Reklam
Reklam
Reklam

KURTARICI ŞAHSİYET

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Kuşatıcı Hareket, Kucaklayıcı Hizmet, Ve KURTARICI ŞAHSİYET,

   Erbakan Hoca'nın başlattığı 1969 Bağımsızlar Hareketi için, Necip Fazıl tarafından hazırlanan bildiride[1]

   " ... (Mevcut) Partilerin hiçbirinde, bizim duygu ve düşüncelerimize tercümanlık edecek; Bizim ruh köklerimizi besleyecek, yeşertecek ve mahsüllendirip (meyve verdirecek), fazilet, kudret ve niyet görülmemektedir."

   "Öyle ise, (Bağımsızlar Hareketi olarak) bir salkımın ayrı taneleri misali, şahıslarımızla fert fert meclise girmek; orada nüveleşmek, birleşip demetleşmek, yani muhitten merkeze yöneltmek; tabii ve tarihi görevimizdir."



[1] Bak: Tufan Çorumlu- Erbakan Olayı - Selamet Yayınları: 1974,İst. Sh:139-142

 

 

   "Hedef; yanık toprağın yağmuru beklemesi gibi, vatanın muhtaç olduğu kurtarıcıya, sistemin şartları içinde, imkân ve ortam sağlayabilmektir. "

   "İnanç onuruna ve tarih şuuruna sahip...

   Doğu ile Batının temel farklılıklarına, fazilet ve zaafet noktalarına vakıf...

   Batı Dünyasını ve insanlığı saran ruhi buhrana ve bunalımlara yakınen şahit...

   Ve bunlara çare olarak ortaya çıkan bütün sahte girişim ve kişilerin; istismar ve suistimalinden haberdar.

   Topyekun insanlığı kuşatıp kurtaracak bir adalet nizamını kurma projesinin, bütün sorumluluklarını üstlenmeye ve hıyanet merkezlerinin üstüne gitmeye kadir.

   Ve yaşamaya değer asil ve adil yeni bir hayat düzenini, her şubesiyle tasarlayıp takdim etmeye ve gerekirse bunun hesabını, tek başına vermeye ehil ve hazır bir kurtarıcı gerekmektedir. "

   "Bu kurtarıcı mutlaka gelecektir ! Eğer gelmeyecek olursa; bütün pısırıklığına ve paslanmasına rağmen hala özünde inanç nurunu muhafaza eden bu mümin ve talihsiz milletin, artık mahvolması kaçınılmaz hale gelecektir.."

   Mealinde, çok doğru bir tespit ve temenni ile mutlaka çıkması gereken kurtarıcı liderin...

   Ve 14 Ocak 1971'de Diyarbakır İl Kongresinde Erbakan Hoca'nın dile getirdiği:

   "Bizim itikadımıza göre Mehdi Aleyhisselam geleceği ve O'nun devrinden önce de, O'na basamak teşkil eden dönem ve devirlerin geçeçeği muhakkaktır, dua ve temennimiz budur ki, Mehdi Aleyhisselamın saadet devrine ve devrimine, inşallah Milli Nizam bir hizmet adımı ve başlangıcı olacaktır"[1]  sözleriyle müjdelediği şahsiyetin, zuhuruna zemin hazırlayan süreci, özet halinde hatırlatalım.

   1800 yıllarında ataları Gaziantep'in Kozanlı semtinden göç edip, Adana Kozan'ın temellerini atan ve kabilesini bütün Anadolu'ya yayan Kozanoğulları'nın; İstanbul'a taşınan ve artık "Nazırzadeler" diye anılmaya başlayan ve 1934 teki kanunla "Erbakan" soyadını alan ağır ceza hakimi Mehmet Sabri Bey; Sinoplu Kamer Hanım'dan doğan çocuğu Necmeddin "Din Yıldızı"nın; dünya çapında bir devrim ve değişimin öncülüğünü yapacağını nerden bilecekti?

Necmeddin, birincilikle bitireceği dönemin en kaliteli eğitim kurumlarından İstanbul Erkek Lisesine giderken bir yandan da, İskender Paşa Camii imamı büyük ilim ve irfan erbabı Mehmet Zahid Efendinin irşat sohbetlerine katılıyor ve Fatihteki Rahmetli İbrahim Efendi ve Hüsrev Hoca gibi âlimlerden, Fıkıh, Kelam, Tefsir, Hadis ve Arapça derslerine devam ediyordu.

   Necip Fazıl'ın çıkardığı Büyük Doğu'yu dikkatle okuyor, üstün başarısından ötürü 1.sınıfı atlayıp 2. sınıfa alındığı İstanbul Teknik Üniversitesi Makine fakültesinde; yüksek kabiliyeti, örnek hareketleri yanında sportif ve sosyal faaliyetleriyle de göz dolduruyordu.

O dönemin önemli dergilerinden "Çınaraltı"nın 07 Ağustos 1943 terihli ve 94. sayısının yaptığı bir ankete, Erbakan Türk milliyetçiliği ile ilgili görüşlerini şöyle açıklıyordu:

"Türkçülük, tarihi köklerimize, milli ve manevi kültür değerlerimize sahip çıkmanın bir simgesi ve göstergesi ise; elbette sahip çıkılmalı ve saygı duyulmalıdır.

Buna karşı kozmopolit ve kominist gelişmelere karşı da böylesine milli ve manevi girişimlere destek olmalıdır. Bu hayırlı ve yararlı anlamıyla Türk milliyetçiliğini tehlike görenler, asıl kendileri tehlike kaynağıdır." Manasında cevaplar veriyordu.

Üniversite Mescidinin açılmasında ve arasıra Süleyman Demirel, Turgut ve Korkut Özalların da katılacağı bir milli-manevi halka oluşmasına öncülük eden Erbakan, çeviri yapacak ve Alman Prof Smith'i hayran bırakacak ölçüde Almancasını da geliştirmiş bulunuyordu.

Üniversitesi büyük bir başarıyla bitirip, Prof. Dr. Hikmet Binark'ın motorlar kürsüsüne asistan olmuş ve doktora tezine denk düşen üç yıllık bir yeterlilik tezini sunmuştu.

Prof. Binark, Erbakan'ı takdir ediyor, gelecek vaat ettiğini görüyor, ama aşırı ve tehlikeli bulduğu dindarlığından ötürü olsa gerek, ona bir türlü ısınamıyordu. Bu yüzden üniversite olarak Almanya'ya gönderilmesini pek içine sindiremiyordu...

Sonunda Erbakan Almanya yolunu tutuyordu. Aachen/Ahın) Yüksek Teknik Üniversitesinde, dünya çapında meşhur Prof. Smith (Şimit)'in ve diğer Alman yetkililerinin dikkatini çeken ve şaşkınlığa iten proje ve buluşlar üreteceği mükemmel çalışmalarını, 1953'e kadar sürdürüyordu.

1953'te Türkiye'nin en genç ve en başarılı Doçenti olarak yurda dönüyordu.

Kendisi Almanya'da Leopar Tanklarının motor ve makineleri üzerinde çalışırken ve hatta ateşleme sistemlerini yeniden icat ederken, Türkiye'nin basit su pompalarını bile hala üretemeyip,  yurt dışından ithal etmesi kanına dokunuyordu.

Türkiye'ye döner dönmez, yüzde yüz yerli imkânlarla, meşhur Gümüş Motor fabrikasını kuruyor ve 1 yıl sonra 15 beygirlik çift silindirli dizel motorlarının seri üretimine başlıyordu.

Başbakan Menderes bile bu projeden oldukça etkileniyor ve 1 milyon 300 bin dolar tahsisat ayırıyordu.

1956 da kurulan Gümüş Motorda artık 850 kişi çalışıyor ve yılda 5 bin motor üretiliyordu.

Menderes'in Amerika'ya aşırı teslimiyet gafleti ve DP'yi kuşatan dönme ve masonların ordumuzu zayıf düşürme ve yurdumuzu sömürge haline getirme hıyaneti sonucu kızışan kavga ve kaos ortamının ardından yapılan 27 Mayıs ihtilalinin Devlet Başkanı Org. Cemal Gürsel, bu dindar ve dinamik Doçent Necmettin Erbakan'ı sanayi ve teknoloji bakanı yapmak istiyor, ama masonların aşırı tepkisiyle karşılaşıp vazgeçiyordu.

Daha sonra AP iktidarının Sanayi Bakanı ve Erbakan'ın üç yaş küçük arkadaşı Mehmet Turgut ve iki yaş büyük arkadaşı ve Başbakan Süleyman Demirel'in teklif ve tavsiyesiyle Hoca; Sırrı Enver Batur'un başkanı olduğu Türkiye Odalar Birliğinin genel sekreterliğine getiriliyordu

   Daha önce üniversite kurulu Doç Dr. Necmettin Erbakan'ın profesörlüğünü onaylamış, fakat senatodan geri çevrilmişti. Ama bütün bu masonik manevraları aşarak 1965 yılında ve bükülmez bileğinin hakkıyla profesör unvanını almış bulunuyordu.

   Bu arada T.O.Birliğinde görevli; iktisat mezunu olan ve iyi İngilizce konuşan, oturaklı ve alımlı bir gelinle, Nermin Hanımefendiyle, hayatlarını birleştiriyordu..

   Çok geçmeden masonların baskısıyla, Sırrı Enver Batur'un: Gümüş Motoru güç duruma sokmaya, kaçak yoldan yurda makine girişine göz yummaya başlaması gibi yanlışlarına karşı çıkması üzerine, Süleyman Demirel'le sürtüşmeye başlıyor ve yolları ayrılıyordu.

Bunun üzerine Erbakan, TOB Genel Başkanlığına aday oluyor, seçimleri kazanıyor. S. Demirel'in Danıştay'a itirazı önce reddediliyor, ama ardından siyasi baskılar sonucu, aynı mahkeme, aynı konuda ikinci ve farklı bir karar veriyor ve Demirel'in özel talimatıyla, Erbakan Odalar Birliği binasından polis zoruyla çıkarılıyordu...

   Artık siyasete atılıp hükümet gücüne kavuşması ve ülke sorunlarını aşması gerekiyordu. AP'ye müracaatları "mukaddesatçılar partimizi ele geçiriyor!"  korkusuyla geri çevriliyor, bu partide milli ve manevi düşünce ehlinin temsil ve tecelli imkânı kalmadığı ortaya çıkınca da, Konya'dan bağımsız aday olarak seçimlere katılıyordu.

Kendisi gibi farklı illerden birçok arkadaşı da bağımsız aday olarak seçimlere katılıp kazandıktan sonra meclisteki diğer milli şuurlu milletvekilleriyle birlikte partileşme amacı güdülüyordu.

1969 seçimlerinde, Konya'dan bağımsız aday olan Erbakan, mevcut hükümete iki büyük partiye ve maalesef Mehmet Şevket Eygi'nin çıkardığı Bugün Gazetesinin "bağımsız pusulalarına mutlaka mühür ya da parmak basılacak..." şeklindeki manşetiyle binlerce oyun iptaline sebep olacak hıyanet gibi bir gaflete rağmen; üç milletvekili oyu alarak meclise giriyordu.[2]

   Bu arada Erbakan ve arkadaşlarının bağımsız bir parti kurmasını önlemeye ve Osman Bölükbaşının başındaki Millet partisi içinde pasifize etmeye yönelik teklif ve girişimlerin de, asıl niyetini sezen Hoca, bu oyuna da gelmiyordu.

   Ve nihayet, ismini ve amblemini rahmetli Eşref Edib'in koyduğu Milli Nizam partisi kuruluyordu. Divan Başkanlığını Gündüz Sevilgen'in yaptığı 24 Ocak 1971 MNP 1. Büyük Kongresinde, Isparta Milletvekili Hüsamettin Akmumcu, Selim Sırrı Tarcan spor salonunda onbinlere Milli Nizam Ahdini okuyordu:

   "Milletimizi istila edip içten yıkmaya yönelen masonik kozmopolitik ve inançsız komünistlik hastalıklarına karşı başlattığımız manevi istiklal harbini kazanıncaya kadar, milli mücadelemize devam edeceğimize...

   Meşru hukuk düzeni içerisinde çalışarak, ülkemizde Hakkın hakimiyetini kurmak için gayret göstereceğimize...

   Milletimizin fıtratındaki yüksek ahlak ve fazileti harekete geçirecek, bütün insanlığa ışık tutacak ve örnek olacak yeni bir medeniyetin temellerini atma ve Milli Nizamı iktidara taşıma yolunda yılmadan ve hiçbir bahane ile davamızdan ayrılmadan bu hizmetleri sürdüreceğimize ahdeder ve and içeriz "

   Gerçek demokrasinin, ahlak ve faziletin hakim olduğu bir toplumda yerleşip gelişeceğine inanan...

   Başbakan ve Cumhurbaşkanın birleştirilip "Devlet Başkanlığı" sistemine geçilmesini ve Devlet başkanına, gerektiğinde "Referanduma" gitme yetkisisin verilmesini savunan...

   Ekonomide milli ve yerli bir, "özel sektörcülüğü" öne çıkaran.

   Ağır sanayinin ve silah sanayinin kurulup güçlenmesini, Eğitim ve öğretimin millileşmesini amaçlayan Milli Nizam Partisi, Bursa Gençlik Kollarının 17 Temmuz 1970 teki toplantısında okudukları şu şiir nedeniyle kapatılıyordu.

 

   " Herkes duyacak, bilecek

     Saklanmaz gayri bu gerçek

     Yaprak yaprak, çiçek çiçek

     Hak yol İslam yazacağız

     Tek yol Nizam yazacağız."

 

   Nizam kapatılınca, ardından Selamet kuruluyor, 1973 seçimlerinde 50 milletvekili çıkarıp Ecevit ve Demirel ile koalisyonlara katılıyor ve Erbakan Başbakan yardımcısı oluyordu.

   "Önce ahlak ve maneviyat. Sonra, mutlaka ağır sanayi ve yaygın kalkınma"  hedeflerinde çok tarihi ve talihli adımlar atılıyor ve 1974 Kıbrıs barış harekatı zaferle sonuçlanıyordu !...

   Bu mutlu ve kutlu kervan 1980 de 12 Eylül darbesiyle durduruluyor, ama kader daha sonra kurulan Refah Partisini birinci parti yapıyor ve Erbakan'ı Başbakanlığa taşıyordu...

   Bir yıldan bile kısa bir dönemde harikalar gerçekleştiriliyor; denk bütçe yapılıyor, tamamen bozulmuş bütün ekonomik dengeler düzeltiliyor... İşçi, memur, esnaf, sanayici ve köylünün yüzü gülüyor ve tarihi D-8 ‘ler kurulup yeni ve adil bir dünyanın temelleri atılıyordu...

   Bu bereketli süreç, Siyonist güçlerin tertip ve tahrikiyle gerçekleşen 28 Şubat gizli ve kirli darbesiyle sekteye uğratılıyor, Refah-Yol yıkılıyor, Refah partisi kapatılıyordu.

   Sonrasında kurulan Fazilet Partisinde, dış güçlerin tahrikiyle nifak hareketleri hız kazanıyor, nefislerinin kabarması ve kışkırtılmasıyla davaya hıyanet edenler kazan kaldırıyor ve Arkası Karanlık Partiye kaçıyorlardı.

Fazilet te kapatılınca, Saadet dönemi başlıyor, onda da, son olarak yeni bir çıban deşilmesi ve sadıkların seçilmesi sürecinin yaşanacağı giderek gün yüzüne çıkıyordu..

Bu, tüm insanlığı kuşatıcı hareket ve kurtarıcı şahsiyet, dünya tarihi boyunca şeytani güçlerin eriştiği en görkemli ve en organizeli sistem olan siyonizmin; yeryüzündeki bütün irtibat bağlarını koparacak ve bütün zulüm ve sömürü yollarını tıkayacak imkan ve elemanlara sahip olmadan, gerçek barış ve başarının mümkün olmayacağının farkında ve şuurundaydı..

Bu nedenle bir siyasi parti:

  • 1- Ülkemizde ve yeryüzünde bütün bu alt yapı hazırlıklarını yürütebilmek üzere bir "Temsiliyet" gücünü elde etmek için lazımdı, Çünkü "Türkiye'nin Başbakan yardımcısı, Başbakan'ı" gibi itimat ve itibar edilir bir etikete ihtiyacı vardı.
  • 2- Hem de teşkilat mensuplarının ve taraftarlarının kabiliyetini ve karakterini tanıyıp değerlendirecek... Mensuplarının sabır ve samimiyetini ölçecek, sadıklarla sahtekârları seçip belirleyecek... Çürüklerin dökülüp elenmesini kolay hale getirecek...

Dürüst ve değerli elemanların eğitilip yetişmesine, olgunlaşıp pişmesine fırsat verecek bir " resmiyet" gücüne kavuşmak için mutlaka bir parti kurulmalıydı..

Çünkü bu dünya çapındaki devrim ve değişim için mutlaka gerekli olan "1-Temsiliyet... 2-Resmiyet" gücüne ancak siyasi parti ile ulaşılacaktı..

Ve çok şükür ki sonunda, Nankör ve Dönek değil; Ama Sağlam ve Esnek...

Ürkek ve Ödlek değil; Ama Medeni ve Erkek...

Gevşek ve Ciddiyetsiz değil; Ama Gerçekçi ve Örnek... Bir çekirdek kadro yanında; ülkemizdeki ve yeryüzündeki bu vahşet ve rezalet rejimini yıkacak bütün oluşumlar tamamlanmıştır ve kurtarıcı hareket düğmeye basmaya ve devrim düdüğünü çalmaya hazırdır.



[1] Bak: Başsavcı Hikmet Gündüz'ün, SP 1970/3 esas ve 1971-1 nolu kapatma davası  (C.2. E.6) sh.9

[2] Bak: Mehmet Cemal: Muhterem Başkan: Sırdaş yayınevi: 1975: İst.Sh.155


Bu yazarin diger makaleleri

    "Son dönemler de; "Türk" sıfatını taşıyan marazlı medyada ciddi...
Devami
  Ahmet Akgül Hocamızın Konya Konferans Notları:          AKP’NİN TAHRİBATLARI ve ADİL BİR DÜZEN...
Devami
Allah (cc), Haksız ve Hayırsız Ampul Balonları Şişirip Parlatır, Ama; EN ŞA’ŞAALI[1]...
Devami
 Recep T. Erdoğan, 30 Mart 2014 Yerel Seçim sonrası yaptığı...
Devami
  ERDOĞAN, TRUMP, SİYONİZM İRTİBATI VE ERKEN SEÇİM TELAŞI BOP Süreci ve Eşbaşkanlık Görevi...
Devami
Komşularımızla sıfır sorun politikası gibi yaldızlı bir safsata ile toplumu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5021

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR