, ruhen çiğ kalır ve çirkinleşir. Hak davadan ve takvadan nasipsiz olanlar, şeytan gibi huzurdan kovulmuş demektir. Çünkü, eğer sevilselerdi, ibadet ve hizmetten mahrum edilmezlerdi.

Hâlbuki ömür sermayemiz, su gibi akıp gitmekte ve hızla tükenmektedir. Her nefes alışverişimiz, bir ağacı kesen hızar dişleri gibi, sayılı saniyelerimizi alıp götürmektedir. Allah’ın kudret ve sanat eserleri olan vücut nakışlarımız, her geçen gün biraz daha pörsümekte ve giderek zayıflayan saçlarımız ağarıp dökülmekte… Hastalık ve arızalar çoğalıp gücümüz tükenmekte… Ve bütün bunlar, dünyada imtihan için bulunduğumuzu ve fani olduğumuzu ihtar etmektedir.

Ruhumuz, gaflet zindanından ve şehvet tuzağından kurtulabilirse, o zaman gerçek özgürlüğüne ve kulluk bilincine ulaşır. Artık yalancılığa, yağcılığa ve başkalarına yalvarmaya, tevessül ve tenezzül etmez… Çünkü artık onurlu, şuurlu ve huzurlu bir insandır. Ürkeklik, kahpelik ve kölelik ise münafıkların sıfatıdır. Kâfirler için bu hayat; keyfince yaşamak, hayvani lezzet ve şehvetlerine kavuşmak için tek ve son fırsattır. Mü’minler için ise, hayat; iman ve cihattır. Yani sonsuzluk yolculuğunda, bir imtihan ve hazırlanmadır. Ölüm kâfirler için, korkunç bir ayrılık ve azap iken, mü’minler için Rabbine ve sonsuz saadet iklimine vuslattır.

Öyle ise, gönül evimizi kirleten ve feraset gözlerimizi körleten açık ve gizli günahlarımızı fark etmeyecek kadar GAFİL… Bilgi eksikliğimizi, yetersizliğimizi ve tembelliğimizi kabul etmeyecek kadar CAHİL kalmayalım… Her şeyin en iyisine ve en güzeline talip olalım ve ona ulaşmaya çalışalım… Ne kendimizi ne de başkalarını, asla dünyalık servet ve etiketleriyle tartmayalım. Unutmayalım ki, ahiret pazarında, Karun’un hazineleri ve Firavun’un rütbeleri, bir kuruşa bile müşteri bulamayacaktır.

Bu nedenle “Ahiret âlemi, hayret âlemidir” denmiştir. Çünkü görünürde evliya, gerçekte eşkıya olan nice insanların, içi dışa dökülecek, herkes hayret ve nefret edecektir. Yani, sureti insan ama sireti şeytan olanları herkes tanıyıp bilecektir. Ama burada rağbet edilmeyen ve kıymet verilmeyen, oysa Allah katında değeri ve derecesi yüksek olan yiğitlere ise, herkes imrenecektir. Zahiren muhterem ve muttaki, ama ruhen cılk ve cılız kimselerin ise yüzüne tükürülecektir.

Unutmayalım: Yerde ve göklerde bulunan canlı ve cansız her şey bir aynadır. Ve bu aynalarda her an tecelli eden ve bütün olayların arkasında görünen, Cenab-ı Hak’kın Celal ve Cemal sıfatlarıdır. “Yaratılanları, Yaratandan ötürü sevmek” bunun için lazımdır.

Hasan Ç.

Mü’minler; güzel ahlâklıdırlar, mütevazıdırlar, sevgi ve saygı doludurlar.
…Madem şeytanın insandaki tezahürü olan nefs, insanı yanıltabilmektedir; öyleyse mü’min kişi, karşısındaki mü’min kişinin nefsini harekete geçirecek bir üslup kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu yönde, ayette şöyle buyrulmaktadır:

…“Kullarına, (herkese karşı) sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan (katı ve kötü sözlerle) aralarını açıp bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (Onun kışkırtmalarına dikkat etmelidir.)” (İsrâ: 53)

Eğer mü’min gaflet halinde olursa; makam, mevki gibi konularda rekabet hissine kapılıp kardeşlerini geçmeye ve kendini onlardan daha ön plana çıkarmaya çalışabilir. Aynı şekilde kendisinden daha ön plandaki bir kardeşine karşı kıskançlık hissedebilir. Aslında gaflet halinde yapılan bu hareket, gerçekte Allah’a isyan anlamına gelmektedir. Çünkü, “Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? (Oysa Allah’ın her takdiri ve taksimi hikmetli ve adaletlidir)…” (Nisa: 54) ayetine göre, insanlara verilmiş olan nimetler Allah’tandır ve bunları kıskanmak, Allah’ın takdirine karşı gelmek anlamına gelir.

Ya Rabbi, kardeşlerimin kardeşliğini pekiştirmeden canlarını alma!
Ya Rabbi kardeşlerimin yüreklerini huzurla doldur… Kardeşlerimin sıkıntılarını rüzgar gibi alıp götür… Kardeşlerimin dualarını kabul et…Kardeşlerimin imanlarını kurtarmadan canlarını alma…
Ya Rabbi; ben yanlış isem gönlüme doğruyu düşür… Kardeşlerim yanlışta iseler, onların gönlüne doğruyu düşür…Ama ne olursun bizi birbirimize düşürme…

Amiin

Shr mert

Bir binanın tuğlalarıyız
“(Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min)ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. [Not: Müslümanların, din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun düşmeyen tavırlar sergilemek gibi, birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmaları gerekir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr ve sabırlı hareket etmelidir. Bu; gerçek ve samimi sevginin gereğidir, tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâk örneğidir.]” (Haşr: 10)

Rabbim bizleri şeytanın vesveselerinden, nefsimizin kışkırtmalarından muhafaza etsin. Kardeşlik öyle bir bağ olmalı ki her durumda birbirini cennete sürüklemek için, birbirini nefsin arzularından korumak, Dünya’nın aldatmacalarını hatırlatmak ve ebedi azaptan kurtarmak için her an sağlam tutulması gereken bir bağdır. Kardeşi için İyi veya kötü günde her daim hayır dua edip Allah için cehd edebilmek ne büyük bir nimettir. Cenab-ı Hakk bizleri bir binanın tuğlaları gibi birbirine sımsıkı tutunan ve tüm zalimlere meydan okuyarak Adil Düzeni kuran kullarından eylesin

Arzu  Akdağ

Amin
Rabbim sorumluluklarımızın şuurunda olarak, asıl hedefimize kitlenmeyi canla başla hak dava için çalışmayı nasip etsin inşallah. Ve yine benliğimizin, fitnenin şerrinden koruyup kollasın. Dilde değil özde, ben değil biz olmayı nasip etsin. “Makalede geçtiği üzere Mü’minler; mü’min topluluğunun bir insan vücudu gibi olduğunu, her organın bir diğerinin yardımcısı ve destekçisi olduğunu unutmaz ve kardeşlerinin başarılarını kendi başarılarıymış gibi görürler. ” sağlam bir kale için aklımıza kazımamız gereken bir dipnot. Allah razı olsun.

MEHMET S.PINAR

Rahman ve Rahim Allahın adıyla
(Unutmayınız ki!) Ancak (ve muhakkak) mü’minler kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin (ve bu amaçla, etkin ve yetkin bir barış ve bereket düzenini yerleştirin) ve Allah’tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınıverin; umulur ki esirgenirsiniz.

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki (onlar) kendilerinden daha hayırlı kimselerdir; kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki (onlar) kendilerinden daha hayırlı kimselerdir. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) de yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakaplarla’ çağırıp (rencide etmeyin). İmandan sonra (böylesi) fasıklık (cahiliye tavrı ve bayağılık) ne kötü bir (sıfat ve) isimdir. (Başkalarını düşük ve küçük görmek ne çirkin bir haslettir.) Kim (bunlardan) tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.

Ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) Zandan (ve tahmini kurgulardan) çok kaçının; çünkü zannın (haksız ve alâkasız olan) bir kısmı günahtır (ve yalandır. Ve sakın) tecessüs de yapmayın (birbirinizin gizli ve ayıp yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte (nasıl) bundan tiksindiniz. (Öyle ise) Allah’tan korkup (başkalarına kötülük düşünmekten ve küçük düşürmekten) sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok Esirgeyendir.

(Hucurat Suresi :10-12)

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx
Paylaş...