Reklam
Reklam
Reklam

YA, “HAYAT BİR İMTİHANDIR” VEYA “İNSAN BİR HAYVANDIR”! -1

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Her insanın dünyaya bakış açısı; onun hayat felsefesini, beklenti ve hedeflerini, niyet ve istikametini derinden etkileyecek, hatta kökünden değiştirecektir. Yaşamı sadece bu dünyadan ibaret sanan, ahirete inanmayan veya sadece kuru bir zan ve ihtimal olarak bakan.. Ya da dünyalık rahatını ve menfaatini, tapınır derecede öne alıp, ölüm sonrasını geri plana atan insanların;

  1. a)Kanuni cezalardan kaçıp kurtulma fırsatını yakaladıklarını
  2. b)İnsanlardan saklayıp, horlanma ve hakarete uğrama endişesini aştıklarını düşündükleri bir ortamda, her türlü kötülüğü işleyebildikleri görülmektedir. Herkesin başına, onu 24 saat kamerayla izleyen ve engelleyen bir polis, hatta rüşvet almasın diye onu da gizlice denetleyen bir hafiye dikemeyeceğimize göre sağlam bir ahiret düşüncesi ve hesaba çekilme endişesi, en etkin vicdani otokontrol sistemidir.

“Onlar, (ahireti bildikleri ama yakinen iman edip önemsemedikleri için) dünya hayatını sevip ahirete tercih ederler. (Kendileri sapıttıkları gibi, dünyalık heves ve hedefleri için başkalarını da) Allah’ın yolundan alıkoyup çevirirler ve Onu (Kur’an’ı ve İslam’ı keyiflerine göre) çarpıtmak isterler. İşte bunlar derin bir dalalet içindedirler” (İbrahim: 4) ayeti, sadece bu dünya hayatını önemseyip önceleyen, dinlerini ve davalarını bile makam, şöhret ve şehvet uğruna istismar ve suiistimal eden kimselerin durumunu açıkça beyan etmektedir.

“(Kıyamet ve İslami hâkimiyet) saati de neymiş, biz (bunların hakikaten gerçekleşeceğini) bilmiyoruz. Biz sadece (ahiret ve ilahi nusretle ilgili) bir tahmin ve ihtimalde bulunup, kuru bir zanda bulunuyoruz. Biz kesin (yakin) bir bilgiyle iman edenlerden değiliz” (Casiye: 32) ayeti de böylesine, Müslüman geçinen, ama bütün gayretini dünyaya yönelten tiplerin gerçek yüzünü haber vermektedir.

Ve zaten “(Gerçek) Kâfirler inzar olundukları (uyarıldıkları ve İslami daveti duydukları ve anlatılanlara akılları yattıkları halde, bu öğretilerden) yüz çeviren (ve dünyalık beklentilerinin peşine düşen)dir” (Ahkaf: 3. son kısım) ayeti de, asıl kâfirlerin, Kur’ani gerçekleri öğrendikten ve aklen uygun gördükleri halde, nefsi arzuları ve dünyalık çıkarları için, bildiklerinin tersini işleyen kimseler olduklarını bildirmektedir.

Oysa ahiret hayatına iman edip önemseyen ve önceleyen, bu hayal gibi geçici dünyaya imtihan için gönderildiğini ve en büyük gaye ve gayretini bu imtihanı kazanmaya yöneltmesi gerektiğini bilen insan, mutlaka sorumlu, şuurlu ve huzurlu bir hayat sürecektir. Kendisine zarar vermeye, Haktan ve hayırdan çevirmeye çalışan şeytanları ve şerli insanları bile, bu imtihandaki kötü niyetli antrenörleri gibi görecek, her an, her ortamda ve her olayda Allah tarafından imtihan edildiğinin bilinciyle hareket edecek, niyet ve istikametini Allah’ın rızasına ve kullarının hayrına ve hatırına kilitleyecek; varlık, sağlık ve rahatlık ortamında şımarıp şaşırmaktan, darlık, hastalık, sıkıntı ve saldırı durumunda şapşallaşıp itiraza kalkışmaktan vazgeçecektir.

Elbette hayat bir imtihandır ve her insan ömrü boyunca daha güzele ulaşmak ve olgunlaşmak için sürekli çabalamaktadır. Eğitim hayatımızda aklınızda en çok yer eden şeyler, muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise, kuşkusuz üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu üç dört saatlik imtihanın sonucunda belirleyeceklerine inanılır. Bu nedenle yıllarca çalışır, uykusuz kalır, pek çok sosyal faaliyetten, tatil ve eğlenceden uzak durup, sadece dersleriyle uğraşır. Tek amaçları istedikleri üniversiteyi kazanmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için büyük bir sabır ve kararlılıkla çalışır.

Aynı şekilde hayattaki en büyük amacı, güzel bir ev sahibi olmak olan bir kişiyi düşünelim. Bu evi elde etmek için önce yeteri kadar maddi güce sahip olabilmesi gereklidir. Bunun için gece gündüz demeden iyi bir iş sahibi olabilmek, mevkisini yükseltebilmek, dolayısıyla maddi kazancını artırabilmek için çaba gösterir. Ancak böyle uzun süreli ve özverili bir çalışmadan sonra o kişinin istediği evi satın alması, yaptırması ve evin içine girip yaşaması mümkün hale gelir.

Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, insanın bir güzelliğe ya da uğrunda pek çok şeyi göze aldığı hedefine ulaşabilmesi için; kimi zaman yıllarca süren bir çaba, kararlılık ve dirayet göstermesi, karşılaştığı zorlukları sabırla karşılaması gerekebilir. Bunların yanı sıra insanın maddi güç ya da toplum içinde itibar, şöhret ve belli bir kariyer elde etmek gibi hedefleri varsa; bunlar için de ciddi bir çaba sarf etmesi ve bazı zorlukları göze alması, halk içinde kullanılan tabiriyle "kendinden bir şeyler vermesi" beklenir.

Ancak burada çok önemli bir noktayı hatırlatmalıyız: Yukarıda saydığımız örnekler, insanın dünyadaki kısa hayatı boyunca elde edeceği geçici yararlarla ilgilidir. Ve bu yararların hepsi ya ölümle birlikte veya henüz dünyadayken herhangi bir sebeple aniden elinden çıkabilir. Örneğin yıllarını sınav günü başarılı olmak için durmaksızın çalışarak geçiren bir genç, başına gelen bir kaza ile sınava giremeden hayatını yitirebilir. Veya yıllar süren bir emek sonucunda sahip olduğu evi yakıp yıkacak olan bir felaket, insanın çabasını, emeğini bir anda yok edebilir.

Görüldüğü gibi dünya hayatında elde edilmek istenen yararların tümü -ne kadar ciddi bir çaba harcansa da- geçici ve sınırlıdır. Ama bunların yanı sıra bir de asla kaybolmayacak olan, asla tükenmeyecek güzelliklerin ve sonsuz saadetin bulunduğu ve insanın ebediyete kadar kalacağı gerçek bir hayat vardır. Bu, inanan insanların dünya hayatı boyunca ulaşmak için ciddi bir çaba sarf ettikleri, tüm diğer konuların çok daha üstünde tuttukları, asla akıllarından çıkarmadıkları ölümden sonraki ahiret hayatıdır.

İşte insanın sonsuz ahiret yurduna ulaşmak için denendiği yer de "dünya imtihanı"dır. İnsan, yeryüzünde bulunduğu sürece ahirete yönelik bir sınav yaşamakta ve bu konuda gösterdiği çabayla denenip puan almaktadır. Hayat, gerçekte Allah'ın bizleri denemek ve eğitmek için yarattığı geçici bir ortamdır. İnsan bu süre boyunca aklını kullanıp, böylece Rabbimizi tanımak, O'nun hükümlerine uymak ve sadece O'nun rızasını aramakla bu imtihanı kazanır. Bunun yanında bu imtihan hayatı boyunca başına gelen her şeye en uygun karşılığı vermek, sabretmek ve güzel ahlak göstermekle mü’min sürekli olgunlaşır. Her şeyin Rabbimizden gelen bir deneme olduğunu hatırlamak, bunlardan manevi zevk almak, uğradığı her sıkıntıyı neşe ve şevkle karşılamak ise, dünyadaki imtihanın müminlere has olan bir sırrıdır. Şüphesiz bu sırrı kavrayan ve tüm yaşamını denendiğinin bilincinde olarak geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecek olan bir kazanca ulaşacaktır.

“Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik. Ancak o, sarp yokuşa (zorluğa) göğüs germedi.. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir? Bir boynu çözmek (çaresiz ve esir kimseleri kurtarmak)tır; ya da açlık (kıtlık) gününde doyurmaktır, yakın olan bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar, kutlu ve mutlu tarafın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene). Ayetlerimizi inkâr edenler ise, (uğursuz) yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme). "Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onları kuşatacaktır”[1] ayeti bu gerçeği ne güzel anlatmaktadır.

Amaç; bu imtihanı kazanmaktır!

İnsan, her canlı gibi Allah tarafından bir amaç üzere var edilmiştir. İnsanın yaratılış amacını ve kısa süren dünya hayatı boyunca nasıl bir ömür geçirmesi gerektiğini öğrenebileceği kaynak, Allah'ın kullarına bir rehber olarak indirdiği Kur’an-I Kerimdir. Nitekim Allah "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna var ettiğimiz ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"[2] ayetinde insanların belli bir amaç üzere yaratıldıklarını bildirmiştir. Bu amacın ne olduğu ise başka ayetlerde tarif edilmiştir. İnsanın yaratılış amacı, "… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım."[3] ayetiyle haber verildiği gibi Allah'a kulluk etmektir.

Yalnızca Allah'a ibadet etmek için yaratılan insana ortalama altmış-yetmiş yıllık kısa bir ömür verilmiştir. Ve bu ömür, tıpkı bir kum saatinde olduğu gibi hiç durmadan akıp gitmekte, insan, ahirete doğru sürekli bir geri sayım içinde yürümektedir. İnsanın hayatı kimsenin değiştirmeye güç yetiremeyeceği şekilde, Allah tarafından çizilmiş bir kader üzere işlemektedir.

Dünya üzerindeki herşey zamanı geldiğinde yok olup gidecektir. Apaçık olan gerçek ise "… dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir."[4] ayetinde de bildirildiği gibi, sonsuz ahiret hayatının yanında dünya hayatı bir rüya gibidir. Çünkü dünya üzerinde her şey eskimeye, yaşlanmaya ve yok olmaya doğru çok büyük bir hızla ilerlemektedir. Zaman herkesi ve her şeyi mutlaka tahribata uğratmakta ve bu geçici dünyaya bağlananlar çok büyük bir kayıp içine düşmektedirler.

Dünya bir misafirhanedir. İnsan burada geçici görevlidir ve kısa bir ömürde ebedi hayatına lazım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir.

İnsan, dünyada karşılaştığı olaylar karşısında gösterdiği tavırlarla, sahip olduğu ahlakla ve içinde taşıdığı niyetiyle denenmektedir ve kişinin sadece "iman ettim" demesi kesinlikle yeterli değildir. Bu imanını tavırlarıyla da göstermelidir. Çünkü kıyamet gününde gizli ya da açık, hayatına dair her şey ortaya dökülecek, çok hassas bir hesap görülecek ve bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar"[5] bile haksızlık edilmeyecektir. İyilikten yana yaptıkları ağır basanlar sonsuz güzelliklerle bezenmiş cennet yurdunda ağırlanırken, kötülüğü ve zulmü kendilerine yol edinenler sonsuz cehennem azabına gireceklerdir. Bu dünyada İslam inancını ve ahlakını yaşayanlar ve Kur’an Ahkâmını (Adalet Nizamını) hâkim kılmak için çalışanlar, Allah’ın rızasına ve ebedi mutluluğa erişecektir.

Görevimiz: dünya hayatına karşılık, ahireti satın almaktır!

Dinden uzak insanların en büyük yanılgılarından biri, bu dünyadaki hayatı kalıcı zannetmeleri ve aslında bir denemeden geçirildiklerini bilmemeleridir. Dünyada, böyle bir gaflet içinde yaşayan insanları etkileyebilecek, akıllarını çelebilecek pek çok güzellik ve zevkler var edilmiştir. Ahiretin unutulduğu toplumlarda insanlar, doğdukları andan itibaren kendilerine süslü görünen bu değerleri elde etme hırsına yönlendirilir. Allah insanları dünyaya hırsla bağlayan bu süsleri Kuran'da şöyle haber vermiştir:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüş (paraya), salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere (bahçelere) duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. (Oysa) Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? (Küfür ve kötülükten) Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını hakkıyla görüp durmaktadır"[6]

Bu ayetlerde de haber verildiği gibi dünyaya ait her türlü süs; zenginlik, güzellik, eşler, evler, mücevherler, makam, ün ya da kariyer ve diğerleri sadece kısa bir yarardan, geçici bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Bunların tümü kesinlikle yok olup gidecektir.

Fakat insanların büyük bir bölümü, bunların geçici olduğunu unutup, tam tersine bunlara dalıp eğlenmektedir. Kimi sürekli daha çok mal toplamaya, kimi insanlar tarafından daha çok itibar kazanmaya, kimi daha güzel veya yakışıklı bir eş bulmaya, kimi de işyerinde en başarılı kişi olarak tanınmaya çabalayıp ömür tüketmektedir. Tüm bunlara öyle büyük bir hırsla bağlanırlar ki, bu oyalanma onlara ölüm sonrasında karşılaşacakları sonsuz ahiret hayatını tamamen unutturuverir. Ölümü bir yok oluş olarak algılayanlar, ölümden sonrası için bir hazırlık yapmayı düşünmemektedir.,

Dünyayı ebedi bir yaşam yeri zannederek hırsa kapılanların durumu bir ayette şöyle haber verilmiştir:

“Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. (Bu gafiller acaba) Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdır? (bu ne şaşkınlık ve sapkınlıktır..)”[7]

Bir başka ayette de "imana karşılık küfrü satın alanlar" olarak tanımlanan bu insanlar, büyük bir hataya düşmüşlerdir. Bu kişilerin nasıl bir kayıp içinde olduklarını anlamak için şöyle bir örnek verebiliriz:

İki insan düşünün. Bunların ikisine de çok yüklü bir sermaye verilsin ve ne şekilde harcayacaklarının kararı da kendilerine bırakılsın. Bu kişilerden biri elindeki bütün imkânları hoyratça saçıp savursun ve elinde bir süre sonra hiçbir şey kalmasın. Kuşkusuz bu kişi böyle bir durumda -geriye dönüşün olmadığını fark ettiğinde- çok büyük bir pişmanlık yaşayacaktır. Diğer kişi ise elindeki sermayeyi kalıcı ve insanlara faydalı yatırımlar için harcasın ve elde ettiği tüm güzellikler hem kendisi hem de insanlık için bir kazanç olsun.

İşte dünyada insana verilen tüm mal, mülk, kültür, ün, itibar, güzellik ve daha pek çok nimet de kişinin ahirete hazırlanması için tanınmış birer fırsattır. İman eden kişi bu fırsatları en akılcı şekilde değerlendirir.

İnkâr edenlerin örneği ise, elindeki sermayeyi boşa harcayan kişiye benzemektedir. İnkârcılar ve münafıklar dünya hayatında kendilerine verilen kısacık süreyi hoyratça harcar ve sonra sonsuz ahiret hayatında çok büyük bir kayıp içinde olurlar. Bu insanların durumu Kuran'da şöyle haber verilir:

“De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.”[8]

Sadece bu fani dünya hayatına razı olmayan ve ahiret hayatının ebedi olduğunun bilincinde olan kişiler, bu hayatın yararlarının geçici olduğunu bildikleri için, sonsuz cennet güzelliklerini kazanmak için gayret göstermekte ve hayatlarını disiplinize etmektedir. İşte onlar yaptıkları bu ticaret nedeniyle çok büyük bir kazanç içindedirler. Allah onları büyük bir ecirle müjdelemiştir:

“Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almak (istemektedir). Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.”[9]

İnsan hayırla ve şerle imtihan olunmaktadır!

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz (ve her türlü niyet ve gayretinizden hesaba çekileceksiniz).[10]

Ayetlerde haber verildiği gibi insan her türlü olayla denenebilir. İnsanın bolluk, zenginlik ve çok büyük nimetler içindeyken de Allah'ın razı olacağı güzel ahlakı göstermesi, her tavrında Allah'a yönelip dönmesi ve O'nun emir ve tavsiyelerine çok büyük bir titizlik göstermesi gerekir. Çünkü bolluk dünyanın geçici süslerine dalan insan için bir fitne konusu, bir deneme, unutturup yanıltan bir etken olabilir. Ama imanlı bir insan ne kadar büyük nimetler içinde olursa olsun asla Allah'a karşı nankörlük etmez.

İnsan bunun yanında hastalıkla, felaketlerle, inkârcılardan gelen türlü baskılarla, incitici söz, iftira, tuzak, alay zulmü gibi olaylarla da denenebilir. Fakat Müslüman’ın bunların hepsinin imtihanın bir parçası olduğunu bilmesi ve bunlara sabır göstermenin güzelliklere açılan bir yol olduğunu unutmaması gerekir.

“Bu insanlar daha önce de belirttiğimiz gibi dünyaya karşılık ahireti satın alarak kendileri için hayırlı bir ticaret yapmışlardır. "Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan vesilesidir, mal, makam ve evlat hatırına, haktan ve hayırdan ayrılmayanlar için) Allah yanında ise büyük bir mükâfat vardır."[11] ayeti gereği, sahip oldukları her şeyle denendiklerinin bilincine ermişlerdir. Canlarının, mallarının ve sahip oldukları makamların Allah'a ait olduğunu bildikleri için, bunlarda meydana gelen bir eksilme veya artış onların ahlaklarını, düşünce yapılarını ve Allah'a olan sadakatlerini asla etkilemeyecektir. Kur’an'da bu insanların güzel tutumlarını tarif eden pek çok ayet vardır:

“Ama Resul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler (Hak hâkim olsun diye çaba gösterdiler); işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır. Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.”[12]

“Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.”[13]

Ayetlerde dikkat çekildiği gibi; bu dünya Müslümanlar için Allah yolunda, O'nun rızasını kazanmak için cihad edilmesi yani çaba gösterilip hizmet edilmesi gereken bir yerdir.

Bu nedenle de insan dünya hayatındaki -ahireti için çok değerli olan- her gününü, her saatini, hatta her dakikasını ve saniyesini çok iyi değerlendirmelidir. Yaptığı her işte, gösterdiği her tepkide "Allah'ı nasıl en fazla razı ederim?" sorusunun cevabını düşünmelidir. Önemli olan kişinin dünyaya dalıp ahireti unutmaması ve geçici bir yarar uğruna ahiretini gözden çıkarmamasıdır. İnsanın Allah'a döndürüldüğü zaman sonsuz güzelliklere kavuşmasının yolu budur:

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.”[14]

Bu imtihanın sırrı ve amacı!

İman eden insanların dünya hayatları boyunca türlü denemelere tabi tutulacaklarını, mallarıyla ve canlarıyla imtihan olacaklarını, inkârcıların çok çeşitli tuzaklarıyla karşılaşacaklarını ve asılsız iftiralara uğrayacaklarını Allah Kuran'da haber vermiştir. Yani salih müminler, hayatlarının her döneminde birtakım zorluklarla karşılaşabilirler. İşte Müslümana gereken bu zorluk anlarında Kur’an ahlakını yaşamaları, her an Allah'ı hatırlamaları ve içinde bulundukları duruma şükredip, hepsinde bir hayır ve güzellik olduğunu fark edebilmeleridir.

Bu sayılanların rahat bir ortamda, bolluk ve nimetler arasında, sağlık ve varlık sırasında yapılması herkese kolay gelir. Ancak Müslümanın imanının gücünü asıl gösteren en önemli şeylerden biri, bu üstün ahlakını zor zamanlarda gösterilmesi ve bundan da hiçbir şekilde taviz vermemesidir. Fakirlik, açlık, korku, mallardan ve canlardan eksiltme, hastalık, inkârcıların tehditleri, iftiraları ve tuzakları gibi olaylarla karşılaştıklarında sabır gösteren Müslümanlar, güzel tavırlarının karşılığını daha güzeliyle göreceklerdir.

Ayetler de belirtildiği gibi inkârcıların hayrı engellemek için yaptıkları her türlü zorbalık, Müslümanlar için bir imtihan demektir. İman edenlerin bu zorluklar karşısında gösterdikleri üstün ahlak, cesaret ve metanet, onların ahiret karşılıklarını ve derecelerini yükseltir. Bakara Suresi'nde inananların dünyada yaşadıkları imtihan konularının neler olabileceği ve bunlar esnasında gösterdikleri güzel tavır şu şekilde tarif edilmiştir:

“Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Rablerinden bağışlanma (salât) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.”[15]

Çünkü "imtihanın sırrı"nı kavramış bir Müslüman için zorluklara sabretmek en büyük güzelliklerdendir. Kuran ahlakını yaşayan ve İslam ahkâmının (Adil Düzen programının) yerleşip yayılması için çabalayan bir mümin için, başına gelen zorluklar onun Haklı yolda olduğunu gösteren birer işarettir. Bunlar onun şevkini, neşesini ve mücadele azmini güçlendirecektir.

Nitekim Allah Kuran'da tarih boyunca değişmeyen bazı kanunların varlığından söz etmiştir. İnananların zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmaları, inkârcıların baskılarına maruz kalmaları, ama inkârcıların bunun sonucunda mutlaka hüsrana uğramaları da Allah'ın haber verdiği bu kanunlardandır:

“Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edecekler (ve saldıracaklardı); bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlardı. (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir kanunudur (imtihan şartlarındandır). Kanunumuzda (sünnetimizde) bir değişiklik bulamazsın.”[16]

İşte bu, dünyada yaşanan imtihanın sırlarından biridir. Allah Kuran'da Müslümanlara karşılaşabilecekleri pek çok olayı önceden haber vermiştir. Ayrıca Müslümanlara cennete girebilmeleri için mutlaka geçmiştekilerin başlarına gelenlerle deneneceklerini de bildirmiştir:

“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" demeye başlamıştı. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.“[17]

Tevekkül ve kadere teslimiyetin önemi ve anlamı:

Yeryüzünde yaşanan imtihan ortamının çok önemli bir sırrı daha vardır. Bu sırra vakıf olan müminler, karşılaştıkları zorluklara büyük bir şevk ve neşeyle sabır gösterirler. İşte bu sırrın özünde "kader" gerçeği vardır. Müslüman, Allah'ın her şeyi bir kader üzere yaratıp meydana getirdiğini ve başına gelenlerin sadece Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilir. İnsanların hayatlarını tüm ayrıntılarıyla yaratan Allah'ın her işi hikmetlidir ve yerindedir. En'am Suresi'nde yeryüzünde meydana gelen küçük büyük tüm olayların Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiği şu şekilde ifade edilir:

“Gaybın anahtarları O'nun indinde ve ilmindedir, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmemektedir. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmeyecektir; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitapta (kaydedilmiş ve karar verilmiştir)” [18]

İnsan, zamana bağlı yaşayabilen ve olayları sadece yaşadığı andan bakarak değerlendiren bir varlıktır. Ve insan, geleceği bilemediği için karşılaştığı olaylardaki uzun vadeli hikmetleri, güzellikleri ve hayırları da her zaman göremeyebilir. Fakat zamandan münezzeh olan ve zamanı yaratan Allah, zamana bağımlı olan tüm varlıkların hayatlarını "zamanın dışından" görüp bilmektedir. İşte bu noktada karşımıza çıkan kader gerçeğidir. Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları tek bir an olarak bilmesidir. Yani "sonucu bilinmeyen olaylar" sadece, bizim için birer "bilinmez"dir. Allah bizim bilemediğimiz bu olayların tümünü bilir. [19]

Bu nedenle de insanın imtihanı, aslında başı ve sonu belli olan bir imtihan gereğidir. Geçmiş, gelecek ve içinde yaşadığımız an Allah katında birdir; hepsi olup bitmiştir. Biz ise bu olayları ancak zamanı geldiği zaman yaşayarak öğreniriz.

İşte bu "kader ilmi" inkârcıların vakıf olamadıkları büyük bir ilimdir. Müslümanların dünya ve ahiret hayatındaki tüm zorluklara ve denemelere güzel bir sabır göstermelerine vesile olan da bu ilimdir. İman edenler "Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir."[20] ayetinde de bildirildiği gibi, başlarına gelen her şeyin bir kader üzere gerçekleştiğini bilmenin rahatlığını ve huzurunu yaşayıp tadabilir.

Kader gerçeğini bilen ve imtihanın bu sırrını sezen bir Müslüman başına gelen her türlü musibeti, açlığı ya da fakirliği bir güzellik olarak görüp bunlardan çok manevi bir zevk alabilir. Çünkü bu denemeler karşısında gösterdiği güzel ahlakın Allah katında çok değerli olduğunu bilir. Bu, müminlere has bir lezzettir. Müslümanlar bu tip sıkıntılar karşısında hüzün, stres, acı, panik, korku gibi duyguları kolaylıkla aşabilir. Çünkü Allah'ın hayır ya da şer olarak görünen tüm olayları, Müslümanların hayrına çevireceğini bilirler. Allah bir ayetinde müminlere, "… Allah, kâfirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez."[21] şeklinde bildirmiştir.

Evet, müminler dünyada her türlü sıkıntı ve zorlukla karşılaşabilirler, mallarını kaybedebilirler, fiziksel olarak zayıf düşebilirler, hastalanabilir, yaralanabilir, ölebilir veya öldürülebilirler. Ancak bunların hiçbiri Müslümanlar için bir "şer" değildir. Allah bunlarla iman eden kullarını denemeden geçirir ve gösterdikleri sabrın karşılığını da hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla verir. Ve Müslümanlar bu kısa imtihan dönemi sonucunda sonsuz bir cennet hayatı ile mükâfatlandırılıp şereflendirilir.

Allah başka ayetlerinde de Kendisine inanan ve teslim olan kullarının asla kopmayacak bir "kulba" yapıştıklarını bildirmiştir:

“Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulba (Kur’an’a ve huzur kaynağına) yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır.”[22]

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri) tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur (Kur’an’a tutunanların mahrum ve mahcup olma endişesi kalmamıştır). Allah, işitendir, bilendir.”[23]

Bütün yaşananları ”gelecekten izlemek” şuuru ve rahatlığı!

İman eden bir insanın, yeryüzünde denemeden geçirildiğinin bilincinde olması, olayları gelecekten izlemesinin de yolunu açar. Peki, acaba "olup bitenleri gelecekten izlemek" ne demektir?

Bir insanın karşısına, ne kadar büyük bir zorluk ve sıkıntı çıkarsa çıksın, bu durum kesinlikle geçicidir. Örneğin bir kişi yapmadığı bir şeyle suçlanıp, haksızlığa uğrayabilir. Ama gerçeğin ortaya çıkacağı bir zaman mutlaka gelecektir. Eğer haksızlığa uğrayan kişinin mağduriyeti dünyada son bulmayacak olsa bile, hesap günü onu haksızlığa uğratan kişiler mutlaka yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. Aynı şekilde haksızlığa uğrayan kişi de, bu duruma sabrettiği için hesap günü güzel bir karşılığa erecektir. Zaman hızla ilerlemektedir ve dünyadaki her olay gibi bu olay da göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içinde bitecektir. Ayrıca Kuran'da Müslümanlar için her zorluğun yanında bir de kolaylık yaratılacağı haber verilmiştir:

"Gerçekten (her) zorlukla beraber kolaylık vardır. Evet, elbette (her) güçlükle beraber kolaylık vardır.”[24]

Müslüman kaderin izleyicisi olduğunu bilir. Bu sırrın bir güzelliği olarak da her şeyi büyük bir tevekkül, teslimiyet ve sabır içinde izleyecektir. Olayların nasıl gelişeceği konusunda da herhangi bir müdahale, engelleme ya da durdurma imkânı olmadığının bilincindedir. "… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz."[25] ayetini sürekli hatırlayıverir. Nitekim Allah kullarına, "eğer iman etmişlerse" başlarına gelen her musibetin sonunun mutlaka güzellik ve hayır olacağını müjdelemiştir. Bu musibetler müminin kendisini eğitmesine, imani konularda derinleşmesine, ahlakını güzelleştirmesine, olgunlaşıp yücelmesine ve cennetteki derecesinin artmasına birer vesiledir.

Şunu da unutmamak gerekir ki bu durum yalnızca Allah'a samimi olarak iman eden ve kadere teslim olan insanların eksiksiz olarak yaşayabilecekleri bir ruh halidir. Dinden uzak yaşayan insanlar ise, karşılaştıkları olaylarda kadere olan teslimiyetsizlikleri sebebiyle ümitsizliğe, korkuya, heyecana kapılıp bir türlü çıkış yolu bulamayacaklarını düşünmekte ve boşuna üzülmektedir.. Ahirete yönelik bir ümitleri ve beklentileri de olmadığı için her zaman huzursuz ve sıkıntılı bir ruh hali içinde bocalayıverir.

Ucuz kahramanlık değil, zor zamanların adamı!

"Zor anların Müslümanı" tabiriyle kast edilen: her türlü zorluğa, sıkıntıya, yokluğa ve saldırıya karşı dayanıklı ve yukarıda sayılan özellikleri taşıyan bir insan özelliğidir. Güzel ahlakından asla taviz vermeyen, her belayı büyük bir olgunluk ve tevekkülle karşılayabilen, olayların hikmetlerini ve hayırlı yönlerini gören, çevresindeki insanları da aynı üstün ahlakı yaşamaya davet eden kişi, "zor anların Müslümanı"dır. Bu zorluk anları da Kuran'da tarif edildiği gibi iman edenlerin çok şiddetli denemelerden geçirildikleri, "Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı…"[26] ayetinde belirtildiği gibi şiddetli sıkıntılarla çevrelendikleri dönemlerdir.

Zorluk anları dendiği zaman cahiliyede yaşayan her insanın aklına bazı örnekler gelir. Kimi için bu zorluk anı bir doğal felaket, kimi için işini kaybetmek, kimi içinse iflas etmektir. Oysa iman edenler için zorluk anları çok daha şiddetli olay ve durumları ifade etmektedir. Zorluk anlarındaki yokluk sıradan bir yokluk değil, insanın en temel ihtiyaçlarından bile mahrum bırakıldığı bir yokluk; sıkıntı ise insanın günlük hayatında yaşadığı sıkıntılardan çok daha şiddetli bir sıkıntı halidir. Kur’an'da tarif edilen "yüreklerin hançereye dayandığı" bu dönemler, insanın tahayyül edebileceği her türlü zorluğun, hastalıkların, felaketlerin üst üste geldiği, Müslümanların sadece "iman ettim ve tağutları reddettim“ dedikleri için işlerinden edildikleri, yurtlarından sürüldükleri, ailelerine, kendilerine ve kavimlerine tuzakların kurulup, maddi ve manevi baskılarla hakaret gördükleri dönemlerdir.

Kuran'da elçilerin ve salih müminlerin tarih boyunca karşılaştıkları bu tür zorluklar örnek verilmektedir. Önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi salih müminler çok şiddetli denemelerden geçirilmiş, türlü zorluklara göğüs germişlerdir. Ayetlerde bu denemeler "dayanılmaz zorluklar" şeklinde ifade edilir:

“…Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" demeye başlamıştı. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.“ [27]

Allah yukarıdaki ayetinde tüm inananların da bu zorluklarla karşılaşacağını bildirmekte ve sabır gösterenleri de sonsuz güzelliklerle müjdelemektedir. İşte bu dönemler: "zor anların Müslümanları" ile "kolay anların Müslümanları"nın ortaya çıktığı, birbirlerinden ayrıldıkları denemelerdir. Zor anların Müslümanları üst üste gelen sıkıntılara ve zorluklara "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."[28] cevabını verenlerdir.



[1] Beled Suresi, 10-20

[2] Müminun Suresi, 115

[3] Zariyat Suresi, 56

[4] Rad Suresi, 26

[5] Nisa Suresi, 49

[6] Al-i İmran Suresi, 14-15

[7] Bakara Suresi, 175

[8] Kehf Suresi, 103-105

[9] Tevbe Suresi, 111

[10] (Enbiya Suresi, 34-35)

[11] Enfal Suresi, 28

[12] Tevbe Suresi, 88-89

[13] Hucurat Suresi, 15

[14] Al-i İmran Suresi, 185-186

[15] Bakara Suresi, 155-157

[16] İsra Suresi, 76-77

[17] Bakara Suresi, 214

[18] En’am suresi, 59

[19] Detaylı bilgi için bkz. Zamansızlık ve kader Gerçeği, Harun Yahya, Vural Yayıncılık

[20] Teğabün Suresi, 11

[21] Nisa Suresi, 141

[22] Lokman Suresi, 22

[23] Bakara Suresi, 256

[24] İnşirah Suresi, 5-6

[25] Bakara Suresi, 216

[26] Ahzap Suresi, 10

[27] Bakara Suresi, 214

[28] Bakara Suresi, 156


Bu yazarin diger makaleleri

  AL-İ İMRAN: 154- ...De ki: (Cihad'a ve bu teşkilata...
Devami
Fatma Betül Erişkin kardeşimiz anlatıyor: Rüyamda: Eşimle birlikte İsmail Fındık amcanın (Milli...
Devami
  ERBAKAN HOCAMIZIN, MİLLİ ÇÖZÜM’E TAVIRLARI VE İLTİFATLARI          Milli Çözüm’den Ekrem Başaran’ın...
Devami
  29 Eylül 2012 – Gebze – Darıca Sanki ilkbahar mevsimi ve...
Devami
  TUTARSIZ GÖNLÜM      Beni türlü derde, belaya saldın Zevke düşkün zevzek,...
Devami
Ya Allah Dostunun ayağı, ya Gâvur Domuzunun ayağı! Şöyle bir menkıbe...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2056

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR