Reklam
Reklam
Reklam

İRAN ETRAFINDA AVRASYA'YA DOĞRU.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Helmut Schmidt: "İran tehdit etmiyor, sadece tedbir alıyor!.."

Bu görüşler, Abendblatt gaze­tesinin sorularını yanıtlayan Al­manya eski Başbakanı ve hafta­lık Die Zeit gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Helmut Schmidt'e ait. Röportajın başlığı şöyle: "Tahran planları barışı tehdit et­miyor. Etmiyorsa, Sadece Tedbir Alıyor" Almanya'nın eski başbakanı Schmidt, "İran'a karşı rahat davranmalıyız ve özellikle Washington kendini geri çekmelidir" diyor, İranlı rejim muhalifi Nobel ödülü sahibi Ebadi: İran'da kalıyorum ve burada ölmeyi ümit ediyorum.

 

 

Sakin olalım ve bir zaman­lar sorunun nasıl başladığı­nı  hatırlayalım.  Atom  si­lahlarının yayılmasını  önlemek için ilgili devletler bir sözleşme imzaladılar. Bu prensipte iyiydi ve bunda sebat etmeleri gereki­yordu. Ama ne Amerika ne de Rusya bunu yapmadılar,"

Söz konusu gazeteden Holger Dohmen'in ayrıntılı sorularına Schmidt ilginç cevaplar veriyor ve dünyadaki saflaşma ve Ameri­ka'nın yalnızlaşması bir kez daha gözler önüne seriliyor. İran'ın nükleer politikasının güncel bir tehdit oluşturup oluş­turmadığı sorusuna, Schmidt, "Hayır, barışı tehdit eden yakın bir tehlikeden söz edilemez" ce­vabını veriyor. Durumun bugün nasıl göründüğünü Schmidt şu cümlelerle özetliyor:

"1968'de (bu silahları) yay­gınlaştırmama sözleşmesi kabul edildiğinde, atom silahına sahip beş ülke vardı. Bugün sekiz tane var... Bu sayı kaçınılmaz olarak artacaktır. Yaygınlaştırmama sözleşmesi işlemiyor. Ayrıca, İran bu sözleşmeden ayrılabilir. Kuzey Kore bunu yaptı."

Ahmedinecad'a karşı nasıl davranılacağına ilişkin soruya Schmidt şu açıklamayı getiriyor: "Bunun nükleer silah sorunuyla bir ilgisi yok. İranlılar uzun za­mandan beri sivil amaçlar için nükleer enerjiden yararlanma pe­şindeler. Sözleşmedeki imzaların­dan dolayı buna yetkileri de var. Nükleer silah aşamasına gelmele­ri için henüz vakit var. Bu sorunu İran Cumhurbaşkanı'nın şahsıy­la özdeşleştirmemek gerekir."

"İran'a karşı rahat davran­malıyız ve özellikle Washington kendini geri çekmelidir" diyen Schmidt, yaptırımlarla ilgili ola­sılıklar üzerine şunları söylüyor: "Amerika'da askeri yaptırım dü­şünenler var. Buna karşı uyarıyo­rum. Amerika savaş yürütebilir ve kazanabilir. Ama sonrasında çıkacak kaosla başa çıkamaz." Schmidt, Irak'ta, Afganistan'da ve askeri olarak müdahale edilen her yerde bu durumun görüldü­ğünü ekliyor. Çözüm için diplo­masinin yeterli olup olamayaca­ğına ilişkin soruya, eski başba­kan şu ilginç cevabı veriyor: "Neyin önlenmek istendiğini bil­miyorum. Ayrıca İran da kendini savunabilir."

Batı'nın ekonomik ambargo ihtimaline ilişkin soruya verilen cevap, Amerika'nın her alanda zorluklarının bulunduğunu orta­ya koyuyor:

"1973'ten beri öğrendik ki, OPEC sınırsız bir hareket özgür­lüğüne sahip, İran'a karşı ekono­mik yollardan baskı gösterecek­tir ki İran elinde önemli bir kal­dıraç tutmaktadır."

"iyi bir pozisyonda değiliz galiba?" sorusunu Helmut Schmidt çok kısa olarak şöyle cevaplandırıyor: "Sorunun muhatabı Almanlar değildir, Amerika düşünsün."

 

 

 

Amerikalı Profesörler: İran'ı Tehlike Gösteren Bir Balon Şişiriyor

Haftalık Die Zeit gazetesinde "israil Lobisi ve Amerika'nın çı­karları" başlıklı bir yazıda, Chi­cago Üniversitesi'nden Stephan Walt von Harward ve John Me-arsheimer'in London Review of Books'ta yayımlanan kitabı ince­leniyor.

Yazarların önemli bir tespitini gazete şu şekilde saptıyor: "Irak savaşı, israil Lobisi ve Yeni Mu­hafazakârlar koalisyonuna daya­nan israil'e yakın politikalar üze­rine düşünceye sevk ediyor. Aynı koalisyon, bugün İran'ı Amerika için en büyük tehlike olarak gös­teren bir balon şişiriyor. İran'ın atom çalışmaları ABD için doğ­rudan bir tehlike oluşturmamak­tadır. Eğer Amerika; atomlu Rus­ya, Çin ve Kuzey Kore'ye katlanabiliyorsa, aynı şekilde İran'la da yaşayabilir."

Die Zeit son sayısında yer alan bir araştırmada da "nükleer bomba için en azından dört yıl gereklidir, bomba kullanabilirler korkusu yaymak temelsizdir" görüşünü savundu.

İran, Güvenlik Konseyi'nin Talebine Uymuyor!

İran Devlet Başkanı Ahmedi-necad "BM Güvenlik Konseyi'nin talebine uymayacaklarını ve uranyum zenginleştirmekten vazgeçmeyeceklerini" açıkladı.

"Biz şu anda bir atom devleti­yiz, ama atom teknolojimizi ba­rışçı amaçlar için kullanıyoruz" açıklamasını yapan Ahmedinecad, bütün önemli devletlere İran'ın duruşunu ve atom silahla­rından arınmış bir Ortadoğu arzularını ifade eden bir mektup ulaştıracaklarını da sözlerine ek­ledi.

İran'a karşı yaptırım öngörü­lerini "düşüncesiz" olarak yo­rumlayan İran lideri, UAEA'ya 30 yıllık üyeliğin kendilerine ne getirdiğini sorarak, bu durumu tekrar gözden geçireceklerini be­lirtti. Die Welt gazetesinde yer alan bir habere göre, Ahmedinecad, İrsail'i yapay bir devlet olarak niteledi ve var oluşu tartışılmalıdır dedi.

"Batı, Yelesi Dökülmüş Yaşlı Bir Aslandır."

Bu haftaki Der Spiegel dergi­si, Ahmedinecad'n bilimsel ba­şarılarını açıklayıp, Batı'yı, "keçeleşmiş postu, dökülmüş yeleleriyle yaşlı aslanlar"a benzettiğini yazdıktan sonra "İran, düşman­larının ellerini kıracak ve saldırganlıklarına pişman edecektir" görüşüne yer verdi.

Der Spiegel'de, Çin'in BM'yi, İran'a karşı sert yaptırımlarla il­gili olarak uyardığı belirtildi. Bu uyarıyı Çin Devlet Başkanı'nın ABD'yi ziyareti sırasında yaptığı ve ayrıca kendilerinin diplomatik çözümlerden yana olduklarını açıkladı. Aynı haberde, veto hak­kı olan Çin ve Rusya'nın İran'a karşı yaptırımları onaylamayacaklarını çoktan beri ilan ettikle­ri yer alıyor. Çin İran'la 70 mil­yar dolar tutarında uzun vadeli petrol ve doğalgaz ihracı sözleş­mesi imzaladı. Rusya, Buşehr'de İran'a nükleer enerji santralı inşa ediyor ve bu tesisleri savunmak için de hava savunma füzeleri teslim ediyor.

Nobel ödüllü İranlı Shirin Ebadi, 19 Nisan günü ABD'yi İran'a karşı bir askeri harekât konusunda uyardı. Berlin'de "Benim İran'ım" adlı kitabının tanıtımı sırasında, Ebadi "rejime ilişkin bütün eleştirilerimize rağ­men, tek bir Amerikan askerinin bile İran toprağına ayak basmasına karşıyız" dedi. Hukukçu olan ve İran'da avukatlık yapan Ebadi, "bir rejime dışardan mü­dahaleyi halk nelerle ödemek zo­runda kalıyor" diyerek şu örneği verdi: "Irak bir iç savaş ve parça­lanma eşiğinde. Bu ABD'nin Irak'a müdahalesinin sonucu­dur."

1975-79 arası Tahran Şehir Mahkemesi Başkanı olan Ebadi, zorluklara rağmen ülkesini terk etmedi. "Ben bir İranlıyım, İran'­da kalmak zorundayım ve İran'­da ölmeyi ümit ediyorum" dedi.

Die Welt: Türkiye-İran Birlikte

25 Nisan günlü, Die Welt "Kuzey Irak'a yönelik İran-Türkiye harekâtı mı var?" sorusunu yöneltiyor.

Tahran'ın bir süre önce ABD'yi uyardığı ve PKK bağlaşıklı PJAK'ı destekleyerek İran'ı istikrarsızlaştırmak istemekle suçladığı yine aynı gazetede yer alıyor.

Bu durumu Türkiye'nin de is­temediğinin altı çiziliyor. [1]

SINIRA YIĞINAK İKİ ÜLKENİN ORTAK KARARI !

Türkiye ve İran'ın Operasyonları Eşgüdümlü

Irak'ın kuzeyine yönelik yığınak ve operasyonlarda Türkiye ile İran eşgüdümle hareket ediyor. Harekâtın başlama aşamasında Tahran'a mesaj gönderildi; PKK'lıların İran'a kaçabileceği uyarısı yapıldı. İran da Türkiye ile eşzamanlı olarak operasyon başlattı. Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi hafta başında İran içişleri Bakanı ile görüştü.

Türkiye ile İran'ın Irak sınırına yaptıkları eşzamanlı yığınak ve PKK'ya karşı operasyonları,   işbirliği içinde yürütülüyor. Irak'ın ku­zeyine yönelik yığınak ve ope­rasyonlarda iki ülke bilgi pay­laşıyor.

Aydınlık'ın Türk ve İranlı kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Türkiye, sınıra yığmak yapmaya başladığı dönemde İran'a bilgi verdi. Bilgi alışveri­şi İran'ın Ankara Büyükelçiliği'ne sınır güvenliğinden so­rumlu olarak atanan içişleri Bakanlığı yetkilisi ve Tahran'daki Türk Büyükelçiliği üzerinden yürütüldü. PKK'lılara yönelik operasyon sırasında İran sınırına yönelme olacağı, tedbir alınması istendi. Bu uya­rı üzerine İran da sınıra yığınak yaptı. Ardından, İran'ın kuzey­batısında bulunan PEJAK güç­leri ile Kandil'deki PKK kamp­larına operasyon başlatıldı.

iki ülke de ihtiyatlı açıkla­malar yapmaya özen gösteri­yor, İran'ın nükleer programı nedeniyle Birleşmiş Milletler (BM)'de yaptırım kararı tartışı­lırken, Türkiye'nin İran'la aynı anda Irak'ın kuzeyine yönelik operasyon yürütmesi ABD'nin tepkisini çekti.

 

"Koordinasyonun Sonucu"

Bölgedeki PKK kamplarını bombalayan İran güçlerinin, Irak'ın kuzeyine sınırdan 5 ile 15 kilometre girdikleri belirtil­di. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti sayılan Erbil'in kuzeydoğusundaki bazı köylerin İran'ın füze ve topçu atışı nedeniyle boşaltıldığı bil­dirildi. Irak'ın kukla Devlet Başkanı Celal Talabani'nin ba­şında bulunduğu KYB'nin böl­ge sorumlusu Arif Rüşdi, köy­lerin boşaltıldığını, operasyon­ların Türkiye ile İran güçleri arasındaki koordinasyonun bir sonucu olduğunu açıkladı. PKK'ya yakınlığı ile bilinen Gündem gazetesi de aynı dili kullandı. Gündem, 1 Mayıs gü­nü verdiği haberde, İran ordu­sunun Türk ordusu gibi Irak'ın kuzeyine girdiğini yazdı. Ha­berde; İran güçlerince Kandil Dağı ve çevresine yapılan bom­balama sonucu bazı köylerin boşaldığı öne sürüldü.

Bu açıklamalara rağmen, İran'da, Türkiye'de sınırı geç­mediklerini vurguladılar.

Eşgüdüm Resmen Doğrulandı

İki ülke arasındaki eşgüdüm resmi makamlar tarafından da doğrulandı. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, 3 Mayıs günü dü­zenlediği basın toplantısında, bu yöndeki sorular karşısında, İran'la "sınır güvenliği işbirliği mekanizması" bulunduğunu hatırlattı. Bu çerçevede organi­ze suçlar, uyuşturucu kaçakçılı­ğı ve terörist sızmaların önlen­mesi için İran ile sınırda işbirli­ğinin yapıldığını söyledi.

Irak'ın, PKK konusunda et­kin önlemler alma imkânına sahip olmadığını ifade ettiğini belirten Tan, "Bu durumda bi­ze daha fazla sorumluluk düş­mektedir. Ancak altının çizil­mesi gerekir ki, mevcut güven­lik boşluğundan farklı mülaha­zalarla istifade etmek gibi bir amacımız yoktur. Bunu da her­kes bilmektedir. Güvenliğimizi hiç kimseye ihale etmemiz söz konusu olamaz" dedi.

Bu açıklamaların yapıldığı günden iki gün önce Türki­ye'nin Tahran Büyükelçisi Gür­can Türkoğlu, İran içişleri Ba­kanı Mustafa Pür Muhammedi ile görüştü. Görüşmede sınır güvenliği konusundaki işbirli­ğinin ele alındığı belirtildi.

İran'dan Kritik Ziyaret

Sınırda bu hareketlilik yaşa­nırken, İran'ın nükleer progra­mının ele alınacağı önemli gö­rüşmeler Ankara'da yapılacak.

İran'ın nükleer program gö­rüşmelerini yürüten en üst dü­zey yetkilisi Ali Laricani, Pa­zartesi günü Ankara'ya geliyor. Laricani, Ankara'da Milli Gü­venlik Kurulu Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpugan ile gö­rüşecek. Başbakan ve Dışişleri Bakanı tarafından da kabul edilecek.

Ankara, Laricani'ye, İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile tam bir işbirliği yap­ması ve şeffaf olması gerektiği mesajını verecek. Dışişleri Ba­kanı Gül'ün, Amerikan tarafı­nın mesajlarını Laricani'ye ile­teceği belirtildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, İran'ın bazı so­rumlulukları olduğunu, bu sorumlulukların en başında da açık ve şeffaf olmasının gel­diğini söyledi.

Nükleer programı nedeniyle Amerika'nın hedefinde olan İran, dünyanın en büyük doğal gaz üreticilerinden. Washington yönetimi, İran gazının Avru­pa'ya ve Uzakdoğu'ya ulaştırılmaması için aracı ülkeler nezdinde yoğun baskı uyguluyor. Bu ülkelerden biri de, Türkiye.

Çin, İran gazının en büyük müşterisi konumunda. Ancak gazın Çin'e ulaştırılması konu­sunda ciddi sıkıntılar var. Boru hattının geçeceği güzergâh Ame­rika tarafından tehdit ediliyor. Afganistan işgali en büyük engel. Ancak son dönemde bu ko­nuda ciddi gelişmeler yaşanıyor.

İran-Pakistan ve Hindistan petrol bakanları, 1 Mayıs'ta, üç ülke arasında yapılacak doğalgaz boru hattı konusunda Katar'ın başkenti Duha'da görüş­tüler. Üç bakan, Uluslararası Enerji Fuarı için Katar'da bulunuyorlardı.

 

 

İran Petrol Bakanı Kazem Veziri Hamane, görüşmede, İran'ın projenin gerçekleştiril­mesi konusunda ciddi olduğu­nun altını çizerek, daha fazla za­man kaybının olmaması ve bir an önce tarafların anlaşmaya varması dileğinde bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın konunun takipçisi olduğunu ifade eden Hamane, tarafların anlaşmaya varması durumunda, imza töre­ninin liderler düzeyinde yapılabileceğini ifade etti.

İran'ın fiyat konusunda an­laşmaya hazır olduğunu vurgu­layan Hamane, tüm tarafların bu konuda uzlaşmacı davran­ması gerektiğini vurguladı.

Yakında İran'dan bir heyet boru hattı görüşmelerini sonuç­landırmak üzere Pakistan ve Hindistan'a gidecek. Hindistan ve Pakistanlı yetkililer de kendi aralarında görüşerek, hattın gü­zergâhını belirleyecek.

Ankara'da yargıçlardan askerlere, siyasilerden bürokratlara kadar her kademede şu cümleyi duyuyorsunuz: "O kadar çok belirsizlik var ki." Böylesi durumlarda, kılıcı keskin olan kazanır, karmaşık görünen süreç hazırlıklı olanın lehine sonuçlanır. Ama ne uğruna? Bu sorunun yanıtı için dört başlık açıyoruz:

1) Akıncı İstihbaratçılar Gerekli:                  

Güneydoğu'dan haber geçen yerel muhabirler, bölgedeki asker yığınağı için abartılı rakamlar veriyor. Kimi 240 bin, kimi 200 bin diyor. Her ne kadar kesin rakamı bilmiyorsak da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) toplam personel sayısını dikkate aldığımızda, yüz binler ifadesinin yanlış olduğunu biliyoruz. Ama önemli olan bölgedeki psikolojidir.

Şubat ayından başlayarak bölgeye iki komando tugayı ve 17 tabur askerin gerekli lojistikle beraber sevk edildiğini biliyoruz. Bu birliklerin konuşlandırıldığı alan PKK'nın Kuzey Irak'taki Haftanin, Sinaht, Pirbela üslerinin karşısıdır. Yine birliklerin nitelikleri hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, teyakkuz halinin varlığı biliniyor. Ama bilinmeyen, muharip güçlere eşlik eden istihbaratçılardır. Kara Kuvvetleri ve Jandarma ciddi sayıda istihbaratçıyı Güneydoğu'ya gönderdi. Peki anlamı nedir?  

2) Demokrasi de güvenlik te önemli:

Rusya'da henüz Putin iktidarı kurulmamıştır ve geniş bir anket çalışması yapılır. Katılımcılar, "Demokrasi mi istiyorsunuz, güvenlik mi" sorusuna yüzde 80'lerin üzerinde güvenlik yanıtını verir. Bir emekli askerin dediği gibi, "Putin de yerlerde sürünen Rusya'yı istihbarat birimleriyle ayağa kaldırır". TSK'nin bugün Güneydoğu'da aldığı vaziyet, 1990'ların başına geri döneceğimize işaret ediyor.

Başka bir deyişle HADEP, DTP, PKK ve benzeri birçok Kürt örgütünün dediği "Türkiye'de demokrasi sorunu, Kürt sorunu ile beraber çözülecekse" bu görüş bir kez daha duvara çarpacak. Çünkü askerler yürürlükteki güvenlik doktrinlerine uygun olarak hareket ediyor. Peki siyasiler ne yapıyor?

3) Siyasi Körlük İfadesi

Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 86'ncı açılış yıldönümü münasebetiyle -her yıl olduğu gibi- 23 Nisan'da gerçekleştirdiği özel gündemli toplantıya dönelim. "Kuvvetler ayrımında bir denge sorunu oluştuğunu kabul etmek gerekir" diyen Meclis Başkanı Bülent Arınç bakın neler söylüyor:

"İlk Meclis'te kullanılan iç tüzük Osmanlı Meclis'i Mebusan'ın tüzüğüdür ve 7 yıl yürürlükte kalmıştır. Bu, aynı zamanda iki Meclis arasında bir bağın olduğunu ve millet iradesinin kesintiye uğramadığını göstermektedir."

Ana muhalefet lideri Deniz Baykal ise Arınç'ın konuşmasından habersiz hazırladığı metinden şu cümleleri okuyor:

"Orduyu Meclis kurmuştur. Ordunun adı Türkiye Büyük Millet Meclisi Silahlı Kuvvetleri'dir... Açılan Meclis ne bir meşrutiyet Meclis'idir, ne de bir danışma Meclis'idir... Cumhuriyeti eksilterek demokrasiyi çoğaltamazsınız."

 

 

Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının tam kadro izlediği özel gündemli oturumun 'heyecansız' geçtiğini not etmek bile gereksiz. Öyle ki Başbakan yerine AKP adına kürsüye gelen Grup Başkanvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, 10 dakikalık konuşma süresinin ancak 8 dakikasını kullanıyor. Başbakan ise ertesi gün evinden dışarı çıkıyor.

4) Kürtlere Karşı Karadeniz Projesi

Buraya kadar yazılanların sonucu şudur: MiT'in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Kuzey Irak'ta benimsediği angajmanlar ve 'demokratik güvenlik konsepti' çökmek üzeredir. Yine Erdoğan'ın bilgisi dahilinde geliştirilen ve güvenlik anlayışı belli askeri hareketler ise iç politikada yeni dengeler üretecektir. İşin kötüsü ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın Ankara ziyaretinin ana başlığı Kürtler değil Montrö Anlaşması ve Karadeniz üzerindeki haklar üzerinedir. (A. Erhan ÇELİK)

 

 

 

ABD'NİN PKK'YA VERDİĞİ 18 DESTEK

DESTEK-1:

ABD PKK ile 1990'ların Ortalarından Beri Görüşmeler Yapıyor

Dışişleri Bakanlığı üst düzey strateji uzmanlarından Prof. Dr. Michael Gunter'in Şam'da Ab­dullah Öcalan ile görüşmesinden sonra italya'nın başkenti Roma'da 19 Ocak 1999 günü ABD'nin Hırvatistan Büyükelçisi ile Graham Fuller Öcalan'la gö­rüştü. Görüşmeler 2002 yılı Ocak ayından bu yana yoğunlaş­tı. ABD ile PKK arasında yapılan üst düzey görüşmelerden biri, 2002 yılının Ocak ayı ortasında yapıldı. Sonraki üst düzey görüş­me 3 Kasım 2002 seçimlerinden beş altı gün sonra yapıldı.

DESTEK-2:

16 Temmuz 2003'te ABD Albayı PKK Başkanlık Konseyi ile Toplantı Yaptı

ABD askeri yetkilileri PKK Başkanlık Konseyi üyeleri ile 11 Temmuz ve 16 Temmuz günle­rinde iki görüşme yaptılar. Bu ge­lişme İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in 23 Temmuz 2003 günü yaptığı basın toplantısıyla komuoyuna açıklandı ve bugüne dek taraflarca yalanlanmadı.

DESTEK-3:

PKK Kuvvetlerini ABD Timi Yönetiyor

PKK'nın Kuzey Irak'taki kuv­vetlerini 25 kişilik Amerikan as­keri timi 'korordine' ediyor. Bu timin şu unsurlardan oluştuğu bildiriliyor.

1) Gayri-nizami harp unsurla­rı,

2) Terör  ve  karşı-terör  uz­manları,

3) Genel kontrol uzmanları (2 kişi).

Bu bilgi yine İP Genel Başka­nı Doğu Perinçek tarafından 23 Temmuz 2003'te kamuoyuna du­yuruldu ve bugüne dek taraflarca yalanlanmadı.

DESTEK-4:

Delta Force Kuzey Irak'ta PKK Birliklerini Eğitti ve Savaşa Hazırladı

ABD'nin özel kuvveti olan Delta Force birliklerinin Kuzey Irak'ta CIA peşmergelerini eğitti­ği haberi, Frankfurter Allgemaine, Observer gibi Avrupa gazete­lerinde ve Londra'da çıkan El Hayat adlı gazetede yayımlandı.

DESTEK-5:

CIA PKK'ya 27 Aralık 2002 Günü 125 Milyon Dolar Verdi

CIA, PKK'ya 27 Aralık 2002 günü hayali cam sehpa ithalatı­nın ödemesi perdesi altında 125 milyon dolar verdi. Para, ABD'den Littleford isimli işada­mı tarafından banka havalesi yo­luyla Suriye'deki PKK'lı bir işa­damına yollandı. Türk devleti yaptığı araştırma sonucunda ola­yın doğru olduğunu saptadı. ABD'nin PKK'ya 125 milyon do­lar verdiği haberleri, ABD resmi makamları ve PKK tarafından yalanlanmadı.

DESTEK-6:

ABD Mahkemesi PKK'nın Terörist Olmadığına ve Cenevre Sözleşmelerine Göre Savaşın Tarafı Olduğuna Karar Verdi

ABD California Eyaleti Los Angeles Bölge Mahkemesi, 5 Ekim 2001'de PKK'nın terörist olmadığına ve faaliyetlerinin en­gellenemeyeceğine karar verdi.

DESTEK-7:

ABD, PKK'nın Kuzey Amerika Temsilcisine Serbest Faaliyet Hakkı Tanıdı

PKK'nın Kuzey Amerika Temsilcisi Kani Gulam, pasaport sahtekârlığı nedeniyle yakalandı ve hakim önüne çıkartıldı. PKK Temsilcisi, ABD yasalarına göre 10 yıl hapis ve ardından sınır dı­şı edilmesi gerekirken, mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Bu konuda ayrıntılı bilgi, 13 Ocak 2002'de yayımlanan Aydınlık'ta yer aldı.

DESTEK-8:

PKK'nın Gündemindeki Washington Kürt Enstitüsü ABD Hükümeti Tarafından Destekleniyor

PKK gündemindeki Washington Kürt Enstitüsü, ABD tara­fından korunmakta ve resmen desteklenmektedir. ABD, Kürt Enstitüsü'ne desteğini, Dışişleri Bakanlığı'nın önde gelen stratejistlerinden biri olan Prof. Dr. Michael Gunter üzerinden yü­rütüyor. Bu bilgi de, 13 Ocak 2002 tarihinde yayımlanan Aydınlık'ta yer almıştı.

DESTEK-9:

PKK'nın Kürdistan Ulusal Kongresi 2002 Yılı Ocak Ayında Brüksel'de ABD'nln Desteğiyle Toplandı ve ABD'de Resmen Kabul Edildi

PKK'nın sözde Kürdistan Ulusal Kongresi, 2002 yılı Ocak ayında NATO merkezinin bu­lunduğu Brüksel'de toplandı. Nisan 2002'de sözde Kürdistan Ulusal Kongresini temsil eden, Zübeyir Aydar, Remzi Kartal ve Nizamettin Toğuç'tan oluşan üç kişilik heyet ABD'yi ziyaret etti.

DESTEK-10:

ABD'nin Resmi Kurumları Sık Sık Sivas ve İskenderun'a Kadar Uza­nan Kürdistan Haritaları Yayımlıyor

ABD'nin önemli strateji mer­kezleri tarafından çok sayıda haritaya göre Türkiye parçalan­mış gösterilmektedir. Bu tür ha­ritalar, ABD'ye bağlı resmi ve yarı resmi kurumların internet sitelerinde halen yer alıyor.

DESTEK-11 :

CIA Uyuşturucu İhalesinin Önemli Bir Bölümünü PKK'ya Verdi

Bütün dünya bilmektedir ki, uyuşturucu ticareti CIA'nın de­netiminde yürütülmektedir. CIA ve SüperNATO, birçok terör ör­gütünü uyuşturucu ihalesi vere­rek desteklemekte ve denetle­mektedir. PKK'nın en önemli gelir kaynağının uyuşturucudan elde edildiğini Abdullah Öcalan'da ifadesinde açıklamıştır.

DESTEK-12 :

ABD ve Belçika PKK'ya 1980 Öncesi ve Sonrasında Binlerce İspanyol Mavzeri Verdi

28 Temmuz 1977'de Belçika gümrüğünden "1350 adet is­panyol mavzeri" kaydıyla çıkan silahlar, 12 ağustos 1977 günü Türkiye'nin ipsala gümrük ka­pısına gelince yakalandı, ispan­yol mavzerleri, Türkiye kapısı­na gelince, düzenlenen sahte fa­turalara göre, "dekorasyon malzemesi ve lamba ayağı" ol­muştu. Gümrük müfettişi Neca­ti Çan'ın hazırladığı raporda, bu silahların PKK'ya gittiği sap­tandı.

DESTEK-13 :

Çekiç Güç, Körfez Savaşının Sonunda Peşmergelerin Elindeki Silahların PKK'ya Geçmesini Sağladı

Orgeneral Eşref Bitlis'in ha­zırladığı raporda, Körfez Savaşı sonunda, hem Irak'ın depola­rındaki silahların, hem de peşmergelerin elinde bulunan bir kısım silahların PKK'nın eline geçmesini CIA sağladı.

DESTEK-14:

ABD'nin Çekiç Gücü PKK'ya Uçaklarla Malzeme Attı

Jandarma genel komutanı Orgeneral Eşref Bitlis tarafın­dan hazırlanan raporda, Incirlik'ten kalkan; çekiç güç'e bağlı uçakların PKK'ya havadan mal­zeme attığı saptanmıştı. Bu ra­por, 28 Ekim 1995 tarihli Aksi­yon dergisinde yayınlandı. Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş bu bilgiyi doğrulayan açıklamalar yaptı.

DESTEK-15:

ABD'ye Bağlı Olarak Çalışan SüperNATO'nun Türkiye Kolu PKK'ya 1990 Sonrasında da Silah Sattı

Susurluk davasında "kayıp silahlar" olarak bilinen ve silah tüccarı Ertaç Tinar aracılığıyla israil'den alınan silahların bir kısmı Hizbullah'a verilirken bir kısmı da PKK yöneticilerinden Şemdin Sakık'a teslim edildi. 19 Nisan 1998 tarihli Aydınlık, Çiller Özel Örgütü'nün PKK'ya silah sattığını ayrıntısıyla yazdı.

DESTEK-16:

ABD'nin Kirli İşler Görevini Yürüten Hollanda, PKK'ya Yeniden Silahlı Eyleme Geçmesi Şartıyla Silah Vaat Etti

Hollanda, SüperNATO'nun uyuşturucu trafiğinin yönetildi­ği merkezdir. Hollanda devleti görevlileri, 2001 yılında PKK'ya yeniden silahlı eylemlere giriş­mesi için silah ve malzeme va­adinde bulundu. 18 Şubat 2001 tarihli Aydınlık bu haberi ka­paktan duyurdu. Askeri uzman­lar, Hollanda'nın bu kışkırtmayı ABD'nin Irak planları kapsa­mında yaptığını saptadı.

DESTEK-17:

İdam Cezası ABD'nin Baskısıyla Kaldırıldı

PKK Başkanlık Konseyi Üye­si Mustafa Karasu imzasıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkili­lerine hitaben yazılan mektupta (mektup, madde:?) idam cezası­nın kaldırılması için yardım is­teniyordu.. AB üzerinden Türkiye'ye baskı yapan ABD bu iste­ğin yerine getirilmesini sağladı.

DESTEK-18:

PKK'ya Batı Ülkelerinde Serbest Çalışma Koşulları Sağlandı

PKK'ya Batı ülkelerinde ser­best çalışma şartları sağlanması­na ABD'nin büyük katkısı oldu. PKK'nın bu yöndeki talebini (Madde 6) gerçekleştirmek için, PKK'nın adı KADEK olarak de­ğiştirildi. AB, PKK'yı adı değiştirilinceye kadar terör örgütleri listesine koymadı. PKK KADEK adını alınca, bu kez de KADEK terör örgütleri listesine alınma­dı.»

 

 

 



[1] Ali Mercan / Frankfurt


Bu yazarin diger makaleleri

  Ya Rabbi gafletle, belaya düştüm Anladım ki huzur, iz’an gerektir! İmanla İslam’la,...
Devami
Başta Hıristiyan Haçlılar, tüm küfür dünyasının Türklere düşmanlığı, Müslümanlıklarından dolayıdır.  Çünkü...
Devami
Filistin topraklarında ve İslam coğrafyasının ortasında bir çıban başı olarak İsrail'in banisi...
Devami
Demokratikleşme adı altında, ülkemizin ve milletimizin dejenerasyonuna alkış tutan; Küreselleşme...
Devami
GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!        Çağrım kancıklara değil, mert ve mü’min erkeklere “Ya...
Devami
  Mert ve net kâfir, kahbe ve namert gâvurdan iyidir....
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5276

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR