Reklam
Reklam
Reklam

HÜKÜMETİN HABERİ VAR MIYDI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Bir takım İslamcı (istismarcı) gafiller, hatta Milli Görüşçü bazı safdiller ve enteller:

"Danıştay baskını, AKP'yi erken seçime mecbur etmek ve dindar bir cumhurbaşkanı getirmesini önlemek için, malum merkezlerce planlanmıştır!.." nakaratını tekrarlamaya ve dolaylı biçimde AKP'ye arka çıkmaya devam buyursunlar...

Ve yine Yüce Dinimize ve müminlere duydukları şeytani nefreti, Laikçilik kisvesi ve gayretiyle açığa vuran, dili zehirli azınlık ve azgın bir zümre; tetikçi olarak ordudan atılma solcu ve Atatürkçü geçinen ülkücü ve pornocu bilinen ve bazıları Susurluk sahnesinde de görülen tiplerin kullanıldığı bir cinayeti bile bahane ederek;

"Türkiye laiktir laik kalacak!.."

"Bu ülke İran olmayacak..."

 

sloganları atadursunlar, biz bu menfur olayın;

•a-      Şemdinli provokasyonunu tertipleyen odaklarca ve aynı maksatlarla tezgâhlandığını,

•b-      İran karşıtlığını körükleyip, ABD'nin İran saldırısında Türkiye'yi yanına almaya çalıştığını,

•c-       Böylece, Amerika'ya destek sağlayacak olan AKP'nin işini kolaylaştırmanın amaçlandığını düşünüyoruz... "Kilit adam" diye lanse edilen subaylıktan atılma Muzaffer Tekin'in serbest bırakılmasını da, "Delillerin karartılması" olarak değerlendiriyoruz...

•d-      Ve "AKP kurmaylarının ve danışmanlarının, bu olaydan haberleri var mıydı? diye soruyoruz!

Çünkü:

1- Şemdinli olayının daha ilk anlarında bu iktidar, hemen suçu ordunun üzerine atmaya çalıştığı gibi,

Şimdi de, Danıştay Baskınının daha ilk gününde ve sırıtacak bir acelecilik ve acemilikle, M. Ali Şahin mecliste:

"Bekleyin, bu hadisenin arkasında çok sürpriz bağlantılar ve bulgular ortaya konulacaktır" şeklinde açıklamalar yapmıştı!?.. Acaba kerametleri mi vardı, haberleri mi?!..

2- Başbakan Recep T. Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve diğer kurmaylar ve tabi yandaş yazarlar, hep bir ağızdan:

"Bu saldırılar Cumhuriyetimizi ve Hükümetimizi hedef almıştır" yollu yorumlara girişilmesi ve bu hükümetin çok hayırlı ve başarılı hizmetlerinin (!) tökezletilmek istendiğinin gündeme getirilmesi, Yine AKP'yi mağdur konumuna taşımıştı... Ve özellikle dindar halk kesiminde "mazluma sahip çıkma duygusu" kabartılmıştır...

"AKP Kurmaylarının, Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirilmesi olayından da, önceden haberleri vardı" şeklindeki şahitli iddiaları hatırlayınca iç içe düğümlenen bu soruları çözmek daha da kolaylaşır.

Bu olaydan kısa süre önce: "Çok yakında Türkiye'de, 28 Şubat'tan bin beter olaylar yaşanacak!" kehanetleri kulislere sızdırılan ve "Ben dememiş miydim?.." havası ve hazırlığı oluşturulan Amerikan İslamcısı Hoca'nın taziye ilanında Danıştay saldırısının: "AKP'nin ülkeyi düzlüğe çıkaracak olumlu sürecini baltalamak isteyenlerce planlanmış bir provokasyon" şeklinde gösterilmesi de bu kanaatlerimize kuvvet katmaktadır. Fetullah Gülen'in Danıştay saldırısı ile ilgili olarak gazetelerde yayınlattığı şu  KINAMA ve TAZİYE oldukça sırıtmaktadır.

"Kur'an'ı Kerim'de yer alan:

"Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur" ayeti. (Maide: 32)

 

Ve "... fitne öldürmeden daha şiddetlidir" (Bakara: 191)

ayetindeki ilahi hükümlere inanmış bir mümin olarak, Danıştay İkinci Dairesi hakimlerine yapılan menfur saldırıyı havsalama sığdıramıyorum. Zira bu menfur eylemi gerçekleştirenler öldürme vasıtasıyla, nereye varacağı belli olmayan fitnelerin kapısını açarak iki hükmü birden ihlal etmişlerdir. İhlal edilen dini hükümler yönüyle günahın en büyüğünü işleyen, diğer taraftan devletin temel kurumlarından birinin mensuplarına saldırmakla milletimizin sinesinde onulmaz yaralar açanlar, ülkemiz ne zaman düzlüğe çıkacak bir sürece girse, hemen oraya çıkmıştır ve silahları da terör olmuştur."

 

 

İşte; BİR AKP'Lİ DANIŞMANIN İTİRAFLARI:

"Kuzey Irak'ta, askerlerimizin başına çuval geçirmelerini ve Genel Kurmayı zor duruma düşürmelerini; Amerikalılara biz söyledik."!?

AKP'yi kuranların ve kurduranların, özellikle R. T. Erdoğan'ın özel bir önem verdiği danışmanlarından ve operatörlerinden biri ile yemekte karşılaştık.

Tam bir panik havasındaydı. "Hayrola işleriniz iyi gitmiyor galiba!" dedim.

AKP'li: -Tezkere krizinde oldu ne olsuysa, büyü o zaman bozuldu, beklediğimiz sonuç çıkmadı, sonrasını zaten biliyorsunuz.

-Katılmıyorum, Edelman'ın YSK'ya ziyareti, Londra, Washington, New York, Dubai ve bazı şehirlerde daha AKP kurulmadan önce verilen sözler, sonunuzu hazırladı. Devleti tanımadan, Anayasal organlardan ve milletten gerçek anlamda bir "olur" almadan küreyi yerinden oynatacak kararları alabileceğinizi sanmak çocukçaydı. Bu durum AKP'yi bitirdi.

AKP'li: -Hayır, bizi Özkök Paşa ve Paşalar bitirdi. Tezkere krizinde ne yapacağımızı bilemedik. Sorduk ne yapılmalı diye; "İktidar sizsiniz, karar almak sizin işiniz, biz kararı uygularız" dediler.

-Ama zaten siz orduya sormadan informel olarak her türlü garantiyi vermiştiniz. Asıl hata o değil mi?

AKP'li: -Tamam, her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD'nin Doğu ve Güneydoğu'ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABD ve İngiltere Türkiye'yi işgal edeceklerdi, paniğe kapıldık.

-Ama ABD'lilere bu garantinin AKP'nin kurulması aşamasında verdiniz.

AKP'li: -Evet çok yanlış yaptık.

-Peki o halde Özkök Paşa'nın ve Paşaların suçu ne?

AKP'li: -Onlar diyebilirlerdi ki; "Tezkerenin çıkmasına karşıyız". Ancak asker kararı bize bıraktı!

-Normal, demokrasilerde zaten böyle olmaz mı?

AKP'li: -Tamam da, tezkerenin faturasını sonunda AKP'ye kesti ABD'liler. Asker, "tezkereye karşıyız" deseydi, parti ile ABD değil, ABD ile TSK karşı karşıya gelecekti, biz yırtacaktık!?.

-Özkök Paşa ve Paşalar size tezkereyi çıkarmayın demedi mi?

AKP'li: -Hayır demedi ama cesaret edemedik!

-ABD Türk, askerlerinin başına çuval geçirdi ama, ceza olarak!?.

AKP'li -Yahu o olayı hiç sorma. O Wolfowitz'in halt yemesi. Bizimkiler (AKP'liler), "tezkerenin öcünü TSK'dan alalım" diye ona akıl vermiş!...

-Yoksa sizin danışman arkadaşlarınızdan biri ve İstanbul'da iki işadamı Wolfowitz'e asıl suçlu AKP değil, TSK demiş olmasın!? Çünkü Amerika'ya söz verdiği gibi AKP tezkereyi çıkaracaktı! TSK'yı cezalandırma teklifi, iki işadamı ve bir danışmandan gitmedi mi?

AKP'li: -Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık zaten Wolfowitz Türk ordusunu (bizimkilerin teklifi üzerine) cezalandırmaya karar verdi.

-Tek başına mı?

AKP'li: -Yok canım, RTE ve Gül'le paylaşıldı, onlar da "olur" dediler.

-Yani Wolfowitz'in, ABD'nin bu çokbilmiş danışmanının ve İstanbul'daki iki işadamının: "Türk ordusunu cezalandırma önerisine" RTE ve Gül ya da Eş Genel Başkanlar "evet" mi dedi?

AKP'li: -Maalesef öyle!.. Tayyip ile Gül'ün gezileri bu plana göre ayarlandı. O gün RTE de Rize'de, Gül Kayseri'de olacaktı. Çok ters bir şey olursa ikisi ABD'liler tarafından alınacaktı. Bu planı Wolfowitz hazırlamıştı.

-Ne tür bir terslik bekliyordunuz?

AKP'li: -RTE'ye ve Gül'e yönelik askeri hareket olabilir diye düşündük?

-Yani AKP üst yönetimi, AKP'nin yıldız danışmanı ve İstanbul'daki iki işadamı Türk askerlerinin başına çuval geçirileceğini biliyor muydu?!!!

AKP'li: -Evet tabi... Yanılmıyorsam bir de emekli bir Paşa biliyordu.

-Hiçbir kimse çıkıp RTE ve Gül'e bunun sonuçlarının çok ağır olabileceğine ilişkin görüş bildirmedi mi?

AKP'li: -Tezkerenin Mecliste reddedilmesine çok kızmıştık. ABD Savunma Bakanı arkamızda idi. Kendimizi çok güçlü hissediyorduk!

-Ordunun sessiz kalacağını mı düşündünüz?

AKP'li: -Biz değil, Wolfowitz öyle düşündü. Türk askerlerinin başına çuval geçirilince, Genelkurmay Başkanı Özkök ve diğer Kuvvet Komutanı Paşalar'ın, o günkü Harekât'ın nöbetçisi Büyükanıt'ın istifa edip emekli olacaklarını öngörmüştük. Eğer o gün paşalar istifa etseydi, bizim Genelkurmay Başkanımız hazırdı.

-Kimdi?

AKP'li: -Söyleyemem. Ama Paşalar istifa etmeyince dümen yarım kaldı. Paşaların kesin kararlı oluşu ve çuval olayını Türkiye'nin lehine kullanmaları, bizim oyunumuzu kökten boşa çıkardı. Paşalar istifa etmeyince Özkök Paşa'ya "Fetullah Hocacı" diyelim ve Onu gözden düşürelim kararı aldık...

-Neden?

AKP'li: -Çünkü Özkök Paşa'nın namaz kıldığı söylenmişti. Eğer Özkök Paşa'ya "Fetullah Hocacı" diye iftira atar ve tutturursak, O da mecburen istifa eder, biz de böylece intikam alırız diye düşündük.

-Yani Özkök Paşa "Fetullah Hocacı" değil mi?

AKP'li: -Ne ilgisi var? Mümkün mü? Paşa samimi Müslüman bir adam. "Çamur at, izi kalır" diye böyle yaptık!

-Ama sonuç alamadınız!

AKP'li: -Kimse inanmadı. Bunun üzerine Emin Çölaşan gibi yazarlara Özkök Paşa'nın "Fetullah Hocacı" olduğu yalanı sızdırıldı. Wolfowitz'in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu. Hilmi Özkök'ün aleyhinde yayınlar yapıldı.

-Özkök Paşa istifa etseydi, yerine kim geçecekti? Büyükanıt Paşa mı?

AKP'li: -Yok canım. Ancak Büyükanıt Paşa'yı Özkök Paşa'ya karşı sadece kullanmaya çalıştık. Aziz Yıldırım. ABD'deki bazı askerler Büyükanıt Paşa'yı etkilemeye çalıştı ama Büyükanıt oyuna gelmedi. O oyuna gelmeyince "Sabetayist" olduğunu yaydık. (Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde falan...)

-Onun kabahati neydi?

AKP'li: -Bizim (AKP'nin) Genelkurmay Başkan adayımız o değildi. (Bizim adamımızın olması için, onun da kötülenmesi gerekliydi...)

-TSK'ya müdahale etmeniz saçma değil mi?

AKP'li: -Arkamıza ABD Savunma Bakanı'nı, iki-üç tane çok önemli işadamını ve bir emekli paşayı da alınca, kolayca bu işten sıyrılırız ve kotarırız diye düşündük.

-Hem Özkök Paşa, hem de Büyükanıt Paşa'nın sessiz kalmasını nasıl karşıladınız?

AKP'li: -Sinirlerimiz çok bozuldu. Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, Cüneyt Arcayürek, Tuncay Özkan ve Hulki Cevizoğlu eliyle dezenformasyonun dozajını yükselttik, ama başaramadık.

-Neden?

AKP'li: -Özkök Paşa'yı, Büyükanıt Paşa'yı, Genelkurmay'ı ve galiba genel olarak TSK'yı çok basite indirgedik. Çok boş gördük onları. Ama öyle değilmiş yanıldık. Mesela sizin SESAR'ın ve Atatürkçülüğünden, milliyetçiliğinden emin olunan kalemlerin paşalara yönelik ağır eleştirileri işimizi kolaylaştıracağına, bozdu. Birçok operasyonda nasıl olsa siz ve diğerleri sonuç alır diye, biz el atmadık.

-Mesela iptal ettiğiniz birkaç operasyon örneği verir misiniz?

AKP'li: -Veremem. Ama bize Emin Çölaşan şunları yazarsa, Paşalar istifa eder dediler, olmadı. Cüneyt Arcayürek, Tuncay Özkan, Hulki Cevizoğlu, Mustafa Balbay gibi isimlerden kurulu bir Psikolojik Harekât taarruzunun etkisini ise sizler sulandırdınız.

-İltifat ediyorsunuz!

AKP'li: -Değil, değil. Sizin, bizim hedefimizdeki paşalarla çok iyi görüştünüz şeklinde, istihbaratı geliyordu. Kafamız karıştı. SESAR ve (ve birkaç isim var hatırlayamadım) hem hedefimizdeki paşalarla çok iyi görüşüp, hem de nasıl onların aleyhine yazar diye çok sorduk. Sonra bir istihbarat geldi, "bu kadar hücum, savunmadan başka sonuç getirmez", oyuna getirildik diye.

-Demek ki emekli bir paşa orduyu iyi analiz edememiş.

AKP'li: -Sadece o değil, ABD'li, İngiliz, İsrailli, Fransız birçok uzmandan TSK'ya karşı yürüttüğümüz savaşta yardım aldık. Ama onlar da çuvalladı. Hepimiz çuvalladık. Bu kabinenin (AKP hükümetinin) listesi, Londra ve ABD'de oluşturuldu. Bakanlar Kurulu'nda İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillerin, Almanların, Fransızların kotası olduğu söylendi. Biz itiraz ettik, iftira dedik. Ama maalesef realite bu. İngilizlerin elinde ipimiz. Dış güçlerin piyonu gibiyiz!..

-Sadece onlar mı?

AKP'li: -Onlar (İngilizler), hem ABD'lileri, hem İsraillileri hem Almanları, hem de AB üyelerini parmaklarında oynatıyor. Barzani'yi, Talabani'yi, Kürtleri ve Arapları.

-İngiliz Büyükelçisi Westmacott?

AKP'li: -O en büyük fitnebaşı. Hükümet'in içine düştüğü açmazın mimarı o, "Kürt devletini kabul edin, Arap ve Yahudi sermayesi Türkiye'ye akacak" dedi. Bizi yanlış yönlendirdi...

-RTE'nin Kürt sorunu söyleminin mimarı o mu?

-Öncelikle İngilizler ve tabii Westmacott. İsrailliler de var.

-Sana göre İngilizlerin amacı ne?

AKP'li: -Onlar (İngilizler), Hindistan ve Çin'i arkalarına alarak dünyaya yeniden egemen olmayı planlıyorlar.

"Güneş batmayan imparatorluk" şehveti içindeler. ABD'yi Irak batağına çeken İngilizler ve Yahudilerdir. İngilizler ABD'yi bölgeden uzaklaştırıp, Kürt devleti ve İsrail ile ittifak kurup Ortadoğu'ya oturmak istiyorlar. Bu sebeple ABD ile İslam ülkelerinin arasını açtılar; özellikle 11 Eylül'den sonra. Westmacott bizimkine (RTE) demiş ki, İngiltere, Rusya, Çin ve Hindistan ile birlik oluşturuyoruz. ABD bölgeden tasfiye olacak.

-Tezkerenin suçlusu bu durumda İngiltere olmuyor mu?

AKP'li: -İngilizler, hem İsrail'i hem de ABD'yi yanıltıyor.

-AKP, bu İngiliz dümenini yenecek güçte mi?

AKP'li: -Biz İngiliz malı bir partiyiz. Ya da Almanların deyimi ile "ankesörlü telefon" gibiyiz. Jetonu kim atarsa, onun düdüğünü çalıyoruz. Hiçbir şeye hazır değilmişiz. Kullanılmışız. İngilizler ince ama vahşice, İsrail, ABD üzerinden, ABD IMF üzerinden, Almanlar, Fransızlar AB ve Kürtler üzerinden ama tüm düşmanlarımız, hem Kürtler, hem AB ve ekonomi üzerinden AK Parti hükümetini kullanıyor. Çok üzülüyor ve kahroluyorum. İstanbul'un Fethi Şenlikleri'ni düzenleyen bir maziden şimdi İstanbul'un işgalini tezgâhlayan bir parti konumuna ve işbirlikçi adamlara dönüştük.

-Çok ağır bir itiraf değil mi?

AKP'li: -Daha özelleştirme ve rüşvetteki dolaplara gelmedim. Yabancılar (İngilizler, ABD'liler, İsrailliler, v.s.), muhalefete hakim. MHP İngiltere'ye teslim olmuş durumda, Ağar'ı çok rahat pasifize ederler. Erkan Mumcu İngilizler'in tam kontrolünde. Westmacott, "CHP bizimdir ve sizin en büyük yardımcınızdır" dedi. AK Parti'nin durumu ortada.

-Rezalet.

AKP'li: -Rezaletten de beter, tam işgal ve işgale bizler (AKP'liler) önayak oluyoruz. Sizin dedikleriniz doğru, hainler mangasıyız biz.

-Bari Cem Uzan olayını da anlat.

AKP'li: -Yine Westmacott'un ifadelerini kullanacağım; "Cem, bizim çocuktur".

-AK Parti niye ezdi geçti?

AKP'li: -Açık söyleyeyim, ne RTE, ne Gül, ne Şener, ne Arınç, ne de Cem Uzan ve ne de ben aslında tam olarak ne olup bittiğini bilmiyoruz. Hepimizi kullanıp, pisletip atıyorlar.

-Çok iyi bir sohbet oldu. Müsaade ederseniz ben bunları yazayım, siteden kamuoyuna yansıtalım.

AKP'li: -İsmimizi yazmamanız kaydıyla. Bir de çok güldüğümüz bir operasyonumuzu anlatayım.

-Kime yönelik?

AKP'li: -Orduya yönelikti. Arkamızdaki dış güçlerin uzmanları ve emekli bir paşa ve içindeki bazı stratejistlerle birlikte TSK'yı bölüp albayların ve altındaki grubun desteğini kazanmak için basit bir söylem geliştirdik: "Albaylara kadar ordu iyidir, ama Paşaların hepsi G....tur." Bu sözü yaymaya başladık.

-Zapsu, bunu çok kullanmıştı.

AKP'li: -Hepimiz çok kullandık. "Paşaların hepsi G...., Albaylar da dahil alt kesim kahraman". Sloganını ortaya attık...

Sonra bu söylemin başarılı olup olmadığını anlamak için bir de istihbarat grubu kurduk. Albay, Yarbay, Binbaşı gibi alt rütbeli subaylara, "yahu bu Paşalar G.... olmuş, baksana Hükümet ülkeyi satıyor. G.... paşalar bakıyor" diyorduk. Bir gün yine istihbarat geldi, "Bugün Paşalara G.... diyenler, yarın herkese G.... der" kim böyle diyorsa... diye; başlayan tepkilere bakınca yavaşlattık. Sonra dedik ki, "Lan bu subayların gerçekten hepsi G.... muş" deyip deyip güldük. Böylece TSK'yı AKP'ye destekler hale getirmeyi düşünmüştük. En azından Paşalar hariç, diğerleri bizi destekleseler ordu bir şey yapamaz sanmıştık.

-Hepiniz Harvard mezunu musunuz?

AKP'li: -Niçin sordun?

-Süper stratejiler geliştirmişsiniz!

AKP'li: -Buna süper trajediler deseniz daha doğru olur. İşte bir dönemin perde arkasını, yine perde arkasındaki birisinden dinledin. AK Parti'nin perde arkasındaki birisinin şahit olduklarını, size anlattım.  Özkök Paşa'nın "Fetullahçı" olduğu yalanını biz bile bile ortaya attık.

-Devam edelim, daha soracaklarım var.

AKP'li: -Bunaldım. Daha sonra devam edelim.

-Fetullah Hoca'ya nasıl bakıyor Tayyip?

AKP'li: -O Türkiye'ye gelirse ortalık karışır diye patronun (RTE'nin) ödü kopar. RTE Fetullah Hoca'yı pek sevmez. Ama bunu söyleyemez de.

-Açalım biraz bu konuyu.

AKP'li: -Söz bir dahaki sefere.

-Biz bunu sitede yayınladıktan sonra mümkün mü?

AKP'li: -İktidardan, koltuktan, makam ve menfaatten daha önemli şeylerin varlığını tekrar hatırlıyorum. Utanıyorum. Bunalıyorum. Yüzümüz gülüyor; ama AKP'nin içinde, oyunun farkına varanların içine kan oturmuş durumda. Sürü psikolojisini yenmek zor.

-"Urgan hesabı" kıssasını biliyorsunuz değil mi?

AKP'li: -O artık bir kıssa değil, hepimizin boynundaki ip.

-Hem acı hem tatlı bir söyleşi ve sohbet oldu.[1]

Şimdi:

  • ¨ AKP yetkililerinin bu iddiaları kesinlikle ve öncelikle yanıtlaması gerekir.
  • ¨ Şayet doğru değilse, herhalde yalanlaması gerekir.
  • ¨ Bu itirafları yaptığı ve yukardaki söyleşiye katıldığı iddia edilen "derin danışman" tükürdüğünü yalamaması gerekir.
  • ¨ Bu hayret ve nefret uyandırıcı iddia ve itiraflar doğruysa, AKP'nin derhal istifa etmesi, etmiyorsa iktidardan yuvarlanması gerekir.
  • ¨ "Sükût, ikrardan sayılır" prensibince, bütün bu ithamlar karşısında bile suskun kalan...

Ve Mehmet Ali Şahin'in ağzıyla başörtüsünün Türkiye'deki, sadece yüzde bir buçukluk kesimin sorunu olduğunu söyleyecek kadar şaşkınlaşan bir AKP iktidarını hala savunmaya çalışanların ve ülkemizi düze çıkaracağını sananların ise, yuhalanması gerekir.

  • ¨ Mason meziyetli, Amerika'dan icazetli, Faizci ve IMF'ci Batı taklitçisi ve AB'ci, solcu veya sağcı etiketli bütün parti ve hükümetlerin de, AKP'den farklı olmadıklarını ve değişik ambalajlara sarılmış, sömürge komiserleri (pardon kabineleri) gibi kullanıldıklarını anlamaya yanaşmayanların ise:
  • Ya feraset fukarası,
  • Veya fazilet mahrumu sayılması gerekir.

Velhasıl:

Amerika'dan inayet, Avrupa'dan adalet, NATO'dan merhamet, Masonluktan meymenet umarak, Müslümanlığı tehlike sayan bir avuç arsızın:

Laiklik kisvesiyle ve başörtüsü bahanesiyle din düşmanlığı yaparak, Demokrasi demagojisiyle zümre despotizmini dayatarak, kurbağa yaygarası koparmasından artık sabır taşı çatlama noktasına ulaşan yetmiş milyon insanımızın da, boynumuza takılmak istenen yuları, elbette söküp atması gerekir.

 

Çözüm, Sn. Süleyman Arif Emre'nin 21 Mayıs 2006 tarihli Milli Gazetede söyledikleridir:

"-Çözüm, Millî Mücadelemizi başlatan ilk TBMM'nin gittiği yoldan giderek millî birlik ve dirliğimizi ve ülke bütünlüğümüzü daha da güçlü kılmaktır.

-Çözüm, bütün etnik farklılıkların üzerine çıkarak, Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle ve diğer bütün kesimleriyle millî pota içerisinde eriyerek kaynaşmaktır.

-Çözüm, dinî, millî, manevî birlik ve bütünlüğümüzü sağlamak ve pekiştirmek için Atatürk'ün, bu konularda ortaya koyduğu yaklaşımlara sahip çıkmaktır. Atatürk, Nutuklarında:

"Milletimiz; din ve dil gibi iki kuvvetli fazilete sahiptir. Hiçbir kuvvet milletimizin kalb ve vicdanından bu faziletleri çekip alamamıştır ve alamaz" diyerek, bu ve benzeri krizlerde ne yapılabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Zira Atatürk'ün o tarihlerde grup halinde çektirdiği fotoğraflar bile; kimlerle işbirliği yaparak dini, millî ve manevi problemleri çözdüğünün kanıtıdır.

Zira küresel terör ve istilâ hareketinin hudutlarımıza kadar dayandığı bir ortamda, böylesi sataşma ve tartışmalarla kaybedecek vaktimiz olamaz."

Arslan Bulut'un:

"Bizim toplumsal formülümüz: Dini duyarlılıkta Hz. Muhammed'in, Milli duyarlılıkta ise Mustafa Kemal'in etrafında birleşelim" tesbit ve teklifi; tarihi bir reçete gibidir.

Evet, hem Hz. Peygamberimizin sünnetine yani hayat sistemine ve yüce dinimizin prensiplerine hem de Cumhuriyetimizin; milli ilmi ve evrensel ilkelerine birlikte sahip çıkmaktan başka çare görülmemektedir.

Sn. AKP danışmanı, yukarıda "subayları generallere karşı kışkırtma" girişimlerini basit bir şaka gibi aktarsa da; aslında, milli haysiyet ve hassasiyetlerimizden taviz verecek ve Ilımlı İslam afyonuyla BOP'a eyalet olmamıza evet diyecek bir "genç subaylar ihtilal hazırlığı"nın, MOSSAD ve CIA'nın programında olduğu anlaşılmaktadır.

Kenan Evren Paşa'nın bu konudaki uyarıları ve zaman ayarı da oldukça önemli ve anlamlıdır.

İşte 1 Haziran 2006 tarihli Milli Gazetenin 1. sh. Verdiği haber:

Kenan Evren'den "genç subaylar" uyarısı:

Darbeciler Ordudan atılsın!

"12 Eylül 1980 ihtilalinin mimarı 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "1960 müdahalesi alttan geldi. Alttaki genç subaylar teşkilatlandı, Harp Okulu'nu sokaklara dökerek radyoyu ele geçirdiler. Onun için genç subaylara dikkat etmek lazım. Genç subaylar arasında bunu teşvik edenleri yakalayıp önlemek lazım, ordudan atmak lazım" dedi."

Şimdi Ankara'da ortaya çıkan, içinde birkaç subay ve astsubayın da bulunduğu çetenin de, MOSSAD ve CIA bağlantılı olduğu halde, "Milli"lik kılıfı geçirildiği ve de özellikle böyle bir dönemde "hedef saptırmak için, yakalanıp deşifre edilmek üzere" piyon olarak seçildiği anlaşılmaktadır.

Ordu içinde hayal ve heyecan dönemindeki genç subayların, kahramanlık duygularının kışkırtılıp, dış güçlerin hesabına ve AKP iktidarsızlığını oluşturan odaklarca kullanıldığı sırıtmaktadır.

Şimdi bu Atabey çetesi denilen düzmecenin şifrelerini çözmeye yardımcı olacak bazı sorular soralım:

•1-       Bu düzmece çeteyle ilgili dosyaları hem de, gazetecilere randevu vererek kim dağıttırdı?

•2-       Evlerde bulunan kroki karalamalarında, sadece bir gecekondunun işaretlenmiş diye, "Başbakanın oturduğu mahallede de gecekondu var. Öyleyse asıl hedef başbakanın konutudur" palavrasını kim basına sızdırdı?

•3-       BİM marketler grubu ve Cüneyt Zapsu'nun güya hedef gösterilmesi, hakikat mı, aldatmaca mı?

•4-       Devletin resmi ajansı (AA)'nın: "Bu çetenin, bir bakanın oğluyla ilgili suikast hazırlığı" haberini, savcılık ve emniyetin yalanlaması, "Kamuoyu resmen aldatılıyor" anlamını mı taşımaktadır?

•5-       Yine, bu Atabeyler çeteciğinin Kuzey Irak'taki askeri birliğimizle irtibatlandırılması, ABD ve İsrail'in çıkarmak için çok uğraştığı birliğimizi karalamak ve Siyonistlerin arzusuna zemin hazırlamak amacı mıdır?

•6-       Danıştay saldırısı Planlı mıydı?!

 

Yabancıların İstanbul Borsası'ndan çekilmesi ile Danıştay baskınının aynı tarihlere rastlaması nasıl okunmalıdır.?

11 ülkeden, ciroları yaklaşık 900 milyar euroyu bulan 19 çokuluslu şirketin üst düzey yöneticisi, 2005 yılı Nisan ayında İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 2.Yatırım Danışma Konseyi Toplantısı'nda ne konuştu? Toplantıda İtalya'dan 4, ABD'den 3, Almanya'dan 3, Japonya'dan 2 olmak üzere, Lüksemburg, Fransa, İngiltere, Hollanda, Güney Kore, İsrail ve Kanada'dan toplam 19 firmanın başkanları veya ikinci başkanları hazır bulunmuştu. Toplantıda Ford, Citigroup, Newmont Mining, Metro AG, BNP Paribas, Arcelor, Hyundai, Unilever, ISCAR, Merloni, Fiat, Telecom Italia ve Pirelli, Toyota, Nortel, Corus, Mitsui, Daimler Chrysler ve Unicredit şirketlerinin yöneticileri de bulunuyordu. Bu toplantıdan bir yıl önce de dünya ekonomisini elinde bulunduran 8 ailenin liderleri, Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn'un özel uçağı ile Türkiye'yi paylaşmaya gelmişti.

O toplantının adı da Yatırım Danışma Konseyi idi. Danıştay, bu toplantılarda alınan kararları mı geciktiriyordu yoksa? Yabancıların İstanbul Borsası'ndan çekilmesi ile Danıştay baskınının aynı tarihlere rastlaması da bir tesadüf mü? Yoksa önceden hazırlanmış bir plan mı?[2]



[1] Sesar / 15.05.2006

[2] Arslan Bulut / Yeniçağ / 31.05.2006


Bu yazarin diger makaleleri

AKP’nin Kürt açılımını, bir seçim yatırımı olarak kullandığı ortaya çıktı “Kürtler...
Devami
Seçimlerden yaklaşık iki ay kadar önce, Ahmet Akgül Hocamız bir...
Devami
Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD'ye niye gidiyordu? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı...
Devami
  SARAYIN SOLCULARI VEYA “CIA”NIN YOLCULARI        Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek İttifakı; Görünüşte “Aykırı”lıkların,...
Devami
  Bu yazımız tam 13 sene önce yayınlanmıştı:        DÜRÜST YAHUDİLERLE, SİYONİST ZALİMLERİ...
Devami
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz: "Hz. Ademin yaratılmasından kıyametin kopmasına kadar Deccaldan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5597

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR