Reklam
Reklam
Reklam

AKP’NİN AKPREPLİK TAVIRLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Sn. Recep T. Erdoğan’ın Papa’ya talihsiz mektubu!

“Kutsiyetpenahları Papa Fransuva,

Ülkemizi ziyaretiniz için yüce kişiliğinize selefim Sayın Abdullah Gül tarafından yapılan daveti Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Cumhurbaşkanı olarak, göreve başladığım şu günlerde yenilemekten özel bir memnuniyet duymaktayım.

Katolik âleminin ruhani liderliği görevini, üstlendiğiniz tarihten bu yana dünya barışı ve insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle izlemekteyim. Çalışmalarınızın katkı ve etkilerini Birleşmiş Milletler himayesinde sürdürülen ve Türkiye’nin de eş başkanlığını yürütmekte olduğu Medeniyetler İttifakı sürecinin hedeflerine erişilmesi bakımından da ayrıca önemsemekteyim. Programınız açısından uygun olduğu takdirde 28-30 Kasım 2014 tarihlerinde Yüce Kişiliğinizi ülkemizde ağırlamaktan, onur ve mutluluk duyacağımı bildirmek isterim.

Bu vesile ile Yüce Kişiliğinizin sağlık ve mutluluğu için en halisane dileklerimi sunarım.”

                                                                               Recep Tayyip Erdoğan

"Kutsiyetpenahları; Kutsiyetine sığınılacak zat, medet umulan kutsal makam” anlamındadır. Bizler Müslümanlar olarak ancak Hz. Allah'a sığınırız ve sadece Allah'ın izni ile Hz. Peygamberin şefaatini umarız. Bir Müslüman asla bir gayrimüslime sığınamaz, hele hele bir Papa’nın kutsiyetine asla sığınamaz… Ancak teslis inancına sahip günahkâr bir Hıristiyan güya arınmak için Papanın veyahut bir Hıristiyan rahibin kutsiyetine sığınarak günah çıkartır... Zamanında yere göğe sığdıramadıkları, ama şimdilerde çıkarları çatışınca “paralel çetenin başı” diye inlerinden çıkarmaya çalıştıkları Fetullah Gülen de aynı kutsal makama(!) saygı ve bağlılıklarını ve Papalık misyonunun hizmetkârı olduklarını vurgulamıştı. Aynı makama sığındıktan sonra ne diye “paralel, paralel” diye meydanlarda Cemaat’e çatılmaktaydı? Nihayetinde her iki taraf da aynı Tanrının(!?) krallığının merasında ve aynı çobanlar tarafından güdülen dindar kahramanlardı(!)

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francisco’nun 28-30 Kasım tarihlerinde Türkiye’ye yapacağı ziyaretin davetiyesini Milli Gazete yayınlamıştı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan tarafından davet edilen Papa Francisco’ya Erdoğan’ın, ‘Kutsiyetpenahları Papa Fransuva’ şeklinde hitap etmesi sırıtmaktaydı. Söz konusu davetiyede Papa’ya yönelik yoğun övgü ve iltifat cümleleri yer almış; Papa’ya, “Dünya barışı, insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle izlemekteyim” diyen Erdoğan, bu ziyaretin eş başkanlığını yürüttüğü Medeniyetler İttifakı sürecinin hedeflerine erişilmesi bakımından da önemli olduğunu vurgulamıştı. Papa Fransuva’nın ziyaretinin Kasım ayına denk gelmesi de manidardı. Çünkü, 30 Kasım ‘Konstantinopel Ekümenik Patrikhanesinin’ kuruluş tarihi olarak saptanmıştı. Papa’nın ziyaretinde, Ortodoks Hıristiyanlar için önemli olan bu günde İstanbul’da düzenlenecek bir ayine katılacağı konuşulmaktaydı.

Türkleri soykırımla suçlayan ilk papa Erdoğan’ın kutsal sığınağıydı!

Erdoğan’ın, öve öve bitiremediği Fransuva, Türkleri, Nazilerle bir tutan ve Ermenilere soykırım yapmakla suçlayan ilk papaydı. Papalığa seçilmeden önce Jorge Mario Bergoglio adını kullanan Papa, 2010 yılında Arjantinli Haham Abraham Skorka ile birlikte kaleme aldığı bir kitapta, “20. yüzyılda Türkler Ermenilere, Naziler de Yahudilere zulüm-soykırım yaptı” ifadelerini kullanmıştı. Papa, daha sonra kendisini ziyaret eden Ermeni din adamlarına da, “Ermeniler, 20’nci yüzyılın ilk soykırımına uğradılar”  diyerek, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıtmıştı.

Erbakan Hocamızın: “Aklınızı Başınıza Alın!” uyarıları.

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın çağrısıyla 2006 yılında Saadet Partisi tarafından gerçekleştirilen “Papa Gelmesin” mitinginde Hocamız tarihi bir konuşma yapmıştı. Çağlayan’da Papa’nın gelişini protesto eden 1 milyon kişiye hitap eden Erbakan, iktidara şu uyarılarda bulunmuşlardı: “Papa milletimizi hiçe sayarak Patriği ziyaret edip onurlandırmaya ve onun ekümenikliğini perçinleyerek Bizans’ı hortlatmaya geliyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarlarının dini temsilcisi olarak buraya geliyor. Bunun bir diğer nedeni de Ayasofya’yı ziyaret ederek caminin Hıristiyanlıkla ilişkisini tesis etmek için geliyor. AKP yöneticilerini takdis etmek için geliyor. Gidin aklınızı başınıza alın, Papa’nın gelmesini önleyin.”

Sn. Recep Erdoğan’ın, kutsiyetine sığındığı Papa’nın manevi lideri olduğu AB’nin baskısıyla, eşcinsellik rezaletini meşrulaştırma ve evlilik yolunu açma amaçlı “Hassas Grupların Korunması” konulu seminere katılım kararını, hem de muhalefetin yardımıyla Meclisten çıkarmasını, acaba kendisine, üstadı Kadir Mısıroğlu telkin etmiş olmasındı!? Papa’nın 28-30 Kasım tarihlerinde Türkiye’de olacağını duyunca üzülüp sinirlenen Muhterem Mahmut Toptaş, her nedense Papa’nın Sn. Erdoğan’ın çok özel bir davetiyle çağrıldığını ve Ak-Sarayda ağırlanacağını hiç gündeme taşımamış ve eleştiri konusu yapmamıştı. Oysa marifet Hahamlar ve papazlarla ilgili ayet meallerini yazmak değil, bunlarla işbirliği yapanları uyarmak ve topluma tanıtmaktı.[1]

Türkiye’nin ilk eşcinsel meclisi kurulmaktaydı!

Sinsi oyunlar tezgâhlanmakta, maksatlı bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılan sapkınlıklar yayılmaktaydı. CHP’li Kadıköy Belediyesi LGBTİ üyeleri için belediye bünyesinde bir meclis kurulmasına izin çıkmıştı. LGBTİ’lerin büyük bir zafer ve meşrulaştırma yolunda önemli bir adım olarak gördükleri söz konusu durum, sapkın yönelimlerin tehlikeli boyutlara ulaştığının kanıtıydı. Son CHP’li Kadıköy Belediyesi, milli ve manevi değerlerimize tamamen aykırı faaliyetlerin altına imza atmaktaydı. Kur’an-ı Kerim’de yasaklanan ve sapkınlık olarak lanete uğrayan eşcinsel yönelimler belediye bünyesine alınmıştı. Kadıköy Belediyesi’nde Meclis kurma izni alan LGBTİ’ler hazırlıklara başlamış, ilk toplantı 11 Eylül’de yapılmış, resmi açılışı ise Ekim ayına bırakılmıştı. AİHM bir müracaat üzerine okullarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Dersi’nin acilen zorunlu olmaktan çıkarılmasını isterken CHP’nin gıkı çıkmamıştı. Başta İstanbul ve büyükşehirler olmak üzere Ankara’da Ulus, Sıhhiye, Kızılay gibi halkın çok yoğun olarak bulunduğu semt ve merkezlerde, fuhuş yapan şahıslara ait kartvizitlerin yerlere atılması karşısında çaresiz kalan 176 vatandaş soluğu Meclis’te almakta, ama ilgili ve ciddi bir muhatap bulamamaktaydı. Önce Avrupa Avrupa diye tutturmuşlardı. Sonra AB’ye uyup çağdaşlaşmışlardı. Zinayı serbest bırakınca, zina ve fuhşun her türlüsünü patlatmışlardı. Cami ve dükkân önlerinde, caddelerde, büyük şehirlerde fuhuş kartları havalara saçılmaktaydı. AB’ye katılımı kutlayan havai fişeklere inat zina artmış, boşanmalar çoğalmış, çocuklar perişan ve bonzai müptelası olmuşlardı.

Papa’nın talimatları ve AKP iktidarının tahribatları sonucu vatandaşa mektuptan sonra bu sefer internet siteleri ile öğrenci avına çıkılmıştı!

Tahrif edilmiş Hıristiyanlık propagandası yapan misyonerlerin, ABD’den gönderilen isimsiz mektuplarla vatandaşlara Hıristiyanlık aşılamasının ardından şimdi de üniversite gençliğine yönelik siteler kurarak öğrenci avında oldukları anlaşılmıştı. Misyonerlerin günden güne artan faaliyetleri ve özellikle internet üzerinden yaptıkları çalışmalarla gençlerimiz hedef alınmıştı. Bu sitelerde ise gençlere yönelik yapılan misyonerlik faaliyetlerinde üniversite, yaşam ve cinsellik ile ilgili terimler ve resimler gençleri çekmek için bilinçli olarak kullanılmıştı. Özellikle gençlik olgularını kullanan misyonerler bazı sitelerde ise hazırladıkları, “Tanrı var mıdır?”, “Yaşamın amacı nedir?”, “Kör bir iman değil”, “Kutsal kitabı nasıl anlayabilirsiniz?” gibi yazılarla üniversite gençliğinin kafasını karıştırmaktaydı. Gerçekler çarpıtılarak hazırlanan videolarla da peygamberlerin hayatları yanlış bir şekilde gençlere aktarılmakta, sitelerle iletişim kuran ve yazılara yorum yapan öğrencilerle iletişime geçen misyonerler, ağlarını üniversite gençliğinin üzerine atmış durumdaydı.

Kur’an-ı Kerim’e bile saldırıyorlardı

Üniversite kampüslerine ağlarını ören misyonerler hadlerini aşarak kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e bile saldırmaktaydı. Bu sitelerde yayımlanan yazılardan “Hıristiyanlar Neden Kur’an-ı Kabul Edemezler?” adlı bir makalede kutsal kitabımıza saldıran misyonerler çirkin iftiralarla yaptıkları işi bilimsel göstererek gençleri zehirlemeye çalışmaktaydı. Tahrif edilmiş Hıristiyanlık propagandası yapan misyonerler, iyice azıtmıştı. Sokak ortalarında yaptıkları çalışmaların tepki çekmesi üzerine taktik değiştiren misyonerler, akıl almaz yöntemlere başvurmaktaydı. Misyonerlerin yeni taktiği mektupla propagandaydı. ABD’den gönderilen isimsiz mektuplarla vatandaşlara alenen Hıristiyanlık aşılanıyordu. Mektubun içinde Tevrat, Zebur ve İncil’den kesitler sunulan bir kitapçık ve misyonerlik faaliyeti yapan kanal ve internet sitelerinin adresleri yer alıyordu. Kimden geldiği belli olmayan mektubu açan vatandaşlar şaşkınlıkla birlikte, kızgınlıklarını dile getiriyorlardı. Gönderilen mektupta bulunan kitapçıkta tahrif olmuş Tevrat, Zebur ve İncil’den bölümler bulunuyordu. Teslis inancının tam olarak yansıtıldığı kitapçıkta Hz. İsa’ya (A.S.) Tanrı’nın oğlu yakıştırılması yapılıyor ve Yuhanna’dan bir kesitte, “Tanrı bize sonsuz yaşam verdi. Bu yaşam O’nun Oğlu’ndadır. Kendisinde Tanrı oğlu bulunanda yaşam vardır, kendisinde tanrı oğlu bulunmayanda yaşam yoktur” ifadeleri yer alıyordu. Sapkınlık bununla da bitmiyor. Kitapçıkta ayrıca “İsa aracılığıyla Tanrı’yı baba olarak tanırız” deniliyor ve “İsa’nın kanındaki bağışlanma mükemmeldir; ona başka hiçbir şeyin eklenmesi gerekmez. O lekesiz, hatasız ve kusursuzdur. Tanrı’nın mükemmel olduğu kadar mükemmeldir” ifadeleri yer alıyordu.

Türkiye küresel sermayenin satış pazarıydı, tüm milli ve yerli sanayi kuruluşları elden çıkarılmıştı!

17 Aralık takipsizliği itiraza uğradı!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul merkezli 17 Aralık yolsuzluk soruşturması kapsamında 53 kişi hakkında alınan ve kamuoyunda büyük tepki toplayan takipsizlik kararına, dosyanın tek müştekisi olan eski emniyet müdürü Orhan İnce itiraz başvurusu yapmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Birimi savcılarından Ekrem Aydıner’in yürüttüğü soruşturma kapsamında aralarında iş adamı Rıza Sarraf ile Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan’ın da bulunduğu 53 kişi hakkında verdiği takipsizlik kararı itiraza uğramıştı. Takipsizlik kararında müşteki sıfatıyla yer alan eski emniyet müdürü Orhan İnce, hazırladığı 64 sayfalık itiraz dilekçesini avukatı aracılığıyla İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği’ne ulaştırmıştı. Aralarında Rıza Sarraf, Barış Güler ve Kaan Çağlayan’ın da bulunduğu "17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk" soruşturmasının takipsizlik kararına yapılan itiraz reddedildi. Dosyanın tek müştekisi olan eski Fatih Emniyet Müdür Yardımcısı Orhan İnce, 10 Kasım tarihinde Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısı Ekrem Aydıner tarafından verilen takipsizlik kararına itiraz etmişti. İtirazın reddi ile birlikte takipsizlik kararı kesinleşti.

“Hukukun genel normları ile tüm kamu vicdanına açıkça aykırıydı”

İtiraz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması talep edilen dilekçede, verilen takipsizlik kararının Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Uluslararası sözleşmelere ve hukukun genel normları ile tüm kamu vicdanına açıkça aykırı bulunduğu iddiasıyla kaldırılması talebi yer almıştı. Dilekçede, tüm şüpheliler hakkında kamu davası açılması isteniyordu. (AA)

Bütçeden, 2005 yılından beri sürekli artan faiz ödemesi korkunç boyutlara ulaşmıştı. 2015’te faiz ödeneği 4 milyar TL artırılırken, yatırım ödeneği 8 milyar TL kısılacaktı!

İktidarın bir taraftan “sözlü olarak” horozlandığı, diğer taraftan “resmi olarak” 12 yılda 600 milyar TL aktardığı faiz lobisi, yeni yılda da semirip haram sermayesini katlayacaktı. Toplam büyüklüğü 473 milyar TL olan 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin yüzde 11,4 oranındaki 54 milyarlık bölümü, faiz ödeneği olarak ayrılmıştı. 2015 yılında her ay yaklaşık 4,5 milyar TL faiz ödemesi yapılacak, başka deyişle önümüzdeki yıl günde ortalama 150 milyon TL dolayında bir para iç ve dış borçların faizi olarak bu kesime aktarılacaktı.

Kurtulduğumuzu sandığımız IMF’ye iyice eklemleniyoruz, bu yol çıkmaz sokaktır!

Uluslararası Para Fonu (IMF) İcra Direktörlüğü görevini kısa süre önce devralan İbrahim Çanakcı, Hazine Müsteşarlığında yaptığı 11 yılı aşkın süre boyunca IMF ile çok yakın çalışarak, kurumun görev alanları ve işleyişine yönelik bilgilere vakıf olma imkânı yakaladığını açıklayıp, asıl gerçekleri gizlemeye çalışmıştı. Çanakcı, Türkiye'nin ilk kez doğrudan temsil edilme hakkı kazandığı IMF İcra Direktörleri Kurulu'nda görev almaktan büyük onur duyduğunu belirtip; "Türkiye, İcra Direktörleri Kurulu'nda doğrudan temsil edilmesiyle birlikte küresel ekonomideki gelişmeleri çok daha yakından takip ederek, bu gelişmelere çok daha aktif bir şekilde yön verebilecek daha etken bir konuma sahip oldu. Ayrıca, görevimin Türkiye'nin G20 Dönem Başkanlığıyla aynı dönemde başlamış olmasının da önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Bu sayede, Türkiye'nin G20 bünyesinde yapacağı çalışmalara IMF'nin sunacağı katkıları daha etkin bir şekilde koordine etme imkânı bulmuş olacağız" diyerek halkımızı avutmaktaydı.

Merkez Bankası’ndan devalüasyon sopası

Merkez Bankası Başkanı, hükümet cephesinden gelen “faiz indir!” baskılarına karşı: ‘Sert bir faiz indirimi yapsak vatandaş TL yerine dövize döner ve sert ve arzu edilmeyen etki yapabilir’ diye uyarmıştı. T.C. Merkez Başkanı Erdem Başçı, Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki konferansta “Para Politikaları” sunumunu gerçekleştirip: “Sert bir faiz indirimi yapsak vatandaş TL yerine dövize döner ve sert ve arzu edilmeyen etki yapabilir” diyerek, böylece sert faiz indirimi isteyenlere karşı devalüasyon (bir devletin resmi para biriminin diğer ülke dövizleri karşısında değer kaybetmesi) sopasını sallamıştı. Reel ve özel sektörün dış borcunun sıklıkla gündeme geldiğini, herkesin de bunu merak ettiğini belirten Başçı buna ilişkin olarak, Türkiye’de cari açığın nasıl finanse edildiğinin merak konusu olduğunu dile getirerek, “Firmaların ağırlıklı olarak doğrudan yurt dışından borçlanmaları, hem de bankalarımız aracılığıyla yurt dışından borçlanmalarıyla, artı doğrudan yatırımların hafif bir şekilde artmasıyla şu anda finanse ediliyor” şeklindeki itirafları soygun ve vurgun çarkının deşifre olmasıydı. Çünkü özel sektör borçlanıyor, ama sonunda bunu devlet (genel bütçeden) karşılamak zorunda kalıyordu.

Saadet Partisi’nden ‘Türkiye’de Milli Gelir ve Ekonomik Büyüme’ raporu AKP’nin palavralarını ortaya çıkarmıştı!

“Ekonomik istikrar var” deniyor, oysa işsizlik oranı 2001 krizi öncesindeki seviye olan yüzde 6.6’nın yanına bile yaklaşamıyordu. “Milli gelir 12 yılda 3’e katlandı” deniyor, oysa 12 yıllık büyüme rakamlarına bakınca gelirdeki reel artış ancak yüzde 60’ta kalıyordu. “Hızlı büyüme” deniyor, oysa Türk ekonomisinin 1950-2002 dönemindeki ortalamasına yakın bir büyüme ancak sağlanıyordu. Velhasıl-ı kelam, vatandaşa sürekli “bardağın dolu tarafı” gösteriliyor, gerçekler “iktidar süzgecinden” geçirilip tersine çevrilerek aktarılıyordu. “Ekonomideki başarı” masalı, zenginin daha çok kazanmasını, fakirin ise daha da yoksullaşmasını gizliyordu. Saadet Partisi Ekonomi, Yatırım ve İstihdam Projeleri Komisyonu aylık raporunu yayınlıyordu. Komisyon Başkanı Doç. Dr. İbrahim Halil Sugözü tarafından kaleme alınan raporda ülkenin ekonomik gerçekliği adeta gözler önüne seriliyordu. “Türkiye’de Milli Gelir ve Ekonomik Büyüme’ başlığı ile ele alınan raporda ekonomi ile ilgili gözden kaçırılan hususlar ön plana çıkarılıyordu. Raporun giriş kısmında herkesin merak ettiği sayısal verilerin güvenliği sorgulanıyor. “Türkiye ekonomisi gerçekten büyüdü mü, Türkiye Milli Gelirde dünya sıralamasında ilk 20’de mi, GSYH’ye oran olarak sunulan devletin istatistiki göstergeleri doğru mu, kişi başına Milli Gelirde kaçıncı sıradayız, gelir dağılımı adaletli mi” sorularının sorulduğu raporda ön plana çıkan bilgiler AKP iktidarının yıkım icraatlarına ayna tutuyordu.

Ekonomik bağımlılık, siyasi ve askeri bağımlılık getiriyordu!

Piyasalarda son yaşanan dalgalanmaları AKP iktidarı, Başbakan ve Kurmayları "Tüm dünyada dalgalanma oldu ve bu bize yansıdı!" şeklinde açıklamaları bir bahane sığıntısıdır. Evet, IMF’ye borcumuzu sıfırladık!” palavraları altında Türkiye’yi "IMF tarafından belirlenmiş bir ekonomi paketi"ni uygulamaktadır. Bu "IMF Paketi"; "Türkiye'yi ve ekonomisini olumlu anlamda yapılandırmak"tan çok, "kapitalist çevrelerin Türkiye'den alacaklarını sorunsuz tahsil etmeyi" amaçlamıştır. IMF’nin istikrar programı; "Türkiye'yi ağa düşürecek bir istikrarsızlaştırma programıdır!” Çünkü: "IMF'nin başarıya ulaşacak bir istikrar programını Türkiye'de uygulaması"; kendi varlığını ve Siyonist sömürü amacını inkâr anlamı taşır. Bu kapsamda "son dalgalanmaların dünya piyasalarındaki dalgalanma ile eş zamanlı olması" sadece bir rastlantıdır. Aslında "IMF'nin ekonomik istikrar paketi"nin "istikrarsızlığı ve krizi derinleştirme" etabı başlamıştır! Bundan sonrasında ekonomi-politik devreye girecek; ekonomik sorundan kurtulmak isteyen Türkiye'ye, "siyasi ve askeri bölgesel misyon" yüklenilmeye çalışılacaktır. Ne yazık ki "ekonomik kriz evresi", "istikrarsızlaştırma ve krizi derinleştirme süreci" artık başlamıştır! Başbakan "enflasyon odaklı önlemlerin devam edeceğini" söyleyerek IMF'yi rahatlatmaya çalışsa da; IMF kendisine "yeni bir siyasi uşak" bulmaya karar vermiş durumdadır.

AKP'nin bu ekonomik ve siyasi sığlığı ile, hem ekonomiyi hem Türkiye'yi taşıyamayacağı kesinlik kazanmıştır. AKP, herkesi vatan haini ve istikrar düşmanı sayıp sataşmayı bırakarak ve asıl kendisinin aynı pozisyona düştüğünü veya düşürüldüğünü görmek zorundadır. AKP'nin bu şartlar altında siyasi aklı ve milli çıkarları baz alarak, yeni bir politika tarzı belirlemesi zorunluluğu vardır. Yine AKP bilmelidir ki, bu ülkede kimse AKP'ye ve hükümete karşı değildir. Ancak Hükümet'in ve AKP'nin Türkiye’yi imha noktasına götüren ekonomik, siyaset, dış politika ve demokrasi anlayışına karşıdır.

Özetle, ne yazık ki ekonomik ve siyasi kriz kalıcıdır. Bu durumun sorumlusu da eleştiri ve tenkitleri, varlığına yönelik girişimler olarak algılayıp, gereğini yapmayan AKP Hükümeti, Başbakan ve Başkandır. Türkiye, AKP yüzünden çok daha iyi geçirilecek ve gelişip güçlenecek nice yıllarını boşa harcamıştır. IMF'nin reçetelerinin Türkiye'yi iyice hasta edeceği birçok deneyle ispatlanmıştır. Kriz çıkaranlar İç'te Hükümet, Dış'ta ise Hükümet’i yani AKP'yi iktidara getiren odaklardır.[2]

Muhalifler Türkiye’de eğitilerek ülkemiz açık hedef haline sokuluyordu!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf, Suriye’deki ılımlı muhalifleri eğitme ve teçhizatlandırma konusunda Türkiye ile anlaşmaya vardıklarını söylüyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Türkiye, Suriye’deki ılımlı muhaliflerin eğitilmesi programına destek vermeyi kabul etti” deniliyordu. Konuyla ilgili olarak ABD’li iki üst düzey yetkilinin Türkiye’ye gideceğini söyleyen sözcü Harf, “Bu konuyu organize etmek için Ankara’ya bir ekip giderek askeri konularda görüşmeler yapacağını” söylüyordu. Türkiye topraklarında eğitilecek olan Suriyeli muhaliflere Türk ve Amerikan subayları tarafından eğitim verileceği öğreniliyor ve ilk aşamada iki bin muhalifin eğitilmesi bekleniyordu.

ABD-AKP el ele Türkiye’yi felakete sürüklüyordu!

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, IŞİD ile mücadele kapsamında Suriyeli ılımlı muhaliflere eğitim ve ekipman desteği verilmesiyle ilgili Türkiye ile yürütülen görüşmelerde dikkate değer ilerleme sağlandığını belirtiyordu. Siyonist Hagel, Latin Amerika gezisi çerçevesinde geldiği Şili’nin başkenti Santiago’da Devlet Başkanı Michelle Bachelet ve Savunma Bakanı Jorge Burgos ile görüştükten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD ile Küresel Mücadele Özel Temsilcisi John Allen’ın Ortadoğu’da ve uluslararası arenada destek ve işbirliği temaslarına devam ettiğini belirtiyordu ABD’nin Kobani’de (Ayn el Arap) IŞİD hedeflerine yönelik hava saldırılarının devam edeceğini söyleyen Bakan Hagel, IŞİD’in bazı bölgelerini işgal ettiği Kobani için hala tehdit oluşturduğunu hatırlatıyordu.

Türkiye’ye yönelik “çifte kuşatma” ve baskı politikası olanca şiddetiyle devam ediyor, Batı, ertelenen Sevr’e ulaşmayı hedefliyordu. Bu noktada ara ara “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” yöntemine de başvuruluyor, son olarak provası yapılan PKK kalkışması bunun en somut örneğini oluşturuyordu. Siyonist güdümlü Batı 1916’da planladıkları, 1920’de önümüze koyup dayattıkları haritayı şimdi gözümüzün içine baka baka bize kabul ettirmeye çalışıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf’in; “Türkiye’nin IKBY Peşmergeleri’nin Kobani’ye gitmesine izin vermesi, koalisyonun oradaki güçleri destekleme çabalarına önemli bir katkı sağlamıştır, Türkiye oldukça önemli şeyler yapmaktadır” sözleri hükümetin teslimiyetini yansıtıyordu. Kobani üzerinden “Yeni Ortadoğu” haritasına son şeklin büyük ölçüde verildiği bu kritik süreçte Türkiye’nin de “çok boyutlu” olarak yeniden dizayn edilmek istenildiği artık açıkça görünüyordu.

IŞİD, PYD’yi AKP’ye yapıştırıyordu!

Musul’u işgalinden beri daha iyi anlaşılmaktadır ki, IŞİD, bölgede bir girdap yaratmanın özel bir aracıdır: IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, sonra Bağdat’a doğru yürümesi, orayı bırakıp aniden Erbil’e yönelmesi, ardından Irak cephesini kapatmadan Suriye’de cephe açıp Ayn el Arap’a yüklenmesi, daha bu cephede uğraşırken Lübnan’a saldırılar düzenlemesi... Evet, bunların hepsi ABD-İsrail talimatıyla yapılıyor ve AKP’yi PKK-PYD ile uzlaştırmaya mecbur etmeyi amaçlıyordu. Çünkü:

1) IŞİD’in Musul’u işgali, Barzani’nin Kerkük’ü işgal etmesine zemin hazırlamıştı.

2) IŞİD’in Musul’u işgal etmesi ve Bağdat’a doğru yürümesi, Maliki hükümetinin Irak’ta sıkışmasına ve Erdoğan-Barzani kaçak petrol anlaşmasının yürürlüğe girmesine fırsat tanımıştı.

3) IŞİD’in Erbil’e saldırması, ABD’nin yeniden Ortadoğu’ya müdahale etmesine bahane yaratmış, PKK-KDP birliği hedefine ve Kürtleri silahlandırmasına gerekçe sağlamıştı.

4) IŞİD’in Ayn el Arap’a saldırması da, ABD’nin Kürt Koridoru stratejisini canlandırmıştı ve Kürt örgütlerini AKP’ye yapıştırmaya zorlamıştı.[3]

AKP iktidarının Myanmar’a silah satışı Meclise taşınıyordu

Hatay Milletvekili Dışişleri Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Edipoğlu verdiği soru önergesiyle Türkiye’den Budist Mynamnar hükümetine silah satılıp satılmadığının açıklanmasını istiyordu. Edipoğlu satılan silahların Arakanlı Müslümanlara karşı kullanıp kullanılmadığının derhal yanıtlanmasını bekliyordu. Mehmet Ali Edipoğlu “Aşağıdaki sorularımın Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim” diyerek başlayan soru önergesinde yetkililere çok önemli sorular yöneltiyordu. “Bilindiği üzere, iki sene önce Arakan’da katledilen Rohingya’lı Müslümanlar için Türkiye’de yardım kampanyaları düzenlenmişti. Bu kapsamda o zamanki Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Başbakan Erdoğan Myanmar’daki Müslüman azınlığın durumuna dikkat çekmek için Arakan eyaletindeki kampları ziyaret etmişti. Arakan’ı ziyaret esnasında Davutoğlu “Biz de bundan sonra bu ziyaretlerimizi sürdüreceğimizi ve her zaman Arakanlı kardeşlerimize sahip çıkacağımızı ifade ettik” şeklinde basına bir açıklama yapmıştı” diyen Edipoğlu şimdi yetkililere şunları soruyordu: ”Arakan için yardım kampanyaları düzenlenip Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun ziyaret ettiği, dertlerini dinleyerek gözyaşı döktüğü Arakanlı Müslüman Rohingya’lıların yaşadığı ülke olan ve Müslümanları katleden Myanmar devletine 2013 yılında Endonezya firması Lucas PINDAD Aerospace Ltd. Co. şirketi aracılığı ile silah satılmış mıdır? Satılmışsa tutarı ne kadardır? Endonezya’da yayınlanan Myanmar’ın başkenti Rangoon mahreçli 14 Eylül 2014 günlü R. Republica gazetesine göre 2013 yılında Türkiye Myanmar’a silah sattığı gibi 2016 yılında da söz konusu PINDAD Aerospace Ltd. Co. şirketi aracılığı ile silah siparişi alım anlaşmaları imzaladığı bilgisi doğru mudur? Bu silahlar Myanmar’da yaşayan Arakanlı Müslüman Rohingya’lılara karşı kullanılmış mıdır?

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, düzenlediği bir basın toplantısında, “Bugün Myanmar’la ilişkilerimizde ekonomik ve siyasi yaptırımları sonlandırarak uzun bir faslı kapattık. Geriye sadece silah ambargosu kaldı” şeklinde bir açıklamada bulunurken, Türkiye’nin Müslüman Rohingya’lıların yaşadığı ve onları acımasız bir katliama uğratan Myanmar hükümetine silah satması ve yeni sipariş alım anlaşması yapması doğru mudur? Tüm bu iddialarla ilgili olarak kamuoyunu tatmin edici açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?

Dersim’deki isyanı bastırma ve ıslah harekâtını Kerbela katliamına benzeten Davutoğlu, Myanmar’daki mazlum Müslümanlara soykırım uygulayan Budist Hükümete silah gönderiyor, kardeşleri Nevaz Şerif ise Sincar Uygurlarını katleden Çin’e destek veriyordu. Arakan'da Müslümanları katleden Budist Myanmar hükümetine silahlar AKP Türkiye'sinden gönderiliyordu. Bunu biz değil Myanmar'ın Endonezya Büyükelçisi söylüyordu. Vah ki ne vah… Türkiye’nin alnına çalınan bu kara lekeyi temizlemek ve derhal kardeşlerimizin katline son vermek AKP’ye düşüyordu.

Budist Myanmar hükümetinin desteğiyle 2011 yılından itibaren şiddetini artırarak Arakanlı Müslümanlara kan kusturan Budist çeteler, tüm dünyanın gözü önünde Müslümanları her türlü zillete mahkûm ederken, korkunç bir gerçek ortaya çıkıyordu. Myanmar’ın başkenti Rangoon’da 14 Eylül 2014 günü yayınlanan R. Republica gazetesinde yer alan bir haber adeta insanın kanını donduruyordu. Haberde Myanmar’ın Endonezya Büyükelçisi Ito Sumardi ülkesinin Türkiye ve Güney Kore’den silah alımı yaptıklarını açıklıyordu. 2013 yılı Budistlerin Arakan’da toplu katliam yaptığı yıl olarak biliniyordu.

Cevap Bekleyen Sorular

* Türkiye’de hangi kurum ve kuruluşların Myanmar yönetimine silah satışı yaptığı sorusu cevabını arıyordu. Kim ya da kimler bu satışa aracı olmuştu?

* Budistler Müslümanları doğrarken bu silahların kimlere karşı kullanılacağını hesaba katmadan, para hırsı ile Müslüman kardeşinin, ırz ve namusuna tasallut eden Budistlere, yapılan silah satışına niçin göz yumulmuştu?

* Haberde adı geçen Pındad Ltd. Co. şirketinin Türkiye ile bağlantısı nereden kaynaklanıyordu?

* Müslümanları katleden Myanmar Devleti’ne 2013 yılında Endonezya firması Lucas PINDAD Aerospace Ltd. Co. şirketi aracılığı ile silah satıldığı doğru muydu?

* Satılmışsa tutarı ne kadardır? Türkiye’de milyonlar Arakanlı kardeşleri için sokaklara çıkarken, miting ve gösterilerle zulmü telin ederken, bütün bu ağıtlara kulak tıkayarak Budistlere silah satan yerli ‘Budistler’ bu cesareti kimden alıyordu?

Komünist Çin tarafından bir haftada 3000 Müslümanın katledildiği Doğu Türkistan’da tam bir soykırım yaşanıyor, ama AKP iktidarının ve kahraman Erdoğan’ın gıkı çıkmıyordu!

Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehri Yarkent ilçesine bağlı Alışkı ve Handi köylerine baskın düzenleyen komünist Çin askerleri, 3 bine yakın Müslüman Uygur’u katlediyordu. Önce havadan saldıran Çin askerleri ardından tanklarla iki köye girip soykırım yapıyordu. Ölü ve yaralı sayısı her geçen saat artarken, dünya Filistin’deki katliamlara kör, sağır ve dilsiz davranıldığı gibi Doğu Türkistan’da yaşanan soykırıma da kayıtsız kalıyordu.

Telefon ve internet kesiliyordu

Doğu Türkistanlı aktivist Bilal Uygur, “Handi ve Alışkı köyüne bugün karadan tanklarla saldırıldı. Yerli ve yabancı medya köylere sokulmadı. Dünya ile iletişim kesilmiş durumda. Kadın ve çocuklar nereye gideceklerini bilmiyorlar. Cuma namazından sonra camiyi de vurdular. Şu an bölgedeki yakınlarımızdan haber alamıyoruz. İnternet ve telefonlar kesik” şeklinde konuşuyor ve hemen tutuklanıp idamla yargılanıyordu.

Alışkı köyündeki camide Cuma namazı çıkışında cami cemaati dua etmek üzere caminin avlusunda toplanmıştı. Duanın ardından yıllardır devam eden Çin’in zulüm politikası protesto eylemi başlamıştı. Ancak Çin yönetimi bunu isyan sayıp helikopterle 300 kişilik grubun üzerine ateş açtı ve hemen hemen tümü hayatını kaybetmişti. Çin yönetimi bununla da yetinmeyip caminin bulunduğu Alışkı ve yanındaki Handi köylerini tamamen haritadan silmişti.. Son aylarda 10 bine yakın Müslüman Uygur katledilmişti. Hâlâ bombardıman devam ediyor, bölge havadan ve karadan silahlarla taranıyordu.

Türkiye adım adım Suriye Irak batağına çekiliyordu!

Çankaya’nın konuştuğuyla yaptığı sürekli çelişiyor ve Amerika Ankara’nın işbirliğinden çok memnun görünüyordu!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayn el Arap ve PYD teröristleri konusundaki açıklamaları, maalesef yapılanların tam zıddı oluyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’ye tepkili konuşuyor, ama cevabını ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı veriyordu. Muhatap Marie Harf, “Türkiye’nin IKBY Peşmergeleri’nin Kobani’ye (Ayn el Arab) gitmesine izin vermesi, işgal koalisyonunun oradaki güçleri destekleme çabalarına önemli bir katkı sağlıyor ve Türkiye oldukça önemli şeyler yapıyor” diyerek Erdoğan’ın halkı avutmak için hava attığını ortaya koyuyordu. Harf, günlük basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan da dâhil Türk yetkililerle, IŞİD’le mücadelede genel anlamda ortak amaç ve stratejileri konusunda yakın temasta bulunduklarını açıklıyordu.

Obama, “Bu kez savaşmayacağız, savaştıracağız, kolumuz uzundur” diyordu

Daha önceki “hataları” tekrarlamayacağını sık sık dile getiren Obama, Irak’a işgalci asker göndermeyeceklerini yineliyordu. Irak’ta Müslümanları öldürmek için, ABD askeri yerine Kürt askerleri, Suriyeli muhalifler ve başta Türkiye diğer komşu ülkelerden yine Müslüman askerlerin kullanılması amaçlanıyordu. Halihazırda Peşmerge’yi kullanan ABD, Suriyeli muhaliflere askeri ekipman ve eğitim verilmesini öngören düzenlemeyi onaylıyordu.

Ahmet Davutoğlu'nun ise Türk Dışişleri için "güvenilir kişi" olmadığı, 2010'da 72 ve 2013'te 150 bakanlık mensubunun yayınladığı iki bildiriyle ortaya çıkıyor ve ilk kez bir bakana karşı böyle kitlesel bir tavır gösteriliyordu. Davutoğlu'nun bakanlığı tahrip etmesinin sonuçları o bildirilere şöyle yansıyordu: "Keyfilik, kayırma ve lütuf riskini beraberinde getirecek gelişmelerle birlikte, mevcut personelin kurumuna olan güveni ve çalışma şevki kırılacak; dolayısıyla kamu yararı ve ulusal çıkarların zedelenebileceği bir iklim oluşacaktır."

Dempsey Söylüyor, Davutoğlu yapıyordu!

Davutoğlu'nun atanmasının elbette özel bir anlamı vardı. Onu da ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey açıklamıştı. Yahudi Dempsey’in: "IŞİD sadece Irak'ta değil Suriye'de de yenilgiye uğratılmalıdır. Şu anda arada sınır yok ve IŞİD'e iki tarafta da cevap verilecek. IŞİD'i yenecek bir ittifak kurduğumuzda, bu da olacak" sözleri sırıtmaktaydı. IŞİD, Suriye-Irak sınırını buldozerlerle yıkarken, Davutoğlu'nun "Sykes-Picot sınırlarını yıkacağız" talimatının gereğini yapmıştı. Ama şu var ki, ABD adına "müttefik" Davutoğlu, Suriye’ye sokulacaktı. Davutoğlu, hem "Kürt koridoru"nu açma görevini zaten kabul etmiş olduğu için, hem de iflas eden Suriye politikalarında haklı olduklarını ispatlamak için fırsat kollamaktaydı. Ve hele Sn. Recep T. Erdoğan’ın Cezayir ziyaretinde “İstikrar olmazsa zenginlik kaynaklarınız da işe yaramıyor. Bakınız Libya, dış ülke bankalarındaki 170 milyar parasını bile kullanamıyor!” sözleri bize, Hz. Peygamber Efendimizin “Utanmazsan istediğini yap” hadisini hatırlatmıştı. Çünkü daha öncesinde “Batılı ülkelerin ve NATO müttefiklerinin Libya’da ne işleri var?!” dediği halde, üç gün sonra Haçlı Batılılarla uzlaşıp, üstelik de İzmir’i karargah olarak kullanıp Libya’ya kendisi saldırmış ve bütün bu kaos ve katliamların suç ortağı olmuşlardı.

 


[1] Bak: 17 Kasım 2014, Milli Gazete

[2] Sesar, 24.05.2006

[3] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Bu yazarin diger makaleleri

Son zamanlarda, özellikle itaat ve sadakat bağını koparmak isteyenler tarafından: “Erbakan...
Devami
PKK ile barış tuzağı! Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bazı şartlar gerçekleşirse...
Devami
  Ahmet Akgül Hoca’mızın 13 sene evvel Milli Çözüm Dergisi’ndeki saptama ve...
Devami
  Recep Tayyip Erdoğan'a: "yükselmek istiyorsa Amerika'nın gözüne girmesi gerektiğini... Bunun...
Devami
  Böyle, "Yıldız İstihbarat Teşkilatı" yanında "bir çocuk oyuncağı" mesabesinde...
Devami
  Büyükanıt, Avrupa'nın PKK'ya Verdiği Desteği Madde Madde Açıkladı: 'Avrupa'nın desteği...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1176

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR