ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün83
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6669
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10598
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018828

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043134

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

İTİKADİ VE SİYASİ MÜNAFIKLIK VE İSLAMİ DÜZEN KARŞITLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

İTİKADİ VE SİYASİ MÜNAFIKLIK

VE

İSLAMİ DÜZEN KARŞITLIĞI

          

Münafıklık; gerçekte İslam’ın bütün haber ve hükümlerine tam ve sağlam olarak inanmadığı ve bunlara itimat ve ihtiyaç duymadığı halde, görünüşte mü’min, müttaki, hatta mücahit rolü oynanmasıdır. Münafıklığı; 1- İtikadi ve Siyasi Münafıklık, 2- Ameli ve Ahlâki Münafıklık olarak iki ana bölüme ayırmak lazımdır. En sinsi, en tehlikeli ve en yaygın haldeki münafıklık, İTİKADİ münafıklık olduğu halde, maalesef bunun üzerinde pek durulmamaktadır. Genellikle, AMELİ münafıklıklarla ilgili ayetler, hadisler ve haberler gündeme taşındığından, “kalbi ve itikadi münafıklık çok da zararlı değilmiş” gibi, yanlış bir algı oluşmaktadır.

“Münafığın alâmeti üçtür: 1- Konuşunca yalan katar, 2- Söz verince va’adinde durmaz, 3- Bir şey emanet edilince, hıyanete kalkar.” (Buhari İman: 24, Müslim İman: 107, Tirmizi İman: 14, Nesai İman: 20)

“Müslim”de, “Oruç tutsa, namaz kılsa ve Müslüman olduğu iddiasında bulunsa da” ilavesi vardır.

Bu Hadisin bazı rivayetlerinde, Münafığın dördüncü bir huyu olarak:

“Düşmanlık yapınca, aşırıya kaçar ve muhatabını, onda bulunmayan kötülüklerle suçlar” fazlalığı aktarılmıştır.

İtikadi Münafıklığı en net şekilde Nisa Suresi 60 ve 61. ayetleri anlatmaktadır.

“(Ey Resulüm!) Sana indirilen (Kur'an'a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler! Oysa (mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir.” (Nisa Suresi: 60)

“Ne vakit onlara: (Bu temelsiz ve geçersiz yorumları bırakıp) ‘Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulün (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin (bunları ölçü edinelim)’ denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (İşte bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.)” (Nisa Suresi: 61)

Bu iki ayet-i kerimeden açıkça anlaşılıyor ki:

a) En gizli ve kalpleri kirli münafıklar, sözde ve zahirde, “Kur’an’a ve önceki Kutsal kitaplara inandıkları” iddiasında bulunurlar.

b) Ancak buna rağmen, TAĞUTİ (İslam dışı, Kur’an karşıtı) sistemler ile muhakeme olunmak, yani bâtıl ve bozuk düzenler içinde yaşamak tercihinde ve arzusundadırlar. İslami esaslara göre düzenlenmiş sistemlere karşıdırlar.

c) Halbuki her türlü Tağuti (İslam dışı) düşünce ve düzeni redd ve terk etmekle, bâtıl ve barbar rejimleri inkâr etmekle emrolunmuşlardır.

d) Bu münafık kesimlere ve marazlı kimselere: “Gelin, Allah’ın indirdiği hükümlere ve Resulüllah’ın sünnetine ve hayat sistemine tâbi ve taraf olalım” denildiğinde; temelsiz mazeretler ve geçersiz bahanelerle, uzaklaşıp kaçılmaktadır.

Bir Müslümanın şu soruları kendisine yöneltmesi ve samimi yanıtlarına göre iman durumunu değerlendirmesi gerekir.

Benim istisnasız her konudaki tercihim ve hedefim: 1- İman ve itaat mı, İtiraz ve inkâr mı? 2- İslam’a (Hakka) teslim olmak mı, Fırsatçılık ve isyan mı? 3- Kur’an’ın Rahmani esasları mı, Batı’nın şeytani yasaları mı? 4- Faizsiz bir nizam mı, Faizli sömürü çarkı mı? 5- İslam ülkeleri ittifakı mı, Haçlı ortaklığı mı? 6- Farz-helâl kuralları mı, Haramların mübahlığı mı? 7- Hidayet aydınlığı mı, Dalâlet karanlığı mı? 8- Hakk ve hayır mı, Şer ve bâtıl mı? 9- Nübüvvet ve Sünnet bağlayıcılığı mı, Nefsaniyet ve şehvet bataklığı mı? 10- Ahiret ve adalet amaçlı mı, Dünya ve menfaat ağırlıklı mı? Evet bu 10 şıktan sadece 1 tanesinde bile ikinci maddeyi tercih ve tensip edenlerin, iman ve İslam şuuru yara almaya ve hidayeti kararmaya başlamış demektir. Baskıcı ve zorlayıcı durumlarda aciz ve çaresiz fertlere ve müstaz’af kesimlere İkrâh-ı Mülci=Ölüm ve sakatlama cinsinden ağır tehditler gibi bazı mecburiyetler bir mazeret sayılsa bile, imkân ve iktidar sahipleri için bu tür mazeretlere sığınmak geçersizdir.

Oysa, her türlü haramı ve günahı mübah sayan; faizi, fuhşu, kumarı kanunen serbest bırakıp yaygınlaştıran… Buna rağmen, üstelik dindarlık rolü oynayan ve Din istismarcılığı yapan zihniyet ve hükümetleri destekleyip övmek bir tarafa, bunların vebaline ortak olmaktan bile Allah’a sığınmak lazımdır.

İstiaze (sığınmak); her türlü kötülükten korunabilmek için sözle Allah'ın yardım ve himayesini istemektir. Bunun için "eûzü", "maazallah" (Allah'a sığınırım). "neûzübillah" (Allah'a sığınırız) ibareleri kullanılır. Hz. Adem'den itibaren tüm peygamberler, çeşitli vesilelerle Rablerine sığınmayı bir hayat tarzı olarak benimsemişlerdir. Hz. Nuh, hakkında bilgisi olmayan şeyleri istemekten, Hz. Musa; kavmine karşı alaycı bir tavır takınarak cahillik etmekten, Firavun gibi ahirete inanmayan kibirlilerden ve onların düşmanlıklarından Allah'a sığınmıştır. Peygamberimiz de; "Allah'ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım." (Ebu Davud, Vitr: 32) duasında olduğu gibi kalbin kötülüklere kaymasından, nefsin doymamasından, cimrilikten, kabir azabından (Nesai, İstiaze: 2-3) tembellikten, ihanetten, günahlardan, zulümden, cahilce davranmaktan (Buhari, Deavât: 36, 44) ayak sürçmesi diye tabir ettiği kusurlardan, yaptığı ve yapabileceği hatalardan Allah'a sığınmıştır. (Müslim, Zikir: 65)

Faiz, Enflasyon ve Münafıklık Tavrı!

“Ekonomiye dair yapılan eleştirileri sürekli olarak “ama büyümede rekor kırdık”, “ihracatta şahlandık” gibi tek taraflı bakışlarla geçiştirmeye çalışan AKP iktidarı, ortada duran en büyük sorunu görmezden gelerek çözeceğini sanmaktadır. Gündemi değiştirebilirse, ekonominin bir numaralı sorununa dönüşen enflasyonu, hayat pahalılığını, geçim sıkıntısını çeşitli algı oyunları ve aksi yönde bir propaganda bombardımanıyla kamuoyu gündeminden uzak tutmaya çalıştıkça, “gerçek gündem” toplumdan saklanmaktadır. Bir ülkede, sokaktaki hemen her insanın en önemli gündem maddesi “ekonomik sıkıntı” olduysa eğer, ortada kocaman bir sorun olduğu açıktır. Erdoğan iktidarı, sorunun kendisini kabul etmek yerine onu saklayıp saptırmayı, konuşmamayı, gündemden uzak tutmayı, yok saymayı amaçlayınca haliyle çözümsüzlük artmakta, sorunlar da ağırlaşmaktadır. Her ne kadar bir pozitif bilim olmasa da iktisat bir “matematik” sahasıdır ve iktisadi ilişkiler de belli kurallara göre yapılır. Mesela enflasyon ve faiz arasındaki ilişki, gayet basit bir neden-sonuç korelasyonu çerçevesinde tırmanır. Bunun böyle olduğunu söyleyince “faiz taraftarı” olunmadığı gibi, “enflasyonun sebebi faizdir” aykırı önermesini defalarca söyleyince de “faiz karşıtı” olunmamakta, sadece riyakârlık yapılmaktadır. Mevcut sistem “faizli” olduğu için bâtıldır ve berbattır; bundan vazgeçmenin yolu da faiz oranını düşürmek değil, faizsiz sistem kurmaktır. Düşük faiz hatta eksi faiz de faizli sistem içinde bir noktadır ve bunu dini hassasiyetleri istismar etmek için kullanmak ise sadece sahtekârlıktır. Sonuçta yanlış bir önermede ısrar sebebiyle enflasyon daha da azmaktadır.

Enflasyonist bir ortamda (sağlıklı ve yaygın üretim şartları ve herkese istihdam imkânları sağlanmadan) ısrarla düşürülen faiz oranları, hem milli parayı yabancı paralar karşısında pula çevirdiği, hem de enflasyon yoluyla halkın gelirini ve alım gücünü erittikçe erittiği açıktır. Merkez Bankası’nın politika faizini gayet artistik bir yaklaşımla ve sanki ortada müthiş bir iktisadi tavır varmışçasına yüzde 14’e düşürürken, öte yandan Hazine’nin borçlanma faizlerinin yüzde 24’e çıkmasına sessiz kalmak, bu faiz meselesinde samimi olunmadığının kanıtıdır. Kamuoyuna “faize karşı” pozları kesilirken, (Rahmetli Erbakan Hocanın ifadesiyle) rantiyeye “daha da yüksek” faizle borçlanmak, hangi ekonomik model olmaktadır? Sürekli; “faiz enflasyonun sebebidir” tekerlemesinin ve kof önermesinin azdırdığı enflasyon hem üreticiyi hem de tüketiciyi tam manasıyla perişan bırakmaktadır. Enflasyon, 2021 Aralık ayında çift haneye çıkarak yüzde 13,58 olurken, yıllık bazda da yüzde 36,08 ile 19 yılın rekorunu kırıyor. Üretici fiyatları da Aralık’ta yüzde 19,08, 2021’de ise yüzde 79,89’u buluyor. Devletin resmi kurumunun kimselere inandırıcı gelmeyen rakamları bile korkunçtu! 2021’deki gıda enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 43,80 ve buna rağmen market baskınıyla ve teftişlerle “fahiş fiyat” ve aynı zamanda da bir “günah keçisi” aranabiliyor. TÜİK’in rakamları bile enflasyonun kontrolden çıktığını gösterirken, “günah keçisi” aramak yine toplumun algısıyla oynamak ve halkı oyalamaktır.”[1] Özetle bu tavır; münafıklığın, riyakârlığın ve sahtekârlığın daniskasıdır.

Çünkü dışarıdan (Siyonist bankalardan) ve içerideki (rantiyeci baronlardan) alınan faizli borç sarmalından kurtulmadan... Bunun için de; Adil Düzen’deki faizsiz kredi sağlama şartlarını oluşturmadan… “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?” gevezeliğine benzer bir sığlık ve istismarcılıkla “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur…” lafını geveleyip durmak, sadece halkı avutup oyalamaktır ve oy almak için başvurulan ucuz kahramanlıktır!

Ayetlere Göre Münafıkların Huyları

Münafikun Suresi ilk ayetlerinde anlatılan münafıkların marazlı tavırları:

“Onlar (münafıklar) yeminlerini kalkan yapıp (yalan yeminlerinin ve sahte samimiyetlerinin arkasına sığınıp, insanları) Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar. Doğrusu bu yaptıkları ne kadar kötü (bir davranıştır).” (Münafikun Suresi: 2)

“Bu, onların (başta akılları ve vicdanları İslami gerçekleri ve Hakk Dinin gerekliliğini anlayıp) iman etmelerine (rağmen, işlerine gelmediği ve beğenmedikleri için) sonradan (içten itiraz ve) inkâra yönelmeleri (ama zahiren hâlâ Müslüman görünmeleri) dolayısıyla böyle olmaktadır. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür basılmış (hidayetleri kararmıştır), artık onlar (gerçeği ve başlarına geleceği) kavrayamaz konumdadır. [Not: Özellikle, önceleri safiyet ve samimiyetle iman edip hayırlı hizmetler yaparken, sonradan dünyalık heves ve hesaplar ve bulaştıkları günahlar yüzünden, adım adım nifak ve nankörlüğe sapan kimseler, daha tehlikeli ve tahripkâr olmaktadır. Zira gerçek mü’min rolü oynayarak Müslümanlara yaklaşmaları ve onları aldatıp avlamaları daha kolaydır. Ve herkesin kendisi gibi olmasını istemek fıtri bir olaydır ve insan psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Bu gibiler “Hidayeti (rüşvet) verip dalâleti satın almışlardır.” Bu alışverişleri de mutlaka ziyan olacak, artık hidayetten de mahrum kalacaklardır.] (Münafikun Suresi: 3)

“(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar.” (Münafikun Suresi: 4)

“(Münafıklar kendi aralarında) Allah Elçisinin (ve Hakk dava temsilcisinin devamlı) yanında bulunan (Ona tam bir teslimiyetle bağlanıp savundukları halde, fakir ve yetkisiz durumda olan kimseleri kastederek) ‘Bunlar için hiçbir infak-harcama yapmayın (onlara imkân ve fırsat sağlamayın, ekonomik ve sosyal yardımda bulunmayın, adam yerine koymayın ve sahip çıkmayın ki, Onun etrafından) dağılıp gitsinler’ diye (konuşup fısıldaşmaktadırlar). Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat (ne yazık ki) münafıkların (bu gerçeğe akılları yatmamakta) ve kavrayamamaktadırlar.” (Münafikun Suresi: 7)

“Münafıklar: ‘Andolsun, eğer Medine'ye dönersek (devlet ve hükümete yerleşirsek), daha üstün ve şerefli olan (bizler), daha güçsüz ve zelil olanı (sadık mü’minleri) oradan mutlaka çıkarıp atacaktır’ diyorlardı. Oysa (gerçek) izzet, haysiyet ve üstünlük, (ancak) Allah'ın; Peygamberin ve inananlarındır. Ne var ki münafıklar bunu bilecek (ve idrak edecek akli ve vicdani dürüstlükten uzaktırlar).” (Münafikun Suresi: 8)

Bu ayetlerden anlaşılmaktadır ki:

- Yalancıdırlar. Burada münafıklar, aslında: “Sen Allah’ın resulüsün” dediklerinde doğru söylüyorlar. Ancak onlar “yalancıdır”. Çünkü içlerindeki düşünce ile dillerinde söyledikleri birbirine uymamaktadır.

- İnsanları yeminlerle ikna ederek Allah’ın yolundan alıkoymaktadırlar.

- Bunlar önce iman etmiş sonra küfre kaymışlardır.

- Münafıklar görünüşleri dikkat çekici derecede düzgün ve mü’min tavırlıdır.

- Bunlar paranoyak düşüncelere sahip ve takıntılıdırlar.

- Münafıklar kibirli ve gururludurlar.

- Asla bağışlanmayacaklardır.

- Fasık topluluklardır.

- Allah yolunda harcama yapılmasını engelleyerek Allah yolundaki topluluğun maddi imkânsızlık nedeniyle dağılmasını arzulamaktadırlar.

- Mü’minleri zelil (aşağı bir tabaka) olarak görmekte ve horlamaktadırlar.

***

Tevbe Suresi 64-68. ayetlerde anlatılan münafıkların ortak yanları:

“Münafıklar, kalplerinde olanı (haset, hile ve hıyanet durumlarını) kendilerine haber verecek (ve sinsi planlarını deşifre edecek Kur’ani) bir surenin aleyhlerinde (üzerlerine) indirilmesinden oldukça çekinip durmaktadırlar. De ki: ‘(Şimdilik) Alay edip (huysuzlaşın bakalım). Şüphesiz Allah, (bilinmesinden) kuşkulanıp kaçındığınız (sırlarınızı ve şeytani planlarınızı) açığa çıkaracak (ve bozuk ayarınızı mü’minlere tanıtacaktır).’’’ (Tevbe Suresi: 64)

“(Ey münafıklar, boşuna) Özür belirtip durmayınız. (Çünkü) Siz, imanınızdan sonra (bazı konularda) kesinlikle inkâra saptınız. (Hakk davadan ve hayırlı topluluktan ayrıldınız.) Sizden (pişman olup Hakka dönen) bir kesimi bağışlasak da, bir kısmınızı gerçekten suçlu-günahkâr olmaları nedeniyle azaplandıracağız.” (Tevbe Suresi: 66)

“Allah erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) inkârcılara da; içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini va’ad etmiştir. Bu (sonsuz azap) onlara yeterlidir. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe Suresi: 68)

Bu ayetlere göre, münafıklar:

- Surelerin Allah tarafından indirildiğine inanmaktadırlar. Hatta içlerindeki düşüncelerinin Allah tarafından bilindiğini bilmekte ve açığa çıkarılacak olabileceğinden kuşku duymaktadırlar.

- Mü’minleri küçük görerek istihza etmekte ve alay konusu yapmaktadırlar.

- Mü’minlerin aralarında bulunma sebepleri; oyalanıp avunmak ve birtakım çıkar hesaplarıdır.

- Önce iman edip sonra küfre dalmışlardır.

- Münafıklar kendi aralarında, birbirlerini desteklemek amacıyla gruplaşmışlardır.

- Münkeri (kötülükleri) emredip, ma’rufu (iyilikleri) nehyetmek suretiyle Milli birlik ve dirliği bozmaktadırlar.

- Allah yolunda harcama yapmazlar.

- Yaptıkları ameller sırasında Allah’ı hatırlayıp O’nun rızasını aramazlar.

- Kâfirlerden farklıdırlar. Bunlar önce iman edip sonra küfre kaymışlardır ve mü’minlerin içinde bulunmaktadırlar.

- Cehennem ateşine müstahaktırlar.

***

Nisa Sûresi 61-63. ayetlerde anlatılan münafıkların vasıfları:

“Ne vakit onlara: (Bu temelsiz ve geçersiz yorumları bırakıp) ‘Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulün (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin (bunları ölçü edinelim)’ denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (İşte bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.)” (Nisa Suresi: 61)

“Öyleyse nasıl oluyor da, kendi ellerinin sundukları (kötü amellerinin ve bozuk emellerinin sebep oldukları) yüzünden, onlara bir musibet isabet edince, hemen ardından Sana gelerek: ‘Kuşkusuz, biz iyilik yapmaktan ve arayı bulup uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik’ diye (yalan yere) Allah'a yemin etmektedirler!” (Nisa Suresi: 62)

“(Ey Elçim!) Halbuki Allah, bunların kalplerinde olanı bilmektedir. O halde Sen aldırma, (şimdilik) onlardan yüz çevir, (dert etme, ama) yine de kendilerine öğüt ver ve onlara nefislerini ikna edici ‘beliğ’ (anlaşılır ve vicdanlarında iz bırakır şekilde) açık ve etkileyici söz söyle (ki bu Senin görevindir).” (Nisa Suresi: 63)

Bu ayetler münafıklar konusunda bizi şöyle uyarmaktadır:

- Kendileri Allah’ın indirdiğiyle amel edip resule uymadıkları gibi resule yani başkana insanların itaat edip katılmasına engel olunmaktadır.

- Başlarına bir sıkıntı geldiğinde, bu sıkıntıya sebep olan hareketlerinin iyilik ve uzlaştırma amacıyla olduğuna yemin ederek mazeret uydururlar. Ancak yeminleri yalandır, Allah beyinlerinden geçeni bilip durmaktadır.

- Başkanların, onların gayrimeşru davranışları sonucu oluşan bu sıkıntılarıyla ilgilenmemesi emrolunmaktadır. Sadece onlara yaptıklarının açıkça yanlış olduğunu tebliğ etmeleri buyrulmaktadır.

Nisa Suresi 88-89. ayetlerde anlatılan münafıkların huyları:

“Öyle ise size ne oluyor ki (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ve şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması için) bir yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 88)

“(O münafıklar) Onlar, kendilerinin (hıyanet ve nankörlük edip) inkâra saptıkları gibi, sizin de (Hakk’tan) inkâra kaymanızı arzulamaktadırlar. (Eğer onlara uysaydınız) Böylelikle (ahlâk ve anlayış bakımından) onlarla bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye (küfür ve zulüm düzeninden vazgeçip Hakka dönünceye) kadar onlardan veliler (dostlar) tutmayın (onlara aldanmayın). Şayet yine yüz çevirirlerse (tekrar Hakk’tan ve cihaddan geri dönerlerse), artık onları yakalayın ve her nerede ele geçirirseniz öldürüp (etkisiz bırakın! Artık) onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı (çünkü onlar güvenilmez insanlardır).” (Nisa Suresi: 89)

Bu ayetlerde münafıklar şöyle tanıtılmaktadır:

- Ayetlerde savaş durumu bildirilmektedir. Burada emredilenler barış dönemi için değildir.

- Münafıklar bir kazanç elde etmiş ve savaş durumunda tehlikeyi görüp bulundukları yerden uzaklaşıvermişlerdir. Bu nedenle “iki fırka değil iki fie” (askeri birlik) denmiştir.

- Bu münafıkları doğru yola getirmeye uğraşmakla vaktinizi ve emeğinizi israf etmeyin.

- Münafıklar önce mü’minken, sonradan küfretmişlerdir; mü’minlerin küfrederek münafıklar haline gelmelerini ve böylece onlarla eşit konumda olmalarını istemektedirler.

- Allah yolunda hicret ederek geri dönmeleri dışında onlarla dayanışma içine girmeyin.

- Hicret etme teklifine sırt çevirirlerse onlar düşman gibidir ve öldürülmeyi hak etmişlerdir. Artık onlarla ne bir destek ne de yardımcılık ilişkisi içine girin.

Nisa Suresi 140. ayette münafıkların aşağılanması:

“O (Allah), size Kitap'ta: ‘Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın (bu hain münafıklardan ayrılın), yoksa siz de onlar gibi olursunuz’ diye (ayet) indirdi (ve uyardı). Doğrusu Allah, münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde toplayacaktır.” (Nisa Suresi: 140)

Bu ayet şunları vurgulamaktadır:

- Kâfirler de münafıklar da Allah’ın ayetleriyle alay edip bunları görmezden gelirler. Kur’ani ve Nebevi hükümlerin uygulanması yönünde bir çaba göstermezler.

- Ayet ve hadislerin hükümleriyle alay ettikleri ve bunları görmezden geldikleri sırada onlarla oturulmaması emredilmiştir. Eğer oturmaya devam ederseniz siz de kâfir ve münafık durumuna düşersiniz. Başka söze daldıklarında onlarla oturulabilir.

- Kâfirler de münafıklar da cehennemliktir.

Nisa 142-143. ayetlerde anlatılan münafıkların durumları:

“Gerçek şu ki; münafıklar Allah’ı aldatmaya (çalışmaktadırlar). Oysa asıl O (Allah) onları aldatıp (oyalamaktadır). Onlar ki namaza kalktıklarında, tembel ve isteksizce davranmaktadırlar, (her konuda) insanlara (yaranmaya çalışmakta ve) riyakârlık yapmaktadırlar ve Allah’ı çok az hatırlamakta (Kur’an’ı okuyup anlamaya ve zikirle uğraşmaya yanaşmamakta)dırlar.” (Nisa Suresi: 142)

“(O münafıklar; kaypak ve çıkarcı bir tavırla, kâfirlerle Müslümanlar) Arasında tereddütle bocalayıp-yalpalayıp durmaktadırlar. Ne o tarafa (bâtıla tam bağlanırlar), ne de bu tarafa (İslam’a yaranırlar). Allah’ın (kötü niyetleri ve bozuk tıynetleri sebebiyle) şaşırttığı kimselere artık kesinlikle (çıkar bir) yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 143)

Bu ayete göre:

- Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar.

- Münafıklar salâta/namaza katılırlar ama isteksizce kılarlar.

- Yaptıklarını gösteriş yapmak için yaparlar.

- Allah’ı çok az anarlar. Kur’an’ı ve mealini okumazlar.

- İki durum arasındadırlar; ne tam bir mü’min gibi ne de tam bir kâfir gibi davranırlar.

Ahzab Suresi 73. ayette anlatılan münafıkların özellikleri şöyle aktarılır;

“(Allah bu emaneti insana yüklemiş ve onu imtihana çekmiştir ki, böylece) Münafık erkekleri ve münafık kadınları, (ayrıca) müşrik erkekleri ve müşrik kadınları (ortaya çıkarsın ve onları) azaplandırsın. Ve yine mü'min erkeklerin ve mü’min kadınların (da bu deneme ve elenme sonucu değerleri anlaşılsın ve onların) tevbelerini kabul edip bağışlasın. Allah çok Bağışlayandır, Acıyıp Esirgeyendir.” (Ahzab Suresi: 73)

Münafıklar ve müşrikler hukuken birbirinden farklıdır, çünkü ayetlerde ayrı kategorize edilmişlerdir.

Tevbe 73, Tahrim 9, Nisa 145. ayetlerinde anlatılan münafıkların vasıfları:

“Ey Nebi(m, Hakk hâkim olsun, Müslümanlar ve mazlumlar huzur bulsun diye) kâfirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara karşı şiddetli ‘sert ve caydırıcı’ davran. (Tıynetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, saldırgan kâfir ve münafıklar, sizin yumuşak yaklaşımınızı, yağcılık ve zayıflık zannedebilirler.) Onların varacakları son durakları cehennemdir ve orası, ne kötü ve kahredici bir dönüş yeridir.” (Tevbe Suresi: 73)

“Ey Peygamber! Kâfirlerle (güç ve dirayetle) ve münafıklarla (ilim ve siyasetle) cihad et; onlara karşı ğılzet (netlik, sertlik ve ciddiyet) göster. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası dönülüp gidilecek ne kötü bir yerdir.” (Tahrim Suresi: 9)

“Şüphesiz (kâfirleri veli edinen) münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisa Suresi: 145)

Bu ayetler şu gerçekleri ortaya koymaktadır:

- Kâfirler ve münafıklar birbirinden farklı kesimlerdir.

- Münafıklarla cihat yapılması ve onlara karşı net ve sert davranılması emredilmiştir. Ancak kafirlerle askeri cihat, münafıklarla siyasi cihat gereklidir.

- Münafıkların cehennemi, ateşteki en sıkıntılı durumunu ifade eden “en aşağı derece” Kur’an’da müşrikler için geçmemektedir.

Ahzab 1 ve Ahzab 48. ayetlerinde anlatılan münafıkların özellikleri şunlardır:

“Ey (Ahir Zaman) Nebisi! Allah'tan (gereği gibi) kork (O’nun rızasına ve Kur’an’ına aykırı davranmaktan kaçın), kâfirlere ve münafıklara (kesinlikle ve hiçbir şekilde) itaat etme, (sakın boyun eğme!) Şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır.” (Ahzab Suresi: 1)

“(Sakın, hiçbir konuda) Kâfirlere ve münafıklara itaat etme(ye yanaşma; onların ve güvendikleri şeytani odakların) eziyetlerine de aldırma, (sadece ve her süreçte) Allah'a tevekkül et. Vekîl olarak Allah yeterlidir.” (Ahzab Suresi: 48)

Bu ayetlerde:

- Kâfirlere ve münafıklara itaat etmeme emredilmiştir.

- Eğer kâfirler ve münafıklar güçlü iseler ve eziyet ediyorlarsa Allah’ı vekil kılarak onların eziyet etmeyecekleri durumlarda bulunma emredilmiştir.

Hadid Suresi 13 ve 15. ayetlerde anlatılan münafıkların özellikleri şunlardır:

“O gün, (dünyada iken Müslüman geçinip de Kur’an ahkâmını gereksiz ve geçersiz sayan) münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere diyecekler ki: ‘(Ne olur) Bize de (dönüp) bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.’ Onlara: ‘(Gücünüz yeterse) Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın’ denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir ki; onun iç yanında (cennet diyarında) rahmet (ve nimet), dış yanında (cehennem ortamında ise) azap ve zahmet (var edilmiştir).” (Hadid Suresi: 13)

“(Ey müşrikler ve münafık kesimler!) ‘Artık bugün sizden ve kâfirlerden herhangi bir fidye (cehennemden kurtuluş bedeli) kabul edilmeyecektir. Barınma yeriniz ateştir, sizin mevlânız (mecburi sığınağınız ve azap yuvanız) bu cehennemdir; o ne kötü bir gidiş yeridir.’” (Hadid Suresi: 15)

- Münafıklar ahirette bile mü’minlere, onlarla beraber olduklarını söylemekte ve riyakârlığa devam edilmektedir.

- Bunlar kendi kendilerini fitnelemiş ve şeytanın tuzağına düşmüşlerdir.

- Garantili başarı ve sonuçların olmasını beklerler. Bu şartlar gerçekleşene kadar cihada ve riskli siyasi çalışmalara katılmaktan çekinilmektedir.

- Münafıklar, mü’minlerin başarılı olacaklarından ve Allah’ın va’adinden şüphe içindedirler.

- Mü’minlerin faaliyetleri hakkında sürekli kuruntu içindedirler. Sonunda cehennemde ve ateştedirler.

Enfal 49 ve Ahzab 12. ayetlerinde münafıkların özellikleri şöyle vurgulanır:

“(Dış Güçler ve Şeytani Merkezlerle irtibat kurup imkân ve iktidara kavuşan) Münafıklar ve kalbinde maraz olanlar (Hakk davada ve hayır yolunda sabit ve sağlam kalan mü’minlere): ‘Bunları dinleri (ve Allah’ın va’adine olan hayali güvenleri) aldatıp şımartmıştır (ve bu yüzden büyük güçlere ve zalim yönetimlere kafa tutmaya başlamışlardır)’ diyorlardı. Oysa kim Allah’a tevekkül (ve teslimiyet) gösterirse, şüphesiz (onu zafere ulaştıracaktır, çünkü) Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (mutlak hükümrandır).” (Enfal Suresi: 49)

“O sırada münafıklar ve kalbinde maraz olanlar: ‘Allah ve Resulü bizi aldatmaktan başka bir şey va’ad etmiyor (boş ve imkânsız zafer ve ganimet müjdeleriyle oyalıyorlar)’ diyerek (fesatlık yapmış ve kafaları karıştırmışlardı).” (Ahzab Suresi: 12)

Bu ayetlerde:

- Görünüşte Allah’a inandıkları, Kur’an’a inandıkları iddialarına rağmen; aslında dinin (uyulması gereken kurallar bütününün) aldatmaca olduğuna inanmaktadırlar.

- Kalplerinde maraz olanlar münafıkların, farklı bir tabakasıdır; Bakara Suresi’nin başında onlar anlatılmaktadır.

Ankebut Suresi’nin 2 ve 3. ayetlerinde de insanlar iman ettik demekle o şekilde bırakılmayacakları ve çeşitli imtihanlara tâbi tutulacakları vurgulanmaktadır. Böylece doğru olanlar ve yanlış olanlar ortaya çıkmaktadır. 10-11. ayetlerde ise iman edenlerle münafıkların farkı anlatılmaktadır.

Dış Politikada Münafıklık: Görünüşte İsrail’e sataşmak, ama gerçekte Siyonistlerle normalleşip yakınlaşmak… Ve hele Kuzey Kıbrıs Türk topraklarının Yahudilere satılmasına göz yummak tam bir Münafıklık tavrıdır!

Şurası bilinmelidir ki, İsrail’le normalleşme; Türkiye, İslam dünyası ve tüm insanlığın aleyhinedir ve hıyanet sayılır. İsrail Filistin bölgesinde 74 senedir (1948’den bu yana) “işgalci” olarak bulunmaktadır. Olayın, tabiî ve hukukî olanı işgalcinin, işgal ettiği toprakları terk edip çıkmasıdır. İsrail’le normalleşmek Filistin davasına ihanetle eş anlamlıdır.

ABD ve İsrail, emellerine ulaşmak için Türkiye’yi basamak olarak kullanmak hesabındadır. Hükümetin başı Erdoğan’ın, Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı (ARIS) üyelerini Beştepe’de kabul etmesinden sonra Siyonist basın Erdoğan’a övgüler yağdırmıştır. Times of Israel web sitesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarını “inanılmaz derecede olumlu” olarak yansıtmıştır. İktidarın attığı İsrail’le normalleşme adımları ile övünen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsrail’le normalleşmek için BAE, Mısır, Bahreyn ve İsrail’le görüşmelerin sürdüğünü açıklamıştır. İsrail’in normalleşmeyi sağladığı ülkelerde sömürü projesini uygulamaya başladığı, o ülkelerin ekonomi, eğitim programlarına ve dış politikasına müdahale edip yön vermeye çalıştığı zaten bilinip durmaktadır. Bu yapılanlar ABD’nin dünya egemenliği için başlattığı BOP’un uygulanmasının son adımlarıdır. BOP gerçekte Büyük İsrail Projesi (BİP) olmaktadır.

Kıbrıs’ta vatan toprakları Siyonistlere satılmaktadır!

BEŞTEPE’deki, Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı toplantısına Kuzey Kıbrıs’tan katılan Haham Chaim Hillel Azimov, Erdoğan’dan KKTC’de sinagog yapılması amacıyla bir arazi talebinde bulunmuşlardır. Basına yansıdığına göre, Erdoğan toplantı sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı aramış, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Yahudilere sinagog yapımı için arazi verilmesi ricasını aktarmıştır. Ersin Tatar da Haham Azimov’u arayarak konu ile yakından ilgileneceğini açıklamıştır.

Kıbrıs tuzağı bu kadarla da sınırlı sanılmamalıdır. Rumlar Dikkarpaz’da 2 bine yakın şirket üzerinden KKTC’de toprak satın almaya çalışmaktadır. Siyonistler bugüne kadar 25 bin dönüm kadar toprak satın almışlardır. Emekli Tümamiral Cihat Yaycı şu uyarıyı yapmıştır: “Yunanistan Meis Adası üzerinden hak iddia ettiği gibi, şimdi de Karpaz’ı 2. Meis yapmak istiyor. Rumlar Karpaz’ı ele geçirirse deniz yetki alanlarımız yok olur.”[3] Lefkoşe Milletvekili Zorlu Töre, Yahudilerin Kıbrıs’ı ele geçirme planlarını açığa vurmuşlardır: “Zamanında Filistin’de yapılanları şimdi Kıbrıs’ta yapmak istiyorlar. Bu gidişat tehlikeli! ‘Elimizde toprak kalmadı; hepsini Yahudiler aldı’, denilen yerleşim birimleri var.”[4] Milli Gazete, İsrail adına ciddi oranda toprak satılmasını şöyle manşetine taşımıştır: “Kıbrıs’ta Silahsız İşgal!”

“İşgalci İsrail de, ‘genişleme’ konusunda ciddi ve tehlikeli mesafeler almıştır. Türkiye ve KKTC yetkilileri bu konuda çok dikkatli olmalıdır. Sinsi planları, oynanan oyunları görmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.”[5]

Sonuç: Vatan topraklarının Siyonistlere satışının önlenmesi için, en etkin tedbirleri almakla yükümlü ve sorumlu makamda bulunanları; tam aksine vatan topraklarının satılışına aracılık yapıyor ve kolaylık sağlıyorlarsa, onları şehitlerimizin ruhları çarpacaktır. Ve vatana ihanet suçuyla yargılanmaları yakındır!

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız – 4 Ocak 2022

[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız – 3 / 4 Ocak 2022

[3] Millî Gazete, 20.11.2021

[4] Millî Gazete, 23.11.2021

[5] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız – 04 Ocak 2022

 

 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

PKK, Şırnak Beytüşşebap’ın ilçe merkezi ve çevresindeki askeri üs ve...
Devami
  KADINLARLA İLGİLİ; YOBAZLAŞMA VE YOZLAŞMA SÜREÇLERİ          Kadın Hakları Konusunda Hz. Muhammed’in (SAV)...
Devami
  Ahlâk tahrip olunca lise gençliğinde alkol kullanımı yüzde 66'lara...
Devami
35 İslam ülkesinde yaptığı kamuoyu araştırması ile batının ezberini bozan Esposito,...
Devami
  Akıl ile Nakil’in (Vahyin) İmtizacından UYGARLIKLAR DOĞMAKTAYDI      Rahmetli Erbakan Hoca’ya göre...
Devami
“Ey İman Edenler, (görünüşte değil gerçekten) iman edin; ALLAH’a; (her...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 81

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR