ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1345
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14243
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3304
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011534

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13040023

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

BÜYÜKANIT PAŞA'DAN VE KURMAY KADROSUNDAN NİYE GOCUNUYORLAR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Büyük bir başarıyla, üstelik çok az bir zayiatla ve sivil insanlara hiçbir zarar dokundurmadan tamamlanan Kuzey Irak operasyonunun hemen ardından, TSK'nın düzenlediği "Küresel Terörizm ve İşbirliği Sempozyumu"na, başta süpergüç bilinenler, bütün etkin ülkelerin, hem de en üst düzeyde katılmaları, Türkiye'nin gücünü kabul etme anlamı taşımaktaydı.

Kimilerinin adlandırdığı gibi Süper Terör Çağı'nda Türk Silahlı Kuvvetleri, "küresel terörizmle mücadelenin uluslararası boyuta taşınmasında" inisiyatifi eline almıştı.

Dünya kamuoyunda terörizmle İslam'ı özdeşleştirme eğiliminin arttığı bir ortamda, halkı Müslüman, sistemi laik bir ülkenin Başkenti'nde çok üst düzey uluslararası katılımla "Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu"nun ikincisi yapılmıştı.

Beş yabancı genelkurmay başkanının dışında uluslararası çapta çok sayıda saygın akademisyen, gazeteci ve askeri yetkilinin katılımı oldukça önemli ve anlamlıydı. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da ifade ettiği gibi "muğlak bir tehlikeden bahsediyoruz. Çünkü henüz dünya çapında kabul edilmiş ortak bir terör tanımlaması bile yok." sözleri etkili bir mesajdı.

Sempozyumu düzenleyen "Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi" önemli bir işlevi yürütüyordu. Konuyu tamamen akademik bağlamda inceleyen, eğitim veren, dünyanın bir çok ülkesinden gelen uzmanlarla çalışan bir kurum halini almıştı. Organizasyon her zamanki gibi başarılıydı. Mesajlar da yerine ulaşmıştı. Netice itibariyle TSK komuta kademesi, sorunun yalnızca askeri boyutuyla değil, diplomatik yönüyle de yakından ilgili olduğunu bir kez daha vurgulaşmıştı.

Kahve molalarında, kara harekâtına yönelik eleştirilere tepkisini yineleyen Yaşar Paşa'nın, "Başarımızın tadını çıkaramıyoruz" sözleri unutulmamalıydı.

O sırada DTP Başkanı Ahmet Türk, hem de Köşke Kabulü öncesinde: "Türkiye'de üniter devlete son" küstahlığıyla, Siyonist ve emperyalist güçlerin ağzıyla, Genelkurmayı tehdit etmeye kalkışmıştı.

Aynı gün DTP milletvekili Sabahat Tuncel, Malatya'da: "Bu ülkede Kürtler özgür olmadan, Türkler de asla özgür olamayacaktır. Bizi zorla isyana mecbur bırakmayın!" şeklinde çıkışmıştı!..

Ve sanki, hepsi aynı merkezlerden talimat almışçasına, Deniz Baykal ve Devlet bahçeli de:

"Kuzey Irak Operasyonunun bunca masraf ve zayiata değmediğini, Türkiye'yi, PKK ve Barzani ile masaya oturtmaya mecbur etmek için ABD tarafından boşaltılıp bitirildiğini" ima ve iddia ederek, AKP üzerinden Genelkurmay Başkanımızı suçlamaya başlamıştı.

Hatta ılımlı İslamcı ve kiralık Amerikancı Zaman'da Mümtaz Türköne bile Deniz Baykal'ı haklı çıkarıp alkışlamıştı:

"Ancak bu başarıyı gölgeleyen şey, Genelkurmay Başkanı'nın iddia ettiği gibi muhalefetin eleştirileri değil, bu eleştirileri sert bir polemiğe dönüştüren Büyükanıt'ın kendisi oldu. İnsaf ölçüleri içinde değerlendirelim: Başarıyı gölgeleyen tartışmalar, muhalefetin işin sağını-solunu kurcalayan açıklamaları değil, Genelkurmay Başkanı'nın gösterdiği aşırı alınganlık ve muhalefeti, "hainlerden daha zararlı" ilan etmesi, yani siyasetçilere hakaret etmesiyle başladı. Kendinden emin bir kurum, kestirmeden böylesine sert bir polemiğin tarafı olur ve karşısındaki siyasî kurumun onurunu tartışma konusu yaparsa, haklı olsa bile haksız duruma düşer. Şimdi, Genelkurmay Başkanı'nın hakaret içeren bildiriyi "bizzat ben kaleme aldım" demesi bile, yapılan hatanın devamından başka bir şey değil.

Genelkurmay Başkanı, şahsıyla değil, emrindeki devasa silahlı gücün temsilcisi olarak bir parti ile karşı karşıya geliyor. Bu karşılaşma CHP'ye değil, temsil ettiği kuruma zarar verir. Bu tarz, bu üslup ve seçilen bu kelimeler askerin siyasete müdahalesidir. Genelkurmay Başkanı'nın hiçbir şart ve vesile ile muhalefet partisini muhatap almaması gerekir. Sözü varsa bunu hükümete iletir; hükümet de usulü dairesinde cevabı verir."[1]

Sözleriyle, Ordumuza ve özellikle Büyükanıt Paşa'ya karşı bir şer ittifakı kurulduğunu ispatlamıştı.

Aydınlık'tan Fikret Otyam (11 Mayıs 2008) Ey Asker Milleti!  Şu Kuzey Irak işi Bitürlü  Olmuyor!" başlıklı yazısında açıkça ve alçakça hem Genelkurmay Başkanımıza, hem Ordumuza ve özellikle kahraman pilotlarımıza sataşırken,  Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 16 Aralık'taki ilk saldırıdan Güneş Harekatı sonuna kadar yapılan 268 sortide kandil, Zap ve Hakurk'taki hedeflerin yüzde yüz isabetle vurulduğunu açıklamıştı.

Kıbrıs kahramanı

Org. Babaoğlu, Hava Harp Okulu'nu bitirdiği 1964'ten bu yana mesleğin her aşamasından geçmiş bir komutandı. 44 yıldır uçtuğu savaş uçaklarıyla her görevi yapmıştı.

Aydoğan Paşa, Kıbrıs kahramanlarındandı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda üsteğmen rütbesiyle, F-104 tipi uçağıyla savaşa katılmıştı.

İşte, bazılarının kuyruğuna batan, Büyükanıt'ın suçları!?

1- Genelkurmay'ın Orta Doğu'da insiyatif alması

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi (SAREM) tarafından gerçekleştirilen uluslararası sempozyumda, ''Orta Doğu, Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları'' konusu tartışıldı.

Harp Akademileri Komutanlığı Atatürk Harp Oyunları ve Kültür Merkezi Salonu'nda 5-6 Haziran tarihlerinde yapılan sempozyumun açılış konuşmasını, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt yapmıştı. Büyükanıt'ın ABD, AB ve İsrail'i, doğrudan veya dolaylı uyarıları, bizde hayranlık, bazı kesimlerde şaşkınlık yaratmıştı.

2- Büyükanıt'ın Haçlı Rehn'e sert yanıtı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in ''Biz demokratik laikliği destekliyoruz'' açıklamasına yanıt verdi: ''Türkiye'nin önünde sıfatlara ihtiyacı yok!''

Bir gazetecinin "Avrupalılar tarafından aşırı laikler-demokratik laikler türünden tanımlamalar yapılıyor. Siz buna ne diyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Büyükanıt, "Türkiye'ye çok sıfat koyuyorlar. Sıfat ismin önüne gelir biliyorsunuz, bu yanlış. Türk insanı kendi kendini tanımlama gücüne sahiptir. Başkasının tanımlamasına ihtiyaç yok" diyerek çok net ve mert bir tavır sergilemesi, dış güçleri ve işbirlikçileri endişelendirmişti.

3- "Büyükanıt'ın kutuplaşma uyarısı

Başka bir soru üzerine Türkiye'de kutuplaşmaların olmaması gerektiğini vurgulayan Büyükanıt, "Türkiye'de kutuplaşma var mı?" şeklindeki soruya, "Var. Türkiye'nin bu kutuplaşmalardan kaçınması lazım, sorunlarını kendi içinde çözebilir, kimsenin nasihatlerine falan da ihtiyacı yok" yanıtını vermişti.

Büyükanıt, "Osmanlı İmparatorluğu'ndan bir Cumhuriyet yarattık, bunu yapan bir ülke, bunu yapan millet, bunda bir etnik ayrımcılık yoktur, bunu yapan millet bütün sorunlarını çözme imkan ve kabiliyetlerine sahiptir. Kutuplaşma olduğu zaman çatışma ortamı ortaya çıkar, Türkiye bundan kaçınmalıdır" demişti.

Büyükanıt'ın saptaması iki eksenli bir kutuplaşmaya işaret ediyor:

1- Türk-Kürt ayrımı,

2- Laik-antilaik ayrımı.

Bu iki eksen etrafında başlayan kutuplaşmanın yaygınlaşma eğilimi gösterdiğini kabul etmek gerekir.

Etnik kutuplaşma

PKK faaliyetleri ve aynı çizgiyi temsil eden parti ve kuruluşların çabaları Türkiye'de bir etnik ayrımı gündeme sokmuştur. Özellikle Güneydoğu'da bu çok açık biçimde yaşanıyor.

Laiklik ayrışması

Kutuplaşma anlamında kötü sinyaller veren bir diğer eksen de, "laik-antilaik" eksenidir. Bu kutuplaşmanın nedeni dinin sürekli olarak siyasete alet edilmesidir. Siyasetin din üzerinden yapılmasıdır.

Bugün yaşadığımız laik-antilaik ayrımının temelinde bu siyasi gayretlerin olduğunu söyleyebiliriz.

Toplumu, "dindar-dinsiz", "laik-antilaik" diye böldüğünüz zaman yine bir felaketin hazırlığını yapmış olursunuz.

Oysa, siyaset dinin üzerinden elini çekse, bu alanda toplumsal bir gerginlik yaşanmaz. Yine yüzyıllardır olduğu gibi, kim, hangi inanca sahip olursa olsun, bu toplum birlikte yaşamayı bilmiş bir toplumdur.

4- Genelkurmay'a türban suçlaması

"Esas itibariyle MHP'den ziyade Orduyla, Genelkurmay'la hükümet arasında türban konusunda adı konmamış bir uzlaşma ortaya çıktığı anlaşılıyor ki, bu da sanıyorum bu 27 Nisan Muhtıra'sının arkasından Dolmabahçe'de yapılan görüşmede gerçekleşmiş olabilir...

Mutabakat şöyle: Genelkurmay siz Avrupa ve Kürt sorunu konusunda fazla istekli olmayın, o tarafı savsaklayıp-sulandırın ama türban konusunda istediğinizi yapın. Ben bu yönde bir 'mutabakat' sağlanmış olduğunu tahmin ediyorum."

Ayrıca; Avrupa Birliği'ne uyum yasalarını filan onları askıya al, fazla asılma. Kürt konusunda da bir dahlin olmasın ama sen de bunlara karşılık türban meselesinde bir çıkış yapabilirsin." Böyle bir anlaşma olmuş gibi görünüyor. Sanıyorum MHP'nin de oy kaygısıyla böyle bir sürece dahil olmasıyla, süreç hızlandı." Diyen yazar yine suçu orduya yıkmaya çalışıyordu.

5- "Ülke'nin Geleceği TSK'ya Bağlı" açıklaması

Orgeneral Büyükanıt, ''Anadolu Kartalı Eğitimi 2008/1 Seçkin Gözlemci Günü'' faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunmuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, ''Ne kadar yüksek eğitime sahip olursanız ve ne kadar teknolojiye sahip olursanız, o kadar caydırıcı bir silahlı kuvvetlere sahip olursunuz. Bu, ülkemizin geleceği açısından da hayati derecede önemlidir'' buyurmuştu. Ve bu onurlu duruş, birilerine dokunmuştu.

6- "Ter akmazsa, kan akar" saptaması

Büyükanıt, hainleri yerle bir eden harekâtların sırrını şöyle açıklamıştı: Yüksek eğitime ve teknolojiye sahip olmak!...

Genelkurmay Başkanı, Konya'da gerçekleştirilen Anadolu Kartalı'nın yapılan gece tatbikatının ardından yaptığı açıklamada, "Eğitimde ter akıtmadığınız zaman, mücadele alanında kan akıtıyorsunuz" gerçeğini haykırması, ülkemiz üzerinde sinsi hesapları olanların ve onlara figüranlık yapanların yüreğine oturmuştu.

7- Yaşar Paşa'yı yıpratma tuzakları:

İsmet Paşa'nın CHP iktidarında 1943 yılında bir paşa, Van'ın Özalp ilçesini teftişe gitmiş. Çünkü kaymakamın emriyle koyunlarına el konulan İranlı bir aşiret reisi, adamlarıyla sınırı geçerek, köylülere ait 500 kadar koyunu yakalatmış ve İran'a götürmüş. Bu gasp fiilinde sayıları otuzu aşan köylü, aşiret reisine yardımcı oldukları iddiasıyla gözaltına alınmış, ama suçsuz oldukları anlaşılınca serbest bırakılmışlar. Ne var ki Kaymakam Hilmi Tuncel Ankara'ya, «Ruslar da sınırımıza fazla yaklaştı. O aşiret reisini cesaretlendiren de onlardı» kabilinden bilgi vermiş.

Soruşturmaya gelen Mustafa Muğlalı Paşa zaten öfkeliymiş. 24 Temmuz 1943'te hemen bir toplantı yapmış. Ve yakalanıp bırakılan o 33 köylünün, «ibret-i âlem için» (Herkese ders olsun, diye) idam edilmeleri kararını almış. Hem de sorgusuz sualsiz; muhakeme etmeden, bir hâkimler heyetince idama mahkûm edilmeden. Paşa Hz.leri:

- Memleketin menfaati gerektirirse babamı bile asarım, diye kestirip atmıştı.

Ve 30 temmuz 1943 gecesi bu 33 vatandaşımız, Yukarı Koçkıran Köyü-356 numaralı sınır taşının olduğu yerde, elleri ve gözleri bağlanarak kurşuna dizilmiş. 32'si ölmüş, yaralanan ve henüz ölmediği fark edilemeyen 33'üncü köylü ise gece karanlığında İran tarafına geçip canını kurtarmıştı.

1949'da hakkında dava açıldı; Muğlalı idama mahkûm edildi, yaşı sebebiyle ceza 20 yıl hapse çevrildi ve 1951'de Paşa cezaevinde iken ahirete uğurlandı.

İşte bundan 61 yıl sonra, Özalp'teki kışlaya «Mustafa Muğlalı Kışlası» adı takılmış. (16 Mart 2004'te). 33 köylünün yakınları itiraz etmişler, kulak asan olmamış. Sivil mahkemede açılan dava eskerî mahkemeye aktarılmış. Savunma Bakanlığı, kışlalara başarılı komutanların adlarını verdiklerini hatırlatmış ve «Merhum cezasını çekmiştir; ceza veya kısıtlamaların süresiz devam etmesi hukuk ve demokrasi değerleriyle bağdaştırılamaz» kanaatini açıklamış.

33'lerin ahfadı Danıştay'dan da sonuç alamazlarsa, bu defa AİHM'ye başvuracaklarmış." Böylesi gereksiz ayrıntılar nedeniyle:  "Genelkurmay'ın densizliği"[2] şeklinde başlık atan Hakkı Devrim gibi küstahlara fırsat verilmesi üzücü bir durumdu..

8- Devlet Bahçeli'nin, Büyükanıt Takıntısı!

AKP ile MHP'nin birlikte yaptıkları ve "Üniversitelerde başörtüsü serbestisi" diye yutturmaya çalıştıkları, ama gerçekte, ne anayasada ne de kanunlarda bulunmayan bir yasağı, tüm orta öğretimde, meslek liselerinde ve kamu hizmetlerinde yasal hale getirildiğini özenle sakladıkları, anayasa düzenlemesini; yüksek mahkemenin iptal etmesini, Yaşar Büyükanıt Paşa'nın haklı olarak "malumu ilam" yani, "bilineni ve bekleneni açıklama" şeklinde değerlendirmesine şiddetle karşı çıkan ve "makulu ilam gerekir" sözleriyle yüksek mahkemenin kendi arzuları hilafına verdiği kararı kınayan Devlet Bahçeli, gerçekten başörtüsünün dinimizin bir kuralı ve temel insan hakkı olarak, tamamen serbest bırakılmasını niye savunamıyor ve sahip çıkamıyordu? Kimleri kandıracağını sanıyordu?

Solcusundan sağcısına, İslamcısından ulusalcısına GKB. Org. Yaşar Paşa'yı, kurmay kadrosunu  ve kahraman Ordumuzu hedef alanlar, halen Amerika'yla başa çıkılmayacağına ve gelip kendilerini kurtaracağına inanıyorlardı. Oysa Amerika'lı subaylar bile: "Irak'tan sonra yeni bir savaş imkansız" diyorlardı.

Umur Talu, 25 Şubat'ta Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde, Amerikalı subaylar üzerinde yapılan bir araştırmanın ilginç sonuçlarına yer verdi, Talu'nun yazısının başlığı da dikkat çekici: "Askersiz Ordu". Talu bu yakıştırmayı Amerikan ordusu için yapıyor. Zira söz konusu araştırmada subaylara; ABD'nin, askeri kabiliyet, ordu gücü açısından ikinci bir savaşı kaldırıp kaldıramayacağı sorulmuş ve l'den 10'a kadar not vermeleri istenmiş. Talu, ABD ordu mensuplarının, içinde bulundukları ordunun Irak dışında ikinci bir savaşı yürütme imkan ve ihtimaline, bir tek Suriye için 5.1 verdiğini, İran'da ise 10 üstünden 4.5 verdiklerine dikkat çekiyor. Ama Talu'nun dikkat çekmek istediği asıl nokta subayların yüzde 80'inin ikinci bir savaşa "imkansız" yorumunu yapması. ABD'nin aslında 'kof bir imparatorluk' olduğunu, kara gücü (asker sayısı) çok sınırlı olduğundan tek başına birkaç savaş, işgal, istila götüremeyeceğini ve o noktaya gelindiğini yazan Talu yazısını şöyle bitiriyor:

"Bir kısım" ‘akıllı', özellikle İran, Suriye, belki Pakistan konusunda çok hevesli. İsrail ittirmesiyle de bunlar Bush yönetimi bitmeden bir 'saldırı' istiyorlar. Sorun, saldırı sonrasında. Yeterli asker yok. Civarda yeterli, fazlasıyla askeri olan kim varsa, oranın halkı, medyası, muhalefeti işte bu açıdan da hükümeti, Genelkurmay'ı sorgulamalı: Bilmediğimiz bir şey var mı!".

E. Tümg. Alaettin Parmaksız Paşa:

"Bölgede ABD'ye değil, Türkiye'ye rağmen bir şey yapılamaz" diye haykırmaktaydı.

"Türk-Amerikan Savaşı-Kanlı Deprem" adlı kurgu romanında Türkiye ile ABD arasında çıkacak bir çatışmayı ele almıştı. Romanda ABD, Ankara'yı işgal etmek için hazırlık yapıyor ancak ABD için sonu hüsranla biten bu savaşta Türk Ordusu ve milleti büyük bir galibiyet kazanıyordu. Parmaksız Paşa kitabında tüm önyargıları yıkarak bölgede ABD'ye rağmen değil, Türkiye'ye rağmen bir şey yapılamayacağını ortaya koyuyordu.

Kitabın yazılma amacını şu sözlerle özetliyordu. Türk halkının beyninde 'ABD'ye rağmen dünyada hiçbir şey yapılamaz, ABD Türkiye'de istediğini yapar' imajı var. Bunu kabul etmeyen bir Türk vatandaşı olarak ABD'ye rağmen değil, Türkiye'ye rağmen, Türk halkına rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne rağmen bir şey yapılamayacağını ortaya koyan bir eser yazmak istedim."

"TSK'nın uçakları ABD'ye karşı ya da ABD'nin istemediği bir yerde kullanılamaz", "ABD bir düğmeye bastığında her şeyi iptal edebilir" önyargılarını da yerle bir edecek açıklamalarda bulundu. E. Tümg. Parmaksız şöyle konuştu, "Bu durum, TSK'nın gücü hakkında insanların beyinlerinde soru işareti yaratmak maksadıyla Batı kamuoyu ile birlikte ABD'nin yürüttüğü bir psikolojik harekatın Türk insanının zihninde yer etmesidir. Biz NATO'ya girdikten sonra kendi savunma sanayimizi kapatmışız. ABD de diyor ki, 'Ben izin vermeden kullanamazsın'.  ABD'ye bağımlılığımız Hava Kuvvetleri'nde biraz daha ağırdır ama bu demek değildir ki TSK, ABD'ye rağmen bir şey yapamaz! TSK, ABD'ye rağmen her şeyi yapabilir. Öyle 'ABD bir düğmeye basar, her şeyi kontrol eder' diye bir şey yok. Yapacaksa Irak'ta kontrol etsin, Afganistan'da, Venezuela'da, Somali'de kontrol etsin."

Kitaptaki kurguya göre ABD'nin planı güneydoğu bölgemizden bazı işbirlikçiler eşliğinde belli noktaları kontrol altına almak ve orada büyük kitle gösterileri düzenleyerek milli hükümetin ve silahlı kuvvetlerin elini kolunu bağlamak. Fakat bu plan gerçekleşmiyor. E. Tümg. Parmaksız güneydoğulu insanımızın devletine bağlı olduğunu söyleyerek, televizyonlarda gösterildiği gibi ayrı bir devletin halk tarafından değil, yüzde biri bile bulmayacak belli kesimler tarafından istendiğini vurguluyor, E. Tümg. Parmaksız ABD senaryosunun işlemeyeceğini şu sözlerle açıklıyor, "Üç ay evvel 'Türkiye operasyon yaparsa şöyle yaparız böyle yaparız' deyip de dil uzatan, boyundan büyük laf eden içerden ve dışardan bir sürü adamlar vardı. Türkiye operasyon yaptı, ne yapabildiler? Hiçbir şey."

Siyonist sermaye destekli TESEV'in TSK düşmanlığı

Büyükanıt, TSK'yı yıpratmayı hedef alan TESEV için:

"Raporlar kimlerin desteğiyle hazırlanıyor, tahmin ediyorum" demişti.

Genelkurmay Başkanı'nı doğrulayan itiraf bir yıl sonra TESEV Başkanı Can Paker'den geldi.

"Türkiye'ye her yıl 2 milyon dolar gönderiyor" diyen Paker, Soros'un bu parayı iyilik olsun diye dağıttığını iddia ederken şunları söyledi:

" Adamın 12 milyar dolar serveti var, 600 milyon dolarını dağıtıyor..."

Para, Yahudi'den hakaret TESEV'den

Genelkurmay Başkanı, TESEV'in yayınladığı TSK ile ilgili Almanağı eleştirirken, "Bu tür raporlar kimlerin desteğiyle hazırlanıyor bilmiyorum. Bir kısmını sadece tahmin ediyorum" ifadesini kullanmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan TESEV'in arkasındaki gücün, yapılan itirafla Soros olduğu gerçeği gün yüzüne çıktı.

TESEV Başkanı Paker, Soros'un, Türkiye'ye her yıl 2 milyon dolar gönderdiğini açıkladı.

Hazırladığı Almanak'la Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan TESEV'i, ünlü Yahudi finans spekülatörü George Soros'un fonladığı anlaşıldı.

TESEV Başkanı Can Paker, Soros'un Türkiye'ye her yıl 2 milyon dolar gönderdiğini de doğruladı.

Aynı zamanda Soros'un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün de Danışma Kurulu Başkanı olan Can Paker, Sabah gazetesine yaptığı açıklamada ilginç itiraflarda bulundu.

Açıklamasında, dünyaca ünlü Yahudi spekülatör Soros'a övgüler yağdıran Can Paker, şunları söylüyordu:

"Soros'un iki yanı var; biri işadamı ve spekülatör olması. İkincisi ise 'Açık Toplum' dünya görüşüne çok inanmış biri ve bu iddialarını gerçekleştirmek için para harcıyor.. Soros, Bush'un iktidardan inmesi için 15 milyon dolar harcadı. Soros, 'Açık Toplum' fikri için dünyada yılda 600-700 milyon dolar harcıyor. Yarısından çoğunu açık toplum olmadığını düşündüğü Amerika'da harcıyor."

Tabi bu fosuruk cinsinden bu sözlere kargalar bile gülüyordu!..

 

 



[1] 11.03.2008 / Zaman- Baykal Yine de Haklı

[2] 06.05.2008 / Radikal

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  ABD’li Yahudi komutanın Suriye ziyareti TSK’ya gözdağı mesajıydı. ABD Merkez Kuvvetler...
Devami
  Tüpraş'ın yüzde 14.76'lık payının İsrailli Ofer'e satılması ilginç isimleri...
Devami
  İŞİN UZMANLARINA GÖRE DEVALÜASYON GELİYOR !! Yakında büyük bir devalüasyon...
Devami
  Gül, Tahrana ABD'nin mesajını götürüyor ve "örtülü tehdit" ediyor!...
Devami
 Fetullah Gülen ekibiyle Milli Görüş hainlerini; önce kaynaştırıp kucaklaştırıp iktidara...
Devami
  1964-1967 yılları arası üç yılı Tunceli’de geçen Hocamız anlatmıştı. Komşu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2826

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR