ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün846
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta10135
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66689
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007426

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038404

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. (ŞİİR)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

 

HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!..

      

Bu hayat ki, imtihandır

Dünya fani, bir cihandır

İki kapılı bir handır

Akıl; boşayıp, dul olmakmış…

      

Sakın dostum, şer beladır

Haksız düzen, Kerbela’dır

Fani olan, bir puladır

Büyük servet, kul olmakmış…

      

Kötülükten, tevbekâr ol

Hakk ehline, hürmetkâr ol

Mücahide, hizmetkâr ol

Amaç hayra, yol olmakmış…

        

Mü’mine yakışan netlik

Halka şefkat, zulme sertlik

Bu dünyada, asıl mertlik

Kalbi Hakk’la, dol olmakmış…

        

Sen En Büyük, ben bir hiçim

Zatın olmaz, şekil biçim

Edep kaplat, dışım içim

Ermiş; ehl-i hal olmakmış…

        

Marifet kalpteki kalay

Az, Muhammet Ali Clay

Ağa paşa, olmak kolay

Derviş gönlü, bol olmakmış…

      

Her an huzurda kalasın

Gönlünde secde kılasın

Kalbi olur mu kalasın

Hüner aşkla, ful olmakmış…

      

Cihat sonsuzluğa sefer

Şehit oldu, Tayyar Ca’fer

Dünyada en büyük zafer

Dost eşikte, çul olmakmış…

      

Özünü takvayla donat

Kol kırılsa, takar kanat

Âlemde en büyük sanat

Benlik yakıp, kül olmakmış…

      

Yenilmişsen, nefs devine

Kire şirke, kim sevine

Bülbül konmaz, kalp evine

Lazım gelen, gül olmakmış…

      

Erbakanca versen ahit

Gündüz cahit, gece zahit

Şirk ortamda, durmaz Vahit

Kalbi Hakk’la, dol olmakmış…

 

 

FATMA BETÜL ERİŞKİN’İN RÜYASI – KONYA – 31.08.2021

Aziz Erbakan Hocamızın, rüyada (Üstadımızca yazılan ve Ayşe Akgül adına yayınlanan) "Hüner Hakka Kul Olmakmış” şiirine yaptıkları dersten notlar:

“Sen en büyük, ben bir hiçim

Zatın olmaz, şekil biçim

Edep kaplat, dışım içim

Ermiş; ehl-i hal olmakmış!..”

Hiçlik nedir? Hiçlik: Sonradan yaratılıp var olan kişinin, Yüce Yaratıcı Zatın tecellisi sonucunda varlığın bilincinde tattığı manadır. Hiç veya yok: Kelime anlamıyla; hiçbir varlığın olmadığını ifade eden bir işaret zamiri olmaktadır. Yani olmayanı, ama mutlak anlamda olmayanı işaret eden bir mana taşır. Manevi ve Tasavvufi anlamdaki “Hiçlik veya yokluk” ise; hiç zamirinin hâkim olduğu durumu anlatır. “Hiç veya Yok” kelimesi varlıktaki bir eksiği hatırlatır. Buna bir örnek getirmek gerekirse; “Bardağımda hiç su yok” gibi bir ifadede, bardaktaki bir eksiklik anlatılmaktadır. Bu, mutlak anlamdaki hiçlik, yokluk kavramından farklıdır. Mutlak anlamda “yokluk ve hiçlik”; suyun aslında hiç olmadığını, su diye bir varlığın bulunmadığını ifade etmek için kullanılır.

Manevi hiçlik nedir? Allah’ın varlığı ve sonsuz tecelliyatı karşısında hiç olma, yok olma durumudur. Bir kimsenin, bir şeyin (kendi başına ve Mevlâ’dan ayrı düşünülmesi halinde) değersizliği ve önemsizliği vurgulanıyordur. Yadsıma sonucu, gerçekteki belirlenimlerin, özelliklerin, durumların ortadan kaldırılması sonucu bir şeyin hakikatte var olmayışıdır, yokluğudur...

Hiçliğimizi hatırlamak için biz şöyle dua ederiz; “Ya Rabbi! Benim benliğimi aradan çıkar ki, benliğim Sende fânî olsun da ben arada hîç olayım! Çünkü ben Seninle olduğum takdirde, herkesle ve her şeyle birlikte olmuşum demektir. Şayet (Zatını unutur da) herkesle olursam, Seninle beraber olamam; bu da, Senin yolunda benim için en büyük eksiklik ve hamlık olur.”

Şimdi sen; “Hocam, ben bir boşluktayım” desen: “Gel dolduralım” deriz… “Zikretmek beni ürkütüyor” desen; “Allah demekten korkulur mu?” deriz... “Tamam Hocam” diyerek davaya nefes olsan (ve samimi katkı sunsan); “Sen istemedin, Biz seni istedik!” deriz. “Madem geldim; bana bir keramet gösterin” desen; “Dön de eski hâline bir bak!” deriz… (Nereden nereye, hangi halden bu merhaleye geldiğini hatırlatıveririz!)… Acele edip “Ben ne zaman kemâle ererim?” desen; “Ben demeyi bırakınca!” deriz… “Peki, zikrimi nasıl yapayım, ne söyleyeyim?” desen; “‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi’ de” deriz… “Kızdığım birine hesap sorabilir miyim?” desen; “Sen kendin hesabı sorulanken, kimin hesabını ve hangi yetkiyle soracaksın?” deriz… “Dava kardeşimi kınasam, ayıplayıp kırsam” desen; “Kınadığını yaşamadan ölmezsin!” deriz… “Ben de susmayı denerim” desen; “Aferin! Susan, konuşandan çok öğrenir!” deriz… “Rabbimi bilmek isterim” desen; “Sen önce kendini bil!” deriz… “Kendimi nasıl bileceğim?” desen; “Her şeyden önce haddini bil!” deriz… “Ee Hocam! O zaman ben bir hiçmişim ya” desen; “Haah, işte bu makamın kıymetini bil!” deriz… “Hocam, Sizi çok seviyorum!” desen; “Ee, hani ya ispatı?” deriz… “Aşkın ateşinde yandım” desen; “Dumanın hani, nerede külün?” deriz... “Hocam, çok derdim var, derman isterim” desen; “Allah derdini artırsın ki, boş beleş işlerle uğraşmayasın, Rabbine yakınlaşasın!” deriz… “Dilim kurudu, su alabilir miyim?” desen; “Pınar başında susanır mı?” deriz… Çaresiz kalıp susarsan; “Hah, şimdi oldu!” deriz… “Ah Hocam, ne olur yetiş!” desen; “Ee senin kalbinde boş yer yok ki (yani önce sen gönlünde Bize yer aç ki!..)” deriz… “Biliyorum” desen; “Bilme!” deriz… “Bilmiyorum” desen; “Bileceksin!” deriz… “Hocam, bu söylediklerinizdeki hikmet ne ki?” desen; “Çok soru sorma!” deriz… Eline bir kitap alsan; “Önce bildiğinle amel et!..” deriz... Gelecek kaygısı çeksen; “Yarın henüz gelmedi, bugününü imanla yaşa!” deriz… “Çok yoruldum, biraz durayım mı?” desen; “Hiç durmadan yürü, kader gayrete âşıktır!” deriz... “Arada bir geriye gideyim” dersen; “Aman ha, imanda ve cihatta geriye gidilmez. İmanda gerilersen imanın gider, cihatta gerilersen değerlerin yiter!” deriz… “O zaman öne çıkayım, herkes nasıl gayret edilirmiş görsün!” desen; “Riyadan sakın, sessiz sedasız, sadece Mevlâ görecek ve bilecek şekilde çalış!” deriz… “Ne yöne gideyim?” desen; “Peygamberlerin, tüm şehitlerin, deden Fatih'in yoluna git!” deriz… “Biraz nasihat verir misiniz?” desen; “Bugüne kadarki nasihatlarımızdan, konuştuklarımızdan ve sükûtumuzdan ne anladın ki!” deriz… Yaptığın işleri sorsan; “İmanının aynasıdır. Yaptıkların senin ayarındır!” deriz… “Yorulur, yıkılır, düşersem ne olacak?” dersen; “Düştüğün yerden yeniden kalkarsın, Allah düşenlerin de Rabbidir!” deriz... “Fitne çıkarsa ne olacak?” dersen; “Asla fitneyi çıkaranlardan ve kışkırtıp yayanlardan olma!” deriz… “Ya gelir beni bulursa!” dersen; “Hâbil ol” deriz... “Cahille karşılaşırsam ne yapayım?” dersen; “Kitap gibi sessiz ol!” deriz... “İbadetlerimi nasıl yapayım?” desen; “Az da olsa devamlı yap!” deriz... “Başkalarında kusur görürsem ne yapayım?” desen; “Gece gibi ört ki; Allah da senin kusurlarını örtsün!” deriz… “Ahirete nasıl gideyim?” desen; “Aman kul hakkıyla gitme!” deriz…

İlâhî azamet, saltanat ve tanzim karşısında, kul kendi küçüklük ve “hîç”liğini ve Rabb’in yüce kudretini müşahede etmeli ve bu şuur ve huzurla davranmalıdır. Hepimiz şahit oluruz ki; Allah-u Teâlâ, bu hakikati zaman zaman kullarına çeşitli imtihanlarla hatırlatmaktadır. Öyle ki, muazzam bir saltanat ve servet bahşettiği Peygamberi Süleyman Aleyhisselam’ı bile, bir müddet tahtında cansız bir ceset olarak bırakmış ve ona acziyeti tattırmıştır.

Hîç'lik; benlikten sıyrılmayı ifade eden bir kavramdır. Çünkü İlâhî esrardan nasip alabilmek, önce nefsani arzulardan sıyrılabilmekle başlayacaktır. Dolayısıyla manevi tekâmüllerin başlangıç noktası, “hîç”e varabildikten sonradır... Şiirimizde bahsedildiğine göre; Hiçlikten sonraki makam, “hâl” makamıdır!

Hâl ehli olmak ne demektir? “Uygun düşmek, yerinde görülmek” (yani kulluğun edebine ve erdemine ermek) demektir. Yetişmek, pişmek ve olgunlaşıvermek demektir! Hâl; kulun hayırlı ve yararlı sonuçlar üretme hususunda Hakk’ın Yaratma sıfatıyla zuhur etmesi ve eserlerin O’nun himmetiyle meydana gelmesidir. Unutmayın ki; görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hâl ehli olandır. Acı su da, tatlı su da berraktır. Sakın görünüşe aldanmayın. Görünüşte herkes insandır, ama gerçek insan, hâl ehli olandır.

Hâl; kalbe hulûl edip manevi sağlığa kavuşturan, veya saf zikrin kalbe girmesini sağlayan ve yok olmayan şeydir. Sizler Milli Çözümcüler olarak; her biriniz inşaallah hâl ehli olmak zorundasınız. Biliniz ki dosta düşmana hâl ile öğüt veren, kâl ile (sözle) öğüt verenden çok daha etkili ve hayırlıdır!”

Te’vili:

Evet; her Peygamberin (AS), düşmanların şerrinden, cahil halkın gaflet ve nefretinden kaçıp sığındıkları, Yüce Mevlâ’ya iltica edip yakardıkları ve yakınlaşma vesilesi yaptıkları makamlar = duraklar vardır. Hazreti Musa için Tur-i Sina (Sina Dağı), Hazreti Peygamber Efendimiz için NUR Dağı ve Hira Mağarası bu konumdadır. Hacc ve Umre ziyareti yapma ve Nur Dağı’na çıkma fırsatı bulanlar hatırlayacaktır: Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, o çıkılması çok zor olan ve tüm Mekke Vadisi’ne hâkim bulunan Nur Dağı ve Hira Mağarası:

● Hem cahiliye toplumundan, dünyevi saplantılardan ve şirk-günah ortamından uzaklaşma mekânıdır.

● Hem, tefekkür, ibadet ve riyazet için çok yüksek ve mükemmel bir inziva ortamıdır.

● Hem düşmanların kolayca varamayacağı ve kılıçla-okla aşağıdan yukarıya hiçbir zarar ulaştıramayacağı, çevredeki taşlarla bile saldırganların uzaklaştırılacağı bir konumdadır. Zira Efendimiz, Eski Mekke yönetiminin aldığı prensip kararları gereği; “eman’sız”, yani izin belgesiz ve pasaportsuz, Mekke dışına çıkanların veya Mekke’ye girmeye çalışanların, mutlaka etkin ve yetkin bir müşrik aristokratın emanında = himayesinde içeri girme mecburiyeti doğrultusunda, Mekkeli müşrik yönetimine haber gönderip eman istediği süreçte de, Mutim b. Adiy kendisine kefil oluncaya kadar da yine Hira Mağarası’nda saklanmışlardı.

● Tarih boyunca, Peygamber varisleri makamındaki Âlimlerin, Velilerin, Mürşit ve Mübelliğlerin de, zaman zaman böyle sığındıkları, ya manevi olgunlaşma veya şer güçlerden korunma amaçlı saklandıkları mekânlar, özel ortamlar ve oluşumlar vardır.

İşte, Erbakan Hocamızın öğretileri ve Milli Çözüm Dergisi de bugün bizim için aynı anlamı ve amacı taşımaktadır.

Kâbe-i Şerif’e 6 km kadar mesafedeki ve yaklaşık 700 m yükseklikteki bu çok dik ve meşakkatli zirveye, Cebel-i Nur’daki Hira inziva evine, sonradan gönüllü kimselerce oyulup ayarlanmış tabii merdiven basamakları üzerinden, sadece çıkış ve iniş dahi 3.5 saat sürmektedir.

Şiir:

“Benliği at, birliğe er

Şirkten kurtul, dirliğe er

Hiçlik, huzur kapısıdır

Pire iken, pirliğe er…”

    

Makale Paylaşım Sayısı: 51

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR