Reklam
Reklam
Reklam

SEÇİM Mİ ÖNEMLİ, ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye çok yönlü bir kaos ve kriz ortamında iken yapılacak bir seçim ne kadar akılcı ve yararlı olabilir?

Bizce, kaçınılmaz görünen bir Kuzey Irak müdahalesi, bütün imkanlarımızla, sadece bu konu üzerinde yoğunlaşmamızı ve bu kritik dönemi milli birlikle aşmamızı gerektirmektedir.

"İçerideki 5 bin teröristi halledebildik mi ki, dışarıdaki 5 yüz terörist için, hem de yakın bir seçim öncesinde Irak'a girelim?!" şeklindeki talihsiz sözleriyle:

 

a) Hem ülkemizdeki terör mücadelesinin başarısızlığını itiraf eden ama bunun suçunu da dolaylı biçimde orduya yükleyen

b) Hem de, kendi siyasi ikbalini ülkemizin geleceğinden ve güvenliğinden daha önemli gören bir başbakanın ve AKP iktidarının varlığı ve devamı, acaba PKK'dan daha tehlikeli ve tahrip edici bir sorun değil midir?

Üstelik Kuzey Irak sorunu, zannedildiği gibi, tek bilinmeyenli basit bir problem değildir. Çok bilinmeyenli boğucu bir girdap gibidir. ABD bile bu kaos ve kargaşa bataklığından kendisini kurtaramayan bir acizlik ve çaresizlik içindedir. Belki de başındaki belayı bizim üzerimize yıkmayı kendisi için kurtuluş ümidi görmektedir. İşte böyle bir durumda, ABD ve müttefiklerine alet olmadan, Kuzey Irak'taki Barzani kuklasına ve arkasında Amerika'ya nasıl bir ders verilip, hizaya sokulabilir? Sorusu üzerinde yoğunlaşmamız, hayati önem taşıyan bir süreçten geçilmektedir.

Ne yazık ki, içerdeki durumumuz da tıpkı dışarıdaki gibi çok bilinmeyenli bir denklem niteliğindedir. Seçimler nasıl neticelenecektir. İktidara kim veya koalisyon halinde kimler gelecektir? Yeni hükümet kurulacak mı, yoksa    kurulması gecikerek, işler sürüncemeye mi terk edilecektir? Ortada bir de muallakta olan Cumhurbaşkanlığı seçimi var, onun da konumu karanlık,  yani neticesi ve yöntemi belirsizdir. Bu nedenlerden dolayı diyoruz ki, TBMM bu çıkmazlara bir çare bulmak, ve ortak bir karara varmak için acil olarak toplantıya çağırılmalı, MKG'da toplanarak son gelişmelere göre, durumu gözden geçirerek yeni bir strateji belirlemelidir.  Gerekiyorsa Kuzey Irak krizine öncelik verilerek seçimler ertelenmelidir. Hatta yeni ve Milli bir hükümet teşkil edilmelidir.

Genel Kurmay Başkanımız Sn. Büyükanıt Paşa daha önceki demeçlerinde "Kuzey Irak'ta yuvalanan PKK militanlarını değil, bunları tutan maşaları ve bu maşayı kullanan kolları" görmek ve ona göre tedbirler geliştirmek gereğini vurgulamıştı. Bu çıkışlar oldukça onurlu ve şuurlu bir yaklaşımdı. ABD ve İsrail hesabına hizmet amacıyla Kuzey Irak batağına girmemiz elbette yanlıştı. Ancak şimdi kendi çıkarlarımız ve kararlarımız doğrultusunda, Kürdistan'ı resmen kuran ve garantör olduklarını açıklayan ABD ve İngiltere'nin kuklası Barzani'ye değil, -çünkü onu muhatap almak onun ayarına düşmektir- bizzat Amerika'ya haddini bildirmek üzere Kuzey Irak'a askeri bir müdahale kaçınılmazdır ve kahraman ordumuz elbette bunu başaracaktır.

Amerikalı ağabeylerine güvenerek, Türk ordusuna gözdağı veren ahmak ve alçak tipler de böylece dersini almış olacaktır.


Sınırdaki Türk ve ABD Askerleri

ABD, Türkiye'nin sınır ötesi harekât yapmasına karşı! ABD askerlerinin son günlerde sınıra gelmesi, Washington'un askeri olarak da bu söyleminin arkasında duracağı izlenimi veriyor. Türk ve ABD askerlerinin sınırda karşı karşıya gelmeleri çok ciddi bir olaydır.

Irak sınırında tansiyon yükseliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sınırdaki varlığını önemli ölçüde artırdığı gibi faaliyetlerini yoğunlaştırdı. PKK'ya karşı sınıra yakın bölgelerde operasyonlar sürüyor.

TSK'nın bir aydır sürdürdüğü bu operasyonun sınır ötesine taşması olasılığına karşı ABD askerleri ve Barzani'ye bağlı peşmergeler alarma geçiriliyor. Barzani, Türk askerinin konuşlandığı bölgelerin karşısında siper kazıyor. Zaho'ya gelen ABD, Türk uçaklarının keşif uçuşlarını ve askeri hareketleri helikopterle izliyor.

ABD bir süredir insansız hava araçlarıyla istihbarat faaliyeti yapıyor. ABD'nin bu araçlarla sınır boyunda bazen Türk tarafını da geçerek istihbarat topladığına ilişkin ciddi duyumlar var.

ABD, Türkiye'nin sınır ötesi harekât yapmasına karşı olduğunu da her fırsatta dillendiriyor. Ayrıca ABD askerlerinin son günlerde sınıra gelmesi, Washington'un askeri olarak da bu söyleminin arkasında duracağı izlenimi veriyor.

Dost ve müttefik, NATO'nun iki büyük ordusunu oluşturan Türk ve ABD askerlerinin sınırda karşı karşıya gelmeleri çok ciddi bir olasılık olarak görülüyor.

Türkiye açısından sorun sadece PKK değildir. Türkiye'nin stratejik önceliği Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devleti kurulması, bu bağlamda Kerkük'ün statüsü, sonra PKK'dır. Bu sıralamanın nedeni bu tür bir gelişmeyi Türkiye'nin "beka sorunu" olarak görmesidir.

Ankara'daki hava, sorun "beka sorunu"na dönüşürse bütün hesapların değişeceği yönündedir.[1]

Harekât Dengeleri Bozabilir mi?

Irak'a yönelik harekâtın niteliğinin ve kapsamının ne olacağı da bu bağlamda kuşkusuz önem taşıyor. "Geçen yirmi yılda yapılmış, bazılarında Iraklı peşmergelerin işbirliğiyle gerçekleştirilen 24 operasyondan alınamayan sonucun bugünkü koşullarda nasıl sağlanacağı sorusu" ABD uşakları ve kiralık yazarlar tarafından ortaya atılıyor. Bir de, beğensek de beğenmesek de sınırın güneyindeki tüm komşularla yani PKK'lılar, Kürtler ve Amerikalılarla karşılaşmayı gerektiriyor. İş duygulara ve iç politika hesaplarına bırakılamayacak kadar ciddiyet arz ediyor.


ABD Kuzey Irak'tan şeklen Çekildi ve Kürdistan'a Resmiyet Verildi

Tam bu sırada Amerikan ordusu, Türkiye'ye yakın Dohuk ile daha güneydeki Erbil ve Süleymaniye kentlerinden çekileceğini, güvenliğin tamamen peşmergelere devredileceğini ilan etti.

Kuzey Irak'taki ‘Kürdistan Bölgesi Koruma Gücü' sözcüsü Cabbar Yaver, Erbil'de düzenlenecek törenle Türkiye'ye yakın Dohuk ile daha güneydeki Erbil ve Süleymaniye kentlerindeki güvenliğin tamamen peşmergelere devredileceğini, ilgili anlaşmanın da ‘Kürdistan Bölge Başkanı' sıfatıyla Mesut Barzani tarafından imzalanacağını söyledi.

Mesut Barzani'nin lideri olduğu Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne yakın ‘Peyamner' internet sitesine konuşan Yaver, Bağdat'ta Irak hükümeti, İngiltere ve ABD'nin Bağdat'taki büyükelçiliklerinin temsilcileriyle yapılan toplantıda, Kürt Bölgesi'nin güvenliğinin koalisyon güçlerinden Kuzey Irak'taki yönetimine devredilmesi konusunun görüşüldüğünü söyledi. Yaver, devir- teslim töreninin Irak Başbakanı Nuri Maliki, Koalisyon güçleri, ABD ve İngiltere büyükelçilik temsilcilerinin katılımıyla Erbil'de yapılmasının beklendiğini dile getirdi.

Sözcü Yaver, peşmerge gücünün bütçesi konusunda yaptığı açıklamada, 22 Mayıs'ta Irak İçişleri, Savunma ve Ulusal Güvenlik bakanlıklarının, Koalisyon güçleri, ABD ve İngiltere büyükelçilik temsilcilerinin da katılımıyla Irak hükümeti ile bir toplantı yapıldığı, 3-5 Haziran tarihlerinde Irak hükümeti ve Koalisyon güçlerinde oluşan bir heyetin Kürt bölgesine geleceğini, bu konudaki projeyi hazırlayacaklarını ve ilgili projeyi sırasıyla Kürt Başbakan Neçirvan Barzani FKB ve Irak Başbakanı Maliki'ye sunacaklarını bildirdi.

ABD güçleri tarafından Necef, Muthanna, Zi Kar ve Misan'ın güvenliği, daha önce Irak hükümetine devredilmişti. Dohuk, Erbil ve Süleymaniye ile birlikte 18 büyük ilin bulunduğu Irak'ta ABD'nin çekildiği kent sayısı 7'ye yükselecek. Bu kürdistanın resmen kurulması anlamına gelmektedir. Kukla Kürdistan tarafından himaye gören PKK'ya karşı Türk Ordusunun haklı bir müdahalesine ise Amerika ve Avrupa bizi tehdit edici bir tavır sergilemekte ve maalesef AKP iktidarı da onlarla birlikte hareket etmektedir.

"Zirvede Esen Soğuk Rüzgarlar" Endişe verici

"Devlet yönetiminde zaman zaman ters düşmeler olabilir, fikri bakımdan farklı noktalarda bulunulabilir.. Ancak, bu farklılıklar milletin karşısına çıkıldığında küslükleri sergilemeye dönüşmemeli/ dönüştürülmemelidir. Millet devletin zirvesindeki insanların küslüklerini seyretmemeli, seyredip üzülmemelidir. Farklılıklar sebebiyle ülkeyi yönetenler birbirlerine küsecek, yüzlerine bakmayacaklarsa ülkemizin ve insanımızın sorunlarına nasıl çözüm bulunacaktır.

Bir yandan sınırda operasyon yapıldığı ve bu operasyona 30 bin askerimizin katıldığı haberleri gazetelerde yer alacak ve bu haberlerde her an Kuzey Irak'taki peşmergeler ve ABD askerleri ile çatışmanın gündeme gelebileceği, bir askeri tatbikat sebebiyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın birbirlerinin yüzüne bakmamak için gayret göstermeleri endişe verici değil midir? Halbuki içinde bulunduğumuz şartlar bırakın devletin zirvesini hangi görüşte olursak olalım birlikte hareket etmemizi gerektirmektedir. Bu noktalara gelmiş olanların birbirlerine küsme hakları olabilir mi? Kaldı ki karşılıklı küsüşme ve tavır koymaların galibi olabilir mi? Bana göre bu işin galibi olamaz ama mağlubu olur.. Mağlubu ise milletimizdir, halkımızdır.. Çünkü, halkımızın çözüm bekleyen ciddi sorunları vardır.. Ülkemizin güvenliği tehdit altındadır. Ülkemizde insan hakları sorunu yaşanmaktadır.. İnsanlar inançlarının gereğini yerine getirememekte, getirirlerken birtakım yasaklarla karşılaşmaktadırlar. Bu meseleye devletin zirvesinde küskünlük devam ederken çözüm bulanabilir mi? Öte yandan gelir dağılımında ciddi bir dengesizlik vardır.. Ülke nimetlerinin çok büyük bir bölümü bir avuç insana akmakta, milyonlar ise sefalete mahkum edilmiştir.. Bu meselenin de öncelikli olarak çözüme kavuşturulması gerekiyor. Elbette ülke sorunlarına gerek devleti yönetenlerden gerek ülkenin düşünen insanlarından farklı çözüm önerileri gelecektir. Bu da doğaldır.. Eğer ülkemizde insanlar akıllarını belli kişilere emanet etmemiş ve kendileri hakkında karar vermeye başkalarını tayin etmemişlerse farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır.. Düşünen insanların bulunduğu açık toplumlarda bu kaçınılmazdır. Bu bakımdan farklı görüşlerin bulunması aslında en iyi ve doğruyu bulmak açısından şans bile oluşturabilir. Ama insanlar birbirlerini reddediyor, dışlıyor-konuşmaya değer bulmuyorsa o ülkede yeni çözümler üretmek mümkün olamaz."[2]

Serdar Turgut'un: "Devletin Zirvesi Darmadağın" Benzetmesi

"Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, Başbakan Erdoğan'ı uzlaşmayı tamamen reddeder tutumu nedeniyle eleştirmiştik.

Anayasa Mahkemesi'ne gidip, cumhurbaşkanlığı seçimini resmen engelleyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bile; ‘Eğer Başbakan konuşmak için bize gelmiş olsaydı, birkaç isim getirseydi, mutlaka bir aday üzerinde anlaşabilirdik' dedi bize.

Gerçi AKP'liler Baykal'a pek güvenmiyor ve onun bir ortamda söylediği lafın pratikte tam tersini yapabildiğini düşünüyorlar.

Ama uzlaşma arayışını AKP başlatmış olsaydı, dayatmacı bir isim üstünde ısrar eden, ‘bu mutlaka böyle olacak' diyen tavır sergilemeseydi, bugün Türkiye'de her şey daha farklı, daha yumuşak ve gelecek için ümit veren bir durumda olabilirdi.

Şimdi ise baskı altında tutulmaya çalışılan, son derece gerilimli bir ortamdayız. Dahası; gelecekte bu gerilimin çok daha artacağı beklentisi de var.

Cumhurbaşkanı'nın Tavrı Yerinde mi?

Açıkça söylemek gerekirse, Cumhurbaşkanı Sezer de katiyen gerilimi azaltıcı tavırlar sergilemiyor. Aksine, gerilimi tırmandırmayı sürdürüyor.

Gül'ün adaylığının, cumhurbaşkanının bağımsızlığı ilkesine aykırı durumlar yaratacağı günlerce tartışıldı.

Ama bu lafı söyleyenler, çifte kriter uygulamaktan vazgeçmeli, Cumhurbaşkanı Sezer'in davranışlarını objektif olarak değerlendirmeliler.

Sayın Sezer bir süredir partizan bir siyasetçi gibi davranmakta. Hatta hayli militanca tavırlar da alabilmektedir.

Kanaltürk'ün gecesine katılarak-belki de o saatte Köşk'ten ilk kez çıkarak-bu tavrını açıkça ilan etmekte bile sakınca görmedi.

Sorsanız ‘niye böyle oluyor, nerede tarafsızlık' diye, büyük ihtimalle Cumhuriyet'i koruyup kollamak türünden bir cevap alacaksınız.

Bunda samimi olduğuna da inanıyoruz ama bazı tavırların, niyetler dışında istenmedik sonuçlara varabileceğini görmeye başlaması da gerekiyor Sayın Sezer'in.

Cumhurbaşkanı, böyle mücadeleci bir tavır sergilemeyi sürdürdüğünde mücadele ettiği insanlar da aynı tavrı almakta gecikmezler.

Tabii ki Başbakan da, cumhurbaşkanını halkın seçmesi durumunda yine Gül'ü aday göstereceklerini açıkladı. Bu da onların doğal hakkı...

Kimse olan bitenlerden sonra ‘bunu neden yapıyorsun' sorusunu Başbakan'a sorma hakkına sahip değil artık.

Sadece Baykal'ın aradığını söylediği uzlaşma arayışı artık hiç kalmamış durumda.

Beklenilen Bu Değil

Devletin zirvesinde uzlaşma ihtiyacının bir kenara itildiği dün tekrar gösterildi. Sabah saatlerinde Cumhurbaşkanı'nın saat 15.30'da Tayyip Erdoğan'ı kabul edeceği belirtiliyordu. Daha sonra bu görüşme Cumhurbaşkanı'nın gündeminden çıkarıldı, yani görüşme ertelendi.

Bu ülkenin Başbakanı ile Cumhurbaşkanı'nın karşılıklı konuşacakları çok önemli konular var. Bunların başında da, tırmandırılmaya çalışılan terör ve sınır ötesi operasyon gibi konular geliyor ama bütün bunlar bir kenara itiliyor ve karşılıklı kişisel tepkilerle beslenen rejim ve yaşam stili ayrılıkları, tartışmaları, her şeyi silip süpürüveriyor.

Uzlaşma arayışını Başbakan da Cumhurbaşkanı da bir yana bıraktı.

Genelkurmay Başkanı ise muhtıra benzeri bir bildiride imzası bulunan komutan durumunda..."[3]

Güler Kömürcü önemli ipuçları vermektedir:

Seçimler-Savaş Hali ve Sezer'in Yetkisi

Son fotoğrafa bakıyoruz; Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkenti'nde patlayan bomba, yaşadığımız ulusal derin acı bir yanda, sözde ateşkesi bitirip, kanlı olaylara başlayan PKK ile terörle mücadele adına artık kaçınılmaz haldeki sınır ötesine operasyon diğer tarafta görüntüde. Fotoğrafın tam orta yerinde ise ‘askere terörle mücadele adına K.Irak'a operasyon yetkisi verir isek, 22 Temmuz ve de Köşk mağdurluğu üzerine hesaplarımız suya düşebilir' endişesi taşıyan birileri var.

Evet, bugün gündemin esas maddesi PKK terörü ile mücadeledir, aylar öncesinden K.Irak'a operasyonun siyasetteki tüm dengeleri altüst edeceğini yazıp duruyorum. Peki, ya bundan sonra?!

AKP, Gen. Kur Başkanı Sayın Büyükanıt'ın açıkça dile getirdiği "terörle mücadele ulusal önceliğimizdir ve bu bağlamda Kuzey Irak'a bir askeri operasyon gerekiyor ancak bu noktada karar Meclis'indir" açıklamasını daha ne kadar duymazlıktan gelecek? Diyelim ki operasyon için Meclis'ten karar çıkmadı. Ki, Meclis'ten operasyon kararı çıksa dahi ‘K.Irak'a askeri operasyon, seçimlerin iptaline gerekçe yaratmayabilir. çünkü Anayasa'ya göre seçimler sadece ‘savaş halinde' iptal olabiliyor. Diğer bir ifade ile sınır ötesine askeri operasyon hali seçimlerin iptalini gerektirmiyor. Ülkenin ‘savaş halinde' olduğu kararının alınması şart ve buna da yine Meclis karar verecek. AKP, Meclis'ten ‘savaş hali' kararı çıkartmadığı müddetçe o halde seçimlerin ertelenmesi veya bir başka olağanüstü halin kabulü söz konusu olamaz mı acaba?!

Barzani Savaş İlan Ederse?! Konuştuğum uzmanlara göre ise; ‘Meclis 4 Haziran'da kapanacak ve kapandıktan sonra, Anayasa'nın 92. maddesine göre Cumhurbaşkanı Sezer, başkomutan sıfatıyla Kuzey Irak'a operasyon emrini verebilir. Burada hemen bir ‘hassas detay' daha sunalım; Kuzey Irak'a operasyon sadece PKK'nın değil Barzani'nin de asla işine gelmez, Barzani'nin bu durum karşısında ‘Irak Hükümeti Kuzey Bölgesi Başkanı olarak Türk Ordusu'na karşı savaş kararı alması söz konusu olabilir. (Barzani detayının etkilerini bu aşamada kimse ihtimal hesabına katmıyor) Tüm bu ve benzeri olağan dışı faktörlerle ortaya çıkan ‘savaş' durumunda ise seçimler Anayasa gereği 1 yıla kadar ertelenebilir. Bu elbette seçimler tam 1 yıl sonra olacak anlamı taşımaz, Ekim-Kasım aylarına kadar erteleme de mümkündür...' Evet, ne dersiniz, son derece Şok bir iddia değil mi?

Bitmedi. Uzmanlara göre, K.Irak'a operasyon çerçevesinde izlenmesi gereken (en az Washington'un tavrı kadar) önemli bir dış etken daha var; Irak'ta güç dengeleri üzerinde söz sahibi olan İran'ın duruşunun ne olacağı. Peki İran'ın tavrı bu son aşamada ne yönde acaba? Hemen son haberlere bakalım;

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin resmî internet sitesi pukmedia'nın haberine göre, PJAK (PKK'nın müttefiki) militanlarına yönelik İran ordusu operasyon başlattı.

Bu köşenin siz değerli okurları hatırlar, geçtiğimiz ay bendeniz İran'ın Ankara Büyükelçiliği'ndeki bir resepsiyona katılmıştım ve Büyükelçilik'teki bu davete tam 13 Türk generalin (ilk defa bu kadar fazla sayıda yüksek rütbeli askerimiz icabet etmişti) olmasının yorumlarını size aktarmış, bu arada İran Büyükelçiliği Askeri Ataşesi'ne "Türkiye'nin K. Irak'a olası askeri operasyonunu nasıl değerlendireceklerini" sormuştum, İranlı Ataşe de bana "bu Türkiye'nin kararıdır" cevabını vermişti.

Çember iyice daralıyor, önümüzdeki her hafta hatta her gün artık Şok gelişmelere hazır olunuz!"


Kritik soru: 22 Temmuz'da seçim olmayabilir-mi?

Erken uyarı sisteminiz olarak (uzman kaynaklarımdan edindiğim bilgilerle) tam 2 yıl önce yazmıştım efendim, şu anda, Mayıs 2007'de zamanın akışına baktığınızda son dönemece bir adım kaldığını görüyorsunuz; federatif yapıya hazır edilme aşamasına geçildi ey milli okur. Şu günlerde yeni bir demokrat algısı da sunulmakta bizlere; ‘devletini, ordusunu seven demokrat olamaz' dayatmasıyla karşı karşıyayız. Bu tuzağı derhal bozmak zorundayız, elbette demokrasi aşığıyız elbette devletimize de ordumuza sahip çıkacağız, TC'yi korumak birini tercih yapmayı gerektirmiyor, ikisine de ülkenin bekası adına sahip çıkmayı zorunlu kılıyor. Türkiye trenimiz makas değiştirmek üzere tam bu noktada duralım ve içinde bulunduğumuz sürece daha yakından bakalım;

Mevcut siyasi tablo gösteriyor ki 23 Temmuz sabahı itibarıyla Türkiye'yi koalisyon hükümeti bekliyor, (Washington'un da artık AKP'yi tek başına iktidarda görmek istemediğini defalarca yazdım) yaklaşık 30 civarı milletvekili çıkarması planlanan DTP, koalisyon hesaplarında ‘kilit' olacak ve DTP-AKP koalisyonu sürpriz sayılmamalı. DTP vekil adayları listesiyle Barzani'nin bizzat ilgilendiği iddiaları dillerde, bu ne demek? Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Barzani'nin gölgesi artık daha net görüntü verecek denilebilir mi?

Gülen Kıbrıs'a Mı Yerleşecek?
Büyük fotoğrafın bir başka cephesi; ABD'nin göndermeye hazırlandığı iddia edilen Fethullah Hoca'nın Kuzey Kıbrıs'a yerleşmesinin planlandığı öne sürülüyor. Neden Kıbrıs, stratejik derinlikle düşünün lütfen. Bu iddiayı gündeme getirenler, cemaatin önde gelen işadamlarının mesela Antalya'daki turizm yatırımlarıyla ses getiren F.T.'nin AKP'nin bazı ileri gelen isimlerinin desteğiyle son 2 yıl içinde Kıbrıs'ta yaptığı dev yatırımları-alımları hatırlatıyorlar, acaba birileri bugünlere mi hazırlık yapıyordu dersiniz? Türkiye'de bir süredir yaşanan cemaatler arası çekişmenin (özellikle Nakşi ve Nurcu cemaatler arasında olan bu çekişmenin bilhassa KÖŞK kavgasında su yüzüne vurduğu da belirtiliyor) iç ve dış politik planlara etkileri ne olabilir dersiniz?

22 Temmuz'da Seçim Olmayabilir
 Ankara'da herkesin aklı karışık, neler konuşulmuyor ki? Kimilerine göre 22 Temmuz'da seçimler olmayabilir, ertelenebilir, ‘bu aralar sınır ötesine geniş çaplı bir askeri operasyon, olağanüstü hal durumları içerdeki bütün dengeleri bir anda değiştirebilir' deniliyor ki bu iddiayı geçtiğimiz günlerde de bu köşede altını çizerek dile getirdim efendim. ‘Üstelik Irak'tan 1 yıl içinde çekilmesi kesinleşen Amerika için Türk askerinin orada bulunması Washington planlarına hiç de ters düşmez. El Kaide'nin Irak'ta devlet kurma iddiaları, Arapların Kürtleri imha etme hazırlığı, İran'ın durdurulamayan gücü düşünüldüğünde Türk askerinin Irak'ta bulunması bölgenin sigortasıdır' diyor uzmanlar."[4]











[1] 27 Mayıs 2007 / Milliyet / Fikret Bila

[2] 27 Mayıs 2007 / Milli Gazete / Abdülkadir Özkan

[3] 25 Mayıs 2007 / Akşam / Serdar Turgut

[4] 15 Mayıs 2007 / Akşam

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Ahmet Hakan'ın döneklik macerası Ahmet Hakan, bir zamanlar Milli Görüşçü takılmaktaydı....
Devami
  Alevilik; Varis-i Nebi Hz. Ali Efendimizin; tertemiz ve seçkin...
Devami
  Cemaat, kaset savaşlarıyla Hükümeti yıkacağını sanıyor, Hükümet ise yolsuzluklarını “şantaj,...
Devami
  HAKKA AŞIK, HAYRA IŞIK DOSTLARIM!           İlk orta lise değil, üniversitelerin Hocası...
Devami
  İnsani ve Bilimsel Değerlerimiz Açısından; ÇEVRE KORUMACILIĞI VE TOPLUM SAĞLIĞI Günümüzde ormanları,...
Devami
  TÜRKİYE LİBYA'DA Emperyalist Zalimlerin Hesaplarını Bozmalı ARABULUCULUK VE OYUN KURUCULUK YAPMALIYDI          Türkiye,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3968

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR